• Sonuç bulunamadı

5. KRİZLERİ ORTAYA ÇIKARAN ETKENLER

5.2. BKYMY’ne Göre Kriz Yönetimini Gerektiren Haller

5.2.3. Doğal Afetler

Yerel toplulukların genel yaşamını etkileyen, aksatan, bozan yer sarsıntısı, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve kaya düşmesi gibi doğa olayları tabi afet olarak tanımlanmıştır (Keleş, 1998: 42). Tabi afetlerden kaynaklanan krizlerin en sık karşılaşılan kriz türleri olduğu söylenebilir. Tabi afetlerden kaynaklanan krizleri diğer kriz

türlerinden ayıran önemli bir farkta bu tür felaketlerin belirtilerinin olmaması veya çok az olması ve dolayısıyla kuruluşların erken uyarı sistemlerinin ve önleme mekanizmalarının çok fazla işe yaramamasıdır. Tabi afetler; deprem, sel baskını, çığ düşmesi, toprak kayması ve kaya düşmesi, kara, deniz ve havada meydana gelen büyük ölçekteki kazalar, fırtına, hortum, sıcak ve soğuk hava dalgaları, asit yağmurları, yıldırım, kuraklık, dolu ve don ile diğer meteorolojik afetler şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Bu olaylar kriz yönetimini ve afet yönetimini gerektirmektedir. Afet Yönetimi; afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla, bir afet olayının zarar azaltma, hazırlıklı olma, olaya müdahale ve iyileştirme gibi dört ana ve diğer ara aşamalarında yapılması gereken faaliyetlerin planlanması, yönlendirilmesi, desteklenmesi, koordine edilmesi ve uygulanması için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla, kaynakların bu ortak amaç doğrultusunda kullanımını gerektiren çok aktörlü, çok disiplinli ve çok kapsamlı ve kompleks bir yönetim şekli olarak tanımlanabilir (Ergünay, 2005: 10). Afet yönetimi, kriz yönetimine göre daha spesifik bir yönetim modeli olarak düşünülebilir ve ayrı bir uzmanlık alanıdır. Tabii afetlerden kaynaklanan kriz durumlarında insanların sağlık ve güvenlik meseleleri bir kriz yönetim planlamasında birinci ilgi konumundadır. Daha sonra çevrenin ve menkul/gayrimenkul malların korunması ve kurtarılması gelmektedir.

Doğal afetlerin neden olduğu krizlerin diğer kriz türlerine göre, aşırı nüfuslu, ekonomik ve sosyal faaliyetlerin yoğun bir şekilde yaşandığı kentsel alanlar açsından daha büyük riskler taşıdığı görülmektedir.

Herhangi bir doğa olayının etkilerinin büyüklüğüne etki eden birtakım faktörler bulunmaktadır. Bunlar; olayın fiziksel büyüklüğü, olayın yerleşim alanlarına uzaklığı, yoksulluk ve az gelişmişlik, hızlı

nüfus artışı, tehlikeli bölgelerdeki hızlı ve denetimsiz sanayileşme, ormanların ve çevrenin tahribi veya yanlış kullanımı, bilgisizlik ve eğitim eksikliği, toplumun afet olaylarına karşı önceden alabildiği koruyucu ve önleyici önlemlerin ulaşabildiği düzeydir (Yavaş, 2005: 26).

Doğal afetlerin etkileri konusunda literatürde genellikle doğrudan etkiler ve dolaylı etkiler olmak üzere ikili bir ayrıma gidildiği görülmektedir. Doğal afetlerin doğrudan etkileri bir taraftan ölümler, yaralanmalar gibi insanlar için söz konusu olan kayıpları ifade ederken, diğer taraftan da bina altyapı, endüstri ve ticaret alanları, doğal çevrenin tahribi, kısaca yaşam alanları üzerindeki konut ve işyeri hasarı, tarımsal ürün kaybı, iletişim ve enerji hatlarında hasar, ulaşım yapılarının zarar görmesi, toprak kaybı gibi olumsuz fiziksel değişimleri ifade etmektedir. Doğrudan etkileri, kriz anında gözle görülebilen, çok kısa bir sürfe içinde hissedilebilen tüm olumsuzluklar olarak da ifade etmek mümkündür. Doğal afetlerin dolaylı etkileri ise, doğrudan etkilerin neden olduğu sosyal ve ekonomik altyapıda ve hizmetlerde görülen ve uzunca bir süre devam eden aksamaları ifade etmektedir.

Ortaya çıkış biçimlerine göre ise afetler, aniden ortaya çıkanlar ve sinsi ve sürekli olanlar şeklinde iki ana grupta toplanmaktadır. Sinsi ve sürekli afetlerde durum uzun bir süreye yayılmakta ancak zaman geçtikçe olumsuzlukları ortay çıkmaktadır (Yavaş, 2005: 15).

Bazı afet türleri hemen ardından başka afetleri de beraberinde getirebilmektedir. Doğal afet kaynaklı bir kriz durumunun genel olarak etkisi oluştuğu yer ile sınırlı kalmamaktadır. İnsan eylemlerinin sonucu olan ve son yarım yüzyıl içinde meydana gelen afetlerin boyutları sürekli olarak artmıştır. 1960’lı yıllara kıyasla 1990’lı yılların doğal afetleri üç kat daha fazla ve büyük olmuştur. Maddi zarar da dokuz kat artmıştır (Yavaş, 2005: 23).

Türkiye coğrafyasının %92'si, nüfusun %95'i, büyük sanayi merkezlerinin %98'i ile hidroelektrik barajların %93'ü deprem bölgesindedir. Türkiye’nin büyük bir bölümünün fay hatları üzerinde bulunması nedeniyle, her iki yılda bir orta veya büyük şiddette deprem olma riski %63’ tür. Ayrıca ülkemizin ormanlık alanlarının azlığı, sel ve heyelana müsait arazi yapısı tabi afet olma olasılığını arttırmaktadır.

Ülkemizde çok farklı afet türleri görülmektedir. Ülkemizde görülen afetlerin;

% 64’ü deprem, % 16’sı heyelan, % 15’i su baskınları, % 4’ü yangın,

% 1’i çığ, fırtına, yer altı suyu yükselmeleri gibi meteorolojik kökenli diğer afetlerdir.

Bu nedenle ülkemizde doğal afet denilince akla öncelikle depremler gelmektedir. Geçtiğimiz yüzyıl içinde kayıtlara geçen ve hasar yapan 158 deprem meydana gelmiş ve 97200 kişi hayatını kaybetmiş, 175000 kişi yaralanmış ve 583371 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Halen yürürlükte olan deprem bölgeleri haritası esas alındığında ülkemiz topraklarının %96’sının farklı oranlarda tehlikeye sahip deprem bölgeleri içerisinde olduğu ve nüfusumuzun %98’inin bu bölgelerde yaşadığı görülmektedir. Nüfusu 1000000’dan fazla olan 17 ilimizden 11’i bu bölgede bulunmakta olup ülkemizdeki 81 ilden 57’si de bu bölgede yer almaktadır (Erkoç, 2005: 185).

Ülkemizde sel depremlerden sonra en büyük kayıplara neden olan afettir. Sel afetleri sadece meteorolojik ve doğa olaylarına bağlı

değildir. İnsanlara bağlı olan çevreye zarar verme, çarpık kentleşme (dere yataklarında ve taşkın sahalarında yapılaşma) ve sanayileşmenin hidrolojik dengeyi bozması, toprakların bilinçsiz ve yoğun kullanımı gibi nedenler de afetlere neden olabilir. Sellerle mücadelede afet riskini azaltma ve tabiatın akılcı kullanımı gereklidir. Türkiye’de taşkınları önlemek maksadıyla barajlar ve taşkından koruma tesisleri inşa etme, ve dere yataklarında tanzim ve ıslah çalışmaları yapma görevi DSİ Genel Müdürlüğünce yapılmaktadır. Etkin bir selle mücadele için DSİ, Orman Bakanlığı, yerel yönetimler işbirliği yapmalıdır.

Afetlerin temel özelliklerinin ortaya konulması, onların sınıflandırılması ve analiz edilmesi jeoloji, ekoloji, meteoroloji, ekonomi, biyoloji, kamu yönetimi gibi birçok farklı disiplin tarafından ele alınmaktadır. Dolayısıyla afetleri tanıma, onlar hakkında birtakım bilgiler elde etme, çoğu zamana disiplinler arası bir yaklaşımı gerektirmektedir.