Tahayyül Ürünü Olarak Milletler

In document Balkanlaşma ve Balkanlar'da Türk kimliği (Makedonya ve Kosova örneği) (Page 85-88)

3. MİLLET KİMLİĞİ VE MİLLET KİMLİĞİNİN OLUŞUMU

3.4. Tahayyül Ürünü Olarak Milletler

Milletlerin tahayyül ürünü oluşu tezi modernist kuramcılardan Benedict Anderson’ın ‘hayali cemaatler’ tezi üzerinden temellendirilmektedir. Anderson’a göre millet hem egemenlik hem de sınırlılık içinde hayal edilmiş bir cemaattir. Hayal edilmiştir, çünkü en küçük milletin üyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak kadar onlarla

tanışamayacak, çoğu hakkında hiçbirşey işitmeyecektir. Buna rağmen herbirinin zihninde toplamlarının hayali yaşamaya devam etmektedir. Hayal edilmişlik hususunda bir istisna olarak, yüz yüze ilişkilerin vaki olduğu ilkel köyler gibi yerleşim birimlerindeki insanlar birbirini tanısa bile bütün cemaatler gibi belki onlar bile hayal edilmiştir. Bu sebeple onları birbirlerinden hakikilik/sahtelik bakımından değil, hayal edilme tarzlarına bağlı olarak ayrıştırmak gerekmektedir. Millet bir topluluk, bir cemaat olarak hayal edilir çünkü her millette fiilen geçerli olan eşitsizlik ve sömürü ilişkileri ne olursa olsun, millet daima derin ve yatay bir yoldaşlık olarak tasarlanır. Son iki yüz yıl boyunca milyonlarca insanın, birbirlerini öldürmekten çok, böylesi sınırlı hayaller uğruna ölmeye razı olmalarını mümkün kılan şey bu kardeşlik sayesinde gerçekleşmiştir (2006: 5-7).

Anderson bu kavramsallaştırmaya varırken millet ve milliyetçilik kuramlarına yukarıda yer verilen ve birbirinden tamamen farklı düşünen Renan ve Gellner’dan önemli ölçüde ilham alır ve onları da eleştirir.

Anderson, Renan’ı millet oluşumunda fertlerin pek çok ortak şeye sahip olmasının yanı sıra birçok şeyi de unutmuş olmaları gerekir görüşü hususunda eleştirir. Ayrıca Renan’ın “Hiçbir Fransız vatandaşı kendisinin Burgonde mu, Alain mi, Taifale mi, Vizigot mu olduğunu bilmez.”, “Her Fransız vatandaşının Saint-Berthelemy’i, III.

yüzyıldaki Güney katliamlarını unutmuş olması lâzımdır.” ve “Fransa’da menşeinin Frank olduğunu ispat edebilecek on aile yoktur.” gibi sözlerine atıfta bulunarak kendine özgü, kinayeli ve tatlı dilli bir üslupla kendi teorisini destekleyen hayali bir niteliğe işaret ettiğini belirtir (2006: 5).

Aslında Anderson, Renan’ın söylemlerini eleştiriken Renan’ın millet kavramından ne anladığını ihmal etmektedir. Oysaki Renan açık bir biçimde aile, şecere, ırk ve köken gibi olguların millet kimliğinin oluşumu izah edemediğini ifade etmektedir. Renan milleti daha çok nitelik boyutuyla ele almaktadır. Dil, din, ırk, coğrafya ve menfaat gibi birlikteliklerin millet ve milletin teşekkülünü açıklamakta farklı örnekler ve istisnalar sebebiyle yeterli olmadığını ortaya koyar. Ona göre milletin teşekkülü için şart olan fedakârlık ve dayanışma gibi duyguları doğuran şey aslında şecere, ırk veya köken gibi olguların unutulması halidir (Renan: 1882).

Fransız Tarihçi Jacques Bainville de 1924’de kaleme aldığı Fransız Tarihi isimli kitabında Fransız milletinin oluşumundaki tarihi kesiti Galya ve Galyalıların tarihine

kadar götürür ve farklı kavimlerin bölgede gerçekleşen göçler ve fetihler sonucunda kaynaşarak bugünkü Fransız halkının temelini oluşturduklarını ifade eder. Bainville

“Demek oluyor ki Fransız kavmi hep mürekkep bir kavimdir. Bir ırk olmaktan daha yüksektir, bir millettir” diye eklemektedir (1938: 7).

Anderson’ın Gellner eleştirisi ise “Milliyetçilik ulusların kendi öz bilinçlerine uyanma süreci değildir, ulusların varolmadığı yerlerde onları icat eder" anlayışına yöneliktir. Anderson’a göre bu formülasyonu sakıncalıdır çünkü Gellner milliyetçiliğin sahte maskeler takındığını kanıtlama endişesi içerisinde “icat”ı hayal ve “yaratım”la birlikte değil “uydurma” ve “sahtekarlık”la birlikte düşünmektedir. Böylelikle ulusları karşılaştırabilecek ve bu karşılaştırmadan avantajlı çıkacak “hakiki” toplulukların varolduğunu ima etmiş olur ( 2006: 6).

Chaterjee ise Gellner ve Anderson’ın 3. Dünya milliyetçiliklerine bakış açıları arasındaki farkı sorgular. Chaterjee’ye göre her ikisi de milliyetçilik doğmadan önce toplumsal dünyayı algılayış biçimlerinde meydana gelen temel bir değişmeye dikkat çekmektedir. Gellner, bu değişikliği sanayi toplumunun gereklilikleriyle açıklarken Anderson ise daha usta bir üslupla basılı kapitalizmin dinamiklerine işaret eder. Her iki teorisyen de doğmakta olan millete empoze edilmek istenen kültürel homojenliğin niteliklerini tanımlarlar. Gellner bu durumu yerel halk kültürlerine ortak bir yüksek kültürünün empoze edilmesiyle açıklarken Anderson “basılı dilin” oluşturulmasına ve sömürgeleştirilmiş aydınların rolüne vurguda bulunur. Sonuçta her ikisi de 3. Dünya milliyetçiliğini köklü bir modüler nitelik olarak görürler. Kısacası 3. Dünya milliyetçilikleri millet oluşum süreçlerinde belirli, verili tasarımlara dayanarak; tarihi modellerce çizilen hatlara göre değişmez biçimde şekillenmiştir (Chatterjee, 1996: 54).

Chatterjee Hindistan tarihinden yola çıkarak ve Hindistan’ın post-kolonyal direnişi bağlamında konuyu ele alarak “Kimin tahayyül edilmiş cemaati?” sorusunu sorar. Ve şu itirazı yöneltir (Chatterjee, 2002: 20-21);

“Eğer dünyanın geri kalan bölgelerindeki milliyetçilikler kendi tahayyül edilmiş cemaatlerini Avrupa ile Kuzey ve Güney Amerika’nın onlara sunmuş olduğu milliyetçiliklerden seçmek zorundaysa, geriye tahayyül edecek neleri kalmaktadır? Anderson’ın tezine inanılacak olursa sömürge geçmişi olan toplumlar modernitenin daimi tüketicileridir. Tarihin tek gerçek özneleri Avrupa ile Kuzey ve Güney Amerikadır ve sömürge sonrası toplumlar adına yalnızca sömürgeci aydınlanma ve istismarın değil aynı zamanda bu toplumların sömürgecilik karşıtı direnişinin ve post-kolonyal sefaletinin senaryosunu da onlar yaratmışlardır. Bu anlayışa göre sömürü sonrası toplumların tahayyül etme yeteneği bile sonsuza dek sömürgeleştirilmiş olarak kalmalıdır.”

Kısacası Anderson’ın sömürgeciliğin nesneleri olmuş milletlerin bilincinde tahayyüle yaptığı müdahale sömürgeci tavrın bir yansımasıdır. Avrupa merkezli bu anlayış kendi milletini tarihe yön veren özne/aktör olarak görmektedir.

Sömürgeleştirilmiş olan toplumlar ise klasik sömürgeciliğin sona ermesinin ardından modernitenin kendilerine sunduğu millet olma ve milleti hayal etme şekillerinin tüketicileri konumuna indirgenmiştir.

Son tahlilde Gray’ın da belirttiği gibi hayali cemaatler olarak nitelenen milletlerin tahayyül edilmiş olmaları, göz ardı edilmelerini ya da değersizleştirilmelerini gerektirmemektedir. Bu bakımdan milletlerin “tahayyül edilmiş” olmasını “farazi” veya

“anlamsız” olmakla eş tutmak da yersiz bir yaklaşımdır. Tahayyüle yön veren 19.

Yüzyıl romantiklerinin ve milliyetçilerinin modern ulus devletlerin oluşumundaki rolleri aşikâr olsa da milletleri tahayyül etmenin modern dünyadakilerden çok farklı ya da en azından onlar kadar güçlü olan diğer biçimlerinin geçmişte var olmadığı yorumu çıkarılmamalıdır. Zira on dokuzuncu yüzyılın bilim insanları, siyasetçileri ve şairleri basit bir şekilde geçmişi kafalarından uydurmamışlardır. Siyasi birlik ya da özerklik elde etmek gibi niyetlerle kulladıkları müktesabatı yeni şekillerde yorumlasalar bile, zaten var olan gelenekler, yazılı kaynaklar, efsaneler ve inançlardan faydalanılmıştır.

Üstelik bu cemaatler bir anlamda tahayyül edilmiş olsalar bile hayli gerçek ve güçlüdürler (Gray, 2012: 26).

Bir milletin bütün fertleri için yüz yüze ve yan yana temas halinde olmak ve birbirini tanımak mümkün değildir. Millet hem maddi hem de manevi bir hakikattir.

Milletteki mana hayaldedir; fakat bu hayal hayale yüklenen alaycı anlamdaki hayalcilik değildir. Kaldı ki bu eleştiriyi zaten Anderson da Gellner’a yöneltmektedir. Hali hazırdaki millet şuuru bir yandan mazinin omuzlarına basarken müstakbeli de omuzları üzerinde taşımakta ve yükseltmektedir. Bunu anlamak bir milletin geleneğini, onu millet yapan geleneksel milliyet bilincini kendine has özellikleriyle değerlendirmekle mümkündür. Mazi, hal ve müstakbel bu bakımdan iç içedir. Bu sebeple millet olmanın şartını yüz yüze ilişkilere indirgemek mümkün değildir.

In document Balkanlaşma ve Balkanlar'da Türk kimliği (Makedonya ve Kosova örneği) (Page 85-88)