1.2. Takrir-i Sükun Kanunu Öncesi Türkiye’nin İç Politika Durumu

1.2.2. Hilafetin Kaldırılması ve Etkileri

1.2.2.3. İstanbul İstiklal Mahkemesi

İsmet Paşa meselenin ciddiyetine dikkat çekerek hükümet adına İstanbul’a bir İstiklal Mahkemesi gönderilmesi teklifinde bulunmuştu. Rauf Bey, İstiklal Mahkemesi gönderilmeden önce yapılacak bir şey olup olmadığının araştırılmasını istemiş ve İstiklal Mahkemelerinin hariçte ihtilal mahkemesi olarak algılandığını, İstanbul’a İstiklal Mahkemesi’nin gitmesinin inzibat kuvvetlerinin zayıflığı ve mevcud adliye mahkemelerinin mevcudiyetini inkar demek olacağını ve memlekette ihtilal varmış havasını vereceğini iddia etmiştir. Bunun yanında Hıyanet-i Vataniye Kanunu’ndan ziyade Taklib-i Hükümet Kanunu’nun uygulanmasını istemiş, bu kanunun daha sert olduğunu, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun kasıt aramadığına dikkat çekerek, İstiklal Mahkemesi göndermeyi gereksiz gördüğünü açıklamıştır.80

Mahkemenin üyelerinin seçimi için yapılan oylamaya 156 üye katılmış, 22 çekimser oy kullanılmıştır. Cebelibereket mebusu İhsan Bey 102 oyla reisliğe, Saruhan mebusu Vasıf Bey 105 oyla müdde-i umumiliğe(Savcı), Konya mebusu Refik Bey 116, Hakkari mebusu Asaf Bey 108, Kütahya

77 Neslihan Erözbek- Fethi kayalı “Bir Mektup ve Hilafet Meselesinin Gündeme Gelmesi-II” ,Belgelerle Türk Tarihi

Dergisi, Şubat 1989, Sayı48, s. 29

78 M.Çulcu, a.g.e., s. 149

79 E.Aybars, a.g.e., İzmir 2006, s.161

mebusu Cevdet Bey 106 oyla azalığa seçilmişlerdir.81 Oylama sonuçları,

sınırlı da olsa bir muhalefetin varlığını ortaya koymaktadır.82

İstiklal mahkemesi İstanbul’a vardığında bir bildiri yayınlayarak İstiklal Mahkemesi’nin kuruluşunun sebep, amaç ve çalışma yöntemi belirtmişti. Bildirinin kaleme alınış şekli oldukça sertti ve Cumhuriyete karşı kasıtlı olarak

harekette bulunanların İstiklal mahkemeleri tarafından şiddetle

cezalandıracağını ısrarla vurguluyordu. İstiklal mahkemesi eski Meclis-i Mebusan binasında görevine başladı. İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey göz altına alındı.83 Ayrıca İkdam gazetesinin sahibi Ahmet Cevdet, Tevhid-i Efkar gazetesinin sahibi Velid Ebüzziya, Tanin gazetesinin sahip ve başyazarı Hüseyin Cahid, İkdam müdir-i mesuIü Ömer İzzettin Tevhid-i Efkar müdir-i mesulu Hayri Muhittin Beyler tutukladı.

Gazeteler, gazetecilerin duruşmasına geniş yer vermişler ve tutuklamaların kanunsuz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Duruşmalarda gazetelerin yönetim şekli ve yayın politikası ile ilgili sorular sorulmuş özellikle hariçten gelen makaleler konusundaki uygulamaları üzerinde durulmuştur. Gazeteciler genellikle mektubun yayınlamış şekliyle ilgili olarak; mektubu bir belge olarak kabul ettikleri ve bu yüzden yorumsuz olarak aynen

yayınladıkları açıklamasında bulunmuşlardır. Mahkeme, yazarların

Cumhuriyetin ilanı dönemindeki yazıları hakkında da uzun incelemelerde bulunmuş ve bu yazıların olayla bağlantılı gördükleri yazarlarını sorgulamıştır.

Yargılamalara bakılırsa mahkemenin amacının yalnızca mektubun yayınlanmasıyla ilgili yargılamada bulunmak değil, aslında bir müddetten beri İstanbul basını ile Ankara Hükümeti arasında var olan muhalefetin hesabını sormak olduğu söylenebilir.

24 Aralık’ta Erzurum mebusu Casım Efendi ve arkadaşlarının İstiklal Mahkemeleri’nin verdiği cezaların kesin olduğuna dair beşinci maddesinin değiştirilerek tertibi cezaların meclis tarafından, diğer cezaların ise Adliye

81 TBMM ZC, Devre:2, İçtima Senesi.l, Cilt. 4, İçtima.64, s,121

82 M.Tunçay, a.g.e, s. 83

83 10 Kasım günü Tanin'de yayınlanan Halife'ye açık mektup isimli yazısında Halife’den istifa etmemesini istiyor,

Encümeni tarafında onaylandıktan sonra uygulanması yolundaki takrire ait Layiha mecliste büyük tartışmalara neden olmuş Kanun değişikliğine ilişkin mazbata 26 Aralık’ta yeniden oylanmış, oylamaya 155 kişi katılmış, 112 kabul, 39 red, 4 çekimser ile mazbata hükümetin istediği gibi red edilmiştir.84

Üç kez yapılan oylama ile red ve çekimser oylar muhalefetin arttığını göstermektedir.

TBMM’de bu tartışmaların devam ettiği sürede çalışmalarına devam eden İstiklal Mahkemesi 27 Aralık’ta kararını vermiş, İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun Birinci Maddesi’ne göre 5 sene küreğe mahkum edilirken 2 Ocak’ta mahkemeleri biten, mahkemenin toplanmasına neden olan mektubu yayınlayan gazeteciler beraat etmişlerdir. 5 yıl küreğe mahkum edilen Lütfi Fikri Bey’in affedilmesi için 9 Ocak’ta Baro ardından Lütfi Fikri Bey’in avukatlarının Meclis’e başvuruları kabul edilmemiş, Lütfi Fikri Bey’in bizzat kendisinin Meclis’e dilekçe ile başvurması sonucunda 13 Şubat 1340’da bir layiha ile Lütfi Fikri Bey ile birlikte İstanbul İstiklal Mahkemesi’nin baktığı diğer davalardan mahkum olan iki kişi daha affedilmiştir.85

Toynbe, İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanan gazetecilerin beraatinden sonra İstanbul’da sevinç gösterileriyle karşılanmasını Ankara’daki resmi siyasete dolaylı bir protesto olarak yorumlamaktadır86.

İstanbul’a İstiklal Mahkemesi gönderilmesi, Ankara’nın İstanbul gazetecilerine gözdağı vermek ve basın üzerinde baskı kurarak yapılacak reformlarda bu muhalif odağı tam olarak kazanamayacaksa bile en azından etkilerini kırma yoluna girdiği düşünülebilir. Ankara yönetimi kozmopolit yapısı dolayısıyla İstanbul’a güvenmiyor ye buradaki muhalif kadroya en azından gözdağı vermeyi hedefliyordu.

İstiklal Mahkemeleri’nin gönderilmesi kararı başlangıçta yetkilerinin genişliği dolayısıyla endişe ile karşılandı. Mahkemenin yetkileri meselesi Cumhuriyetin adalet ve hukuk anlayışı hakkında sui tefsirlere yol açıyordu. Ancak mahkemelerde o zamana kadar savunma tanımaz yargılama usulüne

84 TBMM ZC, D.2, İS.1, C4, İ. 74, s,485 vd.

karşılık, İstanbul İstiklal Mahkemeleri sanıklara ve avukatlarına sınırsız savunma hakkı tanımıştı. Bu durum Cumhuriyet’in adalet ve hukuk anlayışına önemli oranda güven doğmasına neden oldu. Mahkemenin sanıklara gösterdiği saygı ve nihayet tüm sanıklarla ilgili beraat kararı alması, bu güvenin pekişmesine neden oldu. Çulcu, bazı çevrelerin bu tavrı zaaf olarak değerlendirdiği ve bunların başında Halife Abdülmecid Efendi’nin geldiğini savunmaktadır87.

Belgede Şark istiklal mahkemesinde 1925-1927 döneminde Takrir-i Sükun Kanununun uygulanmasi (sayfa 40-43)