İbnü’l-Melâhimî’nin görüşlerini eleştirdiği felsefî ekollerden biri de İslam düşünce tarihinde Dehriyyûn 363 olarak bilinen ve zamanın (=dehr) ezeliliğini savunan

In document İBNÜ’L-MELÂHİMÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE TEVHİD ANLAYIŞI (Page 162-167)

olmamış) özelliklere sahip olan bir maddenin heyûlâ olduğunu ve tüm varlığın algılanamayan (makûl olmayan) bu maddeden meydana geldiğini ortaya koymak istemişlerdir.360

İbnü’l-Melâhimî, felsefecilerin bir şeyin vücud bulmasını sağlayan bir müessirin olması gerçeğinden hareketle kâdir olan Allah Teâlâ’nın sadece bir müessir olduğu yönündeki ifadelerini değerlendirirken, Allah Teâlâ’nın bir müessir olduğunu ancak O’nun bir müessir olarak tesirinin bazen bir şeyin kendisine yönelik olabileceği gibi bazen de o şeyin sıfatına da yönelik olabileceğini belirtir. Ona göre, Allah Teâlâ’nın tesirinin sadece bir şeyin sıfatına yönelik olabileceği şeklindeki felsefecilerin itirazı burhandan361 uzak bir iddiadır. Nitekim biz insanlar Kadir Teâlâ’nın kudretinin bir şeyin hem kendisine hem de o şeyin sıfatlarına tesir ettiğini biliriz ve O’nun hem bir şeye hem de o şeyin sıfatına tesirinin mahiyetini bu şekilde anlarız.362

2. İbnü’l-Melâhimî’nin görüşlerini eleştirdiği felsefî ekollerden biri de İslam

âlemdeki olaylar üzerinde inceleme yaparlar ve bu olayları birer delil olarak gösterirler.

Olaylar üzerinde gözlem yaparak düşünce üretmek bu felsefecilerin metodudur. Mesela, insanın meniden (=nutfe), meninin ise insandan; tavuğun yumurtadan, yumurtanın da tavuktan meydana gelişini örnek göstererek tüm bitki ve hayvanlar âlemindeki canlıların yaratılışının sürekli olarak bir şeyin başka bir şeyden gerçekleştiğini söylerler.

Dolayısıyla canlılar dünyasındaki bu oluşum dairesi/zinciri hiç bitmeksizin devam eder.

İşte bu şekilde süreklilik arz eden oluşum zincirinin ezelî olması kaçınılmazdır. Dehrî anlayıştaki felsefeciler zamanın kadîm oluşu ile alakalı tezlerini tabiatçı felsefenin ezelî olarak telakki ettiği bileşik olmayan dört unsur365 (anasır-ı erbâa) ile temellendirirler.

Bu dört unsur sırasıyla su, hava, ateş ve topraktır. Bu dört unsur evrendeki değişim ve oluşumların kendileri sayesinde meydana gelen temel taşlar konumundadır.366 Dolayısıyla dehr’in ezelî olduğu düşüncesindeki bu felsefeciler aynı zamanda tabiatçı bir dünya görüşüne sahip düşünürlerdir.367

Buna göre bileşik varlıklar mutlaka bu dört unsurun bir araya gelmesiyle meydana gelmiştir. Varlıkların oluşumu için dört unsurun bir araya gelmesinden başka bir durum mümkün değildir. Dört unsurun her birinin de bileşik varlıklardan ayrı olması mümkün değildir. Dolayısıyla bileşik varlıklar dört unsurdan meydana gelmiştir.

      

365 İlkçağ Yunan, Ortaçağ İslâm ve hıristiyan felsefesinde tabii varlıkların ilkesi sayılan dört maddedir.

Anâsır-ı erbaa “dört unsur” demek olup klasik felsefede toprak, su, hava ve ateşten ibarettir. İslâm kaynaklarında anâsır-ı erbaa yerine ustukussât-ı erbaa, erkân-ı erbaa, tabâi‘-i erbaa, mevâdd-i erbaa, ümmehât-i erbaa, ümmehât-i süfliyye, usûl, mebâdî ve kavâbis gibi daha başka terimler de kullanılmıştır.

Bk. Cürcânî, Ta'rifât, “asl", "rükn", “unsur " maddeleri; Tehânevî, Keşşâf, II, “unsur” md.; Mecdüddîn el-Mübârek b. Esîrüddîn Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî, en-Nihâye fî garîbi’l-hadîs ve’l-eser (nşr. Mahmûd Muhammed et-Tanâhî), “Unsur” md., Kahire: Matbaâtü’l- Medenî, 1963.

Konuyu ana hatlarıyla ilk defa ele alan İslâm filozofu Kindî olmuştur. Ona göre unsur bütün fizikî varlıkların ilkesidir. Ustukus ise nesnelerin kendisinden meydana geldiği ve yine ona döndüğü şeydir. Fârâbî ise unsurdan çok ustukustan söz eder. Ona göre birleşik cevherlerin ilkeleri olan ustukuslar basittirler ve varlık mertebesinin en alt basamağında yer alırlar. Bk. el-Kindî, Resâil (Felsefî Risâleler), s.

217.

Unsurlar teorisine son şeklini veren İslâm filozofu İbn Sînâ olmuştur. Bazan unsur, bazan da ustukus terimlerini kullanan İbn Sînâ, Sokrat öncesi filozofların arkhe görüşlerini ele alıp eleştirdikten sonra ay altı âlemdeki varlıkların oluş ve bozulmalarının neticede belirtilen dört ana maddede son bulduğunu ifade eder. “Evâil” adı verilen ilk keyfiyetler (sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve nemlilik) unsurları meydana getirirler. Ateşe hâkim olan keyfiyet sıcaklık, havaya hâkim olan nemlilik, suya hâkim olan soğukluk, toprağa hâkim olan da kuruluktur. Bkz. İbn Sînâ, eş-Şifa': el-Kevn ve'lꞏfesad (nşr. Mahmud Kasım), Kahire: Darü'I-Katibi'I-Arabî, ts., s. 154-155; a. mlf., Necat, s. 148; a. mlf., ‘Uyûnü’l-ĥikme, s. 32; a. mlf., Îşârât, s. 142-166.

366 Mu‘temed, s. 160: 13-17.

367 Zamanı mutlaklaştırarak ezelden ebede sürekli akan bir cevher olarak telakki eden Ebû Bekir er-Râzî, tabiatçı felsefî anlayışa sahip zamanı önemseyen felsefecilerin başında gelir. Bk. Mahmut Kaya, “Ebû Bekir Râzî”, DİA, XXXIV, 481.

Tabiatçı ve dehrî felsefeciler bileşik varlıkların dört unsurdan yaratılmalarının muhdes olduğunu ancak dört unsurun kendilerinin ise kadîm olduklarını savunurlar.368

İbnü’l-Melâhimî, dehrî felsefecilerin düşüncelerini aktardıktan sonra ileri sürülen görüşleri değerlendirir. Değerlendirmeye tabi tuttuğu felsefeciler görüşlerini gözlem ve deney metoduna dayanarak ortaya koydukları için kendisi de tartıştıkları meseleleri aynı metot ile tenkit etmeyi tercih eder. İçinde yaşadığımız canlılar dünyasında yaptığı müşahedeler doğrultusunda tabiattaki varlıkların meydana gelişlerine ilişkin tespitleri yaparak hâlihazırdaki varlıkların meydana gelişleri ile ilgili tartışılan meseleleri değerlendirir. Ona göre, dehrî felsefeciler günümüzde yaşayan canlıların hâlihazırda vücuda gelme (üreme) koşullarını gözlemleyerek çıkardıkları sonuçları hâlihazırda günümüzdeki canlıların varlığa gelmelerine uygulamanın yanında varlığın daha önceki ilk haline de uygulamışlardır. Hâlbuki çevremizde gördüğümüz canlıların daha önce nasıl meydana geldiklerine ilişkin varlığa gelme bilgisinin dışında daha başka bilgi veya bilgileri de bilmemiz gerekir.369

Felsefecilerin etrafımızda gördüğümüz varlıkları bugünkü durumları ile değerlendirerek buna göre delil getirdiklerini belirten İbnü’l-Melâhimî, içinde bulunduğumuz zaman diliminde meydana gelen tabiattaki olayların/varlıkların sebep-sonuç ilişkisi bağlamındaki oluşum süreçlerinin daha önceki zaman diliminde de aynı şekilde cereyan etmiş olduğunun söylemeyeceğini belirtir. Çünkü bugünkü olayların/varlıkların sebep ve sonuçları o varlıkların önceki durumları/oluşumları için delil olamaz. Tam tersine etrafımızdaki şeylerin/olayların daha önce nasıl olduğuna dair varlık bilgisinin dışında daha başka bilgi veya bilgilerin bilinmesine ihtiyacımız vardır.

Dolayısıyla bir şeyi bir hal üzere bulmamız onun dışındaki/ondan başka bir şeyin bu hale sahip olma hususunda onun benzeri olması gerektiğine delâlet etmez. Yani bir şeyin bir maddeden çıktığını görmemiz, bizi onun dışındaki şeylerin de bir maddeden çıkması gerektiği sonucuna götürmez. Bu nedenle hâlihazırdaki olay ve şeylerin nasıl gerçekleştiğini bilmek için varlığa gelmelerinin dışında daha başka delillerin de bilinmesi gerekir.370 İbnü’l-Melâhimî bu sözleriyle şunu anlatmak istemiştir. Bugünkü

      

368 Mu‘temed, s. 160: 18-20.

369 Mu‘temed, s. 160: 20-22.

370 Mu‘temed, s. 160: 22-161: 2.

varlıkların oluşum süreçlerindeki sebep-sonuç ilişkilerinden yola çıkarak bu varlıkların daha önceki zamanlardaki durumlarını öğrenebilmemiz ve buna delil getirmemiz mümkün değildir.

İbnü’l-Melâhimî, söylediklerini yaşadığımız yerleşim yerlerinde birçok eski bina ve yapıları örnek göstererek izah eder. Ona göre gördüğümüz bu yapıların bugünkü durumlarının daha önceki dönemlerde (=ezelde) de bu şekilde olduklarını söylememiz mümkün değildir. Aradan geçen zaman içerisinde bugün yıkık/dökük/eski bir halde gördüğümüz binalar ilk hallerinde daha güzel görünümde idiler. Dolayısıyla zaman geçtikçe her şeyin durumu ve özelliği değişmekte aynı şekilde kalmamaktadır. İbnü’l-Melâhimî muhtemelen binaların geçmiş ve bugünkü durumlarının aynı olmadığı hususundaki gözlemini varlıklar dünyasına da aktarıp buna göre bir değerlendirme yapmıştır. Bu nedenle de varlık dünyasında var oluşun kurallarının geçmişten günümüze aynı kaldığı iddia edilemez. Sadece dört unsurla oluşumun gerçekleştiğini iddia etmek doğru bir yaklaşım olamaz.371

İbnü’l-Melâhimî, bileşik varlıkların dört unsurdan meydana gelmesine delil olarak kullanılmasını ve varlıklar dünyasındaki oluşumunu dört unsur temelinde izah edilmesini eleştirir. Dört unsuru düşüncelerinin merkezine alan felsefeciler, tüm varlıkların dört unsurun bir araya gelmesiyle meydana geldiğini iddia etmenin ötesinde tabiattaki tüm olaylar varlığa gelmesinin bu minval üzere gerçekleştiğini söylerler.

Tabiatta meydana gelen olaylar üzerinde yapılan gözlemi (=müşâhede) tezlerine delil olarak gösterirler. İbnü’l-Melâhimî, müşahedeye dayalı olarak geliştirilen tezin doğru olması ve tabiattaki her şeyin dört unsurdan varlığa geldiğinin söylenmesi durumunda varlık dünyasının bir parçası olan dört unsurun bizzat kendilerinin de basit yapıda değil, bileşik olmaları gerekeceğini söyleyerek felsefecilerin dört unsur hakkındaki görüşlerini tenkit eder. Zira dört unsuru varlık dünyasına dâhil etmeden onları diğer varlıklardan ayırarak bileşik olmadıklarını, basit bir özelliğe sahip olduklarını ileri sürmek felsefeciler açısından tutarsızlıktır. Çünkü bu durumda felsefecilerin dört unsura dayalı olarak varlık dünyasındaki oluşumları açıklamaları mümkün olmayacaktır. 372

      

371 Mu‘temed, s. 161: 2-4.

372 Mu‘temed, s. 161: 4-6.

Varlık dünyasındaki oluşumların nasıl meydana geldiğini açıklamaya çalışan dehrî felsefecilerin iddialarını dört başlık altında toplayan İbnü’l-Melâhimî, bunlarla ilgili yorum ve değerlendirmesini şu şekilde yapar:

a) “Bileşik olma (terkib) muhdes, usûl373 ise kadîmdir” iddiası bu konudaki ilk iddiadır. Bu iddia, dört temel unsurun kadîm oluşunu ortaya koyan düşünce ile bağlantılıdır. Temel unsurların da diğer maddeler gibi basit olmadıkları dolayısıyla bileşik olmaları gerektiği üst satırlarda belirtilmişti. Dolayısıyla dört temel unsurun basit yapıda ve kadîm olmalarına dayanan bu iddia, belirtildiği üzere felsefeciler açısından tutarsız olacağı İbnü’l-Melâhimî tarafından ifade edilmiştir.374

b) “Tüm varlıklar muhdestir. Ancak muhdes olan bütün varlıkların kendisinden meydana geldiği bir evveli/öncesi vardır” iddiası hakkında İbnü’l-Melâhimî şu açıklamayı yapar. Bu evvel/önce, sözgelimi insanın var oluşunu düşündüğümüzde, nedir? Ya menidir ya da insandır. Yani bu silsilenin ilk halkasını, her şeyin öncesini ya meni teşkil edecektir ya da insan teşkil edecektir. Dolayısıyla bu önceki şeyin insan olduğu kabul edilirse meni olmaksızın ortaya çıkan bir insan kabul edilmiş olacaktır.

Eğer önceki şeyin meni olduğu kabul edilirse bu durumda da insan olmaksızın var olan meni kabul edilecektir. Dolayısıyla mutlaka başka bir şeye dayanmayan bir varlık kabul edilecektir. Bu da felsefecilerin hâlihazırda insanın meniden, meninin insandan ortaya çıktığı varlığa geliş sürecine dayanarak sonuca gitmelerinin yanlış olduğunu göstermektedir.375 Her ne kadar İbnü’l-Melâhimî’nin bu açıklaması felsefecileri çürütür gözükse de, felsefecilerin mantığına uymadığını belirtmemiz gerekir. İbnü’l-Melâhimî eleştirisinde felsefecileri var oluş silsilesini mutlaka bir noktada kesmeye zorlamaktadır.

Şayet var oluş silsilesi bir noktada kesilecek olsaydı, İbnü’l-Melâhimî’nin açıklama tarzı doğru olabilirdi. Ancak zaten bu konu felsefecilerle esas tartışma noktasıdır.

Felsefeciler var oluş silsilesinin bir noktada kesilmesini kabul etmemektedirler. İbnü’l-Melâhimî’nin itirazında dile getirdiği fikir felsefeciler tarafından kabul edilseydi zaten

      

373 İslâm kaynaklarında anâsır-ı erbaa yerine bazen asıl kelimesinin çoğulu olarak usûl terimi kullanılmıştır. Bu terim, bileşiği meydana getirmesi nedeniyle maddeye denilmiştir. Bk. H. Bekir Karlığa,“Anâsır-ı Erbaa”, DİA, III, 150.

374 Mu‘temed, s. 161: 12-14.

375 Mu‘temed, s. 161: 14-16.

tartışmaya gerek olmazdı. Bu sebeple İbnü’l-Melâhimî’nin bu açıklamasını başarılı bir ilzâm olarak görmek mümkün değildir.

c) Bu husustaki tezlerden biri de hâdis varlıkların sonsuza kadar giden bir zaman dilimi içerisinde sürekli olarak bir şeyden önce diğer şeyin yaratılması (hudûsu) şeklindeki dehrîlerin ileri sürdüğü iddiadır. İbnü’l-Melâhimî, hâdis varlıkların mutlaka bir başlangıçlarının bulunması gerektiği yönündeki kelâmî bilgi nedeniyle dehrîlerin bu tezlerinin tartışmasına bile gerek duymadan yanlış olduğunu ifade eder.376

d) Dehrî felsefecilere ait son iddia ise varlığın kendisinin kadîm olduğuna dairdir. İnsan veya meninin biri olmadan diğerinin olamaması nedeniyle her ikisinin de kadîm olamayacağı ortadadır. Dolayısıyla insan dâhil bitki ve hayvanların da içinde bulunduğu varlıklar dünyasında canlılığın devamının nasıl meydana geldiği açıkça bilinen bir şey olması nedeniyle bu tezin yanlışlığı aşikârdır. Böylelikle İbnü’l-Melâhimî, dehrî olarak bilinen filozofların varlıkların meydana gelişine dair ileri sürdükleri iddiaların yanlış olduğunu ortaya koymaya çalışır.377

3. İbnü’l-Melâhimî’nin görüşlerini değerlendirdiği ve eleştirdiği bir başka felsefî

In document İBNÜ’L-MELÂHİMÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE TEVHİD ANLAYIŞI (Page 162-167)

Outline

Related documents