Işığın sanatı Dolmabahçe Sarayı

Download (0)

Tam metin

(1)

1

¿’¡2

1

i[

[CfliïïTiffliïïTîl

[»Tori

11

• i nm

p w t w

j

I İ İ I H İ T

mi

(2)

Dolmabahçe Sarayı’nı bu denli çekici kılan yalnızca

mimarisinin görkemi, sanatçıların özenle renklendirdiği

duvarlar, tavanlar, palmetler ya da yapımında cömertçe

kullanılan altın yaldızın karşı konulmaz cazibesi değil

elbette, Boğaz’ın kurşuni mavi renkteki sularından yan­

sıyıp sarayın nakışlı duvarlarında, sütunlarında, billur

avizelerinde raks eden ışık, sarayı benzer mimarilerden

W h a t makes Dolm abahje Palace so lovely is not only its

magnificent architecture, painted decoration on walls and ceil­ ings, and lavish gilding, but also the light reflected from the blue waters o f the Bosphorus outside its windows. These reflections play on the ornate walls, columns and crystal chan­ deliers, enhancing its beauty with a dreamlike dimension. The architecture o f this palace uses light almost as if it were a

(3)

Siifera Salonu, Selamlık’tan saraya girijte konukların ilk durağı (karşı sayfada üstte). Tercüman ve elçilerin bekleme salonunda çok kıymetli yağlıboya tablolar göze çarpar (karşı sayfada altta). Valide Sultan yatak odasının tavan süslemeleri çok ince bir zevkin ürünü (üstte). Kristal tırabzanlı merdivenler (altta). / The Salon of Ambassadors is the first reception room on entering the public apartments of the palace (facing page above). Magnificent oil paintings hang in the room where ambassadors and their interpreters used to wait (facing page below). The elaborate ceiling decoration of the bedroom belonging to the sultan’s mother (above). The crystal staircase (below).

çok farklı, düşsel bir alana taşır. Işık bu sarayın mimari­

sinde bir yapı malzemesi gibi kullanılmıştır adeta. Dol-

mabahçe Sarayı’na yerleşmeden önce yaşamlarını Saray-

burnu Tepesi’ndeki loş sayılabilecek küçük odalardan

oluşma Topkapı Sarayı’nda geçiren Osmanlı Hanedanı

building material. Having spent the previous four centuries of its history in the small and relatively low lit rooms o f Topkapi Palace, the Ottoman dynasty wished for a new royal resi­ dence that would be spacious, modem and light.

(4)

I§ık, Süfera Salonu (üstte) ve kristallere (üstte sağda) en sıcak huzmelerini yollar. Muayede Sa- lonu’nu 4,5 ton ağırlığındaki İngiliz yapımı avize aydınlatıyor (sağda). / Light reflecting in the Salon of Ambassadors (above) and on the cut crystal (above right). The English made chande­ lier hanging in the Throne Room weighs 4.5 tons (right).

için inşa edilen bu yeni ikamet­

gâh, bir öncekinden çok farklı

olarak geniş, modern ve aydınlık

olmalıydı elbet.

Mimar Garabet Balyan ve oğlu Ni-

kogos Balyan’ın mimarisini üstlen­

diği saray için, daha önceki dö­

nemlerde de birçok kasır, köşk ve

sarayın inşa edildiği Dolmabahçe

Koyu seçildi. Saray, bulunduğu bu

kıyıda ışığın tüm saatlerini bünye­

sinde konuk ettiği gibi, İstanbul'a Marmara’dan giriş ya­

pan gemileri de sanki kucaklayacakmış gibi durur. Altı

yüz metrelik bir kıyı şeridine ve pek çok yapıya sahip

olan bu yayvan sarayın inşaatına 1842 yılında Sultan

Abdülmecid’in emriyle başlanır. 1853’te tamamlanmasıy­

la da Osmanlı Hanedanı bu saraya yerleşir.

Saray ilk bakışta, mimari üslubuyla Batı’daki benzerleri­

ni anımsatsa da yapıldığı dönemin geleneklerine uygun

olarak 'Haremlik ve Selamlık’ şeklinde düzenlenmiş ve

bir Doğu sarayı olma özelliğini sürdürmüştür. 43 salonu

ile 285 odası bulunan sarayda gezerken ilk göze çar­

pan, kakma ile mermer işlerinden porfirlere, kristal

merdiven tırabzanlarına kadar her detaydaki özen ve

Fransız, İtalyan sanatçıların sarayın duvarlarına,

tavanla-to be designed by G arabet Balyan and his son Nikogos Balyan, and it w as to be located on the shores o f the Bosphorus at D o lm ab ah fe Bay, w h e re several sum m er palaces and pavilions had been constructed in the past. Here light would flood its rooms at all times of day, and it would seem to embrace the ships entering the Bosphorus from the Marmara Sea. Construction comm enced in .1842 on the orders o f Sultan Abdulmecid, and was completed in 1853, becoming the new home of the Ottoman royal family. The several buildings of the palace faced the waten/vay, spreading along its shore for 600 metres.

Although at first sight the architecture looks oven/vhelmingly western in style, the palace complied with traditional Eastern palaces by its division into Harem or private apartments, and

8 6

(5)

...

,

~ ~ 4

----

' —

u

m

rina işledikleri yağlıboya resimler olur. Deniz yönünde­

ki Elçiler Salonu’nda ise Ayvazovski’nin ‘Sabah ve Ak­

şam’ tablolarıyla karşılaşırsınız. Bir deniz ve ışık ustası

olan bu ünlü Rus ressamın tablolanna bakarken, her iki

öğenin bu mekânda nasıl bir sevdalı birlikteliğe dönüş­

tüğünü duyumsarsınız.

Boğaziçi’nin ışığı ve mermer kıyılarını yalayan su, bu

yapıya tartışmasız bir İstanbul sarayı kimliği kazandırır.

Dolmabahçe Sarayı’nın yaldızlı odalarında birçok sultan

eşleri ve çocukları hüküm sürdü. Her detayı incelikle

yüklü bu odalarda, o günlerde Boğaz mehtabında çıkı­

lan kayık sefalarının hoş nameleri duyulmadı yalnızca.

İnşa edildiği dönemin tüm çalkantıları ve savaş konuş­

maları da yankılandı sarayın duvarlarında. Saray, üç

kı-Selamlık, public apartments. In all Dolmabahçe Palace has 43 reception rooms and 285 small­ e r ro o m s. V is ito rs are firs t struck by the meticulous atten­ tion to detail, w heth er in the inlay work, marble canning, or crystal balusters o f the staircase, and the landscapes and decora­ tion on walls and ceilings, painted in oils by French and Italian artists. In the Salon o f the Ambassadors overlooking the sea you can see tw o easel paintings by Ayvazovski entitled Morning and Evening respectively. T h is fam ous Russian painter was a master at portraying light and the sea, and look­ ing at these paintings we can see how he brings these two elements together in passionate embrace.

T h e constantly changing light and rippling w a te r o f the Bosphorus are so much a part of the palace that it could belong nowhere else but Istanbul. For the wives and children of the sultans who inhabited these elaborate gilded rooms, the Bosphorus was a constant presence. But the strains of music from caiques gliding along on moonlit nights were not all the sounds that were heard here. All the upheavals and

Barok, rokoko ve ampir üslupların her rengini taşıyan Muayede Salonu’nun yüksek kubbesinde ı§ığın dansı (üstte). Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu bu odada anılar hâlâ canlı (solda). Light playing on the high dome of the Throne Room, whose decoration is a m ixture of baroque, rococo and empire (above). The room where Mus­ tafa Kemal A tatürk died is full of memories for Turkish visitors (left).

8 8

(6)

taya hâkim olmuş bir im­

paratorluğun varlığını sür­

dürebilme telaşını paylaştı

sakinleriyle çoğu zaman. Ve gün geldi, karşı kıyının te­

pelerinden yükselen mehtabın yansımaları işgal gemile­

rinin saraya dönük toplarıyla gölgelendi. Boğaziçi’nin

ışığıyla yıkanan salonlarında yapılan toplantılar, alınan

kararlar imparatorluğu kurtaramadı. Osmanlı Hanedanı

tarih sahnesinden bu son

sarayında çekildi.

D olm abahçe Sarayı’nın

pek çok önemli yabancı

konuğu oldu. Avusturya

İmparatoru Kari, İmpara-

toriçe Eugenie, İngiltere

Kralı VII. ve VIII. Edward,

Alman İm paratoru Wil­

helm, İran Şahı Muzaffe-

rüddin, Rus Granddükü

K onstantin ve Nikolay,

Bulgar Kralı Ferdinand,

Sırp Kralı Georgeviç ve

Alexandre bunlardan bazı­

ları idi. Hepsi Boğaziçi’nin

değişen ışığına tanıklık et­

ti, sarayda kaldıkları süre­

ce. 10 Kasım 1938’de Türk

ta lk o f w a r during th e se years echoed within its walls. Its occupants shared most of the anxieties o f an empire straddling three continents in its last struggle fo r sur­ vival. T h e n th e day cam e when the reflections o f the moon rising above the hills o f the opposite shore were o vershad o w ed by gunfire from foreign ships arriving to occupy the Ottoman capital. M eetings held in palace rooms washed by the light o f the Bosphorus and the d e c isio n s o f O tto m a n statesmen failed to save the em pire, and at this palace the Ottoman dynasty with­ drew from the stage o f his­ tory,

Many important guests were re c e iv e d at D o lm a b a h çe P alace, am ong th em th e Austrian emperor Charles I, th e E m p re ss Eug en ie o f Fran ce, th e B ritish kings Edward VII and Edward VIII, E m p e ro r W ilh e lm o f Germany, Shah Muzafferiid- din o f Iran, th e R ussian grand dukes Constantine and Nicholay, King Ferdinand o f Bulgaria, and the Serbian kings Georgevich and Alexander. All witnessed the fluctuating changes of light on the Bosphorus during their stay. It was here that Mustafa Kemal Atatürk died on 10 N ovem ber 1938 and the Turkish people lost a sun

Mabeyn İle haremi birbirine bağla­ yan koridorda mavi camların ardın­ dan Boğaziçi seyredilir (üstte). Hün­ kâr Ham am ı, M ısır’dan getirtilen alabaster mermerlerle kaplı (altta). The Bosphorus can be seen behind blue glass in the corridor linking the mabeyn, or state apartm ents, to the harem (above). The Royal Bath Is revetted in alabaster from Egypt (below).

9 0

(7)

Sarayı gezen ziyaretçiler Batı yönündeki bu görkemli kapıdan uğurlanır (en üstte). Dolmabahçe Sarayı rıhtımıyla Topkapı Sarayı arasında, Boğaz’ın binbir ışıltısı akıp geçer durmaksızın (üstte solda). Dolmabahçe Sarayı ışığa döner yüzünü (üstte sağda). / Visitors to the palace depart through this splendid gate on the west side (top). From the quay of Dolmabahçe Palace, the silhouette of Topkapı Palace can be seen across the glistening waters of the Bosphorus (above left). Dolmabahçe Palace turns its face to the light (above right).

halkı büyük güneşini bu sarayda yitirdi. Atatürk, 71

no’lıı odada hayata gözlerini yumdu.

Bugün de sarayın sessiz koridorlarında dolaşırken, her

girdiğiniz salonda Boğaziçi’nin farklı bir ışığı karşılar si­

zi. Gezinizi bitirip bu görkemli yapıdan ayrılırken o

yüksek duvarlar, Dolmabahçe Sarayı’nda gerçek salta­

natın sonsuz ışık olduğunu fısıldar gibidir.

* Ali Konyalı, kültür ve sanat araştırmacısı, fotoğrafçı.

which had guided them through years o f strife and transfor­ mation.

Today as you wander down the silent corridors o f the palace, you encounter a different light reflecting from the Bosphorus in each o f the great salons. And as you depart from this imposing building, the light seems to w hisper that it has always been the real ruler here. •

* Ali Konyali is a w riter on art and culture and photographer.

91

S K Y L IF E M A R T M A R C H 2 0 0 3

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :