Cisimdeki Değişikliklerin Mahiyeti Hakkındaki Detaylı Tartışmalar İbnü’l-Melâhimî, bir cismin sol veya sağ yönlerde bulunmasının tercih edilerek

Belgede İBNÜ’L-MELÂHİMÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE TEVHİD ANLAYIŞI (sayfa 88-91)

1. HUDÛS DELİLİ

1.2. Hudûs Delilinin Önermeleri

1.2.1.2. Cisimdeki Değişikliklerin Mahiyeti Hakkındaki Detaylı Tartışmalar İbnü’l-Melâhimî, bir cismin sol veya sağ yönlerde bulunmasının tercih edilerek

gerçekleşmesini sağlayan, bu sayede bir cismin diğer cisimlerden farklı olmasını gerektiren etken hakkındaki ihtimaller ile ilgili iki ekolün genel değerlendirmelerini aktardıktan sonra bu konudaki temel tartışmanın detaylı olarak ele alındığı esas bölüme geçer. Bu bölümde cisimdeki değişikliklerin Behşemîler’in iddia ettiği gibi fâilin yarattığı ma‘nâ sayesinde mi, yoksa Hüseynîler’in iddia ettiği gibi doğrudan fâil sayesinde mi gerçekleştiği yönündeki iki ekolün ayrıştığı ana tartışma yer alır. Ayrıca bu bölümde iki ekolün kendi görüşlerini desteklemek üzere ortaya koydukları deliller ele alınır ve değerlendirilir. Hüseynîler Behşemî görüşü (=cisimdeki değişikliklerin ancak ma‘nâ sebebiyle gerçekleştiği) reddederek kendi görüşlerini (=cisimdeki değişiklikler bir ma‘nâ olmaksızın fâil tarafından gerçekleştirilir) ortaya koymuşlardır.

İbnü’l-Melâhimî, değerlendirmeye tâbi tuttuğu görüşler hakkında meseleleri ele almada takip ettiği yöntem gereği Behşemîler’in görüşlerini objektif bir bakışla aktardıktan sonra kendi görüşlerini ve eleştirilerini dolayısıyla Behşemîler’in görüşlerinin yanlış yönlerini ortaya koymaya çalışır. Onun iki ekol arasındaki farklılaşmaya neden olan konularla ilgili görüş ve düşünceleri bir arada zikretmiş olması bize iki ekolün görüşlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirme yapma imkânını vermiştir.

İbnü’l-Melâhimî, Behşemîler ve Hüseynîler arasındaki temel tartışmanın iki delile dayandığını ifade eder. Bu deliller ise şunlardır:

1. Biz insanlar bir cisimde ma‘nâ ortaya koymaksızın (=ihdâs etmeksizin) yani doğrudan onun bir yönde kâin olmasına (=hareketli veya sâkin olmasına) kâdir olmamız durumunda, cismin kendisini yaratmaya kâdir olmamız gerekecektir.

2. Yine böylesi bir durumda cisim üzerinde gerçekleşmesi gereken tüm sıfatları yaratmaya kâdir olmamız gerekecektir.

1.2.1.2.1. “Cismin Kendisine Kâdir Olma” Mefhumunu Temel Alan Tartışmalar

Behşemîler’in dayandığı temel ilke bir fâilin cisim üzerinde doğrudan (ibtidâen) herhangi bir değişiklik yapmaya kâdir olmadığıdır. Onlara göre bir fâil cisim üzerinde

gerçekleştirmek istediği değişiklikleri doğrudan değil de ancak cisim üzerinde ma‘nâ yaratarak meydana getirebilmektedir.209 Çünkü biz insanların bir cisimde ma‘nâ ortaya koymaksızın (=ihdâs etmeksizin) yani doğrudan onun bir yönde kâin olmasına (=hareketli veya sâkin olmasına) kâdir olmamız durumunda, cismin kendisini ve cisim üzerinde diğer tüm sıfatları da yaratmaya kâdir olmamız gerekecektir. Bunun da imkânsız olması nedeniyle fâilin cisim üzerinde doğrudan değişiklik yapmaya kâdir olmadığını ifade ederler.

Behşemîler’in cisimdeki değişikliklere bir ma‘nâ yaratmaksızın doğrudan fâil sayesinde kâdir olunması durumunda o cismin kendisinin yaratılmasına da kâdir olunması gerektiğini kanıtlamaya yönelik kullandıkları temel delil (ve dolayısıyla da bu delile bağlı olan tartışmalar) kelâma (konuşulan dil) dayalı olarak izah edilir. Onların nihayetinde cisimlerdeki değişikliklerin ancak ma‘nâlar üzerinden olabileceğini göstermeyi hedefleyen bu delil, kelâmda haber olarak kullanılan kelimenin sıygasında var kabul ettikleri vecihe dayanır. Behşemîler’e göre haber olan kelimenin sıygasında bulunmasına rağmen kelimenin kendisinden ayrı olan (zâid) bu vecih, ma‘nâ kavramının kendisidir.210 Buna göre bir fâil kelâmını ifade ederken kelâmın kendisine değil, haber sıygasındaki vecihi yani ma‘nâyı yaratarak kelâm üzerinde değişiklik yapabilir. Kelâm üzerindeki değişikliği ancak ma‘nâ yaratarak gerçekleştirebildiğinden kelâmın kendisine doğrudan kâdir değildir. Bunun sebebi fâilin vecihi yani ma‘nâyı sadece kendi kelâmında yaratmaya dolayısıyla değişikliğe kâdir iken, başkasının kelâmında bir vecih yani ma‘nâ yaratmaya kâdir olamaması ve böylelikle o kelâm üzerinde kâdir olamamasıdır.

Behşemîler, insanın kendi kelâmındaki haber sıygasında bulunan vechi (=ma‘nâ) değiştirerek kelâmına kâdir olduğu yönündeki tezlerini ispatlamak için birtakım örnekler eşliğinde izah tarzları geliştirmişlerdir. İbnü’l-Melâhimî, Behşemîler’in kelâm merkezli ortaya koydukları izah tarzları aktardıktan sonra Hüseynî olarak kendi düşüncesini de beraberinde ifade etmiştir. Bu izahlar şu şekildedir:

      

209 Behşemîler’in kelâm örneği üzerinden kâdirin bir cismin bir yönde bulunmasını o cisim üzerinde bir ma‘nâ ortaya koymaksızın gerçekleştirmesinin o cismin kendisini yaratması anlamına geleceğine dair görüşleri için bk. Mecmû‘, I, 38: 6-39: 11.

210 Mu‘temed, s. 116: 5-7.

1. Behşemîler’in haber olarak kullanılan kelâmda ma‘nâ’nın olduğu yönündeki açıklamalarının ilkinde “Zeyd b. Halid” ve “Zeyd b. Abdullah” adlarında iki ayrı kimsenin bir evde bulunmaları olgusu ve bu olgunun bir kimse tarafından haber olarak üçüncü kişilere aktarılması örnek olarak verilmiştir. Buna göre “Zeyd” adlı bir kimsenin evde bulunduğuna dair bir haber bize ulaştığında bu haberden dolayı bizde bir bilgi oluşur. Bu bilgiyi başkalarına aktarmak istediğimizde “Zeyd evdedir” şeklindeki bir cümle ile bunu ifade ederiz. Evde kendisi hakkında bilgi sahibi olduğumuz ve haber vermek istediğimiz kimsenin mesela “Zeyd b. Halid” olması durumunda ise aynı sıygayı kullanmamız nedeniyle insanların zihinlerinde haberin anlaşılmasına yönelik ilk anda bir karışıklık olacaktır. Çünkü “Zeyd evdedir” diye haberi insanlara ulaştırdığımızda, insanların zihinlerinde evde bulunan Zeyd’in hangisi olduğu ile ilgili bir netlik oluşmayacaktır. Bu nedenle kullandığımız sıyga aynı olsa da evde olduğunu haber vermek istediğimiz Zeyd’in, bu Zeydler’den hangisi olduğunu insanların zihinlerinde tefrik edebilecekleri şekilde kelâmımızı kullanmamız gerekecektir.

Dolayısıyla evde bulunan Zeyd adlı kimseler hakkında diğer insanlara haber vermeyi düşündüğümüzde, hangi Zeyd hakkında bilgi/haber vereceksek, onun evde bulunduğuna ilişkin haberi ifade ederken dilimizden dökülen kelimeleri, aynı sıygadan da olsa farklı bir şekilde kullanırız. Yani kullanılan kelimelere yüklenen tonlamalar ve kelimelerin ifade ediliş tarzları ister istemez farklılık gösterecektir.211

Behşemîler’in bu örnekle anlatmak istediklerini şöyle açıklayabiliriz: Haber verilmek istenen farklı iki ayrı olayı varsayalım. Bu iki olay hakkında bize haber gelmiş olsun. Bu iki ayrı olayla ilgili başkalarına bilgi aktarımında bulunmak istediğimiz zaman, her iki olayı başkalarına rivayet ederken kullandığımız kelimeler özellikle yüklemler aynı sıygadan da olsa, ifade edilen olaylar farklı olduğu için kullandığımız kelimeleri farklı tonlamalarda kullanırız. Kullandığımız kelimelere adeta haberin farklılığının mahiyetine göre bir anlam giydiririz. Behşemîler, kelimeler ve kelimelerin sıygaları aynı olmasına rağmen kelimelere yüklenen vechin kelimelerden ayrı bir şey olduğunu iddia ederler. İşte kullanılan haber sıygası aynı olmasına rağmen sıygada bulunan ve ondan farklı olan bu vecih, ma‘nâdır. Behşemîler, bu düşünceleriyle insanın

      

211 Mu‘temed, s. 116: 8-12.

konuşurken sarf ettiği kelimelere, hangi konudan bahsediyorsa, ona göre bir anlam (ve dolayısıyla da ma‘nâ) giydirip konuştuğunu ifade etmektedirler. Meselâ, üzüntü veya sevinç içerikli kelimeler aynı sıygadan da olsa farklı anlam ve tonlamalara sahip olurlar.

Gündelik hayatta yaptığımız konuşmalarda kullandığımız kelimeleri ifade ederken aktarmak istediğimiz olayların muhteviyatına göre farklı kullanırız. İşte Behşemîler, konuşmalarda geçen kelimelerin duruma göre farklı telaffuz edilmesini ma‘nâ kavramının varlığının delili olarak göstermişlerdir. Onlara göre kelâmdaki esas belirleyici etken ma‘nâdır. İbnü’l-Melâhimî, Behşemîler’in ma‘nâ kavramının varlığını ortaya koymak için kullandıkları bu delili Hüseynî ekolün ilkesi doğrultusunda farklı yorumlamıştır. Ona göre, bu delil Behşemîler’in iddia ettiği gibi haber sıygasına râci olan bir emrin yani ma‘nânın varlığına delâlet etmez. Sadece iki ayrı habere yönelik bizde oluşan bilgilerin arasındaki farkı birbirinden ayırt etmemizi sağlayan bir emrin varlığına delâlet eder. Bu durumda Behşemîler aynı adı taşıyan iki farklı kişi olarak iki ayrı Zeyd hakkında bilgi içeren ve başkalarına aktarılan iki haber cümlesi arasındaki farkı belirleyen unsuru inkâr etmiştir. Hâlbuki biz insanlar kendisi hakkında haber verilecek Zeyd’in hangisi olduğunu habere sebep olan motiv doğrultusunda kullandığımız sıyganın kullanımı esnasında yani henüz haber cümleleri ağzımızdan çıkarken biliriz. Dolayısıyla bizde hangi Zeyd hakkında haber verilecek ise o yönde dâ‘i (motiv) bilgisi oluşmamışsa, bu bilgiden mahrum olduğumuzda bizde iki sıyga arasındaki farklılık da meydana gelmeyecektir.212 İbnü’l-Melâhimî bu açıklamalarıyla öncelikle haber veren kimsede vereceği haberin içeriğine yönelik motiv doğrultusunda bilginin oluştuğunu ve buna göre haber verme olgusunun gerçekleştiğini ifade eder.

Böylelikle kelâmdaki anlam farklılığına sebep olan etkenin (emr) fâilin kendisinde meydana gelen ve fâili kelâmını nasıl söyleyeceği hususunda yönlendirenin motiv olduğu ortaya çıkmıştır.

2. Behşemîler aynı şekilde kelâm üzerinden ma‘nânın var olduğunu ortaya

Belgede İBNÜ’L-MELÂHİMÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE TEVHİD ANLAYIŞI (sayfa 88-91)

Outline

Benzer Belgeler