• Sonuç bulunamadı

D. ġERHĠN KAYNAKLARI

I. DĠL-BELÂĞAT TAHLĠLLERĠ

Bir metnin anlaĢılması öncelikle dilinin anlaĢılması demektir. Hz. Peygamber de vahyi tebliğ ve beyan görevini kendisinin en fasih Ģekilde konuĢtuğu Arapça ile yerine getirmiĢti. Hadislerin lisanı ve lafızları da bu dilden müteĢekkildir.

Hz. Peygamber‟in hadislerini yorumlamak için öncelikle „tesbît‟ yani rivayetlerin ona ait olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bundan yani metnin sıhhat tesbitinden sonraki temel aĢama ise hadis metinlerinin anlaĢılmasıdır.1 Hadislerin anlaĢılması da öncelikle lafızların anlaĢılması ile mümkündür. Lafızların anlaĢılması tamamıyla metnin anlaĢılması için yeterli ve tek unsur değildir. Ancak lafızlar anlaĢılmadan da hadislerin yorumu, naslar arasındaki yerinin tesbîti mümkün değildir. O halde lafızları anlamak, anlama faaliyetinin en önemli eĢiklerinden biri olarak kabul edilebilir.

Hadislerin lafzına, dil ve belâğat izahlarına yönelik bu itinânın kiĢiyi bazı yanlıĢ anlamalardan koruyacağı belirtilmiĢtir. Buna göre mantık ilmi nasıl aklî yanlıĢlardan muhafaza ediyorsa belağat ilmi de anlama dönük hatalardan korumaktadır.2

1 KöktaĢ, Yavuz, Fethu‟l-Bârî ve Umdetü‟l-Kârî‟nin Metin Tahlili Açısından Ġncelenmesi, Ġstanbul

2009, s. 27. Burada lafız merkezli metodolojik izahlar ve tartıĢmaların çalıĢmanın amacı ve sınırlarını aĢtığı bu yüzden bunlara girilmeyeceği belirtilmelidir.

122

Hadis Ģerhlerinin -garibu‟l-hadis kaynaklarında olduğu gibi- hadislerin lafzına gösterilen itinayı kavrama, hadisleri anlama ve yorumlama noktasında önemli katkıları olduğu söylenebilir. Tîbî‟nin el-KâĢif‟i de bir Ģerh kaynağı olarak aynı özellikleri ihtiva eder. Hatta Ģerh edilen eserde isnad bulunmadığından dolayı eser için söylenebilecek özelliklerden ilki “dil ve belağat” tahlillerine geniĢ yer verildiğidir. Çünkü müellif uzun isnad tahlillerine ve biyografik bilgilere ancak yorum için ihtiyaç gördüğü durumlarda baĢvurmaktadır.

Müellifin hadislerin lafız manalarını tesbite itinâ gösterdiği, hatta kelimelerin etimolojisi hakkında bilgi verdiği, cümlelerin anlamını tesbit etmek için sıkça irab tahlilleri yaptığı ve özellikle meânî, beyân ve bedi‟ ilimlerinden yoğun bir Ģeklide istifade ettiği görülmektedir.

ġarih hem kendi yorumlarını hem de naklettiği bilgileri öncelikle lafzın imkânlarını dikkate alarak değerlendirmiĢtir. Yani o, aĢağıda da görüleceği gibi yorum ve değerlendirmelerin lafzın imkânlarını aĢmaması gerektiğini düĢünmektedir. Onun MiĢkât hadislerinden birini değerlendirirken, lafzının iktizâsına aykırı yorumda bulunduğu için Hattâbî‟yi (ö. 388/998) tenkit etmesi3

de bu yaklaĢımın sonucudur.

el-KâĢif‟te dil tahlillerinde öne çıkan bazı özellikleri Ģöyle sıralayabiliriz:

1. Lafızların Zabtına Îtinâ, Etimolojisine ve Dil Ekollerine ĠĢaret

Hadis lafızlarıyla ilgili dikkat çeken en temel sorunlardan biri de kelimelerin zabtıdır. Tîbî Ģerhte mânâ tesbiti için önem verdiği bazı kelimelerin zabtına dikkat çekmektedir. Meselâ o MiĢkât‟ın 4671 no‟lu hadisinde bulunan ةيادج kelimesini Ģerh etmeden önce kelimenin „cîm‟in kesrası ve fethası ile‟ diyerek iki ayrı okunuĢuna iĢaret ettikten sonra en-Nihâye‟de yapılan izahı nakletmiĢtir.4

Aynı Ģekilde o حري ُ لم ifadesinin de üç okunuĢuna iĢaret ederek bunlardan hareketle metnin farklı anlamları üzerinde durmuĢtur.5 يفكمُ نًغ lafzına yapılan aĢağıdaki tahlil de Ģarihin bu konuya yaklaĢımını gösterir mahiyettedir:

3 Tîbî, el-KâĢif, XI, 3420.

4

Tîbî, el-KâĢif, X, 3056.

123

“Hz. Peygamber‟in يفكمُنًغ sözüne gelince; raf ile de nasb ile de rivayet edilir. Rivayetteki انبر da öyledir.”6

Tîbî‟nin lafızların zabtı gibi dikkat çeken bir baĢka uygulaması da hadislerde bulunan bazı kelimelerin zihinlerdeki anlamdan farklı bir mânâsının bulunduğuna iĢaret etmesidir. زنك kelimesi bunlardan biridir. Hz. Peygamber‟in Ebû Musâ‟ya sana cennet hazînelerinden bir hazîne göstereyim mi?”7

Ģeklindeki sorusunda bulunan زنك ُُ lafzını Ģarih Ģöyle izah eder:

Bu tür terkiplerde müĢebbeh ve müĢebbehün bih zikredildiği için bunların istiâre olmadığı daha önce açıklanmıĢtı… O halde زنك iki türlüdür: Yaygın olarak bilinen ve bilinmeyen. Yaygın olarak kullanılan Ģekliyle o birbiri üstüne yığılan ve muhafaza edilen çok maldır. Bilinmeyen çok kullanılmayan anlamıyla o ilâhî manaları bir araya getiren kelimeler topluluğudur. Nitekim o (hadiste kenz olarak ifade edilen lâ havle) gizli tevhidi ihtiva etmektedir. Çünkü o dönüĢüm (hîle/havl), hareket ve istitaâtı Allah dıĢındakilerden nefyetmiĢtir. Hasr yoluyla sadece Allah‟a ait olduğu belirtilmiĢtir.8

Görüldüğü gibi burada hadisteki hazîneyi insanlar arasında kullanıldığı Ģekliyle ve akla ilk gelen manası ile anlamanın doğru olmadığını belirten Tîbî bu sözü bir tevhid hazînesi olarak görmektedir.

el-KâĢif‟te yeri geldikçe kelimenin nereden geldiği (etimolojisi) hakkında da bilgi verilmektedir. انعار kelimesinin Süryânice veya Ġbrânice bir kelime olduğu ve onunla Yahudilerin birbirilerine hakaret ettikleri belirtilmektedir.9

ġerhte kelimelerin etimolojisi gibi farklı kabilelerde ve diğer dil ekollerinde nasıl kullanıldığına da değinilmiĢtir. Meselâ Tîbî قحاُاناام ifadesini Ģöyle Ģerh etmiĢtir:

6

Tîbî, el-KâĢif, IX, 2851.

7 Hz. Peygamber Ebû Mûsa el-EĢ‟arî „ye “Cennet hazînelerinden bir hazîneyi sana göstereyim mi?”

diye sormuĢ ve sonrasında bu hazînenin “للهابُلاإُةوقُلاوُلوحُلا” sözü olduğunu beyan etmiĢtir. Bk. Buhârî, Megâzî 38.

8

Tîbî, el-KâĢif, VI, 1824.

124

“Merfu olarak rivayeti Temîm mezhebine göredir. Nasb olması قحاُ انمُ دحاامو ifadesindeki ام‟dan dolayı daha uygundur.”10 Görüldüğü gibi Tîbî kelimenin iki ayrı kullanıma iĢaret etmiĢ ve aralarında tercihte bulunmuĢtur. Benzer bir izah ُنعُنيتلائس ميظع ifadesinin Ģerhinde de görülmektedir:

“Bil ki bu tür ifadelerin Ģerhinde iki görüĢ vardır: Biri Halil‟in görüĢüdür ki o emri Ģart manasında kullanmıĢtır. Ġkincisi Sibeyhi‟nin görüĢüdür ki o da cevabı mahzûf cezânın Ģartı yapmıĢtır.”11

Tîbî‟nin Ģerhte kelime izahlarında yeri geldikçe bu tür farklılıklara sıkça iĢaret ettiği görülmektedir.12

2. Ġ‟rab Tahlilleri

Tîbî‟nin lafızlar gibi cümlelerin yapıları üzerinde de durduğu görülmektedir. Müellif gerekli gördüğü yerlerde mübtedâ ve haberini belirterek isim cümlelerini, fâili ve mefulüne iĢaret ederek fiil cümlelerini müdellel bir Ģekilde tahlil etmiĢtir.13

Hatta o bazen hadisi sadece irab ederek Ģerh etmiĢtir. Hz. Ali‟den nakledilen14 hadis Ģöyle Ģerh edilmiĢtir:

“ Hz. Peygamber‟in كمعُ تنبُ فيُ كلُ لى sözüne gelince; كل mahzuf bir mübtedanın haberidir. في ona mütealliktir. Yani ona rağbetin var mı demektir.”15

Tîbî‟nin irab tahlillerini -hadisin yorumuna mesned teĢkil edecek Ģekilde- pratik sonuçlar elde etmek için yaptığı görülmektedir. Seferîlikle ilgili ahkâm

10 Tîbî, el-KâĢif, IX, 2799. 11

Tîbî, el-KâĢif, II, 484.

12 Tîbî, el-KâĢif, X, 3290, XI, 3599, XII, 3859.

13 Bazı irab tahlili örnekleri için bk. Tîbî, el-KâĢif, III, 778, 885, VII, 2097, VII, 2286, 2359, VIII,

2440, 2570, IX, 2739, XI, 3699, XII, 3756.

14

MiĢkat 3162 nolu hadis muharremât bölümünde Müslim hadisi olarak zikredilmiĢtir. Hadis Müslim‟de Hz. Ali‟den ve Abdullah b. Abbas‟dan nakledilmekte ve amcasının kızı için „Ģüphesiz o benim süt kardeĢimin kızıdır ve nesebden (nikâhın) haram oluĢu gibi sütten de haram olur‟ (Müslim, Radâa 11-12) Ģeklinde benzer iki metin bulunmaktadır. Hz. Ali‟den nakledilen MiĢkât rivayeti ise yukarıdaki ifadenin de bulunduğu Ģekliyleُel-Mucemu‟l-Kebîr‟de de nakledilmektedir. Bk. Taberânî, el-Mu‟cemu‟l-Kebîr, Kahire ts., III, 151.

125

hadislerinin ele alındığı bölümde bulunan “Eğer insanlar, yalnız baĢına yolculuk yapmakta ne sakıncalar olduğunu bilselerdi, hiç bir binek sahibi (yolcu) gece yolculuğuna yalnız çıkmazdı.”16 hadîsi Ģöyle Ģerh edilir:

ُملعاُامُةدحولاُفيُُام cümlesine gelince buradaki ilk ام istifhâmîdir. Onunla bilgi (yola çıkmazdı bilgisi) amele (daha önceki tecrübeye) bağlanmıĢtır. Ġkinci ام mevsûl, hadis metnindeki üçüncü ام ise nâfiyedir.17 ġu durumda ilk irabı yapılan ام „dan hareketle cümle Ģöyle anlaĢılmıĢ olmaktadır; “tek baĢına yolculuktaki tehlikeyi bilseler yolculuğa çıkmazlardı.” Tîbî bu yorumu Muzhir‟den yaptığı Ģu nakille de teyit etmektedir:

Muzhir Ģöyle dedi: Bunda yani tek yolculuğa çıkmakta dînî zarar vardır.

Çünkü böyle bir durumda cemaatle namaz kılamaz. Ayrıca dünyevî zarar da vardır. Böyle bir durumda yanında ihtiyacı olduğunda yardım edecek birisi bulunmamaktadır.

(Tîbî) Ben de derim ki: En doğrusu Ģöyle demektir: Kimse tek baĢına yola çıkmazdı

denilerek bunlar gece ve binekle kayıtlanmıĢtır. Çünkü tehlike gece ortaya çıkar, Ģer gece ortaya çıkar ve ona karĢı önlem almak daha da zorlaĢır.18

Arefe gününün faziletinin anlatıldığı hadiste geçen19

رثكاُ مويُ نمام ifadesinin irabı da tafsîlâtı ile Ģu Ģekilde yapılmaktadır:

Buradaki ام, سيل manasındadır. موي kelimesi ismi, نم zâid, رثكا ise onun haberidir. Bundan sonraki cümlenin baĢında olan نم de zâiddir ve رثكا kelimesine mütealliktir. O halde mana Ģöyle olur: arafe gününden daha çok âzâd olunan baĢka bir gün yoktur.20

Bu misallerden Ģerhin bazı bölümlerinde ayrıntılı bir Ģekilde, lafzın ve cümlenin manasını tesbit için irab tahlillerine baĢvurulduğu anlaĢılmaktadır.

16 Buhârî, Cihâd 135. MiĢkât hadis no: 3893. 17 Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2678.

18 Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2678. 19

Müslim, Hac 436. MiĢkât hadis no: 2594.

126

3. Kelime ve Cümlelerdeki Nüanslar

Tîbî‟nin el- KâĢif‟te Arap dilinin inceliklerine âĢinâlığını ve itinâsını gösteren en dikkat çekici hususiyetlerden birisi de benzer anlamlı kelimeler arasındaki nüanslara dikkat çekerek aralarındaki farkı izah etmesidir.

AĢağıda zikredilen yakın anlamlı kelimelerin her birini diğerinden ayıran tefrik edici özelliğine Tîbî tarafından dikkat çekilmiĢtir:

ُنىاك ve فارع , نٌكسم ve ُ21ُ نًقف 22, ُلاوز ve ليوبر ُ23, ُُةيار ve ُءاول 24, ُُُةقر ve ةقد 25, ةنًط ve ُلافلا 26 , ُلعف ve لمع 27, ُُتكس ve تمص 28

Müellif sadece yukarıdaki gibi benzer kelimeler arasındaki nüansa dikkat çekmemiĢ cümlelerdeki nüanslara da dikkat çekilmiĢtir. MeĢhur ُ َلاَوُاوُرِّشَبَوُاوُرِّسَعُ تُ َلاَوُاوُرِّسَي اوُرِّفَ نُ ت ُhadîsi29

Ģöyle Ģerh edilmiĢtir:

“Bu ifadenin bu Ģekilde söylenmesi mânevî mukâbele nev‟indendir. Çünkü hakikatte Ģöyle denir: اورفنتُ لاو اوسناتسا اورذنتلاو اورشب ( Hâlbuki yukarıdaki hadiste) Hz. Peygamber müjde ile uyarı, ünsiyet ile nefret bir arada bulunsun diye bunları birleĢtirdi.”30

Arafatta vakfe bölümünde bulunan bir hadisteki31 مكيباُ ثراُ نمُ ثراُ ىلع ifadesindeki nüansa da Ģu Ģekilde dikkat çekilmiĢtir:

Hadiste مكيباُثراُنمُثراُىلع denildi ve izafet baĢlangıçta kesildi de مكيباُثراُىلع denilmedi. (Hz. Peygamber onu ifade ederken) Önce nekra kullandı, büyüklük ve tazim ifade etmesi için sonra açıkladı. Sanki onlar, Peygamber (s.a.v.) ile aralarında uzaklık bulunduğu için Onun konumunu (Hz. Ġbrahim‟in mevkiini) takdir 21 Tîbî, el-KâĢif, III, 1067. 22 Tîbî, el-KâĢif, V, 1510 23 Tîbî, el-KâĢif, VI, 1914. 24 Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2676. 25 Tîbî, el-KâĢif, X, 3271. 26 Tîbî, el-KâĢif, IX, 2978. 27 Tîbî, el-KâĢif, X, 3140. 28 Tîbî, el-KâĢif, X, 3122.

29 Buhârî, Ġlim 11. MiĢkât no: 3722. 30

Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2590.

127

edemiyorlardı. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v.) bu Ģekilde Hz. Ġbrahim‟e tazimde bulundu ve onların kalbinde teselli olsun ve gıbta etsinler diye (orayı) Halîlullah Ġbrahim‟e nisbet etti. 32

4. Dil Tahlillerine Âyetlerden ĠstiĢhâd ve Nazîreler

el-KâĢif‟te kelime tahlillerinde baĢvurulan pratik usullerden birisi de

ayetlerden istiĢhâd ve nazîrelerde bulunulmasıdır. Meselâ hadiste bulunan “لثبد” lafzının irab durumu değerlendirilirken, “Buradaki ب , ‘ُِوِبُ مُتنَمآُ اَمُ ِلْثِِبدُ ْاوُنَمآُ ْنِإَف’33 ayetindeki gibi zâiddir.”34 açıklaması ile yetinilmekte ve konu ile ilgili ilave bir izaha gerek görülmeyerek bir sonraki rivâyetin Ģerhine geçilmektedir.

MiĢkât‟ın cihad bölümünde bulunan “Selamı yayınız, yemek yediriniz,

kâfirlerin boynunu vurunuz ki cennetlere varis olasınız.” 35 hadisi Ģöyle Ģerh edilmektedir:

Kadı Beyzâvî Ģöyle dedi: Selamı ifĢâ etmek; onu açığa çıkarmak ve sesi

yükseltmek ya da tanıyıp tanımadığı herkese selam vererek yaymaktır. Boynun vurulmasından maksad cihaddır. Eğer böyle yaparlarsa cennet onların olur. Sanki onlar cennete varis olurlar. (Tîbî ) Ben derim ki hadis Ģu ayetlerdeki gibi tekmîl

babındandır: „Kâfirlere karĢı Ģiddetli, kendi aralarında merhametlidirler‟36 ve „müminlere karĢı alçak gönüllü, kâfirlere karĢı ise izzetlidirler.‟37

Çünkü hadisteki مالذا (boyun) kelimesinin darb ile (vurmayla) tahsis edilmesi müminlerin kahramanlıklarını ve bu vurmanın Ģiddetini göstermektedir. Ayrıca “ةماى” lafzının مالذا Ģeklinde kullanılması lafızlardaki karînelerin de gösterdiği gibi secîi gözetmek içindir.38

Görüldüğü gibi hadisteki lafzın kullanımı ile ilgili iki âyet örnek gösterilmiĢtir. Kadı Beyzâvî‟nin cihad olarak yorumladığı mânâya tam olarak katılmayan Tîbî ayetteki kullanımı da delil göstererek bunun kahramanlığı ve vurmanın Ģiddetini

32

Tîbî, el-KâĢif, VI, 1988.

33 Bakara Suresi, 137. 34 Tîbî, el-KâĢif, III, 1341

35 Rivayet için bk.ُTirmizî, Etime 45. MiĢkât no: 3822. 36 Fetih Suresi, 29.

37

Maide Suresi, 54.

128

gösterdiğini belirtmektedir. el-KâĢif‟te bu Ģekilde ayetlerden yapılan istiĢhâdlar çokça yer almaktadır. 39

“Buradaki وا lafzı Ģek değil taksimdir. ġu ayetteki gibi…”40, “ نع burada Ģu ayetteki gibidir…”41

benzeri ifadeler müellifin uzun irab îzahları yerine sadece âyetlere atıflarda bulunmakla yetindiğini, ilgili meselenin halli için pratik bir usul takip ettiğini göstermektedir.42

5. Bir Kelimelik Lafız Ġzahları

Tîbî Ģerhte gerekli gördüğü bazı yerlerde uzun belâğat îzahları yapmıĢ ve lafızların etimolojisi hakkında bilgi vermiĢ olmasının yanında bazı lafızları da tek bir kelime ile îzah etmekle yetinmiĢtir. Hatta denilebilir ki bunlar bir araya getirildiğinde küçük bir MiĢkât sözlüğü oluĢturabilecek çokluktadır.43 Meselâ o Ģerhin baĢında bulunan Tebrizî‟nin esere yazdığı mukaddimedeki üç kelimeyi Ģöyle açıklar:

Müellifin Ģu sözlerine gelince “تفعدق” تسردنا, “تبخ” تيفخ, “تنىو” تفعض. 44 Görüldüğü gibi kelimenin kökü, zabtı, farklı okunuĢları hakkında gerekli görülmediği için bilgi verilmemiĢ aĢağıdaki gibi sadece tek kelime ile izahlarda bulunulmuĢtur ki Ģerhte bunların birçok örneği bulunmaktadır:

ناثولاا : مانصلاا 45 , ةرشعلا : ةبحصلا 46 , نًجلااُ:ُفيسعلا 47

B. KONU BAġLIKLARININ TAHLÎLĠ

Tîbî‟nin MiĢkât‟taki kelime açıklamalarına bab baĢlıklarında bulunan lafızlardan baĢladığı görülmektedir. Bu da sadece hadislerdeki lafızların îzahları üzerinde durulmadığını kitabın bir bütünlük içinde değerlendirildiğini göstermektedir. Genel olarak uzun olmayan bu tahlillerde yoğun bir Ģekilde el-Muğrib48

, el-

Müfredât49, en-Nihâye50 gibi kaynakların öne çıktığı görülmektedir.

39

Bazı örnekler için bk. Tîbî, el-KâĢif, IV, 1341, VII, 2239, VII, 2241, 2242, VII, 2388.

40 Tîbî, el-KâĢif, IX, 2914. 41 Tîbî, el-KâĢif, X, 3281. 42

Bazı misaller için bk. Tîbî, el-KâĢif, V, 1531, IX, 3009, X, 3170, 3174, XI, 3555, 3581, XII, 3779.

43 Bazı misaller için bk. Tîbî, el-KâĢif, IV, 1127, 1173, 1258, VII, 2096, 2136, 2143, 2282, 2325, VIII,

2426, 2526, 2539, 2556, 2576, 2620, 2706, IX, 2845, 2966, X, 3339, XI, 3372, 3380, 3405, 3458, 3463, XII, 3515, 3590. 44 Tîbî, el-KâĢif, II, 413. 45 Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2556. 46 Tîbî, el-KâĢif, VII, 2325. 47 Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2706.

48 Tîbî, el-KâĢif, VII, 2374, 2385, X, 3035, XI, 3369. 49

Tîbî, el-KâĢif, VII, 2325, IX, 2864, X, 3242.

129 Tahlîli yapılan lafızlardan bazıları Ģunlardır:

ةوكز ,51 لئاضف ,52 لىاعتُاللهءاسما,53 ةيانج ,54 ةفايض ,55 ةناهك,56 بدا ,57 دعو ,58 حازم ,59 بلحا ,60 , ُ محلام ,61 طارشا ,62 قللخاُءدب ُ63

Yukarıda zikredilen birkaç örnekten de anlaĢıldığı gibi seçilen kelimeler arasında anlaĢılması zor olanlar bulunduğu gibi garib olmayan, sık kullanılan lafızlar da mevcuttur.64 Bu da Tîbî‟nin Ģerh edilecek hadisin anlaĢılması açısından uygun gördüklerini izah ederek yapacağı yorum için zihinleri hazırladığını göstermektedir. Bu maksatla bazen uzun tahliller yapıldığı görülmektedir. Mesela tevbe ve istiğfar konusunun hemen baĢında „istiğfar‟ ve „tevbe‟ lafızları Ģöyle tahlil edilmektedir:

“Ġstiğfar; نارفغ kelimesinden gelmektedir. Aslı رفغ‟dır. O da kendisini kirden koruyacak bir Ģeyle örtmektir… Gufrân ve mağfiret Allah‟tandır. Çünkü o kulu kendisine azab dokunmasından korur. Tevbe övgüye lâyık bütün Ģekilleriyle günahı terketmektir. Tevbe özür beyan etmenin en açık Ģeklidir. Çünkü özür beyan etmenin üç Ģekli vardır: Özür beyan eden; ben yapmadım, Ģundan dolayı yaptım, yaptım ve kötü oldu der. Dördüncü bir mazaret beyan etme Ģekli yoktur. Üçüncüsü (yani yaptığını itiraf ederek kötü olduğunu söyleme) tevbedir. ġeriatta tevbe, çirkin olduğu için bir günahı terketmek, bulaĢtığı o günahtan piĢmanlık duymak ve bir daha onu iĢlememeye azmetmek ve elinden geldiği kadar da amellerde bulunmaktır. Ne zaman bu dört Ģart bir araya gelirse iĢte o zaman tevbenin Ģartları tamamlanmıĢ ve o kiĢi Allah‟a tevbe etmiĢtir. Bu Râğıb‟ın sözüdür. ġeyh Muhyiddin en-Nevevî ise buna Ģu ilavede bulundu: Eğer tevbe Âdemoğullarından birinin hakkı ile ilgili ise baĢka bir

51 Tîbî, el-KâĢif, V, 1469. 52 Tîbî, el-KâĢif, V, 1633. 53 Tîbî, el-KâĢif, VI, 1765. 54 Tîbî, el-KâĢif, VIII, 2485. 55 Tîbî, el-KâĢif, IX, 2864. 56 Tîbî, el-KâĢif, IX, 2987. 57 Tîbî, el-KâĢif, X, 3035. 58 Tîbî, el-KâĢif, X, 3137. 59 Tîbî, el-KâĢif, X, 3139. 60 Tîbî, el-KâĢif, X, 3197. 61 Tîbî, el-KâĢif, XI, 3421. 62 Tîbî, el-KâĢif, XI, 3436. 63 Tîbî, el-KâĢif, XI, 3487.

130

Ģart daha gerekir ki o da hakkı sahibine iade etmek veya o haktan bir Ģekilde beraattir. Tevbe Ġslâm‟ın en önemli kaidelerinden ve ahiret yolcularının ilk adımlarındandır.”65

Yukarıdaki metin müellifin bab baĢlıklarını nasıl tahlil ettiği konusunda fikir verici mâhiyettedir. Müellifin tevekkül ve sabr,66 deccâl,67 Ģefkat 68 gibi konu baĢlıklarına ait lafızların tahlilini de aynı usulle yaptığı görülmektedir.

C. GARĠB LAFIZLAR

1. Tîbî‟ye Göre Garibu‟l- Hadîs Ġlmi

Tîbî Ģerhin mukaddimesinde garibu‟l-hadîs konusunu „garib lafız ve fıkhı‟ baĢlığı ile ele almaktadır. BaĢlığın altında garibu‟l-lafz ve anlaĢılması meselesi Ģöyle izah edilmektedir:

“Ġlk kısım (yani ğarib lafız) az kullanıldığı için anlaĢılması zor, kapalı manalı ifadelerdir. Ya da ince kavrayıĢ gerektiren derin manalı lafız demektir. Bu konuda çok eser tasnîf edilmiĢtir. Ġlk eser tasnif eden Nadr b. ġumeyl‟dir. Sonra sırasıyla Ģu müelliflerdir: Ebu Ubeyde Mamer, Kasım b. Sellâm, Ġbn Kuteybe, Hattâbî, ZemahĢerî,

en-Nihâye müellifi. Biz de el-Kâşif an hakâiki’s-sünen‟in bu konuda kaynak

olmasını ümit ediyoruz. Çünkü bu eser garib hadis ve fıkhı konusunu gayet güzel ortaya koymuĢ ve manaları incelikleri ile beraber, açıklamak için naklettiği rivayetlerden daha güzel bir Ģekilde derinlemesine ele almıĢtır. Lafızların fıkhına

gelince; lafızların içerdiği hükümler ve lafızlardan çıkarılan edeblerdir ki bu Ebu Hanîfe, ġafiî, Ahmed gibi fakihlerin usûlüdür. Hattâbî‟nin Meâlimu‟s-sünen‟i ve Ġbn Abdilberr‟in et-Temhîd‟i bu konuda yazılan eserlerdendir.” 69

Tîbî el-Hulâsa‟da da konunun baĢlığını „garibu‟l-hadîs ve fıkhı‟ Ģeklinde belirlemiĢ ve Ģöyle îzah etmiĢtir:

“Garib hadis; hadisin metninde bulunan, az kullanımdan dolayı zor anlaĢılan kapalı kelimedir. O sağlam bir Ģekilde bilinmesi gereken bir usûl konusudur. Âlimler bu konuda çok eser yazdılar: Denildi ki ilk eser yazan en-Nadr b. ġumeyl‟dir. Sonra 65 Tîbî, el-KâĢif, VI, 1834. 66 Tîbî, el-KâĢif, X, 3332. 67 Tîbî, el-KâĢif, XI, 3483. 68 Tîbî, el-KâĢif, X, 3173. 69 Tîbî, el-KâĢif, II, 383.

131

sırasıyla Ebu Ubeyde Mamer, Ebu Ubeyd Kasım b. Sellâm, Ġbn Kuteybe, Hattâbî. Bunlar ana kitaplardır. Sonra bazı ilaveler ve eklerle onları en-Nihâye müellifi Ġbnü‟l- Esîr, el-Fâik müellifi ZemahĢerî takip etmiĢtir. el-Kâşif an hakâiki’s-sünen‟in de bu

konuda kaynak olmasını ümit ediyoruz. Çünkü bu eser garib hadis ve fıkhı konusunu gayet güzel ortaya koymuĢ ve manaların inceliklerini derinlemesine ele almıĢtır. Lafızların fıkhına gelince; lafızların içerdiği hükümler ve lafızlardan

çıkarılan edeblerdir ki bu meĢhur dört fakihin usulüdür. Bu sahada (lafızların fıkhı konusunda) Hattâbî‟nin Meâlimu‟s-sünen‟i ve Ġbn Abdilberr‟in et-Temhîd‟i gibi birçok eser mevcuttur.”70

Garibu‟l-hadîs konusunun Tîbî‟nin iki ayrı eserinde benzer ifadeler ve yaklaĢımlarla ele alındığı görülmektedir. Burada el-KâĢif‟in garibu‟l-hadîs kaynakları arasında yer alacağı ümidinin bizzat müellif tarafından dile getirildiği görülmektedir. Çünkü ona göre bu eser lafızların manalarının inceliklerini ortaya koymuĢ, garib hadîs ve fıkhı konusunu gayet güzel ele almıĢtır.

Yukarıdaki bilgiler ıĢığında Tîbî‟nin konuya bakıĢını Ģu baĢlıklar altında özetlemek mümkündür:

- Garibu‟l-hadîs Tîbî‟ye göre; hadislerin metninde bulunan ve zor anlaĢılan ya da ince kavrayıĢ gerektiren kapalı kelimelerdir.

- Ğaribu‟l-hadîs‟in iki ana unsuru vardır: Lafız ve lafzın fıkhı.

- Kendi dönemine kadar bu konuda pek çok eser yazıldığını belirten Tîbî, ana

eserleri belirtmiĢ, bu temel eserlere dayanarak yazılan en-Nihâye ve el-Fâik gibi eserleri zikretmiĢtir. MiĢkât Ģerhinin bu sistemde bir kaynak olacağı iddiasındadır. Yani Tîbî‟ye göre bu sahanın eserleri Ģöyle tasnif edilebilir:

Temel eserler, temel eserlere dayalı, onları tehzîb eden kaynaklar ve üçüncü tabakada hepsinden istifade ile oluĢan el-KâĢif gibi eserler.

- Tîbî‟ye göre el-KâĢif lafızların inceliklerini, manalarını ve fıkhını derinlemesine ele alan bir garibu‟l-hadîs kaynağıdır.

70 Tîbî, el-Hulâsa, s. 62.