5. GENEL OLARAK TÜRKİYE’DEKİ

5.4. Erozyon

Toplumlara baktığımızda, insanların, varlığını ve bütünlüğünü savunduğu kaçınılmaz öğelerin başında ‘toprak’ gelmektedir. Toprak bütünlüğü, bir ülkenin geleceğinin en önemli sigortalarından birisidir. Örneğin ülkemiz açısından baktığımızda, kime sorarsanız sorun, ülke toprağından bir karış bile verilemeyeceğini ve bunun ülke varlığının onuru olduğunu savunur. Ve bu doğrudur da. Yani böyle düşünülmesi gerekir. Ama maalesef insanların ‘toprak kaybı’ kavramına bakışı, bunun, sadece savaşlar, anlaşmalar vb. yollarla olabileceği şeklindedir. Nedense,

yılda 20 cm derinliğindeki 20 bin dönüm arazinin bir bilinmeze gidip yitirilmesi, ‘toprak bütünlüğü’nü savunanları rahatsız etmemekte, bu kayıp, ülke onurunu zedelemek şöyle dursun, neredeyse bilinmemektedir bile.

Erozyonu, kısa ve basitçe, toprağın, doğal kuvvetlerden su ve rüzgarın etkisiyle yerlerinden aşındırılarak başka yerlere taşınması olarak tanımlayan Türkiye Çevre Vakfı (1995 : 303-308), toprak içindeki, birçoğu bitki besin maddesi olan elementlerin bol yağışlı yerlerde sularla sızarak toprağın alt katmanlarına oradan da yeraltı sularına karışması olayına ‘kimyasal erozyon’ dendiğini de belirterek, bir anlamda insan faktörlü erozyonla yağışlardan kaynaklanan doğal erozyon arasındaki farkı da ortaya koymuştur. İnsan kaynaklı erozyonun, insana ve çevreye çok olumsuz birçok etkisinin olduğunu da vurgulayan TÇV, bu etkileri, toprak kayıplarında artma, üretimin azalması, bitki besin maddelerinin kaybolması, ürün kalitelerinin düşmesi, su tutma kapasitesinin azalması, verimli toprakların sedimentlerle (taşınmış çakıl, kum gibi uygunsuz maddelerle oluşmuş yığınak) örtülmesi, toprak yapısının bozulması, fazla iş gücüne gereksinim doğurması, sel oyuntuları ile arazi kaybı, sedimentasyon (taşınan toprağın akarsu yatağı, liman vb. alanlarda birikmesi) olaylarının görülmesi, su temini masraflarının artması, arazi ve akarsuların ekonomik değerlerinin azalması, su yolları ve idame masraflarının artması ve baraj ve sulama sistemlerinin yıpranması şeklinde belirtmektedir.

Ülkemizde toprak sorunlarının başında, toprak taşınmasının yani ‘erozyon’un geldiğini belirten Necmettin Çepel (1992 : 159-207), erozyonla toprak kaybı miktarının, yılda 500 milyon ton olarak tahmin edildiğini, bu kaybın, 20 cm derinliğindeki 20 bin dönüm arazi kaybına eşdeğer olduğunu, ülkemizde bir yılda kilometre kare başına 585,6 ton toprağın erozyonla taşındığını, Avrupa için bu miktarın ortalama olarak 31,3 ton olduğunu vurgulayıp, sadece toprağın üst tabakasının kaybı olarak görülmesinin çok büyük hata olduğunu belirttiği erozyonun, aynı zamanda geride kalabilen toprağın su tutma kapasitesinin azalması ve toprağın besin maddeleri bakımından da fakirleşmesi anlamına geldiğinin altını çizmektedir. Necmettin Çepel, erozyonun bir türü olan toprak erozyonuyla,

- Barajların, doğal ömründen çok daha önce dolduğunu, örneğin 1934 yılında yapılmış olan Çubuk Barajı’nın 2/3’sinin 35-40 yılda dolduğunu, Keban Barajı su toplama havzasının yeterince bitki örtüsüne sahip olmadığı için, yılda 1 metrekare

alandan 550 kg toprağın, erozyonla taşınarak barajı doldurduğunun belirlendiğini, bu konuda dünya ortalamasının 70-80 kg/metrekare/yıl olduğu düşünülürse, Keban Barajı’nın ömrünün 7-8 kat kısalmış olduğunu,

- Toprakta, bitki besin maddeleri kaybı olduğunu, her yıl ülkemizden taşınan toprakla 8 milyon 750 bin ton bitki besin maddesinin kayba uğradığını ve bunun değerinin 1980 yılı gübre fiyatlarına göre 262,5 milyar TL (günümüz parasıyla yaklaşık 100 trilyon TL) olduğunu,

- Toprakların su tutma kapasitesi azalarak çimlenme yastığı niteliğinin kaybolduğunu, çünkü erozyonla, toprağa can veren humuslu üst tabakanın götürülerek, altta, sıkışmış mineral maddece zengin toprağın kaldığını,

- Erozyonla yarılıp parçalanmış tarım arazisinin, işleme ve tarım yapma güçlüğü yarattığını, belirtmektedir.

Uygulama teknikleri ele alındığında ülkemizde toprakların elden çıkmasında en önemli etkenin, arazilerin, yeteneklerine uygun şekilde kullanılmaması olduğunu belirten Koray Haktanır (1997 : 225-226), özellikle tarımsal işlemeye uygun olmayan V., VI. ve VII. sınıf arazilerin önemli kısmının, hiçbir koruyucu önlemin alınmadan tarımsal faaliyetlerde kullanılmasının, erozyon miktarını arttırdığını, bunun yanında, orman tahribatı, yangınlar, meralardaki kullanım yanlışlıkları, geniş tarım alanlarında nadas uygulamaları ve bitki ekim nöbeti uygulanmayışı gibi hataların, erozyon kayıplarını arttırdığını vurgulamakta ve çiftçilerimizin ekolojik üretim şekillerini tanımamasının, toprağa organik madde girdisinin, çiftlik gübresinin ve anızın yakılması ile en az seviyeye indirilerek toprağın erozyondan korunucu özelliklerinin azaltılmasının, özellikle anızın yakılması ile toprak ve su kayıplarının artmasının, erozyonu destekleyici faaliyetler olduğunu belirtmiştir.

Türkiye’nin, topraklarını hızla yitirdiğini ve toprak erozyonunun Türkiye’yi çölleştirdiğini, tükettiğini belirten İsmail Tümay (1999 : 249), bu tükenmeyle Türkiye’nin, toprak rezervi kalmamış 15 ülke arasına girdiğini, NASA’ya göre de 50 yıl sonra çöl olacağını acı bir gerçek olarak vurgulamaktadır.

Necmi Sönmez ise (1997 : 90), erozyonun diğer türü olan su erozyonunun denetlenmesi ve önlenmesinin de, bu savaşı yapabilmeyi sağlayacak mevzuatla, bu mevzuatı uygulayacak örgütlerin kurulmasıyla ve tanımlanmalarıyla yakından ilgili olduğunu, bu amaçla kurulan ve mevzuatla desteklenen Toprak-Su Genel

Müdürlüğü, Tarım Bakanlığı’nın Reorganizasyonu ve Tarım Bakanlığı’nın Köy İşleri Bakanlığı ile birleştirilmesi sürecinde görünmez hale getirildiğini, bu değişimin, çeşitli yönlerden çıkardığı olumsuz gelişmeler yanında, topraklarımızın korunması için proje uygulama çalışmalarında da yavaşlama sonucunu doğurduğunu belirterek ülkemizde çoğunlukla yaşanan mevzuat karmaşasının altın çizmektedir.

Erozyon ülkemiz topraklarının geleceği için en büyük tehdittir diyebiliriz. Çünkü erozyonla toprak, kaybolmaktadır, iş göremez hale gelmektedir. Nasıl ki eti ve derisi olmayan bir insan iskeletinin yaşamla ilgisi yoktur, üzerinde toprağı olmayan yerler de zamanla yaşamdan elini eteğini çekecektir.

Belgede T.C. hükümetlerinin çevre konularına yaklaşımı (sayfa 67-70)