AYDIN SAYILI*
1932 yazının sonların da ya da sonbaharı içinde, annem ve babam la birlikte, Cebeci’nin Dikimevi sem tinde o turan b ir tanıdığı ziyarete gitm iş tik. Bize m isafir şekeri ikram ettiler. Şekerlerin sargıları içinde b ire r fal çıkıyordu. Benim aldığım şekerlerin içinde çıkan fal yazısı şöyle idi:
A lnında d u ran yazı Yaseminin beyazı. Talihin çiçek gibi Bekle gelecek yazı.
Ablam G ündüz Sayılı’yı Fransa’ya yeni yolcu etm iştik. Kendisi yurt dı şında yüksek öğrenim yapm ak üzere Millî Eğitim Bakanlığı’mız tarafın dan h e r yıl açılan yarışm a sınavında kazananlar arasında yer alm ış ve Fransa’ya gönderilm işti. Ben de lise diplom am ı ertesi yaz alacak ve açıla cak yurt dışı öğrenim yarışm a sınavına girecektim .
Dedem A ntep’te o rtaokuldan [sonra] yüksek okul bulunm adığı için oğullarına İstanbul’da lise ve yüksek öğrenim yaptırm ak üzere 1889’da, İstanbu l’a göç edip yerleşm işti. Beşinci oğlu o sıralarda doğmuş, belki de bu göçten az sonra doğacaktı. Dedem için “A ntep’le İstanbul arasında ilk köprüyü k u rd u ” derlerm iş. Dem ek ki başkaları da kend ilerin i aynı şeyi dedem den sonra yapm ak d u ru m u n d a hissetm işlerdi.
Babam çocuklarına yurt dışında yüksek öğrenim yaptırm ak arzu eder di. O n un için ben daha b ir süre öncesinden itibaren böyle b ir yarışm a sınavına girm eyi tasarlam aktaydım . Yurt dışında yüksek öğrenim yapmak benim için b ir tü r idealdi. En çok ilgi duyduğum alan fizikti. M esleğimin aynı zam anda p ratik bir uygulam a alan ını da içerm esi o zam anın m ünev verleri arasında üzerinde d u rulan güncel b ir sorundu. Bu düşünce atm os feri içinde su m ühendisi olmayı düşünm ekte idim ve bu m aksatla Belçika’da yüksek öğrenim yapmayı arzulam aktaydım .
Falımın bende d erhal b ir sonraki yaz Millî Eğitim Bakanlığı’n ın aça cağı yurt dışı öğrenim yarışm a sınavı çağırışım ı yapması çok tabiî idi. Fa kat yine de falım da yadırgadığım b ir taraf da yok değildi. Ç ünkü bu falın verdiği m üjde biraz fazla abartm alı görünüyordu. Sanki bu falda, o sınavı
kazanm a ötesinde b ir fevkalâdeliğe işaret vardı. Ç ünkü, benim , bu sınavı kazanacağım a oldukça büyük b ir güvenim vardı. Ne de olsa sınav şans m e selesi idi. Ama, yine de, büyük b ir olasılıkla kazanacağım b ir sınavın m üj desinin bu kadar büyütülm üş olması gerekli olm am alı idi. Ben, aslında, fala pek in anan b ir kimse değildim . Ama konu ile bu açıdan ilgilenm e mek, bağlantı kurm am ak, da pek m üm kün değildi.
Fakat g arip b ir tesad ü ftü r ki, bu fal, sanki sonunda bu şekli ile doğru çıktı. Ertesi yaz, hesapta hiç bulunm ayan b ir d uru m oldu. A tatürk bizim tarih-coğrafya g rubu bakalorya sınavımıza geldi ve benim verdiğim sına vı çok beğendi. Bu hiç beklenm edik gelişme benim şansım a yeni boyutlar kazandırdı ve önüm de yeni ufu k lar açtı. H aber gazetelere aks etti ve çe şitli vesilelerle bu ilginç olaya yazılarında atıflar yapanlar oldu. Ancak, şunu da söyleyeyim ki bu yazıların çoğunda hikâyeyi bazı ayrıntı noktala rın d a biraz sap tıran hatalı h ab erler de vardı ve b u n lar zam anla yaygınlaş tı da. Ben bu şerefli hatıram ı ilk defa olarak kendim ana çizgileriyle birkaç sayfada yazıya döküyorum . Oysa, epeyden beri b un u daha ayrıntılı olarak ve bazı belgelere de dayanarak yapmayı arzulam aktaydım .
O zam anlar yalnız klâsik lise veya düz lise tipi liseler vardı. B unlar aydın b ir kişi için gerekli temel k ü ltü rü oldukça dolgun ve güzel b ir şekil de verirlerdi. Bu sistem Fransız lise sistem inin aynı idi ve sınavlar da F ran sız sistemi geleneğine uygun olarak yapılm akta idi. Lise bitirm e sınavları oldukça ağır ve dolgundu. Bakalorya sınavları olarak ad lan d ırılan bu sı navlar g ru p gru p yapılır ve üç yıllık lise sınıfları öğrenim ini içine alırdı. Ö ğrenci 9, 10 ve l l ’inci sınıfların, yani lise 1, 2 ve 3’ün d erslerinin kapsa dığı b ü tün konu lard an bu sınavlarda sorum lu olurdu.
Tarih ve coğrafya ile birlikte yurt bilgisi, veya yurttaşlık bilgisi sınavı da, o yıl bu gru p içinde yapılm akta idi. Ö ğrenci tarih ten Eskiçağ, Yakın ve O rta Doğu, Yunan ve Roma, O rtaçağ İslâm, O rta Asya, O sm anlı ve Ye ni ve Yakın Çağlar Avrupa tarih in d e n bu tek sınavda sorum lu olduğu gi bi, coğrafya alanında tabiî coğrafya ile beşerî ve İktisadî coğrafya yanında Türkiye ve ülkeler coğrafyası alanlarından sınava çekilmekte idi. Yurt bilgisi ise, h atırım da doğru kaldı ise, aslında, ortaokul son sınıfta okutulduğu hal de, lise birinci sınıfta da o yıl ele alınan bir konu olarak bu gruba katılmıştı.
Yurt bilgisi A tatürk’ün o sıralarda bizzat meşgul olduğu bir konu idi ve hattâ kitabının yazılm asında da büyük katkısı vardı. Dolayısıyla, k endi si bu alanla yakından ilgilendiği gibi, Türk Tarih K urum u’nu n kuruluşu ve alanındaki yoğun çalışm aların başlaması üzerin den henüz çok kısa bir zam an geçmiş olm asına rağm en bu alanda önem li yayınlar yapılmıştı. Bu sebeple, A tatürk’ün bu yoğun ilgi alanlarında okullarım ızda neler yapıl
dığını ilk elden öğrenm e ihtiyacını duym ası çok norm aldi. Nitekim , özel likle 1933 yılında A tatürk’ü n lise sınavlarına, ve bazen yüksek okul sınavlarına da, katılm ış olduğu n u görüyoruz.
Ben, şim diki Yüksek İhtisas H astahanesi b inasının işgal ettiği yerde b u lu n an ve Taş M ektep adı ile şöhret kazanm ış olan A nkara Erkek Lisesi’- n den 1933 yılında m ezun oldum . Tarih bakım ından yanılmıyorsam, 1927, 1928 yılları sırasında açılan Gâzî Lisesi’n d en önce A nkara Erkek Lisesi A nkara’nın tek erkek lisesi idi. Bu lise benim m ezun oluşum dan sonra Ata tü rk Lisesi adını aldı. Böylelikle, ben A tatürk Lisesi öğrencisi ve m ezunu olanlar arasında yer alm ak durum undayım .
1933 yılı A nkara Erkek Lisesi tarih-coğrafya ve yurt bilgisi g rub u bi tirm e sınavım ızın birinci gün ü n e rastlayan kısm ının öğleden sonraki bö lüm ü A tatürk’ün h uzurunda yapıldı. Atatürk, bu sınava Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip, A nkara Valisi Nevzat Tandoğan ve G arnizon Kom utanı Fah- re d d in Altay’ı, ve yine, en yakın ark ad aşların dan N uri C onker ile Kılıç Ali gibi seçkin şahısları içine alan yirm iye yakın kişiden oluşan b ir g ru p la katıldı. Sınav jü risin d e ders hocalarım ız olarak tarih öğretm eni Samih Nafiz (Tansu), coğrafya öğretm eni Hüseyin Sahir (Arıtan), yurt bilgisi ile felsefe ve psikoloji öğretm eni İrfan (Alıcıoğlu), mümeyyiz olarak da A n kara Kız Lisesi tarih öğretm eni Afet (İnan), aynı lise coğrafya ö ğret m eni Cem al A rif (Alagöz) vardı. Ayrıca, sınav sonuçlarını tesbit eden not cetvelleri, başta A tatürk olm ak üzere, Millî Eğitim Bakanı ve O kul m üdü rü n ü n de im zalarını taşıyacak şekilde tertip len di.
Okul m ü dürüm üze o sırada A nkara Kız Lisesi okul m ü d ü rü Avni Yu- karıuç vekâlet etm ekte idi. Kendisi A tatürk h u z u ru n d a sınav verecek ol m aktan heyecan duyan biz öğrencilere b ir ara m oral verm iş ve bazı tavsiyelerde bulunm uştu. Sınav, sözlü b ir sınavdı ve konular çok geniş ol duğu için bu sınavlar oldukça uzun sürm ekte idi. Benim sınavım da, bil diğim e göre, rekor uzunlukta idi. M üdür benim sınavımın 1 saat 20 dakika sü rd ü ğ ü n ü tesbit etmiş; bana sınavdan sonra söyledi. Sınavım ın b ir özel liği de şu idi ki, benim sınavımı tek başına A tatürk yaptı. Başka hiç bir hoca bana soru sorm adı. Daha doğrusu, A tatürk hocalardan hiç b irin i ba
na soru sormaya dâvet etm edi.
Sınava girm ek için sırası gelen öğrenci içeriden çalınan zilin sesini duyunca sınav odasına giriyordu. Ben içeri girdiğim de A tatürk, Volga ile Don Irm ak ların ın b irb irle rin e bağlanm aları teşebbüsünün ne zam an ya pılm ış oldu ğu nu h ocalardan soruyordu. Buna b ir süre kimse cevap ver m edi. Belki de A tatürk’ü n iyi hatırlayam adığı b ir şeyi hem en cevaplamayı b ir nezaketsizlik saymış oluyorlardı. A tatü rk’ün hem en sağında o turm ak
ta olan Âfet H anım soruyu bana sorm asını A tatürk’e teklif etti. A tatürk de b u n u uygun b u ldu ğ u nu hafif b ir baş işareti ile ifade ederek, soruyu bana sordu.
Sınavım ın bu so ru ile başlam ası benim için şahane b ir şans gösterge si gibi idi. Çünkü, anlaşıldığı üzere, A tatürk, daha fazla fikir soruları üze rin d e durm akta idi. Ben ise su m ühendisi olmaya hazırlandığım için dünyadaki önem li kanallarla oldukça ciddi bir şekilde ilgilenm iş b u lu n u yordum ve böyle b ir genel konu h akkında az çok bilgi sahibi olm ak d u ru m unda idim .
Teşebbüs, Sokullu MeTımet Paşa zam anına aitti. Bir mevsim böyle b ir kanalın açılma çalışmaları yapılmış, fakat ertesi yıl çalışmalara devam edil m eyerek proje yarıda bırakılm ıştı. Böyle b ir kanalın açılması siyasî ve İk tisadî bakım lardan ne gibi anlam lar taşıyabilir ve ne gibi sonuçlar doğurabilirdi? Ayrıca doğal şartlar ve teknik olanaklar açısından du ru m ne idi ve b u n u n gibi bazı diğer tecrübelerim iz ve geleceğe ilişkin tasav vurlarım ız var mıydı? İşte b ü tü n b u n lar A tatürk’ün bana sorduğu sorular arasındaydı. Özellikle birbirleriy le bağlantılı olarak sorulunca bu n lar fi kir soruları m ahiyetini kazanmaya çok elverişli idi ve A tatürk sınavında bu n lar b ir genel bağlam içinde ortaya çıkmıştı. Bir so run un cevabı ve m a hiyeti genellikle ikinci b ir soruyu akla getirm işti.
Yine, A tatürk’ün bana sorduğu çetin sayılabilecek b ir grup soru ta rih te n Birinci Dünya Savaşı’na ve yurttaşlık bilgisine ilişkindi ve sadece ezbere dayanmayan b ir soru g ru b u n u oluşturm akta idi. B unlardan b irin cisi “Rusya’da Sovyet Sosyalist rejim in in kurulm asında bizim etkim iz ol muş m udur?” sorusuydu. “Sovyet Rusya rejim in in devlet anlayışı nasıl b ir m ahiyet taşır?” Bizim devlet sosyalizmi İktisadî politikasını benim sem e m izin ne gibi gerekçeleri olduğu konusu etrafın da toplanan birtakım d i ğer sorular da, b ir bakım a, b u n u n b ir devamı, bir uzantısı, idi.
Bu soru g ru b u n d a A tatürk’ü tatm in etm ekte biraz güçlük çekeceğim den korka korka kendisine cevaplar vermeye çalıştım. Bazı noktalarda ken dim i b ir köşeye sıkışmış gibi hissettiğim de oldu. B unları cevaplandıra- bilm em i, yanıtlayabilm em i, b ir ölçüde, ders ve ders kitap ları dışında ga zete okumaya da vakit ayırabilm iş olm am a borçluydum . O zam anın b ü yük gazetelerinde genel kültüre ilişkin bazı konular üzerinde bir dizi ciddi yazı çıkması bu so ru ların altın d an kalkabilm em de b ir dereceye kadar ol sun yardım cı olm uştu.
B urada şunu da bir not gibi ilâve edeyim ki, ne de olsa, okulu n un sı navına g iren h er öğrenci için tabiî olacağı üzere, benim için de bu sınav da en büyük istifade kaynağım hocalarım dı. Lisemizde çok değerli
hocalarım ız vardı. O n lard an büyük feyz alm ıştım ve bu sınavım ın başarı sını h e r şeyden önce o n lara borçluydum . Su m ühendisliğine hazırlanm a ve gazete okum a alışkanlığı gibi şeyler ne de olsa, az çok, ikinci planda kalm ak du rum undaydı. Bu vesile ile sayın Hüseyin S ah ir’i özellikle zikr etm em yerinde olur. N itekim , çok başarılı geçen yukarıdaki b irinci grup soru ların yanıtlanm asında kendisine çok şey borçluydum .
Daha ortaokul öğrencisi iken, sayın Hüseyin S ah ir’in, d erslerin i h a zırlarken Fransızca kitaplardan yararlandığını fark etmiştim. Volga ile Don Irm ak ların a ilişkin so ru n u n yanıtının iyi b ir genel İktisadî tarih perspek tifi içine konm asında, örneğ in , o nu n tavsiyesiyle ted arik etm iş olduğum b ir Fransızca beşerî ve İktisadî coğrafya k itabından yararlanm ıştım . Bu kitap çok sevdiğim kitaplarım arasındaydı. Hattâ, beraberim de Am erika’ya götürm üştüm . Fakat uzunca b ir sü reden b eri kayıp kitaplarım arasına ka rışm ış olduğu için bugün m aalesef adını zikr edebilecek durum da değilim. A tatürk’ü n bana sorduğu diğer so ru lar ders k itap ları çerçevesi içine d aha sarih b ir şekilde g iren ve h e r h ocanın sorm ası beklenebilecek soru lardı. B unların cevapları ders k itap ların d a h azır olarak vardı. B unların birço ğu n u bu gün açık seçik b ir şekilde hatırlayam ıyorum . B azılarını da tam am en u n u tm u ş durum dayım .
Genellikle sınavda A tatürk’ü tatm in ettiğim in farkındaydım . Özellikle Volga ve Don Irm ak ları konusu ile yurdum uzun sın ırları içinde veya dı şında olup da konuyu ilgilen d iren kanal inşaları so ru n u n d a A tatürk’ü zi yadesiyle m em nun ettiğ im den em indim . Sıradan sorular g ru b u n u da cevaplam akta güçlük çekm em iştim . Olsa olsa İktisadî politikam ız ile Sov yet Rusya rejim ine ilişkin cevaplarım da A tatürk’ün bazı noksanlar bulmuş olabileceğini düşünüyordum . Fakat b u n lard a da A tatürk ’ün bana göster diği tepk iler iyi olm uştu.
Sınav sırasında üç defa h a rita başına ve yazı tahtasına kalkıldı. B un lar bizzat A tatü rk’ü n isteği ile yapıldı. H attâ b u n lard a n biri şöyle oldu: Ben önüm deki b ir kağıt üzerin d e birşeyler çizmek veya karalam akla meş gulken söylediğim b ir söz üzerine, Atatürk, haritaya bakalım, diyerek ayağa kalkm ış ve ben ise b u n u n fark ın a varm am ıştım . B irden, yerler süpürülü- yorm uş gibi kuvvetli b ir ses duyarak başım ı kaldırdım . Bir de baktım ki A tatürk’ün ayağa kalkması üzerine herkes b ird en ayağa kalkm ıştı. Ben de hem en davranıp yerim den kalkarak A tatürk’le b eraber harita başına gittim .
A tatürk b ü tü n sınav boyunca bana çok kibar davrandı. Sınav çerçeve sinde yaptığı b ü tü n konuşm alarında h ep sanki kendisi ile eşit tu ttu ğ u b ir
kimse ile konuşuyorm uş gibi davranm ası özellikle dikkatim i çekti. Ç ün kü norm al olarak hocalarım ız sınavlarda üst düzeyden b ir konuşm acı ro lünü benim serler, takın ırlard ı. Böyle yapm aları da elbette ki tabiî idi.
Yine, haritaya ve yazı tahtasına kalktığım ız h e r defasında sınav m asa sındaki yerim e döndüğüm de A tatürk’ün h u z u ru n d a ayakta bekleyerek onu n izni olm adan tabiî ki yerim e oturm adım . Fakat, h e r defasında Ata tü rk h e rh a n g i b ir konuşm a halin d e ve içinde de olsa, b ana yerim e o tu r m am ı işaret etmeyi hiç ihm al etm edi. Sınava ilk g irdiğim de de aynı şey olm uştu. Sınava girdiğim de biraz dalgın ve şehlâlaşm aya yatkınlığı dola yısıyla nereye baktığı tam belli değil gibi b ir izlenim yaratır b ir halde Vol ga ile Don konusu üzerin d e konuşurken de, A tatürk’ün, konuşm asını kesm eden, ayakta beklem eyip oturm am ı bana işaret etm ekte hiç gecikm e diği dikkatim i çekm ekten geri kalm amıştı.
Sınavın ilk sorusu bakım ından gerçekten şanslı olduğum a az önce işa ret ettim . B unun benim m oralim i çok g üçlendirm iş olduğu haklı olarak düşünülebilir. Gerçekten de d u ru m böyle olmuş olabilir. Ancak, şunu söy leyeyim ki, sıram geldiğinde sınav odası kapısında beklerken kendi ken dime şöyle b ir m oral takviyesi veya vicdan m uhasebesi yaptığım ı da bugün olm uş b ir şey gibi hatırlıyorum . Kendi kendim e o an da dedim ki, eğer üç yıl önceden A tatürk’ün bugün sınavımda bulunacağını bilmiş olsaydım, yine de harcadığım dan çok daha büyük b ir gayret sarf edemeyecek, yap tığım dan çok daha büyük b ir sınav hazırlığı içine girm iş olam ayacaktım . Ben zaten başarı için gerekli azamî çabayı gösterm iş b ir durum daydım .
A tatürk kişisel olarak bana sınav sonunda bir şey söylemedi. Fakat ben çıktıktan sonra sınav salonunda hazır b u lu n an lara cevaplarım dan çok m em n un kaldığını açık b ir şekilde ifade etmiş. Sınav jü risi üyesi olan h o calar gerek bizim lisede ve gerekse A nkara Kız Lisesi’nde öğretm en ola rak çalışm akta olan babam ı benim sınavım vesilesiyle h araretle tebrik et m işler ve ben sınav odasından çıktıktan sonra A tatürk’ün söyledikleri ve yaptığı şeyler hakkında kendisine bazı tafsilât bilgisi verm işlerdi. İşte özel likle bu h ocaların babam a o zam an an lattık ların a göre, A tatürk biraz da heyecanlanarak benim çok olgun ve iyi cevaplar verdiğim i söylemiş, ken d ilerine tam not verilen başka öğren cilerin de b u lu n d u ğ u n u söyleyerek, benim n otu m u n hizasına b ir de “çok iyi” yazayım dem iş ve cetvele böyle bir kayıt düşmüş, ayrıca, kendisi benim hakkım da hocalardan da biraz bilgi istemiş ve b ü tü n b un lard an sonra Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’e d ö n erek kendisine ‘bu öğrenci ile ilgilenin’ demiş.
Sınavlar bitm iş ve lisemizi bitiren ler için askerlik hocamız tarafından idare edilen ve Solfasol Köyü civarında m evzilendirilen b ir kam pa katıl
m ıştım . Kamp kom utanım ız beni yanına çağırtarak Millî Eğitim Bakanı mızı ziyarete davet edilm iş olduğum u ve hem en bakanlığa gitm em gerektiğini bana söyledi. Reşit Galip beni m akam ında kabul ed erek bana kendi imzasını taşıyan ve A tatürk sınavındaki başarım dan ve A tatürk’ün takdirini kazanmış olm am dan dolayı beni tebrik eden kısa bir m ektup sun du ve yüksek öğrenim im konusunda n eler dü şündüğüm ü sordu. Su m ü hendisi olmak istediğimi ve bu maksatla Millî Eğitim Bakanlığı’nın açacağı yurt dışı yarışma sınavına gireceğim i kendisine söyledim. Reşit Galip, “H er kes kanal ve baraj gibi şeyler yapabilir. Sen kendine d aha geniş b ir kültür tabanı üzerine o tu ra n b ir m eslek seçsen d aha iyi olmaz mı? Tarihçi olmak istemez misin? A tatürk senin tarih sınavını çok beğendi” m ealinde benim le b ir konuşm a yaptı ve bu önerisi üzerin d e biraz d u rarak benden olum lu b ir cevap alm ak istedi.
Ben, aslında, fiziği çok sevdiğimi, genellikle en çok fen derslerine il gi duyduğum u ve m ühendis olarak, aslında, b ir bilim adam ı hüviyetini kazanm ak istediğim i, ikisini b ir arad a düşünm ekte olduğum u söyledim. Ama tarih k onusunu da çok ilginç b u lduğum u ve tarihle de sadece okul m üfred at pro g ram ın d ak i b ir ders olarak ilgilenm ekle kalm adığım ı söyle yerek “konu üzerinde biraz düşüneyim ve annem ile babam la da bu soru nu danışayım ; kararım ı o n d an sonra vermeyi daha uygun buluyorum ” şeklinde konuştum .
Ben, sayın Reşit G alip’in ısrarı karşısında bu konuda b ir karara ulaş maya çalışırken Millî Eğitim Bakanlığı da konuya ciddiyetle eğilmiş ve ta rih ile fen k onu ların ı b ir araya g etiren b ir alan olarak benim için bilim ta rih in in uygun b ir m eslek olabileceğini düşünm üş. Mesele bana intikal edince ben de konuyu ciddiyetle zihnim de toparlam aya çalıştım.
Bazı ders konuların d ak i bilgim i Fransızca kitaplar yardım ıyla pekiş tirm eye çalışıyordum ve bu m aksatla izlediğim bazı kitaplarım da bilim ta rih i ile tem asa gelm iştim . A. C uvillier’in lise son sınıf edebiyat ve fen kollarıyla üniversitelere hazırlık sınıfları için yazılmış Mantık ve Genel Fel sefe ile Ahlâk adlı k itabından yararlanm aya çalışırken bu kitabın m antık kısm ında bilim tarih in e ilişkin çok ilginç bahislerle karşılaşm ış olduğum gibi, E. Voisin’in liseler için yazılmış üç ciltlik Cours de Physique adlı kitabı nın bölüm sonların da verdiği tarih î m etinler de beni çok ilgilendirm işti. Bu itibarla, bilim tarih in i kendim için çekici b ir alan olarak düşünm ekte güçlük çekm edim .
Voisin’in kitabını bana o zaman Gâzî Eğitim Enstitüsü hocası olan Hay- ri (Dener) Bey salık verm işti. C uvillier’in kitabını ise m antık hocam ız Os
m an (Horasanlı) Bey berab erin d e derse getirir ve arada bu kitaba bakarak benim çok ilginç bulduğum bazı ayrıntılar üzerinde d u ru rd u . Osm an Ho- rasanlı’yı biraz fazla mesafeli bulduğum dan bu kitaba sahip olabilmek için İrfan Alıcıoğlu’ndan kitabın yazarı ile diğer gerekli ayrıntıları benim için tespit etm esini rica etm iştim . Bu cildin birin ci kitabı olan m antık kısm ı n ın özellikle m etodoloji bölüm lerinde bilim ta rih in d e n ilginç ö rn ek ler üzerin de durulm aktaydı.
O yıllarda bilim tarih i konusu önem lice b ir kıp ırd an m a hareketine sahne olmakta idi. Amerika’nın Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanı bu sıralarda belirginlik kazanmakta ve bu çalışm aların odağını Sarton adlı bir profesörün faaliyetleri oluşturmaktaydı. Bu faaliyetten bizim o zamanki Millî Eğitim B akanlığı’m ızın ve yeni kurulm uş olan Türk Tarih K urum u’ n un seçkin m en supların ın h ab erleri varmış. Bu itibarla konuyu biraz de rinlem esine incelem ek de benim için m üm kün oldu. Bu arada Sarton’un çıkarm aya başladığı Bilim T arihine Giriş adlı kitabın yayınlanmış olan b i rinci cildini Türk Tarih K urum u’nu n k ütüphanesinde gözden geçirm e fır satını buldum ve bilim tarih in i kendim e meslek seçtiğim ve yarışm a sınavını kazandığım takdirde Sarton’un yanında öğrenim im i sü rd ü reb i leceğim de bana söylendi. B ütün b u n ların b ir sonucu olarak, bilim ta rih çisi de olabileceğim e, bu mesleği seçm em in de uygun olabileceğine k arar verdim . O yıl, açılan yarışma sınavında iki sahadan adaylık koymak m üm kündü. Ben bu iki alanı su m ühendisliği ve bilim tarihi olarak belirttim . Böylece, h e r iki alan için kapıyı açık bırakm ış oldum . Sonunda, sınavı ka zanınca da bilim tarih i için A m erika’ya gitm eyi tercih ettim .
Böylelikle, A tatürk’ün sınavımıza gelmesi benim hayatım ın seyri üze rin d e büyük b ir etki yapmış oldu. A tatürk hepim izin yaşam ına yeni yön verm iş b ir kişidir. Fakat benim ki daha kişisel ve özel tü rd e n b ir etki oldu. A tatürk sınavı araya girm em iş olsaydı ben su m ühendisi olacaktım. Elbet te ki o saha da çok önem li ve yararlı bir mesleği temsil ediyor. Fakat ben bilim tarih in i ve üniversite hocalığı m esleğini seçmiş olm aktan çok m em nunum . Bunda hiç b ir zaman en küçük b ir şüphe duym adım .
A m erika’ya gittiğim de ve Sarton’un danışm anlığı ve yönetim i altın da öğrenim im e başladığım da şunu da öğrendim ki bilim tarih i ilk defa H arvard Ü niversitesi’nde resm en bağımsız b ir akadem ik disiplin olarak yenileyin kurulm uş, ya da böyle b ir alan yüksek lisans ve doktora çalışm a larını da içerecek biçim de m üstakil bir statüye sahip değilmiş. B unun b ir sonurgusu ve biraz da b ir rastlantı eseri olarak, 1942 yılında H arvard Ü ni v e rsite sin d en ilk bilim tarih i doktorasını alm ak şan ve şerefi bana nasip oldu. Bu, Profesör Sarton’un söylediğine göre, çok m uhtem el olarak, yal
nız A m erika’da değil, b ü tü n dünyada da ilk bilim tarih i doktora derecesi ve diplom ası idi. Yine, bu d u ru m u n b ir uzantısı olarak, A nkara Ü niversi tesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’n de 1952 yılında b ir bilim tarih i k ü r süsü kurulm asıyla, bu alanda Batı Avrupa’da ve ABD’de böyle b ir kürsü henüz oldukça n ad irk en Türkiye’m izde ilk bilim tarih i kürsüsü kurulm uş oldu.
Bilim tarihi konusu m illî k ültürüm üzün zenginleşm esi açısından ola ğanüstü önem de b ir konudur. K ültür dağarcığım ızın böyle tem el önem de b ir k ü ltü r öğesi ile beslenip geliştirilm esinin A tatürk ilke ve düşünceleriyle tam am iyle uyum lu ve ahenkli olduğu nd a da hiç şüphe yoktur.
İn sanın en gerçek yol göstericisinin bilim olduğunu ve Türk m illeti n in uygarlık ve ilerlem e yolunda göstereceği büyük başarılarda kafasında ve elinde tu ttu ğ u m eşalenin m üspet bilim oldu ğunu ve olması gerektiği n i söyleyen A tatürk, eğitim im izin bilim zihniyeti için zafer yollarını aça cak mahiyet ve doğrultularda vurgulanm asına büyük önem vermiş ve özen gösterm iştir. Bu itibarla, son yıllarda felsefe gibi köklü b ir akadem ik d i siplin yanında liselerim izin m üfred at p ro g ram ın d a bilim tarih in e de yer verilmeye başlanm ış olm asının çok olum lu ve m em nuniyet verici b ir ge lişme olarak kabul edilm esi gerektiğine bu vesile ile işaret etmeyi yararlı buluyorum .