Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I
Kültür Hayatına İlişkin Gelişmeler
Cumhuriyet yönetiminin “muasır medeniyetler seviyesine çıkmak” hedefi doğrultusunda bir kültür politikası oluşturma çabası
Kültür alanında yapılan çalışmalar da
Batılılaşma hamlesinin önemli bir bileşeni Kültürel alanda yapılacak reformların
toplumsal dönüşümü hızlandıracağı düşünülüyor.
Kültür Hayatına İlişkin Gelişmeler
Cumhuriyet rejiminin ‘yeni kültürü’ yaratmak ve yaygınlaştırmak için yararlandığı kurumlar:
Eğitim kurumları
Basın,
Halkevleri-Halkodaları
Köy Enstitüleri
Tiyatro, edebiyat, müzik vs.
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Tiyatro (1923-1945)
Cumhuriyet rejimi tiyatroyu desteklemek yönünde önemli adımlar atmıştır. Hem Atatürk hem de İnönü tiyatroyla şahsen ilgilenmiş, özellikle Atatürk tiyatro insanlarını ve oyuncuları himayesine almıştır.
Halkevleri tiyatroyu geniş kitlelerle buluşturmak için uğraş vermiştir.
Bu dönemde kadın Müslüman oyuncuların sahneye çıkışının önünü açılmıştır.
Tiyatronun bir kamu hizmeti olduğu fikri bu dönemde gelişmiştir.
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Sorunlar
Halkevlerinin tiyatrodaki öncü rolü, beraberinde tiyatronun devletin ideolojik hedefleri için
araçsallaştırılması sonucunu getirmiştir.
Tiyatroyu salt bir eğitim aracı olarak gören didaktik anlayış bu dönemin hakim anlayışı olmuştur.
Geleneksel tiyatronun mirasından gerektiği ölçüde faydalanılamamış, Batı tiyatrosuyla
kurulan ilişki de bir aktarma-taklit etme düzeyini aşamamıştır.
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Dönemin en önemli tiyatro topluluğu olan Darülbedayi’nin başına Muhsin Ertuğrul’un geçmesi önemli bir kırılma noktasıdır. Onun yönetiminde bu kurum idari ve sanatsal
anlamda toparlanmış ve 1931’de belediyeye bağlanarak Şehir Tiyatrosu adını almıştır.
Dönemin en önemli tiyatro insanı, 1979’daki ölümüne kadar tiyatroya her anlamda
damgasını vurmuş olan Muhsin Ertuğrul’dur.
Muhsin Ertuğrul (1892-1979)
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Muhsin Ertuğrul’un, tiyatroya örgütsel ve idari anlamda olumlu katkıları
Muhsin Ertuğrul’a yönelik eleştiriler
Cumhuriyet tiyatrosunun yapısal sorunları:
Geleneksel tiyatrodan beslenmeyen, aktarıma
dayanan, özgün bir tiyatro dili oluşturamayan Batı etkisinde bir tiyatro anlayışı
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Atatürk’ün tiyatroyla yakından ilgilenmesi ve tiyatronun gelişmesine destek olması
Şehir Tiyatrosu ve Halkevleri şubelerinin, halk kitlelerini tiyatroyla tanıştırmakta
oynadıkları rol
Erken Cumhuriyet dönemi tiyatrosu sadece ideolojik anlamda değil ‘sanatsal’ olarak da seyircinin eğitilmesini bir hedef olarak
benimsemiştir.
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Kadınların sahneye çıkmaya başlaması
Afife Jale 1919’da sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncu.
Kadınların sahneye çıkmasının önündeki engel Cumhuriyet rejimiyle birlikte ortadan kalkmıştır.
Rejimin laik yönelimi sayesinde aralarında Şaziye Moral, Neyyire Neyir, Hülya Gözalan, Halide
Pişkin gibi oyuncuların yer aldığı pek çok kadın kendine sahnede yer bulmuştur.
Afife Jale (1902-1941)
Şaziye Moral (1906-1985)
Neyyire Neyir (1902-1943)
Halide Pişkin (1906-1959)
Tiyatro Alanındaki Gelişmeler
Tiyatro eğitimi
Sistemli bir oyuncu eğitimi ancak 1936’da Devlet Konservatuarı’nın kurulmasıyla
mümkün olabilmiştir.
Halkevleri de 1930’lar boyunca pek çok
profesyonel oyuncunun yetişmesini sağlayan bir okul işlevi görmüştür.
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
Cumhuriyet yönetimi tiyatroya gösterdiği ilgi ve desteği sinemaya gösterememiştir. 1930’lu yıllarda Halkevleri ve Halkodalarında açılan sinema salonlarının gösterimlerin
yaygınlaştırılması ve filmlerin daha çok insana ulaşması açısından önemli bir katkısı olmuştur ama devlet, sinemanın yapım aşamasıyla ve endüstrileşmesiyle hiç ilgilenmemiştir.
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ilk film 1897 yılında gösterilmiş, 1908’den sonra
Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde sinema salonları açılmış, ilk Türk filmi diye anılan Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı ise 1914 yılında Fuat
Uzkınay tarafından çekilmiştir. 1915 yılında Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle kurulan
Merkez Ordu Sinema Dairesi sinema alanındaki ilk resmi kurumdur. Bu kurum daha çok savaş konulu belgesellerin çekilmesini finanse etmiştir.
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
Yine askeri bir kurum olan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti de 1917’den itibaren film çekimini desteklemeye başlamıştır. Tamamlanabilen ilk konulu filmler olan “Pençe” ve “Casus”, bu kurumun desteğinde, o zamanlar genç bir gazeteci olan Sedat Simavi tarafından
çekilmiştir. Savaştan sonra bu iki kurumun sinema araç-gereçleri yeni kurulan Malul Gaziler Cemiyeti’ne aktarılmıştır.
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
Türkiye’nin ilk özel yapımevi olan Kemal Film’in kurulması (1922).
Muhsin Ertuğrul ilk filmlerini bu şirket adına çekmiştir. Bu ilk filmler büyük ölçüde birer tiyatro filmi olmaktan öteye geçememişlerdir.
Bu dönemde sinema üzerindeki tiyatro etkisi o kadar belirleyicidir ki sinema tarihçileri 1923- 1939 yılları arasını çoğunlukla tiyatrocular dönemi olarak adlandırmışlardır.
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
Muhsin Ertuğrul’un 1923’te Halide Edip’in
kitabından uyarlayarak çektiği Ateşten Gömlek bu dönemin en iyi filmlerinden biri olarak kabul
edilir. Film, Kurtuluş Savaşı’nı konu alan ilk filmdir. Ayrıca Türk kadınlarının sinemada ilk defa rol aldıkları film de budur. (Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir)
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
Bir eğitim ve propaganda aracı olarak sinema Cumhuriyet’in 10. yılı dolayısıyla Türk devrimini
geniş kitlelere bir film aracılığıyla anlatmak amacıyla Mustafa Kemal’in emriyle Sovyetler Birliği’nden iki sinemacı çağrılması ve bunlar tarafından çekilen belgeseller:
«Türkiye’nin Kalbi Ankara» belgeseli
«Türk İnkılabının Terakki Hamleleri» belgeseli
Sinema Alanında Yaşanan Gelişmeler
1920’ler ve 1930’lar boyunca sinema
üzerindeki tiyatro etkisi ağırlığını sürdürmüş, özgün bir sinema dili yaratılamamıştır.
Muhsin Ertuğrul tarafından çekilen Bir Millet Uyanıyor (1932) ve Aysel Bataklı Damın Kızı (1934-35) filmleri dönemin en iyi filmleri
olarak kabul edilir.
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra yeni rejimin Batılılaşma hedeflerine uygun bir müzik politikası
geliştirilmiştir. 1924 yılında Ankara’da kurulan Musiki Muallim Mektebi, ilk ve orta dereceli okullara müzik öğretmeni yetiştiren bir eğitim kurumu olmanın
yanında, konserler de düzenleyen bir kurum niteliğindedir.
Musiki Muallim Mektebi’nin kadrosu, 1930’ların başından itibaren Ahmet Adnan (Saygun) gibi
Avrupa’da eğitim görmüş müzisyenlerin katılımıyla genişlemiş; eğitim alanı da genişleyerek zamanla bir konservatuar işlevi görmeye başlamıştır.
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Opera alanında gelişmeler
1934 yılında İran Şahı Rıza (Pehlevi) onuruna Atatürk’ün isteği üzerine Ahmet Adnan
(Saygun) "Özsoy" adlı bir opera bestelemiştir.
1934 yılında Ahmet Adnan (Saygun)
Taşbebek adlı ikinci bir opera bestelemiştir.
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Alman besteci Paul Hindemith’in 1935’te Türkiye’ye gelmesi
1936 yılında Devlet Konservatuarı’nın kurulması Ünlü Macar besteci Bela Bartok’un 1936 yılı
sonunda Türkiye’ye davet edilmesi. Ahmet Adnan Saygun ile birlikte Adana-Osmaniye hattında bir gezi yapan Bartok’un, halk müziği eserlerinin derlenmesi için çeşitli yöntemsel bilgileri
Türkiye’deki meslektaşlarına aktarması.
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Milliyetçi akımlar ulusal kültürün unsurlarını halk müziğinde ve genel olarak halk sanatında arar, bu unsurları çeşitli yollarla derledikten sonra
standartlaşmalarını sağlar ve yaygınlaştırırlar; bu şekilde bir ‘ulusal kültür’ yaratmaya çabalarlar.
Türkiye’de Cumhuriyet döneminde müzik
politikaları siyasal müdahaleler yoluyla bir ulusal kültürün yaratılmasını ve bu ulusal kültürün Batı formlarıyla uyumlu bir şekilde yeniden
üretilmesini amaçlamıştır.
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin,
Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses özellikle 1930’lu yıllardan
itibaren yaptıkları bestelerle müzik alanında batılılaşma/modernleşme hedefi ve ulusal bir müzik kültürü oluşturma hedefini
birleştirmişlerdir. Bu besteciler, Türk Beşleri olarak adlandırılmaktadır.
Cemal Reşit Rey (1904-1985)
Hasan Ferit Alnar (1906-1978)
Ulvi Cemal Erkin (1906-1972)
Ahmet Adnan Saygun (1907-1991)
Necil Kazım Akses (1908-1999)
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Operet sanatı bu dönemin en popüler
sanatlarındandır; 1932’de ilk temsili yapılan Üç Saat ve 1933’te ilk olarak sahnelenen
Lüküs Hayat, dönemin en ünlü operetleridir.
Her iki eserin libretto’su (metni) Nazım
Hikmet tarafından yazılmış, Cemal ve Ekrem Reşit (Rey) tarafından bestelenmiştir.
Müzik Alanında Yaşanan Gelişmeler
Klasik Türk müziği alanında gelişmeler
Maarif Nezareti’ne bağlı olan ve öğretmen okulu niteliğinde olan Darü’l-Elhan 1927 yılında İstanbul Şehremaneti (Belediyesi) bünyesinde yeniden
yapılandırılmış, İstanbul Belediye Konservatuarı adını almıştır. İlerleyen dönemde Darü’l-Elhan’ın
programından klasik Türk müziği dersleri
çıkarılmıştır. 1934’te ise klasik Türk müziği eserleri Dahiliye Vekaleti’nin emriyle Türkiye Radyosu
programlarından çıkarılmıştır. Bu yasak 1936 yılına kadar sürmüştür.
Resim Alanında Yaşanan Gelişmeler
Cumhuriyet öncesinde Türkiye’de resim sanatında manzara ve natürmort türünde resimler ağırlıktadır. Osman Hamdi Bey’in insan figürünü sıklıkla kullanan ve oryantalizm
akımından etkilenmiş olan eserleri ise ayrıksı konumdadır.
Cumhuriyet öncesi dönemin ressamları, 1908 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti başta olmak üzere çeşitli mecralarda birbirleriyle temas etmişlerdir. İbrahim Çallı başta olmak üzere bir grup ressam ise 1908 sonrasında Avrupa’ya resim eğitimi görmek için gitmiştir; I. Dünya
Savaşı’nın başlangıcını takiben bu ressamların ülkeye geri dönmeleriyle beraber ‘Çallı Kuşağı’ ya da ‘1914 Kuşağı’
adı verilen ressam kuşağı oluşmuştur.
Resim Alanında Yaşanan Gelişmeler
Türkiye’de resim sanatı 1920’lerden itibaren çeşitli defalar isim değiştiren Osmanlı Ressamlar
Cemiyeti’nin üyeleri başta olmak üzere bir dizi
sanatçı tarafından geliştirilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Batı sanatından (özellikle modern sanatın kübizm ve konstrüktivizm gibi akımlarından) belirli ölçüler içinde etkilenen ‘Müstakiller’ isimli bir grup ortaya çıkmıştır. Eşref Üren ve Hale Asaf gibi
ressamları içeren bu grup, 1930’ların başında en önemli eserlerini vermiştir.
Eşref Üren (1897-1984)
Hale Asaf (1905-1938)
Resim Alanında Yaşanan Gelişmeler
1933 yılında kurulan D Grubu ise Cemal Tollu, Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Elif Naci ve
Abidin Dino gibi ressamları içerir. D Grubu sanatçıları doğa taklitçiliğini reddetmiş, buna karşılık resim sanatının ustalarının, örneğin
Rönesans ressamlarının eserlerini taklit etmekten geri kalmamışlardır. Bu dönemin Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi kimi ressamları ise eserlerinde yerel-geleneksel motifleri kullanmaya
çabalamışlardır.
Cemal Tollu (1899-1968)
Zeki Faik İzer (1905-1988)
Elif Naci (1898-1987)
Abidin Dino (1913-1993)
Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975)
Kaynaklar
Mustafa Şener, “Burjuva Uygarlığının Peşinde”, G.
Atılgan vd. (Der.), Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat, Yordam Kitap, İstanbul, 2015.