TÜRKİYE CUMHURİYETİ

159  Download (0)

Tam metin

(1)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ MEVZUATINDA İŞ VE AİLE YAŞAMI UZLAŞTIRMA POLİTİKALARI: TEKSTİL SEKTÖRÜNDE ÇALIŞAN

KADINLAR

Yüksek Lisans Tezi

Betül DÖNMEZ ORAL

11912002

ANKARA-2019

(2)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ MEVZUATINDA İŞ VE AİLE YAŞAMI UZLAŞTIRMA POLİTİKALARI: TEKSTİL SEKTÖRÜNDE ÇALIŞAN

KADINLAR

Yüksek Lisans Tezi

Betül DÖNMEZ ORAL

11912002 Tez Danışması Prof. Dr. Recep VARÇIN

ANKARA-2019

(3)

3 TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

Betül DÖNMEZ ORAL

11912002

TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ MEVZUATINDA İŞ VE AİLE YAŞAMI UZLAŞTIRMA POLİTİKALARI: TEKSTİL SEKTÖRÜNDE ÇALIŞAN

KADINLAR Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışması: Prof. Dr. Recep VARÇIN

Tez Jürisi Üyeleri

Adı ve Soyadı İmzası

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

Tez Sınavı Tarihi ...

(4)

v

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim (……/……/2019).

Tezi Hazırlayanın Adı ve Soyadı

Betül DÖNMEZ ORAL

11912002 İmzası

………

(5)

vi ÖNSÖZ

Tez yazma sürecim hem uzun hem de yorucuydu. Bu dönemde konumu seçmemde bana yardımcı olan, benden hiçbir zaman desteğini esirgemeyen ve bilgisiyle yoluma ışık tutan bir önceki tez danışmanım Emekli Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Gülay TOKSÖZ’e ve zor dönemde elimden tutup tezime danışman olan tez danışmanım Sayın Prof. Dr. Recep VARÇIN’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Yapamayacağımı düşündüğüm zamanda her türlü desteğini benden esirgemeyen, bana benden çok güvenen sevgili dostlarım Handan AKARSU’ya ve Begüm DOĞAN’a minnetlerimi sunuyorum. Hiçbir sorumu yanıtsız bırakmayan, akademik tecrübesini benden esirgemeyen değerli arkadaşım Özgün MİLLİOĞULLARI KAYA’ya teşekkür ederim.

Başta sevgili eşim Kemal olmak üzere aileme ve biricik yavrum Çağan Ali’ye hayatımda oldukları ve varlıkları ile bana güç verdikleri için en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

(6)

vii İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ... vi

İÇİNDEKİLER ... vii

KISALTMALAR ... ix

TABLOLAR ... x

GİRİŞ ………..1

1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE ... 6

1.1. İş ve Aile Yaşamının Uzlaştırılması ... 6

1.2 Toplumsal Cinsiyet ... 9

1.3 Cinsiyete Dayalı İşbölümü ... 11

1.4 Birey Olma ve Kimlik ... 13

1.5 Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ... 14

2. KURAMSAL TARTIŞMA ... 16

2.1 Ayrı Alanlar Teorisi (Separate Sphere Theory) ... 16

2.2 Etkileşim Teorisi (Interactive Theory) ... 18

2.3 Çatışma Teorisi (Conflict Theory) ... 19

2.4 Zenginleştirme Teorisi (Enrichment Theory) ... 20

2.5 Taşma Teorisi ve Geçiş Teorisi (Spill Over and Cross Over Theory) ... 21

2.6 Örtüşme, Bütünleşme ve Ekoloji Teorisi (Congruence, Integration and Ecology Theory) ... 21

2.7 Telafi Teorisi (Compensation Theory) ... 22

2.8 Sınır Teorisi (Border Theory) ... 23

2.9 Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Teorisi (Gender Inequality Theory) ... 23

3. AVRUPA BİRLİĞİ’NDE İŞ VE AİLE YAŞAMI UZLAŞTIRMA POLİTİKALARI ... 26

3.1. Avrupa Birliği’nde İzinler ... 28

3.2. Avrupa Birliği’nde Çocuk Bakımı ... 32

3.3 Avrupa Birliği’nde Esnek Çalışma ... 36

4. TÜRK HUKUKUNDA İŞ VE AİLE YAŞAMINI UZLAŞTIRMAYA YÖNELİK UYGULANAN POLİTİKALAR ... 42

4.1. Ulusal Mevzuatta İş ve Aile Yaşamının Uzlaştırılması ... 47

4.1.1 İzinlere Yönelik Hukuki Düzenlemeler ... 51

4.1.2 Bakım Hizmetlerine Yönelik Hukuki Düzenlemeler ve Gelir Destekleri ... 61

4.1.3 Esnek Çalışma Uygulamaları ... 73

4.2. Politika Belgelerinde İş ve Aile Yaşamı Uzlaştırma Politikaları ... 77

4.2.1. Onuncu Kalkınma Planı ... 77

4.2.2. İlerleme Raporları ... 78

5. YÖNTEM ... 80

5.1. Araştırmanın Yöntemi ... 80

(7)

viii

5.2. Kadın Çalışanlar Perspektifinden İş ve Aile Yaşamını Araştırmak: Araştırmanın

Amacı ve Önemi ... 81

5.3 Görüşülen Kadın Çalışanların Sosyo-Demografik Yapısı ... 83

5.3.1 Sosyo-Demografik Bilgiler ... 84

6. BULGULAR VE TARTIŞMA ... 89

6.1 İş Yaşamına İlişkin Bulgular ... 89

6.2 Aile Yaşamına İlişkin Bulgular ... 107

6.3 Devletin Yokluğunda Kadınlarca Üretilen İş ve Aile Yaşamını Uzlaştırma Mekanizmaları ... 116

6.4 Kadınlardan Çözüm Önerileri ... 128

SONUÇ VE ÖNERİLER ... 132

EK 1: GÖRÜŞMECİLERİN SOSYO-DEMOGRAFİK BİLGİLERİ ... 136

EK 2: GRUP GÖRÜŞMESİ SORULARI ... 139

KAYNAKÇA ... 141

ÖZET ………..149

ABSTRACT ... 150

(8)

ix KISALTMALAR

TÜİK: Türkiye İstatistik Kurumu

UNDP: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı

GII: Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksine

AB: Avrupa Birliği

AİS: Avrupa İstihdam Strateji

ILO: Uluslararası Çalışma Örgütü

DMK: Devlet Memurları Kanunu

UNICE: Avrupa Sanayi ve İşveren Konfederasyonları Birliği

CEEP: Avrupa Kamu (İktisadi) Teşebbüsleri Merkezi

ETUC: Avrupa Sendikalar Konfederasyonu

EC: Avrupa Komisyonu

AÇSHB: Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

MEB: Milli Eğitim Bakanlığı

SGK: Sosyal Güvenlik Kurumu

BUSINESSEUROPE: Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu

UNICE: Avrupa İşadamları Birliği.

UEAPME: Avrupa Esnaf ve Sanatkârlar, Küçük ve Ortak Ölçekli İşletmeler Birliği

EEC: Avrupa Ekonomik Topluluğu

SSGSS: Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda CEDAW: Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi

Uluslararası Sözleşmesi

BM: Birleşmiş Milletler

KHK: Kanun Hükmünde Kararname

KEİG: Kadın İstihdamı ve Emeği Girişimi

(9)

x TABLOLAR

Tablo 1. Esnek Firma Tasnifi ... 38

Tablo 2. Görüşmecilerin İllere Göre Dağılımı ... 84

Tablo 3. Görüşmecilerin Medeni Hale Göre Dağılımı ... 85

Tablo 4. Görüşmecilerin Yaşlara Göre Dağılımı ... 85

Tablo 5. Görüşmecilerin Evlilik Yaşı ... 86

Tablo 6. Görüşmecilerin Eğitim Durumu ... 87

Tablo 7. Görüşmecilerin Sahip Oldukları Çocuk Sayısı ... 87

Tablo 8. Görüşmecilerin Çocuklarının Yaşları ... 87

Tablo 9. Görüşmecilerin Çocuklarının Eğitim Durumu ... 88

(10)

1 GİRİŞ

18. yy’da başlayan sanayileşme, toplumsal değişim yaratmıştır. Sanayileşmenin yaygınlaşması ile beraber tarıma dayalı geleneksel üretim önemini yitirmeye başlamıştır. Dünya, tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru bir evrimleşme sürecine girmiştir.

Tarıma dayalı geleneksel toplumda kadınlar faal olarak üretimde yer alırken, sanayileşme ile beraber bu tablo değişmiştir. Başlarda tarım dışı ekonomik faaliyetlerde yer almak adına geçimlik üretim yapan kadınlar, kendi ürettikleri ürünleri pazarlarda satmışlardır. Ancak büyük fabrikaların kurulması ile erkekler fabrika işçisi haline gelmiştir. Bununla birlikte ev endüstrisi yok olmaya, kadınlar da yeniden üretim faaliyetinden sorumlu tutularak ev kadınlaşmaya başlamıştır (Toksöz, 2012: 48-51).

Sanayileşme sonucunda kadınların ev kadınlaşması ve yeniden üretim faaliyetlerinden sorumlu tutulmalarının bir başka nedeni de, fabrikaların kurulmasıyla üretim mekânları ile yaşam mekânlarının birbirlerinden ayrışmasıdır. Bu dönemle beraber üretimin temel amacı, insanların geçimlerini sağlamaları yerine karın maksimizasyonu, sermayenin birikimi olmuştur. Çalışma koşulları ve şartları sermayenin kontrolüne geçmiştir.

Üretim mekânı ile yaşam mekânının ayrışması sonucunda yeniden üretim ve piyasa için üretim faaliyetleri arasında kalan kadınlar bir başka ifade ile iş ve aile yaşamı çatışan kadınlar, iki üretim çeşidi arasındaki fırsat maliyetine göre tercih yapmak zorunda kalmışlardır. Sadece kadınlar için geçerli olan bu tercih sürecinin temelinde, cinsiyete dayalı işbölümü yatar. Bu işbölümü kadınları esas olarak hane içindeki ev ve

(11)

2

bakım işlerinden sorumlu tutmakta, bunun sonucunda kadınların büyük kısmı piyasadaki gelir getirici işlere katılamamaktadır.

Yukarıda özetlenen tarihsel süreci izleyen ekonomik modernleşme sürecinde iş olanaklarının artması, kadınların eğitim fırsatlarına erişimi gibi unsurlar kadınların işgücü piyasasına katılımını arttırmıştır. Boserup’un 1970 yılında yayınlanan eserinde ekonomik modernizasyon sürecinde kadın istihdamının U şeklindeki trendi olarak ifade ettiği bu durum gelişmiş birçok ülkede gözlemlenmiştir.

Türkiye’de ise beklenen trend henüz yakalanamamıştır. 1950’lerde savaşlar sebebiyle erkek işgücünün azalması, örgütlü emek içinde kadın oranının düşük olması, kadınların erkeklerden düşük ücret ile çalışmaları nedenleriyle kadınların işgücüne katılım oranları neredeyse % 80’lerde idi (Makal, 2012: 43-44). Aynı oran günümüzde

% 33,3’tür.1 İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ile silâhaltına alınan erkeklerin çalışma yaşamına dönmesi ile başlayan kadınların istihdama katılım oranının düşmesinin temel sebebi, kırdan kente göçtür (Makal, 2012: 73). Buna ek olarak Türkiye’de kadınların piyasa üretiminde yer almayıp ev kadını olarak yeniden üretim faaliyetlerinde bulunmaları ekonomik ve toplumsal yapının karakteristiği olmuştur. Bu karakteristik son zamanlarda hizmet sektörünün yaygınlaşması ve buna bağlı olarak kadınların işgücüne katılım oranının yavaş yavaş artmasıyla değişme eğilimindedir.

Türkiye’de kadın istihdamının düşük olmasının birçok nedeni vardır. Ataerkil toplum ve geleneksel aile yapısı, dini, kültürel ve toplumsal yapı, düşük eğitim düzeyi, cinsiyete dayalı iş bölümü bu sebeplerden bazılarıdır. Bununla birlikte, kadınların işgücüne katılımlarının önündeki bir başka engel aile içi bakım hizmetlerinden kaynaklanan iş ve aile yaşamının çatışmasıdır (KEFE, 2013).

İş ve aile yaşamı çatışmasının çözümü olarak görülen ve kadına hane içinde yeniden üretim faaliyeti yapma rolü biçen geleneksel ataerkil aile modeli kadınların işgücüne

1 TÜİK, İşgücü İstatistikleri Şubat 2018, Haber Bülteni, 15 Mayıs 2018.

(12)

3

katılımının önündeki temel engellerdendir. Piyasa ekonomisinin ihtiyacı, hizmet sektörünün genişlemesi, kadınların eğitim düzeylerinin artması gibi sebepler sonucunda kadın işgücü talebi, talebin yarattığı bu piyasa zorunluluğunu karşılamak için de kadın işgücü arzı giderek artmaktadır.

Kadınların çalışma hayatındaki mevcudiyetlerinin giderek artması ve sürdürülebilir olması için iş ve aile yaşamının uzlaştırılması gerekmektedir. Uzlaşı için tercih edilen geleneksel ataerkil aile modeli yerine kamusal alanda çözüme ihtiyaç duyulmuştur.

Ülkemizde son birkaç yıldır bilimsel araştırmalara konu olan iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları, iş ve aile yaşamı çatışması çözümünde tercih edilir olmuştur. Bu politikalar çalışma zamanı, izinlere ilişkin ve bakım hizmetlerine ilişkin yasal, kurumsal ve sosyal politikalardır (İlkkaracan, 2010). Bunların yanı sıra nakdi gelir destekleri de uygulanmaktadır. Ancak iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarının temel amacı toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla doğrudan gelir destekleri ya da vergi indirimi uygulamaları toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir (Silvera, 2010).

Bu tez ile konuya ilişkin Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye mevzuatına ne ölçüde yansıdığı, Türkiye’de uygulanan iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarının toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamadaki etkinliği, mevcut yasal düzenlemelerin uygulamaya ne oranda dönüştüğünü ortaya koymak amaçlanmaktadır.

Araştırmanın ilk bölümünde iş ve aile yaşamı uzlaştırma kavramı detaylandırılmıştır. Kavramın kullanım şekilleri ve farklı kullanımların ne ifade ettiğine değinilmiş ve bu çalışmada neden iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları ifadesinin tercih edildiği anlatılmıştır.

Kadın istihdamının artması ile değişmeye başlayan rollerin etkisi ile erkeğin ve kadının iş ve iş dışı yaşamlarının arasındaki ilişkinin anlaşılması için teoriler ortaya atılmıştır. Kavramsal tartışmadan sonra değinilecek olan teoriler genel olarak örgüt

(13)

4

kuramcıları tarafından oluşturulmuş ve örgütsel bağlılık, işe devamlılık, işten ayrılma eğilimi ve performans gibi verimlilik ya da rol kuramı odaklıdır. Kuramlarda dikkat çeken temel ayrım, iş ve aile yaşamının birbirini etkileyip etkilemediğidir. Ayrı alanlar teorisi iş yaşamının erkeğin sorumluluğunda, aile yaşamının ise kadının sorumluluğunda olduğunu ve iki alan arasında kesin ayrım olduğunu ileri sürer.

Etkileşim, çatışma, zenginleştirme, taşma, geçiş, örtüşme, bütünleşme, ekoloji, telafi, sınır ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği teorileri ise iki alanın birbirini etkilediğini savunur.

Demokratik, gelişmiş bir toplum ve çatışmanın kalıcı çözümü için iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarının eşitlik temelinde hayata geçirilmesi gerekir. Bu nedenle yapılan bu araştırmada ele alınan politikalar, toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısı ile incelenmiştir.

Araştırmanın ikinci bölümünde Avrupa Birliği’nde (AB) iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları ele alınmıştır. 2005 yılında Türkiye’nin AB’ye katılım müzakereleri başlamıştır. Katılım müzakereleri, 35 fasıldan2 oluşan AB müktesebatının tamamının benimsenmesi ve uygulanmasına ilişkindir. Aday ülke olarak Türkiye’nin yasalarını AB’ye uygun hale getirmesi gerekir. Sosyal politika ve istihdam başlıklı 19.

fasıl iş hukuku, iş sağlığı ve güvenliği, kadın ve erkek arasında eşit muamele, ayrımcılıkla mücadele, sosyal diyalog, istihdam ve sosyal koruma konularından oluşur.

2 AB katılım müzakerelerinin 35 faslı şunlardır: 1) Malların Serbest Dolaşımı , 2) İşçilerin Serbest Dolaşımı,3) İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi, 4) Sermayenin Serbest Dolaşımı, 5) Kamu Alımları, 6) Şirketler Hukuku, 7) Fikri Mülkiyet Hukuku, 8) Rekabet Politikası, 9) Mali Hizmetler, 10) Bilgi Toplumu ve Medya, 11) Tarım ve Kırsal Kalkınma, 12) Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı, 13) Balıkçılık, 14) Taşımacılık Politikası, 15) Enerji, 16) Vergilendirme, 17) Ekonomik ve Parasal Politika, 18) İstatistik, 19) Sosyal Politika ve İstihdam, 20) İşletme ve Sanayi Politikası, 21) Trans-Avrupa Ağları, 22) Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu , 23) Yargı ve Temel Haklar, 24) Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, 25) Bilim ve Araştırma, 26) Eğitim ve Kültür, 27) Çevre, 28) Tüketicinin ve Sağlığın Korunması, 29) Gümrük Birliği, 30) Dış İlişkiler, 31) Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası, 32) Mali Kontrol, 33) Mali ve Bütçesel Hükümler, 34) Kurumlar, 35) Diğer Konular

(14)

5

19. fasıl için ülkemizdeki mevzuat ve uygulama taraması yapılmış, teknik açılış kriterleri belirlenmiştir. Türkiye’de son dönemde 19. fasıl bileşenlerinden kadın ve erkek arasında eşit muamele kapsamında iş ve aile yaşamının uzlaştırılmasına ilişkin bir dizi mevzuat değişikliği yapılmıştır. Bu değişikliklerin anlamlandırılabilmesi için AB’nin konuya ilişkin sosyal politikalarının ele alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu sebeple Türkiye’deki mevzuattan önce AB’deki mevzuata değinilmiştir.

AB’deki mevzuatın incelenmesinden sonra üçüncü bölümde ele alınacak olan Türkiye mevzuatı ile AB’ye üyelik yolunda konuya yönelik yapılan uzlaştırmalar detaylandırılmıştır.

Dördüncü bölümde araştırmada kullanılan yöntemler anlatılmıştır. Yorumlayıcı ve feminist bir yaklaşım benimsenen araştırmanın temelini, toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısı oluşturmaktadır. Aynı zamanda sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamda etkin olan ataerkil zihniyet eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Kadın istihdamının yoğun olarak görüldüğü tekstil sektöründe çalışan ve çocuk sahibi olan kadın işçilerle grup görüşmesi yapılmıştır. Örnekleme yöntemlerinden amaçsal örnekleme ile görüşmeciler belirlemiştir. Katılımcılardan elde edilen verilerle, kadın işçilerin iş ve aile yaşamını uzlaştırmada yaşadıkları sorunlar gözler önüne serilmiş ve mevzuatın yanı sıra mevcutta neler yaşandığı ortaya konulmuştur.

Son bölümde nitel araştırmanın sonuçları ele alınmıştır. Mevzuatın uygulamaya yansıması değerlendirildikten sonra araştırmacının önerilerine yer verilmiştir.

(15)

6 1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE

1.1. İş ve Aile Yaşamının Uzlaştırılması

20. yüzyılın sonları dünya genelinde dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdir.

Teknolojinin öncülük ettiği bu dönüşüm aile ilişkilerinden işgücü piyasasına, üretim yerinden cinsiyet ilişkilerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar.

Küreselleşme süreci, işgücü piyasasını önemli ölçüde etkilemiştir. Gelişmekte olan ülkelerde emek yoğun, düşük işgücü maliyetli imalat sanayi ağırlık kazanırken, gelişmiş ülkelerde hizmet sektörünün payı artmıştır. Yaşanan gelişmeler sonucunda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kadın istihdamı giderek artmıştır3.

Kadınların yeniden üretim faaliyetini devam ettirmesi erkeğin tek kazanan olduğu aile modelini devam ettirmiştir. Yeniden üretim faaliyetlerinin neredeyse tek sorumlusu olan kadın, hane içinde çocukların, engellilerin ve yaşlıların bakımından sorumlu tutulmuş ve bu durum işgücü piyasasına girişlerinin önündeki en büyük engel olmuştur.

Kadınların geleneksel rollerinin devam etmesine ek olarak geleneksel aile yapısında dönüşüm başlamıştır. Geniş aile yapısını çekirdek aileye hatta tek kişilik aileye evrilmektedir4.

Kadın istihdamı ile ilgili bir başka unsur da doğurganlıktır. 1990’ların sonlarında çekirdek ailenin yanı sıra tek kişilik/tek ebeveynli ailede artış gözlenmiştir. Tek kişilik aile sayısındaki artışın, tek ebeveynli aile sayısındaki artıştan daha hızlı olduğu dikkat çekmiştir. 2015 yılında doğurganlık oranı dünya ortalaması 2,43, AB ortalaması 1,57 ve

3 Kadın istihdamı artışı Türkiye’de alışılagelmişin dışında bir seyir izlemiştir. Kadın emeğinin yedek işgücü olarak görülmesi ve kadın emeğine olan talebin yetersizliği, dini, toplumsal ve ataerkil yapı, kadınların eğitim olanaklarına erişiminin kısıtlılığı ve benzeri nedenlerle Türkiye’de kadın istihdamı hala çok düşüktür3 (TÜİK, 2017d).

4 Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. 2016 yılı Tüik Aile İstatistiklerine göre tek kişilik hanehalkı 2014 yılında % 13,4 iken, bu oran 2016 yılında % 14,9 olmuştur. Çekirdek aileden oluşan hanehalkı 2014 yılında % 67,4 iken, 2016 yılında % 66,4 olmuştur. Geniş aileden oluşan hanehalkı ise 2014 yılında % 16,7 iken, 2016 yılında % 16,3 olmuştur (TÜİK, 2017c).

(16)

7

Türkiye ortalaması 2,07’dir5. Doğurganlık oranlarının bu seviyelerde seyretmesi dünya nüfusunun geri dönüşü olmayacak şekilde yenilenme seviyesinde olduğunun göstergesidir.

Özetlemek gerekirse; kadınların işgücü piyasasında yer alma kararı, çocuk sahibi olma kararını etkilemektedir. Kadınlar en temel insan haklarından olan çalışma hakkı ile analık hakkı arasında tercih yapmak durumundadır. Bir yandan doğurganlığın bir yandan da kadın istihdamının arttırılması ihtiyacı beraberinde iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarını gündeme getirmiştir.

İş ve aile yaşamı uzlaştırılması kavramsal olarak alan yazında uzlaşılamamış bir kavramdır. Birçok disiplinin konuyu farklı açılardan ele alması, farklı kavramsallaştırmaların yapılmasının sebeplerindendir. İş-aile çatışması, iş-aile dengesi, iş-yaşam dengesi, iş ve aile yaşamı uzlaştırılması kavramları farklı kavramsallaştırmalara örnek teşkil eder. Aynı soruna odaklanan bu kavramlara baktığımızda Anglo-Sakson yazında ve daha çok iş ve iş-dışı zamana odaklanan iş-aile dengesi, iş-yaşam dengesi kavramları yaygın olarak görülür. Bunun yanı sıra Kıta Avrupası’nda ise iş ve aile yaşamının uzlaştırılması, iş ve aile uyumu gibi kavramlar tercih edilir (Ünlütürk Ulutaş, 2015: 726).

Konuya ilişkin kavramsal tartışma 1960’larda başlamıştır. 1960’larda konunun odak noktası çalışan kadınlar veya çift kazananlı aileler iken 1970’lerde kadına odaklanan bakış açısı yerini iş-yaşam ya da iş-yaşam dengesi gibi kavramlarla kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri göz ardı eden, çocuksuz kişileri de kavrama dâhil eden, cinsiyet ayrımı göz etmeden analize katan bir hale bürünmüştür. Böylece iş-yaşam kavramı, bireylerin kendilerine özel vakit ayırmak için ücretli işe daha az zaman ayırma arzusunu içeren bir kavram olmuştur (Caracciolo di Torella, Masselot, 2010: 4).

5 Dünya Bankası verilerine göre 1960 yılında doğurganlık oranı dünya ortalaması 4,98 iken Türkiye’de bu ortalama 6,36 idi. 2015 yılında ise Türkiye’deki doğurganlık oranı, dünya ortalamasının da altına inmiştir.

[https://data.worldbank.org/indicator/sp.dyn.tfrt.in]

(17)

8

1980’lerde kavramın odak noktası iş ve aile çatışmasına kaymıştır (Lewis ve Cooper, 1999). Günümüzde ağırlıklı olarak iş-yaşam ya da iş-yaşam dengesi kullanılmaktadır. Bu kavramlar iki cinsiyeti hatta çocuksuz kişileri kapsar (Lewis, Gambles and Rapoport, 2007: 360).

Daha çok neo-liberaller tarafından kullanılan iş ve yaşam dengesi kavramı (Lewis Gambles and Rapoport, 2007: 361), eşit denge anlayışına dayanmaz ve kişilerin iş ve aile, arkadaş, hobiler gibi iş dışı zamanlarının kullanımını içerir (Niemiströ, 2011).

Kavramın aile kelimesinden yoksun olması, kavramın cinsiyetsiz bir yaklaşımı barındırdığını göstermektedir. İş-yaşam dengesinde kadınların ve erkeklerin sorumlulukları ayrı ayrı ele alınmaz, birey olarak iş ve iş dışı yaşam incelenir.

İş ve aile yaşamının uzlaştırılması kavramı ise birinin bakımını üstlenmek için işe daha az zaman ayırma ihtiyacı olarak tanımlanabilir (Caracciolo di Torella, Masselot, 2010: 4). Tanımda yer alan bakımı üstlenme ise cinsiyete dayalı işbölümü sebebiyle kadının gerçekleştirdiği bir faaliyettir. Bu sebeple iş ve aile yaşamı kavramı toplumsal cinsiyet hassasiyetini içeren bir kavramdır.

Avrupa Birliği politika metinlerinde de tercih edilen bir kavramdır. Amsterdam Anlaşması ile Avrupa’da toplumsal cinsiyet eşitliği anaakımlaştırılmıştır. Buna ek olarak Avrupa Adalet Divanı, uzlaştırmanın toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemli bir parçası olduğunu vurgulamış ve buna istinaden Avrupa Komisyonu eşitlik ile uzlaştırmayı bir bütün olarak görmeye başlamıştır (EC, 2000/C218/02).6

Bu çalışmada tercih edilen kavram iş ve aile yaşamı uzlaştırılmasıdır. Uzlaştırılma kelimesi cinsiyetsiz bir kavram olsa da (Fagan, vd., 2011:3) iş ve aile yaşamı uzlaştırılması özellikle çocuklu kadınlara, kadınların bakım yükümlülüğüne odaklanır.

Çalışmada bu kavramın kullanılmasının temel nedeni ise yazında iş ve aile yaşamı uzlaştırma kavramının içerdiği toplumsal cinsiyetçi hassasiyettir. Bu doğrultuda iş ve

6 http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:32000Y0731(02)&from=EN

(18)

9

aile yaşamı uzlaştırma politikaları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, doğurganlığı ve kadın istihdamını arttırmak, çocuk yoksulluğunu azaltmak amacıyla ebeveynlerin gelirlerini, zamanlarını, bakım için geren hizmeti ve işgücü piyasası düzenlemelerini içiren politikalar bütünü olarak tanımlanır (OECD, 2007: 13).

1.2 Toplumsal Cinsiyet

Toplumsal cinsiyet kavramı, kullanılmaya başlandığı zamandan bu yana anlamsal olarak bir dizi değişim geçirmiştir. Günümüzde kişilerin biyolojik cinsiyetlerinden bağımsız olarak, toplum tarafından yaratılan roller sonucunda belirlenen cinsiyet olarak tanımlanabilir. Kadınların ve erkeklerin iş ve aile yaşamlarındaki sorumlulukların eşit paylaşımı anlamına gelen iş ve aile yaşamının uzlaştırılması ile toplumsal cinsiyet arasında yakın bir ilişki vardır. Bu sebeple iş ve aile yaşamının uzlaştırılması kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için toplumsal cinsiyet kavramına değinilecektir.

Toplumsal cinsiyet kavramının feminist araştırmacılar tarafından kullanımı 1976 yılına dayanır. Buna göre kadınlar ve erkekler biyolojik canlılardır, ancak kadınların ikincil konumda olmaları toplumsal olarak yaratılan bir durumdur. Biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet farklılığı da bu dönemde dile getirilmiştir. Biyolojik cinsiyet doğum ile oluşur, değişmez ve sabittir. Toplumsal cinsiyet ise toplumsallaşma7, eğitim ve diğer faktörlerle şekillenir ayrıca sabit değildir, kültürden kültüre değişiklik gösterebilir (Parpart vd.: 2000, 37).

Kadınların çocuk bakımı, ev işleri ile ilgilenmesi, erkeklerin ise gelir getirici faaliyetlerde bulunması ayrımı biyolojik değil toplumsal bir ayrımdır. Dolayısıyla

7 Toplumsallaşma, toplumu oluşturan bireylerin, toplumun normlarını, değerlerini ve toplumsal rollerini kanıksayarak toplumun bir üyesi olmasını öğrenme süredir (Marshall, 1999: 760).

(19)

10

toplumsal cinsiyet farklılıklarının temel belirleyicisi üretim ve yeniden üretimdir ve toplumların özelliklerine göre de bu farklılıklar daha da güçlenebilir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini açıklamak için ortaya bir dizi teori atılmıştır.

Bunlardan ilki kadın ile erkek arasındaki farklılıkların temelini biyolojik ve doğal sebeplere bağlayan teoridir. Buna göre eşitsizliklerin sebebi biyolojik olduğu için toplumsal eşitsizlikler ortadan kaldırılamaz. Bu teoriye göre kadınlarda saldırganlık biyolojik olarak noksandır. Her toplumda avlanma ve savaş durumunda erkekler ön plana çıkar.

Diğer bir yaklaşım ise toplumsal cinsiyet rollerinin dışsal kaynaklardan öğrenildiğini savunur. Buna göre toplumsal cinsiyet zamanla oluşur. Çocuklar doğduktan sonra aile, çevre, medya gibi kaynaklardan toplumsal cinsiyet rollerini öğrenir. Toplumsallaşma sürecinde içselleştirilen farklılaşmış toplumsal cinsiyet rolleri eşitsizliği desteklemektedir. Bu teoriye göre kadın ya da erkek toplumsal cinsiyet rollerinden farklı bir rol sergilerse, toplumsal beklentilerden farklı bir tutum ortaya çıkmış olur. Bu durum çarpık toplumlaşma olarak açıklanır (Giddens, 2012: 506-509).

Toplumsal cinsiyet kavramını feministler de ele almıştır. Liberal feministler cinsiyet farklılıklarına yol açan faktörlere odaklanmışlardır. Ayrıca önyargı ve ayrımcılığa karşı iken kadın erkek fırsat eşitliğini savunurlar. Bazı liberal feministlere göre aile, toplumun önemli bir birimidir. Analık izni ya da çocuk bakım hizmetleri ile kadınların istihdama katılımı desteklenmelidir. Diğer liberal feministler ise ailenin toplumsal cinsiyeti ürettiğini, aile yapısında köklü bir değişiklik olmadan kadınların özgürleşemeyeceğini savunur (Macionis, Plummer, 2008: 384).

Sosyalist feministler ataerki ve kapitalizm ilişkisine odaklanmıştır. Cinsiyetler arasındaki eşitsizliğin temel sebebi kapitalizmdir. Mevcut düzenin devam edebilmesi

(20)

11

için kadının hane içinde yeniden üretimi devam ettirmesi gerekir. Cinsiyet eşitsizliğinin temel sebebi ise sınıflı toplumda emeğin sermaye karşısındaki eşitsiz konumudur (Pilcher, 2009: 111). Hartmann ise Marksizmin feminizmi ele alış şeklini eleştirir.

Hartmann’a göre Marksist feministler kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri iktisadi temelde ele alırlar ve cinsiyet eşitsizliğinden çok sınıfsal eşitsizliğe vurgu yaparlar (1979: 1).

Radikal feministlere göre toplumda var olan cinsiyet eşitsizliğinin temel sebebi ataerkilliktir. Sosyalist devrim bile ataerkiyi sonlandıramaz. Ataerki, cinsellik ve yeniden üretim yoluyla kadınların toplumdaki ikincil konumlarını destekler. Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin giderilebilmesi, toplumsal cinsiyete ilişkin kültürel eğilimlerin bertaraf edilmesi ile mümkün olabilir (Macionis, Plummer, 2008: 384).

Son olarak yukarıdaki açıklamalarda da değinildiği üzere toplumsal cinsiyet değişebilir niteliktedir. toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere uygulanan politikalar da bu değişikliği yaratmak adına ortaya atılmıştır. Politikalar ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden eşitliğine doğru gidilebilmektedir. İş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin giderilmesi konusunda önem arz eden araçlardandır.

1.3 Cinsiyete Dayalı İşbölümü

Toplumsal cinsiyete atfedilen roller toplumdan topluma değişiklik gösterse de hemen hemen her toplumda çocuk bakımı başta olmak üzere hane içi sorumluluklar kadının görevi olarak görülür iken hanenin geçimini ve refahını sağlamak erkeğin görevi olarak görülür (Giddens, 2012: 506). Bu ayrım cinsiyete dayalı işbölümüne göredir.

(21)

12

Cinsiyete dayalı işbölümü, toplumsal cinsiyet rollerine göre erkeklere ve kadınlara farklı sorumluluklar ve görevler verilmesi olarak tanımlanabilir. Buna göre kadınların emeği hane içinde, yeniden üretimi içeren, ücretsiz ve değersiz iken erkeklerin emeği ekonomik değeri olan bir emektir. Kadının ücretsiz emeği değersiz görülürken, erkeğin ücretli emeği değerli görülür ve bu durum da kadın erkek arasında bir hiyerarşi ve eşitsizlik oluşturur. Kadın ve erkek emeği arasındaki hiyerarşi ve eşitsizlik durumu, emeğin ücretli olduğu durumlarda da karşımıza çıkar. Kadınlara erkeklerden daha az ücret ödenmesi, ekonomik kriz dönemlerinde ilk vazgeçilen emeğin kadın emeği olması örnek olarak gösterilebilir (Bhasin, 2003: 32).

Cinsiyete dayalı işbölümü kavramını açıklanırken kamusal ve özel alan ayrımına da değinmek gerekir. Kamusal ve özel alan ayrımının çıkış noktası eski Yunan düşüncesi olsa da cinsiyete dayalı işbölümüne göre şekillenmesinin kökeni Sanayi Devrimidir.

Sanayi Devrimi ile birlikte kamusal ve özel alanı şekillendiren, üretim ile yeniden üretimdir. Bu dönemde üretim mekânlarının ayrışması, evin özel alan olarak tanımlanmasına sebep olmuştur. (Acar-Savran, 2011: 266). Böylece özel alanda hane içinde, yeniden üretim yapan kadın emeği faaliyet göstermiştir. Kadının hane içindeki emeği ile doğurganlığı arasında bağlantı kurularak, özel alanın doğal, biyolojik olarak kadının alanı olduğu fikri kadınların özel alana hapsedilmesini meşrulaştırmıştır.

Kamusal alan ile özel alan arasındaki bu ayrışım, cinsiyete dayalı işbölümünü pekiştirmiştir.

Günümüzde kadınların istihdama katılımı ile özel alan ile özdeşleşen kadınlar kamusal alanda da yer almaya başlamışlardır. İstihdam yoluyla kamusal alanda ve hane dışında yer alan kadınlar genelde kadın işi olarak nitelendirilen işlerde istihdam edilmişlerdir. Bunlar ise yeniden üretim faaliyetlerine benzer nitelikteki kreş öğretmenliği, hemşirelik gibi işlerdir.

(22)

13 1.4 Birey Olma ve Kimlik

Toplumsallaşma sürecinde cinsiyete dayalı işbölümünün öngördüğü güç, ekonomik özgürlük, söz sahibi olma gibi hususlar kadınlar ve erkekler tarafından örtük öğrenme ile içselleştirilmiştir. Bu da kadınların ve erkeklerin kimlik gelişimlerine yansımaktadır.

Kimlik, uzun yıllar tartışılan bir konu olmakla birlikte 21. Yy’da kavram olarak daha yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kavram hem psikoanalitik hem de sosyolojik kuramlar ile ele alınmıştır. Her iki yaklaşım da kimliğin yaratılmış karakterine vurgu yaparlar. (Marshall, 1999: 405).

Kimlik, sosyal süreçler ile oluşur. Hem toplum kimliği hem de kimlik toplumu şekillendirmektedir yani karşılıklı etkileşimin bulunduğu bir ilişki vardır (Berger, Luckmann, 2008: 250).

Kimlik, bireylerin kendilerini ve birbirlerini anlamalarına yarayan bir kavramdır (Jenkins, 2016: 20). İnsanların toplumdaki rollerine göre de sahip oldukları kimlikler çeşitlenir. Toplumsal cinsiyet rolleri de bireylerin kimlik gelişimini etkilemektedir.

Buna göre bireyler bulundukları topluluktaki rolleri içselleştirir ve kız çocuk annesinin, erkek çocuk ise babasının rollerini özümser.

Cinsiyete dayalı işbölümüne göre özel alanda yeniden üretim yani ev işleri, çocuk bakımı gibi faaliyetleri gerçekleştiren geleneksel kadın rolü ile asli görevi ekonomik değer üretmek olan ve kamusal alanda yer alan geleneksel erkek rolü yeni nesiller tarafından benimsenerek eşitsizliklerin pekişmesine sebep olmaktadır.

Diğer yandan kadınların özel alandan kamusal alana doğru kayması ile geleneksel cinsiyet rollerinde değişimler olmaya başlamıştır. Kadınların istihdama katılımı ve ekonomik özgürlüklerini elde etmeleri sonucunda eve ekmek getiren kişi konumuna gelerek güç ve söz sahibi olmaya başlamışlardır. Diğer yandan kadınların istihdamda yer alması ve hem üretim hem de yeniden üretimde bulunan kadınların çifte mesaide

(23)

14

zorlanmalarına sebep olmuştur. Kadınlar hem ailede anne kimliği ile hem de işgücü piyasasında çalışan kadın kimliği ile toplumsal yaşamda yer alırlar. Bireylerin sahip oldukları kimliklerin hepsi aynı öneme sahip olmak durumunda değildir (Risse, 2010:

24). Yani anne kimliği, çalışan kadın kimliğinden daha önemli olabilmektedir. Aynı şekilde çalışan kadın kimliği de anne kimliğinden daha önemli olabilmektedir.

1.5 Kadın Erkek Fırsat Eşitliği

Kadın erkek fırsat eşitliği kavramını detaylandırmadan önce eşitlik kavramına değinmek gerekmektedir. Eşitlik hukuki, ahlaki, dini vs. metinlerde yer alan ve hangi alanda kullanılıyorsa o alana göre farklı tanımlanan bir kavramdır. Genel bir tanım yapmak gerekirse eşitlik, herkesin eşit haklara sahip olmasıdır. Yeryüzünde eşitliğin tam olarak uygulandığı bir toplum yoktur. Belki de bu sebeple eşitliğe ulaşmak toplumların her zaman hedefindedir.

Turner’a göre eşitlik dörde ayrılır. Bunlar ontolojik eşitlik, fırsat eşitliği, şartlarda eşitlik ve sonuçlarda eşitliktir. Turner eserinde eşitlik tanımı yapmak yerine eşitliği dörde ayırarak tanımlamıştır. Tanımlamalardan fırsat eşitliği üzerinde durulacaktır.

Turner fırsat eşitliği kavramını tanımlarken, toplumdaki her bireyin eşit olduğu bir başlangıç noktası vardır, der. Ancak Turner’a göre fırsat eşitliğindeki asıl eşitsizlik, başlangıç noktasına gelene kadardır (1986: 34-36). Turner’ın fırsat eşitsizliğindeki vurgusu daha çok sınıfsaldır.

Eşitlik kavramı feministler tarafından da değerlendirilmiştir. Liberal feministlere göre kadınların toplumda ikincil konumda olmasının asıl sebebi hakların ve fırsatların dağılımının eşit olmamasıdır. Sosyalist feministler eşitlik kavramında herhangi bir ayrıma gitmezler. Teorilerinde kapitalizmin yarattığı eşitsizliğe vurgu yaparlar ve eşitlikçi bir toplumun sınıfsız bir toplum ile olacağını söylerler.

(24)

15

Eşitlik kavramını detaylandırdıktan sonra şunu söyleyebiliriz ki kadın erkek fırsat eşitliği liberal düşüncenin bir ürünüdür. Cinsiyetler arasında fırsat eşitliğinin sağlanması, daha adil bir toplum yaratma düşüncesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. İş ve aile yaşamında dengenin sağlanması için uzlaştırma politikaları ile kurumsal, hukuki vb. düzenlemeler yapılarak kadınlar ile erkekler arasında fırsat eşitliğinin sağlanması hedeflenmektedir.

(25)

16 2. KURAMSAL TARTIŞMA

İş ve aile yaşamının uzlaştırılması politikaları, son 30 yıldır akademik yazında daha çok tartışılır hale gelmiştir. Bununla birlikte özellikle kadınların işgücü piyasasında temsilinin artması ve kadın istihdamına daha fazla ihtiyaç duyulması, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde politika üretilmesini sağlamıştır.

20. yy’da çalışma yaşamında yaşanan dönüşüm ile beraber iş ve aile yaşamı mekânsal ve zamansal olarak ayrışmıştır. Geleneksel aile yapısı değişmiş ve kadınlar istihdamda daha çok yer almaya başlamışlardır. Bunun doğal sonucu olarak hane içindeki işbölümü ve erkek ile kadının toplumsal rolleri etkilenmiştir. Değişen rollerin de etkisi ile erkeğin ve kadının iş ve iş dışı yaşamlarının arasındaki ilişkinin anlaşılması için teoriler ortaya atılmıştır. Konuya ilişkin teoriler örgüt kuramcıları tarafından oluşturulmuş ve örgütsel bağlılık, işe devamlılık, işten ayrılma eğilimi ve performans gibi verimlilik ya da rol kuramı odaklıdır.

Tarihsel süreçte ekonomik, toplumsal ve kültürel yapılardaki değişimlere koşut olarak iş ve aile yaşamı kompozisyonlarında da değişimler yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. Aşağıda iş ve aile yaşamı uzlaştırma teorilerinden öne çıkanlardan bazılarına yer verilmiştir.

2.1 Ayrı Alanlar Teorisi (Separate Sphere Theory)

Toplumsal yaşamın erken dönemlerinde ailenin bütün fertleri hem geçim için çalışıp hem de bakım, ev işlerinde çalışmaktaydılar. Sanayi öncesi dönemde zanaatta ve ticarette gelişmeler yaşanmıştır. Böylece işyeri ile aile yaşamı arasında kısmi bir ayrım yaşanmaya başlamıştır. 1800’lerin ortalarında yani sanayi devrimi döneminde makinelerin kitlesel üretimde kullanıldığı fabrikalar ile ev ile üretim yeri birbirinden ayrışmıştır. Erkekler fabrikalarda işgücü olarak yer alırken kadınlar evlerinde ev

(26)

17

işlerinden ve bakımdan sorumlu tutulmuştur. 18. yy’ın sonları ile 19. yy’ın erken dönemlerinde işbölümü ve uzmanlaşma ile iş ve aile yaşamı birbirinden ayrışmaya başlamıştır. 19. yy’ın başı ile 1950 arası dönemdeki teknolojik faktörlere erkeklerin sahip olduğu fiziksel avantaj da eklenince, erkeklerin evin geçimini sağlayan kadının ise ev işi ve bakımdan sorumlu olan konumu keskin bir şekilde birbirinden ayrışmıştır.

Bakım hizmetlerinden ve yeniden üretim faaliyetlerinden sorumlu tutulan ideal kadın sevgi ile çocuklarına bakarken evin geçimini sağlayan eşine de itaat etmelidir.

Evin geçiminden sorumlu tutulan erkek ise otoriter bir yapıya sahip olmakla birlikte piyasa üretiminde bulunarak ekonomik faaliyet gösterir. Birbirlerinden kesin ve net bir şekilde ayrılan bu iki alanın kadınların işgücü piyasasına dâhil olması durumunda çatışacağı varsayılmaktadır. Buna göre işgücü piyasasına giren kadın, kendi kariyeri için ailesinden vazgeçmek durumundadır. Çünkü iş yaşamı ile aile yaşamı birbirine zıttır, kadının aile yaşamında erkeğin ise iş yaşamında uzmanlaşması dolayısıyla cinsiyete dayalı işbölümüne göre eşler yaşamlarını yönetmelilerdir. Kadınların özel alana hapsedildiği bu yaklaşım hem refah düzenlemeleri hem de hukuki düzenlemeler aracılığıyla devlet eliyle de desteklenmiştir.

Ayrı alanlar yaklaşımında iş ile aile ya da özel ile kamusal alanın birbirleri ile tezat talepleri vardır. Bu talepler birbirleri ile rekabet halinde olmakla birlikte birbirleri için bir tehdit unsurudur. Ancak bu iki alanın yönetimi kadınların sorunu olarak görülür.

Çünkü toplumsal cinsiyet gereği aile ile uğraşması gereken kadın, erkekler için uygun olan iş yaşamına girmiştir. Bu sebeple ayrı alanlar yaklaşımına göre iş ve aile yaşamının uzlaştırılması kadınların sorumluluğundadır.

Erikson, hane içinin eş olarak kadınlara, hane dışı alanı karar verici, ekmeğini kazanan rolündeki erkeklere ayrılmış olduğunu söyler (1965). Benzer analiz Parsons tarafından da yapılmıştır. Buna göre kamusal alan araçsal ve maddi ihtiyaçları karşılayan erkekler, ailenin yer aldığı özel alan ise duygusal ve duygularını ifade eden

(27)

18

kadınlar içindir (1970). Kamusal ve özel alanların cinsiyetlere göre bölünmesi, kadınların evlerinde ürettikleri ürünleri satarak düşük ücret elde ettikleri ve bu alanda kaldıkları işgücü piyasasının cinsiyetlere göre bölünmesi ile sonuçlanır.

Ayrı alanlar yaklaşımına göre iş ve aile arasında kesin bir ayrım olursa toplumsal istikrar sağlanmış, rol çatışması da engellenmiş olur. Bu sebeple cinsiyete dayalı işbölümü devam etmelidir. Teoriye göre kadınların hane içi üretimlerinin değişim değeri yok iken ekonomik sistem ile bağlantısı olan sadece erkektir.

1970'lerde yaşanan ekonomik ve sosyal değişime kadın -anne- istihdamının artışı eklenmiştir. Kadınların işgücü piyasasına dâhil olması, kadınların aile ve yeniden üretim faaliyetlerinden vazgeçmelerine neden olmamıştır. Ücretli işte çalışmaya başlayan kadın, evde yeniden üretim faaliyetine de devam ederek adeta çifte mesai yapmaktır. Ancak kadınlar bu iki alanı uzlaştırmakta çok zorluk çekmiş ve çifte mesai yükü altında ezilmişlerdir. Buna ek olarak aynı anda hem çalışma yaşamında var olmaya hem de annelik yapmaya çalışan kadınlar, işgücü piyasasında eşitsizlik ile yüzleşmişlerdir (McGlynn, 2001: 325-327).

1970'lerle birlikte küçük çocuklu kadınların iş yaşamında daha çok yer alması, tek gelirli geleneksel aile modelinin çözülmesine ve çift kazananlı ailenin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Böylece ailede yer alan kadınların ve erkeklerin geleneksel rollerinde de dönüşümler başlamıştır. Bu süreç sonunda iş ve aile yaşamının uzlaştırılmasına yönelik politikalar oluşturulmuştur.

2.2 Etkileşim Teorisi (Interactive Theory)

Kadınların çalışma yaşamına katılımının artması ile tek kazananlı ailelerin yerini çift kazananlı aileler almıştır. Ayrı alanlar yaklaşımında kadının sorumluluğu olarak nitelendirilen ev ve bakım sorumlulukları, çift kazananlı ailelerle birlikte yavaş yavaş erkeklerin de sorumluluğu haline gelmiştir. Kadınların çalışma yaşamına girmesi ile

(28)

19

erkeklerin ev yaşamındaki ve bakım sorumluluklarındaki yeri artmış, böylece daha önceden ayrı alan olarak nitelendirilen iş ve aile yaşamı arasında etkileşim başlamıştır.

İş ve aile arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi Marksist ve Marksist olmayanlar (non-Marxist) tarafından incelenmiştir. Büyük ekonomilerde iş ve aile arasındaki genel bağlantıyı inceleyen Marksistler için aile ve iş birer ekonomik birimdir. Marksist olmayanlar ise iş ile aile rollerinin kesiştiği noktaları incelerlerken aileyi ve işi sosyal sistemler ya da yapısal birim olarak görürler. Özellikle aile ilişkilerinin çalışma koşulları, işin özellikleri gibi çalışma yaşamı kaynaklı etkilerine ya da tam tersine odaklanır. Kanter 1977 yılındaki çalışmasında iş yapısının ve iş yaşamının örgütlenmesinin aile sistemini baskın bir şekilde şekillendirmesine sebep olan beş faktörü ele almıştır. Bu faktörler işe yoğunlaşma (job absorption), ödüller ve kaynaklar, zaman ve zamanlama, duygusal iklim ve işin kültürel boyutu olarak ifade edilmiştir.

Etkileşim teorisine göre iş ve aile arasındaki etkileşim sonucunda ortaya çıkan stres, çatışma gibi problemler, belirli koşullar altında, işlevsel olabilmektedir (Marks, 1977).

2.3 Çatışma Teorisi (Conflict Theory)

İş yaşamının taleplerinin aile yaşamı tarafından karşılanamaması sonucunda iş ve aile arasında çatışma çıkar. Roller arası çatışma olarak tanımlanan bu yaklaşım iki boyutludur. Buna göre bireylerin iş yaşamları aile yaşamlarını etkilerken, aile yaşamları da iş yaşamlarını etkilemektedir (Frone, Russel, Cooper, 1992).

Greenhaus ve Beutell zaman, gerilim ve davranış temelli çatışma olmak üzere üç çeşit iş ve aile yaşamı çatışması tanımlamıştır (1985). Bir rolün zaman talebini karşılamanın diğer rolün katılımını zora sokması zamana dayalı çatışma olarak nitelendirilir. Örneğin uzayan iş toplantısının olduğu günün akşamı aile buluşmasına vakit ayırmaya çalışmak.

(29)

20

İş ya da aile yaşamından kaynaklanan psikolojik semptomların diğer rolün sorumluluklarının yerine getirilmesini zorlaştırması gerilim temelli çatışmadır. Gerilim temelli çatışmada, bir alanda yaşanan gerilim ister istemez diğer alana da nüfus eder ve bu da diğer rolün performansını olumsuz etkiler. Örnek olarak işten atılma riski olan bir işçinin içinde bulunduğu stresi aile yaşamına yansıtması verilebilir. İş ya da aile yaşamına uygun olan davranışların diğer alan için uygunsuz olması ise davranış temelli çatışmadır. Davranış temelli çatışmada da gerilim temelli çatışmada olduğu gibi bir alanda yaşanan olumsuzluğun diğer alana istemsizce nüfus ettiği görülür. İş yaşamında kişiler başarıya ulaşmayı hedeflerken, başarı hedefinin aile yaşamı için de belirlenmesi özellikle ebeveynlerin çocuklarını bir proje olarak görmelerine neden olur ve bu da davranış temelli çatışma yaratır.

2.4 Zenginleştirme Teorisi (Enrichment Theory)

Zenginleştirme yaklaşımına göre, bir alandaki deneyim diğer alanı olumsuz etkileyerek roller arası çatışma yaratmak yerine diğer alanı besleyerek zenginleştirebilir.

Zenginleştirme yaklaşımı, rol çatışması yaklaşımının tam tersidir. Bir rolde yaşanan tecrübe diğer rolün yaşam kalitesini arttırır (Greenhaus, Powell, 2006). Bir rol için gerekli olan bilgi, beceri diğer alanı olumlu etkiler. Çalışma yaşamında öğrenilen çatışma yönetimi becerilerinin aile yaşantısındaki çatışma yönetiminde kullanılması örnek niteliğindedir.

Carlson ve diğerleri iş ve aile yaşamlarının birbirini zenginleştirmesini araçsal ve duygusal olmak üzere iki grupta incelemiştir (2006). Araçsal zenginleştirmede bilgi, beceri gibi kaynaklar bir rolden diğerine doğrudan aktarılır. Duygusal zenginleştirme ise bir rolde var olan duyguların ve ruh halinin, bireylerin diğer rolündeki işlevini olumlu etkilemesine odaklanır. Edwards ve Rothbard’ın araştırmasına göre,

(30)

21

erkeklerin/kadınların aile yaşamındaki psikolojik durumları ile iş yaşamındaki psikolojik durumları arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır.

2.5 Taşma Teorisi ve Geçiş Teorisi (Spill Over and Cross Over Theory)

Taşma teorisi iş ve aile arasında benzerliklerin ortaya çıktığı ve iki alanın birbirini etkilediği süreç olarak tanımlanır. Buna göre bireylerin iş ve aile alanlarında sınırlar olmasına rağmen bir alan diğer alanı aynı şekilde etkiler (Edwards, Rothbard: 2000).

Taşma teorisi duygusal ve araçsal olmak üzere ikiye ayrılır. Duygusal taşma, işe bağlı ruh hali ya da tutumun aileye ya da aileye bağlı ruh hali ve tutumun işe aktarılmasıdır (Illies, Wilson ve Wagner, 2009). Belirli becerilerin ve davranışların bir alandan diğer alana taşınmasının olumlu ya da olumsuz sonuç doğurması araçsal taşma olarak nitelendirilir (Edward ve Rothbard, 2000; Kirschmeyer, 1993; Greenhaus ve Beutell, 1985).

Bir tanıma göre geçiş teorisi bireylerin düzenli olarak etkileşimde olduklarından kaynaklanan iş stresi tecrübelerine gösterdiği tepkidir (Westman, 2001: 717). Bir başka tanıma göre ise bireylerin işte/evde yaşadıkları olumlu ve olumsuz duyguların, ruh halinin eşlere/çok yakın oldukları iş arkadaşlarına geçmesidir (Macrtz ve Boyer, 2010:

589).

2.6 Örtüşme, Bütünleşme ve Ekoloji Teorisi (Congruence, Integration and Ecology Theory)

Örtüşme teorisine göre iş ve aile ile doğrudan ilgili olmayan ek değişkenler rollerin dengesini etkiler. Kişilik özellikleri, genetik yapı ve davranış biçimi gibi üçüncü bir değişken aracılığıyla iş ve aile arasındaki benzerlikler ortaya çıkar. Örnek vermek gerekirse bireyin eğitim seviyesi ya da zekâ düzeyi hem aile hem de iş yaşamını etkiler (Edwars ve Rothbard, 2000).

(31)

22

Bütünleşme teorisi, iş ve toplumsal yaşam alanlarının, sınırların esnetilmesi aracılığıyla daha kolay hale geleceğini içeren bütüncül bir yaklaşıma sahiptir (Clark, 2000). Bu teori, iş ve aile yaşamına ilişkin geleneksel paradigmaları yeniden yapılandıran çağdaş anlayışa odaklanarak, tüm paydaşların (işverenler, işçiler ve topluluklar) eşit ve aktif katılımını benimseyerek iş ve aile yaşamına bütünsel bir açıdan yaklaşır (Morris ve Maden, 2007).

Ekolojik sistem teorisi, iş ve yaşamın, her birinin ve birden fazla özelliklerin iş hayatı deneyimlerine duygusal bir etki sağladığı ve aynı zamanda sürecin, kişinin, zamanın ve bağlam özelliklerinin müşterek bir fonksiyonu olarak gördüğü doğada semptomatik olduğu fikrine atıfta bulunmaktadır.

2.7 Telafi Teorisi (Compensation Theory)

Telafi teorisine göre, zenginleştirme teorisine atfedilen tampon etkisiyle benzer şekilde bir alanın ihtiyacı olan kaynak diğer alandan sağlanır (Edwards ve Rothbard, 2000). Teoriye göre bir rol diğer role destek olur.

Telafi teorisi tamamlayıcı (supplemental) ve reaktif telafi olmak üzere iki gruba ayrılmıştır (Edwards ve Rothbard, 2000). Tamamlayıcı telafi yaklaşımında birey bir alanda alması gereken ödülü alamadığı takdirde bu eksikliği diğer alandan almaktadır.

İş yerinde beklediği övgüyü alamayan çalışanın, bu övgüyü aileden beklemesi örnek olarak verilebilir. Reaktif telafi yaklaşımında ise bir alandaki olumsuz deneyimin diğer alanda yer alan tam tersi deneyim ile telafi edilmesidir. Örnekse yorucu iş günü sonrasında annenin çocuğu ile vakit geçirmesidir.

(32)

23 2.8 Sınır Teorisi (Border Theory)

Sınır teorisi, iş ve iş dışı alanların sınırları üzerine odaklanır (Clark, 2000).

Bireylerin kişisel yaşamları ve iş yaşamları arasında üç sınır tanımlanmıştır. Bunlar zamana bağlı, fiziksel ve psikolojik sınırlardır.

Zamana bağlı sınırda zaman, iş ve iş dışı zaman, fiziksel sınırda iş ile aile aktivitelerinin gerçekleştirildiği lokasyonlar, psikolojik sınır ise iş ve aile yaşamlarındaki rollere yönelik algılar birbirinden ayrılmıştır.

Sınır teorisine göre iş ve iş dışı zaman ayrı yönetilirse çatışma çok az yaşanır.

Bununla birlikte iki rol birbiri ile bütünleştiği takdirde, bir rolden diğerine geçiş o kadar hızlı olur (Clark, 2000).

2.9 Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Teorisi (Gender Inequality Theory)

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği teorisi kadın çalışanların iş ve aile yaşamlarının uzlaşmasının altında yatan dinamiklere odaklanır. Teoriye göre erkeklere kıyasla kadınların işgücüne katılımı düşüktür.

Kadınlar erkeklerle kıyaslandığında, maddi kaynaklara erişim, güç, sosyal statü ve olanaklar gibi konularda, toplumsal yaşamda eşitsiz bir konuma sahiptirler. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği biyolojik ya da psikolojik farklardan kaynaklanmaz, var olan eşitsizlik toplumun ataerkil sisteme dayanarak örgütlenmesinin sonucudur. Birçok özellikleri ve potansiyeli olmasına rağmen cinsiyetler arasında eşitsizliği gerekli kılacak bir farklılık yoktur. Mevcut eşitsizliğin çözümü, kadınların ve erkeklerin eşitlikçi bir toplumu benimsemesindedir.

Liberal feministler cinsiyete dayalı işbölümünü kapsayan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, kesin bir şekilde birbirinden ayrılmış, erkeklerle özdeşleşen kamusal ve kadınlarla özdeşleşen özel alanlardaki sosyal aktivitelerin mevcudiyeti olarak

(33)

24

tanımlarlar (Thomas, 2007). Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sosyal yaşamdaki kamusal alana kadınların sınırlı katılımı ile ilgilidir. Liberal feministlere göre güç, statü, fırsat ve para gibi sosyal yaşamın gerçek ödülleri kamusal alanda olmakla birlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların özel alandaki fazla yükleri ve kamusal alandan mahrum edilmesi sonucu tesis edilir.

Marksist feministler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini feminist sosyal itiraz ve Marksist sınıf analizine dayanarak açıklarlar. Bu teorinin en temel iddiası, kadınların ikincil konumlarının sebebi biyolojik değil, sosyal anlaşma sonucu olduğudur. Buna ek olarak kadınların evlerinden çıkamaması, ekonomik bağımsızlığa sahip olmamaları ya da mesleki özgürlükten muaf olmalarının benimsendiği ataerkil ailelerin varlığı kadınların ikincil konuma sahip olmalarının bir başka nedenidir. Son faktör ise ataerkil ailenin meşrulaştırılması, özel mülkiyetin ortaya çıkışı ve kadın sömürüsüdür. Kadın erkek eşitsizliğinin sebebi doğrudan çıkar çatışması değildir, sınıf baskısı, mülkiyet eşitsizliği, emek sömürüsü ve yabancılaşmadır (Thomas, 2007).

Yukarıda iş ve aile yaşamına yönelik birçok teori özetlenmiştir. Bilim insanları iş ve aile yaşamı arasındaki bağlantıyı, ilişkiyi ve etkileşimi anlamak adına çaba harcamış ve bunların sonucunda ülkeler politikalar üretmeye başlamıştır. Günümüzde ise iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları birçok ülkenin, uluslararası kuruluşun gündemindedir.

Konuyu gündemine alan ülkeler, politikaları işgücü piyasasında var olan cinsiyete dayalı ayrımcılık açısından ele almaktadır. İlerleyen bölümlerde detaylandırılacak olan Türkiye ise iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarını ağırlıklı olarak kadın istihdamının arttırılması ya da nüfus planlaması açısından ele almıştır. Dünya Bankası verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranları, 20108 yılında % 27,6 iken 2017 yılında % 33 seviyelerindedir (WB, 2017). Doğum oranları ise 2010 yılında % 2,15 iken 2016 yılında

8 İş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarına yönelik ilk kurumsal adım 02/02/2010 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Kadın Kolları tarafından düzenlenen “İş ve Aile Yaşamını Uzlaştırma Politikaları Çalıştayı” olması sebebiyle 2010 yılından itibaren ki veriler esas alınmıştır.

(34)

25

% 2,05 seviyelerinde gerçekleşmiştir (WB, 2017). Veriler incelendiğinde iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarının toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama temelinden uzak belirlenmesi, hedeflere istenilen düzeyde ulaşılamamasına yol almıştır. Bu çalışmada iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde incelenecektir.

(35)

26

3. AVRUPA BİRLİĞİ’NDE İŞ VE AİLE YAŞAMI UZLAŞTIRMA POLİTİKALARI

Avrupa Birliği, ekonomik bütünleşme ile ortak pazar yaratma amacıyla kurulmuştur.

Ekonomik bütünleşme sürecinde yaşanan tıkanıklıklar, AB’de sosyal politikanın gelişmesi ihtiyacını doğurmuştur. AB sosyal modelinin gelişim sürecine bakıldığında 1970’lere kadar sosyal politikanın, ekonomik bütünleşmenin sekteye uğramaması için devreye giren bir mekanizma gibi ele alındığı göze çarpar. Bu dönemde sosyal politikalar ekonomi politikalarını tamamlayıcı niteliktedir.

1970’lerden sonra sosyal politika alanında daha müdahaleci bir yaklaşım tercih edilmiştir. Artık sosyal politikanın ekonomik bütünleşme kadar önemli olduğu vurgusu yapılmaya başlanmış ve Avrupa sosyal modeli oluşmaya başlamıştır. Öte yandan Birliğin güneye doğru genişlemesi ile sosyal damping riski ortaya çıkmış ve bu genişleme süreci ile Birlik politikalarında sosyal politikaya ağırlık verilmiştir.

1990’lı yıllara gelindiğinde, küreselleşmenin yarattığı rekabete ayak uydurmak için ekonomik ve sosyal alanda geniş çaplı ve bütüncül yenilikler yapılmıştır. 1997 yılında imzalanan Amsterdam Anlaşması ile Kurucu Anlaşmaya ayrı bir başlık olarak istihdam başlığı eklenmiştir. Böylece sosyal politika ortak bir hedef haline gelmiştir (Çelik, 2004).

AB’de toplumsal cinsiyet politikaları, sosyal politikanın bir parçası olarak gelişmiştir. Buna ek olarak artık toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması Birlik politikalarında anaakımlaştırılmakla birlikte Avrupa ekonomik ve sosyal politikasının kalbi olarak görülmektedir. AB’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik ayrı bir politika geliştirmeye gerek yoktur. Her politikaya toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı dahil edilmelidir.

(36)

27

İş ve aile yaşamı arasında yaşanan çatışmanın etkileri kendini hem işgücü piyasasında hem de ülkelerin nüfus yapısında görüldüğü için Birlik sosyal politikasının yönü cinsiyet eşitliğine dönmüş ve anaakım haline gelmiştir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin Birlik politikalarına yansıtılması dört adımda gerçekleştirilmektedir. Bunlar örgütlenme, toplumsal cinsiyet farklılıkları hakkında bilgi edinme, politika etkilerinin değerlendirilmesi ve politikaların yeniden tasarlanmasıdır. Sözü edilen dört adımlı yöntem, dört farklı istihdam politikalarında uygulanmaktadır. Bunlar aktif işgücü piyasası politikaları, ücret ve kariyer politikaları, iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları ve güvenceli esneklik politikalarıdır (European Commission, 2008: 3-11).

İş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları, Avrupa’nın istihdam konusundaki yol haritası olan Avrupa İstihdam Strateji’nde (AİS) yer alan hedeflerdendir ve fırsat eşitliği ana ekseninde yer almaktadır. Stratejinin Avrupa’da istihdamı arttırmayı ve istihdamın önündeki engelleri kaldırmayı hedeflediği düşünüldüğünde, iş ve aile yaşamı arasında yaşanan uyumsuzlukların işsizlik sebepleri ile ilintili olduğu ortaya çıkmaktadır.

AİS hedeflerinden sonra 2000 yılında düzenlenen Lizbon Zirvesi’nde Birliğin 10 yıllık ekonomik ve sosyal gündemi belirlenmiştir. 2010 yılında kadın istihdamının % 60’a çıkarılması hedefine ulaşmada iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarının önemine vurgu yapılmıştır. Avrupa Komisyonu Fırsat Eşitliği Raporlarında kadınların istihdamını arttırmak için aktif işgücü piyasası politikalarına ek olarak aile dostu politikalara ağırlık verilmesi gerektiği önerisi bunu destekler niteliktedir (CEC, 2001).

2000 yılında Nice’de kabul edilen AB’nin Temel Haklar Şartı’nda fırsat eşitliği, ayrımcılık yasağı, analık hakkının korunması, ebeveyn izni gibi düzenlemeler yer almaktadır. İlerleyen dönemlerde “2006-2010 Kadın ve Erkek Eşitliği için Yol Haritası”

belirlenmiştir. Yol haritasında altı öncelikli alandan bir tanesi uzlaştırma politikalarıdır.

(37)

28

AB iş ve aile yaşamının birbiri ile etkileşimde olduğu ve kadın istihdamını arttırmak, fırsat eşitliğinin sağlanması açısından bu politikaların elzem olduğunu kabul etmiştir. Bu sebeple ilerleyen bölümde detaylandırılacak olan politikalar ülkelere minimum yasal sınırı koymaktadır. Ülkelerin sosyal, ekonomik, refah düzeyleri, aile yapıları, devletin sosyal ve ekonomik yaşamdaki ağırlığı, dini ve kültürel yapı gibi özellikleri politikaların ulusal düzeye nasıl geçirdiklerini belirlemektedir. Ülkeler minimum zorunlu standardı aynen iç mevzuata geçirebilecekleri gibi daha üst bir yasal düzenleme de yapabilirler.

Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin başlaması ile ulusal mevzuatın AB müktesebatına uyumlu hale getirilmesi çalışmaları başlamıştır. Bu kapsamda ulusal mevzuat incelenmeden önce AB’de iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarının hangi boyutta olduğu detaylandırılacaktır.

Bu çalışmada iş ve aile yaşamı uzlaştırma politikaları ebeveyn izni, çocuk bakım hizmetleri ve esnek çalışma olarak üç ana başlıkta incelenmektedir. Öncelikle Avrupa Birliği’nde ebeveyn izinleri ele alınacaktır.

3.1. Avrupa Birliği’nde İzinler

İş ve aile yaşamı uzlaştırma politikalarından en temel olanı izinlere yönelik olan uygulamalardır. İzinler analık izni (maternity leave), babalık izni (paternity leave) ve ebeveyn izni (parental leave) olarak üçe ayrılmaktadır. Kısaca tanımlamak gerekirse analık izni sadece anneye verilir. Doğumun hemen sonrasında, hem çocuğun hem de annenin sağlığını koruma amacıyla sağlanan bir haktır. Babalık izni kısa sürelidir ve doğumdan hemen sonra kullanılır. Temel amaç babanın eşi, yeni doğan çocuğu ve varsa diğer çocuğu ile zaman geçirmesidir. Ebeveyn izni ise anne ve babaya tanınan, uzun süreli kullanılan bir haktır. Yeni doğanın ilk yıllarında ihtiyacı olan bakımın, ebeveynler tarafından verilmesi amacıyla kullanılır.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :