Türkofobik Tarih Yazımının Gölgesinde Türk Kimliğinin Neliği

In document Balkanlaşma ve Balkanlar'da Türk kimliği (Makedonya ve Kosova örneği) (Page 138-144)

4. KİMLİK VE KÜLTÜRLEŞME

1.8. Türkofobik Tarih Yazımının Gölgesinde Türk Kimliğinin Neliği

Bununla birlikte Kosova ve Makedonya’da karışık evliliklerde aynı ailede doğmuş olmasına rağmen bir kardeşin kendisini Arnavut olarak diğerinin ise Türk olarak ifade edebildiği bazı katılımcılar tarafından sık sık dile getirilmiştir. Bu durum Kosova’da daha fazla dile getirilmiştir. Bu durumun istihdam ve eğitim gibi parametrelerle ilişkili karmaşık sebepleri de vardır.

Türklerin var olduğunu bilmezdim dedi. Üç yıldızı var yakasında; ama bilmiyor”

sözleriyle Türkiye’nin tarih yazımını Balkanlara ve Balkan Türklerine lakayt kalmakla eleştirmiştir.

Makedonya’da bir tarih bilimci (Erkek, 36, Yukarı Banisa) Sırp tarihinin gölgesinde eskiden Türk tarihi ve Osmanlı ile ilgili fazla bilgi olmadığını var olan bilgilerin ise Osmanlı’yı ve Türkleri barbar şeklinde imgelemlerle sunduğunu, kiliselerin camiye çevirildiği ve insanların din değiştirmeye zorlandığını anlatan söylemlerden ibaret olduğunu ifade etmiştir. Katılımcı müfredatın yanı sıra tarih öğretmeninin bu mevzudaki fonksiyonunu “Hoca lisede anlatırdı derste Osmanlı, Türkler barbardı şeklinde. Özellikle bu imgelemi inşa eden öyküleri, romanları okuma konusunda tavsiyeler vardı” sözleriyle dile getirmiştir.

Yine aynı katılımcının belirttiğine göre 2000-2002’lerden sonra talep üzerine Türkiye-Makedonya arasında yapılan anlaşmayla tarih yazımına ilişkin değişikliğe gidilmiştir. Hakaret içeren kelimeler, etiketler yerine yeni müfredatta Türk’e sadece Türk Osmanlı’ya sadece Osmanlı denmesi gibi bazı olumlu düzenlemelere gidilmiştir.

Fakat mevcut müfredatta tam anlamıyla kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir Türk tarih yazımından bahsetmek de mümkün değildir. Katılımcı’ya göre Ohri Çerçeve Anlaşması nüfusun nüfuzu sayesinde Makedonya’da ikinci hâkim unsur olan Arnavutlara yaramıştır. Şu anda 7. sınıfta tamamiyle Arnavut tarihi okutulmaktadır.

Müfredatta 6. ve 7. sınıfta sadece Osmanlı’nın kuruluşu ve 18. asırda Osmanlı’daki duruma ilişkin bilgilere yer verilirken lisede Osmanlı Devleti ve Türklere ilişkin çok az bilgi verilmektedir. Buna rağmen katılımcı TİKA sayesinde kitap sıkıntılarının bir nebze de olsa giderildiğini ifade etmiştir.

Kosova’da ise tarih yazımına ilişkin durumun daha kötü koşullar içerisinde olduğu dile getirilmiştir. Bir katılımcı (Kadın, 60, Prizren) savaştan sonra 1999’dan bu yana on sekiz yıl geçmesine rağmen tarih yazımına ilişkin bir değişiklik olmadığını ifade etmiştir. Katılımcı, bu konuyu Türkiye’den gelen siyasi liderlerin de dile getirdiğini “Erdoğan ne biçim bu sizin tarih kitaplarınız? demişti. Türkfobi üreten, Osmanlı düşmanlığı üreten tarih. Katolik misyonerlerin ağzıyla üretilen tarih, Arnavutluk’ta yazılıyor. Sonra Türkçeye çeviriliyor” sözleriyle belirtmiştir.

Yine başka bir katılımcı (Kadın, Prizren, 34) Türkiye’nin Kosova savaşındaki yardımlarına ve tutumuna rağmen şöven milliyetçiliğin gölgesinde gelişen tarih

yazımını şu sözlerle eleştirmiştir:

“Arnavutça eğitimde hala anti-Türk anti Osmanlı bir tutum var. Böyle bir sıkıntı var.

NATO’dan önce Türk askerinin Sırpları bombaladığını biliyorlar; ama bilmezlikten geliyorlar.

Hakikaten çocuğu, eşi şehit olmuş kişiler için zaten fark etmiyor; ama özellikle şövenler bunu anlamazlar. İlkokuldan itibaren Türkler Arnavutları kesti eğitimi var.”

Eğitim bu mevzuda en önemli etken olarak ifade edilmektedir. Türkçe eğitim ve Arnavutça eğitim almak arasında yapılan seçim tarih yazımının gölgesinde gerçekleşen kimlik inşasında başat belirleyicidir. Bu konuda Türk-Arnavut karışık evliliklerin olduğu ailelerde doğan kardeşlerin farklı dillerde, müfredatta eğitim görmeleri sonucunda bazılarının kendilerini Türk bazılarının ise Arnavut olarak ifade ettiği çok sık tekrar edilerek nakledilmiştir.

Bir katılımcı’nın (Erkek, 36, Mamuşa) şahit olduğu bir örnek bu konuda eğitimin başatlığına dair önemli ipuçları vermektedir. Bir ailede iki kardeş aynı okulda aynı binada birisi direterek Türkçe eğitimi seçmiş, diğeri ise Arnavutça eğitimi tercih etmiştir. Arnavutça eğitime giden çocuk yatağının başucuna Türklere karşı savaşan milli kahraman İskender Bey’in fotoğrafını ve Arnavut bayrağını asmıştır. Türkçe eğitimi tercih eden çocuk ise Atatürk resmini ve Türk bayrağını asmıştır. Katılımcı “Yani işin özü: eğitim çok önemli. İlkokulda Türkçe eğitim yok olursa kimlik de yok olur. Mesela Yanova köyünde artık bitti. Yaşlılar Türkçe biliyor; ama torunlar hiç bilmiyor” sözüyle Türkçe eğitimi ve Türkçe müfredatın önemini özetlemiştir.

Ümmet kimliği bağlamında “Biz zaten kardeşiz düşman olma şansımız yok” diyen bir katılımcı (Erkek, 62, Priştine) ilkokuldan itibaren başlayan tarih eğitiminin bu kardeşliğe darbe vurduğunu bizzat kendi ailesinde yaşadığı bir tecrübeyle açıklamıştır:

“Arnavutça eğitimde Türk düşmanlığı ilkokul kitaplarında başlıyor. İskender Bey’in geçtiği her yerde bu vardır. Bu eğitimle %90 asimile olur Türk çocuğu… Kız kardeşim Arnavutla evli.

Yeğenlerim Arnavut. Ve bir yeğenim bana açıkça söyledi. Dayı ben Türkleri sevmiyorum dedi.

Aldığı eğitim bunu sağlıyor. İlkokulda başlıyor”

Diğer taraftan da katılımcı bu konuda tamamen umutsuz olmadığını dile getirmiştir. Çünkü günümüzde bu durumun biraz değiştiğini ve Arnavutların da artık Vatikan tarihinin dışında farklı kaynakları okudukların ifade etmiştir.

“Müfredatta anti-Osmanlı ve anti-Türk bir propagandanın olduğunu görüyoruz.

Bizzat bu eğitim sisteminde okumuş birisi olarak bunu görüyoruz. Bu tarihi Katolik kafalılar yazmış ve hala aynı şekliyle kalmış” görüşünü dile getiren bir katılımcı (Erkek,

Prizren, 34) da müfredatın sorunlarını teyit ederken diğer taraftan da “Tarih hocamız okulda kitabı kaldırıp attı, gerçek tarih bu değil dedi. Bize Osmanlıyı doğru şekilde anlattı” ifadesiyle tarih öğretmeninin rolüne dikkat çekmiş ve önceki katılımcı da olduğu gibi iyimserliği yinelemiştir.

Bu kısıma kadar Türkofobik tarih yazımını ve müfredatını üretenlerin bakışıyla Türk kimliğinin neliği ortaya konmaya çalışılmıştır. Türkofobik tarih yazımına maruz kalan ve bu müfredatın gölgesinde kimliklerini Türk olarak tanımlayan katılımcıların değerlendirmeleri içerisinde Türk kimliğinin neliği ise ayrı bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırma kapsamında tarih eğitiminin ve müfredatının asimile edici özelliği vurgulanırken bir taraftan da milli kimliğin bir kalkana dönüşmesiyle bireylerin kimliklerini daha da önemsedikleri ve daha da sahiplendiklerine de şahit olunmuştur.

Öncelikle Kosova ve Makedonya Türklerinin kimliklerini tanımlarken, sıklıkla Türk kimliğine sahip olmaktan gurur duyduklarını belirttikleri görülmüştür. Bir katılımcı (Erkek, Prizren, 36) “Türk kelimesi hemen insanları heyecanlandırır. Aman ona zarar gelmesin, laf söylenmesin hissi vardır” sözleriyle azınlığa dönüşen bir milletin mensuplarının kimliğin üzerine titreyişine dikkat çekmiştir.

Barbar nitelemesi karşısında verdiği kimlik mücadelesini anlatan bir katılımcı (Erkek, 70, Prizren) Sırplarla yaptığı tartışmalar üzerinden şu örneği vermiştir:

“Sırplara söylüyorum: Beyler kaç kiliseniz vardı Osmanlı gelince? On tane. Şimdi kaç tane?

On tane. Bir sürü cami yıktınız asıl barbar sizlersiniz. Biz uygarlığı taşıyan, medeniyet getiren bir milletiz. Batı da bu medeniyeti alıp önümüze geçti. Dünya tarihinin içinden Türkü çıkarırsan kitabın maklapları kalır.”

Kosova ve Makedonya Türkleri Türk kimliğini adaletli, hoşgörülü, devletçi, dürüst, çalışkan, idareci, asker bir millet, vatansever, milliyetçi, vatan için kendini feda eden, üst bir kültür, İslamın bayraktarı olan millet, korkmaz, cesur, dürüst ve imanlı, model alınacak bir kimlik, medeniyet getirici, merhametli, inançlı, mücadeleci, kültürüne sahip çıkan, özgüveni olan, güçlü, kuvvetli, inatçı, pes etmeyen, hedefine kilitlenmiş olan, savaşçı bir millet ve güçlü devlet geleneği olan bir millet gibi pek çok sıfatla nitelemektedir. Bu gibi nitelemeler içerisinde Türk kimliğinin dinamik bir kimlik olduğu, diğer milletlere karşı hoşgörüsü, sadakati, İslam’ın bayraktarı oluşu, savaşçı ve cesur oluşu ve medeniyet-kültür getiren bir kimlik olduğu nitelemleri başat konumdadır.

Türk kimliğinin medeniyet getirici bir kültür olarak tanımlayan bir katılımcı

(Kadın, 63, Prizren) “Bu yüzden onun dilini bilene kasabalı deniyor, köylü denilmiyor.

Arnavut olabilir; ama Türkçe bilen Türk kültürünü bilen anlamına geliyor. Eskiden köyden nadir gelin alınırmış Prizren’de; ama alınırsa gelin Türkçe öğrenene kadar çok konuşmazmış” sözleriyle bir dönemde Türk kimliğinin üst bir kültür olarak görülmesi sebebiyle cezbedici yönüne vurguda bulunmuştur. Buradaki kasabalı şehirli anlamına gelmektedir ve katılımcının aktardığı köylü-kasabalı ayrımının sıklıkla dile getirildiği yerler arasında en çok dikkat çekenler Kosova’da Prizren ve Makedonya’da ise Gostivar şehirleridir. Bu şehirlerde katılımcıların dikkat çektiği bu ayrım günlük hayatta hala canlılığını korumaktadır.

Türk kimliğinin hoşgörüsüne, kültürleyen, medeniyet veren yönüne dikkat çeken bir katılımcı (Erkek, 70, Prizren) Türk kültürüne ait unsurların Hırvat, Arnavut, Sırp ve Boşnak unsurlar tarafından alındığını ve millileştirildiğini şu örneklerle ifade etmiştir:

“Aldığını millileştirmiş, mesela bağlamayı almış, davulu almış, Yörük’ten aldığı keçeyi bile millileştirmiş. Sırp da almış, Hırvat da almış Tamburu millileştirmiş. Yemek ve mutfak kütürünü almış mesela köfteye çüfte/çöfte diyor, börek bürek olmuş. Medeniyeti almış ve millileştirmişler. Sırbistan’da bir yemek programında soruyorlar Alman’a bizim en çok neyimizi beğeniyorsunuz? Baklava ve kahve demiş. Maalesef o bizim değil Türklerin demişler.

Bir Amerikan kızı farketmiş bana sordu. Neden Türkçe bilenle bilmeyen arasında fark var?

Nasıl fark dedim: Medeniyet, kültür ve hoşgörü farkı dedi.”

Makedonya’da bir katılımcı (Erkek, 33, Üsküp) Türk kimliğinin neliğini

“İnsanoğlu neden dünyaya gelir?” sorusuna ve göç ettikten sonra geride ne bırakacağına odaklanmış dolayısıyla da geleceğe dönük hedefleri olan maneviyatçı ve dinamik bir kimlik olarak tanımlamıştır.

Türk kimliğinin dinamizmine dikkat çeken başka bir katılımcı (Erkek, 46, Priştine) da Türkistan’dan Avrupa sınırlarına dayanmış, üç kıtaya hâkim olmuş dinamik bir millet kimliği olarak Türklerin yönetilmekten çok yönetmeyi gaye edinmiş bir millet karakterine sahip olduklarını ifade etmiştir. Fakat bir başka katılımcının da dikkat çektiği üzere (Erkek, 55, Vrapçişte) Türklerin yönetme gayesi kolonyal ve emperyal emeller üzerine bina edilmemiştir. Çünkü Türklerin diğer dünya milletlerinde olmayan bir özelliği insana duyduğu hoşgörüsü ve sevgisidir. Katılımcı, “8000 yıllık tarihinde bir sürü devlet kurmuş; ama tarihimizde sömürü ve soykırım yok. Nizam-ı âlem için. Eğer öyle sömürü gibi derdi olsaydı çok bölgeler şimdi Türkçe konuşurdu” sözleriyle beş-altı asır boyunca Balkan tarihinin başat aktörü olan Türklerin asimile etmek yerine farklı milli-etnik grupların günümüze kadar kendi dil ve dinlerini muhafaza etmelerinin

garantörü olduğuna dikkat çekmiştir.

Türk kimliğini ötekiyle olan münasebeti açısından değerlendiren bir katılımcı (Erkek, 44, Priştine) Türk kimliğini ötekine saygılı, ötekini kapsayıcı ve kucaklayıcı olarak değerlendirmiştir. Katılımcıya göre bazı kimlikler dışlayıcıdır. Türk kimliği ise ötekini farklılığa itmeyen aksine kucaklayıcı, çekici bir kimliktir. Türk kimliğinin en büyük avantajı budur. Ve bu sayede Balkanlarda bu kadar uzun süre var olabilmiştir.

Başka bir katılımcı ise (Erkek, 46, Priştine) “Yabancı kültürü çok merak eden ve meraktan dolayı da etkilenen bir millet. Kültürel fanatizme kapalı kültürel alışverişe açık bir millet” tabiriyle kolayca etkilenebilmesi sebebiyle ötekiyle olan ilişkisinin bir dezavantaja dönüşebildiğini de dile getirmiştir.

Pek çok katılımcı Türklerin yaşadıkları ülke içerisinde sergilediği sadık karaketere dikkat çekilmiştir. Türkleri sadık dolayısıla entegre bir millet olarak gören bir katılımcı (Erkek, 41, Üsküp) Arnavut isyan eder, bayrağı tanımaz. Makedonlar bile kendi devletlerine değer vermezken Türkler vatandaşı oldukları devlete daha çok değer verirler. Örneğin Makedonların bir kısmı Sırpçı, AB’ci, Bulgarcı ve Yunancı’dır; ama Türkler yaşadıkları ülkeyle diğer hâkim unsurlardan daha çok bütünleşmiş ve barışıktırlar görüşlerini dile getirmiştir.

Türk kimliğinin neliğine ilişkin olarak dile getirilen nitelemeler içerisinde en çok tekrarlanan özelliklerinden birisi de Türklerin savaşçı ve korkusuz oluşudur. Bu konuda yakın tarihten örnekle Kosova Savaşı sırasında Sırplar arasında çokça konuşulan (Erkek, 62, Prizren) “ABD’den korkmuyoruz; ama sadece Türkler gelmesinler. Çünkü geri dönmez bunlar” sözünün Türkler arasında sıkça dile getirildiğine şahit olunmuştur.

Gerçekten de Sırpların korktuğu başlarına gelmiştir ve pek çok katılımcının tabiriyle ABD dağı taşı bombalarken Mehmetçik Sırpları bozguna uğratarak ecdat toprağındaki hem millet varlığını hem de ümmet varlığını korumuştur.

Son tahlilde Türk kimliğinin neliğine ilişkin olarak üretilen imgelem 1912’den sonra Sırp tarih okulu ve Vatikan güdümündeki Arnavut tarih okulunun tekeli altına Türkofobik bir tarih yazımı ve müfredatı olarak gelişmiştir. Tarih yazımının tahrif ettiği eğitim müfredatına tabi olan bireyler bir yandan asimilasyona yönelip, tevarüs eden kimliğine yabancılaşabilirken diğer taraftan ötekileştirilmeden doğan bilinç azınlığa dönüşen bir milletin mensuplarını bilemekte - entosentrist imalar da buna dâhil olmak üzere - kimliğin üzerine daha çok titremelerine sebep olmaktadır. Bununla birlikte

zikredilen tarih yazımına ilişkin az da olsa bazı olumlu gelişmelerin yaşandığı da nakledilmektedir.

Bu arada “Katolik kafalılar” sıfatıyla eleştirilen dar bir kitlenin sahip olduğu fikirlerin de halk arasında zamanla yaygınlık kazanma ihtimali üzerinde endişeler dile getirilmiştir. Bu durumu sahada tekrar eden bir örnekle izah etmek mümkündür. Birkaç katılımcı özellikle meşhur bir Arnavut siyasetçinin ağzından “Müslümanız; ama neden Müslüman olduğumu bilmiyorum” şeklinde dillendirilen söylemlere dikkat çekmişlerdir.

Anti-Osmanlı/anti-Türk tarih yazımının kullanışlı öğeleri arasında yer alan benzer söylemlerin genç nesil arasında yayılma ihtimali; yaklaşık 1 asırdır süren “Türkler bizi zorla Müslüman yaptılar” propagandasını şimdi olmasa da “Acaba bir 10 yıl sonra güçlendirir mi?” endişesiyle dile getirilmektedir.

Kosova’da Katolik Arnavutları eleştiren Müslüman bir Arnavut katılımcı (Erkek, 46, Prizren) bu idraki empoze edenleri “kripto Katolikler” olarak adlandırmış ve özelliklerini şu sözlerle nitelendirmiştir:

“Bunlar %95’i Müslüman olan bir toplumda İslam’a direkt saldıramazlar. Bunların evinde veya iş yerlerinde İsa tasviri, Meryem tasviri de bulamazsınız; fakat bir İskender Kastriotti veya bir Nene Terasa resmi görürsünüz. Onların üst düzey insanlarla, bir takım siyasilerle veya bürokratlarla araları çok iyidir. Bu sayede işlerini kolaylıkla hallederler, engelleri aşarlar.”

Katılımcılar tarafından dile getirilen benzeri endişelere rağmen tarih yazımının olumlu bir yönde seyrettiğini dile getirenler de mevcuttur. Bir araştırmacıya göre (Oruç, 2013: 241) Türkiye ile güçlenen ilişkiler sayesinde Balkanlarda Osmanlı geçmişini ötekileştiren seküler Arnavut ulusçuları arasında dahi Osmanlı geçmişinin Arnavut kimliğini muhtemel bir Slavlaşmadan koruyan bir dönem olarak okuma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Tarihi salt seküler bir bakış açısıyla değerlendiren Arnavut ulusçuluğu Arnavutluk dışında Kosova ve Makedonya Arnavutları arasında da gittikçe etkisini yitirmekte ve bu alanda bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Doğal olarak Kosova ve Makedonya gibi ülkelerde hâkim Arnavut unsuru ve Türkler arasındaki ilişkiler de olumlu yönde dönüşüme uğramaktadır.

In document Balkanlaşma ve Balkanlar'da Türk kimliği (Makedonya ve Kosova örneği) (Page 138-144)