Hava Kirliliği

Belgede T.C. hükümetlerinin çevre konularına yaklaşımı (sayfa 55-59)

5. GENEL OLARAK TÜRKİYE’DEKİ

5.1. Hava Kirliliği

Hava, canlıların her an, birebir ihtiyaç duydukları bir çevre öğesidir. Bu yönüyle diğer çevre öğelerinden bir adım önde olmakta ve onun sağlığı, canlıların sağlığını biraz daha fazla ilgilendirmekte olmasına karşın hava, yaşamsal önemi düşünülmeden en fazla kirletilen çevre öğelerinden birisidir. Ve maalesef bu, Türkiye’de de böyledir.

Havanın, gerek insan sağlığına, gerekse tabiata zarar verici hale gelmesinin, kirletici denen unsurların fazlalaşmasıyla olacağını, kirleticilerin, belirli bir kaynaktan atmosfere bırakılan birincil kirleticiler ve atmosferdeki kimyasal reaksiyonlar sonucu meydana gelen ikincil kirleticiler olarak ikiye ayrılarak bu kirleticilerin, havada belirli ölçülerin üstüne çıkması halinde hava kirliliğinin meydana geldiğini ve bu açıklamalar çerçevesinde hava kirliliğinin, atmosferde toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek olan kirleticilerin, insan ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verici miktarlara yükselmesi olarak tarif edilebileceğini belirten Türkiye Çevre Vakfı (1995 : 39-42), Türkiye’de hava kirliliği genel olarak evsel ısınma ve taşıtlardan kaynaklanmakta olduğunu, endüstriyel merkezlerde bu kaynakların üzerine endüstri emisyonlarından meydan gelen kirliliğin de eklendiğini, son yıllardaki hızlı ve plansız şehirleşmenin, endüstri tesislerinin yer seçiminde yapılan hatalar ve endüstri emisyonlarına etkili bir arıtım uygulanamamasının,

dünyada 1960’lı yıllarda çözülmüş olan bölgesel kirlilik sorunlarının Türkiye’de hızla artmasına neden olduğunu da vurgulamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı tanıma göre ‘hava kirliliğinin, canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki yoğunluğu’ olduğunu belirten Çepel (1992 : 195), insanlar tarafından atmosfere karıştırılan yabancı madde gruplarının adlarını da belirterek ‘Hava kirliliğini, atmosferdeki toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insan ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verici miktara yükselmesi’ şeklinde tanımlamaktadır.

Ruşen Keleş (1997 : 10), çevre kirliliğinin ve onun bir boyutu olan hava kirliliğinin, ekolojik dengeyi bozmakta olduğunun en çarpıcı belirtilerinin, sera etkisi, ozon sorunu ve asit yağmurları gibi sonuçlarla iklim koşullarında ortaya çıktığını belirtmektedir. Çepel ise (1992 : 43-181), atmosferde bulunan karbondioksit gazının, aynen sera camlarında olduğu gibi, güneşten gelen ışın enerjisinin yeryüzüne kadar gelmesini engellemediğini, ama bu ışın enerjisi yeryüzüne çarpıp ısı enerjisi haline dönüşünce, bunun yeniden atmosferin yüksek tabakalarına çıkmasını engellediğini ve böylece yeryüzüne yakın ortamlar üzerinde ısıtıcı bir etki yaptığını, buna da atmosferik karbondioksitin ‘sera etkisi’ dendiğini belirterek, sera etkisinin çok önemli ekolojik sorunlar ortay çıkardığının, atmosferin doğalında on binde üç oranında bulunan karbondioksitin, sanayileşmeyle önemli derecede arttığının, kömür, akaryakıt gibi fosil yakıtların bol miktarda kullanılmasından dolayı atmosferdeki karbondioksit miktarı gittikçe çoğalarak, bunun da sera etkisini arttırarak dünyanın gittikçe ısınacağının ve Dünya ikliminin bu nedenle ısınmasının kutuplardaki buzları eritebileceğinin, deniz kıyılarında su seviyelerinin yükseleceğinin ve birçok kıyı bölgesinin sular altında kalabileceğinin düşünüldüğünü vurguladıktan sonra hava kirliliğinin önemli bir nedeni olan asit yağışlarına değinerek asit yağışlarının, uzmanların bildirdiklerine göre sanayi kuruluşları kaynaklı olduğunu, özellikle termik santrallerin bacalarından çıkan duman içinde, bol miktarda kükürtdioksit ve azotoksit gibi gazlar bulunduğunu, bunların atmosferdeki nem ile birleşince, sülfürik asit, nitrik asit gibi akıcı asitlere dönüşerek kar, yağmur, sis yağışlarıyla yeryüzüne ulaştığını ve bunlara ‘asit yağmurları’ dendiğini belirtmiştir. Ayrıca fosil yakıtlardan kaynaklanan asit yağışları ve çeşitli gazların, çevreyi, kirletmekle kalmadığını,

tarımsal ürün üzerinde de olumsuz etki yaptığını, ülkemizde de Yatağan Termik Santrali’nin çevresindeki tarlalarda ekili ürünün yaşayamadığı gibi, toprakların bitki yetiştirme özelliğinin de kaybolmak üzere olduğunu belirten Çepel, özellikle ülkemizde uygulandığı gibi kükürt oranı yüksek linyit kömürlerinin termik santrallerde kullanılmasının, sonuçları hesaplanamayan zararlara yol açtığını, bunun en tipik örneğinin, çevresini çölleştiren Muğla Yatağan Termik Santrali olduğunu vurgulamaktadır. Artan hava kirliliğine bağlı küresel ısınmanın, en önemli çevre sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Erbil (1998 : 74), Buzul Çağı’ndan günümüze dünyanın ısısının sadece 4-5 derece artarken, Endüstri Devrimi’nden bu yana ise artışın yaklaşık olarak 1,5-3,7 olarak hesaplandığını belirtmiştir.

Hava kirliliğine bağlı olarak görülen ozon tabakasının seyrelmesi olayının, morötesi ışınımın artmasına ve bunun, denizlerdeki canlıları da olumsuz etkileyeceğini belirten Brown ve Kane (1999 : 60), küresel ısınmanın ilerlemesiyle, okyanuslardaki büyük akıntıların yönünün ve miktarının değişerek okyanuslardaki canlıların yaşam savaşının artacağını vurgulamaktadır.

Hava kirliliğinin bir boyutu olan sera etkisi üzerinde duran Postel (2000 : 74), sera etkisiyle birlikte sıcaklığın artacağını, artan sıcaklığın buharlaşmayı arttıracağını ve böylece ihtiyaç duyulan su miktarının artacağını belirterek, kış yağışlarının daha çok yağmur olarak görülmesi nedeniyle az miktarda yağan karların daha erken eriyerek, ürünler için en fazla gerekli olduğu yaz döneminde nehir akışlarının azalacağını savunmaktadır.

Ülkemizde, özellikle büyük şehirlerde yoğun olarak görülen ve halk sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşan hava kirliliklerinin, mevsim koşullarından bağımsız bir şekilde süreklilik arz ettiğini belirten Gürpınar (1995 : 31-151), bu sürekliliğin başlıca sebebinin, hava kirliliğinde payının %60-70 kadar olduğu bilinen ulaşımdan kaynaklandığını; bir insanın günlük temiz hava ihtiyacının 15 metreküp olduğunu ve sadece bir arabanın 10 dakika çalışmayla canlı hayatını ne kadar ciddi bir oranda tehlikeye attığını vurgulamaktadır. Fakat Gürpınar’ın belirttiğinin aksine, 2001 yılı içerisinde hava kirliliği açısından küçük şehirlerimiz ilk sıraları alarak, hava kirliliğinin de ‘küçük şehir-büyük şehir’ ayrımı gözetmediğini göstermişlerdir. 2001 yılı için havası en kirli şehirlerimizde ilk sıraları, Kütahya, Denizli, Sivas, Afyon, Çorum, Rize, Antalya ve Kastamonu gibi illerimiz alırken ilk 10 il arasına İstanbul,

Ankara ve İzmir girememiştir (“En Kirli Hava Kütahya’da” , 2002). Bu arada, 2003 yılının kış ayları içerisinde gözlemlediğimiz bir olumsuzluk da, bu seneye kadar temizliği ve sağlığıyla dikkat çeken Malatya şehir merkezinin havasının, aşırı kirlenmişliğidir. Gerek kullanılan yakıtların kontrolsüz ve kötü oluşu, gerekse de şehir içindeki ulaşım sisteminde motorlu ve bireysel taşımacılığın yoğunlaşması, bu kirliliği körüklemektedir.

Hava kirliliğinin bir sonucu olan asit yağmurları açısından ülkemizin henüz Avrupa’da olduğu kadar tehlikeye maruz kalmadığını belirten Kışlalıoğlu ve Berkes (1993 : 63-69), Türkiye’de asit yağmurlarına Murgul, Ergani, Yatağan, Elbistan gibi sayılı yerlerde ve Avrupa’dan yağış alan kuzeybatı kesimlerde rastlandığını ve ülkemizdeki yağmurların fazla asitli olmadığını ve yağmurdaki asidi etkisizleştirebilecek kireçli kayaların ülkemizde bol miktarda bulunduğunu vurguladıktan sonra atmosferdeki karbondioksit oranının, fosil yakıtların tüketimi nedeniyle önümüzdeki 30 ile 60 yıl içerisinde iki katına çıkacağını belirtip, araştırmalara göre bu artışın, dünya ısısını 1,5 ile 4,5 derece kadar arttıracağını ve bu ısı farkının az gibi görünmesine karşılık olarak buzul çağlarıyla ılık devirler arasındaki ısı farkının sadece 5 derece olduğunu vurgulamaktadır.

Havanın sağlığına ve dolayısıyla canlıların sağlığına olumsuz etki yapan bir faktör de pestisitlerdir. Türkiye Çevre Vakfı’nın belirttiğine göre (1995 : 503), buharlaşma özelliğine sahip bazı pestisitler bu yolla solunan havaya geçerek, sinir sisteminde ve biyolojik yapıda bozulmalara sebep olarak insan sağlığını doğrudan tehdit edebilmektedir.

Hava kirliliği, sadece ülkemizin değil Dünyanın mücadele etmek zorunda olduğu önemli bir çevre sorunudur. Özellikle yoğun sanayileşmenin yaşandığı, ulaşım sistemi olarak toplu taşıma yerine bireysel taşıma tercihlerinin ağırlık kazandığı ve ısınma aracı olarak daha çok fosil yakıtlarının kullanıldığı toplumlar hava kirliliğiyle daha çok uğraşmaktadırlar. Fakat yine çevresel sorunların küresel etkilerini dikkate alırsak, başta rüzgar olmak üzere bazı hava hareketlerinin, kirlenmiş havayı başka yerlere taşıması sıkça görülen bir olaydır. Buna ülkemiz açısından bakarsak, özellikle büyük şehirlerimizde görülen hava kirliliğinin, zamanla şehirlerin dışarısına doğru ilerlediği görülmektedir. Oysa ki, sanayi tesislerine uygulanacak önlemler ve yaptırımlarla, ulaşım sisteminde toplu taşımacılığın

yaygınlaştırılması için teşvik edici politikaların uygulanmasıyla, ısınma ihtiyacının giderilmesinde çevreye daha az zarar veren yakıtların kullanılması için halkın desteklenmesi ve bu konuda yaptırımların konması yoluyla, hava kirliliğinin en alt seviyelere inmesi sağlanabilir.

Belgede T.C. hükümetlerinin çevre konularına yaklaşımı (sayfa 55-59)