Behşemîler, evde bulunan Zeyd adlı kişilerin evde bulunduklarına yönelik haber veren (muhbir) üzerinden bir başka şekilde delil getirerek kelâmı oluşturan haber

Belgede İBNÜ’L-MELÂHİMÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE TEVHİD ANLAYIŞI (sayfa 93-97)

cümlesinde ma‘nâ olduğunu ispatlamaya çalışırlar. Bu delile göre haberci olan kimse, evde bulunan Zeyd adlarında iki kişi hakkında haber verirken bu iki kişiden özellikle biri hakkında haber vermeyi irade etmiş olabilir. Bir insanda bir şeyi yapmayı isteme arzusu yani iradesi iki şeyle bağlantılı olarak meydana gelir. İrademiz ile ya bir şeyin kendisini meydana getirmek (hudûs) isteriz yahut da o şeyi bir vecih üzere oluşturmak isteriz. Haberci konumundaki kimse iradenin ilk şekliyle haber vermiş ise kullandığı sıyganın her iki Zeyd hakkında haber vermeyi gerektirmiş olması gerekir. Yani haberci kimsenin iradesi evde insanların bulunduğuna dair haber vermek olduğunda haber cümlesinin sıygası her iki Zeyd’i kapsar mahiyette olması gerekir. Dolayısıyla haberci, haber sıygasını ihdas ederken her iki Zeyd’i de gözeterek ifade eder. Evde bulunan Zeyd’lerden sadece birisi hakkında haber vermeyi irade ettiğinde ise haber cümlesinin sıygasını vereceği habere uygun bir vecih (=ma‘nâ) üzere kullanır. Yani ifade etmek istediği Zeyd ile ilgili özel bir anlam yükleyerek kelimelerini kurar ve haberi aktarır. Bu açıklamalardan da anlıyoruz ki Behşemîler insanın iradesi doğrultusunda onunla bağlantılı oluşturulan ve söylenen haber cümlesinin sıygalarının farklı oluşlarını ma‘nâ kavramı ile izah etmişlerdir. Buna göre biz insanlar irademiz ile bir şeyi yapmayı isteriz ve bu isteğimiz doğrultusunda kelimelerimize irademiz doğrultusunda anlam ve ma‘nâ       

214 Mu‘temed, s. 116: 18-22.

giydirerek ifade ederiz. Bir başka deyişle konuşma fiilimizi bir vecih (=ma‘nâ) üzere gerçekleştiririz.215

İbnü’l-Melâhimî, bu izahın Behşemîler’in irade konusundaki tezlerinin bir sonucu olduğunu belirtir. Çünkü Behşemîler’e göre irade, bir şeyin hudûsuna yahut da o şeyin bir vecih üzere hudûsuna taalluk eder. İradenin hudûsla bağlantılı olması durumunda ise sıyga her iki Zeyd’i de haber verebilmeye yönelik olacaktır. Yani haber veren kimse iradesiyle Zeydler’in her ikisi hakkında haber vermek istediğinde sadece birisi hakkında değil, her iki Zeyd’in durumu hakkında bilgi vermiş olur. Çünkü muhbir olan kimse sıygayı her iki Zeyd’in durumu hakkında haber vermek amacıyla ihdas etmiştir/gerçekleştirmiştir. Böylece iradenin ihdas edilecek şeyin yani kelâmın bir vecih yani ma‘nâ üzere gerçekleşmesi de mümkün olacaktır. Behşemîler’in bir şeyin hudûsu için gerekli olan iradenin dışında ayrıca bir ma‘nânın da olması gerektiği yönündeki düşüncesinin mukabilinde İbnü’l-Melâhimî, Hüseynîler’in irade anlayışının motiv ile aynı oluşuna dair görüşlerini haber verme örneği üzerinden ifade eder. Buna göre iki Zeyd’den biri hakkında haber vermeye yönelik irade, iki Zeyd’den sadece birisinin durumu hakkında başka insanlara bilgi vermeye yönelik insanda oluşan motiv doğrultusunda haber sıygasının yaratılmasıdır.216 Yani hangi Zeyd için haber verilecek ise o haber için motiv oluşu ve fiil gerçekleşir. Ayrıca bir ma‘nâya ihtiyaç hissedilmez.

İrade hakkındaki yaklaşımlarından da anlaşılacağı üzere her iki ekol bu hususta farklı görüştedirler. Behşemîler fiilin meydana gelmesi için irade ve motivin birbirinden farklı unsurlar olduğunu söylerken, Hüseynîler ekol olarak iradenin motiv ile aynı şey olduğu görüşündedirler. Behşemîler fâilde fiile yönelik motivin bulunmasının mutlaka fiilin irade edilmesi anlamına gelmeyeceğini, fâilin fiile yönelik motivi olsa bile, söz konusu fiilin meydana gelmesi için motivin akabinde fâilin bu fiili mutlaka irade etmesi gerektiğini söylemişlerdir. Dolayısıyla salt motivin veya iradenin bulunması fiilin meydana gelmesi için yeterli değildir. Bu yönüyle Behşemîler motive fiili mutlak var kılıcı bir fonksiyon atfetmemişlerdir. Buna mukabil Hüseynîler motiv ile iradenin aynı şey olduğu görüşündedirler. Motiv ile iradeyi özdeşleştiren bu tutum pek tabii fâilde motivin bulunmasının fiilin aynı zamanda onun tarafından irade edildiği anlamına       

215 Mu‘temed, s. 116: 23-117: 4.

216 Mu‘temed, s. 117: 4-7.

gelecektir. Bu yönüyle Hüseynîler motive fiili mutlak var kılıcı bir fonksiyon atfetmişlerdir. İrade ile motiv arasında kurulan bu özdeşliğin hangi varlık katmanında geçerli olduğu hakkında Hüseynî gelenekte farklılık bulunmakla birlikte bütün Hüseynîler Allah Teâlâ söz konusu olduğunda irade ile motivin özdeş olduğu fikrindedir. Bu da doğal olarak Allah Teâlâ’nın bir fiile yönelik motivinin bulunmasının o fiili irade ettiği, dolayısıyla da fiilin mutlaka gerçekleştiği anlamına gelir.217

Hüseyniyye genel itibariyle ekol olarak iradenin motivden ibaret olduğunu benimserken, ekole ismini veren Ebü’l-Hüseyin el-Basrî ise iradenin şâhid âlemde motive zâid bir unsur olduğunu ileri sürerek ekolden ayrı düşerek farklı bir görüş belirtmiştir. Buna göre Ebü’l-Hüseyin el-Basrî, gâib âlem için yani Allah Teâlâ’nın fiillerini yaratırken zâtında oluşan irade ve motiv arasında zorunlu bir bağlantı olduğunu düşünürken, şâhid âlemdeki insanın fiilleri hakkında iradenin motivden ayrı olarak şeylerle/varlıklarla bağlantılı olarak gerçekleştiği görüşündedir.218

Nitekim Ebü’l-Hüseyin el-Basrî iradenin bir şeyin varlığa gelmesi (hudûs) ile bağlantılı olduğu gibi şahıs ve zâtlarla da bağlantısının olduğu yönünde kanaat belirtmiştir. Ona göre, bir insan bu mesele üzerinde biraz düşündüğünde iradesinin zâtlar ve şahıslarla bağlantılı olduğu bilgisini herhangi bir delile ihtiyaç hissetmeksizin kendisinde hazır bulur ve iradenin bu şekilde oluştuğunu bilir. Aklı başında olan insanlar bir kimse hakkında haber vermek istedikleri zaman o kimsenin kim olduğunu açık ve anlaşılır bir şekilde ifade ederler. Kendisi hakkında haber/bilgi vermek istediği Zeyd adlı şahıs hangisi ise o “Zeyd” ile ilgili kelâmında detaylı bilgi bulunur. Meselâ haber vermek isteyen kimse “Şu özelliklerdeki Zeyd’i kastettim” şeklindeki ifadeleriyle herkes tarafından anlaşılabilir tarzda açıklama yapar. Ebü’l-Hüseyin el-Basrî’ye göre, haber veren bir insan kendi iradesiyle iki Zeyd’den hangisi hakkında haber vermek istiyorsa, onun hakkındaki bilgilere en iyi kendisi vâkıf olduğu için verilecek iki haber arasındaki farkı da en iyi bilen yine kendisi olacak ve bu bilgisi doğrultusunda haber       

217 Koloğlu, “Son Dönem Mutezilesi’nde Aslah: Hüseyniyye Ekolünün Dünyevî Aslah Konusuna Yaklaşımı”, İslâm Araştırmaları Dergisi, 39 (2018/2), 7-27.

218 Mu‘temed, s. 117: 8-10. İradenin şâhid âlem ve gâib âlemdeki mahiyeti hakkında Ebü’l-Hüseyin el-Basrî ve İbnü’l-Melâhimî arasında görüş farklılığı bulunmaktadır. İbnü’l-Melâhimî iradenin motiv ile zorunlu bağlantısının şâhid âlem ve gâib âlemin her ikisinde de geçerli olacağını söylerken, Ebü’l-Hüseyin el-Basrî bu bağlantının gâib âlemde Allah Teâlâ için söz konusu olduğunu ancak şâhid âlemde insan fiilleri hakkında iradenin motivden ayrı bir anlam taşıdığını düşünmektedir. Bk. Koloğlu, Felsefe Eleştirisi, s. 36, dp. 20.

cümlesini oluşturacak ve konuşacaktır.219 Bu ifadeleriyle Ebü’l-Hüseyin el-Basrî insandaki iradenin yanında ayrıca bir motivin olması gerektiğini dolayısıyla şâhid âlem için irade ile motivin birbirinden farklı unsurlar olduğunu anlatmaya çalışır.

Ancak Ebü’l-Hüseyin el-Basrî Hüseyniyye’den ayrıştığı şâhid âlemdeki insan için iradenin motivi üzerine zâid bir unsur olduğunu söyleyip izahını yaptıktan sonra Behşemîler’in haber cümlesindeki sıyganın meydana gelmesinin bir ma‘nâ sayesinde olduğu yönündeki görüşünün de yanlış olduğunu ifade ederek Behşemiyye ile ortaya attığı düşüncesi arasındaki farklılığa işaret eder. Çünkü ona göre cümlede var olduğu iddia edilen vecih yani ma‘nâ akılla bilinebilecek/anlaşılabilecek özellikte değildir.

Dahası, cümlede böyle bir vechin bulunduğunu ortaya koyabilecek herhangi bir metot da bulunmamaktadır. Bu nedenle Behşemîler’in haber cümlesinde var olduğunu iddia ettikleri ma‘nâ kavramının kabul edilmeyip, reddedilmesi gerekmektedir.220 Ebü’l-Hüseyin el-Basrî bu görüşüyle sadece insanın yaptıkları fiillerde iradenin motivden farklı bir unsur olduğunu söylemiştir. Yoksa kendisi de Behşemîler’in ma‘nâ kavramını benimsemiş değildir. Dolayısıyla ma‘nânın reddedilmesinin sonucu olarak fâil olanın bir cisim üzerindeki değişikliği doğrudan değiştirmeye kâdir olduğu ortaya çıkmış olacaktır.

1.2.1.2.2. “Cismin Sıfatlarına Kâdir Olma” Mefhumunu Temel Alan Tartışmalar

Yukarıda da aktardığımız üzere, temel tartışmanın ikinci ayağını oluşturan bu delile göre Behşemîler, bir fâilin cismin herhangi bir sıfatı üzerinde doğrudan (herhangi bir ma‘nâ ortaya koymaksızın) değişikliğe kâdir olması durumunda, cismin diğer sıfatlarında da değişiklikler yapmaya (sözgelimi; cisimde yeni sıfatlar yaratmaya) kâdir olması gerektiği şeklinde düşünürler.221 Onlara göre bir fâil doğrudan cismin sıfatlarını değiştirmeye kâdir değildir.222 Bu düşüncelerini ortaya koyabilmek için de birtakım örneklere dayalı deliller üzerinden açıklamalar yapmışlardır. Doğal olarak Behşemîler’in yaptığı bu açıklamalara mukabil Hüseynî cenahtan gelen cevaplarla iki ekol arasındaki temel tartışmanın ikinci kısmı ortaya çıkmıştır. Konu hakkındaki belki       

219 Mu‘temed, s. 117: 10-12.

220 Mu‘temed, s. 117: 15-17.

221 Mecmû‘, I, 41: 11-12.

222 Tezkire, s. 81: 15-18.

de en detaylı tartışmaları içeren bu bölümde iki ekol arasındaki gerçekleşen tartışmada kullanılan başlıca deliller (ya da; örnekler) şunlardır:

1. Behşemîler’e göre cismi hareket ettirebilen (tahrik) bir kâdir (yani cisimde bir

Belgede İBNÜ’L-MELÂHİMÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE TEVHİD ANLAYIŞI (sayfa 93-97)

Outline

Benzer Belgeler