MEDENİ USUL HUKUKU KİTAP ÖZETİ

121  Download (0)

Tam metin

(1)

1

MEDENİ USUL HUKUKU KİTAP ÖZETİ

Medeni usul hukuku, hukuk mahkemeleri önünde özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların yargılamasıyla ilgili, yazılı ve yazılı olmayan tüm kuralları kapsar. Medeni yargılamanın amacı maddi hukuktan kaynaklanan sübjektif hakların korunmasıdır. Sübjektif hakkı ihlal edilen ve tehlikeye düşen kimse, uyuşmazlığın da niteliğine bağlı olarak ortaya çıkan bu uyuşmazlığı çözmek için yetkili yargı organlarına başvurarak hukuki korunma talep etmesi gerekmektedir. Devlet kişiler arasından özel hukuk alanında çıkan uyuşmazlığı kural olarak onların talebi üzerine yargı organları aracılığıyla çözer. Asıl koruma sağlanıncaya kadar geçici olarak hakkın korunmasını sağlamak amacıyla ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz geçici hukuki korumalar mevcuttur.

Hukuki koruma hakkı, kanunlara uygun olarak mahkemenin görevini yapması, yani talep ve dava dilekçelerini kabul etmesi, karşın tarafa tebliğ etmesi ve cevap süresi içinde cevap dilekçesini alması, tarafların delillerini sunmalarına imkân tanınması ve sonunda toplanan delillere göre tarafın iddia ve savunmaları hakkında yargılama yaparak hüküm vermesini kapsar.

Mahkemenin bir uyuşmazlığı nasıl çözümleyeceği, ne tür bir yöntem uygulayacağı usul hukukunun konusunu teşkil eder.

Medeni Usul Hukukunun Amacı

Medeni usul hukukunun amacı, sübjektif hakların korunması ve gerçekleştirilmesini sağlamaktır.

Mahkemeye başvurup başvurmamak (tasarruf ilkesi), başvurulduğunda da dava malzemesini getirmek (taraflarca getirilme ilkesi) tarafların ödevidir. İstisnai olarak medeni usul hukuku sübjektif hakların gerçekleşmesini sağlamaz.

Bazen kişi davacı tarafta yer almasına ve dava açmasına rağmen kendine ilişkin bir hakkı ileri sürmez ve korunma istemez. Örneğin ikinci kez evlilik yapmış bir kişinin ikinci evliliğinin iptali için dava açılmasında durum böyledir.

Burada davacı, genel hukuki düzenini koruyan kişi olarak rol oynar. Aynı davayı savcı da açabilir. Bu tür istisnai hallerde bu davalar sübjektif hakkın gerçekleşmesine hizmet etmez. Sübjektif özel hakların korunması ve hukuki müessesenin korunması ayrı yargılamayı gerektirir. Aynı yargılamada sübjektif özel hakların korunması ve hukuki müessesenin korunması ve gerçekleşmesi mümkün olmaz. Medeni usul hukukunun diğer bir amacı da sübjektif hakların korunmasını sağlayarak aynı zamanda hukuki barışı da sağlamaktır. Medeni usul hukukunda “arabuluculuk ve tahkim kurumu” sayesinde uyuşmazlıkların daha çabuk, daha ucuz ve daha basit çözümler getirilmeye çalışılmaktadır.

Medeni Usul Hukuku Kavramı

Medeni usul hukuku, kanuna ve belli kurallara dayanan özel hakların bir mahkeme kararıyla korunması ve temini yoluyla hukuki barışa hizmet etmektedir. Medeni usul hukuku şekli bir hukuk dalı olması nedeniyle sıkı şekil kurallarına bağlıdır. Kanunda öngörülen süre ve şekilde yapılmayan işlemlerin daha sonra tamamlanabilmesi mümkün değildir. Şekli kurallar tarafların belli işlemleri belli şekilde ve belli süre içinde yapılmasını gerektirir.

Süresi içinde yapılmayan işlemler tekrar edilemez.

Medeni Usul Hukukunda Kullanılan Temel Kavramlar

Çekişmeli Yargı; Medeni usul hukuku içinde, tarafların uyuşmazlık içinde oldukları, sübjektif hakkı ihlal edilen ya da ihlal tehlikesine maruz kalanın koruma istediği davalara çekişmeli yargı denir.

Çekişmesiz Yargı; Uyuşmazlığın her zaman sübjektif hak ihlali olmadığı, hukukun uygulamaması gerekliliği nedeniyle ortaya çıkmış, bir kısmı gerçek anlamda yargılama faaliyetini de gerektirmeyen yargı işlerine çekişmesiz yargı denir.

Çekişmeli yargının örneği davadır ve iki taraf sistemi üzerine kurulmuştur. Çekişmesiz yargıda dava söz konusu olmayıp “çekişmesiz yargı işi” olarak adlandırılır. Çekişmesiz yargıda iki taraf olmadığından bu yargı işinde yer alan ve hukuken bağlantısı bulunan herkese “ilgili” denir. Çekişmeli ve çekişmesiz yargıda bir karar verilinceye kadar hakkın kaybolmasının önüne geçmek için, geçici bir karar verilmesi gerekebilir. Bu tür yargılamalar geçici hukuki korumak yargılamalarıdır. İhtiyati haciz, ihtiyati tedbir ve delil tespiti en tipik geçici hukuki korumalardır.

Geçici hukuki koruma asıl dava ile istenebileceği gibi asıl davadan önce de istenebilir. Böyle hukuki koruma talep eden kişiye davacı ya da davalı değil “talepte bulunan” denir.

Medeni Usul Hukukunun Hukuk Dalları Arasındaki Yeri

Davanın açılıp açılmamakta serbest olması (tasarruf ilkesi), açılan davaya devam edilmesi, feragat edilmesi ya da takipsiz bırakılması medeni usul hukukunun özel hukuka ilişkin yönüdür. Davanın açılmasıyla birlikte tarafların birbiriyle ve mahkemeyle aralarından kamu hukukuna dayanan usuli bir ilişki doğar. Bu da medeni usul hukukunun kamu hukukuna ait bir hukuk dalı olması sonucunu doğurur. Usul kanunları kural olarak emredici hükümler içerir ve taraflar ve hâkim bunlara uymak zorundadır.

(2)

2

Yargı düzenini düzenleyen hükümler, mahkemelerin görevi, kanun yolları ve kesin hüküm de kamu düzeni ile ilgili olup, bu hukuk dalının kamu hukukuna ait olduğunu gösterir. Medeni usul hukukunda taraflar eşit konumda olmasına rağmen mahkeme ve taraflar eşit durumda değildir. Yani medeni usul hukuku hem kamu hukuku yönü hem de özel hukuk yönü ağır bastığı için kendine özgü bir hukuk dalı olduğu görüşü de ileri sürülür.

Medeni Usul Hukukunun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması a. Yer İtibariyle Uygulanması

Usul kurallarının uygulanmasında geçerli olan ilke “hâkimin hukuku” (lex fori) ilkesidir. Hâkim uyuşmazlığın taraflarından en az birisinin yabancı olması halinde belli koşullarda yabancı hukuk kurallarını uygulayacak olsa bile, uyuşmazlığın çözümünde kendi tabi olduğu usul hukuku kurallarını uygulayacak ancak işin esası bakımından yabancı hukuk kurallarına göre karar verecektir.

İspat kuralları bakımından da; hak nerede ve hangi ülkenin maddi kanunlarına göre doğmuşsa, bu konuda ispatın ve bunun yerine getirilmesi için gösterilecek delillerin işlemin yapıldığı yer kanununa tabi olması gerekir. Buna “locus legit actium” denir. Hukukumuz kesin delille ispatı esas almıştır, bazı ülkeler ise serbest delille ispatı esas almıştır. Örneğin Hukukumuzda kanunda belirtilen miktarı geçen hukuki işlemler senetle ispat edilmelidir. Tanıkla ispat edilemez. Fakat bu sözleşme Almanya’da yapılmış olsaydı, Alman Medeni Hukukunda senetle ispat zorunluluğu olmadığından tanıkla da ispat edilebilirdi. Mutlaka senetle ispat edilmesi gerekmeyebilirdi.

İspat yükü bakımından ise, bir vakıadan lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında olacaktır.

b. Zaman İtibariyle Uygulanması

Yürürlüğe giren kanun hükümlerinin ne zaman yürürlüğe gireceği açıkça düzenlenmiş ise yani zaman bakımından uygulanması hakkında bir hüküm içeriyorsa belirtilen tarihten itibaren yürürlüğe girecek ve uygulanacaktır. Ancak ne zamana yürürlüğe gireceği hakkında hüküm içermiyorsa “hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” Yani yeni hükmün tamamlanmış usuli işlemlere bir etkisi olmaz.

Ancak tamamlanmamış usuli işlemler yeni hükümlere göre yapılacaktır. Burada önemli olan usuli işlemin tamamlanıp tamamlanmasıdır. Henüz yapılmamış ve tamamlanmamış usuli işlemler yeni kanuna tabi olacaktır.

Çünkü usul hukukunda “derhal uygulama” kuralı geçerlidir. Zaman bakımından uygulama ilkesinde her usul işlemi ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Medeni Usul Hukukunun Kaynakları - Anayasa

- Uluslararası Sözleşmeler - Hukuk Muhakemeler Kanunu - Medeni Kanun

- Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mah. Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun - Kadastro Kanunu

- HSYK Kanunu - Yargıtay Kanunu - Noterlik Kanunu - Türk Ticaret Kanunu - Avukatlık Kanunu

- Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu - Milletlerarası Tahkim Kanunu - Yargıtay Kararları

Medeni Usul Hukukunun Kurallarının Yorumu

Yorum konusunda önce lafzi yorum uygulanacaktır. Lafzi yorum ile kanun koyucunun kullandığı kelimeler esas alınarak yorum yapılır. Bu şekilde hükümlerin anlamları tespit edilmeye çalışılır. Medeni usul hukukunda geniş yorum yapılması gerekmektedir. Usul hukuku hükümlerinin yorumunda tarihi nedenler de çok önemlidir. Yorum konusunda kanun koyucunun o kuralı koyarken güttüğü amaç çok önemlidir. Kanun koyucunun gerekçesi çok önemli olmakla birlikte mutlak olarak bağlayıcı değildir. Usul hükümleri yorumlanırken Anayasanın hükümlerine ve oradaki temel ilkelere uygun yorum yapılmalıdır. Taraflara eşit davranılması, hakkaniyet, güvenin korunması, usul ekonomisi, etkin hukuki koruma, masraf ve iş gücünden tasarruf yorum konusunda korunması gereken prensiplerdir.

(3)

3 Y A R G I Yargı Kavramı

Yargı genel anlamda devletin hukuk düzeninin devam etmesi ve kişilerin sübjektif haklarının korunması amacını güden faaliyettir. Yargıyı şekli ve maddi anlamda iki şekilde anlayabiliriz. Şekli anlamda yargı, mahkemelerin yaptıkları ve kanunla verilen tüm işleri kapsar. Maddi anlamda yargı ise sadece hâkimlere bırakılmış olan başka hiç kimseye devredilemeyen fonksiyonu ifade eder. Maddi anlamda yargı, tarafsız bir mahkeme ve hâkim tarafından yargılama faaliyeti sonucunda haklı olan taraf lehine verilen karardır (hükümdür)

Yargı Çeşitleri

Yargı faaliyeti esasen bir bütün olmakla birlikte kendi içerisinde bir takım kollara ayrılmıştır. Bu kolların birbirine karşı herhangi bir astlık üstlük ilişkisi bulunmamaktadır ve her birinin ayrı usul kuralları bulunmaktadır.

Türk yargı sistemi; Anayasa yargısı, idari yargı, askeri yargı ve adli yargı olmak üzere dört kısma ayrılır. Medeni yargı adli yargı içerisinde yer alır. Anayasa yargısı, İdari Yargı ve Askeri Yargı Medeni Usul Hukuku dersinin konusuna girmediğinden burada bahsedilmeyecektir.

Adli Yargı:

Adli Yargı diğer yargı kollarına göre genel yargı koludur. Kural olarak diğer yargı kollarının görevine girmeyen uyuşmazlıklar hakkında karar veren yargı kolu adli yargıdır. Adli yargı da, ceza yargısı ve medeni yargı olarak iki koldan oluşmaktadır.

Ceza kanunlarına göre suç sayılan fiiller hakkında devletin sahip olduğu cezalandırma yetkisini kullandığı ve buna ilişkin yargılamanın yapıldığı yargılamadır. Buna karşılık medeni yargı hukuk mahkemelerinin özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkları çözümlediği yargıdır. Medeni yargı özel hukuka ilişkin hakların tespitini ve gerçekleşmesini amaç edinir. Medeni yargının konusu ise özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümüdür. Ceza yargısında

“şüpheden sanık yararlanır” ana ilke olması nedeniyle şüphe halinde sanık lehine karar verilecektir. Oysa medeni yargıda şüpheli durumda bir tarafın yararlanması gibi baştan kural konulamaz. Medeni yargıda özel yarar ön planda tutulurken, ceza yargısında kural olarak kamu yararı ön plandadır. Ceza hukukundaki kamu yararı unsuru nedeniyle kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur. Hukuk davalarında ise hâkim kural olarak uyuşmazlıklarla ilgili vakıa ve delillerin toplanmasını kendiliğinden yapmaz tarafların mahkemeye getirdikleri ile yetinir. Buna taraflarca getirilme veya hazırlama ilkesi denir. Yine hukuk davalarında hâkim tarafların talepleriyle bağlı olmasına karşın, ceza davalarında böyle bir bağlılık söz konusu olmaz.

Suç oluşturan bir fiil sebebiyle tazminat talebinin de bulunması halinde bitişik yargılamada söz konusu olmaktadır. Bu durumda ceza yargılaması medeni yargı içinde yürütülmez. Ancak her iki yargılama da tamamen ilgisiz de değildir.

Her yargı kolu diğer bir yargı koluna ait ön sorunlar hakkında karar verebilir. Ancak hukuk hâkimi bazı ön sorunları bekletici sorun sayabilir. Ceza mahkemesindeki bir sorunun çözümünü bekleyebilir; yani bu sorunu bekletici sorun sayabilir. Ancak hukuk hâkimi için ceza mahkemesindeki bir sorunu bekletici sorun sayma zorunlu değil ihtiyaridir.

Medeni Yargı

Medeni Yargı, çekişmeli ve çekişmesiz yargı olarak ikiye ayrılır.

a. Çekişmeli Yargı:

Medeni usul hukukunun asıl inceleme konusu çekişmeli yargıdır. Bundan sonra ki bölümlerde sadece çekişmeli yargı anlatılacaktır.

b. Çekişmesiz Yargı:

Çekişmesiz yargı da bir yargılama faaliyetidir. Çünkü çekişmesiz yargıya ilişkin işler de mahkemelerde görülmektedir. Çekişmesiz yargı medeni yargının bir alt dalı olmakla birlikte mutlak anlamda bir çekişmesizlik her zaman söz konusu olmayabilir. Uyuşmazlığın bulunmaması, çekişmesiz yargıyı belirleyen ölçütlerden sadece bir tanesidir. Çekişmesiz yargıda taraf değil ilgili kavramı esastır ve birçok ilgili bulunabilir. Bu ilgililerin tümü, farklı iddia ve taleplerde bulunabileceği gibi, tamamı aynı konuda görüş ve talep birliği içine de olabilirler. Çekişmesiz yargıya ilişkin işler HMK m.382 de sayılmış olmasına rağmen sadece bunlarla sınırlı değildir. Çekişmesiz yargı ölçütlerine giren işlerde m.382 de sayılmamış olsa dahi çekişmesiz yarı işi sayılmalıdır. Bu ölçütler;

- İlgililer arasında uyuşmazlığın bulunmaması - İlgilerin ileri sürebileceği bir hakkın bulunmaması

- Hâkimin re ’sen harekete geçtiği hallerdir. (Başkaca bir inceleme yapılmadan çekişmesiz yargı işi sayılamaz.)

(4)

4 Uyuşmazlığın Bulunmaması

Çekişmeli yargıyı çekişmesiz yargıdan ayıran birinci özellik uyuşmazlığın bulunmamasıdır. Çekişmesiz yargıda mahkemeden talepte bulunan kişi ile uyuşmazlık içinde bulunan gerçek bir karşı taraf yoktur. Buna “hasım yokluğu” veya “niza yokluğu” denir. Çekişmeli yargıda iki taraf vardır. İki taraf yoksa çekişmeli yargıdan söz edilemeyeceği gibi üç taraflı da yargılama söz konusu olmaz. Davalı ve davacı çekişmeli yargıda bulunur. Ancak çekişmesiz yargıda karşı taraf bulunmaz. Kanunda çekişmesiz yargı “iş” olarak ifade edilmektedir. Çekişmesiz yargıda taraf yerine “ilgili” kavramından söz edilir. Buradaki ilgili kavramı çekişmesiz yargı sonunda verilen karardan etkilenen kişi olarak yani maddi ilgili anlaşılmalıdır. Hatta çekişmesiz yargı işindeki şekli ilgili her zaman maddi ilgili de olmayabilir. O sadece çekişmesiz yargıya başvuran kişi konumundadır.

Çekişmeli yargıda maddi taraf değil, şekli taraf esas alınır. Yani dava açan davacıdır, kendisine dava açılan ise davalıdır.

Sübjektif Hakkın Yokluğu

Çekişmeli yargı ile çekişmesiz yargıyı birbirinden ayıran ikinci kıstas ise sübjektif hakkın yokluğu kıstasıdır. Çekişmesiz yargıda kural olarak Örneğin vasinin azlinde talepte bulunan vasinin azlini istemekte bir sübjektif hakkı yoktur. Çünkü vasinin azli gerçekleştiğinde bunu talep edene bir hak intikali olmayacaktır. Çekişmeli yargıda ise talepte bulunan kişi, bir başkası tarafından ihlal edilen veya tehlikeye maruz bırakılan hakkının bu kişiye karşı korunmasını talep eder. Yani sübjektif hakkını korumaya çalışır. Çekişmeli yargıda bir tarafın diğer taraftan bir hak talebi söz konusudur.

Uygulanacak Usul Hükümleri

Çekişmesiz yargı işleriyle çekişmeli yargı işlerine uygulanacak usul hükümleri bakımından da önemli farklar ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bir tanesi çekişmesiz yargıda maddi ilgili kavramının hâkim olmasıdır.

Çekişmesiz yargıda hâkim kendiliğinden harekete geçebilirken, çekişmeli yargıda hâkimin kendiliğinden harekete geçmesi kural olarak mümkün değildir. Çekişmesiz yargıda hâkimin kendiliğinden araştırması ilkesi geçerlidir. Buna karşılık çekişmeli yargıda kural olarak hâkimin kendiliğinden araştırması söz konusu değildir. Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadığı takdirde “sulh hukuk mahkemesidir” Bütün çekişmesiz yargı işlerinde sulh hukuk mahkemesi görevli kılınmıştır. Ancak kanunda açıkça belli bir mahkeme görevli olarak kabul edilmiş ise çekişmesiz yargı işine o mahkeme bakacaktır. Örneğin Konkordatonun tasdiki kararının İİK m.296 gereğince Asliye Ticaret Mahkemesi verir. Yine doğrudan iflas talepleri hakkında da asliye ticaret mahkemesi görevlidir.

Çekişmesiz yargıda yetki kuralları kamu düzenine ilişkin kabul edilmektedir. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunan kişinin veya ilgilerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Buna karşılık çekişmeli yargıda yetki kuralları kural olarak kamu düzenine ilişkin değildir. Çekişmesiz yargıda verilen kararlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler. Yani karar hatalı ve haksız görülürse değiştirilebilir. Yine kararın verilmesinden sonra ortaya çıkan yeni vakıalara göre yeni talepte bulunulabilir ve karar değiştirilebilir. Çekişmeli yargıda ise verilen kararlar kesin hüküm teşkil eder ve kural olarak bir daha değiştirilemezler. Çekişmesiz yargıda niteliğine uygun düştüğü sürece “basit yargılama” usulü uygulanır.

Çekişmesiz yargıda verilen kararlara karşı hukuki yararı bulunan ilgililer, özel hükümler saklı kalmak kaydıyla kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde istinafa başvurabilirler. Çekişmesiz yargıda bazı durumlarda da itiraz yolu öngörülmüştür.

M A H K E M E L E R

Özel hukuka ilişkin davalarda devletin mutlaka yargılama anlamında bir tekel hakkı bulunmamaktadır.

Taraflar dilerlerse bazı uyuşmazlıkları mahkemeye götürmek yerine, doğrudan anlaşarak, bir üçüncü kişiyi arabulucu seçip onun yardımıyla uzlaşarak ya da hakeme başvurup tahkim yolu ile de uyuşmazlığın çözümlenmesini sağlayabilirler.

Mahkemelerin kuruluşu kanunla düzenlenir. Bunun dışında ilk derece mahkemesi olmakla birlikte özel mahkemeler de ayrı kanunla kurulmuştur. Bölge adliye mahkemelerinin (istinaf) mahkemelerinin göreve başlamasıyla hukukumuzda adli yargıda iki dereceli sistem (ilk derece-temyiz) yerine üç dereceli sistem (ilk derece – istinaf – temyiz) uygulanmaya başlamıştır.

İLK DERECE MAHKEMELERİ

İlk derece mahkemeleri bir uyuşmazlığın çözümü için ilk olarak başvurulması gereken ve bu uyuşmazlığın incelenerek karara bağlandığı mahkemelerdir. Genel Mahkeme ve özel mahkeme olarak ikiye ayrılır.

(5)

5 A. Genel Mahkeme

Çözümledikleri uyuşmazlıklar belirli kişi veya kişi gruplarıyla ya da belirli işlerle sınırlandırılmamış olan mahkemelerdir. Özel mahkemelerin görev alanına girenler dışındaki tüm uyuşmazlıklar genel mahkemeler tarafından çözümlenir. Günümüzde genel mahkeme olarak sadece asliye hukuk mahkemeleri görev yapmaktadır.

Özel mahkemelerin kurulmadığı yerlerde genel mahkeme aynı zamanda özel mahkeme olarak da görev yapar. Böyle durumda genel mahkemenin davaya özel mahkeme sıfatıyla baktığı mahkeme kararında ayrıca belirtilecektir. Hukuk mahkemeleri, her il merkezi ile iş yoğunluğu göz önünde bulundurularak belirlenen ilçelerde HSYK olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca kurulur. İş durumunun gerekli kıldığı hallerde birden fazla daire de kurulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Hukuk mahkemeleri arasındaki iş dağılımı esasları HSYK tarafından yapılır. Asliye hukuk mahkemeleri tek hâkimlidir. Özel mahkeme olan asliye ticaret mahkemeleri bazı dava ve işlere toplu mahkeme olarak bakar.

Asliye Hukuk Mahkemesi

Özel mahkemelerin görevlerine giren işler dışında kalan tüm işler asliye mahkemelerince görülür. Bu bakımdan asliye hukuk mahkemeleri asıl görevli mahkemelerdir. Dava konusunun miktarına ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalar kural olarak asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde HSYK olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca kurulur. Asliye hukuk mahkemeleri tek hâkimli mahkemelerdir. İş yoğunluğuna göre birden fazla Asliye Hukuk Mahkemesi kurulabilir, bunlar numaralandırılır. Dava açılırken o yerdeki asliye mahkemelerinden birisini seçme imkânı yoktur. Dilekçeler genel olarak Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben yazılır. Dilekçeler iş yüküne göre dağıtılır.

B. Özel Mahkemeler

Belirli uyuşmazlıkları çözümlemek için özel kanunlarla kurulmuş mahkemelerdir. Medeni yargı alanında kurulmuş olan mahkemeler, sulh hukuk mahkemeleri, asliye ticaret mahkemeleri, kadastro mahkemeleri, iş mahkemeleri, icra mahkemeleri, tüketici mahkemeleri, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri ve aile mahkemeleridir.

1. Sulh Hukuk Mahkemeleri

5235 sayılı Kanunla düzenlendiği için asliye hukuk mahkemeleriyle birlikte genel yetkili mahkeme kabul edilmekteydi. Ancak HMK ile dava konusunun miktarına ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalar kural olarak asliye hukuk mahkemeleri görevli mahkeme kabul edilmesiyle sulh hukuk mahkemeleri sadece belirli uyuşmazlıklara bakan mahkemeler olmuştur. Sulh hukuk mahkemeleri tek hâkimli mahkemelerdir. Her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde HSYK olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca kurulur. Birbirine çok yakın ve iş yoğunluğu az olan ilçelerde her iki ilçe yargı çevresi birleştirilerek tek bir sulh hukuk mahkemesi kurulur.

Uyuşmazlığın yoğun olduğu yerlerde birden fazla hukuk mahkemesi kurulmuştur.

2. Asliye Ticaret Mahkemeleri

Asliye ticaret mahkemeleri, sadece büyükşehirlerde veya ilçelerde kurulabilmiştir. Ayrı bir asliye ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerlerde o yerdeki asliye hukuk mahkemesi asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla da karar vermektedir. Birden fazla asliye ticaret mahkemesinin olduğu yerlerde HSYK tarafından bir veya bir kaçı sadece deniz ticaret ve deniz sigorta davalarına bakmaktadır. Asliye ticaret mahkemeleri tek hâkimli mahkemelerdir.

Ancak asliye ticaret mahkemelerinin konusu para ile ölçülebilen, yani mal varlığını ilgilendiren üç yüz bin liranın üzerindeki davalarda üç hâkimli, toplu mahkeme haline getirilmiştir. İstinaf mahkemeleri göreve başladığında bazı uyuşmazlıklar hem ilk derece mahkemesinde hem de istinaf incelemesinde üç hâkimli mahkemelerde incelenecektir.

Konusu para ile ölçülebilen, yani mal varlığını ilgilendiren üç yüz bin liranın üzerindeki dava ve işler yanında dava değerine bakılmaksızın

- İflas, iflasın ertelemesi, iflasın kaldırılması, iflasın kapatılması, konkordato, ve yeniden yapılandırmadan kaynaklanan davalar.

- TTK da hâkimin kesin olarak karara bağlayacağı davalarda

- Şirkeler, kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanına ilişkin davalar ile yönetim ve denetim organlarına aleyhine açılacak sorumluluk davalarında, organların azline ve geçici organ atanmasına ilişkin davalara, fesih, infisah ve tasfiyeye yönelik davalarda

- Milletlerarası Tahkim Kanuna göre yapılan tahkim anlaşmasında tahkim şartlarına itirazlara, iptal davalarına, hakemlerin seçim ve reddine ilişkin davalar, yabancı hakem kararlarının tanıma tenfizine ilişkin davalara

(6)

6

Bir başkan ve iki üyeden oluşan heyet tarafından bakılır.

Söz konusu dava işler dışında kalan uyuşmazlıklar hâkimlerden biri tarafından görülür ve karar bağlanır.

Asliye ticaret mahkemeleri, dava konusunun miktar ve değerine ilişkin herhangi bir sınır olmaksızın ticari davaların çözümlendiği özel mahkemeleridir. TTK ve özel kanunlarında, açıkça ticari dava oldukları ve ticaret mahkemelerinde bakılacakları öngörülen davalar “mutlak ticari dava” sayılırlar.

Mutlak ticari davalarda, tarafların tacir olup olmadıkları veya yapılan işin ticari iş olup olmadığı önemli değildir. TTK da düzenlenen huşularda açılan davalar ticari dava sayılırlar. Örneğin, kıymetli evraka ilişkin davalar, iflas davaları, rehin karşılığı ödünç verme işi ile ilgili davalar, malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki davalar, rekabet yasağına ilişkin davalar, yayın sözleşmesine dair davalar, Kredi mektubu ve kredi emri davaları, komisyon sözleşmeleri davaları, ticari temsilci - ticari vekil -tacir yardımcısı davaları, havale hakkındaki davalar, saklama sözleşmesi ile ilgili davalar, borsa, sergi, panayır ile antrepo ve ticaret özgü yerlere ilişkin davalar, bankalara diğer kredi kurumlarına finansal kurumlara ödünç para verme işlerinden doğan davalar mutlak davadır.

Mutlak ticari davalar dışında, esasen hukuk davası olan bazı davalar ticari işletmeyi ilgilendiriyorsa ve uyuşmazlığın iki tarafı da tacir ise ticari dava sayılır. Bu davalara nispi ticari dava denilir. Bir ticari davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için iki şart olmalıdır.

- Her iki tarafın tacir olması

- Dava konusu uyuşmazlığı her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması

Bir iş her iki taraf için ticari değilse ve her iki taraf tacir değilse “ticari dava sayılmaz.” Yani her ticari iş şartlarını taşımıyorsa aynı zamanda ticari dava sayılmaz.

Bir iş ticari iş olmakla birlikte, ticari dava değilse görev bakımından asliye hukuk mahkemesinin görevine girmektedir.

Nispi ticari davaya ilişkin bu genel kural yanında, Türk Borçlar Kanununa göre havale ve vedia ve telif hakkından doğan davalar, ancak taraflardan birisinin ticari işletmesi ile ilgili ise, ticari dava sayılırlar. Taraflardan birisinin ticari işletmesi ile ilgili değilse ticari dava sayılmazlar.

3. Kadastro Mahkemeleri

Kadastroyla ilgili uyuşmazlıkları çözümleyen, her kadastro bölgesinde tek hâkimli asliye mahkemesi sıfatını haiz mahkemedir. Ayrı bir kadastro mahkemesinin olmadığı yerlerde bu görev asliye hukuk mahkemesince görülür. Genel mahkemelerden farklı bir usul uygulanır. Kadastro kanununda hüküm bulunamayan hallerde “basit yargılama“ yapılır.

4. İş Mahkemeleri

İş mahkemeleri, iş uyuşmazlıklarında ve iş hukukundan doğan dava ve işlere bakmak ve bu uyuşmazlıkları çözmek üzere kurulmuştur. İş mahkemeleri, İş Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunundan doğan ve Sosyal Güvenlik Kurumu ile sigortalılar arasında çıkan uyuşmazlıklara, nünün yanında diğer kanunlarda iş mahkemelerine bırakılan dava ve işlere bakar. İş mahkemeleri iş uyuşmazlıklarının yoğun olarak meydana geldiği illerde ayrı bir iş mahkemesi kurulur.

Aynı yerde birden fazla iş mahkemesinin olduğu yerlerde iş mahkemeleri arasındaki ilişki iş dağılımı ilişkisidir. Ayrı iş mahkemesinin kurulmadığı yerlerde, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi aynı zamanda iş mahkemesi sıfatıyla davalara bakar. İş mahkemesinin bulunmadığı ancak birden fazla asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde iş mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlıklara bakacak mahkeme HSYK tarafından görevlendirilir. Birden fazla iş mahkemesinin bulunduğu yerlerde sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri de HSYK tarafından belirlenir. Sosyal güvenlik hukukundan doğan uyuşmazlıklar özel nitelikli iş uyuşmazlıkları olarak değerlendirilmektedir. 15 ilde Sosyal Güvenlik mahkemesi kurulmuştur. Sosyal güvenlik mahkemeleri ile iş mahkemeleri arasındaki ilişki iş dağılımı ilişkisidir. İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.

5. İcra Mahkemeleri

Başta icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan itirazlar olma üzere, icra ve iflas hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözmek amacıyla ilk olarak icra tetkik mercii adıyla kurulmuştur. Özel nitelikte mahkemelerdir. Her asliye mahkemesi yargı çevresinde bir icra mahkemesi kurulur. Gerektiğinde HSYK görüşü de alınarak birden fazla da kurulabilir. İş dağılımı esasları da HSYK tarafından belirlenir. Her icra mahkemesi hakimi kendisine Adi Yargı Adalet Komisyonunca dönüşümlü olarak bağlanan icra dairelerinin işlemlerine yönelik şikayet ve itirazları inceler Basit yargılama usulü uygulanır ve icra mahkemelerinin baktığı işler ivedi işlerden sayılır. İcra mahkemelerinin kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler. Bunun sonucu olarak da icra mahkemesince

(7)

7

karara bağlanan bir husus, takip hukuku bakımından sınırlı bir kesinliğe sahip olup genel mahkemelerde dava konusu yapılabilir.

6. Tüketici Mahkemeleri

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile bu kanunun uygulanması ile ilgili çıkacak her türlü uyuşmazlık tek hâkimli olarak görev yapan tüketici mahkemeleri tarafından çözülür. Ancak 2017 yılı için 2400 TL altındaki uyuşmazlıklar için ilçe hakem heyetlerine, 2400-3610 TL arasındaki uyuşmazlıklar ise il tüketici hakem heyetlerine başvurulur. Bu tutarların üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvurulamaz. 3610 TL üzerindeki tüketici uyuşmazlıkları ve tüketici hakem heyetleri kararlarına itirazlar Tüketici Mahkemesi tarafından çözülür. Tüketici mahkemeleri nezdinde Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar harçtan muaftır. Tüketicileri ilgilendiren davalarda davacı, masrafları davalıdan karşılanmak üzere bu kararların ülke çapında yayınlanmasını talep edebilirler. Tüketici örgütleri, ilgili kurum ve kuruluşlar ve Bakanlık;

haksız ticari uygulamalar ve ticari reklamlara ilişkin hükümler dışında tüketici mahkemelerinde dava açabilirler.

7. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalara bakmak üzere tek hâkimli görev yapmak üzere kurulmuştur. Bu uyuşmazlıkların dışında;

- Patent ve faydalı model taklitleriyle ilgili davalara - Tasarım taklitleriyle ilgili davalara

- Marka taklitleriyle ilgili davalar ve iptal davalarına - Ticaret Unvanı iptali ve haksız rekabet davalarına 8. Aile Mahkemeleri

Aile mahkemeleri, her il ve nüfusu yüz bin üzerinde ilçelerde kurulan tek hâkimli asliye mahkemesi derecesinde özel mahkeme olarak aile hukukundan doğan iş ve davalara bakar. Nişanlanma, evlenme, boşanma ve mal rejimleriyle, soy bağına ilişkin, nafaka, aile malları ile ilgili uyuşmazlıklar ile aile hukukuna ilişkin yabancı mahkemeleri tanıma ve tenfiz de aile mahkemesinin görev alanına girer. Her aile mahkemesine Adalet Bakanlığınca tercihen evli ve çocuk sahibi otuz yaşını doldurmuş aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış birer pedagog ve sosyal araştırmacı atanır.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ

5235 Sayılı Kanun ile ilk derece ve temyiz arasında adli yargı ikinci derece mahkemeleri sıfatıyla yer almak üzere, bölge adliye mahkemeleri kurulması öngörülmüş, birkaç ertelemenin ardından 20.07.2016 tarihinde yedi ilde (Antalya, Ankara, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir ve Samsun) Bölge Adliye Mahkemeleri kurularak faaliyete geçmiştir. Bölge Adliye Mahkemeleri HSYK nın olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca kurulur. Bölge Adliye Mahkemeleri’nin yargı çevresine HSYK karar verir. Bölge Adliye Mahkemeleri göreve başladığı tarihten itibaren verilen kararlara karşı yapılacak kanun yolu başvuruları Bölge Adliye Mahkemelerine gidilecektir. Bu tarihten önce verilmiş olan kararlar ise eski kanun hükümlerine tabi olacaktır.

Görevleri

1. Adli yargı ilk derece mahkemelerince verilen ve kesin olamayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları inceleyip karara bağlamak.

2. Kanunlarda verilen diğer görevleri yapmak.

Teşkilat

Bölge Adliye Mahkemeleri, başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge asliye mahkemesi, cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşur.

Bölge adliye mahkemesi ise başkanlar kurulu, bölge adliye mahkemesi ile daire başkanlarından oluşur.

Bölge adliye mahkemesi en az üç hukuk dairesi ve en az iki ceza dairesinden oluşur. Bölge adliye mahkemesinin hukuk dairelerinin görevleri şunlardır.

- Adli yargı ilk derece mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılan başvuruları inceleyip karara bağlamak.

- Yargı çevresinde bulunan adli yargı ilk derece hukuk mahkemelerinin arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek.

- Yetki çevresindeki yetkili adli yargı ilk derece hukuk mahkemesinin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargı sınırlarının kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği takdirde, o davanın bölge adliye mahkemesi yargı çevresi içerisinde başka bir hukuk mahkemesine nakline karar vermek.

-

(8)

8 YARGITAY

Medeni yargıda bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulan üst derece veya kontrol mahkemesidir. Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adi yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak bakan bağımsız bir yüksek mahkemedir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Yargıtay, Birinci Başkanlık, daireler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bürolar ve idari birimlerden oluşur.

Görevleri

1. Hukuk mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak,

2. Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak

3. Kanunlarla verilen diğer işleri görmek.

Yargıtay’ın hukuk mahkemelerinden verilen hükümleri ilk ve son mercii olarak inceleyip karara bağlamak görevi, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından sonra, ilk derece mahkemelerinden verilen kararlar yerine, bölge adliye mahkemelerinden verilen kararlar biçiminde anlaşılmalıdır.

Yargıtay Teşkilatı

Yargıtay karar organları, Daireler, Hukuk Genel Kurulu, Ceza Genel Kurulu, Büyük Genel Kurul, Başkanlar Kurulları, Birinci Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ve Yönetim Kuruludur. Yargıtay’da on iki hukuk dairesi, on iki ceza dairesi görev yapmaktadır.

1. Hukuk Daireleri

Yargıtay Hukuk Daireleri “Medeni Hukuk Daireleri”, “Gayrimenkul Hukuk Daireleri”, Ticaret ve Borçlar Hukuk Daireleri” ve “İş ve Sosyal Güvenlik Hukuk Daireleri” olmak üzere dört ihtisas alanında toplanmıştır. Dairelerde heyetler bir başkan dört üyenin katılımıyla toplanır. Müzakereler gizli cereyan eder. Salt çoğunlukla karar verilir. Her dairede kendilerine verilen dosyaları inceleyen ve kurula bu dosyalarla ilgili rapor sunarak açıklama yapan tetkik hâkimleri bulunur.

Daireye gelen dosyalar öncelikle, görev, iş bölümü, temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, temyiz isteminin süresi içinde yapılıp yapılmadığı, usul eksikleri açısından ön incelemeye tabi tutulurlar. Ön inceleme yönünde eksikleri bulunan dosyalar öncelikle incelenip karara bağlanır. Yargıtay daireleri arasında iş dağılım ilişkisi bulunur. Yargıtay dairesinde incelenecek bir dosya başka bir daireye gönderilecek olursa, o daire bu takdirde dosyası ilk derece mahkemesine değil, iş dağılımı yönünden uygun daireye gönderilir.

2. Genel Kurullar

Hukuk ve Ceza Genel Kurulları

- Yargıtay Dairelerinin bozman kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını incelemek.

- Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa

- Hukuk Daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlığı bulunursa

- Yargıtay Dairelerinden biri yerleşik dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş ise

- Yargılama görevi özel kanunlarla Yargıtay Genel Kuruluna verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak ve ilk mahkeme olarak özel dairelerce verilen hüküm ve kararların temyiz ve itiraz yolu ile incelenmesini yapmak

Yargıtay Büyük Genel Kurulu

- Birinci başkan, birinci başkanvekillerini, daire başkanlarını ve kanunda gösterilen kurulların üyelerini seçmek

- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekili adaylarını belirlemek - Özel kanunların Yargıtay üyelerinin katılmasını öngördüğü kurullara üye seçmek ve üye adayı belirlemek

- Yargıtay iç yönetmeliğini yapmak, gerektiğinde değiştirmek

- Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun benzer olaylarda birbirine aykırı verdiği kararları veya Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu; Hukuk Genel Kurulu ile bir hukuk dairesi; Hukuk Genel Kurulu ile bir ceza dairesi veya Ceza Genel Kurulu ile bir ceza dairesi; Ceza Genel Kurulu ile bir hukuk dairesi veya bir hukuk dairesi ile ceza dairesi arasındaki uyuşmazlıkları gidermek ve içtihadı birleştirmek.

(9)

9

Yargıtay Büyük Genel Kurul Kararları kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz.

MAHKEMELER ARASINDA HUKUKİ YARDIM (İSTİNABE)

Bir mahkeme kendi yargı çevresi sınırları dışında bir iş yapmak zorunda ise, kendi yargı çevresi sınırları dışına çıkamayacağından o işlemin yapılacağı mahkemeden hukuki yardım ister. Örneğin mahkeme kendi, yargı çevresi dışında keşif yapmak ve tanık dinlemek zorunda ise bunu bizzat yapamayacağından hukuki yardım talep eder. Hukuki yardım veya istinabe, belli iş veya işlemlerin davaya bakan mahkeme tarafından değil de başka bir mahkeme tarafından yapılmasıdır. İsticvap, delillerin incelenmesi, yemin, keşif, ön inceleme, bölge adliye mahkemesinden inceleme hukuki yardım yoluyla yapılabilmektedir. Kendisinden hukuki yardım talep edilen mahkeme, bu istemi yerine getirmek zorundadır. Ancak bu işlem yardım talep edilen mahkemenin yapabileceği bir işlem olmalıdır ve bunun için gerekli olan gider de yardım talep eden mahkeme tarafından gönderilmelidir. Hukuki yardım, Türk mahkemeleri arasında olabileceği gibi yabancı mahkemeler arasında da olabilir. İstinabe ile naiplik aynı şeyler değildir. Naip tayin, toplu mahkemelerde, belirli bir üyenin belli bir işi yapması için görevlendirilmesidir.

Bütün hâkimlerin birlikte keşif yapması yerine, içlerinden birisinin keşif yapmak için görevlendirilmesi, naip hâkim tayin edilmesiyle olur. Naip hâkim mahkemenin kendi yargı çevresinde görevlendirilebilir. Mahkemenin yargı dışında kalan işler ancak hukuki yardım (istinabe) yolu ile yaptırılabilir.

G Ö R E V

Bir dava, ait olduğu yargı kolundan başka bir yargı koluna ait mahkemede açılırsa, bu aykırılığı hâkim kendiliğinden nazara alabileceği gibi, taraflar da buna itiraz edebilir buna yargı yolu itirazı denir ve bu görev itirazından farklı bir itirazdır. Bir uyuşmazlığın medeni yargı içerisinde çözümlenmesi gerektiğine karar verdikten sonra bu uyuşmazlığın medeni yargı içerisinde hangi mahkeme tarafından çözümlenmesi gerektiği sorusunun cevabı GÖREV konusu, hangi yerdeki mahkemenin görevli olduğu sorusunun cevabı ise YETKİ konusu oluşturur.

Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir. Genel olarak bir yargı kolu içinde hangi mahkemenin uyuşmazlık konusunun niteliğine göre davaya bakabileceğini görev kuralları belirler. Asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, asliye hukuk sulh mahkemeleri arasındaki ilişki, özel mahkemeler arasındaki ilişki, asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemelerinin özel mahkemeler arasındaki ilişkiler hep görev ilişkisidir.

Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevli Olduğu Davalar

Konusu Para Olan ve Para ile Değerlendirilebilen (Malvarlığı) Davaları

HMK göre (m.2/1) dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme kanunda aksine bir düzenleme olmadıkça asliye hukuk mahkemesi olarak düzenlenmiştir.

Değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir hüküm yoksa asliye hukuk mahkemesidir. Dava konusunun para ile değerlendirilememesi halinde, şahıs varlığına ilişkin davalarda kanunda aksine bir hüküm yoksa da asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

Konusu para ile değerlendirilebilen davalarda dava konusunun değer dava dilekçesinde gösterilmelidir. Bu dava harcı gösterilen bu değer üzerinden alınmaktadır. Eğer değer belirtilmemiş ise hâkim harcın hesaplanabilmesi için davacıya süre verir. Bu süre içinde de değer gösterilmez ise dava dilekçesi işleme konulmaz.

Davanın konusu eksik gösterilmiş ise ve davalı da itiraz etmemiş olsa bile hâkim kendiliğinden dikkate alarak eksik yatırılan harcı tamamlatır.

Seçimlik dava, seçim hakkının borçlu da olması halinde söz konusu olur. Seçim hakkının alacaklıda olması halinde alacaklı seçim hakkını kullanıp bu davayı açacağından görevli mahkeme bu seçilen dava konusuna göre belirlenir. Seçimlik borç para ya da para ile değerlendirilebiliyorsa miktarı ve değeri ne olursa olsun görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır.

Kısmi Dava para veya para ile değerlendirilebilir nitelikte ise, geri kalan kısmı ister taraflar arasında uyuşmazlık konusu olsun, ister olmasın her halde görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır.

Belirsiz Alacak Davasında davacı geçici talep sonucunu ne miktarda gösterirse göstersin aliye hukuk mahkemesi görevli olacaktır.

Karşı Dava, açılmış olan bir davada, davalı tarafın da aynı mahkemede davacıya karşı dava açmasıdır.

Görev kuralları açısından asıl dava ve karşı dava bakımından ayrı mahkemenin görevli olması gerekir.

(10)

10 Şahıs Varlığına İlişkin Davalar

Şahıs varlığı haklarından kaynaklanan davalar şahıs varlığına ilişkin davalardır. Örneğin boşanma davası, babalık davası, neseple ilgili davalar şahıs varlığına ilişkin davalardır. Şahıs varlığına ilişkin davalarda asıl görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle şahıs varlığına ilişkin davalarda sulh hukuk mahkemesinin görevi istisnadır ve kanunda açıkça gösterilmiştir. Asliye hukuk mahkemesi asıl görevli mahkeme olmakla birlikte, aile mahkemelerinin kurulmasıyla bu davaların bir kısmı aile mahkemesi görev alanına girmiştir.

Bu nedenle aile mahkemesi görev alanına girmeyen ve özel hükümlerle başka bir mahkemenin de görevlendirilmediği davalar bakımından asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görevli Olduğu Davalar

- Kiralanan taşınmazların İİK göre ilamsız tahliyesine ilişkin hükümler ayrık kalmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıklar (İlamsız tahliye hariç kira ilişkisinden doğan tüm davalar) Bu davaların sulh hukuk mahkemesinde açılabilmesi için yazılı ya da sözlü olarak yapılmış kira sözleşmesine dayanılması gerekir. Kira sözleşmesi geçersiz veya mevcut değilse açılacak olan davada görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

- Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar.

- Taşınır ve taşınmaz mallarda zilyetliğin korunması ile ilgili davalar

- HMK ve diğer kanunların sulh hukuk mahkemesini görevlendirildiği davalar.

- Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir düzenleme bulunmadıkça görevli mahkeme, asıl mahkeme sulh hukuk mahkemesidir.

Görev Kurallarının Niteliği

Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir. Somut olayda aykırılığın bulunup bulunmadığını mahkeme kendiliğinden araştıracaktır. Yani hâkim bu konuda taraflarca herhangi bir itiraz bulunmasa dahi görevli olup olmadığını kendiliğinden araştıracaktır. Görev kurallarına aykırılık ilk derece mahkemesinde fark edilmese bile, daha sonra kanun yolu aşamasında da kendiliğinden incelenir.

Taraflar, mahkemenin görevsiz olduğunu davanın her safhasında ileri sürebilirler. Hüküm görevsiz bir mahkemede verilmiş olmasına rağmen kesinleşmiş ise, kesin olan bu hükme karşı artık olağanüstü yargı yolu olan yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz. Görevsiz mahkemenin vermiş olduğu kesin hüküm batıl sayılmaz.

Görev kuralları kamu düzeninden olması nedeniyle tarafların görev kuralları hakkında sözleşme yapmaları mümkün değildir.

Görev Kurallarına Aykırılık ve Sonuçları

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemenin görevsiz olduğunu taraflar her aşamada ileri sürebilecekleri gibi, mahkeme de görevli olup olmadığını her zaman kendiliğinden inceleyebilir. Görev dava şartı olduğu için diğer dava şartları gibi ön inceleme ve tahkikata geçilmeden incelenir. Mahkeme inceleme sonucunda görevsiz olduğuna karar verirse görevsizlik kararı verecektir. Görev itirazının reddi kararı bir ara karardır. Ara kararlara karşı ise ancak esas hükümle birlikte yargı yoluna başvurulabilir

Görevsizlik kararı nihai bir usuli karardır. Bu nedenle görevsizlik kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir. Görevsizlik kararına karşı istinaf yoluna başvurabilmek için görevsizlik kararı verilen dava konusunun miktar ve değerinin 1.500 TL den fazla olması gerekir. Bu tutarın altındaki davalardaki görevsizlik kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulamaz İlk derece mahkemelerinin göreve ilişkin verdiği kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.

Mahkeme, görevsizlik kararında görevli mahkemeyi de belirleyip dosyanın bu mahkemeye sadece gönderilmesine karar verir, yoksa dosyayı kendiliğinden görevli mahkemeye göndermez. Görevsizlik kararı veren mahkeme yargılama giderlerine de hükmetmez. Yargılama giderlerine görevli mahkeme karar verecektir.

Görevsizlik Kararları Üzerine Yapılacak İşlemler

Görevsizlik kararı verilmesinden sonra kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmişse kesinleşme tarihinden itibaren, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde davacının kararı veren mahkemeye başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi gereklidir. Dosya kendisine gönderilen mahkeme taraflara kendiliğinden davetiye gönderir. İki haftalık süre şartına uyulup uyulmadığını mahkeme kendiliğinden gözetir. Davacı süresi içerisinde görevli mahkemeye başvurursa, bu dava görevsiz mahkemede açılan davanın devamı sayılır, yeniden harç ödenmesi gerekmez. Davacı iki hafta içerisinde görevsizlik kararı veren mahkemeye başvurmazsa görevsiz mahkemede açılmış dava hiç açılmamış sayılır. Bu takdirde ancak yeniden harç ödeyerek dava açabilir. İki haftalık görevli mahkemeye

(11)

11

başvuru süresinin sona erdiği tarihten itibaren atmış gün içerisinde davacı ek süreden yararlanarak dava açabilir ve bu takdirde davalı zamanaşımı savunmasını başarı ile süremez.

Süresi içerisinde görevli mahkemeye davacı başvurabileceği gibi davalı da başvurabilir. Süresi içinde tarafların görevli mahkemeye başvurması halinde tarafların görevsiz mahkemede yapmış oldukları işlemler (taraf dilekçeleri, savunmalar, yemin, feragat, sulh gibi) görevli mahkeme de geçerlidir. Ancak mahkeme tarafından yapılan işlemler kural olarak geçersizdir.

Süresi içinde görevsizlik kararı veren mahkemeye başvurulmamış ise davalı taraf görevsizlik kararı veren mahkemeye başvurarak lehine yargılama giderlerine hükmedilmesini isteyebilir.

Görevsizlik kararı, kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmiş ise, başvurulan mahkeme görevsizlik kararı ile bağlıdır. Görevsizlik kararı kanun yolu denetiminden geçmeden kesinleşmiş ise başvurulan mahkeme de görevsizlik kararı verebilir. Bu durumda olumsuz görev uyuşmazlığı çıkmış olur.

Y E T K İ

Bir davaya hangi yerdeki görevli mahkemenin bakacağını belirler. Görevli mahkemeyi (asliye, sulh ya da özel mahkeme) belirledikten sonra, davanın hangi yerdeki görevli mahkemede açılacağı yetki kuralları çerçevesinde belirlenir. Mahkemeler bulundukları ilçenin idari sınırları içerisinde yargı yetkisine sahiptirler. Bu nedenle davacı davasını, dilediği yerdeki görevli mahkemeye açabilme hakkına sahip değildir. Bunu yetki kuralları belirler. Yetki meselesi kural olarak kamu düzeninden görülmemiştir. Fakat bazı hallerde yetki kuralları kamu düzeniyle ilişkili kabul edilerek kesin yetki kuralları getirilmiştir. Davacının davasını açabilmesi için genel yetki kuralları yanında ona seçim hakkı tanıyan özel yetki kuralları da düzenlenmiştir.

Kesin Olmayan Yetki Kuralları 1. Genel Yetki Kuralı

Genel yetki kuralı kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, her davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri (ikametgâhı) sayılan yer mahkemesidir.

Gerçek kişilerin yerleşim yeri TMK göre bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yerdir. Davalının gerçek yerleşim yeri tespit edilemediğinde nüfus müdürlüklerindeki adres kayıtları esas alınmalıdır.

Tüzel kişilere karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme tüzel kişinin yerleşim yerinin, yani merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Davalının dava açılırken ki yerleşim yeri esas alınır.

Türkiye’de yerleşim yeri, bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme olarak Türkiye’deki mutat meskenleri kabul edilmiştir. Ancak, özel yetki kurallarına göre yetkili olabilen mahkeme varsa, onların yetkisi devam etmek kaydıyla, belirli mal varlığına ilişkin dava o mal varlığı unsurunun bulunduğu yerde açılabilir.

Davalı birden fazla ise dava, davalılardan birisinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak davacı sırf davalılardan birisini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla dava açtığı belirlenirse davalının itirazı üzerine mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.

Kanunda dava sebebine göre davalılardan tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belli edilmiş ise, dava ortak yetkili mahkemede açılır. Örneğin haksız fiile sebebiyet vermiş davalıların her birinin yerleşim yeri farklı ise, dava hepsi için ortak yetkili mahkeme olan “haksız fiilin vuku bulduğu yer mahkemesinde”

açılır.

** Kesin yetki kurallarına aykırılığı davalı ileri sürmese de hâkim kendiliğinden nazara alır.

Şubenin işlemlerinden dolayı davada taraf olarak şubenin bağlı olduğu ilgili kişi (merkez) davalı gösterilmekle birlikte, şubenin bulunduğu yerde de dava açılabilmektedir. Şubenin bulunduğu yerde dava açılsa bile taraf ehliyeti merkeze ait olduğundan dava merkeze karşı açılmalıdır.

Boşanma davalarında, davadan önce eşlerin son defa altı aydan beri oturdukları yer mahkemesi yetkili olarak kabul edilmiştir. Diğer yetkili mahkeme ise eşlerden birini yerleşim yeri mahkemesidir.

2. Özel Yetki Kuralları

Özel yetki kuralları, genel yetkiyi kaldırmayan kurallardır. Yani davacı dilerse genel yetkili mahkemede dilerse özel yetkili mahkemede dava açabilmektedir. Özel yetki kuralları alternatif yetkili mahkeme sunmaktadır. HMK ve diğer kanunlarda düzenlenmiş özel yetkili mahkemeler şunlardır.

a. Memur, işçi asker gibi bir yerde geçici olarak oturan ve o yerde oturmaları uzunca bir süre alacak olan kişilere karşı alacak ve taşınır mal davaları geçici olarak oturulan yer mahkemesinde açılır. Bu yetki kuralı kesin yetki kuralı değildir. Alacak ve taşınır mal davaları dışındakiler yani taşınmaz ve şahıs varlığı ile ilgili davalar genel ve özel hükümlere tabidir.

b. Sözleşmeden doğan davalarda, sözleşmenin ifa yeri mahkemesi yetkili olarak kabul edilmiştir.

Buradaki sözleşme borçlar hukukundan doğan sözleşmelerdir. Sözleşmede her iki tarafta ifada bulunacaksa davacının ifasını istediği şeye göre yetkili mahkeme tespit edilir. İfa yerini taraflar aralarında kararlaştırmışlar ise

(12)

12

kararlaştırılan ifa yerinde de dava açılabilir. İfa yeri kararlaştırılmamış ise TBK m89 göre belirlenir. Buna göre; para alacaklarında alacaklının yerleşim yeri, parça borçlarında sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yer, diğer borçlarda ise doğumları sırada borçlunun yerleşim yerinde ifa edilmesi kuraldır.

c. Haksız fiilden kaynaklanan davalarda, haksız filin işlendiği veya zararın meydana geldiği yada gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yerinde açılır. Eğer haksız fiil bir televizyon kanalı aracılığıyla işlenmişse, bu televizyon kanalının yayınlarının ulaştığı her yerde bu hükme dayanılarak dava açılabilir.

Muhtemel zarar yeri mahkemesi de yetkili kılınmış, zarar meydana gelmeden zararı önleme amacı ile açılacak davalardaki yetkili mahkeme de gösterilmiştir. Haksız fiilin işlendiği yer ile zarar farklı yerlerde gerçeklemişse, zararın gerçekleştiği yerde de dava açılabileceği kabul edilmiştir. Haksız fiil birden fazla kişi tarafından işlenmişse, bu kişilere karşı haksız fiilin vuku bulduğu yer mahkemesi ortak yetkili yer mahkemesinde açılır. Kişilik haklarına tecavüz nedeniyle açılacak davalarda davacı kendi yerleşim yerinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir.

d. Terekedeki bir mal hakkında açılacak istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında malın bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir. Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda da mirasçıların her birisinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir.

e. Zarar sigortalarında doğan davalar, sigorta bir taşınmaza veya niteliği gereği bir yerde sabit bulunması gereken yahut şart kılınan bir taşınıra ilişkinse malın bulunduğu yerde; bir yerde sabit bulunması gerekmeyen ve şart kılınmayan bir taşınıra ilişkinse rizikonu gerçekleştiği yerde de dava açılabilir. Bu yetki kuralı kesin değildir. (Deniz sigortaları hariç)

f. Karayolları Trafik Kanununda düzenlenen mali mesuliyet sigortalarında yetkili mahkemeler, sigortacının merkez veya şubesinin veya sözleşmeyi yapan acentenin bulunduğu yer mahkemesidir.

Kesin Yetki Kuralları

Bazı hallerde dava sadece kanunda öngörülen mahkeme veya mahkemelerde açılabilir, başka yerde açılamaz. Kesin yetki kuralında tek bir mahkeme öngörülmüş olabileceği gibi birden fazla mahkeme de öngörülmüş olabilir. Önemli olan belirtilen yer veya yerler dışında dava açılamamasıdır. HMK da düzenlenen esin yetki kuraları şunlardır.

a. Taşınmazın aynından doğan davalar taşınmazın bulunduğu yerde açılır. Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin ve ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek ya da taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma davalar hakkına ilişkin davalar taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. Taşınmaza ilişkin şahsi hakka ilişkin davalar bu kapsamda değerlendirilmez. Birden fazla taşınmaz söz konusu ise taşınmazlardan birisinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılır. İstihkak davaları, tescil davaları, yolsuz tescilin silinmesi-değiştirilmesi davaları, irtifak hakkına ilişkin davalar, taksim, şüyuunu giderilmesi, şufa davaları bu kapsamdadır.

b. Şirket, dernek veya vakıflar gibi özel hukuk tüzel kişilerinin ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olan kaydıyla bir ortağına veya üyesine karşı veya ortağın veya üyenin bu sıfatla diğerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılır.

c. Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasındaki terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar ile terekenin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar ölenin son yerleşim yerinde açılır.

d. Can sigortalarında ise sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh ve aleyhinde açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.

Bu sayılanların dışında da kanunlarda kesin yetkili olduğu anlaşılan hallerde de başka yerde dava açılamaz.

Yetki Sözleşmesi

Taraflar, belirli bir uyuşmazlık hakkında aslında yetkili olmayan mahkemeyi yetkili kılmak için sözleşme yapabilirler. Bu tür sözleşmelere “yetki sözleşmesi” denir. Şartları yerine getirilirse yabancı ülke mahkemeleri de yetkili kılınabilir. Yetki sözleşmesi yazılı şekilde yapılır ve etkisini usul hukuku alanında gösterir. Yetki sözleşmesi ile usul hukuku bakımından yetkisiz bir mahkeme yetkili hale getirilmek istenilmektedir.

Yetki Sözleşmesinin Şartları

a. Sözleşmenin Tarafları Tacir veya Kamu Tüzel Kişisi Olmalıdır.

HMK göre sadece tacir ve kamu tüzel kişilerinin yetki sözleşmesi yapabilmesine izin verilmiştir. Tacir ve kamu tüzel kişisi olmayan kişiler arasında yapılan yetki sözleşmesi geçersizdir.

b. Kesin Yetkinin Bulunduğu Durumlarda Yetki Sözleşmesi Yapılamaz

(13)

13

Yetki sözleşmesi kesin yetkinin söz konusu olduğu durumlar dışında ve kanunda açıkça başka bir mahkemenin yetkisinin kararlaştırılmasının yasaklanmadığı hallerde yapılabilir. Örneğin iş mahkemelerinin yetkisi kesin yetki olarak kabul edildiğinden yetki sözleşmesinin yapılamayacağı kabul edilmektedir.

c. Yetki Sözleşmesi Yazılı Şekilde Olmalıdır.

Yetki sözleşmesi yazılı şekilde olmalıdır, yazılı şekil geçerlilik şeklidir.

d. Uyuşmazlık ve Mahkeme Belirli Olmalıdır.

Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için uyuşmazlığın ve yetkili mahkemenin belirli olması gerekir.

Uyuşmazlığın belli olmadığı ya da yetkili mahkemenin tam olarak belli olmadığı yetki sözleşmeleri geçersizdir.

Belirli ve açık olmak şartıyla birden fazla yer mahkemesi de yetki sözleşmesi ile yetkili kılınabilir. Ancak birden fazla mahkemenin hakkın kötüye kullanılmamasına aykırılık oluşturmaması gerekir.

Yetki Kurallarına Aykırılık Ve Sonuçları

Yetki kesin yetki ise veya kanunda uyuşmazlığın sadece o yer mahkemelerinde görüleceği belirtilmişse taraflar bu yetki itirazını davanın her aşamasında ileri sürebilecekleri gibi, mahkeme de davanın her aşamasında bu durumu kendiliğinden gözetmelidir. Yetki itirazı cevap dilekçesinde ilk itiraz olarak ileri sürülmesi gerekir. Davalı tarafından ilk cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen yetki itirazı daha sonra ileri sürülemez, mahkemece dikkate alınmaz ve dava yetkisiz mahkemede görülmeye devam olunur. Yetkinin kesin olduğu hallerde yetkili olup olmadığının hakim kendiliğinden araştıracak, yetkinin kesin olmadığı hallerde ise, mahkemenin yetkisi olduğunu davalı cevap dilekçesinde ilk itiraz olarak ileri sürebilecektir.

**Yetki sözleşmesi, kesin yetkinin söz konusu olmadığı hallerde yapılabildiğinden taraflarca yapılan yetki sözleşmesi taraflardan birisi tacir olmasa bile davalı süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa mahkeme yetkili olarak kabul edilir. Hâkim geçersiz yetki sözleşmesine dayanılarak açılan davada yetkili olup olmadığını kendiliğinden inceleyemez. Genel veya özel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldıran geçerli bir yetki sözleşmesine rağmen davacı genel yetkili mahkemede dava açarsa davalı yetki itirazında bulunmadığı takdirde mahkeme kendiliğinden yetkisiz olduğu sonucuna vararak yetkisizlik kararı veremez.

Davalı yetki itirazında bulurken doğru şekilde yetkili mahkemeyi de göstermelidir aksi halde yetki itirazı dinlenmez. Birden fazla yetkili mahkeme varsa yetki ilk itirazında bulunan davalı tüm yetkili mahkemeleri değil, seçtiği mahkemeyi itirazında belirtmelidir. Davacının yetki itirazı davacıya tebliğ edilir ve hâkim buna göre karar verir. Yetki itirazının reddi kararı bir ara karar olup bu karara karşı tek başına kanun yoluna gidilemez, esas hükümle kanun yoluna gidilebilir.

Mahkeme yetkisiz olduğuna ve ilk itirazda belirtilen mahkemenin yetkili olduğuna karar verirse dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verir. Kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. Mahkemenin vereceği yetkisizlik kararı nihai karar olup, bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Ancak yetkisizlik kararına karşı istinaf yoluna başvurabilmek için, malvarlığına ilişkin davalarda dava konusunun miktar ve değeri 1.500 TL den fazla olmalıdır. Bu tutarın altındaki davalardaki yetkisizlik kararına karşı istinaf yoluna gidilemez. Bölge adliye mahkemelerinin yetkisizlik kararı hakkında vereceği kararlara karşı temyiz yoluna gidilemez.

Yetkisizlik kararının kesinleşmesinde itibaren iki hafta içerisinde kararı veren mahkemeye başvurularak dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi talep edilmelidir. Aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Dosya yetkisizlik kararı veren mahkemeden kendisine gönderilen mahkeme kendiliğinden taraflara davetiye göndererek duruşmaya davet eder. Yetkisizlik kararı kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiş olsa bile, yetkili olarak dosya kendisine gönderilen mahkeme bu yetkisizlik kararı ile bağlıdır. Kendisinin yetkisiz olduğunu düşünse bile, yetkisizlik kararı veremez.

İ Ş B Ö L Ü M Ü

Birden fazla aynı mahkemenin bulunduğu yerdeki iş dağılımıdır. Dar ve teknik anlamdaki iş bölümü asliye hukuk mahkemelerinin yanında bir de asliye ticaret mahkemelerinin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Ancak 6335 sayılı Kanun ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki “görev ilişkisine”

dönüştürüldüğünden iş bölümü ilişkisi ortadan kaldırılmıştır. Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığını ilgilendiren tüm ticari davalar asliye ticaret mahkemelerinde görülecektir.

YARGI YERLERİNİN BELİRLENMESİ (MERCİİ TAYİNİ) Yargı Yerlerinin Belirlenmesini (Mercii Tayinini) Gerektiren Haller

Görev ve yetki kurallarının varlığına rağmen bazen davaya hangi mahkemeleri bakacağı konusunda tereddüt ortaya çıkabilir veya davaya bakan mahkemenin bu davaya bakmasına engel haller ortaya çıkabilir.

a. Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa,

(14)

14

b. Savaş ya da olağanüstü halin bulunması veya yangın, deprem su baskını gibi doğal afet sebebiyle bir yerdeki mahkemenin çalışamaması.

c. Bir yerde hâkimin çekinmesi veya reddedilmesi durumunda, o yerde davaya bakacak anı yetkiye sahip başka hâkimin bulunmaması, ya da hâkimin atanması, emekli olması veya istifa etmesi durumunda yerine bakacak başka hâkimin bulunmaması.

d. İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirtilmesi konusunda bir tereddüt çıkması halinde

e. İki mahkemenin ayrı ayrı görevsizlik kararı veriri ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse (Olumsuz görev uyuşmazlığı)

f. Kesin yetki hallerinde, iki mahkeme aynı dava hakkında yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse.

Yargı Yerlerinin Belirlenmesini (Mercii Tayinini) Gerektiren Haller

Özellikle fiili veya hukuki engelin bulunması durumunda o yerde davaya bakacak başka bir hakim varsa o hakim davaya bakar, dava başka yerde görülmez.

Savaş, olağanüstü hal veya doğal afet gibi fiili bir engel bulunuyorsa, Adalet Bakanlığı tarafından o yerdeki davalara geçici olarak başka yer mahkemesinde bakılmasına karar verilebilir.

O yerdeki hâkimin ölmesi, hastalanması gibi sebeplere dayanıyorsa ya da ret veya çekinme gibi bir hukuki sebeple o yerde davaya bakacak başka bir hâkim yoksa HSYK tarafından geçici yetkili bir hakim görevlendirilir.

İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesinde tereddüt çıktığı takdirde, ilk derece mahkemeleri için bölge adliye mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri için ise Yargıtay’a başvurulur.

İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve ve yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar, kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde görevli ve yetkili mahkeme ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay’ca belirlenir.

Yargı yeri belirtilmesi konusunda inceleme dosya üzerinden yapılır. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen yargı yeri belirtilmesine ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Yargı yeri belirtilmesi hakkındaki Yargıtay kararları da kesindir.

Y A R G I G Ö R E V L İ L E R İ Hâkim

Devlet yargı erkini mahkemeler ve hâkimler eliyle kullanılır. Hâkimler yargı yetkisini millet adına kullanırken devleti temsil ederler. Gerektiğinde hukuk yaratan hâkimlerin toplumu iyi tanıyan ve sosyal ihtiyaçlarını iyi bilen kişiler olmalıdır.

Hâkimlik Mesleğine Giriş

Hâkim adaylığına atanabilmek için hangi niteliklerin arandığı Hâkim ve Savcılar Kanunun 8. Maddesinde sayılmıştır Avukatlık mesleğinden adaylığa geçmek isteyenler için; avukatlık mesleğinde fiilen en az üç yıl çalışmış, giriş sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibariyle kırk beş yaşını doldurmamış ve kendi aralarında yapılacak olan yazılı yarışma sınavında ve mülâkatta başarılı olmak şarttır.

Ülkemizdeki Durum

1982 Anayasası ile Yüksek Hâkimler Kurulunun salt hâkimlerden oluşmasına ilişkin durum değiştirilmiş ve Adalet Bakanının başkanlığında ve Adalet Bakanlığı müsteşarının tabii üye olduğu HSYK oluşturulmuştur.

Hâkimlerin Bağımsızlığı

Hâkimler görevlerinde bağımsızıdırlar; Anayasa’ya kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler (AY m.138/1) Hâkimlerin son noktada karar yeri vicdanıdır. Hâkim, diğer devlet memurlarından ve kamu görevlerinden farklı olarak, görevlerini yerine getirirken bağımsızdırlar. Bu bağımsızlık, onun görevini yerine getirirken objektif ve serbest olması amacıyla kabul edilmiştir. Hâkim, yasamaya özellikle yürütmeye karşı bağımsız olmalıdır. Hâkimlerin bağımsızlığı ilk defa 1924 Anayasasında düzenlenmiştir.

Bağımsızlık, hâkimin sadece hukuk kuralları ile bağlı olmasıdır. Hâkim hukuk kuralları çerçevesinde, kendi hukuk anlayışı ve vicdanına göre karar verir. Verilmiş olan yargı kararları da hatta Yargıtay kararları da olmak üzere hâkimler bağlayıcı değildir. Hâkimlerin sadece kanunlara bağlı olduğu prensibinin istisnası içtihadı birleştirme kararıdır. İçtihadı birleştirme kararları mahkemeleri bağlamasına karşılık, içtihat yolunu kapamamıştır. Çünkü mahkemeler gerekçesini belirterek farklı yönde karar verebilirler. BU kararı içtihadı birleştirme kararına aykırı düşerse, mahkemeler de bu içtihadın değiştirilmesini ve kaldırılmasını isteyebilir.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :