T.C
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ( KELAM)
ANABİLİM DALI
KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARININ ORTAYA ÇIKARDIĞI SORUNLARA ETİK VE TEOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Doktora Tezi
Lütfiye Gülay Bilgin
Ankara - 2011
T.C
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ( KELAM )
ANABİLİM DALI
KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARININ ORTAYA ÇIKARDIĞI SORUNLARA ETİK VE TEOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Doktora Tezi
Lütfiye Gülay Bilgin
Tez Danışmanı Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün
Ankara – 2011
T.C
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ( KELAM)
ANABİLİM DALI
KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARININ ORTAYA ÇIKARDIĞI SORUNLARA ETİK VE TEOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Doktora Tezi
Tez Danışmanı: Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün
Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı: İmzası:
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
Tez Sınav Tarihi:...
İÇİNDEKİLER
Konular Sayfa
İçindekiler i
Önsöz iii
Giriş: Kök Hücrelerle İlgili Temel Kavram ve Algılar 1
I. BÖLÜM Kök Hücre Çalışmalarının Tarihi Süreci ve İlgili Yasal Düzenlemeler 13
I.1. Batıda Yapılan Çalışmalar 14
I.2. Türkiyede Yapılan Çalışmalar 18
I.3. Diğer İslam Ülkelerinde Yapılan Çalışmalar 22
I.4. Kök Hücre Çalışmalarıyla İlgili Dünyada ve Türkiyede Mevcut Hukuki ve Yasal 26
Düzenlemeler II. BÖLÜM Kök Hücreler Üzerinde Yapılan Çalışmaların Tıbbi Etik Açıdan İncelenmesi 33
II.1. Tıbbi Etik’in Mana Ve Mahiyetiyle İlgili Kavramsal Çerçevenin Oluşturulması 35
II.2.İslam Ahlak Felsefesi Çerçevesinde Tıp Etiğinin Ortaya Çıkışı, ve Etik 53
Problemlere Bakışı II.3. Batı’da Tıp Etiğinin Ortaya Çıkışı ve Etik Problemlere Bakışı 67
II.4. Türkiye ve İslam Dünyasındaki Modern Tıbbi Gelişmelerin Sebeb Olduğu Etik 74
Sorunlar III. BÖLÜM Kök Hücre Çalışmalarının Kur’an Açısından İncelenmesi Ve Değerlendirilmesi 78
III.1 İnsanın Mahiyeti ve Varoluşu Meselesi 80
III.2 Halk, Nefs, Ruh, Kavramları 99
III.3 Hayat, Ölüm ve Ecel Kavramları 109
III.4 Kök Hücre Çalışmalarının Gen Teknolojileri ve İnsan Türünün Geleceği 118
(Genom-Chimeralar) Çerçevesinde Değerlendirilmesi III 5 Kök Hücre Çalışmalarının İnsan Onuru Bakımından 125
Değerlendirilmesi Sonuç 141
Ekler 150
Ek-1: Din İşleri Yüksek Kuruluna Kök Hücre İler İlgili Gelen Sorular 150
Ek-2: Din İşleri yüksek Kurulu Mütalaası: Günümüz Tıp Dünyasında 154
Tartışılan Tüp Bebek ve Kök Hücre Gibi Uygulamaların İslami Açıdan Değerlendirilmesi Kaynakça 166
ÖNSÖZ
Bilindiği üzere 20. yüzyılın sonlarına doğru tıp bilimi çok önemli gelişmelere tanık oldu. Özellikle canlı varlıkların genetik yapılarının çözülmesi ve insan varlığının temel yapı taşı olan kök hücrelerin varlığının tesbiti pek çok tartışmayı da gündeme getirmiştir.
Ortaya çıkan sonuçlar yıllarca çözümsüz olarak bilinen parkinson, ALS, omurilik felci gibi birçok hastalık için umut vaad ederken, diğer yandan insanın kobay olarak kullanılması, insan neslinin bozulması gibi pek çok etik problemi de gündeme getirmiştir.
Her ne kadar tıp etiği disiplini, tıbbi teknolojik gelişmelere paralel ilerlemeler kaydetse de, tıp etiği alanının genişlemesi ve çeşitlenmesi modern gen teknolojileri ve kök hücre çalışmalarının ilerlemesi sonucu ortaya çıkan poblemlerle ilgili tartışmaları sona erdirmeye yetmemiştir.
Kök hücre üzerindeki tartışmaların yoğunlaştığı alan embriyonik kök hücrelerdir.
Bu durum embriyonun konumunu ve insan olmanın başlangıç aşamasının ne olduğu sorusunun cevaplandırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle son yıllarda hızla gelişen regenerasyon (ya da hayat bilimi) olarak adlandırılan bu alanın etik, teolojik ve hukuksal boyutu üzerindeki çalışmalar artırılmalıdır. İnsanlığın tüm geleceğini etkileyebilecek nitelikteki gelişmeler disiplinler arası çalışmaların gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Bu çalışmanın bir kelam konusu olarak ele alınma sebebi gen teknolojilerinin ilerlemesi sonucu ortaya çıkan etik problemlere tıbbi etik’in tek başına bir disiplin olarak cevap verememesidir. Özellikle insan merkezli kelam anlayışı insanı ilgilendiren tüm poblemlerle ilgilenmeyi gerektirmektedir. Güncel problemlerin kelami bakış açısına göre değerlendirilmesi ve gelişen teknolojik şartların gözönünde bulundurulması zaruretini ortaya çıkmaktadır.
İnsanlığın yakın ve uzak tüm geleceğini etkileyen bir konuda, etik-tolojik
noktasında böyle bir büyük boşluğun ortaya çıkması tezin hazırlanmasında en büyük etken olmuştur. Tez çalışmamı yürütürken kronolojik ve holistik (bütüncül) bir yöntem kullanılmıştır. Bu metod, her ne kadar formülasyon noktasında modern anlayışları kapsayacak bir senteze ulaşmaya çalışsa da, aslında İslam tıp tarihine yabancı bir yöntem değildir. Zira, İslam tıbbının altın çağı, Avrupa’nın ise Ortaçağı sayılan 9 ve 13’üncü yüzyıllarda Müslüman hekim-filozofların takip ettikleri metod tezde takip edilen yöntemin de temeli olmuştur.
Müslüman hekimlerin metodu ise, kendi araştırma ve çalışmalarının sonucunda elde ettikleri tecrübe ile Kur’an’dan elde edilen temel prensibler ve Greko-Roman hekim filozoflarının meydana getirdiği mirası birlikte kullanarak ve sağlam bir senteze ulaşma esasına dayanmaktaydı. Dolayısıyla, bu metoda uygun olarak tez üç bölümden oluşturulmuştur. Birinci Bölüm’de kök hücrelerle ilgili tıbbi sürecin ortaya çıkışı incelenmiş olup, İkinci Bölüm’de, tıbbi etik disiplinin tarihsel gelişimi, takip ettiği aşamalar ve bu çerçevedeki tartışma ve teoriler ortaya konmuştur. Bu bölümde ayrıca, İslam tıp ahlakının oluşması ve bu alanda günümüze kadar meydana gelen gelişmeler
belirtilmiştir. Üçünçü Bölüm’de ise kök hücre çalışmalarının Kur’an’n konuyla irtibatlandırılabilecek genel ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiş ve sonuç kısmında da bir senteze ulaşılmıştır.
Türkiye’de, Müslüman bakış açısıyla değerlendirilen kök hücre çalışmalarının sebep olduğu tartışmalarla ilgili derli toplu ciddi bir eserin olmaması, tezin hazırlanmasında hem bir avantaj hem bir dezavantaj oluşturmuştur. İnsanlığın geleceğini ilgilendiren böyle önemli bir konuda mevcut çalışmanın bir ilk olması hiç şüphesiz ki büyük bir avantajdır. Ancak, bu alanda derli toplu bir eserin olmaması ve
sayılararı az da olsa yapılmış olan çalışmaların çok yüzeysel olması bakımından kaynak bulmada büyük zorluklar meydana getirmiştir.
Tez çalışmamın başından itibaren her aşamasında büyük desteğini gördüğüm eşim Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin’e çok teşekkür ederim. Ayrıca, tezi hazırlama sürecinde destek ve yardımlarını esirgemeyen danışmanım Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’e şükranlarımı sunarım.
L.Gülay Bilgin Nisan, 2011
GİRİŞ: KÖK HÜCRELERLE İLGİLİ TEMEL KAVRAM VE ALGILAR
Tarih boyunca insanlar, hastalıklara çare bulmaya ve ömürlerini uzatmaya çalışmışlardır. Eski Mısır anıt ve hiyeroglifkerinde insanların hastalıklı organları değiştirdiğini gösteren resimler bulunmuştur. Babilliler’in M.Ö. 1700’lü yıllarda, bıçak kullanarak ameliyat yaptıklarına dair bilgiler mevcuttur. Görülüyor ki, insanoğlu geçmişten günümüze hep hastalıkları yenmeye uğraşmış ve daha uzun yaşamanın formüllerini bulmaya çalışmıştır. Belki de bu ölümsüzlüğe ulaşma isteği tıp biliminin ulaştığı bugün ki seviyeye gelmesinde önemli bir etken olmuştur. Tıp alanındaki en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilen kök hücre çalışmaları hem tıp alanında büyük gelişmelerin öncüsü olarak kabul edilirken aynı zamanda etik tartışmaların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Kök hücrelerle ilgili temel bilgilerden bahsetmek gerekirse, kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücre araştırmaları günümüzün en önemli, aynı zamanda en tartışmalı konusunu oluşturmaktadır. Kök hücre uygulamalarından sinir sistemi hastalıkları ve hasarları, metabolik hastalıklar, organ yetmezlikleri, romatizmal, kalp, kemik hastalıkları ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar beklenmektadir.
Yerine koyma ve yeniden oluşturma amacıyla kullanılması öngörülen kök hücreler, vücudumuzdaki bütün doku ve organları oluşturan ana hücrelerdir.
Günümüzde geçerli tıbbi tedavilerin yetersiz kaldığı, organ veya doku nakilleri gerektiren birçok hastalığın tedavisinde kök hücrelerin kullanılması gündeme gelmiştir. 1Bu
1 ‘Kök Hücre: Biyolojik ve Kilinik Yaklaşım’, Cilt 1, Sayı 5, Sağlıkta Birikim Dergisi s:7.
hastalıkların tam olarak tedavi edilmesi durumunda insan ömrünün uzayacağı düşünülmektedir. İnsan ömrünün uzatılması isteği yeni ortaya çıkmış bir düşünce değildir.
Kök hücre araştırmaları doku ve organları yenileme bağlamındaki üstün potansiyelinin yanı sıra, doku harabiyeti veya kaybı sonucunda ortaya çıkan pek çok hastalığın ve bozukluğun tedavisine yönelik tıp dünyasında ve toplumda büyük beklentiler doğurmaktadır. Kök hücre araştırmalarını değerlendirmek için önce kök hücre kavramı ve kök hücre biyolojisi ile ilgili bazı temel temel bilgileri gözden geçirmek gerekir.
Kök hücreler, teorik olarak sonsuz bölünme ve birçok değişik hücre türüne farklılaşabilme yeteneklerine sahip, özelleşmiş hücrelerdir. Bir kök hücre bölündüğünde oluşan yavru hücreler ya bir kök hücre olarak kalabilme ya da daha özelleşmiş bir işlevi olan yeni bir hücreye farklılaşabilme yeteneğine sahip olur. Kök hücreler embriyolardan, göbek kordonundan ya da erişkin dokulardan elde edilir. Elde edildikleri dokuya göre kök hücrelerin türleri ve farklılaşabilme özellikleri de değişiklik gösterilir. Kök hücreleri önemli yapan da bu özellikleridir. Sınıflandırma yapmak gerekirse Kök hücre kaynakları şöyle sıralanabilir.
1.Yetişkin Kök Hücreler: Yetişkin kök hücreler embriyo ve fetüsten alınan kök hücrelerden farklıdır ve doğumdan sonra insan ya da hayvanlarda gelişen dokularda bulunur. Embriyo zigotun gelişmesiyle oluşan genç organizmadır.2 Fetus ise hamileliğin 3.ayından doğuma kadar geçen süreye verilen isimdir. 3 Kök hücre çalışmaları genel
2 http://www.biltek.tubitak.gov.tr.
3 http://www.tıp.terimleri.com.
olarak hamileliğin ilk devrelerindeki uygulamaları içerdiğinden embriyo sözcüğünü kullanılması gerekmektedir.
Yetişkin kök hücreler uzun süre kendini yenileyebilme kapasitesine sahip ve yetişkin dokulardaki öncü hücrelere farklılaşma özelliğinde olan hücrelerdir. Bu hücreler kişinin bağışıklık sistemine uyum gösterirler. Yetişkin kök hücreler, kemik iliğinden, periferik kan, göbek kordonundan ve diğer bazı erişkin dokulardan elde edilebilmektedir.4
Bu gibi kaynaklardan elde edilen kök hücrelerle ilgili etik tartışmalar, embriyonik kök hücrelerine yönelik tartışmalardan farklıdır. Bugün uygulamada kullanılan erişkin kemik iliği, periferik kan gibi kaynaklardan elde edilen kök hücrelerin tedavi amacıyla kullanılması konusunda önemli bir karşı çıkış bulunmamaktadır. Ancak, tedavi amaçlı erişkin kök hücrelerinin kullanımı esnasında tıp etiğinin gereklerinden olan hastanın bilgilendirilmesi ve tıbbi müdahale için izin alınması amacıyla yapılan ”aydınlatılmış onam” şartlarının yerine getirilmesi gerekir.
Yetişkin kök hücrelerin kaynaklarında bir diğeri de kordon kanıdır. Kordon kanının elde ediliş yöntemlerinden biride hasta çocukları için gerekli olan kök hücreleri elde etmek için ebeveynlerin kardeş dünyaya getirmeleridir. Ancak kordon kanı için doku gurubu uygun kordon kanına ihtiyaç duyulmaktadır. Uygun doku gurubu taşıyan kardeşin dünyaya gelmesi için in vitro fertilizasyon (IVF) işlemine başvurulmaktadır. IVF uygulaması sırasında embriyolar arasından doku gurubu uygun olan seçilmekte, diğerleri ise yok edilmektedir. (ya da araştırma amaçlı kullanılmaktadır.)
4 Aydın, Erdem, ‘Kök Hücre Çalışmalarında Etik’, Hacettepe Tıp Dergisi 2005;36 (4):s, 3.
Kordon kanı kök hücreleriyle ilgili çalışmalarda ortaya çıkan bir başka konu da genetik tanı işleminin uygulanmasıdır. Sağlıklı olmayan embriyoların yok edilmesi bu alanın problemli konularındandır. 5
Ancak yetişkin kök hücrelerin tüm hücre tiplerine dönüşebilme ihtimalleri daha sınırlıdır. Etik alandaki tartışmaların var olmasına rağmen diğer grup kök hücrelerine göre daha az bir alan olması nedeniyle yetişkin kök hücre araştırmaları kamuoyları ve bilim çevrelerince daha fazla desteklenmektedir.
2. Embriyonik Kök Hücreler: Döllenmeyi takiben oluşan “zigot” denilen iki hücreli oluşumdan embriyonik kök hücreler gelişmektedir. Döllenmeden sonra takriben 5 gün içerisinde yaklaşık 150 hücreli “blastosist” denen içi boş bir küre meydana gelmektedir. Blastosist küçük kum zerrecikleri gibi hücrelerden ibarettir ve iki tip hücre kapsamaktadır: trofoblast ve merkezde bulunan hücre kümesi. Merkezdeki hücre kümesi bir araya gelerek embriyonik kök hücreyi meydana getirirler. Embriyonik kök hücreler, dört beş günlük embriyolardan, blastosist adlı yapıdaki içhücre kütlesinden (inner mass) elde edilirken iç hücre kütlesi ve blastosistin diğer bir önemli bileşkenini oluşturan trofoblastlar, embriyonik kök hücre eldesi için birbirinden ayrıldığında, embriyonun hayatı sona erer. Embriyonik kök hücreler de tüm yetişkin hücre tiplerine dönüşebilme ve kültür ortamına konduğunda sonsuza dek çoğalma ve uygun koşullar altında her üç embriyonik tabakadan(ektoderm, endoderm ve mezoderm) köken olacak hücrelere farklılaşma kapasitesine sahiptirler. 6
3. Fetal Kök Hücreler: Patansiyel kök hücre kaynaklarından biri de erken fetal dokudur. Embriyo döllenmeyi takiben yaklaşık 7-8 haftalık iken “fetus adını alır.
5 Wolf. SM, Kahn JP, Wagner JE. Using preimplantation genetic diagnosis to create a stem cell donor:
Issues, guidelines and limits. The journal of Law Medicine and Ethics 2003(31(3):327-45.
6 Joseph Panno, Stem Cell Research Medical Aplication Ethical Controversy, s, 5
Gelişimin 4-5. haftasında embriyonik germ hücreleri over ve testislerde yumurta ve sperm oluşumunu sağlamaktadır. Embriyonik germ hücrelerinin elde edilmesi ve kültürünün yapılması kavramı ilk kez 1998 yılında ortaya çıkmıştır. İzolasyon ve kültür sonrası bu germ hücrelerinin blastosit hücre kümesi içindeki hücrelerden elde edilen kök hücrelerle aynı özellikleri taşıdığı görülmektedir. Ancak embriyonik germ hücrelerinin farklı hücre tiplerine dönüşebilme yateneklerinin daha sınırlı olduğu yönünde araştırmalar bulunmaktadır. Fetus kök hücrelerinin düşük sonucu meydana gelen fetüslerden veya çeşitli sakatlıklar nedeniyle gebeliğe son verilip, alınan fetuslerden elde edilmektedir.
Kök hücrelerin elde edildiği kaynakları bakımından tartışmaların yoğunlaştığı alan embriyonik kök hücrelerdir. Bu alandaki tartışmalar aynı zamanda bu embriyoların nereden sağlanacağı ve araştırmacıların kaç embriyoya zarar vereceği sorusudur.
Embriyonik kök hücrelerin elde edildiği kaynaklar farklılık göstermektedir. Bu kaynaklardan biri, in vitro fertilezasyon (IVF) kliniklerinde döllenmiş ve araştırma amaçlı olarak bağışlanmış yumurtalardan elde edilir. Altı ay veya daha fazla uzun bir süre boyunca laboratuarda kültür ortamında farklılaşmadan çoğaltılan embriyonik kök hücre’ler embriyonik kök hücre soyuna dönüşmüş olur. Bu hücre soyları dondurularak saklanabilir veya başka labartuarlara araştırma amaçlı olarak gönderilir.
Embriyonik kök hücre kaynaklarından bir diğeri ise, somatik kök hücre çekirdek naklidir. (SCNT somatic stem cell. nuclear transfer) Bu işlemde, bireyin somatik hücre çekirdeği, çekirdeği çıkarılmış ve döllenmemiş bir yumurta hücresine aktarılır. Bu hücreden elde edilecek blastosist, birbirinin kopyası olan pluripotent kök hücrelere sahip olur.
Somatik kök hücre çekirdeğinin avantajlarından biri de transfer edildiğinde reddedilme durumunun olmamasıdır. Bu yolla elde edilen embriyonun yaşlanma potansiyeli olmayacağından, blastokistin iç hücrelerinin alınıp kök hücre geliştirilmesi,
“embriyonun yaşam hakkının elinden alınması” anlamına gelmeyecektir. Ancak etik açıdan değerlendirildiğinde, embriyoyaya zarar vermek için baştan hatalı bir embriyo üretmek “bir doğruyu yapabilmek için iki yanlışı kullanmak” olarak yorumlanabilmektedir.
Farklı memelilerin yumurta vericisi olarak kullanılması ise insan hayvan kimerik yapısının oluşumu ve buradan elde edilecek insan embriyonik kök hücre serilerinin güvenirliliği gibi farklı etik sorunları gündeme getirmektedir.
Organizma olarak canlılığını kaybetmiş olan embriyolardan elde edilen kök hücreler de kök hücre elde edilen kaynaklarından bir diğeridir. Belli aşamalarda hücre bölünmesi geri dönüşümsüz olarak durmuş olan embriyolar, bu tanımlamanın içinde yer almaktadır. Etik açıdan yapılan değerlendirmelerde, bu durumun kadavranın organ verici olarak kullanılması ile aynı düzeyde değerlendirilebileceği öne sürülebilmektedir. Bu embriyolarda ileri derecede morfolojik bozukluk olmakla birlikte, az sayıda blastomerin normal gelişimine devam ettiği gösterilmiştir. Bu durumda, embriyonun kesin olarak canlılığını yitirdiğinin söylenmesi güçleşebilmektedir.
Kromozomal olarak anormal olan embriyoların kök hücre kaynağı olarak kullanılması da söz konusudur. IVF kiliniklerinde anöplodik embriyolarda bulunmaktadır.
Anormal kromozomal yapılar nedeni ile bu embriyoların insan embriyonik kök hücre kaynağı olarak kullanılmayacağı düşünülmüştür. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda, bu anormal embriyoların önemli bir kısmının kendiliğinden normal yapıya dönüştüğü gösterilmiştir. Diğer tarftan, bu embriyoların insan embriyonik kök hücre serisi oluşturmak amacıyla kullanılmalarının ne kadar güvenilir olduğu tartışılmaktadır. Aynı
zamanda ilk başta anormal olan embriyonun kendini yenileme özelliğinin varlığının tesbiti anormal bozukluğu olan embriyolar üzerinde yapılacak olan araştırmaların etik olmayacağı kaygılarını da artırmaktadır.
Kök hücre araştırmalarındaki etik sorunların temelinde, kök hücre’nin elde edildiği farklı kaynaklara (erişkinler, kordon kanı, fötal doku ve embriyonik doku) ilişkin kaygılar yer almaktadır. Embriyonik kök hücre’lerin tedavi kullanımı açısından en iyi kaynak olabileceği düşünülmekteyse de bu durum, zaman içerisinde bilimsel çalışmaların göstereceği sonuçlar doğrultusunda değişebilecektir. Ancak şu an için en sık gündeme getirilen nokta, in vitro (tüpte döllenme) fertilizasyon süreçleri sonucunda ortaya çıkan fetüslerin, kök hücre elde etmek amacıyla kullanılıp kullanılmayacağı sorusudur. Bu soruya olumlu yanıt verilmesi halinde ise sadece kök hücre araştırması amacıyla kullanılmak üzere embriyo üretiminin ortaya çıkarabileceği etik sorunlar gündeme gelmektedir.
Diğer tarftan, tartışmalar embriyoların kök hücre eldesi için kulllanılmasına ilşikin konulara odaklanmakla birlikte, bu durum erişkinlerden kök hücre elde edilmesi ve üzerinde araştırma yapılmasına ilişkin etik sorunlar olmadığı anlamına gelmiyor. Ayrıca Avrupa Komisyonuna tavsiyede bulunan European Group on Ethichs (EGC), kök hücre araştırmalarında kadın haklarının önemine dikkat çekmekte ve kadınların hassas bir konumu olduğunu vurgulamaktadır; çünkü embriyonik ve fötal dokunun en yakın kaynağı olmaları nedeniyle, söz konusu araştırmalarda kadınlar baskı ve risk altında kalabilirler.
Embriyoların kök hücre elde edilmesi için kullanılmasına ilişkin en temel etik sorunlardan biri, embriyoya birbirinden farklı ahlaki statülerin atfediliyor olmasıdır.
Embriyodan kök hücre elde edilmesi için uygulanan süreçte embriyonun “hayatı”sona ermektedir; bu nedenle, embriyonun oluşumundan itibaren erişkin bir insan gibi saygı
görmesi gerektiğini düşünenler için embriyo üzerinde kök hücre araştırması yapılması kabul edilemez bir uygulama olmaktadır. Diğer taraftan, anne rahminde olmayan bir embriyonun artık büyüme ve erişkin kişi haline gelme potansiyelinin bulunmadığını ileri süren diğer bakış açısına göre, embriyonik kök hücre araştırmaları en azından kuramsal boyutta bir etik sorunu barındırmamaktadır. Bu nedenle, embriyoların kök hücre elde edilmesi amacıyla kullanımına ilişkin yaygın biçimde benimsenmiş ortak bir görüşten bahsetmek güçtür.
Embriyoya atfedilen ahlaki değer ya da statü, dinlerin sunduğu bakış açılarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Özellikle Batılı kaynaklarda yer alan ve kürtajı hatta kimi zaman in vitro(tüpte döllenme) fertilizasyon uygulamalarında ahlaki açıdan kabul edilemez bulan din temelli görüşler, doğal olarak embriyonik kök hücre araştırmalarına olumsuz bakmaktadır. Bu görüş tararftarları erişkin kök hücre araştırmalarına ağırlık verilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.
Ayrıca, teolojik temelli tartışmalardan bağımsız olarak, insan embriyosuna farklı düzeyde değer atfedilmesinin mümkün olduğunu da görmekteyiz. Ancak, bu durum, konuya ilşikin etik tartışmaların da kolaylıkla çıkmaza saplanmasına yol açabilmektedir.
Öyle ki embriyonun söz konusu statüsüne ilişkin herkesin üzerinde uzlaşmaya varacağı bir fikir birliği sağlanmasının çok güç olduğuna dikkat çekilerek, bu sorun yerine embriyoya ilişkin diğer noktalara odaklanması ve embriyonik kök hücre araştırmalarının bu doğrultuda savunulması yönünde bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu yaklaşımda belki de en önemli nokta, in vitro fertilizasyon uygulamaları sonucunda veya düşükler nedeniyle ortaya çıkan fazlalık embriyo ya da fetüs materyalinin ziyan edilmesi yerine,
insanlığın yararına olacak bir şekilde kullanılmasının daha iyi olacağı iddiasıdır. John Harris bu yakalaşımı “israfın önlenmesi ilkesi” başlığı altında savunmaktadır. 7
Kök hücre araştırmalarının Parkinson hastalığı, diabetes mellitus gibi insan sağlığı ve yaşamı için çok ciddi sorun teşkil eden pek çok hastalığın tedavisinde umut vadeden bir konumda olması da insanların faydasının temel alarak embriyonik kök hücre araştırmalarını savunan bu bakış açısını desteklemektedir. Kök hücre çalışmaları sayesinde ileride “kişiye özel üretilmiş” (tailor-made) organ ve dokuların kullanıma girmesi gibi olasılıklar da bulunmaktadır. Bu gibi olasılıkların daha somut hale gelmesi durumunda, kök hücre çalışmalarının özellikle canlı vericiden organ nakline ilişkin etik sorunları ortadan kaldırılabilecek tedavi seçenekleri sunabileceği de düşünülmektedir.
Embriyonik kök hücre çalışmalarındaki bir sonraki basamak olarak da nitelenebilecek olan “sadece kök hücre elde edilmesi amacıyla embriyo üretilmesi” fikri, şu an için çözümü daha güç bir sorun olarak gözükmektedir. IVF kiliniklerinde zaten var
olan embriyoların yok edilmesi yerine araştırmalarda kullanılması ‘embriyo israfının önlenmesi’ gerekçesiyle desteklenmekte iken yalnızca araştırma amaçlı embriyo üretimi etik açıdan daha problemli olarak görülebilmektedir.
Bu konuya ilşikin kesin bir değerlendirme yapılmasının ne derece güç olduğu, kısaca “Oviedo Sözleşmesi” olarak da bilinen Sözleşmenin 18’inci maddesinde belirtilen ifadede de görülmektedir. Embriyo üzerinde araştırmayı yasaklamadığı, söz konusu maddesinde sadece araştırma amaçlı embriyo üretilmesi fikri kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Bu nedenle, kimi ülkeler bu Sözleşme’yi imzalamama yoluna giderek Sözleşmenin embriyo üzerinde araştırmayı tümden yasaklamıyor olması nedeniyle, bazı ülkeler ise tam tersi nedenden, yani araştırma amaçlı embriyo üretilmesine izin
7 John Haris, Ethics of the Embryo, New Humanist org.uk
verilmiyor olması nedeniyle kendi düzenlemelerini oluşturmayı seçmiştir. Gelecekte kök hücre çalışmalarından elde edilecek sonuçlar doğrultusunda, konuya ilişkin ortaya konan tutumlar daha net olarak olabilecektir.
Son yıllarda insanın genetiği üzerinde yapılan çalışmaların hız kazanması ve etik sorunların ortaya çıkması tüm din mensupları için cevaplandırılması gereken bir soru olarak gündeme gelmiştir. Bunun değerlendirmesi de asli kaynaklara bakarak karar verme gerekliliğni ortaya koymaktadır.
Bilimsel çalışmalar devamlı gelişme gösteren ve buna bağlı olarak etik sorunları gündeme getiren bir alandır. Öncelikle, İslam dininin gen teknolojisine özelde de kök hücre çalışmalarına nasıl baktığının tesbit edilmesi gerekmektedir.
Kur’an’da, araştırmaları teşvik eden pek çok ifadeyi bulmak mümkündür. Ayrıca, bu ayetlerin yaratılışı anlattığı ve aynı zamanda üzerinde düşünmeyi tavsiye ettiği görülmektedir:
“Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi hak ile belirtilmiş bir süre ile yaratmıştır?”8
“Üstlerinde kanatlarını açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları(havada) Rahmân’dan başkası tutmuyor...”9
“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır! Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!”10
Kur’an’da farklı bilimsel alanlarla ilgili âyetler olduğu gibi, yaratılış ve öldükten sonra dirilişle alakalı da pek çok âyet vardır. Özellikle insan eliyle canlı varlık yaratmak ve ölmüş kişiyi diriltmekle ilgili dikkat çekecek kadar çok âyet bulunmaktadır. Kur’an’ın insanın yaratılışı üzerindeki araştırmayı desteklediği bu âyetlerde açıkça görülmektedir.
“De ki: Yeryüzünde gezin, bakın, (Allah) yaratmaya nasıl başladı? Sonra Allah son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allah her şeye kadirdir.”11
8 Rum 30: 8.
9 Mülk 67: 19.
10 Ğaşiye 88: 17-19.
Kur’an’ın temel prensibleri çerçevesinde insanın ve toplumun yararına olan çalışmalar teşvik edilmiştir. Ancak hukuki ve ahlaki değerler açısından problem oluşturacak durumlarda da sınırlamaların olması gerekliliği yine insanlığın geleceği açısından önem arzetmektedir.
İslam hukukunda dünyaya sağ gelmesi şartıyla ceninin miras hakkı olduğu kabul
edilmiştir. Bu gerçek 1883 yılında insan embriyosu bilimi tarafından da deklare edilmiş ve bugün de aynı kanaat devam etmektedir. Bu nedenle ilk anından itibaren embriyonun değerli olduğu ve sadece araştırma amaçlı kulanımı onun haklarını ihlal etmek olacaktır.
“Döllenme anının ‘zigot’u, müstakil bir insanın oluşma aktivitesinin başladığı an olarak, ferdin başlangıç anı olduğunu ve insanın fert olarak sonunu da beyin ölümü olarak kabul ediyoruz. Bir insan döllendiği andan beyin ölümünün gerçekleşeceği ana kadar, sadece insan olduğu için, başka herhangi bir özelliğinden dolayı değil, sadece saygıya değer, korunmaya değer bir varlık olarak kabul edilmelidir.
Embriyonun döllenme anından itibaren değerlendiği görüşünün yanısıra onun geliştikçe farklılaştığı ve değerinin arttığı da birbirlerini destekleyen görüşler olarak görülebilirler. Bunun böyle olduğunu Kur’an’da yaratmanın aşamalı anlatımından anlayabiliriz. Özellikle belli bir aşamaya geldiğinde ki bu genellikle “120”gün olarak ifade edilen aşamada daha farklı bir boyuta geçtiği ve bu dönemde artık kürtajın annenin sağlığı söz konusu değilse yapılmasının doğru olmayacağı genel kabul gören görüşlerdendir.
Embriyo üzerindeki insan müdahalesinin ‘yaratma’ olmadığı, labaratuarda oluşturulan embriyonun üzerinde Allah’ın yaratma sebeblerini araştırılmasıdır.
11 Ankebût 29: 20.
Hiristiyanlık dünyası ise kök hücre konusunda fikir birliği içinde olmasa da birbirine yakın görüşlere sahiptir. Katolik dünyasına göre, insan embriyosu değildir ve zigota insan muamelesi yapılmalıdır. Bunlar imha edilemez veya saklanamaz, araştırmalarda dahi kullanılamaz. Bununla birlikte Kilise, yetişkin kök hücrelerinin kullanılmasına ise tam destek vermektedir. Evangelist ve Katolik Bişoplar Kilisi’ne, kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuğu korumak için, Almanya’da kesin olarak yasaklanmıştır. Protestan kilisesi ise, insan embriyosu konusunda diğer kiliselerden farklı düşünmemekle birlikte kök hücre konusunda araştırmaların devam etmesinin desteklenmesini istemektedir.
Yahudilere göre, embriyonik kök hücrede yaşamı destekleyen bir potansiyel olduğu için bu araştırmalar desteklenmektedir. Yahudi din adamlarına göre, tüp içerisindeki kök hücre tam bir insan sayılmamaktadır ve korunması gerekmemektedir.
Embriyonik kök hücre araştırmaları, insan yaşamını daha büyük başarılar için koruyor ve yaşamı tehdit etmiyorsa bunlar devam etmelidir.
Genetik gelişmeler ve düzenlemeler, İnsanlığın geleceği, hastalıkların tedavisi için büyük imkânlar içermektedir. Ancak konunun etik boyutu mutlaka değerlendirilmeli ve gerekçeleriyle birlikte bu çalışmaların neden devam etmesi veya etmesi gerektiği ortaya konmalıdır. Bundan sonraki bölümlerde konuyu bu yönüyle aydınlatmayı hedeflemekteyiz.
I. BÖLÜM
I. KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARININ TARİHİ SÜRECİ VE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
I. BÖLÜM
I. KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARININ TARİHİ SÜRECİ VE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
I.1. Batı’da Yapılan Çalışmalar
Bu bölüm, araştırma konusunu teşkil eden insan kök hücresi üzerinde yapılan çalışmaların sebep olduğu teolojik problemleri inceleyebilmek için bu konuda tarihsel süreç içerisinde ne gibi araştırma ve çalışmaların yapıldığını ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Kök hücre çalışmalarıyla ilgili tarihsel süreç incelendiğinde bunun üç ana döneme ayrılması uygun olacaktır.
Kök hücre çalışmalarının başlangıç safhasını teşkil eden birinci dönem, 19.
yüzyılda yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Bu dönemde ünlü Alman bilim adamı Carl Rudoph Wirchrow tarafından ortaya atılan ‘omnis cellula’ yani tüm hücreler başka hücrelerden gelişir önermesi kök hücre çalışmaları tarihinde bilimsel milat sayılmaktadır.12 Bu dönemde hücrelerin başka hücrelere dönüşebildiği tezinden hareketle bazı tedavi yollarının bulunması için çalışmalar başlatılmıştır. Neticede memeli ovumunun vücut dışında fertilizasyonu ilk kez 1878 yılında denenmiş ancak sonuç başarısız olmuştur. Daha sonra 1900’lü yılların başında hematopoyetik sistem hücrelerinin bir kök hücreden köken aldığı düşüncesi ortaya çıkmış ve bu da kemik iliği kök hücre nakli çalışmalarının arka planını oluşturmuştur.13
12 Mustafa Çetiner,‘Kök Hücre Tarihi’ 2. Ulusal Kök Hücre Kongresi Bildirileri, 6-9 Eylül 2006, Trabzon, s.29.
13 Çetiner, Kök ‘Hücre Tarihi’, s.29.
Kök hücre çalışmalarının ikinci safhası ise 20 yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkmış ve insandan insana ‘hematopoyetik (kan hücresi) kök hücre nakli uygulaması’
fikri ile kök hücre çalışmaları olgunlaşma evresine girmiştir. 1930’lu yıllarda cenine ait dokuların kullanılmasına başlanmıştır.14 Konuyla ilgili araştırmalarda bulunan Mustafa Çetiner’e göre bu safhanın oluşmasında maalesef insanlığın maruz kaldığı elim olaylar rol oynamıştır. Çetiner’e göre eğer 1945 yılında ABD’de New Mexico da nükleer denemeler yapılmasaydı ve Japonya’ya atom bombaları atılmasaydı ‘belki de hematopoyetik kök hücre nakli fikrinin pratikte uygulaması çok gecikebilecekti. Çünkü kök hücre nakli fikrinin pratikte uygulamasındaki en önemli itici güç radyasyonun neden olduğu kemik iliği yetmezliği ve onun tedavisindeki çaresizliktir.’15 Yine bu dönemde, Nobel ödülü kazanan Amerikalı John Enders tarafından cenine ait böbrek hücreleri çocuk felci virüsünün gelişmesi için kullanılmıştır.16
1959 yılında Yugoslavya’da meydana gelen bir nükleer kaza kemik iliği nakli çalışmalarında bir milat oluşturmuştur. Kaza neticesinde nükleer reaktörde çalışan işçilerin bir kısmı radyasyonun etkisiyle kemik iliği yetmezliği hastalığına yakalanmışlardır. Bu hastalardan birine canlı dalak ve karaciğer hücreleri nakledilmiş ancak hasta kanamadan dolayı ölmüştür. Diğer hastalara ise Fransız doktor Mathe tarafından kemik iliği nakli yapılmıştır. Ancak, bu çalışmalardan başarılı bir sonuç alınamamıştır.17
Kök hücre ve kemik iliği nakli konusunda devam eden çalışmalardan 1970’lerin sonlarına kadar verimli bir sonuç alınamamıştır. 1977 yılında Amerikalı Doktor E. Donnal
14 Dorothy C Wertz, ‘Embryo and Stem Cell Research in the USA: a political history’, Trends in Molecular Medicine, c.8. no.3, Mart 2002, s.144.
15 Çetiner, agm; Rainer Storb, ‘History of Pediatric Stem Cell Taransplantation’, Pediatr Transplantation, no.8, 2004, ss.5-6.
16 Wertz, ‘Embryo and Stem Cell’, s.144.
17 Çetiner,‘Kök Hücre Tarihi’, s.30; Storb, ‘Histrory of Pediatric Stem Cell Taransplantation’, ss.5-6,8.
Thomas ve grubu kemik iliği nakli konusunda ilk başarılı çalışmaları ortaya koymuşlardır.
Yapılan çalışmalarda doku gruplarının uygunluğu konusunda testler yapılmış ve uygun verici gruptan kemik iliği nakli gerçekleştirilmiştir.18
Kök hücre çalışmalarının yoğunluk kazandığı ve baş döndürücü bir hızla ilerlediği üçüncü safha ise yirminci asrın son çeyreğine rastlamaktadır. 1978 yılında göbek kordonu kanından kök hücre elde edilmesinden üç yıl sonra 1981de iki ayrı araştırma grubu tarafından, Evans-Kaufman ve Martin, fare embriyosundan embriyonik kök hücre edilmesi konusundaki çalışmaları kök hücre araştırmalarında bir dönüm noktası olmuştur.19 Bu çalışmalar daha sonraki yıllarda da devam etmiş ve 1998 yılında ABD’li bilimadamı Dr james Thomson ve grubu tarafından ilk defa insan embriyosundan kök hücre elde edilmiştir.20 Aynı bilimadamları ve diğer bazı araştırmacılar tarafından 1999 ve 2000 yıllarında yapılan çalışmalarda ise, yetişkin fare dokularından farklı tipte hücreler üretileceği anlaşılmıştır.21
2000’li yıllardan itibaren kök hücre çalışmaları dünyada gündem oluşturacak seviyeye ulaşmıştır. Bu dönemde Güney Kore’li araştırmacılar, 2004 yılı Şubat ayında insan embriyolarını klonlayıp bunlardan kök hücre elde ettiklerini açıklayarak büyük bir sansasyon oluşturduysalar da daha sonra, yaptıkları çalışmanın etik dışı olduğu kendileri tarafından ifade edilmiştir.22 Ancak, bir yıl sonra, 2005 Şubat ayında, yine aynı ülkede Prof Song Chang Hun tarafından önemli bir başarıya imza atılmıştır. Prof Hun, bebek kordon bağındaki kandan elde ettiği kök hücreleri bel bölgesinde omiriliği kırılan
18 Çetiner,‘Kök Hücre Tarihi’, s.30; Storb, ‘Histrory of Pediatric Stem Cell Taransplantation’, s.7.
19 Richar O Haynes ve Araştırma Heyeti, Guidelines For Human Embryonic Stem Cell Research (USA, 2005), s.30.
20 Haynes ve Heyeti, Guidelines, ss.31-33.
21 Haynes ve Heyeti, Guidelines, ss.32-33.
22 Rebecca Dresser, Stem Cell Research: the bigger picture, Biology and Medicine, ss.5-6;
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story, 24.11.2005.
bir hastasına başarıyla nakletmiş ve yatalak durumda olan hastasını yürütmeyi başarmıştır. Ancak, Hun, ameliyatla ilgili yaptığı basın açıklamasında ihtiyatlı olmayı elden bırakmamış ve kök hücre çalışmalarında kesin tedaviye henüz ulaşılamadığını ve bu alanda deneysel çalışmalara devam edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.23
Kök hücre çalışmaları bir taraftan tüm hızıyla devam ederken diğer taraftan, özellikle 2000’li yıllardan sonra yapılan çalışmalarda insan embriyosundan elde edilen kök hücrelere karşı dini, ahlaki ve siyasi itirazların yükselmesi üzerine bir takım yeni alternatif kök hücre üretme arayışları ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu çalışmalardan biri İngiltere’deki Kingston Üniversitesi tarafından yürütülmüştür. Adı geçen üniveriste tarafından 2005 yılında yapılan çalışmada göbeğe ait kordon kanından ‘Embriyonik benzeri kordon kanı kök hücresi’ adı verilen yeni bir kök hücre bulunmuştur. Bulunan yeni kök hücrenin değişik kök hücrelere dönüşebildiği iddia edilmiştir. Dr Anthony Atala ve ekibi tarafından 2007 yılının başlarında yapılan bir başka araştırmada ise, rahimde cenini çevreleyen zar sıvısından yeni bir kök hücre çeşidi bulunduğu açıklanmıştır.24
Alternatif kök hücre üretme arayışlarında önemli adımlar 2007 yılının sonuna doğru atılmıştır. 1998 yılında ilk defa insan embriyosundan kök hücre elde eden Amerikalı bilimadamı Thomson, 2007 yılı Kasım ayında yaptığı bir açıklamada insan derisi hücrelerini kök hücreye dönüştüren yeni bir metot geliştirdiğini açıklamıştır.25
Yine aynı dönemde Japonya’nın Kyoto Üniversitesinden Shinya Yamanak başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütülen araştırmalarda insan embriyosu kullanmaya gerek kalmadan beş bin hücreden bir kök hücre soyu elde edildiği
23 Prof Hun’un açıklamaları için: Kim Tae, ‘Korean Scientists Succeed in Stem Cell Therapy’, http://www.spinalcordinjuryzone.com/news/3177/korean-scientists-succeed-in-stem-cell-therapy.
24 http www.explorestemcells.co.uk/Historystemcellresearch.html; Haynes ve Heyeti, Guidelines, ss.42-45.
25 Alev Daştan ve diğerleri ‘Kök Hücre teknolojisi’, http://kisi.deu.edu.tr/bulent.cavas/ders/bok2.pdf; ‘İnsan Derisinden Kök Hücre Elde Edildi’, İlmi Araştırma Dergisi, sa.43 (2008), s.4.
açıklanmıştır. Bu alandaki en son teknikleri kullanan ve 10 yıldır kök hücre tedavisiyle MS hastalığını tedavi etmeye çalışan İngiliz Prof. Neil Scolding 12 Mart 2008 tarihinde yaptığı açıklamada kesin sonuçlara ulaşmaya az kaldığını ifade etmiştir. İngilterede Bristol Üniversitesinde araştırmalarına devam eden Prof. Scolding üzerinde çalıştığı tedavi metodunun sonuç vermesi halinde beyin ve omirilikteki hasar görmüş hücrelerin onarılarak felçli hastaların tekrar eski hallerine döndürülebileceğini ifade etmiştir.26
Ancak, son dönemlerde yapılan bu çalışmalardan bazı olumlu sonuçlar alınmasına rağmen mevcut araştırmaların ve bulunan yeni kök hücrelerin, henüz deneme aşamasında olduğu ve istenilen her türlü dokuya dönüştürülemediği göz önüne alındığında elde edilen bu hücrelerin embriyonik kök hücrelere ne kadar alternatif oluşturacağı kesinlik kazanmış değildir. Buna ek olarak tüp bebek yöntemi neticesinde elde edilen embriyonik kök hücrelerin bazan organizmaya zararlı olabilecek genetik değişime uğradığı da bilinmektedir. Ayrıca, kök hücre çalışmalarının henüz tedavi amacıyla kullanılabilecek sonuçları vermekten oldukça uzak olduğu ilgili uzmanlarca belirtilmektedir. Bu alanda daha fazla test çalışmalarına ihtiyaç vardır.27 Bu çalışmalar günümüzde halen ABD’de, Japonya’da Güney Kore’de ve başta İngiltere olmak üzere diğer bazı Avrupa ülkelerinde devam ettirilmektedir.
I.2. Türkiye’de Yapılan Çalışmalar
Türkiyede kök hücre kavramını ortaya atan ve bu alanda öncü çalışmaları yürüten ilk bilimadamı Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün’dür. Osmanlı’nın son döneminde yetişen ve Cumhuriyetin ilk genç kuşağını oluşturan bir Tıb alimi olan Aygün, 1950’li
26 Agm.
27 İlk kopya hayvan Dolly yi üreten ekibin başı olan Prof Ian Wilmutun açıklamaları için bkz. The Daily Telegraph, 16.11.2007.
yıllarda ABD’deki üniversitelerde doku ve hücre kültürleri alanında dersler vermiştir. Prof Aygün, daha 1970’li yıllardan itibaren ‘olgunlaşmamış homojen insan hücreleri’ olarak tarif ettiği hücrelerin insanlar için önemli olcağını, farklılaşabileceğini ve hastalıklı doku ve organları onarabileceğini düşünmüştü.
Bu düşüncelerinden hareketle çalışmalarını insan hücrelerini kullanarak yapmaya başlamıştır. Bu dönemdeki bir ropörtajında ‘örneğin kalp kültür hücresi şırınga edilen bir organizmada, hücre kalbe yerleşiyor, 2-7 ay içersinde gelişiyor, 35-45 gün içinde hasta organı yenileniyor’ diyerek adeta günümüzde kök hücre alanında yapılan çalışmalara o günden atıfta bulunmuştur.28
1980’li yıllardan, Prof. Aygün’ün vefatıyla bıraktığı yerden itibaren Türk Tıp bilginleri özellikle kan kanseri tadavisinde yetişkin kök hücrelerini (somatik kök hücre) başarıyla kullanmaya devam etmişlerdir. Özellikle son 30 yıldan beri Türkiye’nin, kemik iliğiden alınan kök hücre nakli yoluyla bazı kanser hastalıkların tedavisinde oldukça ileri olduğu hatta Avrupa ve ABD’nin seviyesine ulaştığı Türk Hematoloji uzmanlarınca ifade edilmektedir.
Günümüzde ise, Türkiye’de kök hücre nakli ve tedavi amaçlı hücre çalışmaları özellikle lösemi ve bazı kan hastalıklarının tedavisinde etkin bir şekilde kullanılmaya devam ederken klonlama ve embriyonik kök hücre üzerinde ciddi bir çalışma henüz gerçekleştirilmiş değildir. Bu çalışmalarda Ankara, Hacettepe, Karadeniz Teknik, Akdeniz, Ege ve Marmara üniversiteleri başı çekerken Ankara, İstanbul, İzmir başta
28 Çetiner,‘Kök Hücre Tarihi’, ss.31-32.
olmak üzere tüm büyük merkezlerde ve özel hastanelerde kemik iliği ve kan oluşturan kök hücre (hematopoetik kök hücre) nakli yapılmaktadır.29
Türkiye’de son dönemlerde yapılan kök hücre tedavilerinden bazıları sıralanacak olursa, örneğin 2004 yılı itibariyle, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde by-pass olamayacak 10 kadar hastanın hasarlı kalbine kök hücre nakledilirken, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde damar ve kalp kası oluşturma çalışmaları yapılmıştır.
Ankara Üniveristesi Tıp Fakültesinde yapılan bir araştırmada kalp krizi geçirtilen farelere kendi kemik iliklerinden elde edilen hücreleri kalpte hasar görmüş dokuya enjekte edilerek o bölgede sağlam doku oluştuğu müşahade edilmiştir. Karadeniz Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim dalı tarafından yapılan araştırmada ise, mezenkimal kök hücreden yağ ve kalp kası ve karaciğer hücresi üretilerek bu hücrenin ilk elektromikroskopik analizi gerşekleştirilmiştir. Ayrıca, adı geçen hastanede kolon, mide, kas hastalığı, cilt kanseri, lenf bezi tümörü ve lösemiler için aşı üretme çalışmaları yapılmasıne devam edilmiştir.
Antalya Üniversitesinde ise böbrek hücreleri üretme çalışmaları yapılmıştır.30
Türkiye’de embriyonik kök hücre çalışmalarına ilgi, özellikle 2000’li yılların sonrasında ‘tüp bebek’ uygulamalarının artmasıyla birlikte çoğalmaya başlamıştır. Bu alanda basında gündeme gelen isimlerin başında Ankara Üniversitesi Nöroşirürji Anabilimdalı öğretim üyelerinden Prof. Haluk Deda akla gelmektedir. Deda, Nisan 2005 tarihinde Türkiye’de bir ilke imza atarak beyin damarlarınının tıkanıklığı sebebiyle felç olmuş olan Hollandalı Martin Boma’ya kendi kemik iliğinden elde edilen kök hücreleri naklederek hastanın hareket etmesini ve kısmen yürümesini sağlamıştır. Ancak, aynı
29 Ercüment Ovalı, ‘Kök Hücre tedavisi ve Türkiye’, http://www.genbilim.com;‘Kök Hücre’
http://bilgimce.com; www.babylife.com.tr.
30 Age.
tarihlerde bir başka hastasına yaptığı kök hücre tedavisi başarılı olmadığı için dava edilmiş ve akabinde de hakkında basında lehte ve aleyhte birçok yazı çıkmıştır.31
Son dönemde, Prof. Deda’dan başka kök hücre alanında medyada isim yapan uzmanlar arasında Muhit Özcan, Osman İlhan, Serdar Bedi Omay, Savaş Kansoy, Ercüment Ovalı, Erdal Karaöz gibi pek çok isim sayılabilir. Prof. Omay ve ekibi kalpte doku hasarı olan hastalara kök hücre nakli yaparken, Prof Kansoy ve ekibi kemik iliği kök hücre alanında uluslararası standardı yakalamayı başaran tedavileri gerçekleştirmiştir. Prof. Karaöz Kocaeli Üniversitesinde hücre dondurma ve saklama laboratuvarını açarken Prof. Ovalı ve ekibi ise kurudukları laboratuvarda birçok çeşit kök hücre üretimi yapacaklarını açıklamıştır.32
Türkiye kurumsal anlamda da gerek özel gerekse de devlet yönetiminde kök hücre üretimi alanında önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bunlardan biri tedavi amaçlı kök hücre üretmek üzere Trabzon’da, Karadeniz Teknik Üniversitesi ile işbirliği içinde kurulan Ati Teknoloji Özel Sağlık Hizmetleri Merkezidir. 2007 yılında hizmete açılan bu merkez Türkiye’de bir ilk olup Ortadoğu bölgesinde ise İsrailden sonra ikinci büyük tedavi merkezi olma özelliğini taşımaktadır. Merkezdeki laboratuvarlarda kemik iliği nakli, yanık tedavisi, yaşlanmanın geciktirilmesi, kıkırdak dokuların onarılması ve kanser gibi değişik hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek hücrelerin üretebileceği açıklanmıştır.33 Bu alandaki bir diğer önemli merkez, Kocaeli Üniveristesine bağlı plarak 2007 yılında açılan Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezidir. Merkezin amacı
31 Prof Deda’nın hakkındaki eleştiriler için bkz Türkiye Kilinikleri Dergisi, Nöroşirürji Dergisi
32 Geniş bilgi için bkz; www.turkishjournal.com, 9 Ocak 2008.
33 Ercüment Ovalı, ‘Kök Hücre tedavisi ve Türkiye’, http://www.genbilim.com;‘Kök Hücre’
http://bilgimce.com; www.babylife.com.tr.
kök hücre tedavisi ve üretimi konusunda araştırmalar yapmak ve gerekli teknolojiyi elde edip uygulamaya aktarmak olarak belirlenmiştir.34
Her ne kadar bu ülkedeki tıp uzmanları dünyada kök hücre alanında meydana gelen hızlı değişiklik ve gelişmeleri takip edip bu alanda başarılı çalışmalar ortaya koymuş olsa da Türkiye, henüz bu alanda ortaya çıkan bazı yasal ve kurumsal boşluk ve eksiklikleri de aşabilmiş değildir. Bu sebepledir ki Sağlık Bakanlığı 2005 yılında yasal ve kurumsal boşlukları doldurmaya bir adım olması kabilinden bir yasa çıkarmıştır.
I.3 Diğer İslam Ülkelerinde Yapılan Çalışmalar
Batıdaki önde gelen prestij sahibi medya ve Fen Bilimi dergilerinde, kök hücre araştırmalarında İran’ın İslam dünyasında ileri bir seviyeye ulaştığı belirtilmektedir. Bu kaynaklara göre, İran’ın kök hücre çalışmalarında ileri bir düzeye ulaşmasının nedenleri arasında; İran Hükümeti’nin desteği, esnek bir dini ve etik anlayışa sahip olması ve modern-fenni ilimlerde başarılı çalışmalar yapmak suretiyle uluslararası alanda prestijini arttırmak gibi bir takım dini, siyasi ve kültürel faktörlerin etkili olduğu ifade edilmiştir.35
Her ne kadar İran’da 1979 İslam devrimi sonrasında bilimsel çalışmalar kısa bir süre sekteye uğramışsa da 1989 yılında Mustafa Moin’in Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak atanmasıyla bu durum değişmeye başlamıştır. Bu dönemde İran’da bilimsel çalışmalara ve eğitime büyük önem verilmiş ve bunun sonucu olarak ta eğitim ve ilmi çalışmalar için ayrılan bütçe büyük oranda arttırılmıştır. Bu yeni eğitim ve kültür siyaseti çerçevesinde İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney 2002 yılında yaptığı bir
34 İHA, 21.11.2007
35 Bkz., BBC, 28 Haziran 2004; Washington Post, 17 Eylül 2008; CNN Int, 17 Kasım 2006; Boston Globe, 22 Agustos 2006;The Chiristian Science Monitor, 22 Haziran 2005, The Guardian, 31 Temmuz 2008; MIT İran Araştırmaları Grubu Raporu, http://isg-mit.org/research/data/iran; Journal Nature, Science and Nature dergilerinden naklen MIT İran Araştırmaları Grup raporu, http://isg-mit.org/research/data/iran.
açıklamada kök hücre çalışmalarını desteklediğini ifade ettikten sonra gelecek 20 yıl içersinde ‘İran’ın yeni hedefinin bilim ve teknolojide Ortadoğu’nun lideri olması gerektiğini belirtmiştir. Bu meyanda İran’da birçok siyasetçi ve dini lider Hamaney’e desteklerini belirterek ‘İran’ın, bilim ve teknolojisini geliştirmek suretiyle uluslararası siyasi statüsünü yükseltmesi gereğini savunmuşlardır.36
Bu yeni bilim ve teknoloji siyaseti çerçevesinde İran, kök hücre çalışmalarına ağırlık vererek bu alanda uluslararası bir üne ulaşan Royan Enstitüsü’nü 1991 yılında hizmete açmıştır. Tahran’da açılmış olan bu enstitüde 1998 yılından itibaren kök hücre, embriyoloji, kadın hastalıkları, genetik, androloji, salgın hastalıklar alanlarında araştırma ve çalışmalar yapılmaktadır. 2004 yılında insan embriyolarından elde edilen 6 kök hücre nakli yapılmıştır.
Daha sonra bu çalışmalar genişletilerek insan embriyolarından elde edilen kök hücrelerin hastalıklı olan pankreas kalb ve ciğer hücrelerine nakli gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca, Royan Enstitüsü Ortadoğu’da bir ilki gerçekleştirerek 2006 yılında bir koyunu klonlamış ancak klonlanan koyun birkaç dakika içinde ölmüştür. Royan Enstitüsünden sonra kurulan ve ilk özel sektör kök hücre şirketi olan Kök Hücre Teknolojisi Şirketi 2004 yılında Tahran’da kurulmuştur. Bunlardan başka Tarbiat Modares Üniversitesi, İran Pastör Enstitüsü ve Tahran Üniversitesi gibi merkezlerde kök hücre ile ilgili araştırmalar sürdürülmektedir.37
Ancak, embriyonik kök hücre üretimi çalışmalarında İsveç, Japonya, ABD, İngiltere, Avustralya, Hindistan, Güney Kore ve Singapur’dan sonra dünyada 10’uncu
36 David W.G. Morrison and Ali Khademhosseini, ‘Stem Cell Science in İran’, Iranian Studies Group Project, http://isg-mit.org/research/data/iran.
37 Http://www.stem-cell-companies.com/Other_countries/Iran; Press TV, 10 Ağustos 2008; Iranian Studies Group Project.
sırada kabul edilen İran’ın maruz kaldığı bazı uluslararası siyasi ve ekonomik ambargolar nedeniyle bilimsel araştırmalarda bazı sıkıntılara uğradığı ilgili otoriteler tarafından belirtilmektedir. Yukarıda belirtilen ambargolar nedeniyle İran’lı araştırmacıların ihtiyaç duyduğu modern teknolojinin Batı’dan ithal edilmesinde ve İran’lı bilimadamlarının uluslararası kongre ve çalışmalara katılmalarında güçlükler ortaya çıkmaktadır. Ancak, bütün bu engellere rağmen İran’ın Ortadoğu’da kök hücre çalışmaları alanında önemli bir mesafe katettiği Batılı otoriteler tarafından ifade edilmektedir.38
Kök hücre çalışmalarında Türkiye ve İran’dan sonra ilgili Batı literatüründe bahsi geçen bir diğer islam ülkesi Malezya’dır.39 Malezya da İran gibi bioteknoloji ve özellikle kök hücre alanında Uzakdoğu bölgesinde önümüzdeki on yıllık dönemde lider ülke olmayı bir devlet hedefi haline getirerek bu alandaki stratejisinin temellerini 2005 yılındaki Milli Biyoteknoloji Politikasını ilan ederek atmıştır. Buna göre, dünyada giderek büyük bir sektör haline gelen ve geleceğin başat teknolojilerinden biri olacağı kabul edilen Biyoteknolojiden Malezya devleti de gerek devlet yatırırımı yaparak ve özel sektörü teşvik ederek ve gerekse de dış yatırımları teşvik ve vergi indirimi yoluyla büyük bir pay almayı milli bir hedef haline getirmiştir.40
38 BBC, 28 Haziran 2004; Washington Post, 17 Eylül 2008; CNN Int, 17 Kasım 2006; Boston Globe, 22 Agustos 2006;The Chiristian Science Monitor, 22 Haziran 2005, The Guardian, 31 Temmuz 2008; MIT İran Araştırmaları Grubu Raporun, http://isg-mit.org/research/data/iran; MIT İran Araştırmaları Grubundan naklen Journal Nature, Science and Nature dergileri; www.payvand.com, 9 Mart 2008; Morrison and Khademhosseini, ‘Stem Cell Science in İran’.
39 Http://www.brookings.edu/fp/story.php; http://www.medicine.com;
http://www.bbc.co.uk/religions/islamethics; Washington Post, 17 Eylül 2008;
www.sciencereligionnews.blogspot.com;
40Http://www.biotek.gov.my/National/Biotechnology/Policy;
http://www.gov.my/MyGov/BI/Directory/BusinessByIndustry/Biotechnology; The New Straits Times, 28 May 2008.
Bu çerçevede Malezya başta Hindistan olmak üzere ABD ve İngiltere gibi ülkelerle ikili anlaşmalar yapmak suretiyle kök hücre çalışmaları alanında dünyaca tanınan bir devlet olmayı amaçladığını ortaya koymuştur. Malezya’da gerek devlet ve gerekse de özel sektör tarafından yapılan yatırımların miktarı 2008 yılı itibariyle 157 milyon dolar olup bunun çok daha arttırılmasının planlandığı Malezyalı yetkililerce ifade edilmiştir.41
Malezya’da kök hücre çalışmalarıyla ilgili Başkent Kuala Lumpur’daki Biyoteknoloji Kurumu, Kök Hücre Merkezi, Teknoloji Parkı, Melaka şehrindeki Tıp Fakültesi gibi temel çalışmalar yapan kurumların yanında diğer tıp fakültelerinde de bu çalışmaların yaygınlaştırılması Malezya Sağlık Bakanlığı tarafından planlanmaktadır.
Malezya’da kök hücre çalışmaları sıkı bir denetime tabidir. Malezya Sağlık Bakanlığı ve Malezya Biyoteknoloji Kurumu her türlü araştırma, çalışma yapmakla ve özel şirketlere lisans vermekle yükümlü kurumlardır. Ayrıca, Kök Hücre merkez ve laboratuvarlarının standartları ve teftiş edilmeleriyle görevli FACT (Kök Hücre Tedavi ve Lisans Kurumu) adlı bir kurum mevcuttur.42
Dini ve etik açılardan kök hücre çalışmalarının İslam’a uygunluğunu inceleyen Malezya Milli Fetva Kurulu 22 Şubat 2005 tarihinde yaptığı bir toplantıda sağlık için faydalı olmak şartıyla embriyonik kök hücre ve klonlamaya izin verildiğini açıklamıştır.
Fetva kurulunun bu açıklamasından sonra Malezya Sağlık Bakanlığı harekete geçerek 5 Aralık 2006 yılında kök hücre çalışmalarıyla ilgili bir genelge yayınlamıştır. Bu genelgede kök hücre araştırma ve çalışmalarının kanuni çerçeve ve kapsamı belirlenmiş ve kök hücre çalışmalarının bakanlığınca desteklendiği ve teşvik edildiği belirtilmiştir.
41 The New Straits Times, 28 Mayıs 2008; The Star Online, 8 Nisan 2008;
http:ukinmalaysia.fco.uk/en/newsroom.; http://biz.thestar.com.my/news./story.asp.
42 Age.
Genelgeye göre kök hücre çalışmaları Malezya Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumlar olan Sağlık Genel Müdürlüğü ve Etik Kurulunun incelemesinden geçecek ve böylece etik olmayan ve amaç dışı olan her türlü çalışmanın önüne geçilecekti.43
Bir diğer İslam ülkesi olan Pakistan’da kök hücre çalışmaları ile ilgili bir yasa 2004 yılında çıkarıldıysa da bu alandaki çalışmalar henüz başlangıç safhasında olup ancak 2008 yılı Temmuz ayında Pakistan Sağlık Bilimleri Enstitüsü harekete geçerek kök hücre araştırma merkezleri açmaya karar verebilmiştir. Bu ülkede kök hücre çalışmalarından Sağlık Bakanlığı mesul olup kök hücre çalışmalarını yürütmek ve denetlemek üzere Pakistan Milli Biyoetik Komitesi ve Pakistan Sağlık Araştırmaları Kurumu oluşturulmuştur.44
I.4 Kök Hücre Çalışmalarıyla İlgili Dünyada ve Türkiye’de Mevcut Hukuki ve Yasal Düzenlemeler
Kök hücre çalışmaları üzerinde yürütülen etik tartışmaların yanısıra hukuki boyutu üzerinde de farklı yaklaşımlar söz konusudur. Ülkelerin yasal düzenlemelerinde kök hücre araştırmaları ile ilgili farklı yaklaşımlar gözlenmektedir. Kimi ülkeler, araştırmalarla ilgili oldukça sınırlayıcı bir yaklaşım içerisinde iken kimi ülkelerde, bu ülkelere göre daha az sınırlayıcı yasal düzenlemelere yer vermiştir. Kimi ülkeler de Kök hücre çalışmalarına çok daha serbest bir alan yaratacak yasal düzenlemelere sahiptir. Kök hücre araştırmalarının felsefi ve etik açıdan tartışıldığı biyoetik gibi pek çok alanda embriyonik kök hücre araştırmaları ile erişkin kök hücre araştırmaları ayrımı önem taşımaktadır.
Aynı ayrımın hukuk açısından da önem taşıdığını belirtmek gerekir. Kök hücre araştırmaları ile ilgili yasal düzenlemelerin oluşturulmasında “embriyonun statüsü”
43 Http://www.moeswk.gov.my; http://www.bbc.co.uk/religions/islamethics.
44 Daily Times, 3 Temmuz 2008; Pakistanhttps://webapps.sph.harvard.edu;
nedeniyle embriyonik kök hücre araştırmaları ile ilgili tartışmaların yoğunluğu dikkat çekicidir. Bu durum, üklelerin yasal düzenlemelerinde de kendini göstermektedir.
İnsan embriyoları konusundaki uluslararası belgelerin birçoğu (1948 İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi, 1966 Uluslararası Vatandaşlık Ve Siyasal Haklar Antlaşması, 1981 Afrika İnsan ve Haklar Beyannamesi, v.b) genel olarak yaşam hakkı konusundaki bildirgelerdir. Diğer bazı belgelerde ise çocuğun yaşam hakkı konusu öne çıkmaktadır.
Embriyoların araştırma amaçlı kullanımında, Avrupa Birliği’nin çoğulculuk anlayışı doğrultusunda, bu uygulamanın yasaklanması ya da belirli ilkeler çerçevesinde serbest bırakılması, ülkelerin kararına bırakılmıştır. Bu bağlamda Avrupa ülkeleri embriyoya tanıdıkları statü çerçevesinde, konu ile ilgili farklı yaklaşımlar içeren yasal düzenlemelere sahiptir.
Embriyo üzerindeki araştırmaların koşullarının neler olması gerektiği konusunda henüz bir görüş birliği yoktur. Avrupa ülkeleri arasında Embriyonu bir laboratuar ürünü olarak gören eğilimi yoktur. Ancak embriyoya, gelişimine paralel olarak daha çok koruma sağlanmaktadır. Başka bir deyişle Avrupa ülkeleri arasında embriyoya, genellikle döllenme anından itibaren “yaşama hakkı” tanımamakla beraber, belli koşullar sağlanması durumunda “bir insan olarak gelişme potansiyeline sahip” olarak görülen embriyoya bu bağlamda bir “değer” yüklenmektedir.
Yanlızca araştırma amacı ile embriyo oluşturulmasını planlayan araştırmaların yasaklanması konusunda bir eğilim bulunmaktadır. Avrupa ülkelerinde Embriyo araştırmalarının öjenik, yani genetik seçicilik yönünde kullanılması yasaklanmıştır.
Embriyo araştırmalarına izin verilen ülkelerde her araştırma talebinin ayrıntılı olarak, şeffaf şekilde, tek tek incelenerek etkin bir toplumsal kontrol düzeninin olması gerektiği
vurgulanmaktadır. Kök hücrenin hukuki yönünün ortaya konmasında kök hücrenin elde edildiği kaynaklar da önemli olmaktadır.
Üremeye yardımcı teknoloji uygulamaları sırasında elde edilen fazla embriyolardan kök hücre elde edilmesine izin veren ülkeler olduğu gibi buna izin vermeyen ve yasal yasaklamalar getiren ülkeler de vardır. Embriyo üzerinde araştırmalar konusunda henüz hiçbir yasal düzenlemenin olmadığı ülkeler de mevcuttur.
Türk hukukunda Kök hücre ile ilgili uygulamaları düzenleyen yasa düzeyinde bir düzenleme bulunmamaktadır. Kök Hücre araştırmaları konusunda, Türkiye’deki yasal çerçeveyi belirlemek için genel içerikli hükümlerden hareket edilmesi ve Sağlık Bakanlığı’nın konu ile ilgili olarak 2005 yılında yayımladığı bir Genelge ve 2006 yılında yayımladığı Kök hücre kılavuzu vardır. Özellikle bu kılavuzda embriyonik kök hücre ile yetişkin kök hücreler konusunda ayırıma gidilmiştir. Konuyla ilgili yasal çerçevenin çizilebilmesi için Ana rahmi içerisindeki döllenmiş insan yumurtasının (embriyo) konumunun belirlenmesi tartışmalarından hareket edilmektedir. Ana rahmi dışındaki embriyoların araştırma amaçlı kullanılması veya doğal olmayan yöntemler ile araştırma amaçlı embriyoların oluşturulması birbirinden farklı değerlendirilmektedir.
Doğmamış insanın yasal statüsü konusunda Avrupa insan hakları sözleşmesinde açık bir ifade bulunmamaktadır. Ancak yine de 10’uncu haftadan itibaren annenin çocuğunu düşürmesi, annenin onamının bulunmasına rağmen başkasının embriyoyu düşürtmesi suç olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda Medeni yasa da sağ doğması koşulu ile ana rahminde bulunduğu süre içinde ceninin hak sahibi olacağı konusunda hüküm içermektedir. Döllenmiş insan yumurtasının ana rahminden ayrıldıktan sonraki hukuki niteliği değerlendirildiğinde ise, yasal düzenlemelerde yine kişiliğin varlığının kabul edilmediği yönünde hükümler dikkat çekmektedir.
Ana rahmi dışındaki embriyonun konumunun korunması, araştırma amaçlı embriyo oluşturulması ve embriyonik kök hücre çalışmaları konusunda da Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliğinde (ÜYTMY) hükümler bulunmaktadır.
Yönetmelik kullanılmayan, kullanılmak istenmeyen embriyoların belirli bir prosedüre göre imha edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Burada embriyonun yaşam hakkı anlamında bir konuma sahip olmadığı görülmektedir. ÜYTMY’de, fazla embriyoların üremeye yardımcı tedavi yöntemi uygulaması dışında kullanılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Biyoloji ve Tıbbın uygulanması bakımından İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi tüpte embriyo üzerinde araştırmayı yasaklamamakla beraber, yasaların buna izin vermesi halinde embriyo için yeterli korumanın sağlanması gerektiğini belirtmektedir.
Ancak sözleşme, bu araştırmaların yasalar çerçevesinde yapılması gerektiğine de işaret etmektedir. Araştırma amacıyla embriyo oluşturulması ise, Biyotıp Sözleşmesinde yasaklanmıştır.
Avrupa ülkeleri arasında, embriyoyu bir labaratuvar ürünü olarak gören bir eğilim yoktur. Ancak embriyoya, gelişimine parallel olarak daha çok koruma sağlamaktadır.
Başka bir deyişle, bu ülkeler arasında embriyoya, genellikle döllenme anından itibaren
“yaşam hakkı” tanınmamakla beraber, belli koşulların sağlanması durumunda “bir insan”
olarak gelişme potansiyeline sahip” görülmekte ve bu bağlamda embriyoya bir “değer”
yüklenmektedir.
Ancak yanlızca araştırma amacı ile embriyo oluşturulmasını planlayan araştırmaların yasaklanması genel eğilim olarak tercih edilmektedir. Biyotıp sözleşmesi embriyo araştırmalarına izin verilen ülkeler arasında her araştırma talebinin ayrıntılı olarak tek tek inceleneceği etkin bir kontrol düzeninin olması gerektiğini vurgulamaktadır.