166 numaralı (H. 980/M. 1572/1573) Ayntab Şer`iyye Sicili`nin transkripsiyonu ve değerlendirmesi

386  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C

KĠLĠS 7 ARALIK ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

TARĠH ANABĠLĠM DALI

166 NUMARALI (H.980/M.1572/1573) AYNTAB ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEĞERLENDĠRMESĠ

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ Ġbrahim ARSLAN

KĠLĠS HAZĠRAN- 2012

(2)

T.C.

KĠLĠS 7 ARALIK ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ TARĠH ANA BĠLĠM/ANA SANAT DALI

166 NUMARALI (H.980/M.1572/1573) AYNTAB ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEĞERLENDĠRMESĠ

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ ĠBRAHĠM ARSLAN

Tez DanıĢmanı: Doç. Dr. Metin AKĠS

KĠLĠS HAZĠRAN- 2012

(3)

T.C.

KĠLĠS 7 ARALIK ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

TARĠH ANA BĠLĠM DALI

166 NUMARALI (H.980/M.1572/1573)AYNTAB

ġER’ĠYYESĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEĞERLENDĠRMESĠ

Ġbrahim ARSLAN

Bu tez tarafımızca okunmuĢ, kapsamı ve niteliği açısından bir Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiĢtir.

Jüri Üyeleri

(Unvanı, Adı ve SOYADI) Ġmzası

Doç. Dr. Metin AKĠS(DanıĢman) __________________

Yrd. Doç. Dr. Mehmet KABACIK (Jüri BaĢkanı) __________________

Yrd. Doç. Dr. Ġsmail PEHLĠVAN (Üye) __________________

Sosyal Bilimler Enstitüsü Onayı

SBE Müdürü

Yrd. Doç. Dr. Hasan ġENER

(4)

T. C.

KĠLĠS 7 ARALIK ÜNĠVERSĠTESĠ

SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranıĢ ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu ve bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalıĢmada bana ait olmayan tüm veri, düĢünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi beyan ederim.(12/06/2012)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin Adı ve Soyadı Ġbrahim ARSLAN

Ġmzası

(5)

ÖZET

166 NUMARALI (H.980/M.1572/1573) AYNTAB ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEGERLENDĠRMESĠ

ARSLAN, Ġbrahim Yüksek Lisans Tezi; Tarih ABD DanıĢman: Doç. Dr. Metin AKĠS

Haziran 2012

Osmanlı Devleti‟nin mahkeme kayıtları durumunda olan ġer‟iyye Sicilleri, Osmanlı‟da yerel idare araĢtırmalarının birinci el kaynakları arasında yer almaktadır.

Osmanlı Devletinin ve sosyal, iktisadî, askerî, kültürel alanda sürekli olarak baĢvurulan kaynaklar içerisinde gösterilmektedir. Defterler ait olduğu bölgenin sosyal, ekonomik ve tarihi geliĢimini içermektedir. Ayrıca devletin merkezi devlet otoritesinin devamlılığı iĢleyiĢinde büyük önem taĢımaktadır. Tutulan kayıtlarla devlet merkezden uzak yerel yöneticilerin kontrolünü de sağlayabilmektedir.

ĠncelemiĢ olduğumuz 166 nolu defteri de bu açıdan incelemeye çalıĢarak Gaziantep ilinin 16.yüzyıldaki sosyal hayatını belgeler ıĢığında açıklamaya çalıĢtık. Ayrıca Osmanlı hukukunun genel yapısı, Kadı Mahkemelerinin iĢleyiĢi, Kadı sicillerinin tanımı, tarihi süreci, Ģer‟iyye mahkemelerinde görevli memurlar, kadılar, kadılarda aranan Ģartlar, Gaziantep‟in tarihi ve defterimizde tespit edilen belgeler ve bu belgelerin değerlendirilmesi yer almaktadır.

Anahtar kelimeler: ġer‟iyye sicilleri, ġer‟iyye Mahkemesi, Gaziantep

(6)

ABSTRACT

TRANSCRIPTION AND ANALYSIS OF AYNTAB JUDICIAL RECORD NU:

166 (LC.980 / 1572-1573 AD.) ARSLAN, Ġbrahim

Master‟s Thesis; Department of History Supervisor: Asst. Prof. Dr. Metin Akis

July 2012

Sharia Sijils, Ottoman court records, are considered among the most important primary sources to understand the Ottoman administration in its provinces.

Sharia Sijils are always applied to understand social, economic and cultural life in the Ottoman Empire. The records includes social, economic and cultural developments in the provinces which the records were kept. The records also helped the Empire to control provincial administrators who were far away from the central.

With the examination of the register, numbered 166, we tried to explain the social life of Gaziantep in the 16th century in the light of the records. The general structure of the Ottoman judicial system, the process of Kadi Courts, the description of the Kadi records, historical process, the officials in the Shariyya courts, kadis (judges), requirements wanted from the kadis, history of Gaziantep and documents which were detected in the register and evaluation of these documents consist of this study.

Key words: Sharia Sijils,Court Judge, Gaziantep

(7)

ĠÇĠNDEKĠLER

ÖZET ... i

ABSTRACT ... ii

KISALTMALAR ... v

ÖNSÖZ ... vi

GĠRĠġ ... 1

BĠRĠNCĠ BÖLÜM OSMANLI HUKUKU VE ġER’ĠYYE MAHKEMELERĠ VEġER’ĠYYE SĠCĠLLERĠ ... 3

1. Osmanlı Hukuk‟unda Yargı Organı ve Adli TeĢkilat ... 3

2. ġer‟iyye Mahkemeleri ... 4

3.Kadı ... 4

3.1. Kadı‟nın Tayini ... 6

3.2. Kadı‟nın Görev Süresi ... 7

3.3. Kadı‟nın Rütbeleri ... 7

3.4. Kadılar‟da Aranan Nitelikler ... 8

3.5. Kadılar‟ın Azledilmesi ... 8

3.6. Kadılar‟ın Terfisi ... 9

3.7. Kadılar‟ın Sorumluluğu ... 9

3.8. Kadılar‟ın Yardımcıları ... 10

3.8.1. Müftüler: ... 10

3.8.2. Mahkeme Kâtipleri ... 10

3.8.3.Nahiye Naibleri ... 11

3.8.4. Encümen-i intibah ... 11

3.9. Kadı‟nın Yargı Bölgesi ... 11

3.10. Kadılar‟ın Denetimi ... 12

3.11. Kadılar‟ın Protokoldeki Yeri ... 12

4. ġeyhülislam ... 13

5. Kazasker ... 13

6. ġer‟iyye Mahkemelerindeki Diğer Adliye Görevlileri ... 15

6.1. Naibler: ... 15

6.2. Kassamlar: ... 15

6.3. Muhzırlar: ... 16

6.4. ÇavuĢlar ( Dergâh-ı Ali ÇavuĢları) ... 16

6.5. SubaĢları: ... 16

6.6. MübaĢirler ... 17

6.7. Kâtip ve Hademeler: ... 17

7. Mahkeme Binasının Yeri ... 17

7.1. Mahkemede Yargılama Usulu ... 18

7.2. Mahkeme‟nin Ġstiklali ... 21

7.3. Mahkeme‟nin Geliri ... 21

7.4. Mahkeme‟nin ArĢivi ... 21

8. ġer‟iyye Sicilleri ... 22

9. ġer‟iyye Sicilleri‟nin Türk-Ġslam Tarihi açısından Önemi ... 24

10.ġer‟iyye Sicilleri‟nin Ġhtiva Ettiği BaĢlıca Belgeler... 25

10.1. Kadılar Tarafından kaleme alınan Belgeler ... 25

10.1.1. Ġ‟lam: ... 25

10.1.2. Hüccet: ... 26

10.1.3. Vakfiye: ... 26

10.1.4. Sûret: ... 26

10.1.5. Ma‟ruzalar: ... 26

10.1.6. Müraseler: ... 26

11.Tanzimattan Sonra ġer‟iyye Mahkemelerindeki GeliĢmeler ... 27

ĠKĠNCĠ BÖLÜM 166 NUMARALI (H.980/M.1572/1573) AYNTAB ġER’ĠYYESĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEĞERLENDĠRMESĠ ... 31

(8)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

BULGULAR VE TARTIġMA ... 353

11. Ġdari Yapı ... 353

11.1.SubaĢı: ... 354

11.2.AsesbaĢı: ... 355

11.3.Nahiye ve Karyeler ... 355

Nahiyeler ... 355

Karyeler... 356

11.4. ġehrin Mahalleleri ... 356

Mahalle Ġsimleri ... 356

12. Ġktisadi Yapı ... 357

12.1. Gıda ve Tarım ... 358

12.2. Hayvancılık ... 359

12.3. Esnaf ve Sanayi Kolları ve Alınan Vergiler ... 360

Pazar yerleri ve isimleri ... 361

13.Sosyal Yapı ... 361

13.1. Aile ... 362

13.2. Gayrimüslim Halk ... 363

13.3. Vakıflar ... 364

13.4. Camiler ... 364

13.5. Medreseler ... 365

14. 166 Numaralı Ayntab ġer‟iyye Sicil Defterindeki 572Belgenin Tasnifi ... 365

SONUÇ ... 367

166. NUMARALI AYNTAB ġER’ĠYYE SĠCĠL DEFTERĠNDE KULLANILAN METERYAL VE YÖNTEM ... 370

BĠBLĠOGRAFYA ... 372

ÖZGEÇMĠġ... 374

VITAE ... 375

(9)

KISALTMALAR

a.e.g : Adı geçen eser a.g. m : Adı geçen makale

A.Ü.D.T.C : Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi

B. : Defter belge no

C : Cilt

Ed. : Editör

G.S. ġ : Gaziantep Ser„iye Sicili

H. : Hicri

M. : Miladi

M.K. Ü : Mustafa Kemal Üniversitesi

S. : Sayı

s. : Sayfa

S. : Orijinal sayfa no

T.T.K : Türk Tarih Kurumu T.D.V : Türk Dünyası Vakfı Yay. : Yayın evi

(10)

ÖNSÖZ

ġer‟iyye Sicilleri; kadıların devlet merkezi ile yaptıkları yazıĢmaları, halkın Ģikâyet ve dileklerini, mahalli idarelere ait hukuki düzenlemeler olarak kabul edilen ferman ve hükümleri, en önemlisi de ait olduğu mahalin sosyal ve iktisadi hayatını yansıtan mahkeme kararlarını ihtiva eden belgelerdir. Bu nedenle Osmanlı tarihi kaynakları arasında ġer‟iyye Sicilleri birinci derecede öneme sahip kaynaktır. Bu siciller incelenmeden Osmanlı devletinin siyasi, idari ve sosyal tarihini hakkıyla ortaya koymak mümkün değildir. Türk tarihinin ve kültürünün tam manasıyla araĢtırılıp öğrenilmesi içinde bu belgelerin doğru okunması ve anlaĢılması gerekir.

Bu sebeplerden dolayı tarihi araĢtırmalara bir nebze katkı sağlamak için ġer„iyye sicillerini incelemeye yöneldim. Özelliklede öğrenim gördüğümüz bölge olan Gaziantep‟in tarihi hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek ve 1572-1573 yılları arasında Gaziantep‟te geçen idari ve hukuksal davaların incelemek istememiz, Gaziantep ġer‟iyye sicilini yüksek lisans tezi olarak almamdaki bir baĢka nedendir.

ÇalıĢma esnasında bir takım güçlüklerle karĢılaĢtık. Belgelerdeki bazı kısımların tahrip olması, Arapça ve Farsça kelimelerin çokluğu, Arapça olarak yazılan belgelerin olması ve bazı yazıların silik çıkmasından dolayı tam anlaĢılmaması çalıĢmamızda karĢılaĢtığımız güçlüklerin baĢında gelmektedir. Bu güçlükleri ise gerek Osmanlıca-Türkçe lügatlar ve gerekse hocalarımızın yardımlarıyla en aza indirmeyi çalıĢtık. ÇalıĢmamızın neticesinde o tarihteki mahkeme belgelerini inceleyerek vakaların hangi konuları içerdiği, olayların geçtiği mekânları, sosyal, ekonomik, kültürel özelliklerini de öğrenerek tezimizde bunları ortaya koymaya çalıĢtık.

Bu çalıĢma esnasında yardımlarını esirgemeyen değerli hocam Doç. Dr.

Metin AKĠS‟, sonsuz teĢekkür ederim. Ayrıca transkripsiyon sırasında benden desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen Sayın AraĢtırmacı yazar Mehmet Abdülhamit TEKTUNA‟ ya ve bu süreçte benden manevi desteklerini esirgemeyen değerli arkadaĢım Ġbrahim GÜNEġ‟e ve her zaman yanımda olan aileme sonsuz teĢekkür ederim.

Ġbrahim ARSLAN HAZĠRAN 2012

(11)

GĠRĠġ

Osmanlı devletini etnik, dini ve kültürel farklılıklar bakımından zengin ama aynı zamanda problemli bir coğrafyada altı asrı aĢan bir süre ayakta tutan faktörlerin baĢında bir devletin sahip olduğu hukuki yapı ve bunu iĢletiĢ biçimi olduğunu söylemek yanlıĢ olmaz. Osmanlı devletinin Ģanslı olduğu nokta oturmuĢ bir hukuki yapı ve iĢleyiĢ mirası üzerine kurulmuĢ olmasıydı. Osmanlı devletinin büyük ölçüde hukuki ve kültürel mirasını devraldığı Anadolu Selçuklu Devleti ve Abbasi Devleti esas itibariyle Ġslam Hukuku‟na ve sonuncusu hariç olmak üzere belirli ölçüde eski Türk-Moğol Hukuku‟na dayanan bir hukuk düzenine sahiptirler. Osmanlıların yaptığı bir taraftan bu hukuki düzeni kısmen dönemin ihtiyaçları ıĢığında yeniden yorumlamak diğer taraftan da bu hukuki düzeni etkin bir tarzda hayata geçirmektir.

Osmanlı mozaiğini uzun süre bir arada tutan asıl faktörün bu etkinlik olduğu söylenebilir. Osmanlı hukukunun esas temelini Ġslam hukukunun oluĢturduğu inkâr edilemez. Bu realite Osmanlı devletini çağdaĢı veya daha önce kurulmuĢ bulunan Ġslam devletleri için geçerlidir. Ancak her devletin Ġslam hukuku uygulamasında gerek mezhep ayrımcılığına gerekse sosyal, siyasi ve kültürel farklılıklara bağlı olarak birtakım değiĢikliklerin olduğu da bir gerçektir. Bu farklılıkları Osmanlı devletinde gözlemlemek mümkündür. Ayrıca buna Ġslam hukukunun ayrıntılı olarak düzenlemediği veya düzenlemesini devlet baĢkanlarına havale ettiği alanlarda, Osmanlı padiĢahları tarafından dönemin anlayıĢı ıĢığında hukuku oluĢturduğu olgusuda eklenmelidir. Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde altı asırlık bir Osmanlı uygulamasının nasıl kendine özgü bir hukuki yapı ortaya koyduğu kolayca anlaĢılır. O halde Osmanlı hukuku denince hatıra Ġslam hukukunun teorik esaslarıyla, bu hukukun altı asırlık uygulamasında aldığı Ģekiller ve Osmanlı hükümdarlarının kendilerine tanınan alanlarda koyduğu hukuk kuralları ve kanunlar gelmelidir1. Osmanlı devleti diğer Türk-Ġslam devletlerine nazaran uzunca bir hükümdarlık devresi geçirmiĢ olması hiç Ģüphe yok ki müesseselerine borçludur. Bu müesseselerin kendisinden önceki Müslüman ve Türk devletleri tarafından kurulmuĢ olan müesseselerin bir devamı olup onların zaman içinde daha da geliĢmiĢ Ģekillerinden ibarettir2. Osmanlı devleti kuruluĢundan itibaren bağlı bulunduğu dinin

1 Akif Aydın, “Osmanlı Hukuku‟nun Genel Yapısı ve ĠĢleyiĢi”,Türkler Ansiklopedisi, C.X, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s. 24.

2Ahmet Kankal, Ġbrahim Özcosar, Hüseyin H. Günes,Veysel Gürhan, 235 Nolu Mardin Şer’iyye Sicili Belge Özetleri ve Mardin,Ġstanbul,2007.

(12)

icaplarına göre bir hukuki sistem kabul etmiĢtir. Buna bağlı olarak gerek cezai, gerekse vergi kanunları ile Müslim ve gayrimüslimlerin tabii bulundukları esaslar ve bunların birbirleriyle olan münasebetleri bu hukuk çerçevesinde konulan hükümlere göre düzenlenmiĢtir. ġer‟i hukuk (Ġslâm Hukuku) adını verdiğimiz bu sistemin nazari olarak her alanda tatbik edildiği göze çarpmaktadır. Ancak bunun yanı sıra, bilhassa idare ve teĢkilat sahası ile amme müesseseleri sahasında, eski Türk devletlerinden gelen bir idarecilik geleneği veya fethedilen memleketlerdeki bazı vergi teĢkilat ve usullerin, Milli veya Örfi denilebilecek bir hukuk sisteminde ortaya çıkardığı bilinen bir gerçektir. Osmanlı hukuk sisteminin bu iki temel üzerine kurulduğu uygulamalara bakıldığında açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu hukuk temeli içinde hiçbir Ģekilde örfi hukuk ġer‟i hukuka aykırı düĢmemiĢtir. Bu Ģekliyle örfi hukuk ġer‟i hukuk ile birleĢmekte ve hatta tek hukuk telakkisi ortaya çıkmaktadır. ġer‟i hükümler, Kuran-ı Kerim, Hadis, Ġcma ve Kıyas gibi Ġslam ilke ve temellerine dayanırken, örf hükümdarın iradesine bağlı olarak koyduğu kurallar ve bunun için sadır olan fermanlardır3. Bu Ģekilde ikili bir yapı arz eden ve kendi içinde belirli bir uyum ve ahengi temsil eden Osmanlı hukuku geniĢ Osmanlı coğrafyasının her tarafında istikrarlı bir biçimde uygulanmıĢtır4. Ayrıca Ģer‟i hukukun bilinmesi ve bu hukuk‟un nasıl uygulanması gerektiği açısından Osmanlı ilmiye teĢkilatının kuruluĢu önemlidir ve bu hususta ġer‟iyye mahkemeleri Osmanlı devletinin kuruluĢundan Tanzimat dönemine kadar uzun asırlar her türlü hukuki itilafların çözüldüğü bir merci olmuĢtur5. Bu bağlamda Ģer‟iyye sicillerinin ne kadar önemli belgeler olduğunu göz ardı edemeyiz.

3 Yusuf Hallaçoğlu, XIV-XVII. yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, T.T.K Yayınları, Ankara, 2003, s.118.

4 Aydın, a.g.m, s.26.

5 Mehmet Ali Ünal, Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Kardelen kitapevi, Isparta,1999, s. 82.

(13)

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

OSMANLI HUKUKU,ġER’ĠYYE MAHKEMELERĠ VE ġER’ĠYYE SĠCĠLLERĠ

1. Osmanlı Hukuk’unda Yargı Organı ve Adli TeĢkilat

14.baĢlarında Anadolu‟nun kuzeybatısında kurulan Osmanlı devleti, kısa zaman sonra çağına göre oldukça ileri bir sistem oluĢturarak inkiĢaf etmiĢ bir Türk- Ġslam devleti olarak karĢımıza çıkmaktadır. Çağına göre oldukça ileri olan bu devletin müesseselerinin temelini baĢta “Ġslam Hukuku” olmak üzere, “eski Türk Devlet Geleneği” yani “Örfi Hukuk” olmuĢtur. Bu devletin idari ve adli yapısı baĢta olmak üzere tüm devlet aygıtının temel felsefesi genel olarak “adalet sistemi” üzerine inĢa edilmiĢtir. Nitekim Osmanlı Devletinin çeĢitli kültür, ırk, din ve mezhep ayrımı yapmadan bütün halkına eĢitlikçi ve adil bir hukuk sistemi uygulaması da bunun en açık ispatıdır. Devletin çağlara damgasını vuran ve dünya güç dengeleri içinde önemli konumunu sağlayan saik bunlardan ileri geldiği denilebilir. Oldukça farklı- değiĢik kültür camialarının bünyesinde barındıran ve bunların sorunlarını adilce çözen bir devletin mutlak bir Ģekilde müesseseleri de o derece geliĢmiĢ olmalıdır. Bu açıdan ele alındığında Osmanlı Devletinin teĢkilat yapı ve Ģekillerinin iyi tahlil edilebilmesi söz konusu olunca Osmanlının yargı organı ve adli teĢkilatını o dönemden günümüze intikal edebilen vesikalarında önemi ortaya çıkacaktır.6 Her konuda olduğu gibi yargı organları konusunda da Tanzimat‟a kadarki dönem ve Tanzimat sonrası dönem ayrımı yapılmalıdır. Bu esasa göre hareket ederek önce Tanzimat öncesindeki yargı organlarını incelemek gerekecek. Bilindiği üzere Osmanlı devleti daha önce zikr edilen Türk devletleri gibi Müslüman bir devlettir ve hukuk sisteminin temelini Ġslam hukuku teĢkil etmektedir. Bu sebeple bu devletin en önemli yargı organı yine “Kadı” olmuĢtur. Ancak ġer‟iyye mahkemeleri ve bunların dıĢında da kadılar ve yargı görevlileri vardır7.

6 Mehmet BeĢirli, 385 Numaralı HarputŞer’iyye Sicilinin Tanıtımı ve Osmanlı Şehir Tarihi Açısından Önemi,1999, s.3-4.

7Halil cin, Ahmet Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, C.I, Osav Yayınları, Ġstanbul, 1995, s.264.

(14)

2.ġer’iyye Mahkemeleri

ġer‟ iye mahkemeleri, kadıların Ģer‟i hükümlere göre yargılama yaptıkları mahkemelerdir. ġer‟ iye mahkemelerini ifade etmek için mehakim-i Ģer‟ iye, meclis-i Ģer‟ i, meclis-i Ģer-i Enver veya nebevi gibi tabirler kullanılmaktadır8. Ġslam‟ın gerek Kuran gerekse hadisler vasıtasıyla üzerinde ehemmiyetle durduğu konulardan biri de her türlü haksızlığı ortadan kaldırmaya yönelik olan adalet anlayıĢıdır. Bu bakımdan, insanlar arasında adalet dağıtıcı olarak vazife alacak olanların bu prensibe titizlikle riayet etmeleri gerektiğini birçok Ġslami emirde görmek mümkündür. Ġnsanlığın baĢlangıcından bu yana devam eden anlaĢmazlıkların çözümlenmesi ve ihtilafların ortadan kaldırılması için kurulan adalet teĢkilatı da insanlık tarihi kadar eskidir.

Osmanlı devleti bir Ġslam devleti olması sebebiyle ilk teĢekkül ettiği yıllardan itibaren Ġslam hukukunun hükümlerini uygulamaya baĢlamakla beraber adliye teĢkilatında da bu hükümleri uygulamıĢtır9. Bu doğrultuda Osmanlı devletinde ġer‟

iye mahkemeleri Ġslam Adliye teĢkilatının yargı görevini üstlenen müesseseleridir.

Osmanlı devletinin ġer‟ iye mahkemeleri Emevi, Abbasi, Selçuklu ve memluk devletlerinde görülen adli yapının en geliĢmiĢ ve son halkasını oluĢturmaktadır. ġer‟

iye mahkemeleri Osmanlı adliye teĢkilatının omurgasıdır. Hukuki, cezai ve idari davaların baĢlıca çözüm merceği Ģer‟ iye mahkemesidir. ġer‟ iye mahkemeleri tek hâkimliği mahkemelerdir. Teoride hâkimliği mahkemeler mümkün ve uygulamada da görülmüĢ olmakla beraber yaygınlaĢmamıĢtır10. Osmanlı devletinde yargı iĢlevini gören Ģer‟ iye mahkemeleri kadı veya naibler tarafından yargı iĢlevinin icra edildiği yerlerdir. Kendinden önceki Ġslam devletlerinin takipçisi olan Osmanlı devletinde Ģer‟ i kaza usulünü benimsemiĢ ve Osman beyin tayin ettiği iki memurdan biri kadı olmuĢtur11.

3.Kadı

Kadı insanlar arasında vuku bulan dava ve tartıĢmalı konuları yasal hükümlere göre çözen ve bu nedenle kimi zaman halifeye ve kimi zaman sultan tarafından atanmıĢ kiĢidir. Ayrıca kadı, Ġslam pozitif hukukunu uygulamakla sorumlu

8Şer’ iyye Sicilleri, (Kolektif), (Ed.Turan Yazgan), Türk Dünyası AraĢtırma Vakfı Yayınları, C.I, Ġstanbul, 1988, s.76-77.

9 Ziya Kazancı, İslam Müesseseleri Tarihi, Kayhan Yayınları, Ġstanbul, 1991, s.109.

10 Mehmet Alkan, Osmanlı Devletinde Ceza Yargılaması, Eren Yayınları, Ġstanbul, 2004, s. 31.

11 Fahrettin Atar, İslam Adliye Teşkilatı, Ankara, 1999, s. 63-64.

(15)

olan hâkimdir12. Ġslam hukuk tarihinde yargı görevini deruhte eden ilk kadı bizzat Hz. Peygamber idi. Daha sonra halifeler bu görevi üstlendiler. Zira yargı görevi hilafete dâhil vazifeler arasında yer almaktaydı. Yani yargılama görevi kamu adına halifenin veya onun yetkili kıldığı kadıların göreviydi. Bu sebeple, Ġslam‟ın ilk döneminde halifeler bizzat kaza vazifesini de icra ederler ve baĢkalarına havale etmezlerdi. Daha sonra Ġslam devleti geniĢleyip yargıya dair iĢler çoğalınca halifeler gerçek hilafet merkezinde davaları yürütmek için hususi memurlar yani kadılar tayin etmeye mecbur oldular. Abbasilerde hilafet makamını elde edince kadı tayin yetkisini ellerine almıĢlardır. Ġslam‟ın ilk döneminde her vilayete bir kadı tayin edilirken devlet sınırları geniĢleyince birden fazla kadı bulundurmaya baĢlanmıĢtır.

Kadılar yine halife tarafından tayin edilmekteydi. Endülüs de ve Mısırda Abbasilerin muasırı olan ve daha sonra gelen halifeler ve bu bab da Abbasi halifelerini takip ederek kendileri kadı‟l-kudatları tayin ederlerdi. Kadıların tayin yetkisi daha sonra halifelerden sultanlara geçmiĢtir. Memluklarda, Selçuklarda ve Osmanlılara kadar kurulan bütün Müslüman devletlerde kadıların tayin yetkisi sultanların elindedir.

Osmanlı devleti de bir Müslüman devlet olduğun ilk kuruluĢ yıllarından beri aynı kaza usullerini benimsemiĢ ve ilk tayin edilen iki memurdan biri kadı olmuĢtur13.

Osmanlı devletinde çok geniĢ kapsamlı yetkileri bulunan ve Ģer‟ iye mahkemelerinde yargı görevini ifa eden Ģahıslara kadı denmektedir. Bilindiği gibi kesmek ve ayırmak gibi sözlük manaları bulunan kaza, terim olarak hüküm ve hâkimlik manalarını ifade eder. Osmanlı hukukçuları kadıyı, insanlar arasında meydana gelen dava ve anlaĢmazlıkları Ģer‟ i hükümlere göre karara bağlayıp devletin en yüksek icra makamı tarafından tayin edilen Ģahıs diye tarif etmektedir.

Kadılara hâkim veya hakimü‟Ģ-Ģer de denilir. Bilindiği gibi Osmanlı devleti idari taksimat olarak önce eyaletler livalara, livalar kazalara, kazalar nahiyelere ve nahiyeler de köylere ayrılıyordu. Nahiye ve köyler dıĢında kalan diğer idari merkezler aynı zamanda yargının da merkeziydi. Her yargı merkezinde birer kadı bulunurdu. Osmanlı adli teĢkilatının temel teĢkilatı olan kadılar bulundukları yerin hem hâkimi hem belediye baĢkanı bazen mülk amiri ve bazen de halkın her konuda müracaat edebileceği sosyal güvenlik makamıydı 14. Osmanlı devletinde kadı

12Hasan Tahsin Fendioğlu, “Osmanlıda Kadılık Kurumu ve Yargılama”,Osmanlı Ansiklopedisi, C.VI, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, s. 433.

13Yazgan, a.g.e, s. 77-78.

14Ahmet Akgündüz, Halil Cin, Türk Hukuk Tarihi, C.I, Osav Yayınları, Ġstanbul 1995, s. 270.

(16)

atamasının nedeni ülkede zulmü önlemektir; Osmanlı geleneğindeki

„adaletnamelerden‟ bu durum açıkça anlaĢılmaktadır. Osmanlı ilk zamanlarında kadıları Anadolu‟dan değil de muhtemelen daha yetiĢmiĢ olmaları nedeniyle Ġslam dünyasının diğer merkezlerinden getirtmiĢtir. Yargı teĢkilatı Osmanlıda doğrudan doğruya merkeze bağlı, tüm ülkeye yaygın çok önemli bir teĢkilattır. Osmanlı yönetiminin bel kemiğini kadı teĢkil eder. Kadıların her türlü iĢlerini Ģer‟ iye sicillerinden takip etmek mümkün olduğu halde ehl-i örfün iĢlem ve yaptıklarını sistemli bir Ģekilde topluca takip edilecek defter veya kaynak verileri bugün mevcut değildir15. Kadıların önemli görev ve yetkilerine bakıldığı zaman; ġer‟ i hükümleri icrası Hanefi mezhebinin tartıĢmalı olan görüĢlerinden en muteber olanı araĢtırılıp uygulama ġer‟iyye sicillerinin yazımı veli veya vasisi olmayan küçükleri evlendirme, yetimleri ve gaiplerin mallarını muhafaza, vasi ve vekillerin tayin yahut azl, vakıfları ve muhasebelerini kontrol, evlenme akdini icra gibi kısaca bütün hukuki iĢleri takip etmek kadıların görevleri ve yetkileri arasındadır16.

3.1. Kadı’nın Tayini

Kadının tayin edilmesinde kadının bir takım niteliklere sahip olması belirli bir tahsil düzeni ve hiyerarĢik geçiĢ iĢlemine dayanmaktaydı. Bu nedenle Osmanlı ülkesinde adliye ilki; klasik Ġslam devletlerine göre daha geliĢmiĢ esaslara dayanan bir sistem baĢlı baĢına bir meslek olarak görülmektedir. Osmanlı Ġmparatorluğunda ilmiye sınıfı üç kategoride görevlendirilmekteydi. Bu kategoriye giren her gurup belirli bir fonksiyon yüklenmiĢtir. Müderrisler öğretimle, Müftüler (ifta) yani fetva göreviyle, kadılar ise kaza (yargı) göreviyle yükümlüydüler. Osmanlı kadıları bu hiyerarĢi içinde mutlaka gerekli medrese tahsilini ve hukuk bilgisini kazanmıĢ olmak zorundaydılar. Kadılar PadiĢah beratı ile tayin edilirlerdi. Ġlmiye mensuplarının tayin, azl ve nakil iĢlemlerini Anadolu ve Rumeli kazaskerlikleri daireleri yapar. Yani kadının mesleğe ihtisabında bu dairelerden birine dâhil olması gerekmektedir. Bu dairelerde ruznamçe denen defterler kayıt edilir ve mesleki, terfi ve özlük iĢleri burada yürütülürdü. ġayet bir kadının tayini bu defterde kaydedilmemiĢse elindeki berat hükümsüzdür ve iptali gerekmektedir. Bunun yanında berat tayin iĢlerinin

15 Fendioğlu a.g.m. s. 453.

16 Akgündüz a.g.e,s.271

(17)

kanuni ispat belgesidir. Bunsuz görev “beratsız fuzuli mahkeme kurmak” diye vasıflandırılır17.

3.2. Kadı’nın Görev Süresi

Kadıların görev sürelerinde mahalli halk ile yakınlaĢmamaları için olsa gerek kadıların tayin süreleri kısa tutulmuĢtur. Bu hiyerarĢide meydana gelmesi muhtemel olan tıkanıklıkları önlemekteydi. Esas olarak süre için kadının rütbesi de belirleyici olmuĢtur. Mevleviyet payesini haiz büyük kadılar genelde bir sene, kaza kadıları ise yirmi ay süre ile tayin edilir. Fakat sürelerin belirsizliği ve konu hükmü hilafına kısa tutulması ciddi problemler doğurmuĢtur. Görev sürelerini güven altına almak için gayrı kanuni harcama ve rüĢvet gibi yollara baĢvurmuĢlardır. Sarf ettikleri parayı az zamanda fazlası ile kazanmak için türlü yolsuzluklara sapmıĢlardır18. Görev süresini dolduran kadı Ġstanbul‟a gelir ve kaza kadısı ile her ÇarĢamba günü kazaskerin makamına devam ederlerdi. Mevleviyet kadıları ise Cuma günü vezir-i azamı paĢa kapısında ziyaret ederlerdi. Kadıların ma‟zul olduğu dönemde zaman-ı infisal, görev baĢında bulunduğu devreye ise zaman-ı ittisal denirdi. Tanzimat‟tan sonra bu usul değiĢtirilmiĢ mulazamet usulünü amacı kadıların ma‟zul oldukları zaman içinde kendilerine mesleki açıdan yetiĢtirmiĢlerdir19.

3.3. Kadı’nın Rütbeleri

Osmanlı kadıları derece itibari ile iki büyük guruba ayrılmıĢlardır. Birincisi:

Mevleviyet denilen büyük kadılıklardır. Büyük ve mühim eyaletlere vilayetlere ve bazı önemli sancaklara rütbeli kadılar (mevali) tayin ediliyorlardı. Bunlar ayrıca yevmiyelerine göre de iki kısma ayrılıyorlardı. Ġlk olarak 300 akçeli mevleviyetler en düĢük mevleviyetlerdir ve devriye mevalisi denmektedir. Yevmiyesi 500 akçeye kadar yükselebilen Rumeli ve Anadolu kazaskerliğidir. Ayrıca payeleri de vardır.

Ġkincisi de kaza kadılıklarıdır. Kaza kadıları da kendi aralarında derece ile ayrılmıĢlardı. Bunların en yüksek derecesi sitte veya eĢref-i kuzat yahut yüzeli akçelik denir. Bunların dıĢında da fevkalade hallerde memleketin asayiĢini temin etmek için toprak kadıları adıyla seyyar kadılar bazı önemli davaları ve Ģikâyetleri dinlemek üzere merkezden görevlendirilen nehayif müfettiĢleri de mevcuttur.

17Ġlber Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı’da Kadı, Turhan kitapevi Yayınları, Ankara, 1994, s.12-17.

18 Ġlber Ortaylı, a.g.e, s. 12-17.

19Akgündüz, a.g.e, s. 274-275.

(18)

3.4. Kadılar’da Aranan Nitelikler

Osmanlı da kadılık için aranan bazı Ģartlar vardır. Osmanlı ülkesindeki hak ve adalet esasları kadıların ehliyeti ve sahip olduğu vasıflarla doğru orantılı olarak yerleĢmiĢ ve uygulanmıĢtır. Bu sebeple kadı olacak bir Ģahısta bazı vasıflar ve Ģartların bulunması istenmiĢtir. Bunlara değinecek olursak: Kadıların tam ehliyetleri olmalı yani baliğ, akıl ve hür olmaları Ģarttır. Küçükler, bunaklar, kör, dilsiz ve sağırlar kadı olamazlardı. Kadıların Müslüman olmaları da Ģarttır. Ancak hukukçuları zimmi‟nin zimmi‟ye kadılık yapmasını caiz görmüĢlerdir. Had ve kıyas cezalarının verilmesi gereken davaların dıĢında kadının erkek veya kadın olması caizdir.

Uygulamada kadın hâkime rastlanmamıĢtır. Bütün bunların yanında kadıların yerli yerinde hüküm verebilen, anlayıĢı kuvvetli, dürüst, güvenilir, Ģahsiyet sahibi, sağlam iradeli, hukuki meselelerde ve yargılama usulüne vakıf ve kendisine gelecek hukuki davalara Ģer‟i esaslara göre karara bağlayacak yeterlilikte olmaları gerekir20.

3.5. Kadılar’ın Azledilmesi

Kadılar hukuki görevlerinde bir kötülükleri ortaya çıkmadıkça, adli ve mülki görevlerinde sorumluluk doğurucu bir tasarrufta bulunmadıkça azledilemeyeceği gibi görevleri de değiĢtirilemezdi. Ancak istifa edebilirler, ayrıca karĢılıklı rıza üzerine aynı sınıftan bir baĢka hâkimler görevlerini becayiĢ edebilirlerdi. Haremeyn kadıları ve müĢavirleri ise eskiden olduğu gibi geçici süre ile tayin edilirlerdi. Eski mevzuata göre geçici süre ile tayin edilen naipler görev sürelerinin sonu yaklaĢmıĢ ve yerlerinde kimse tayin edilmemiĢ ise kadı unvanı ile görevlerine devam ederlerdi.

Sıcak beldelerde üç sene iyi bir Ģekilde görev yapanlar isterlerse kendi sınıfından boĢ bir yere tercihen tayin edilirlerdi. Bir kaza yeri boĢaldığında kıdem, liyakat ve eski hizmetleri göz önüne alınarak öncelikle mazul hâkimlerden sonra mezuniyet tarih ve derecesine göre medrese-i kudat mezunları da uygun olanları tayin ederlerdi.

Kendilerine teklif olunan görevleri kabul etmekten kaçınanlar hakkında mazul iĢlemi yapılırdı. Bir kadılık boĢaldığında yerine yenisi tayin edilinceye kadar yargı iĢlerinin sekteye uğramaması için belde müftüsü veya uygun bir baĢkasına meĢihat tarafından yargı yetkisi verilebilirdi. Ancak bu durumda kiĢinin o belde idare meclisinden

20 Akgündüz, a.g.e, s.274-275.

(19)

onaylı tatbik mührünü meĢihata göndermesi gerekirdi. Yoksa vekâlet maaĢı alamazdı21.

3.6. Kadılar’ın Terfisi

Kadıların terfisinden söz edecek olursak; Hâkimler görevlerini iyi yapmaları durumunda üç senede bir üst sınıfa eğer boĢ yer varsa terfi ederlerdi. Hâkimlik derecelerinin baĢlangıcı olarak medrese-i Kudat‟ı bitirenlerde mesleğe kabul edildikleri, bundan mezun olmayanlarda ise burada okutulan derslerin hepsinden imtihana girip baĢarılı oldukları tarihe itibar edilirdi22.

3.7. Kadılar’ın Sorumluluğu

Kadıların Ģer‟i görevleriyle ilgili gerektiğinde soruĢturma yetkisi meĢihat‟a aitti. Kadılara ait evrak Encümen-i intihabda incelenir; meclis-i tedkikak-ı Ģer‟iyyenin de görüĢleri alınarak kadının yargılanmasına gerek görülürse durum mazbatayla meĢihat‟a bildirilir ve irade-i seniyye ile yargılanmasına izin çıkardı. Bu durumda o kadı derhal görevden azl edilerek yerine baĢkası tayin olunurdu.

Yargılama sonucunda berat ederse tekrar aynı derece ve sınıftan bir göreve verilirdi.

Kadıların Ģahsi suçları veya adli görevleriyle ilgili olarak yargılamaları gerektiğinde Bidayet ve Ġstinaf mahkemeleri baĢkanları haklarında geçerli olan kural gereğince üst nizamiye mahkemesinde yargılanırdı. Ancak Adliye Nezareti kadının adli göreviyle ilgili olarak yargılanmasına izin verdiğinde gerekçesini ve ayrıca daha sonra yargılama sonucunda kararı meĢihat‟a bildirir, böyle yargılamaya alınan iĢten el çektirilirdi. Kadıların korumaları gereken yüce sıfatlara aykırı hareket ettikleri veya görevlerini sebepsiz yere geciktirdikleri sabit olursa kendilerine tenbih, tevbih, terakkiden, muvakkatten yada münebbeden men azliyle beraber iki seneye kadar yargı görevinden men gibi cezalar Encümen-i Ġntihab tarafından belirlenir ve meĢihat‟in iĢaretiyle yerine getirilirdi. Bu cezaların sırasıyla uygulanmasına rağmen kadı‟nın durumunda değiĢiklik olmazsa Encümen-i intihab kararı ve Ġrade-i seniyye ile görevden alınır ve artık kendisine kadılık verilmezdi. ġer‟iyye mahkemelerinin kanun yolu merci olan Fetvahane ve Meclis-i Tedkikat-ı ġer‟iyye bir kadının vermiĢ olduğu yargı kararlarının onda ikisini bozarsa bir sene onda dördünü bozarsa iki sene, yarısını bozarsa üç sene terakkiden mahrum kalır; onda altısını bozarsa

21Ümit Erkan, “Rize Şer’iyye Sicilleri Işığında Rize’de Sosyal Hayat”,( Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Trabzon, 2007, s. 96-99.

22 Erkan, a.g.e s. 96-98.

(20)

görevden azledilerek kendisine iki sene görev verilmez; onda altısından çoğunu bozarsa artık kadılık mesleğinden çıkarılırdı. Bu disiplin cezalarını esas almak üzere her mahkemede mart ayı baĢlarında geçen senenin iĢlerine ait bir cetvel hazırlanarak bunda bu sene zarfında meydana gelen davalar ile hükme bağlananlar birleĢtirilerek meĢihat‟a gönderilirdi. Fetvahane ve Meclis-i Tedarik-i Ģer‟iyye de her sene onayladığı veya bozduğu hükümleri ve bunları veren kadıların isimlerini bir cetvel halinde Encümen-i Ġntihaba verilirdi23.

3.8. Kadılar’ın Yardımcıları 3.8.1. Müftüler:

Ġlmiye sınıfına mensup olan kimselerdi. Medreseden “icazet” olarak mezun olan kimse öğretim fetva ve yargı görevi denilen üç görevden birini seçerek atamasını yaptırırdı. Bu görevden fetva görevini müftüler tarafından yürütülmekteydi. Müftülük makamı mümhal bulunan bir beldenin bi‟l- fiil tedrise uğraĢan müderrisleri büyük camilerin imam ve hatipleri ve meclis-i idare ve belediye meclisinin seçilmiĢ Müslüman üyeleri meclis-i idareye çağırılarak halkın itimat ettiği ve sorulacak sorulara fetva vermeye kadir ulemadan üç kiĢiyi kapalı oyla seçer;

durum vilayetçe görüĢ eklenmek suretiyle ve mazbatayla beraber seçilenlerin öz geçmiĢleri meĢihat‟a bildirilir. MeĢihat‟a bunlardan birini mensur hazırlayarak müftülüğe tayin ederdi. Seçilenlerden bu ise elveriĢli olmadığı ortaya çıkarsa yeniden seçim yapılırdı. Söz konusu beldede bu iĢe elveriĢli kimse yoksa durdum dert vekâletince gazetelerde ilan edilir; talipler arasında imtihan yapılarak en uygunu müftülüğe getirilirdi. Müftülerin süreleri kesin belli olmayıp bu görev Ģartlara göre değiĢmekteydi24.

3.8.2. Mahkeme Kâtipleri

Ġdare-i vilayet kanunu uyarınca bağlı bulundukları kadılar tarafından fıkıh, feraiz, sakı-ı Ģer‟i ve hüsn-i hatt bakımından imtihan edilerek baĢarılı olanlardan seçilir ve münhal olan bu görevlere valilikçe tayin edilirdi. Müftü müsevvitleri de

23 Ümit Erkan, a.g.e, s. 96-99.

24 Rıfat Özdemir, XXI yüzyılın İlk Yarısında Ankara, Kültür Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1986, s. 205-207.

(21)

aynı Ģekilde müftü tarafından seçilir ve valilikçe tayin edilirdi. Mahkemedeki muhzır ve hademelerin tayini de kadılara aittir25.

3.8.3.Nahiye Naibleri

Nahiye naibleri bağlı bulundukları vilayet, liva veya kaza kadısının vekili konumundaydılar. Bunların seçimleri, tayinleri, görev ve yetkileri özel talimatla belirlenmekteydi.

3.8.4. Encümen-i intibah

MeĢihat müsteĢarının baĢkanlığında toplanan ve ilamet-i Ģer‟iyye, medresetü‟-Kudat tahrirat, memurin ve sicil müdürleriyle meĢihat‟ın seçeceği baĢkanlardan oluĢan ve kararları istiĢari olan bir kurumdur. Gerekli görüldükçe toplanır; meĢihat baĢkan ve ileri gelenleri dıĢında bütün Ģer‟iyye ve ilmiye görevlilerinin seçim, tayin, terfi, becayiĢ, azl, ve gerekirse haklarında yargılama yapılması ve ceza uygulamasına dair hususlarla memurların sicillerine iĢlenmesi gereken durumları inceleyip gereğini mazbatayla meĢihat‟a bildirmekle yükümlüydü26.

3.9. Kadı’nın Yargı Bölgesi

Kadılar kendi yargı bölgesi dâhilinde çıkan olaylarda ve mahkemeye müracaatlarda olayın aydınlanması için gerekli teftiĢten kaçınması yasaktı. Bu gibi hallerde eyalet beylerbeyi veya merkezi devlet yetkileri kendisine vazifesini hatırlatıp ihtarda bulunurlar. Kadı katl, bazı halde olacak ve benzeri davalar için keĢif icap ettiğinde yanında ahl-i hibra ile olayı tesbit zorundadır. Kadı keĢfe çıkmayı ihmal ettiğinden kendisine ihtar edilmiĢtir. KeĢif ve bazı hukuki konularda bazen iki kadının yazıĢtığı da görülür. Ayrıca kadıların yargı bölgeleri içindeki mükellefiyetlerini yerine getirme dıĢında kendi yargı bölgeleri dıĢındaki iĢlere karıĢmamaları prensibi de önemlidir. Herkes ait olduğu bölge mahkemesinde yargılanır. Kadılarda kendi bölgesi dıĢındakilerin davasına bakamaz. Bu durumda kadılar arasında çatıĢmalara ve hatta bölgesine tecavüz edilen kadının merkeze Ģikâyeti görülmüĢtür. Diğer yandan kadılar sultanın özel bir fermanla gerektiği halde baĢka kadıların bölgesindeki iĢlerine bakabilirler. Ayrıca kadı kendi arzusu ile mahkeme merkezini değiĢtiremezdi. Yer seçimi ve tahvili merkezi hükümetin

25Erkan, a.g.e, s. 99-101.

26Erkan, a.g.e, s. 99-101

(22)

kararına bağlı idi. Bu gibi istekleri kadı yazdığı arzla saltanat makamına arz eder ve izin çıkardı. Osmanlı kadısı siyaset ile cezalandırılmazdı. Kadılık belirli eğitim ve statüden geçen terfi ve tayini belirli kurallara bağlı bir memuriyetti. Bu Osmanlı devlet düzeninin önceki Ġslam devlet düzenine göre geliĢtiği bir meslek yoluydu.

Yargıçlık yönü ağır basmakla birlikte taĢra yönetiminde mülki ve mali görevleri de vardı27.

3.10. Kadılar’ın Denetimi

Kadıların sistemli, kanunsuzca verdikleri hükümler o ahalinin Ģikâyetine sebep olur veya devlet yönetiminin dikkatini çekerse teftiĢ yoluna giderdi. Bu gibi hallerde de merkezi hükümet beylerbeyi veya sancak beyi rütbesinde birini gönderir ki buna da müfettiĢ paĢa denirdi. Yahut da dergâh-ı âli çavuĢlardan biri mübaĢir müfettiĢ olarak gönderilirdi. Bu gibi hallerde merkezden de bir kadının teftiĢle görevlendirilerek gönderildiği olmuĢtur. Bunlara toprak kadısı denmiĢtir.

Yolsuzluğun arttığı bölgelerde teftiĢ için seyyar kadılar gider, gerektiğinde davalara da bakarlardı. Bunlara mehayif müfettiĢi denmekteydi. Yolsuzluğu anlaĢılan kadı ekseri merkezden gönderilen çavuĢlar ma‟rifetleriyle tevkif ettirilip merkeze ihzar olunurdu. Ayrıca kadılar kendi bölgelerine tayin ettikleri niblerini normal olarak teftiĢ etmekle mükelleftir28.

3.11. Kadılar’ın Protokoldeki Yeri

Ġslam tarihinin her döneminde kadılar en yüksek mevkilere kadar yükselebilmiĢlerdir. Osmanlıda ilmiye ricalinden olduklarından, ayrı bir statüleri vardı. Daha Abbasiler devrinde kadı‟nın ayrı bir giyimi ve ayrı bir tören kıyafeti vardır. Osmanlı devletinde ki protokolde kadıların hiyerarĢide ve etikette ayrı bir yerleri vardı. Mevleviyet sahibi olup olmamalarına göre statüleri türleri de değiĢirdi.

Her Ģeyden önce ilmiye sınıfının ayrıcalıklarına sahiptirler. Kul zümresinden olmadıklarından ehl-i örf gibi siyasetle cezalandırılamazdı. Kadı bir hukuk adamı ve yargıçtı mahkemesine verdiği kararların tutulduğu noter kayıtlarına müdahale edilemezdi. Vakıf, medrese teftiĢlerinde bağımsızdır. Tımar ve arazi davalarında söz sahibidir ama hüküm verirken bir fıkıh adamı olduğu kadar memurdur. Davalarda Ģer‟i konuyu müftüye sorabilir (fetva) ama örfi davalara örfi mevzuatın gereğiyle

27 Özer Ergenç, 1580-1596 yılları arasında Ankara ve Konya, A.Ü.D.T.C.F Yayınları, Ankara, 1973, s. 118.

28 Ergenç, a.g.e, s. 119-120.

(23)

hüküm verir. Bir hukukçu ve idare adamıdır. Nihayet bir Ģeriat görevlisi olarak Ġslam cemaatinin temsilcisidir. Ahalinin istekleri doğrultusunda bazen onların protestoları adına, merkezi hükümete arzda bulunur, yazıyla talepte de bulunur. Buda onu örfi memurlardan ayıran bir statüdür ve bunun için de bir fıkıh adamı olarak siyaset cezasından masundur29.

4.ġeyhülislam

Devletin ilk ve son dönemlerindeki dalgalanmalar bir tarafa bırakılırsa Osmanlı devletinde ilmiye sınıfının ve dolaysıyla kaza teĢkilatının da bir bakıma baĢı ve mercisi Ģeyhülislamdır. Bilindiği gibi kadılar hukuki meseleler de Hanefi mezhebinin muteber görüĢlerini esas olarak karar vereceklerdir. Karar verilirken Hanefi hukukçuklarının ittifak ettikleri hususlarda aynen ihtilaf ettikleri konularda ise gerekli araĢtırmayı yaptıktan sonra en doğru görüĢte amel ederlerdi. ĠĢte bu noktada kadıların müftülere ihtiyacı vardır. Osmanlı devletinde müftüler iki kısma ayrılmıĢtı. Birincisi: bütün ilmiye sınıfının baĢı olan merkez müftüsü yani Ģeyhülislam, ikincisi ise diğer müftülerdir ki bunlara da kenar müftülükleri de denirdi.

1826 yılına kadar Ģeyhülislamların belli bir makamı yoktu. II. Mahmut yeniçeri ocağını kaldırınca Ağa Kapısını Ģeyhülislamlık haline getirdi. Artık burası Bab-ı vala-yi fetva diye meĢhur olmuĢtur. Sonraları Fetvahane-i Ali adıyla teĢkil olunan ve baĢına fetva emini ismiyle daire amiri tayin edilen Ģeyhülislamlığa ait bir daire zamanla hem Avrupa devletlerinin hem de Ġslam âleminin bazı müĢkül hukuki meseleler için müracaat ettiği akademik bir merkez haline gelmiĢtir30.

5.Kazasker

Osmanlı devletinde askeri sınıfa ait dava, veraset ve diğer Ģer‟i ve hukuki muamele, kazasker vasıtasıyla görülürdü. Osmanlıların ilk zamanlarda yani Orhan Bey zamanında kazaskerlik yoktu en yüksek kadılık makamı Bursa kadılığı idi.

Sonradan vezirliğe eĢit bir ilmiye makamı ihdas edildi. Bazı tarihçiler kazasker tayininin 1360 yıllarınla bazı tarihçiler ise 1362 yılında olduğunu söylemektedirler.

Kazasker bu tarihten itibaren 1480 sensine kadar bir tane olup, Divan-ı hümayun da

29 Ortaylı, a.g.e, s. 47.

30 Ahmet Akgündüz, “ġer‟iyye Mahkemeleri ve ġer‟iyye Sicilleri”, Türkler Ansiklopedisi,C.X, Ankara, 2002, s. 54

(24)

vezirlerden sonraki en yüksek makamı iĢgal ederlerdi. Kanunnamelerde kazaskerliğin Divan-ı hümayun da ve teĢrifatında vezir-i azam ve vezirlerden sonra gelen bir rütbe olduğu gösterilmektedir. Fatih Sultan Mehmet Han‟ın son zamanlarına kadar divanda bir kazasker varken 1480 yılından Vezir Karamani Mehmet PaĢanın da telkini ile ikinci kazasker tayin edilmiĢtir. Böylece kazasker sayısı ikiye yükselmiĢtir. Biri Rumeli, diğeri Anadolu iĢlerine bakmakla görevlendirilmiĢtir.

Yavuz Sultan Selim Han Doğu Anadolu ile MaraĢ, Malatya havalisini zapt etmesi üzerine, 1516 yılında Arap ve Acem kazaskerliği adı ile üçüncü bir kazaskerlik kurulmuĢtur. Diyarbakır bu kazaskerliğe merkez olmuĢtur. Ġlk kazasker olarak da Ġdrisi Bitlisi tayin edilmiĢtir. Suriye ve Mısır‟ın tamamen alınması üzerine Divan-ı hümayun‟a dâhil edilmiĢ daha sonrada bu görev Anadolu kazaskerine verilerek bu üçüncü kazaskerlik ortadan kaldırılmıĢtır31.

Fatih devrine kadar kazaskerler Ģer‟i hâsılatlarını günde beĢ yüz akçe alıyorlardı. Bundan sonra yevmiyeleri hazineden ödemeye baĢlandı. Bunlarda baĢka Rumeli ve Anadolu kazaskeri de Anadolu, Suriye, Mısır ve Irak‟taki ve kısmet-i askeriyeden mühim miktarda para alırlardı. Anadolu kazaskeri paye ve derece bakımından Rumeli kazaskerlerinden sonra gelirdi, gelir ise ondan yüksekti.

Kazaskerler divan toplantılarından sonra arz günlerinde vezirlerden önce arz günlerinde vezirlerden önce arz odasına alınırdı. Yaptıkları iĢlere dair bilgi sunarlar aktiye defteri denilen kadı defterlerini okuyup padiĢahın yeni tayinler için alırlardı32. Kazaskerler Divan- hümayundaki vazifelerden baĢka Salı ve ÇarĢamba günleri dıĢındaki günlerde, konaklarda divan kurup kendi salahiyetleri dâhilindeki iĢler ile kendilerine havale edilen iĢleri görürlerdi. Bunların yazı iĢlerinde vezirlerde olduğu gibi tezkireci denilen divan kâtipleri görevliydi. PadiĢahlar sefere gittikleri zaman, kazaskerlerde beraber giderlerdi. PadiĢah sefere gitmezse kazaskerlerde gitmezdi. Yerine ordu kadısı denilen görevliler gönderilirdi33. Kazaskerliğe yükselebilmek için 16.yüzyılın ortalarına kadar takip edilen açık bir yol yoktu. Daha sonra Ġstanbul ve Edirne kadılıklarında veya kazaskeri payesi olan Ġstanbul kadısı

31 Zekeriya Bülbül, Osmanlı Müesseseleri Tarihi ve Medeniyeti Tarihi, Nobel Yayınları, Ankara, 1965, s. 86.

32Ġsmail Hakkı UzunçarĢılı, İlmiye Teşkilatı, TTK Yayınları, Ankara, 1965, s. 56-57.

33 Bülbül, a.g.e, s. 87.

(25)

olan ma‟zullerinden birisinin, Anadolu kazaskeri olması kanun olmuĢtur. Rumeli kazaskerliğine ise Anadolu kazaskeri veya ma‟zullerinden biri tayin edilirdi34.

ġeyhülislamlık ehemmiyet kazanınca bu makama Rumeli kazaskerliği yapanlardan birinin tayin edildiğinde görülmüĢtür. 17. Yüzyıl baĢlarından itibaren kazaskerlerin önemi azalmıĢ tayin ve azilleri mevkileri yükselen Ģeyhülislam tarafından yapılamaya baĢlanmıĢtır35.

6. ġer’iyye Mahkemelerindeki Diğer Adliye Görevlileri

ġer‟ iye mahkemelerinde kararı veren hâkimler dıĢında baĢka görevlilerde bulunmaktadır. Bu görevlilerin vazife ve fonksiyonlarına kısaca değinecek olursak:

6.1. Naibler:

Sözlükte vekil demek olan naib terimi kadıların kendi yerlerine davaya bakmak üzere görevlendirdikleri Ģahıslar manasını ifade eder. Bazen kadılara da naib denirdi; Çünkü onlar da sultanın vekili olarak yargı görevini ifa ederlerdi. Kadılar tayin edildikleri yere bizzat gitmeyerek naib olarak görevlendirecekleri gibi, kaza merkezlerini tabi nahiyelere de naib tayin ederler. Nahiyelere tayin edilen naiblere kaza naibleri denir. Ayrıca mevleviyet kadılarının tayin ettiği naiblere mevali naibleri; arpalıklarda sahibi adına yargı görevini yürütenlere de arpalık naibi adı verilirdi. Naibler, kadıların kaleme aldığı niyabet müraselesi ile tayin edilirdi36.

6.2. Kassamlar:

Sözlük anlamı, taksin eden demek olan kassam kelimesi hukuki terim olarak, vefat eden Ģahısların terekelerini taksim eden Ģer‟i memur anlamına gelir. Osmanlı adliyesinde iki çeĢit kassam vardır. Birincisi: askeri sınıfın terekelerini taksim eden kazasker kassamlarıdır. Ġkincisi de, Ģer‟i mahkemelerin bulunduğu yerlerdeki kassamlardır. Her kadılıkta hususi kassam defteri vardır ve kasamlar, taksim ettikleri terekelerden resm-i kısmet adıyla bir harç alırlar. Tanzimat‟tan sonra ise bu kurul kaldırılmıĢ ve sadece Ġstanbul kassamlığı görevine devam etmiĢtir37.

34 M. Zeki Pakalın, “Kazasker”,Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C.II, Ġstanbul, 1971, s.

234.

35 Bülbül, a.g.e, s. 87.

36Akgündüz, Cin, a.g.e. s. 275.

37 Akgündüz, Cin, a.g.e. , s. 276.

(26)

6.3. Muhzırlar:

ġer‟i mahkemelerde kadıların yardımcısı olan muhzırlar da davacı ve davalıları mahkemeye celb eden ve icabı halinde bugünkü emniyet görevlileri ve savcının bazı görevlerini ifade eden memurdur. Sözlük anlamı ise huzura getiren demek olan küçük kaza merkezlerinde hem mahkeme mübaĢirliği, mahkeme kâtipliği, hem de emniyet görelisi olan memurdur. Hizmetleri karĢılığında da ihzariye denilen ve tarafça karĢılanan bir ücret alırlar. Muhzırların tayini de bir seneliğine muhzır baĢları tarafından yapılırdı38.

6.4. ÇavuĢlar ( Dergâh-ı Ali ÇavuĢları)

Mahkeme ilanlarının icrası, borçlunun mallarını satarak borcun ödenmesi, icab ederse mahkeme kararıyla borçlunun hapiste tazyiki, hukuken kesinleĢen nakdi ve bedeni cezaların infazı, kısaca günümüzdeki icra memurları ve kısmen de olsa savcıların ve emniyet görevlilerinin vazifelerini ifa ederler. Hükümet merkezinde hizmet gören ve divan-ı hümayuna bağlı olarak çalıĢmaktadırlar. BaĢlarında bir çavuĢ baĢı bulunan çavuĢlar 16 bölüğe ayrılmıĢtır. ÇavuĢ baĢı divana arzı gereken dilekçe ve Ģikâyetleri arz eder ve divanın tertip ve tanziminden sorumlu olurdu.

Kendine bu önemli görevlerinde yardımcı olan iki memuru daha vardı. ÇavuĢ kâtipleri ve çavuĢlar eminidir. Osmanlı devletinin asırlarca icra memurluğunu yapan bu teĢkilatı 1836 tarihli bir irade ile divan- ı deavi nezaretine çevrilmiĢtir. 1871 yılında ise icra daireleri kurulmuĢtur 39.

6.5. SubaĢları:

Hükümet merkezindeki çavuĢ teĢkilatının görevlerini, sancak, kaza, nahiye ve köylerde subaĢı denen memurlar yürütürdü. Sancaklarda sancak beyinin ücretli adamı ve emniyet amiri, kaza ve daha küçük merkezlerde ise idare amiri olan subaĢıların, ġer‟iyye mahkemelerinde icra ve infaz memuru olarak görev yapmaktadır. Köy ve kasabalardakine il subaĢları diğer büyük merkezlerdekine ise Ģehir subaĢıları denen bu memurlar günümüzdeki zabıta ve belediyelerdeki görevlerini ifa eder ve kadıların emri altında çalıĢırlardı. SubaĢları dirlik sahipleri ve

38Pakalın, a.g.e, s. 238.

39 Pakalın, a.g.e, s. 238.

(27)

sancak beyleri tayin ederlerdi. Hizmetleri karĢılığında da subaĢları maktu denen bir ücret alırlardı40.

6.6. MübaĢirler

Sözlükte bir iĢe baĢlayan demek olan mübaĢirin adli memur olarak iki manası vardır. Birincisi; mahkemelerde celb ve tebliğ iĢlerinde kullanılan memur anlamıdır ki, muhzır ile eĢ anlamlıdır. Ġkincisi ise Tanzimat‟tan önce devletçe gördürülmesi veya soruĢturulması için lazım gelen bir iĢ için görevlendirilen memur demektir. Bu görevler karĢılığında mübaĢirler, mübaĢiriye denilen bir ücret almaktaydı41.

6.7. Kâtip ve Hademeler:

Kâtiplerin en önemli vazifesi tarafların iddia ve savunmalarını ve Ģahitlerin beyanını doğru olarak zapta geçirmektir. Hademeler ise mahkeme iĢlerindeki ilgili evrakların getirilmesi, duruĢma güvenliğinin sağlanması ve benzeri ayak iĢleri ile meĢgul olan kiĢilerdir42.

7. Mahkeme Binasının Yeri

Geleneksel kentlerde mahkeme binası zamanla kurumlaĢma sonucu ortaya çıkan bir yapıdır. Yargının büyük kitle için müracaat ve celb yeri olmadığı geleneksel kentlerde böyle anıtsal bir bina ortaya geç çıkmıĢtır. Ġslam‟ın ilk zamanlarından bu yana kadının yargı makamını saptarken, bu kurumun prensiplerini bilmek gerekir. Kadı Ġslam cemaatinin hâkimi olduğundan davaları camide görmekteydi. Ancak mahkemenin camide kurulması gibi kesin bir kurala da teoride rastlanmamaktadır. Tersine Ģafi doktrininde mahkemeye her baĢvuranın camiye girmesi mekruh sayıldığından bu uygulama yasaklanmaktadır. Esas prensip:

Müslümanların kolayca ulaĢabilecekleri bir yerde mahkeme kurulmasıdır. Adaletin icrasında mekân farkı gözetilmez. Kadı mahkemeyi rivayete göre evinde de kurmuĢtur. Kadı kentin açık yolu üzerinde de hüküm verebilirdi. Nihayet kadı müderris ise medresede de adaleti yerine getirebilir. Osmanlı kentlerinde anıtsal bir resmi mahkeme binası yoktu. Genelde kadı kendi evini mahkeme binası olarak kullanırdı. Ancak bu bina mesken niteliğini de kaybeder ahali davayı serbestçe takip

40 Ahmet Akgündüz, Şer’iyye Sicilleri I, Türk Dünyası AraĢtırma Vakfı Yayınları, Ġstanbul, 1988, s.

68.

41Yılmaz Kurt, Osmanlıca Dersleri II, Akçağ Yayınları, Ankara, 1999, s. 174.

42 Yılmaz Kurt, a.g.e, s. 174.

(28)

edebilir ve burası mahkeme binası niteliğini kazanabilir. 19. Yüzyıla kadar böyle devam etmiĢtir. Bu yüzyıldan sonra kadıların fonksiyonu azaltılmıĢ ve mahkeme Bab-ı MeĢihattaki boĢ odalara naklettiler ve böylece belki de Ġslam tarihinde ilk olarak kadı bir mahkeme dairesinde görevini devam ettirmiĢtir43.

7.1. Mahkemede Yargılama Usulu

Ġslam hukukuna göre mahkeme sadece bir hâkimden kurulacaktır. Yargının bir hâkimler kurulunca yerine getirilmesi yasaktır. Bu kural Ġslam yargılama usulünün temelidir ve suni mezhebinin bütün okullarında kabul edilmiĢtir. Bu müessese Ġslam yargılama usulünde “meĢveret” prensibi ile devam ettirmiĢtir.

Yargılama ve hüküm ise sadece kadıya aittir. Mahkemelerde diğer fukahanın ve dinleyicinin hazır bulunması temel prensiptir. Ġslam hukukçularının genel kanısına göre açıkta cereyan etmeyen bir duruĢma Ģaibelidir. Bu nedenle kadı, hatta

“maĢveret” fonksiyonunu bile ilgili kiĢilere örneğin, evinde yerine getireez. Ayrıca bunların kanaat ve önerilerinin kayda geçirilmesi gerekli görülmüĢtür. Kadı aslında kendine müracaat eden ve aralarında münazara olanlar hâkimlik eden kimsedir.

Kadının duruĢması açık olmalıdır. BaĢlangıçta camii bunun için mahkeme yeri olarak seçilmiĢti. BaĢka binada yargılama yapılıyor ise de kapı açık olmalıdır. Nazariyat da mahkeme günlerinin adı ve sayısı da saptanmıĢtır. Kadı Ġslam‟ın ilk zamanlarında itibaren bu konuda serbesttir. DuruĢma için istediği günü seçebilirdi. Kadı kadınlar için ayrı bir gün tayin eder veya onları erkeklerden önce mahkemeye alırlardı.

Osmanlı mahkemeleri açıklık prensibi cari idi mahkeme esasta gece gündüz müracaata açık olmalıdır. Mahkemelerde duruĢmaların açık olduğu sicil-i mahfuz denilen zabıt defterlerinde her kaydın altında o dava ile ilgili bir takım kimselerin yazılı olasından anlaĢılıyor. Osmanlı kadısı yargılamayı Hanefi mezhebinin kurallarına göre yapar. Fakat davacı davasının diğer üç mezhepten birinin ahkâmına ve içtihadına göre bakılmasını talep ederse buna uyulmak zorunludur.

Kadının yetkili veya yetkisiz olduğunu saptamaya yarayan ölçüler ise Ģunlardır; kadı babasının ve nesepten birinci derecedeki yakınlarının taraf olduğu davalarda hüküm veremez. Buna karĢılık hasta, a. Ve aĢırı yorgun değilse hiçbir davayı reddedemez. Her iki tarafa da (Müslim-gayrimüslim, kadın-erkek) eĢit

43 Fendioğlu, a.g.m, s. 454-455.

(29)

davranmak zorundadır. Tarafların öneri ve ifadelerini dikkate almaktan kaçamaz.

Kimseye kaba davranmaz ve Ģahitlere cevap ve ifade teklif edemez.

Kadı duruĢmada hazır olmayan taraf aleyhinde hüküm veremez ancak bu kimse adına onun vekilinin hazır olması gereklidir. O takdirde hüküm verebilirdi.

Kadı kendisine müracaat edilip davayı görmek istediğinde ilk önce davacıyı dinler, bundan sonra da davalıyı dinlerdi. Sonra davalıya davacının iddiasıyla ilgili sorular sorar eğer davalı müddeinin iddiasını kabul ederse karar safhasına geçir ve mesele çözüme kavuĢur. Eğer ki davalı iddiayı reddederse bu takdirde kadı davacıya iddiasını ispatlamasını bildirir. Eğer ispatlayamaz ise de kadı davalıya yemin etmesini emreder ve eğer davalı yemin ederse dava düĢer. Yemin etmeyi reddederse hüküm davacı lehine verilirdi44. Osmanlıda yargılama usulünde Ģer‟ iye sicillerinden anlaĢıldığı kadarıyla oldukça basit ve Ġslam hukukunun bu konudaki kurallarıyla oldukça uyumlu olduğu görülmektedir. Bir Müslüman yargılandığında genellikle iki Müslim erkek Ģahidin getirdiği delil kabul edilir. Bir müstaminin getirdiği aleyhteki deliller ise, Osmanlı reayasından olan gayrimüslimlere karĢı kullanılamaz. Ancak bir diğer müstamin için hüküm verilirken esas olabilir. ġahitlerin ahlaki durumunu tespit içinse klasik Ġslami uygulama izlenirdi. Kadı ifadelerini almadan önce Ģahitlerin iyi hal ve ahlak sahibi olup olmadıklarını tespit etmek zorundadır. Ayrıca ispat vasıtası için kadılar Ģahadetle yetinemez. Gerektiğinde keĢif yapması gerekir. Eğer ki keĢiflerde kadının bir özrü varsa naibleri görevlendirirler. Genelde kadı veya naibinin keĢfe çıkmasının sebepleri ise; reayanın aralasında bir anlaĢmazlık çıktığında çözüm için baĢvurup çağırmaları, biri ölürse veya varisleri küçük olup hisselerinin kaybolmaması için müdahale gerekirse, aynı Ģekilde varisler fazla ihtiyar olunca, miras taksimi için katl vs. gibi olaylarda keĢfe gitmektedirler.

ġer‟ iye mahkemelerinde eğer ki akraba arasında meydana gelen veya tarafların anlaĢmaya arzulu oldukları sezilen davalarda hâkim hükmetmekte acele etmez. Bir veya iki kere sulh olmalarını ve birbirleriyle anlaĢmalarını tavsiye eder.

Çünkü vereceği hüküm yerli yerinde olsa da davacı ile davalı arasında düĢmanlığın doğmasına sebep olabilir. Bu mahzunun ortadan kalkması için anlaĢmaları daha iyi olur. Taraflar sulh olmayı kabul ederse sulh hükümlerine uygun olarak iki taraf uzlaĢtırılır ve sulh olduklarına dair ellerine birer hüccet verilir. Davanın gereksiz yere

44 Ortaylı, a.g.e, s. 54-56.

(30)

sürünceme de kalmasına sebep olacağından hâkim ikiden fazla sulh teklifinde bulunmaz. Taraflar sulha yanaĢmazlarsa da yargılamayı sonuçlandırır.

ġer‟i mahkemelerde hüküm ise son karar anlamına gelmektedir. Hâkim yargılamayı Ġslam hukukuna göre sonuçlandırır. Verilen hüküm hem hâkimi hem de tarafları bağlar. Hükmün sebebi ve Ģartları oluĢtuktan sonra hâkim hüküm vermeyi geriye bırakamaz. DuruĢmanın sonucuna göre derhal hükmetmek hâkimin üzerine vacip olur. Hükmü gereksiz yere geciktirirse de vacibi terk ettiğinden günahkâr olur ve görevden alınmayı hak eder. Çünkü adaleti zamanında yerine getirmemek zulümdür. Hâkim ancak üç yerde hükmü geciktirebilir; Ģahitlerle ilgili güvenlik soruĢturması yaptıktan sonra, meĢru bir sebepten dolayı Ģahitlerin yalan söylediklerinden Ģüphelenirse tahkikatı yeniden yapmak ve Ģahitlerin durumunu iyice araĢtırmak için güvendiği bir kiĢiyi görevlendirir ve sonuç alıncaya kadar hükmü geciktirebilir. Ġkincisi ise hâkim tarafların sulh olmamalarında ümitli ise bir veya iki kere sulh teklifinde bulunur ve bu esnada hükmünü geciktirmiĢ olur. Üçüncüsü de hâkim davalı ile hukuki hükmü iyice bilmeyip kendi Ģehrindeki fakihlerden sorduğu halde aldığı cevaplara güvenemez de baĢka Ģehirlerdeki fakihlere soracak olursa cevabı alıncaya kadar hükmü geciktirir. Hâkim yumuĢak bir dilde hükmü teflim eder.

Aleyhinde hüküm ettiği tarafın kalbinin kırılmaması ve kendi hakkında kötü düĢünce beslemesini önlemek için de ona „ senin yaptığın savunmayı inceledim fakat Ģer‟i hüküm böyle olduğundan senin aleyhine hükm olundu. BaĢka Ģekilde hükmetmem mümkün değildi.‟ Demeli ve gerekçeyi anlatmaktadır. Hakim yine hükmü verdikten sonra gerekçesiyle beraber hüküm ve tembihi ihtiva eden bir ilam düzenleyip davacıya ve gerekiyorsa davalıya birer nüsha verir. Ġlamın bir suretini de kendi koruması altında bulunan sicile kaydeder. Halk çoğu zaman hâkimler hakkında ileri geri laflar eder. Dolayısıyla aleyhine hüküm verdiği tarafın kendine haksızlık yapılmadığı kanaatine varıp hâkimi halka Ģikâyet etmesine engel olmak için verdiği hükmün gerekçesini ilama yazması gerekir. Böylece aleyhine nasıl hüküm verildiğini görüp Ģer‟i hükümlere ve yargılama usulüne uygun olup olmadığını anlamak için ilamı ulemaya gösterebilir. Bu yolla onlar yargıyı denetlemiĢ olurlar. Bu Ģeriatın onlara tanıdığı bir haktır. Bazen devletin müdahalesine de ihtiyaç duyulabilir.

YanlıĢlık sabit olursa yeniden dava açılabilir45.

45 Abdulaziz Bayındır, “Osmanlı‟da Yargının ĠĢleyiĢi”,Osmanlı Ansiklopedisi,C.VI, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, s. 429.

(31)

7.2. Mahkeme’nin Ġstiklali

Kadı mahkemesinin hükümlerinin, ehl-i örf ve hatta Sultan‟ın emirlerinden bile bağımsız olmasına dayanan ve Osmanlı hukuk sisteminin temellerinden biri olan prensiptir. Medeni hukuk davalarında Sultan bile kadı hükmünü kabule mecburdur.

Miras davalarında da böyleydi. Yargılama olmadan ve kadı hükmü olmaksızın hiç kimsenin adaleti yerine getiremeyeceği kesindi. Ġnfaz hiçbir Ģekilde kadı hükmü olmaksızın yapılamazdı. Bununla beraber Osmanlı tarihinde uygulamalar her zaman konulardaki gibi değildir. Kadının bağımsızlığı mülki amirler dıĢında mahalli nüfuz grupları tarafından da ihlal edilmiĢ ve müdahaleler olmuĢtur46.

7.3. Mahkeme’nin Geliri

Ġslam hukukun da mahkeme harçları belirlenmiĢ değildir. Eğer kadı‟nın baĢka geliri yoksa mahkemedeki görevinde makul bir ücret alması uygun görülmüĢtür.

Sonraları kadı‟nın görevinde belirli bir harç alınması adeta kanunlaĢmıĢtır. Osmanlı adli sisteminde ise alınacak harçlar her sancak kanunnamelerinde ayrıntılı olarak belirlenmiĢtir. Tabii bu miktarın zaman içinde fark ettiğini söylemek gerekir. Kaldı ki gerçek hayatta bu miktarın üstünde kanunsuz olarak harç alınması da sonraları yaygınlaĢan bir yolsuzluk türü idi. Bunun sık sık önlenmesi için fermanlar çıkartılmıĢtır.

Mahkeme harçlarını belirleyen ilk kanunname I. Beyazıt devrinde 1394 yılında çıkan kanunnamedir. Buna göre; resm-i sicil 6-8 akçe, deftere geçen böyle bir hüküm ilamı 10 akçe, hüccet 20-30 akçe idi. Bundan baĢka itakname, resm-i kısmet, nikah resmi ve kassamlara ödenen ruus vardı. Kadı davalı ve davacıdan belirli bir miktar harç alır bu dava konusu olan meblağa bağlıdır. Fakat miktarlar zamanla artmıĢtır. Bunlara rağmen kadı ve naiblerin köy köy dolaĢıp zorla miras taksimine giriĢtikleri ve yüksek oranda harç tahsil ettikleri sıkça görülmüĢtür47.

7.4. Mahkeme’nin ArĢivi

Kadı mahkemesindeki yazıĢma ve diğer hukuki muamelatın biçimi sukuk denen kitaplardaki fıkıh fasıllarına göre açılan bölümlerde gösterilmiĢtir. Bu sicil-i sakk (sukuk) denen defterler içinde adeta sistematik olarak hüccet, ilam örnekleri, fetvalar yer aldığı gibi; Ģiirler hatta ilaç tarifleri kaydedilenleri bile vardır. Bunların

46Ortaylı, a.g.e, s. 67.

47 Ortaylı, a.g.e, s. 67.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :