İLHANLI-AVRUPA TİCARİ MÜNASEBETLERİNİN GELİŞMESİNDE VAN

In document İlhanlılar Döneminde Van Gölü havzası (Page 120-129)

İlhanlıların Avrupa ile olan ticari ilişkilerinde kendi hâkim oldukları bölgeleri tercih ettikleri görülmektedir ki bu durum özellikle Ahlat başta olmak üzere Van Gölü Havzası’ndaki şehirlerin ticari yoğunluğunu da artırmıştır. Moğolların farklı dinlere müsemmahalı yaklaşımları Avrupa ile olan ticareti daha da geliştirdi.414 İlhanlılar ise hem Altınordu ve hem de Memlûklar’la olan rekabetten415 dolayı Avrupa devletleriyle ilişkilerin gelişmesine büyük önem verdiler.416

trc.), s.590; Mirhond V, s.267vd; Hondmir III, s.102vd; Kiragos, 111vd; Stephanos Orbelian, Histoire de la Siounie, (nşr., Marie F. Brosset), s.233; A. Yuvalı, İlhanlılar Tarihi I, s.99vd.

410 Bkz., Ebu’l-Fida, s.322.

411 Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, s.404.

412 C. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, s.313.

413 Mustafa Safran, “XIII ve XIV. Yüzyılda Karadeniz Limanlarının Ticari ve Tarihi Önemi”, I. Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri (13-17 Ekim 1986), Samsun 1988, s.460vd.

414 Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, İstanbul 2016, s.306.

415 Altınordu ile Memlukluları bir araya getiren sebeplerden biri de her iki devletin de Kıpçak kölemenlere dayalı olmasıyla ilgilidir. İlhanlıların Anadolu’da hâkimiyeti kurmasından evvel Mısır’a bu köle ticareti Anadolu üzerinden gerçekleşiyordu. Bkz., Bkz., Peter B. Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, (nşr., Osman Karatay), İstanbul 2012, s.301.

416 İlhanlı-Hırıstiyan dünyası arasındaki ilişkilerin mahiyeti ve sonuçları hakkında teferruatlı bilgi için bkz., B. Spuler, İran Moğolları, s.120-257; Hasan Oktay, Türk İslam Dünyasına Karşı Ermeniler, Moğollar ve Papalık (1071-1300) (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Van 1995, s.60-85.

76 1260- 1345 yılları arasında İran, Azerbaycan, Kafkasya ve Anadolu’nun büyük bölümünde hâkimiyet tesis eden İlhanlılar zamanında, Doğu’dan Batı’ya uzanan ve Çin, Hind ve İran mallarını, ipeklilerini ve baharatını Akdeniz’e ulaştıran asıl ticaret yollarının kuzeyde Tana veya Kefe limanlarına, güneyde ise Tebriz veya Sultaniye üzerinden Trabzon, Samsun, Ayas, Antalya ve Efes gibi Anadolu limanlarına kaydığı görülmektedir.417 Bu cümleden İlhanlı ile Trabzon limanı arasındaki kervan yolları da önem kazanmıştır.418 Bu yollardan biri Trabzon’dan İran’a doğru güneydoğuya ayrılan Erzurum-Kars-Ani-Tebriz419 iken diğeri de Erzurum-Ahlat- Tebriz güzergahı idi.

Bilhassa 1291’de Akka’nın Müslümanlar tarafından alınmasıyla Suriye ve Mısır yolunun kendilerine kapandığını gören Avrupalılar, XIII. Yüzyılın sonundan itibaren Karadeniz yoluna ağırlık verdiler. Ayrıca XIII. Yüzyılın ilk yarısında Çin’den Orta Avrupa’ya kadar uzanan Moğol İmparatorluğu döneminde Trabzon-Tebriz karayolu da açılmıştı ki, Moğollar yollara ve ticaret ilişkilerine büyük kıymet veriyorlardı.420 İşte Karadeniz’de denizde sağlanan bu yeni yolda ulaşım, İtalya’da güney Fransa’daki limanlardan başlayarak Galata’ya ve oradan Trabzon’a kadar denizden, Trabzon-Tebriz arasında ise karadan sağlanıyordu.421 Trabzon ile Tebriz arasındaki bu kara irtibatını

417W. Heyd, Yakındoğu Ticaret Tarihi, (nşr., E. Ziya Karal), Ankara 2000, s.542. Ayrıca bkz., Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi I, ( nşr., Halil Berktay), İstanbul 2000, s.372; S. Runcıman, Haçlı Seferleri Tarihi III, s.305vd; Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, s.308.

418Bkz., O. Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s.50. Macaristan’dan Kore’ye kadar geniş topraklar üzerinde hâkimiyet tesis eden Moğol İmparatorluğu kara yolu ticaretini daha güvenli hale getirmiştir. Böylece kara yolu güzergâhlarının ticari hacmi oldukça artmıştır. Bkz., Tom Standage İnsanlığın Yeme Tarihi, s.107vd.

419 Bkz., İbn Havkal, s.267vd; Jean-Paul Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, (nşr., Lale Arslan), İstanbul 2006, s.35; V. Minorsky, Studies in Caucasian History (The Shaddadis of Ani), London 1953, s.105. Bu güzergâh aslında X. Yüzyıldan itibaren önem kazanmıştı. Konumu sebebiyle Kars ve Ani, eski Roma ticaret kafilelerinin İran’a geçişlerine yol veriyor, aynı zamanda Ani, Kars ve Erzen üzerinden Karadeniz’de Trabzon ile İslam hilafeti arasında irtibatı sağlıyordu. Bu durum Kars şehrinin iktisadi anlamda gelişmesinin de önünü açmış ve bir şehir durumuna getirmiştir. Nitekim Kars şehri X. Asra kadar bir kale görüntüsündeydi. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Ali İpek, “Kars’ın Ortaçağ Ticaretindeki Yerine Bir Bakış (IX-X. Asırlar)”, Erdoğan Merçil’e Armağan, İstanbul 2013, s.285-298.

420 Cengiz Han’ın kurmuş olduğu imparatorluk büyük bozkır coğrafyalarını tek çatı altında birleştirmişti.

Büyük İpek yolunun güvenliği Moğol İmparatorluğu’nun himayesi altına alınmıştı. Batı tüccarlarına tanınan bu güvenlik, Batı ticaretini kontrol altına almak isteyen İslam devletlerinin gerisinde Papaz Jan’ın hüküm sürdüğü efsanesinin Avrupa’da yayılmasına yol açacak ve Hırıstiyanları Yakındoğu Ticaret yollarını kendilerine açmaları için Moğolları yardıma çağırmaya itecektir. [Bkz., Baykan Sezer, Asya Tarihinde Su Boyu Ovaları ve Bozkır Uygarlıkları, s.108vd.] Diğer taraftan Cengiz Han’ın Batı seferine bile kendi tüccar kafilesinin Harzemşahlar tarafından katledilmesi sebep olmuştu. Bkz., Cüveyni I, 116vd;

İ. Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, s.236-246; J. Paul Roux, Moğol İmparatorluğu Tarihi, s.174vd; R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu, s.269vd; B. Spuler, İran Moğolları, s.31vd.

421 Şerafettin Turan, Türkiye- İtalya İlişkileri I (Selçuklulardan Bizans’ın Sona Erişine), Ankara 2000, s.57vd.

77 sağlayan güzergahlardan biri ise yukarıda bahsi geçtiği üzere Erzurum-Hınıs-Malazgirt-Ahlat-Tebriz kervan yolu idi. Bu kervan yollarının ticaretteki devamını ve güvenliğini sağlamak için ribatlar yapılmış, yollar ve köprüler tamir edilmeye çalışılmıştır.

Özellikle bu bağlamda Erzurum-Ahlat-Tebriz ticaret yoluna işlerlik kazandırmak üzere İlhanlı ümerasından Emir Çoban Sulduz tarafından hem kervansaray hem de köprü vazifesi gören Çoban Dede köprüsü inşa ettirilmiştir.422 Ayrıca yine aynı güzergâh üzerinde bulunan Hasan Kale ise aynı amaç doğrultusunda Sutay Noyan’ın torunu, Hacı Tugay’ın oğlu Şeyh Hasan tarafından yaptırılmış ve ismini de O’ndan almıştır.423

G. İLHANLI- TRABZON-RUM DEVLETİ MÜNASEBETLERİNDE TEBRİZ-TRABZON KERVAN TİCARETİ

Anadolu’nun Moğol hâkimiyetine girmesi Trabzon Rum İmparatorluğu tarafından da değerlendirilmek istenmiştir. Çünkü XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Trabzon Rum İmparatorluğu’nun siyasi ve ekonomik gücü büyük oranda Tebriz’e bağlıydı. 1258’de Bağdat’ın İlhanlı hâkimiyetini tanıması ortalama 32 günlük Tebriz-Trabzon kervan yolunun önemini artırdı. Trabzon limanı424 ilk çağlardan itibaren ticaret mallarının Doğu’dan Batı’ya sevkinde önemli bir yer işgal etmiştir.425 Gerek kara ve gerekse deniz yolu aracılığıyla sağlanan bu irtibat Çin ve Hindistan’a kadar uzanmaktaydı.426 Bu ülkelerden üretilen ne kadar ürün varsa Trabzon limanında toplanıyor ve buradan batı pazarlarına ulaştırılıyordu.427 Trabzon, Anadolu’da eski çağlardan beri Batı dünyasının büyük ihtiyaç duyduğu doğu mallarını elde etmek için kullandığı iki önemli liman kentinden biriydi. Strabon, Pontus şehirleri olan Komana ve Zela kentlerinin önemli ticaret merkezleri olduklarını, bu şehirlere Armenia’dan çok sayıda tüccarın geldiğini

422Bkz., C. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, s.313; A. Şerif Beygu, Erzurum Tarihi, Anıtları, Kitabeleri, İstanbul 1936, 210vd; A. Çay vd, Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, s.222.

423Bu kale daha sonra ortaya çıkan kargaşa döneminde Çobanlı Şeyh Hasan tarafından tahrip edilmiştir.

Bkz., Nuzhat-Al- Qulub, s.96.

424Trabzon M.Ö. 756 yıllarında Sinop’a gelen Miletliler tarafından tesis edilmiş bir koloni idi. Mehmet Tezcan, Klasik ve Ortaçağ Dönemlerinde Karadeniz ve Kafkasya, Trabzon 2012, s.22.

425 Trabzon’un ilkçağlardan itibaren sahip olduğu coğrafi önemi hakkında bkz., H. A. Mandian, The Trade and Cities of Armenia İn Relation To Ancient World Trade, (Edit. N.G. Garsoian), Lisbon 1965, s.78; Mehmet Özsait, “İlkçağ Tarihinde Trabzon ve Çevresi”, Trabzon Tarihi Sempozyumu (6-8 Kasım 1998), Trabzon 1999, s.35-42.

426 H. A. Mandian, The Trade and Cities of Armenia İn Relation …, s.79.

427 Bkz., Bkz., Jakob P. Fallmerayer, Trabzon İmparatorluğu Tarihi, s.293.

78 belirtmektedir.428 Diğeri ise Antakya liman idi. Ortaçağlar’da Roma, Antakya ve Byzantium Akdeniz dünyasının büyük ipek depolarıydı. Buna rağmen ham ipeğin belirli bir miktarı Çin’den ya da Orta Asya’dan geliyor, bu da Trabzon veya İskenderiye’den geçiyordu.

Trabzon şehri gerek denizden, gerekse karadan devam eden bazı yollarla diğer pek çok liman ve ticaret merkezleriyle de irtibat halindeydi.429 Tebriz- Trabzon hattı üzerinde bulunan Ahlat ve Erciş gibi şehirler, özellikle Türk hakimiyeti döneminde bu konumlarının bir sonucu olarak ekonomik ve ticari manada büyük gelişme kaydetmişlerdi. Ahlatşahlar bu güzergâhın ticari ehemmiyetini bildiklerinden, yol üzerinde çok sayıda köprü ve kervansaraylar inşa ettirmişlerdir.430 XV. Asrın ikinci yarısında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a gönderilen Venedik elçisi Josaphat Barbaro, Adilcevaz ile Erciş arasındaki ırmağın üzerine inşa edilmiş olan biri beş gözlü olmak üzere beş tane köprüden bahsetmektedir.431 Bu bağlamda İbnü’l-Ezrak, 1131 yılına ait olayları anlatırken Ahlatlı tüccarlara ait gemilerin Karadeniz’de battığını ve çok sayıda Ahlatlının bu kazada hayatını kaybettiğinden bahsetmektedir ki bu olay, bölgenin uluslararası ticaretteki mahiyetini göstermesi bakımından da önemlidir.432 Trabzon bu ticari öneminin yanında askeri bir üs olarak da kullanılmıştır. Nitekim Bizans İmparatorluğu doğuya yani Ani ve Vaspuragan Ermeni prenslikleri üzerine düzenledikleri seferlerde Trabzon’u bir askeri üs olarak kullanmışlardır.433

XIV. yüzyılın başlarına yani İlhanlı devletinin zayıflamasına kadar geçen zamanda Trabzon özellikle Doğu Anadolu ve İran üzerinden Çin’e ve Hindistan’a ulaşan ticari yolun en önemli noktalarından biri olmaya devam etmiştir. XIV. Yüzyılın ortalarında kaleme alındığı tahmin edilen ve o dönemlerde Ortadoğu’nun mali

428 Bkz., Strabon, Geographika (Antik Anadolu Coğrafyası), (nşr., Adnan Pekman), İstanbul 1993, s.36vd.

429 M. Tezcan, Klasik ve Ortaçağ Dönemlerinde Karadeniz ve Kafkasya, s.23vd.

430 O. Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s.137.

431Bkz., Josaphat Barbaro, Anadolu ve İran’a Seyahat, s.104. XVII. Asırda bölgeye gelen Türk Seyyah Evliya Çelebi ise kim tarafından yaptırıldığı bilinmeyen ancak sanatsal değeri olan bir körüden bahsetmektedir ki bu diğer köprülerin yok olduğunu göstermektedir. [Bkz., Evliya Çelebi, Seyahatname, I/4, s.218.] Diğer taraftan 1930’lu yıllarda Erciş’e gelen Abdurrahim Şerif ise çok detaylı bir araştırma yaparak bölgede bulunan eserlerin kitabelerinin resimlerini çekmiş olmasına rağmen bahsi geçen köprüden bahsetmemektedir. Bkz., Abdürrahim Şerif, Ahlat Kitabeleri, İstanbul 1932.

432İbnu’l-Ezrak, Meyyafarikin ve Amid Tarihi, s.46; F. Sümer, Doğu Anadolu’da Türk Beylikleri, s.53.

433Bkz., Ernest Honigmann, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, (nşr., Fikret Işıltan), İstanbul 1970, s.105vd.

M.Ö. IV. Asırda Ksenophon’un paralı askerleri de Bitlis Boğazını izleyerek, çok zorlu bir yolculuk

79 durumunu resmi devlet bütçesi olarak yansıtan “Risale-i Felekiyye” adlı eser Van Gölü Havzası’ndaki şehirleri yani Bargiri, Ahlat, Erciş, Bitlis, Malazgirt, Hınıs’ı “Vilayet-i Ermen” olarak adlandırarak toplam gelirlerinin 540.000 dinara tekabül ettiğini belirtmektedir.434 Bu durum aslında bölge şehirlerinin sahip olduğu refahın daha uzun sürdüğünü göstermektedir. Aslında Trabzon-Tebriz kervan yolunun önemi İtalyan tüccarların Tebriz şehrinden çıkarılmasına yani 1338 yılına kadar devam etmiştir.435 İlhanlılar zamanında Asya’nın zenginlikleri bu kervan yolu üzerinden batıya aktarılmaya devam etti. Hatta ticari çıkarlar iki şehrin para sistemleriyle ağırlık ölçülerini bile birbirleriyle bağlantılı hale getirmişti.436

Moğolların Ortadoğu’ya hâkim olması ve Tebriz’in İlhanlılar tarafından siyasi merkez yapılması Trabzon limanının önemini daha da artırmıştır.437 Çünkü Batı Hırıstiyanları Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Rusya üzerinden harekete geçerek, Çin, Hindistan, Orta Asya ve İran ile ticari ilişkilere giriştiklerinde Moğol hükümetlerinden her türlü destek ve yardımı gördüler.438 Tebriz’den başlayıp Van Gölü’nün kuzeyini takip eden ve Erzurum üzerinden Trabzon’a ulaşan kervan yolunun güvenliği iki devlet yani Trabzon Rum İmparatorluğu ile İlhanlı Devleti açısından büyük önem arz etmeye başladı. Hatta İmparator I. Georgius Trabzon-Tebriz yolunun güvenliğini ihlal eden

neticesinde Trabzon’a ulaşmışlar ve buradan deniz yoluyla Yunanistan’a gitmişlerdi. Bkz., Ksenophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü), (nşr., Tanju Gökçöl), İstanbul 1974, s.126vd.

434Abdullah İbn. Muhammad İbn Kiya al Mazandarani, Risale-i Felekiyye, (nşr., Walther Hinz), Weisbaden 1952, s.162 (93a-b); Z. Velidi Togan, “Moğollar Döneminde Anadolu’nun İktisadi Vaziyeti”, s.32vd.

435Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., M. Tezcan, Klasik ve Ortaçağ Dönemlerinde Karadeniz ve Kafkasya, s.36vd. Timur ile Toktamış arasında XIV. yüzyılın sonunda meydana gelen savaşlar ve bunu izleyen 1395 yılında Tana, Astrahan ve Saray gibi diğer mühim ticaret merkezlerinin Timur tarafından kasıtlı olarak tahrip edilmesi, Karadeniz ticaretini İtalyanlar için güvenli olmaktan çıkardı. Timur’un bu tahribat hareketiyle, ham ipek kaynaklarını Tebriz’e çekmek ve burayı yeniden ipekli dokuma ticaretinin merkezi haline getirmeyi düşünmüştü. Bkz., H. İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi I, s.274; M. Tezcan, Klasik ve Ortaçağ Dönemlerinde Karadeniz ve Kafkasya, s.37.

436 Bu dönemde Tebriz çok sayıda tüccar ve misyonerin uğradığı uluslararası bir merkez haline geldi. Bu konu hakkında bilgi için bkz. [Marco Polo, Dünyanın Hikâye Edilişi, 75vd.]. Trabzon Rum İmparatoru Georgios Komnenos döneminde İran’ın yıllık ihracatının % 40’ını oluşturan 45000 yük hayvanı, Trabzon’dan dönemin deniz taştlarıyla Avrupa’ya gönderiliyordu. Bu karlı ticaretten Trabzonlu yerli tüccarlar da büyük kazançlar elde ediyorlardı. Bkz., Murat Keçiş, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Türkler, s.81.

437 Murat Keçiş, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Türkler, s.71.

438 M. Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve içtimai Tarihi I, s.359; Münir Atalar, “XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda Karadeniz Ticaretinde Trabzon’un Yeri ve Önemi”, Trabzon Tarihi Sempozyumu (6-8 Kasım 1998), Trabzon 1999, s.131.

80 Aladağlar civarındaki Türkmenlere karşı bir sefer düzenlemiş ve Türkmenlere esir düşmüştür.439

Venedikli tüccarlar Altınordu sahasını kullanırken, Cenevizli tüccarların İran Moğolları yani İlhanlı hâkimiyeti altında olan yolları kullandıkları görülmektedir.

1243’ten sonra ve Moğol hâkimiyeti döneminde İtalya ile İlhanlı devletinin payitahtı Tebriz’i ve daha uzak yöreleri birleştiren yeni ticaret yolu artık yalnızca Anadolu’nun doğu bölümünden geçiyordu.440 Bunun en önemli sebebi ise Papalığın Memlûklere uyguladığı amborgo idi.441 Çünkü bu uygulama ile Venedik ve Ceneviz şehir devletlerinin doğuyla irtibatı kesilmiş durumdaydı.442 Ancak Karadeniz ticaretinin canlanmasını sadece Papalığın Doğu Akdeniz ticaretine uygulamış olduğu bu ticari ambargoya bağlamamak gerekir. Aynı zamanda Memlûk hükümdarı da Kızıldeniz ticaretini kendi ülkesi insanlarına kazandırmak için uğraşmaktaydı.443 Diğer taraftan Karadeniz ticareti ise XIII. ve XIV. asırda Altınordu Devleti’nin bu bölgede kurulması ve aldığı tedbirler neticesinde büyük gelişme göstermeye başladı. Bu ülkelerin hem ticareti teşvik etmeleri hem de Tebriz ve Saray şehirleriyle Karadeniz’de Trabzon, Kefe ve Tana şehirlerinin özellikle köle, at ve kürk ticaretinde büyük önem kazandıkları ve bu transit ticaret sayesinde oldukça zenginleştikleri görülmektedir.444

Anadolu’nun doğusunun da içerisinde yer aldığı Orta ve Kuzey yolları büyük ölçüde kara yolları durumunda idi. Dolayısıyla maliyeti yüksekti. Ancak bölgeye hâkim devletlerin ve özellikle de İlhanlı ve Altınordu devletlerinin almış oldukları tedbirler sayesinde yaklaşık 1340’lara kadar maliyet problemi büyük ölçüde hafiflemiş ve dolayısıyla bu kervan yolları bilhassa İtalyan tüccarlar açısından cazip hale gelmiştir.445 Cenevizliler için İskenderun limanındaki Ayas’tan başlayıp

439 J. Phılıpp Fallmerayer, Trabzon İmparatorluğunun Tarihi, s.125.

440C. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s.316.

441Bu ambargo hakkında geniş bilgi için bkz., W. Heyd, Yakındoğu Ticaret Tarihi, s.430vd.. Memlukler Irak’ı ele geçirdikten sonra Akdeniz limanlarına ulaşmak için Suriye’de ilerleyen İlhanlıları Filistin’de 1260 Ayn-ı Calut Savaşı’yla durdurdular. Onların müttefiki olan Haçlıları da Akka’da çıkardılar (1291).

Dolayısıyla İlhanlılarla Avrupa’yı karşılarına almış oldular. Papalık ise Mısır’dan uzun bir süre baharat almayı durudurdu. Bunun yanında Memluklara silah, kereste ve köle ticaretini yasakladı. Bu uygulama Memluklular kadar denizci İtalyan devletlerini de olumsuz etkiledi. Bkz., A. Tabakoğlu, Türkiye İktisat Tarihi, s.135.

442A. Tabakoğlu, Türkiye İktisat Tarihi, s.134.

443 Geniş bilgi için bkz., Herbert Heaton, Avrupa İktisat Tarihi I, (nşr., M. Ali Kılıçbay-Osman Aydoğuş), Ankara 1985, s.153.

444Bkz., A. Yu. Yakubovski, Altın Ordu ve Çöküşü, s.93vd; Münir Atalar, “XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda Karadeniz Ticaretinde Trabzon’un Yeri ve Önemi”, s.131.

81 Ahlat-Tebriz kervan yolu oldukça önemliydi.446 Aynı zamanda Ayas’tan başlayıp Tebriz’e uzanan bu kervan yolunun maliyeti de oldukça düşüktü.447 Diğer taraftan Cenevizlilerin Trabzon şehrine yerleşmesiyle Trabzon-Tebriz kervan yolu da canlanmaya başladı. Bu yol kervanlarla 30-32 gün, binek hayvanları ile 12-13 günlük bir sürede alınıyordu.448 Özellikle XIII. Asırda Kefe ile Tebriz arasındaki ticari ilişkiler bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyordu.449 Doğu ülkelerinden getirilen mallar bu kervan yoluyla Trabzon’a ve buradan kuzeye ya da İstanbul üzrinden Avrupa’ya gönderilirken, kuzey ya da batıdan gelen mallar ise güneyde İsalm ülkelerine ve doğuya bu güzergâhtan ulaştırılıyordu. Eski çağlardan itibaren bu yol sürekli önemini korumuştur.450 Miladi birinci yüzyıldan itibaren Ermeniye-Trabzon bağlantılı ticaret, Karadeniz’i Uzakdoğu pazarına açarken diğer taraftan Ortaçağ Ermeniye’sinde önemli ticari merkezlerin doğmasına da zemin hazırlamıştır.451 İlhanlılar bu yolun güvenliğini sağlamak için belirli menzillere muhafızlar yerleştirmişlerdi. Tüccarlar bu muhafızlara koruma ücreti ödüyorlardı.452 İlhanlı ülkesinin zenginliği İtalyan tüccarların ilgisini çekmekte gecikmeyecek ve Cenevizliler 1276’da Sivas’ta ve 1304’lerde de Tebriz’de ticaret konsoloslukları açarak ticari ilişkileri daha resmi ve teşkilatlı bir duruma getireceklerdir.453 Bu güzergâh sadece tüccarların ve ticaret kervanlarının değil aynı zamanda pek çok misyonerin ve seyyahın da tercih ettiği yol olacaktır.454 Günümüzde

445 Bkz., Herbert Heaton, Avrupa İktisat Tarihi I, s.153; B. Spuler, İran Moğolları, s.473vd.

446 A. Tabakoğlu, Türkiye İktisat Tarihi, s.116; İ. Aka, “İpek Yolu Üzerinde İran”, s.444.

447 Nicola di Cosmo, “Mongols and Merchants on the Black Sea Frontier in the Thirteenth and Fourteenth Centuries: Convergences and Conflicts”, s.399.

448Şerafettin Turan, “Karadeniz Ticaretinde Anadolu Şehirlerinin Yeri”, Birinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri (13-17 Ekim 1986), Samsun 1988, s.153. Bu kervan yolları ve mesafeleri hakkında geniş bilgi için bkz., Ebu’l-Fida, Takvimü’l-Büldan, s.311.

449Z. Velidi Togan, “Moğollar Döneminde Anadolu’nun İktisadi Vaziyeti”, s.17. İtalyan tüccarlar ve Karadeniz ticareti hakkında geniş bilgi için bkz., Nicola di Cosmo, “Mongols and Merchants on the Black Sea Frontier in the Thirteenth and Fourteenth Centuries: Convergences and Conflicts”, s.391vd.

450 Bu konuda geniş bilgi için bkz., Mehmet Tezcan, “Eskiçağ’da Roma İmparatorluğu’nun Karadeniz Bölgesi Vasıtasıyla Hindistan ve Çin ile Ticareti”, Karadeniz Tarihi Sempozyumu I, (25-26 Mayıs 2005), s.19vd.

451 Bkz. H. A. Mandian, The Trade and Cities of Armenia İn Relation …, s.52.

452 C. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s.317.

453 Tebriz’deki Cenevizlilerin bir kısmı bizzat Moğolların hizmetinde bulunuyorlardı. Meraga’da bulunan âlimler Cenevizlilere haritacılık konusunda yardım ediyorlardı. İlhanlı bahriyesinde Cenevizlilere vazifeler dahi verilmişti. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Z. Velidi Togan, “Moğollar Döneminde Anadolu’nun İktisadi Vaziyeti”, s.17vd.

454 Z. Velidi Togan, “Moğollar Döneminde Anadolu’nun İktisadi Vaziyeti”, s.17; İ. Kamalov, Moğolların Kafkasya Politikası, s.48vd.

82 de Trabzon üzerinden İran’a ulaşan bu yol “Nahçıvan’ın Kalbi”olarak adlandırılmaktadır.455

İlhanlı devletinin kurucusu Hülegü Han, ölümüne yakın ülkenin yönetimini oğulları, komutanları ve değerli devlet adamları arasında taksim etti. Buna göre Irak, Horasan 456 ve Mazenderan’ı büyük oğlu Abaka’ya, Arran ile Azerbaycan’ı Yeşmut/Yoşmut’a bıraktı. Diyar-ı Rabia’dan Fırat’ın kıyısına kadar olan yerleri Emir Tudavun’a, Rum memleketlerini (Anadolu) Muineddin Pervane’ye verdi. Memleketin Sahip Divanlığını yani tüm memleketin düzeninin sağlanması ve idare edilmesi işini Sahip Şemseddin Muhammed Cüveyni’ye verilirken, Bağdat şehrinin mülkünü ise onun kardeşi Alaaddin Ata Melik Cüveyni’ye bıraktı.457 Bu şekilde bir görev dağılımı yapan Hülegü 1264 yazını dinlenerek ve avlanarak geçirdi. İçtiği bir müshilin etkisiyle kriz geçiren Hülegü, tabiblerin tüm müdahalelerine rağmen bir daha eski sağlığına kavuşamadı. 8 Şubat 1265’te Meraga’da 48 yaşında hayatını kaybetti.458 Müverrih Vardan, Hülegü’nün zehirlendiğine dair bazı şayiların çıktığını ancak kanıtlanamadığı için bir süre sonra kapatılıdığını belirtmektedir.459

455Oktay Belli- Veli Sevin, Nahçıvan’da Arkeolojik Araştırmalar, İstanbul 1999, s.13vd; Enver Uzun,

“Trabzon-İtalya Ticaret Alakaları”, Birinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri (13-17 Ekim 1986), Samsun 1988, s.81.

456İlhanlılarda hükümdarın yaşça büyük ve kabiliyetli olan şehzadeleri Horasan valisi olarak atanırlardı.

Hülegü bunu bir gelenek olarak koymuştu.[ Bkz., Camiü’t- Tevarih, s.71vd.] Bu kural daha sonra da devam etmişti. Nitekim Abaka önce kardeşi Tübsin oğulu Horasan’a vali olarak göndermiş, oğlu Argun yetişkin hale gelince onu görevlendirmiştir. Gazan da oğlu olmadığı için kardeşi Olcaytu’yu aynı göreve atamıştır. Olcaytu hükümdar olunca de oğlu Ebu Said’i Horasan valisi tayin etmiştir. Bkz., İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Methal, s.195.

457 Daha fazla bilgi için bkz., Camiü’t- Tevarih, s.71vd.

458Bkz., Camiü’t- Tevarih, s.73; Tarih-i Vassaf I, s.30. Ebu’l-Fida Hülegü’nün mezarının Urmiye (Tela) gölünde Tela adı verilen müstahkem bir kalede olduğunu ve hazinesinin de burada saklandığını söylemektedir. [Bkz., Eb’l-Fida, Takvimü’l-Büldan, s.53.].

459 Bkz., Müverrih Vardan, “Türk Fütühatı Tarihi”, s.241.

83 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İLHANLI DEVLETİ’NİN YENİ ANADOLU POLİTİKASI VE VAN GÖLÜ HAVZASI

A. ABAKA HAN DÖNEMİ (1265-1282)

Hülegü’nün vefatı üzerine yollar kapatılmış ve güvenlik tedbirleri alınmıştır. Bu arada daha önce kendisine verilmiş olan Horasan’da bulunan Abaka’ya haber salınmıştır. Çünkü Abaka Hülegü Han’ın veliahdı idi.1 Abaka’dan önce gelen Yeşmut umut emirlerin desteğini yoklamış fakat müsbet bir netice alamayarak geri dönmüştür.2 Nihayet vasiyet gereği İlka/İlga Noyan ile Suncak Noyan gibi emirlerin3 ve önde gelen hatunların da desteğiyle4 Hülegü’nün eşlerinden Sulduz kabilesine mensup Yisuncin Hatun’dan olma Abaka 9 Mart 1265’te İlhanlı tahtına geçmiştir.5

a. Devlet Yönetimiyle İlgili İdari Düzenlemeler

Abaka tahta geçişi sebebiyle desteğini aldığı çevreleri memnun ettikten ve bir takım eğlenceler düzenledikten sonra yönetimle ilgili pek çok alanda atamaları yaptı.6 Kardeşi Yeşmut’u Derbent, Şirvan ve Mugan’dan Aladağ hudutlarına kadar olan yerlerin muhafazası için görevlendirdi. Sutaylı Suncak/Sancak Noyan’ı ve Emir Çoban’ın dedesi Tudun/Tudan ile Rum (Anadolu)’a gönderdi. Vezirlik makamı ise Hülegü zamanındaki gibi Şemseddin Muhammed-i Cüveyni’ye verildi.7 Abaka Han ise Tebriz şehrini kendisine başkent yaptı.8 Diğer taraftan devlet ricalinin yaylağı yani yazlık merkezi yine Aladağ, kışlak Arran ile Bağdat olacaktır.9

1 Bkz. Mirhond V, s.273.

2 B. Spuler, İran Moğolları, s.78; J. A. Boyle, “Dynastic and Political History of the İlkhans”, s.355..

3 Bkz. Mirhond V, s.273; Hondmir III, s.108.

4Emirlerden özellikle Argun Aka, hatunlardan da Olcay Hatun, Abaka’yı şiddetle desteklemişlerdir. Bkz., Tarih-i Vassaf I, s.31.

5 Bkz. Camiü’t- Tevarih, s.75; Ebu’l-Farac Tarihi II, s.585; Tarih-i Muhtasari’d-Düvel, s.47;

Aksarayi, s.58; Kiragos, s.111; Aknerli Grigor, s.67. Moğollarda tahta çıkma töreni konusunda geniş bilgi için bkz., Plano Carpini, Moğolistan Seyahatnamesi (1245-1247), (nşr., Ergin Ayan), İstanbul 2014, s.142vd; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş VII, Ankara 2000, s.366vd.

6 Bu atamalar hakkında bilgi için bkz.,Camiü’t- Tevarih, s.73; Tarih-i Vassaf I, s.31vd; F. Sümer,

“Anadolu’da Moğollar”, s.38.

7 Camiü’t- Tevarih, s.79; Aksarayi, s.60; Mirhond V, s.276vd; Tarih-i Güzide (Farsça trc.), s.593.

8 F. Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, s.37.

9 Camiü’t- Tevarih, s.79.

84 Abaka babası Hülegü Han döneminin siyasi ve ekonomik ilişkilerini devraldığı gibi devam ettirmiştir. Hülegü Han zamanında güneyde Memlûklu, Kuzeyde Altınordu ve doğuda Çağataylılar arasında sahip olduğu stratejik coğrafyayı koruma politikasını genel anlamda benimsemiş bir devlet görünümünde idi. Sözü edilen bu üç devlete karşı İlhanlılar ise Hırıstiyan dünyası, Bizans ve özellikle ticari anlamda Cenevizlilerle ittifak içerisindeydi. Bu siyasi durumdan rahatsız olduğu anlaşılan Abaka’nın bu devletlerle hesaplaşmaya başladığı görülmektedir.10 İlhanlılar için hayati önem taşıyan Azerbaycan ve Kafkaslar’dan Aladağlara kadar olan sahanın korunması için Abaka kardeşi Yeşmut’u görevlendirmişti. 11 Abaka’nın da iştirakıyla İlhanlı ordusu Altınordu kuvvetlerini Derbent’in kuzeyine püskürterek en azından kendi sınırlarını korumayı bilmiştir.12 Diğer tarafta ise Horasan’da Çağataylıları yenerek13 doğuda ülke sınırlarını belli bir süre koruma altına almıştır.14 Bu başarılarından sonra Abaka, dikkatini güneydeki Memlûklara çevirecektir.15

In document İlhanlılar Döneminde Van Gölü havzası (Page 120-129)