SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA KULLANICI TİPOLOJİLERİNİN BELİRLENMESİ ve İKNA

217  Download (0)

Tam metin

(1)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

GAZETECİLİK ANABİLİM DALI

SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA

KULLANICI TİPOLOJİLERİNİN BELİRLENMESİ ve İKNA

Doktora Tezi

Arif AYTEN

Ankara, 2021

(2)

2

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

GAZETECİLİK ANABİLİM DALI

SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA

KULLANICI TİPOLOJİLERİNİN BELİRLENMESİ ve İKNA

Doktora Tezi

Arif AYTEN

Tez Danışmanı Prof. Dr. Haluk K. GERAY

İkinci Danışman Prof. Dr. Orhan AYDIN

Ankara, 2021

(3)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

GAZETECİLİK ANABİLİM DALI

SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA

KULLANICI TİPOLOJİLERİNİN BELİRLENMESİ ve İKNA

DOKTORA TEZİ

Tez Danışmanı

Prof. Dr. Haluk K. GERAY İkinci Danışman Prof. Dr. Orhan AYDIN

TEZ JÜRİSİ ÜYELERİ

Adı ve Soyadı İmzası

1- Prof. Dr. Haluk K. GERAY ………

2- Prof. Dr. Abdulrezak ALTUN ………

3- Prof. Dr. Nurcan TÖRENLİ ………

4 -Prof. Dr. Cem YAŞİN ………

5- Prof. Dr. Ruhdan UZUN ………

Tez Sınav Tarihi: 30.04.2021

(4)

2

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ

Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü’ne,

Prof. Dr. Haluk K. GERAY ve Prof. Dr. Orhan AYDIN’ın danışmanlığında hazırladığım “SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA KULLANICI TİPOLOJİLERİNİN BELİRLENMESİ ve İKNA (Ankara 2021)”

adlı doktora tezimdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu, başka kaynaklardan aldığım bilgileri metinde ve kaynakçada eksiksiz olarak gösterdiğimi, çalışma sürecinde bilimsel araştırma ve etik kurallarına uygun olarak davrandığımı ve aksinin ortaya çıkması durumunda her türlü yasal sonucu kabul edeceğimi beyan ederim.

17/05/2021

Arif AYTEN

(5)

Her zaman ve her koşulda olduğu gibi Bu tezi de sadece ve sadece

Kendim’e İthaf ediyorum Tüm ödül ve bedelleriyle

(6)

i

ÖNSÖZ

Bu tarz çalışmalarda araştırmacının ‘ben’ zamirini rahatlıkla kullanabildiği bu bölümün çok ta işlevsel olmadığı kanaatindeyim. Fakat yüksek lisans tez sürecinde yüce enstitümüzden aldığım tek düzeltme; önsözün yazılması olduğu için çok ta hevesli olmadan bu kısmı yazıyorum. Belki de ilkokul yıllarımdan beri benim için bu çocuk okumaz diyen muhteşem öngörülü eğitimcilerimize, önsöz değil de sonsöz olması niyetiyle.

Uzun ve meşakkatli tez sürecinde danışmanlığımı yapan bilgi ve görüşlerinden yararlandığım Prof. Dr. Haluk K. GERAY’ a, psikoloji alanında eksikliğimi fazlasıyla gideren Prof. Dr. Orhan AYDIN’ a, tezin yazım sürecinde yaptıkları katkılar ve faydalı eleştirileri için Prof. Dr. Abdulrezak ALTUN, Prof. Dr. Cem YAŞİN hocalarıma teşekkür ederim.

Şimdi ise, gözle görülmeyen çeşitli katkılarından dolayı teşekkür edilmesi adet olmuş, ebeveyin, eş, çocuklar ve yasal konumları belirsiz özel kişilere geldik. Bu geleneği sürdürmek için onlara da –her kimler ise– teşekkür ederim. Bu tezin yazılmasında emek süreçleri sonucundaki ürünleriyle bana asıl yardımcı olan; arpa, tütün ve kahve tarlalarındaki çiftçilere, bu hammadeleri işleyerek ürün haline getiren işçi sınıfına teşekkürü ayrıca bir borç bilirim.

Arif AYTEN Ankara / 2021

(7)

ii

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ………...………. i

TABLOLAR LİSTESİ……...……….………….. iv

GÖRSELLER LİSTESİ……….… v

GİRİŞ………..……. 1

BİRİNCİ BÖLÜM: KİŞİLİK ve KİŞİLİK KURAMLARI ………..……10

1.1 Kişiliğin Tanımı ve Kişilik Kuramı Yaklaşımları……….……...…….10

1.2 Psikanalitik Yaklaşım……….………..….13

1.3 Yeni-Freud’cu Yaklaşım……….………...……..17

1.4 Biyolojik Yaklaşım……….………...…...25

1.5 İnsancıl Yaklaşım………..………....33

1.6 Davranışsal / Sosyal Öğrenme Yaklaşımı………...………..39

1.7 Bilişsel Yaklaşım……….……...…….52

1.8 Ayırıcı Özellik Yaklaşımı………...….61

İKİNCİ BÖLÜM: SOSYAL MEDYA DAVRANIŞALARI ve KİŞİLİK……...…..75

2.1 Sosyal Medya Nedir? Tarihçesi, Gelişimi………...…..75

2.2 Sosyo-Ekonomik Demografiden Daha Fazlası: Psikodemografik……...….93

(8)

iii

2.3 Sosyal Medya Davranışları ve Kişilik Özellikleri Arasındaki İlişki…...…..97

2.4 Kişiliği Ölçmek ve Beş Faktör Kişilik Envanteri……….…..102

2.5 Konu ile İlgili Önceki Çalışmalar………...….113

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SOSYAL MEDYA DAVRANIŞLARI ÜZERİNDEN KİŞİLİK ANALİZİ…..…128

3.1 Etik İlkeler………...…128

3.2 Yöntem Üzerine………...…129

3.3 Bulgular………...…145

3.4 Uygulanan Beş Faktör Kişilik Envanteri ve Yapılan Analizin Karşılaştırılması………..……153

SONUÇ VE ÖNERİLER………....……157

KAYNAKÇA………171

EKLER……….……189

EK – 1 Aydınlatılmış Onam Formu……….……..…………...…189

Ek – 2 Beş Faktör Kişilik Envanteri………...………...…192

Ek – 3 Beş Faktör Kişilik Envanteri Öznelerin Cevapları…..…………..……195

Ek – 4 Korelasyon Tabloları………..………...…202

ÖZET………205

ABSTRACT………..……...206

(9)

iv TABLOLAR LİSTESİ

Tablo: 1.1 Büyük Beşli………..…………...………72

Tablo: 2.1 Konu ile İlgili Önceki Çalışmalar………101

Tablo: 2.2 Dışa Dönüklük………..….108

Tablo: 2.3 Yumuşak Başlılık………...…109

Tablo: 2.4 Öz Denetim………...…..109

Tablo: 2.5 Duygusal Denge……….…110

Tablo: 2.6 Gelişime Açıklık………..…………...110

Tablo: 3.1 Kişilik Analizinde Yararlanılan Dil Kullanımına Dayalı Kolerasyonlar……...133

Tablo: 3.2 Kişilik Analizinde Yararlanılan Görsel Ögelere Dayalı Kolerasyonlar………...134

Tablo: 3.3 Uyumluluk İçin Dil Kullanımına Bağlı Örnek Analiz Tablosu………...…..137

Tablo: 3.4 Nevrotiklik İçin Dil Kullanımına Bağlı Örnek Analiz Tablosu………...………..139

Tablo: 3.5 Deneyime Açıklık İçin Dil Kullanımına Bağlı Örnek Analiz Tablosu……….140

Tablo: 3.6 Dışa Dönüklük İçin Dil Kullanımına Bağlı Örnek Analiz Tablosu.………142

Tablo: 3.7 Öz Disiplin İçin Dil Kullanımına Bağlı Örnek Analiz Tablosu………...…………..143

Tablo: 3.8 Çalışmanın Sonucunda Elde Edilen Toplam Değerler……….……145

Tablo: 3.9 Deneyime Açık Kişiliğin Dil Analizinde Kullanılan Göstergeleri ………..146

(10)

v Tablo: 3.10 Deneyime Açık Kişiliğin Görsel Analizinde

Kullanılan Göstergeleri………...……146

Tablo: 3.11 Uyum Kişiliğin Dil Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………...147

Tablo: 3.12 Uyumlu Kişiliğin Görsel Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………...………...…148 Tablo: 3.13 Öz Disiplin Kişiliğin Dil Analizinde Kullanılan

Göstergeleri ………...149 Tablo: 3.14 Öz Disiplin Kişiliğin Görsel Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………..…150

Tablo: 3.15 Dışa Dönük Kişiliğin Dil Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………..………150

Tablo: 3.16 Dışa Dönük Kişiliğin Görsel Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………..………151

Tablo: 3.17 Nevrotik Kişiliğin Dil Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………...……...152

Tablo: 3.18 Nevrotik Kişiliğin Görsel Analizinde Kullanılan

Göstergeleri………..…152

Tablo: 3.19 Çalışmanın Tutarlılığı……….153

GÖRSELLERİN LİSTESİ

Görsel: 3.1 Uyumluluk İçin Görsellerin Kullanımına Bağlı

Örnek Analiz Görseli………...138 Görsel: 3.2 Nevrotiklik İçin Görsellerin Kullanımına Bağlı

Örnek Analiz Görseli.………...………...140

(11)

vi Görsel: 3.3 Deneyime Açıklık İçin Görsellerin Kullanımına Bağlı

Örnek Analiz Görseli………...…………141 Görsel: 3.4 Dışa Dönüklük İçin Görsellerin Kullanımına Bağlı

Örnek Analiz Görseli………...…142 Görsel: 3.5 Öz Disiplin İçin Görsellerin Kullanımına Bağlı

Örnek Analiz Görseli………..….144

(12)

1

GİRİŞ

Sosyal Medya Aracılığıyla Kullanıcı Tipolojilerinin Belirlenmesi ve İkna adlı tez çalışmasının ilk bölümünde kişilik hakkında bilgiler aktarılmış, sonrasında sosyal medya hakkında bilgiler verilmiştir. Sosyal medya davranışları ve kişilik arasında ilişkiler kurulduktan sonra psikodemografiden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise öznelerimizden edinilen datalar üzerinden yapmış olduğumuz analizin bulguları verilmiştir. Bu bulguların tutarlılığını ölçmek için öznelerimize uygulanmış olan Beş Faktör Kişilik Envanteri’nin sonuçları ile karşılaştırılmış ve %70,76’lık bir tutarlılık yüzdesi elde edilmiştir. Sonuç ve öneriler kısmında ise her kişilik boyutu için uygun iletiler önerilmiştir. Sosyal medya davranışları üzerinden öznelerin bilgisi ve rızası olamadan kişiliğin saplanabilineceği ve bu kişiliklere özgü manipletif içeriklerin üretilebilineceği sonucuna varılmıştır.

Sosyal medya paylaşımları üzerinden bireylerin kişilik boyutları ölçülebilinir mi? Problemi ile yola çıkan bu çalışma, bu doğrultuda manipletif içeriğin ne olduğu ve nasıl inşa edildiği sorunsalları ile de ilgilenmiştir.

Bu problem doğrultusunda; Gelişen medya teknolojileri ile beraber, izleyiciden kullanıcıya geçişle medya içeriklerinin de değişmesi söz konusudur. Hedeflenen kitleleri de artık farklı bir demografik yapılanma ile ele almak zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma, sosyal medya kullanıcılarının paylaşımları üzerinden kişilik analizlerinin yapılmasını amaçlamaktadır. Mikro hedefler geliştirecek olan bu çalışma, hedeflenen bireylerin tutumlarını etkileyecek içeriğin de nasıl inşa edilmesi gerektiği ile öngörüler ortaya koymaktadır.

(13)

2 Sosyal medya kullanımları üzerinden bireylerin farkında olmadan kişiliklerinin saplanabildiği, bu dataları kullanarak bireylerin tutumları üzerinden davranışlarının, tercihlerinin maniple edilebileceğine varılmıştı. Bu süreçlerin insanlar üzerinde yıllardan beri uygulandığının ortaya çıkmasına rağmen nasıl yapıldığı hakkında bilgi nadir bulunmaktaydı. Bu çalışma, bireylerin bu durum hakkında bilgi edinerek farkında olmasını sağlamaktadır. Toplumsal fayda adına bireylerin, kapitalist şirketlere ve siyasi hegemonya ya karşı pozisyon alabilmesi adına bu çalışma önemini ortaya koymaktadır.

Yapılan analiz tekniğini makine öğrenme ile bilgisayar temelli programları kullanarak geniş yığınlara uygulanması etkileyici sonuçlar doğurmaktadır. Algoritmalar üzerinden ticari firmaların ve siyasi yapıların kullanmış olduğu bu tekniğin nasıl yapıldığı hakkında bilgi vermesi bu çalışmanın diğer önemli noktalarından biridir.

Erişkin internet kullanıcılarını kapsayan bu çalışmada; elektronik posta yoluyla yaklaşık olarak 7000 kişiye ulaşılmış, 164 kişi geri dönüş yapmıştır. Bu 164 kişi arasında verilerinin kullanılabilir olduğu 65 kişi ile çalışılmıştır. Bu öznelerin vermiş oldukları ‘en çok kullanılan sosyal medya platform’ larından en son 10 paylaşım ele alınmış ve analize tabi tutulmuştur. Ele alınan bu paylaşımlar sadece görsel ve öznelerin yazmış olduğu metinlerdir. Öznelerin sosyal medya profillerindeki; arkadaş sayısı, demografik bilgileri, beğenileri(like), yeniden twitleri (re-twit) gibi unsular ele alınmamıştır. Bunun yanı sıra öznelerin cevapları doğrultusunda sadece Facebook, Instagram ve Twitter ortamlarında çalışılmıştır.

‘Sosyal medya paylaşımları üzerinden kişilik analiz yapılabilir’. Temel varsayımı ile yola çıktığımız bu çalışmada izlenilen yöntem şöyledir; ilk önce öznelerimize Beş Faktör Kişilik Envanteri uygulanmıştır. Puanlaması çalışmanın bitimine bırakılmıştır.

(14)

3 Sonrasın da öznelerimizden edindiğimiz dataları görsel ve sözel diye sınıflandırdık. Görsel ögelere, Liu, Pietro v.d. (2016), Ferwerda, Schedl ve Tkalci (2016) Çalışmalarından elde edilen korelasyonlar kullanılarak analize tabi tutulmuştur.

Bu analiz süreçlerinde öznelerin paylaşmış olduğu görsellerde; renk kullanımı, görsellerdeki kompozisyon, görselin tipi, görseldeki öznelerin demografisi, insan yüzündeki ifadeler ve yüzün sunumu gibi unsurlar ölçüt olarak kullanılmıştır.

Dil kullanımına dayalı analizde ise, Pennerbaker ve King (1999) çalışmalarında elde ettikleri korelasyonlar kullanılmıştır. Öznelerin dil kullanımına dayalı analizlerinde, tekil-çoğul şahıs kullanımı, uzun kelimeleri tercih etme, zaman kipleri, tercih edilen ifadeler, duygu içeren kelimeler, nedensellikler, tutarsızlıklar gibi unsurlar ölçüt olarak kullanılmıştır. Ayrıca metinlerde kelime sıklığını ölçmek için online internet sitelerinden faydalanılmıştır.

Bu süreçlerin sonunda öznelerin kişilikleri hakkında bulgular edinilmiştir. İlk başta öznelere uygulanmış olan Beş Faktör Kişilik Envanteri’nin puanlaması yapılmış çıkan sonuçlar ile bulgular karşılaştırılmıştır. %70,76’lık bir tutarlılık yüzdesi elde edilmiştir.

Bu süreçlerde kişilik hakkında açıklamalar yapmak için; Burger, J. (2017).

“Kişilik, Psikoloji Biliminin İnsan Doğasına Dair Söyledikleri”, Corr, P. J., ve Matthews, G.(2009). “The Cambridge Handbook of Personality Psychology”, Cervone, D., ve Pervin, L. (2019). “Kişilik Psikolojisi Kuram ve Araştırma”, Ewen, R. (1998).

“Personality: A Topical Approach - Theories, Research, Major Controversies, and Emerging Findindings”. İkinci bölümde ise; Binark, M. (2014). “Yeni Medya Çalışmalarında Araştırma Yöntem ve Teknikleri”, Geray, H. (2019). “Medyanın Yeni Ekonomisinde Kurumsal İletişim: Gazeteler, Televizyonlar, Reklamcılık ve Halkla İlişkilerde Dijital Dönüşüm”, Goldberg, L., ve Somer, O. (1999). “The Structure of

(15)

4 Turkish Trait Descriptive Adjectives” Somer, O. (1998). “Beş Faktör Kişilik Modeli”, Somer, O., Korkmaz, M., ve Tatar, A. (2002). “Beş Faktör Kişlilik Envanteri’nin Gelişltirilmesi-I: Ölçek ve Alt Ölçeklerin Oluşlturulması”. Gibi temel kaynaklardan yararlanılmıştır.

Konu ile ilgili önceki çalışmalar ele alındığında ise; Sosyal medya davranışları üzerinde kişilik analiz ilk olarak 2011 Golbeck ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Bu tür çalışmalar yıllar içerisinde gelişerek artmıştır. Sosyal medya davranışları üzerinde kişilik analizleri 2016-2017 yıllarında en yoğun zamanlarını yaşamıştır. 2011 ile 2020 arasında yayınlanmış olan elli makalenin yirmi biri bahsedilen tarihlerde ortaya çıkmıştır. Zamanla konu üzerine ilgi azalmış 2019 yılında hiç yayın çıkmamış, 2020 yılında ise sadece konu ile ilgili bir çalışma yapılmıştır.

Genel olarak sosyal medya davranışları üzerinde kişilik analizleri iki ana yönteme dayanmaktadır. İlki dil kullanımına dayalı diğeri ise görseller(fotograf, video) üzerinden yapılan analizlerdir.

Bunun yanı sıra bu alandaki çalışmaları bir araya toplayarak aralarındaki nüasları gösteren; Liu ve Campbell, (2017), Azucar, Marengo, ve Settanni, (2018), Settanni, Azucar, ve Marengo, (2018). Çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalar alandaki gelişmeleri gözlemleyebilmek açısından faydalıdır.

Kişilik analizlerinin görsel ögelere dayandırılan çalışmalar genel olarak;

bireylerin paylaşmayı tercih ettiği görseller ile bu görsellerdeki renk tercihi, renk doyumu, göresellerin netliği üzerinden kişilik ile korelasyanlara dayanmaktadır Liu, v.d., (2016), Ferwerda, Schedl ve Tkalci, (2016), Ferwerda, Schedl ve Tkalcic, (2015).

Ayrıca instagram üzeriden kişilerin beğenilerini ele alan çalışmalarda fotoğraflar üzerinden benzer korelasyonları kullanmışlardır. Lay ve Ferwerda, (2019). Videolar üzerinden yapılan kişilik analizlerinde renk ve doygunluk gibi unsurların yanı sıra

(16)

5 öznelerinde davranışları (ses tonu, jest ve mimikleri, kadrajda kapladığı alan) da değerledirilmiştir; Aran ve Perez, (2013). Son olarak, kullanılan ya da tercih edilen emojiler üzerinden kurulan korelasyona dayalı çalımalarda bulunmaktadır; Wei, v.d., (2017)

Bireyin kişiliği ile ilişki kurarak elektronik ortamda alış veriş davranışlarını ele alan; Buettner, (2017) ve teknoloji kullanımını ele alan; Grover ve Mark, (2017) çalışmalarda bulunmaktadır.

Kişilik analizlerinin dil kullanımına dayandıran araştırmalar ise genel olarak iki ye ayrılmaktadır. Psikanalize dayalı analiz. Bu analiz yöntemi aslında sadece sosyal medya metinleri için değil, genel olarak dil kullanımı üzerine yapılan psikolojik analizlerdir. Örneğin; Turan, (2018), Narter, (2017).

Kişilik analizlerinin dil kullanımına dayandırılan diğer bir yöntem ise Pennebaker ve King’in 1999 yılında ortaya koyduğu çalışmaya dayanmaktadır. Alan da dil kullanımı üzerinden yapılan kişilik analizlerinin neredeyse tümü bu çalışmayı ve bu çalışmadan elde edilen korelasyonları referans olarak kullanmıştır. Bunlardan başlıcaları; Park, v.d., (2015), Wan, Zhang,v.d., (2014), Gao, v.d., (2013).

Bu bağlamda birinci bölümde kişilik tanımlarını yaparken ilk önce Freud’un Topografik ve Yapısal Modelleri anlatıldı. Buna bağlı olarak yeni Freudcu psikologlar olarak adlandırılan Adler, Jung ve Erikson ele alındı. Adler’in kişiliği tanımlarken kullandığu Üstünlük Çabası, Jung’un Ortak Bilinçaltı son olarak ta Erikson’un Benlik kavramları hakkında açıklamalarda bulunuldu. Kişilik oluşumlarını genetik yatkınlıklarla açıklayan biyojik yaklaşım hakkında bilgiler verildi. Biyolojik yaklaşımda önemli katkıları olan Hans Eysenck’ in çalışmalarından bahsedilerek, Mizaç ve Kişilik, Evrimsel Kişilik Psikolojisi Doğal Ayıklanma ve Psikolojik Mekanizmalar, Beyin Etkinliğini Ölçmek gibi başlıklar altında açıklamalar yapıldı. Davranışı ve kişiliği

(17)

6 insanın tercihlerinden, özgür iradeden kaynaklanmadığı iddia eden bu yaklaşımlara bir tepki olarak doğan, İnsancıl Yaklaşım ve bu yaklaşımın kişilik ile ilgili açıklamaları ele alındı. Bu başlık altında Maslow’un Gereksinimler Hiyerarşisi ve bu hiyerarşiye bağlı olarak bireyin davranışlarını nasıl biçimlendirdiği hakkında bilgiler verildikten sonra Davranışsal / Sosyal Öğrenme Yaklaşımı ele alınmıştır. Bu başlık altında; Klasik Koşullanma, Edimsel Koşullanma, Sosyal Öğrenme Kuramı, Öğrenme Kuramı, Sosyal- Bilişsel Kuram, Karşılıklı Belirleyicilik, Gözlemlenerek Öğrenme gibi konular hakkında bilgiler aktarılmıştır. Sonrasında ise, psikolojide son dönem en etkili olan Bilişsel Yaklaşım incelenmiştir. Bu yaklaşımın kurucusu kabul edilen George Kelly ve onun Kişisel Yapılar Kuramı hakkında bilgiler verilerek; Kişisel Yapı Sistemleri, Bilişsel Kişilik Değişkenleri, Şemalar, Bilişsel Kendilik Temsileri, Kendilik Şemaları, Olası Kendilikler, Benlik Farklılığı gibi konular hakkında açıklamalar yapılmıştır. Son olarak ise bu yaptığımız çalışmanın da benimsemiş olduğu, Ayırıcı Özellik Yaklaşımı ele alınmıştır. Bu yaklaşımda çalışmaları ile öne çıkan, Gordon Allport ve çalışmaları hakkında bilgiler verildikten sonra; Ayırıcı Özellik Boyutlarına Göre Kişilik, Ayırıcı Özellik Yaklaşımının Ayırt Edici Yanları, Faktör Analizi ve Kişilik Yapısı Arayışı, Büyük Beşli başlıkları altında açıklamalarda bulunulmuştur.

İkinci bölümde ise; Sosyal medya ve sosyal medya ile kişilik arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu bağlamda, sosyal medyanın ne olduğu, tarihsel gelişim süreci aktarılmıştır. Sosyal medya liberal tanımlamaların yanı sıra eleştirel bakış açısı ile ele alınmıştır. Sosyal medya platformları ve nitelikleri hakkında bilgilendirmeler yapıldıktan sonra çalışmadaki öznelerin kullanmış olduğu sosyal medya platformları hakkında açıklamalar yapılmıştır. Demografik bilginin ne olduğu nerelerde kullanıldığı ve artık neden yetersiz kaldığı hakkında bilgiler aktarıldıktan sonra, özellikle ticari firmaların ve siyasi oluşumların göz önünde bulundurduğu psikodemografik verinin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda psikodemografik

(18)

7 verinin çıkış noktası olan psikografik analizin ne oldu açıklanmıştır. Psikodemografik veriyi kullanan firmalar ve siyasi oluşumların bireyi maniple etme süreçleri ile ilgili bilgiler sunulmuştur. Aktarılan bu bilgiler ışığında sosyal medya davranışları ile kişilik arasında ilişkiler kurulmuştur. Kişiliğin nasıl ölçüldüğü, beş faktör yaklaşımı ve ölçeği hakkında detaylı bilgi bu bölümde aktarılmıştır. İlaveten ele alınan beş farklı kişilik boyutlarının özellikleri de bu bölümde verilmiştir. Akabinde konu ile ilgi yapılmış önceki çalışmalar hakkında detaylı bilgiler aktarılmıştır.

Üçüncü bölümde ise; İnternet temelli çalışmalarda dikkat edilmesi gereken etik kaygılar ile başlanılmıştır. İnternetle beraber ortaya çıkan yeni çalışma alanlarına bağlı olarak yeni etik kaygıların vuku bulduğunun altı çizilmiştir. Yapılan bu çalışmada ortaya yeni çıkan etik kodlara uyulduğunun yanı sıra araştırmacılar için farkındalık sağlamak, ilgili olanlar için ise yol alabileceği kaynaklar sunmak hedeflenerek bilgiler aktarılmıştır. Sonrasında çalışılan örneklem hakkında bilgiler sunulmuştur. Yüz yüze yapılması planlanan ölçek, ortaya çıkan salgından dolayı internet ortamında yapılmaya karar verilmiş. Bu süreçlerde elektronik posta yoluyla yaklaşık 7000 kişiye ulaşılmıştı.

Bu 7000 kişi içerisinden ölçeği 164 kişi yanıtlamıştır. Bu 164 kişi içerinde datalarını kullanılabileceğimiz 65 kişi ile çalışılmıştır. Bu 65 kişinin; en büyüğü 76 en küçüğü 18 yaşında olmak üzere yaş ortalaması 31,26 dır. Cinsiyetini belirtmek istemeyen 2 kişi, 39 kadın, 24 erkek özne ile çalışılmıştır. Öznelerin kullanmış oldukları sosyal medya platformları da şöyledir; Twitter: 33 kişi %50,76, Instagram: 26 kişi %40, Facebook: 6 kişi %9,23. Bu öznelerin kullanmış oldukları sosyal medya platformlarından en son paylaşmış oldukları 10 paylaşım ele alınarak analize tabi tutulmuştur. Öznelerin sosyal medya profillerindeki; arkadaş sayısı, demografik bilgileri, beğenileri(like), yeniden twitleri (re-twit) v.b. gibi unsular ele alınmamıştır. Analiz sürecinde ise detaylı bilgiler verdiğimiz; Liu, v.d., 2016 - Ferwerda, Schedl ve Tkalci, 2016 - Pennebaker ve King’in 1999 Çalışmalarından edinilen korelasyonlar kullanılmıştır. Bu süreçlerin sonunda

(19)

8 öznelerin kişilikleri hakkında bulgular edinilmiştir. Edinilen bu bulguları çalışmanın tutarlılığını ölçmek adına uygulamış olduğumuz Beş Faktör Kişilik Envanteri’nin sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Burada altının çizilmesi gereken husus ise; çalışmanın bilimselliğine ve objektifliğine zarar gelmemesi adına uygulana Beş Faktör Kişilik Envanteri’nin sonuçlarının alınması, yapılan analizler sonrasında olmuştur. Edinilen bulgular ve Beş Faktör Kişilik Envanteri’nin sonuçlarının karşılaştırılması sonunda;

Facebook kullanıcılarının analizinde 4 özne hakkından doğru, 2 özne hakkından ise yanlış sonuç edinilmiştir. Facebook üzerinden yapılan analizin de %66,66 tutarlılık oranı elde edilmiş. Twitter üzerinden yapılan analizde ise 24 özne hakkında doğru, 9 özne hakkında ise yanlış sonuca varılarak %72,72 tutarlılık oranına ulaşılmış. Instagram kullanıcı üzerinden, yapılan analizde ise 18 özne hakkında doğru, 8 özne hakkında ise yanlış sonuca ulaşılmıştır. Instagram üzerinden yapılan analizin tutarlılık oranı % 69.23 olarak bulunmuştur. Genel olarak, 65 öznenin 46’sı hakkında doğru, 19’u hakkında yanlış sonuç elde edilmiştir. Genel toplam da % 70,76’lık tutarlılık oranına ulaşıldığı saplanmıştır.

Çalışmanın sonuç ve öneriler kısmında ise; kişiliği oluşturan tutumlar hakkında bilgilendirilmeler yapılmıştır. Buradaki bağlantı belirli bir kişilik yapısına sahip olan bireylerin belirli tutumlara sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bireylerin davranışlarını biçimlendirmek için ise ilk önce tutumlarını değiştirmek gerekmektedir.

Bu bağlamda ikna edici ya da manipletif iletişimde tutumlar önemli bir yer tutmaktadır.

Bu bilgilere bağlı olarak bölümün ilerleyen kısımlarında iknaya yönelik iletişimden bahsedilmiştir. Belirlenmiş olan beş kişilik boyutundaki bireylerin nasıl etkilenebileceği hakkında iddialar öne sürülmüştür. Bu bağlamda her bir kişilik boyutu için ayrı ayrı manipletif ya da ikna edici iletiler önerilmiştir. Tez hakkında kısa bir değerlendirmeden sonra sosyal medya davranışları üzerinden insanların bilgisi ve rızası olamadan onların

(20)

9 kişiliğinin saplanabilineceği ve bu kişiliklere özgü manipletif içeriklerin üretilerek bireylerin tutum ve davranışlarını biçimlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.

(21)

10

BİRİNCİ BÖLÜM

KİŞİLİK ve KİŞİLİK KURAMLARI

Tarihsel süreç içerisinde, biyologların canlı türlerini sınıflandırmaya başlamasıyla beraber psikologlar da farklı kişilikleri tanımlayarak adlandırmaya başlamışlardır(1). Darwin’in(2) teorisi ile türler arası fiziksel farklılıkların açıklanması ile beraber psikologlar insanların psikolojik farklılıklarına yoğunlaşmışlardır (Schacter, Gilbert,v.d.2014,s.472). Bu bağlamda kişiliği tanımlama, ölçme çalışmaları yoğunlaşmıştır. Bu çalışmalar günümüze kadar dayanmaktadır.

1.1 Kişiliğin Tanımı ve Kişilik Kuramı Yaklaşımları

Türk Dil Kurumu sözlüğünde, kişiye ait ona özgü belirgin davranış, manevi ruh hali olarak tanımlanan kişiliğin (Akalın,2009) İngilizce karşılığı ‘personality’dir.

Kelimenin kökeni Latince ‘persona’ dan gelmektedir. Persona, klasik tiyatrodaki oyuncuların kullanmış oldukları maskelerdir (Morgan, 2009, s. 286).

Psikolojide üzerinde en çok çalışılan kavramlardan biri olan kişiliğin 400’e yakın tanımı bulunmaktadır (Gümüş, 2009, s. 41). Tanımının bile bu kadar fazla olması kişilik kavramını ele almakta güçlükler çıkarmaktadır. Kişiliğe ilişkin birçok şey öne sürüldüğünü söyleyen Morgan(2009); kişiliğin, kişinin sahip olduğu bir şey olduğunu, bazı insanlar için ‘arkadaş canlısı’, ‘saldırgan’ betimlemeye çalışıldığını buna bağlı olarak, kişiliğin, bireyin diğer kişilerin yanında göstermiş olduğu davranış özelliği olduğunu söylemektedir (Morgan, 2009, s. 286).

(22)

11 Psikologlar kişiliği ele alırken bireyin özel ve ayırıcı davranışlarını incelemektedirler (Morgan, 2009, s. 286). Kişiliği açıklamak için, sizi yanınızdaki kişiden ayıran nedir? Sorusu ile yola çıkan Burger, kişiliğin en kabul gören tanımını yapmıştır. Ona göre; “Kişilik, bireyin kendisinden kaynaklanan tutarlı davranış kalıpları ve kişilik iç süreçleri olarak tanımlanabilir” (Burger, 2017, s. 23). Bu tanımda iki temel öge bulunmaktadır. Birincisi tutarlı davranış kalıpları diğeri ise, kişilik iç süreçleridir.

Tutarlı davranış kalıplarında önemli olan nokta, kişiliğin tutarlı olmasıdır.

Bahsedilen tutarlı davranış kalıplarının her zaman ve her durum için gözlemlenebilir olması gerekmektedir. Bugün sorumluk sahibi olan bir insanın, yarın da sorumluk sahibi olmasını beklenir. İş hayatında hırslı olan bir insan, yüksek olasılıkla sporda da hırslı olacaktır. Bireyin karakterindeki bu tutarlılığı, ondan beklenen davranış ya da her zamanki gibi davranmakta şeklinde yorumlarla ifade edilir. Tabi ki dışa dönük bir insanın bazı ciddi ortamlarda, neşeli olması beklenemez; ilaveten bireyleri zamanla değişebileceğini de hesaba katılmalıdır. Fakat kişilik ele alındığında, davranışlar sadece içinde bulunulan duruma verilen tepkiden ibaret olmadığını göz önünde bulundurulup insanların davranışlarında bir tutarlılık beklenmelidir (Kurt ve Yıldız, 2017, s. 3).

Tanımdaki ikinci önemli öge ise, kişilik içi süreçleridir. Bireyler arası süreçlerden farklı olarak, kişilik içi süreçler, nasıl davranacağını ve hissedeceğini etkileyen ve içsel gelişen bütün duygusal, güdüsel ve bilişsel süreçleri kapsamaktadır.

Kişilik araştırmacılarının bunun için enformasyonu işleme, depresif hal, sevinç, inkar gibi konularla ilgilenir. Bahsedilen bu süreçlerin bazıları bütün insanlar tarafından yaşanmaktadır. Örneğin, bazı kuramcılara göre, herkes bir tehdit karşısında duyulan kaygı ya da benzer süreçlerle başa çıkabilmek için, benzer bir yeteneğe sahiptir. Fakat bu süreçleri nasıl kullandığı ve bu süreçlerin bireysel farklılıklarla nasıl bir etkileşime girdiği, bireysel karakteri belirlemede rol oynamaktadır (Kurt ve Yıldız, 2017, s. 3)

(23)

12 Yukarıda bahsedilen kişilik tanımının iki ana öğesi olan; tutarlı davranış kalıpları ve kişilik iç süreçlerinin birey temelli, bireyden kaynaklandığına dikkat edilmelidir.

Bu bağlamda kişiliği açıklamak için farklı yaklaşımlar ortaya çıkar. Bu yaklaşımlar birbirlerini ret etmekten ziyade birbirlerini tamamlayan yaklaşımlardır.

Burger bu farklı yaklaşımları, bir fili tutan kör adamlar olarak tanımlar. Her bir kör adam filin farklı yerlerini tutarak betimler. Hiç birinin betimlemesi yanlış değildir.

Fakat tam da bütünü betimlemez. Ancak hepsini beraber ele aldığında tam bütünü, doğruyu betimlersin (Burger, 2017, s. 23). Kişilik kavramının tam anlayabilmek için bu farklı yaklaşımları ele alacak olursak; insan davranışlarının farklılıklarının bilinçaltından kaynaklandığını öne süren psikanalitik yaklaşım, farklı kişilik özelliklerine sahip olan insanın sahip olduğu farklılıkları öne süren ayırıcı özellik yaklaşımı, bu farklılıkların kalıtımsal eğilimler ve fizyolojik süreçlerden kaynaklandığını öne süren biyolojik yaklaşım, bu yaklaşıma tepki olarak ortaya çıkan insancıl yaklaşım, kişilik farklılıklarını kişisel sorumluluk ve kendini onaylama duygusundan kaynaklandığını savunan davranışsal/sosyal öğrenme yaklaşımı, son olarak bu farklılıkları koşullanma ve beklentilerin sonucu ortaya, çıktığını savunan bilişsel yaklaşım (Corr ve Matthews, 2009, s. 4).

Bu yaklaşımları ele almadan önce vurgulanması gereken önemli husus; yukarıda bahsedildiği gibi kişilik tutarlı davranış kalıplarıdır. Aşağıda bahsedilecek olan yaklaşımlar öncelikle davranış açıklamalarıyla başlayarak davranıştaki tutarlılıklarla kişiliğe ulaşmışlar ve buna bağlı olarak kişiliği tanımlamışlardır. Bu yaklaşımları detaylı bir şekilde ele alacak olursak(3);

(24)

13 1.2 Psikanalitik Yaklaşım

Kişilik hakkında yıllarca fikir yürütülmüş olsa dahi konu hakkındaki ilk kuramcı 1800’lü yıların ikinci yarısında doğmuş olan Avusturalyalı Nörolog Sigmund Freud’tur.

Freud’un öne sürdüğü düşünceleri bir devrim niteliğindedir. Bu düşüncelere büyük tepkiler almasına karşın 20. Yüzyılı tamamıyla etkilemiştir. Freud’un psikoloji ve 20.

yüzyılın düşünce tarzı üzerindeki etkisi o kadar yaygındır ki öne sürdüğü bu kuramın etkilerinin farkına bile varılmaz. Örneğin, özellikle batı kültüründeki yetişkinlerin bir çoğu, yaptıklarının bazen bilinçaltı tarafından kontrol edildiği fikrini kabul ederler.

Çoğu insan, ‘Bunu bilinçsizce yapmış olmalıyım’ gibi bir cümle kurmuştur ya da arkadaşın ya da eşin tuhaf bir davranışının ardındaki gizli psikolojik sebepleri anlamaya çalışmıştır (Burger, 2017, s. 72).

Freud sadece bilinçaltı ile ilgilenmemiş, rüyaları, bastırılmış dürtüleri de ele almış, psikanalitik kuram ve terapini kurucusu olmuştur. Üzerinden 100 yıldan fazla süre geçmesine rağmen Freud’un öne sürdüğü kişilik kuramı hala etkinliğini sürdürmektedir. Psikoloji ve Kişilik hakkındaki tüm çalışmaların başlangıç noktası Freud’un kuramlarıdır. Bu bakımdan Freud’u anlamak kişilik çalışmalarında hayati bir önemi vardır. Bu bağlamda, Freud’un kişilik kuramını ele alacak olunursak;

Topografik Model

Freud’un yaklaşımı anlamak için onun insan kişiliğini üç bölümde ele aldığını bilmek gerekmektedir. Freud, kişiliği üçe ayırmıştır bunlar; bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltıdır. Bu ayrım topografik model olarak da bilinmektedir. Bilinç, farkında olunan düşünceleri içerir. Bu düşünceler, yeni düşünceler geldikçe değişir ve eskir bilincimizden kaybolur. Herhangi bir şey hakkında ‘aklımda’ derken aslında aklımızın

(25)

14 bilinçli kısmını kastederiniz. Fakat, aklınızda tuttuğumuz bilgilerin çok az bir kısmı bilinçtedir. Eğer isterseniz, sayısız düşüncenizi bilinçli bölüme getirebiliriz. Örneğin, en son ne yediğimizi, ilk okul öğretmenimizi Bu geniş ve ulaşılabilir bilgi haznesi, bilinç öncesini oluşturmaktadır (Cervone ve Pervin, 2019, s. 84).

Genel kanaat, bilinç ve bilinç öncesindeki malzemenin zihnimizdeki düşüncelerin büyük bir bölümünü oluşturduğudur. Fakat Freud, bunun buzdağının görünen ucu olduğunu söylemektedir. O’na göre; Düşüncelerimizin büyük ve en önemli kısmı, bilinçaltında bulunur. Bu düşüncelere her istediğimizde ulaşamayız. Bazı olağan dışı koşullar hariç, bilinçaltı bilgiyi bilinç düzeyine getiremez. Fakat, gün içindeki davranışlarımızın çoğunun altında bilinçaltı malzeme yatar. Psikanalitik bakış açısını anlamanın yolu; bilinçaltının, davranışlar, özellikle de anormal davranışlar üzerindeki etkisini anlamaktır (Cervone ve Pervin, 2019, s. 84).

Yapısal Model

Topografik modelden sonra Freud, topografik modelin insan kişiliğine sınırlı bir açıklama getirdiğini fark ettimiş ve buna ek olarak yapısal modeli oluşturmuştur. Bu yeni model de, kişiliği benlik (ego), alt-benlik (id), ve üst-benlik (süper-ego) olarak ayırıyordu. Bu ayırımla Freud da kişiliğin barış içinde olmayan bölümlerden oluştuğunu belirtmiştir (Ewen, 1998, s. 36).

Freud’a göre, doğduğumuzda tek bir kişilik yapısının, alt-benliğin (id) var olduğunu söylemektedir. Alt-benlik, insanların bencil kısmıdır ve sadece kişisel isteklerimizi tatmin etmeye çalışarak, haz ilkesine göre hareket eder. Diğer bir ifade ile toplumun koyduğu kuralları ve fiziksel sınırlandırmalara dikkat etmeden sadece bireysel tatmin giderecek şeylerle ilgilenmektedir. Bebekler gördükleri bir şeyi istedikleri zaman

(26)

15 ona doğru uzanırlar. Uzandıkları şeyin başkasına ait olması ya da zararlı olması onlar için fark etmez. Bu reflekssel hareket yetişkin olduğumuzda da kaybolmaz. Fakat sağlıklı bir yetişkinin kişiliğinde alt-benlik, kişiliğin diğer bölümleri tarafından denetim altında tutulur (Ewen, 1998, s. 36).

Fakat, alt-benliğimiz istediğini elde etmek için devamlı reflekssel hareket tarzına başvursaydı, haz dürtülerimiz çoğu zaman karşılanamazdı. Bundan dolayı Freud, alt- benliğin gereksinimlerini karşılayabilmek için dilek gerçekleştirme yöntemini kullandığını söylemiştir; eğer istenen nesne elde edilemiyorsa, alt-benlik istediği şeyin hayalini kurar. Örneğin bir bebek açsa ve yakında yiyecek bir şey yoksa, alt-benlik yiyecek bir şeyin hayali kurar ve bu gereksinimi geçici olarak tatmin eder. Ayrıca Freud rüyalarında bu tip bir dilek gerçekleştirme türü olduğunu öne sürer (Ewen, 1998, s. 36).

Benlik, gerçeklik ilkesine göre hareket etmektedir. Diğer bir ifade ile benliğin birinci görevi, alt-benliğin dürtülerini tatmin etmek, ama bunu yaparken içinde bulunulan durumun gerçeklerini de dikkate almaktır. Çünkü, alt-benliğin dürtüleri genellikle toplumsal olarak kabul görmeyen, bizi tehdit eden biçimde ortaya çıkar.

Benliğin görevi ise bu dürtüleri bilinçaltında tutmaktır. Alt-benlikten farklı olarak benliğimiz, beynimizin bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı kısımlarında rahatça hareket edebilir (Cervone ve Pervin, 2019, s. 85).

Benliğin tek işlevi alt-benliği bastırmak değildir. Freud, davranışın, bir gereksinimimiz karşılanmadığında duyulan gerginliği azaltmaya odaklı olduğunu belirtmektedir. Çok küçük çocukların, alt-benliğin dürtüsü ile anne babalarının tabağından yemek almalarına izin verilerek onların gerginlikleri azaltılabilir. Fakat çocuklar olgunlaştıkça, ne yapabilecekleri ve yapamayacakları hakkında fiziksel ve toplumsal sınırları öğrenirler. Eğer açsanız, alt-benliğiniz size etrafta gördüğünüz her türlü yiyeceğe saldırmanızı, yemenizi söyler. Fakat benliğiniz bu hareketin toplumsal

(27)

16 olarak kabul edilemeyeceğini anlar. Benlik, alt-benliğin isteklerini tatmin ederek gerginliği azaltmaktadır; ama bu süreçte bu hareketlerin sonuçlarını da göz önünde bulundurur (Cervone ve Pervin, 2019, s. 85).

Kişilik yapısının üçüncü bölümü olan üst-benlik beş yaşından sonra oluşur.

Toplumun, özellikle de anne babaların değer yargılarını ve standartlarını temsil eden Üst-benlik, neyi yapabileceğimiz ve yapamayacağımız konusunda daha çok kısıtlamalar getirmektedir. Örneğin, arkadaşınızın evindeyken herhangi bir yerde bir miktar para görürseniz, alt- benliğiniz bu parayı almanızı ister. Benliğiniz ise, parayı yakalanmadan nasıl alabileceğinizi keşfetmeye çalışır. Parayı kimseye fark ettirmeden almanın yolun bulsanız bile üst-benliğiniz bu eylemi yapmanıza izin vermez. Hırsızlık yapmak, yakalanmadan yapılsa bile, toplumun ahlaki değerlerine aykırıdır. Üst-benliğin bu hallerde kullandığı ilk silah, suçluluk duygusudur. Buna rağmen, parayı alsanız dahi yüksek olasılıkla kendinizi sonradan kötü hisseder, birkaç uykusuz geçen geceden sonra parayı arkadaşınıza geri verirsiniz. İnsanlar bu nedenle üst-benlik kavramını vicdan olarak da kabul etmektedir (Burger, 2017, s. 78).

Üst-benlik bizi sadece ahlâk kurallarını çiğnememizden dolayı cezalandırmaz, aynı zamanda benliğin bir davranışın erdemli ve övgüye değer olup olmadığına karar vermek için kullandığı idealleri belirler. Mesela, kötü yetiştirilmelerinden kaynaklanan bazı çocukların üst-benliği tam olarak gelişmez. Büyüyüp yetişkin olduklarında bu tip insanlar, para çalmak ya da başkalarına yalan söylemekten daha az sıkıntı duyarlar.

Bunun yanında bazı insanlarda ise üst-benlik çok güçlü, çok ahlâkçı hale gelebilir ve benliği ulaşılması imkânsız bir mükemmellik beklentisiyle zor durumda bırakır. Bu durumda ise birey ahlaki kaygılardan dolayı, hiçbir insanın ulaşamadığı bir noktaya ulaşmakta başarısız olduğu için sürekli olarak kendini suçlu hissi içindedir (Kurt ve Yıldız, 2017, s. 75).

(28)

17 Alt benlik, benlik ve üst- benliğin istekleri birbirini hem tamamlar hem de birbiriyle çelişir üç ayrı köşeden bizi çekiştiren kuvvetler gibi. Sağlıklı bir bireyde güçlü bir benlik, alt-benlik ve üst-benliğin kişilik üzerinde aşırı kontrol sahibi olmasına izin vermez. Fakat bu, sonu asla gelmeyen bir mücadele sürecidir. Her insanın bilincinin derinliklerinde, kendi keyfine bakma, dünyanın gerçeklerini dikkate alma ve sıkı bir ahlak anlayışı üstün kılma istekleri arasında sürekli bir gerginlik durumu yaşamaktadır (Kurt ve Yıldız, 2017, s. 76).

Bunların yan sıra Freud, cinsel iç güdülerin temel olan Libido, ölüm ve saldırganlık içgüdüsü olarak Thanotes kavramlarından bahsetmiştir. Bastırılmış dürtülere karşı geliştirmiş olduğumuz; bastırma, yüceltme, yer değiştirme inkar, karşı tepki, akla bürünme gibi savunma mekanizmalarını da açıklamıştır. Bu kavramlar Freud’un kişiliği açıklarken kullanmış olduğu diğer kavramlardır. Tek başına Freud, kuram ve uygulamaları, sonu gelmeyen çalışmaları doğurmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmanın bağlamından kopmaması adına yukarda bahsedilen kavramları ele almayacağız. Çalışmaya diğer kişilik kuramları ile devam edeceğiz

1.3 Yeni-Freud’cu Yaklaşım

Viyana’da Freud’la beraber çalışmak için toplanan bilim insanları arasında, zamanın önde gelen düşünürleri de bulunmaktaydı. Bu bilim insanları, kendi çalışmaları nihayetinde kişiliğin doğası hakkında bir takım fikirler geliştirmişlerdir. Lakin, Freud ve bazı öğrencileri, yapılmış olan bu katkıların çerçevesinin Freud’un belirlediği psikanalitik kurama sıkı sıkıya bağlı kalmamasını, basit bir mesleki görüş ayrılığı gibi değil de bir saygısızlık olarak görüyorlardı. Freud, teorileri ve uygulamalarına katılmayanları neredeyse ihanetle suçluyorlardı. Süreç içerisinde Freud’un çalışma

(29)

18 arkadaşlarının çoğu Psikanalitik Topluluk ’tan ayrıldı, bazıları da kendi topluluklarını ve psikoloji okullarını kurdu (Ewen, 1998, s. 63).

Bu kısımda bahsedilecek kuramcıların hiçbiri Freud kadar önemli bir etki yapamadıysa da her biri psikanalitik yaklaşıma önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Tarihsel süreç içerisinde Freud’la aralarındaki görüş farklılıkları çok büyükmüş gibi görünse de, zaman geçtikçe bu görüşlerin bambaşka yaklaşımlar değil de sadece Freud’un kuramına getirilen değişik açıklamalar olduğu gözlenmektedir. Bundan dolayı bu kuramcılar sonraları Yeni-Freud’cular olarak adlandırılmıştır. Yeni-Freud’cu kuramcılar da bilinçaltının, davranışların biçimlendirmesinde anahtar bir rol oynadığı konusunda Freud’la hemfikirdiler. Bir çoğu, erken çocukluk döneminde yaşanan deneyimlerin yetişkin kişiliğini etkilediğini kabul ediyorlardı. Fakat daha geç dönemlerde yaşanan deneyimlerin de etkisi olduğunu öne sürmekteydiler. Bahsedilen kuramcıların büyük bir kısmı, savunma mekanizmaları ve rüya yorumu gibi Freud’cu kavramları da benimsemekteydiler. Kısacası, Yeni-Freud’cu kuramların, genel psikanalitik yaklaşımı farklı bir bakış açısı ile ele alan kuramlar olarak adlandırılabilinir (Ewen, 1998, s. 63).

Freud’un bütün eserlerini okuyacak olursak, kuramının bazı bölümlerini kabul etmekte zorlanabilir ya da bazı bölümlerin biraz daha ayrıntılı ele alınması gerektiğini düşünebiliriz. Psikanaliz alanında çalışanlar Freud’un kuramının pek çok boyutuyla görüş ayrılığına düşmüşse dahi aslında, Yeni-Freud’cu kuramların oluşmasında Freud’cu kuramın üç noktadaki sınırlılığı ve sorumluluğu önemli bir rol oynadığını gözlemişlerdir (Kurt ve Yıldız, 2017, s.107)

İlk olarak bu kuramcıların çoğu, yetişkin kişiliğinin, yaşamımızın ilk beş ya da altı yılındaki deneyimlerle biçimlendiği görüşüne karşıydı. Yeni-Freud’cular genellikle, erken çocukluk deneyimlerinin kişilik gelişiminde çok önemli olduğunu kabul ediyor

(30)

19 fakat özellikle ergenlik ve erken yetişkinlikteki deneyimlerin de kişiliği etkilediğini öne sürmekteydiler (Kurt ve Yıldız, 2017, s.107)

İkinci olarak Yeni-Freud’cular, Freud’un içgüdüsel etkileri gereğinden çok vurguladığını, insanı şekillendiren diğer önemli toplumsal ve kültürel güçleri göz ardı ettiğini altını çizmekteydiler (Kurt ve Yıldız, 2017, s.107).

Son olarak, kuramcıların Freud’cu kuramın genelde olarak olumsuz olan tutumunu benimsememiş olmasıdır. Bu kuramcılara göre Freud, insan kişiliğinin karanlık ve olumsuz yönüne odaklanmıştır. İnsan doğasının içgüdüler ve bilinçaltı güçler tarafından kontrol edildiği, karamsar hatta bazen küçük düşürücü betimleme yaptığını söylemişlerdir. Sonraki yıllarda, gerek psikanalitik gerek diğer yaklaşımları benimsemiş kuramcılar, insanlık ve insan kişiliği hakkında daha olumlu görüşler öne sürmüşlerdir (Kurt ve Yıldız, 2017, s.107).

Bu bilgiler ışında Yeni-Freud’cu kuram ve kuramcıların kişilik hakkındaki çalışmaları ele alacak olursak;

Alfred Adler ve Üstünlük Çabası

Adler (1870-1937) hepimizin yaşama bir aşağılık duygusuyla başladığımızı iddia etmektedir. Güçsüz ve çaresiz bir bebeğin yaşamını devam ettirebilmesi için daha büyük ve güçlü yetişkinlere bağımlı olması, bunun ilk örneğidir. Adler’e göre bu idrak, hayat boyu aşağılık duygularımızla mücadele edebilmek için göstereceğimiz gayretin başlangıcıdır. Adler bu durumu üstünlük çabası olarak adlandırır. Freud güdülenmeyi cinsellik ve saldırganlık bağlamında açıklarken, Adler üstünlük çabasının yaşamdaki güdüleyici güç olduğunu iddia ederek, bütün diğer güdüler bu tek oluşum altında ele alınabilmektedir der. İnsanlığın bütün sorunlarının altında bu yatar ve bu çaba,

(31)

20 sorunlarla başa çıkma yöntemlerimizde de kendini belli eder, bütün işlevlerimiz, üstün olma arzusu içindir (Ansbacher ve Ansbacher, 1956, s. 103).

Adler’e göre neredeyse tüm davranışlarımız yaşamdaki engeller üzerinde bir üstünlük kurmak ve böylece aşağılık duygularımızdan kurtulmak üzerine kurulmuştur.

Neden? Okulda yüksek not almak, sporda başarılı olmak ya da iktidar sahibi olmak için bu kadar çok çalışırız? Bunların nedeni, başarmak bizi aşağılık duygularımızdan bir adım ileriye götürür. Hatta insan kendini ne kadar alçalmış görürse, üstünlük çabası da o kadar artar. Bu durum için Adler, Franklin Roosevelt örneğini verir, Roosevelt çocuk felci geçirmiş ve sakat kalmıştı. Buna rağmen belki de bu sakatlığından dolayı, 20.

Yüzyıl’ın en etkili kişilerinden birisi olmayı başarmıştır. Bazı durumlarda aşırı aşağılık duygusu, ters bir etki de yaratabilmektedir. Bazı insanlar, herkesten daha fazla aşağılık olduklarına inanır ve aşağılık kompleksi geliştirebilir. Sonuçta, kişiyi üstünlük kurmaya yöneltecek bir dürtü değil, çaresizlik duygusu ortaya çıkmaktadır (Ansbacher ve Ansbacher, 1956, s. 105).

Bunlara rağmen Adler başarıyı akıl sağlığıyla denk görmemiştir. Bunun yerine, uyum sağlamış insanların üstünlük mücadelelerini toplumsal çıkarlar doğrultusunda yaptıklarının altını çizmiştir. Başarılı meslek sahipleri, diğer insanların da iyiliğini gözeterek hedeflerine ulaşırlarsa, bu başarıların bireyde bir üstünlük ve kişisel doyum duygusu yaşayabilir. Toplumda uyum sağlayamamış insanlar üstünlük mücadelelerini bencillik ve uğruna her şeyi göze aldıkları kişisel zaferlerden kazanmaya çalışırlar.

Kişisel kazançları ve iktidar hırsı için göreve gelmek isteyen bir politikacı, uyum gösterememiştir. Toplumda gördükleri yetersizlikleri düzeltmek için göreve gelmek isteyen politikacı ise iyi uyum göstermiş bir üstünlük çabası sergilerler (Ansbacher ve Ansbacher, 1956, s. 106).

(32)

21 Doğum Sırası

Adler, kişiliğin gelişiminde doğum sırasının önemini vurgulayan ilk kişidir.

Ailenin ilk çocuğu, ortancadan; ortancalar da daha sonra doğanlardan farklı özellikler geliştirdiğini öne sürer. Adler’e göre, ilk doğan çocukların anne bahalarından aşırı ilgi gördüklerini, bu nedenle de şımardıklarını, ilk defa anne baba olan insanlar, bütün arkadaşlarına ve akrabalarına yeni bebeklerinden bahsettiklerini söyler ve bu şımartma kısa sürer der. Çünkü ikinci bebeğin gelmesiyle birinci, tahttan indirilir. Artık anne babanın ilgisini yeni gelen bebekle paylaşılmak zorundadır. Buna bağlı olarak, ilk doğan çocuğun aşağılık duygusu güçlenir. Adler, sorunlu çocukların; nevrozluların suçluların, ayyaşların ve cinsel sapıkların daha çok ailenin birinci çocuklarından çıktığını iddia etmekteydi. (Çınarbaşı ve Nilüfer, 2019, s. 125-151).

Bunun yanı sıra, Adler’in ortanca kardeşlerle ilgili değerlendirmesi daha olumludur. Bu çocuklar asla şımartılma lüksüne sahip olmamışlardır der. Ailenin en küçük çocuğu oldukları zamanlarda dahi etrafta anne babanın ilgilenmesi gereken bir ya da iki kardeş bulunmaktadır. Adler, ortanca kardeşlerin güçlü bir üstünlük çabası gösterdiklerini iddia eder. Çocuk olarak ortanca kardeş, ağabeyi ve ablası kadar güçlü, hızlı ya da akıllı olmayabilir. Sürekli bir adım geride oldukları için bu duygu, yetişkinlikte de peşlerini bırakmaz. Okulda ya da iş yerinde sürekli kendilerinden öndeki insanlara bakıp, aralarındaki farkı kapatmak için daha fazla çaba gösterirler.

Bunun sonucunda ise ortanca kardeşler, gayet başarılı insanlar olduklarını söyler (4) (Çınarbaşı ve Nilüfer, 2019, s. 125-151).

Adler, ilk doğan çocukların en sorunlu grup olduğunu söylediyse de en küçük kardeşlerin de kendilerine özgü sorunları olduğunu belirtmektedir. Küçük kardeşler, çocuklukları boyunca ailenin bütün üyeleri tarafından şımartılmışlardır. Fakat Adler bu özel muamelenin de bir bedeli olduğunu söyler. Şımarık bir çocuk bağımlıdır der.

(33)

22 Başkasının yardımı olmadan kendi kararlarını verme yeteneğinden yoksun olduğunu iddia eder. Ayrıca en son doğan çocuklar güçlü aşağılık duygularına sahiptir, bunun sebebi, çevrelerindeki herkes onlardan büyük ve güçlü olmasındandır (Çınarbaşı ve Nilüfer, 2019, s. 125-151).

Carl G. Jung(1875-1961) ve Ortak Bilinçaltı

Bütün yeni doğmuş çocuklar, annesini tanımakta ve onunla derin bir bağ kurmakta zorluk çekmemişlerdir. Biraz daha büyüdüklerinde karanlıktan korkmuşlardır.

Yaşları biraz daha ilerlediğinde bir Tanrı ya da doğayı yaratan ve kontrol eden insan üstü bir gücün varlığını kolaylıkla kabul etmişlerdir. Jung’a göre bütün insanlar bu deneyimleri yaşamaktadırlar. Tarihi inceler, değişik toplumlardaki insanlarla konuşur ve geçmişteki efsanelerini ve masalları okursak, geçmişin ve günümüzün değişik kültürlerinde benzer temalara ve deneyimlere rastlarız. Peki bu, neden kaynaklanmaktadır ? (İnanç ve Yerlikaya, 2008, s. 61)

Jung’un bu sorunun yanıtını, kişisel bilinçaltından ayrı olarak, hepimizin Freud’un bahsetmediği, ortak bir bilinçaltına sahip olmamızdan kaynaklandığını söyler.

Freud’un bahsettiği bilinçaltı kavramı gibi ortak bilinçaltımız da, bilinç düzeyine çıkartılması zor olan düşünceler ve imgelerden oluşmaktadır. Fakat bu düşünceleri asla bilincimizde bastırmaya çalışmayız. Herkes bu bilinçaltı malzemeyle doğar ve bu malzeme herkeste aynı özellikleri göstermektedir. Jung, nasıl bazı fiziksel özelliklerimizi atalarımızdan kalıtım yoluyla alıyorsak, bilinçaltı psişik özellikleri de aldığımızı öne sürer (İnanç ve Yerlikaya, 2008, s. 61).

Ortak bilinçaltı ilksel imgelerden oluşmaktadır. Bu imgeler çevremize belirli bir şekilde tepki vermemizi sağlamaktadır. Ortak bilincimizde anne imgesi olduğu için,

(34)

23 yeni doğan bebekler hemen anneleriyle etkileşime geçmektedir. Yine atalarımızdan miras kalan bilinçaltı imgelerinden dolayı, karanlığa tepki veririz. Jung bu imgelere genel olarak arketipler adını vermektedir. Jung’un tanımladığı arketipler arasında ebeveynler, bilge adamlar, güneş, ay, kahramanlar, tanrısal imge ve ölüm bulunmaktadır. Bu liste bu şekilde uzayıp gitmektedir. Jung bu konuda hakkında, yaşamımızda rastlanan durumlar kadar çok arketip vardır der (İnanç ve Yerlikaya, 2008, s. 70).

Jung bu kuramın ilk başta insanlara ne kadar gizemli olduğunun farkındadır.

Bazı öğrenciler, her birimizin eylemlerini etkileyen ve diğer bilinçaltı malzemeler gibi doğrudan ulaşılamayan ortak bir bilinçaltı malzeme ile doğduğumuz görüşünü pek inandırıcı bulmaz. Fakat Jung, ortak bilinçaltının içgüdü kavramından daha gizemli olmadığını ileri sürmüştür. İnsanlar bebeğin içgüdüleriyle annesine yaklaştığını ya da insanların doğal olarak karanlıktan korktuğunu rahatlıkla söyleyebilir. Jung ayrıca diğer kuramcıların da, kişiliğin doğrudan algılayamadığımız yönlerini tanımladığını belirtmektedir (İnanç ve Yerlikaya, 2008, s. 70). Kişiliğin inşasında temelde bu arketipler yatar.

Erik H. Erikson’un (1902-1994) Benlik Kavramı

Freud, benlik kavramının, alt-benliğin dürtüleri ve üst-benliğin talepleri arasında arabulucu gibi gördüyse de Erikson, benliğin pek çok yapıcı işlevi olduğuna inanmaktadır. Erikson’a göre benlik, kişiliğin oldukça güçlü ve bağımsız bir bölümünü oluşturmaktadır. Benlik, kişinin kimliğini inşa etmek ve çevresi üzerinde egemenlik kurma gereksinimini tatmin etmek gibi hedefler doğrultusunda çalışmaktadır der.

Erikson’un bu kişilik yaklaşımına benlik psikoloji ismi verilmektedir (Burger,2017, s.

163).

(35)

24 Erikson’a göre, benliğin birinci işlevi bir kimlik duygusu oluşturmak ve bunun korunmasını sağlamaktır. Erikson, kimliği, bireysellik ve biriciklik duygularının yanı sıra, geçmiş ve gelecekle bütünlük ve süreklilik duygusunu da içeren, karmaşık bir içsel durum olarak tanımlamaktadır. Günümüzde çok sık ve yanlış kullanılan kimlik bunalımı kavramının yaratıcısı da Erikson’dur. Erikson bu kavramı, güçlü bir kimlik duygumuzun olmadığı zaman ve durumlarda yaşadığımız kafa karışıklığı ve çaresizlik anlamında kullanmıştır. Neredeyse herkes kim olduğunu, değerlerin ne olduğu ve yaşamın hangi yöne gittiğine dair bir belirsizlik yaşamışdır. Kimlik bunalımlarına genellikle ergenlik döneminde rastlanmakla birlikte, bu sadece ergenlere özgü bir şey değildir. Çoğu orta yaşlı bireyde zaman zaman benzer bir süreçten geçebilir (Burger, 2017, s. 163).

Yukarıda bahsedilen isimler yeni-Freud’cu kuramın önde gelen isimleridir. Bu Yeni-Freud’cu kuramların en güçlü yönlerinden biri, Freud’un göz ardı ettiği ya da üzerinde pek durmadığı önemli kavramları incelemiş olmasıdır. Örneğin bu kuramcıların çoğu, kişiliğin oluşumu ve değişiminde rol oynayan toplumsal etmenlerin altını çizmiştir. Birçok kuramcı da, Freud’un çizdiğinden daha iyimser ve umut verici bir insanlık tablosu ortaya koymuştur. Çoğu, benliğin, alt-benlik ve üst-benlik arasındaki arabuluculuk rolünün ötesinde birtakım olumlu işlevlerinin de bulunduğunu iddia etmişlerdir (Ewen, 1998, s. 108).

Yeni-Freud’cu bilim insanları psikoloji literatürüne; doğum sırası, arketipler, otoriter kişilik ve kişileştirmeler gibi birçok yeni kavram kazandırmıştır. Freud’cu kuramda olduğu gibi, bu görüşlerin çoğu günlük konuşma dilimizi de etkilemiştir.

Sıradan insanlar kimlik bunalımı, içe dönüklük, aşağılık kompleksi gibi kavramları konuşurken, aslında bilmeden Erikson’a, Jung’a ve Adler’e gönderme yapmaktadırlar (Ewen, 1998, s. 108).

(36)

25 1.4 Biyolojik Yaklaşım

Toplum ve topluluklarda uzun ve yıllardır kişilik gelişiminde oluşumunda biyolojinin rolünü kabul etmiş olsa da psikologların çoğu, için bunu söyleyemeyiz. 40- 50 yıl öncesine kadar akademik psikologların çoğu yeni doğmuş bebeklere boş bir levha gözüyle bakmaktaydılar. Bu bebeklerin zekâ düzeyleri ve dış görünüşleri farklılık gösterse de büyüyüp yetişkin olduklarında herhangi bir kişilik özelliğine sahip olma olasılığı hepsi için aynıydı (Corr ve Matthews, 2009, s. 265).

Yetişkinlerin kişiliklerinde görülen farklılıklar ise deneyimlere, özellikle de çocukluğun ilk yıllarında ebeveynlerinin çocuklarını yetiştirme tarzlarındaki farklılıklara bağlanmaktaydı. Fakat bu görüş son 30-40 yılda oldukça değişmiştir. Şu anda hiçbir psikolog çocukların dünyaya geldiklerinde kişiliklerinin tam olarak oluşmuş olduğunu söylememektedir fakat kişiliğin biyolojik kalıtımdan etkilenmediğini söyleyecek fazla psikolog da yoktur (Corr ve Matthews, 2009, s. 265).

Kişilik üzerinde kalıtımın etkisinin kabul edilmesiyle beraber kişiliğin diğer biyolojik etmenlerden ayrılamayacağının kabul edilmesiyle aynı döneme rastlamaktadır.

Yakın zamanlı kanıtlar bize insanların fizyolojik işleyişlerinin birbirinin aynı olmadığını göstermektedir. Yani beyin dalgası etkinliği, hormon düzeyleri, kalp atış hızları gibi fizyolojik özelliklerde insanlar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Kişilik üzerinde çalışan psikologlar için daha da önemli olan nokta araştırmacıların bu biyolojik farklılıklar ve davranışlardaki farklılıklar arasında ilişki kurabilmesi olmuştur (Eysenck, 1997, s. 1224-1237). Bu bağlamda biyoloji temelli kişilik kuramı çalışmaları yoğunluk kazanmıştır.

(37)

26 Hans Eysenck (1916- 1997) ve Kişiliğin Biyolojik Temeli

Eysenck, kişilikteki bireysel farklılıkların biyolojiden kaynaklandığını öne sürmektedir. Bu iddiasında üç noktaya dikkat çekiyordu. İlk olarak, dışa dönüklük-içe dönüklük özelliğinin zaman içindeki tutarlılığından bahsetmiştir. Yapılan araştırmalar kişinin bu özelliğinin yıllar içinde oldukça yüksek oranda kararlılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Tabi ki tek başına bir araştırma, dışa dönüklük-içe dönüklüğün biyoloji tarafından belirlendiğini kanıtlamaz. İnsanların yaşamları boyunca ya da bu kişilik özelliğinin gelişimi boyunca benzer ortamlarda kalmış olmaları da söz konusu olabilir (Conley, 1985, s. 1266–1282).

Bundan dolayı, Eysenck iddiasını desteklemek için kültürlerarası aştırmaların sonuçlarından da yararlanmıştır. Bu bağlamda araştırmacıların farklı kültürel ve tarihi geçmişe sahip pek çok ülkede yaptıkları araştırmalar da kişiliğin üç boyutuna rastladığını söylemektedir bunlar; dışa dönüklük-içe dönüklük, nevrotiklik ve psikotiklik dir. Eysenck bu üç faktöre süper faktör diyerek sadece kendi araştırmalarında değil, farklı veri toplama yöntemleri kullanan araştırmacıların çalışmalarında da ortaya çıktığını iddia etmektedir (Eysenck, 1990 s.245). “Eğer biyolojik etmenlerin baskın rolü olmasaydı, böylesi bir kültürler arası benzerlik söz konusu olamazdı” (Eysenck, 1990, s.246). Diyerek açıklamıştır Eysenck; “Kültürdeki, eğitimdeki ve çevredeki büyük farklılıklar, farklı kişilik boyutlarının ortaya çıkmasını sağlar”(Eysenck, 1990, s.246) der.

Son olarak Eysenck kalıtımın, kişinin bu üç kişilik boyutunun her birindeki düzeyini belirlemede önemli bir etkisi olduğunu gösteren araştırma sonuçlarının altını çizmiştir. Bu araştırmalar, her birimizin içe dönük ya da dışa dönük olma eğilimimizin kalıtımsal olduğuna dönük güçlü bulgular ortaya koymaktadır (Eysenck, 1990 s.246).

(38)

27 Literatürden elde edilen kanıtları inceleyerek ve kendi düşüncelerini de kattıktan sonra Eysenck, bireyler arasında kişilik gelişimindeki farkın üçte ikisinin biyolojik etmenlere bağlanabileceğini iddia etmektedir (Eysenck, 1990 s.247). Bugünkü bilgimiz böyle kesin bir iddiada bulunmamıza izin vermemektedir. Fakat süregiden araştırmalardan elde dilen veriler, dışa dönük ve içe dönüklerin bazı biyolojik ölçümlerinin farklı olduğunu göstermektedir (Conley, 1985, s. 1266–1282).

Mizaç ve Kişilik

Araştırmacılar tarafından ortaya konan kişilik özelliklerinin sayısı neredeyse sınırsız olsa bile insan mizacının yer aldığı boyutların sayısı nazaran azdır. Bu durumu, mizaç araştırmacılarının, kişinin hangi tepkiyi gösterdiğinden ziyade nasıl tepki gösterdiğiyle ilgilenmeleri ile açıklayabiliriz. Mizaç, belirgin kişilik özelliklerinden ziyade geniş kişilik eğilimlerini yansıtmaktadır. Genel davranış eğilimlerinin nasıl belirginleştiği ise bu eğilimlerin, kişinin yetişkinliğinde çevresiyle girdiği etkileşime bağlıdır. Mizaçtaki kişiye özgü nüanslar çoğu zaman doğumdan sonraki ilk yılda gözlenebilmektedir ve bu bireyin hayatının sonuna kadar aynı kalmaktadır (Buss, 2014, s. 141).

Araştırmacılar mizacın, yeni doğan bebeklerde görülebilen genel davranış kalıpları olduğunu kabul etse de, gözlemledikleri farklı mizaç çeşitlerini nasıl belirleyecekleri ve sınıflandıracakları konusunda görüş birliği sağlayamamışlardır.

Bunun yanı sıra araştırmacılar temel mizaç sayısı hakkında da farklı görüşler öne sürmektedirler. Çocuklara ve yetişkinlere uygulanabilen genel kabul görmüş bir mizaç modeline göre, üç mizaç boyutu vardır. Bunlar, duygusallık, etkinlik ve sosyalliktir. Bu modeldeki duygusallık, duygusal tepkilerin yoğunluğunu ifade eder. Çok sık ağlayan ve korkan, öfkelenen çocukların duygusallık boyutu yüksektir. Buna bağlı olarak Morali

(39)

28 çabuk bozulan ve sinirlenen yetişkinler de genel duygusallık boyutu yüksektir. Etkinlik ise, kişinin genel enerji düzeyini açıklamak için kullanılmaktadır. Bu boyutu yüksek olan çocuklar hep hareket hakindedir ve hareketli oyunları tercih eder, bir süre oturmaları istendiğinde hemen kıpırdanmaya ve huzursuzlaşmaya başlarlar. Etkinlik boyutu yüksek olan yetişkinler ise hep ayaktadır, boş zamanlarında dahi hareketli şeylerle ilgilenirler, zamanlarının çoğunda hep bir şeylerle meşguldürler. Sosyallik ise, kişinin başkalarıyla yakınlık kurma ve etkileşime girme eğilimi ile ilgilidir. Sosyallik boyutu yüksek çocuklar birlikte oynayacak arkadaş arar, insanlardan hoşlanır ve onlara anında yanıt verirler. Bu boyutu yüksek olan yetişkinler ise de çok sayıda arkadaşı vardır ve onlarla birlikte zaman geçirmekten hoşlanmaktadırlar (Caspi, 2000, s. 158- 172).

Mizaç, yetişkin kişiliğini ve davranışım belirleyen tek şey olmasa da bu alanda yapılan araştırmalar huylarımızın, kişilik gelişiminde önemli bir rol oynadığını gözlemlemekteyiz (Burger, 2017, s. 356). Alan da yapılmış araştırmaların ışında mizacın genel eğilimleri belirdiğinin altının çizilmesi gerekir.

Evrimsel Kişilik Psikolojisi

Evrimsel kişilik teorisi hakkında çalışmaları derleyen Burger konuyu hikayeleştirerek şöyle aktarmaktadır;

“Bir an durup kaygı duyduğunuz bir deneyiminizi hatırlayın. Yani son zamanlarda kendinizi gergin ve kaygılı hissetmenize ya da canınızın sıkılmasına yol açan olaylar nelerdi? Bir deprem ya da fiziksel bir saldırı gibi kişinin sağlığını doğrudan tehdit eden olaylar kaygı yaratsa da, bu tip olaylar ender yaşandığı için muhtemelen listenizde yer almayacaktır. Eğer siz de ortalama bir

(40)

29 insansanız büyük olasılıkla aldığınız düşük bir notu, kalabalık önünde yaptığınız bir konuşmayı, bir partide yaptığınız bir saçmalığı ya da arkadaşınızla yaptığınız bir kavgayı hatırlamışsınızdır. Diğer bir deyişle en azından diğer insanlar tarafından yapılmış olumsuz bir değerlendirme ya da bir tür reddedilme içeren bir olayı hatırlamışsınızdır. Listenizdeki diğer olaylar, bir ödev vermeyi ya da bir sabah parfüm kullanmayı unutmanız gibi toplumsal bir reddedilme olasılığı doğuran olaylardır. Bu basit zihin jimnastiğinin gösterdiği şey, doğrudan ya da dolaylı olsun, başka insanlar tarafından olumsuz bir şekilde değerlendirilme olasılığının genel bir kaygı kaynağı olmasıdır.

Peki durum neden böyledir? Bu öğrenilmiş bir davranış mıdır? Başka insanların bizi cezalandırmasından ya da istediğimiz bir şeyi bize vermemesinden mi korkarız? Bu da bir olasılıktır. Belki de bu kaygının altında yatan bir psikanalitik temel vardır. Derinlerde bir yerde anne babamızdan ayrılmanın sarsıntısını mı hatırlarız? Belki de. Ancak başka bir açıklamaya göre, bu kaygının kaynağı bundan çok daha gerilere dayanır. Bu yaklaşıma göre olumsuz toplumsal değerlendirilmeye atalarımızın gösterdiği tepkinin aynısını veririz. Bazı durumlarda gergin ve sinirli olma eğilimimiz kalıtım yoluyla bize atalarımızdan, geçmiştir; çünkü bu kaygı insanoğlunun yüzyıllar boyunca hayatta kalmasına yardımcı olmak gibi önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bu farklı yaklaşım evrimsel kişilik kuramı olarak bilinir (Buss, 1991, 1995, 1997;

Buss, Haselton, Shackelford, Bleske, Wa- kefield, 1998).” (Aktaran: Burger, 2017, s. 362-363).

Evrimsel kişilik kuramını savunanlar, kaygı gibi evrensel insan özelliklerini açıklamak için evrim kuramında yer alan ‘doğal ayıklanma’ sürecini kullanmaktadırlar.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :