Haftanın Ortası. Güncel konularla her Çarşamba. 19 Ekim Çok kullanışlı Musul söylemi ve gerçekler

Tam metin

(1)

Güncel konularla her Çarşamba

AKP’de resmi ağızlardan başkanlık teklifinin Ocak’ta Meclis'te görüşülüp Nisan ayında referanduma

gidilebileceğini söylenmesi, an itibarıyla Musul’u etkili bir iç politika malzemesi haline getirmiş durumda. Bu nedenle Musul hakkında ufuktaki referanduma yönelik söylem ile Musul’da gerçekte neler olup olabileceği hakkında ayrımı şimdi çok dikkatli yapmak gerekiyor.

Yoksa yatırım yapılabilir ülke notunu taze kaybetmiş Türkiye’de, iktidarın neo -Osmanlı heveslerle Orta Doğu’da topyekûn bir savaşa yöneldiğini sanmak ve risk primini ona göre belirlemeye çalışmak işten bile değil. Aksine. Musul üzerinden Osmanlı’nın tarihteki toprak büyüklüğüne bol referanslı söylemlerin, Türkiye’nin risk primi üzerinde olumsuz etkiler yaratması kalıcı görünmüyor.

Risk priminin yükselip yükselmeyeceğini kestirmek için daha çok, Ocak ayında Meclis’e geleceği söylenen anayasa değişikliği paketi içindeki başkanlık sisteminin yapısına bakarak karar vermek gerekiyor.

19 Ekim 2016

Çok kullanışlı Musul söylemi ve gerçekler…

AKP’de resmi ağızlardan başkanlık teklifinin Ocak’ta Meclis'te görüşülüp (MHP’nin artık çok açık desteğiyle) Nisan ayında referanduma gidilebileceğini söylenmesi, an itibarıyla Musul’u etkili bir iç politika malzemesi haline getirmiş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık sistemi arzusunun şiddeti yanında Başbakan’ın başkanlık sistemini “en önemli yapısal reform” diye sunuşu zaten veri olarak elimizde. Musul’da hafta başında başlayan savaşın aylarca süreceği beklentisi de hâkim görüş. Bu ikisi birleşince ortaya çıkan, başkanlık sistemini garantileyecek %50 için milliyetçi tonu yüksek bir söylemin devrede olacağı. Bu da demek ki biz Türkiye’de, Musul hakkında yüksek perdeden söylenmiş iddialı sözleri referandum geri sayım süreci boyunca -en az altı ay- bolca dinliyor olacağız.

Musul hakkında ufuktaki referanduma yönelik söylem ile Musul’da gerçekte neler olup olabileceği hakkında ayrımı şimdi çok dikkatli yapmak gerekiyor. Y oksa yatırım yapılabilir ülke notunu taze kaybetmiş ve yatırımcının temkinli baktığı Türkiye’de, iktidarın neo-Osmanlı heveslerle Orta

Haftanın Ortası

(2)

Kaynak: I nstitute for the Study of W ar , Egeli & Co.

Grafik 1: Irak’ta Musul Savaş Alanı

(3)

Doğu’da topyekûn bir savaşa yöneldiğini sanmak ve risk primini ona göre belirlemeye çalışmak işten bile değil.

O zaman gelin Musul’la ilgili söylemden öteye, gerçeklere bakalım.

Musul’da “arazi” gerçeği…

Savaş öncesinde iki milyon nüfusu şimdilerde bir milyona inen Musul’da bu hafta başlayan savaşın

“sokak savaşı” niteliğinde ve uzun zamandır görülmemiş şiddette kanlı geçmesi bekleniyor. Irak nüfusunun %67’si Şii fakat Şiiler daha çok ülkenin güney taraflarında yoğun. Yine de Musul’da Sunni Araplar, Sunni Kürtler, Sunni Türkmenlerin yanında, önemli sayıda Şii Türkmenler, Şii Araplar, Şabaklar, Ezidiler, Hristiyanlar ve Kakailer bulunuyor.

Musul’da neler olabileceğini anlamak için biraz geriye dönerek bilgileri tazelemek gerek.

Hatırlanacağı üzere, El-Kaide’den koparak terörizm ajandasını devlet kurmak üzerinden uygulayan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti), Haziran 2014’te elini kolunu sallayarak Musul’u işgal etmişti. Irak Güvenlik Güçleri (IGG) Musul’dan sessizce çekilirken, dünya Musul’un düşüşünü şok içinde

karşılamış; bir de üzerine IŞİD lideri Bağdadi’nin “IŞİD-Irak başkenti” Musul’da halifeliğini ilan edişine tanık olmuştu. Hem halife hem de devlet elinde olunca, IŞİD’in militan toplamada El Kaide ile girdiği rekabeti de doğal olarak IŞİD kazanmıştı.

İşte o Musul 2014 ortalarından beri 28 aydır Sünni IŞİD’in kontrolünde kapalı kutu.

IŞİD lideri Bağdadi’nin çoktan IŞİD’in Suriye başkenti Rakka taraflarına geçtiği yazılıp çizilmekte.

Buna rağmen, sayısı 5,000-8,000 civarında tahmin edilen Musul’daki IŞİD milislerinin uzun süredir şehrin etrafına üç sıra boyunca hendekler kazdığı biliniyor. İlk sıra hendek ağır araçların geçmesini engellemek için. İkinci sıra, karadan geleceklerin önünü kesmek üzere içlerine petrol boruları yönlendirilmiş ve petrolle doldurulmuş durumda. Saldırı anında IŞİD hemen bu petrolü yakmaya başlayarak havayı karartıyor. Üçüncü halkadaki hendekler de siper amaçlı. Ellerinde Irak Ordusu’ndan kalan tanklar, silahlar, cephaneler ve para var. Bir de Musul kentinin 60 kilometreye yakın çevresindeki köylerin büyük bölümüne IŞİD’in hâkim olduğu gerçeği, büyük çapta direniş odakları bulunduğu anlamına geliyor.

(4)

Sivillerin şehirdeki varlığı ve IŞİD canileri tarafından canlı kalkan olarak kullanılacağı düşünülürse, Musul merkezine bombardıman öyle kolay bir seçenek değil. IŞİD üzerinde fazla etkili de

olmayabilir zaten işin uzmanlarının söylediklerine göre. Geriye, karadan piyade olarak girilmesiyle bir kara savaşının “göğüs göğüse” yapılması seçeneği kalıyor. Bu da IŞİD karşıtı güçlerin geçici bir süre için bir arada çalışmak zorunda olması demek. Ve tabi Musul Savaşı’nın uzun sürmesi ve bu süre boyunca zaten karışık güç dengelerinin çok kırılgan ve değişken olması demek aynı zamanda.

Musul’da “güç dengeleri” gerçeği…

Musul’u IŞİD’in elinden kurtarmak için savaşa katılanlar, Orta Doğu tarihine bakınca normal şartlar altında bir araya gelmesi neredeyse olanaksız güçler.

Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimi merkezi Irak hükümetinden kopma arzusunu zaten gizlemiyor. IŞİD karşısında verdiği mücadeleyi kaldıraç haline getirerek, zaten kimin hükmettiği belirsiz bölgelere hâkimiyet peşinde denebilir. Irak’ın 1932’de bağımsızlığını ilan etmesinin

ardından Baas döneminde Araplaşan Musul’u yeniden 1900’lerin başındaki gibi bir Kürtleştirirken, Musul’un içinden geçen Dicle Nehri’nin doğusu ile Erbil arasında kalan bölgeyi sorunsuz bir Kürt

Grafik 2: Kuzey Irak Güç Dağılımı

Kaynak: NTV, Egeli & Co.

(5)

bölgesi haline getirmek istiyor. Musul’un doğu, kuzey ve kuzeybatısına konuşlanarak Musul Savaşı’na destek veren Peşmerge’nin ilerleyişine Irak Kürdistan’ını genişletme

perspektifinden bakmak gerek.

Türkmenler tarafında da resim karışık. Bir kere tüm Türkmenlerin Sünni olmadığını bilmek gerekli. IŞİD Musul’u aldığında yaptığı “temizlikte”, en ağır darbeyi yiyenlerin arasında Şii Türkmenler de vardı. Şimdi bu Şii Türkmenler yeniden evlerine, Musul’a dönmek arzusundalar. Not etmek gerek: Musul’un %30’u Şii; Musul’a bağlı Türkmen bölgesi Tel Afer’in de çoğunluğu Şii. İran destekli milis olarak IŞİD’le savaşmaya başlayan;

daha sonra Irak Ordusu’na resmen bağlanan ve Türkiye’nin Musul’u “kurtarmasını-girmesini” istemediğini Erdoğan’ın bizzat kendi ağzıyla çok net ifade ettiği Haşd el Şaabi’nin (Halk Seferberlik Gücü) içinde binlerce Şii ve hatta Sünni Türkmen savaşıyor. Detaylara inince iş zaten çok karışık; ama büyük resimde Musul-Türkmen ekseninde 2014’te IŞİD’den kaçıp kurtulan Şii ve Sünni Türkmenlerin istediği evlerine geri dönmek. Bunun için Şii-Sünni ayrımı gözetmeden bir arada savaşmaktalar. Ve hatta Cumhurbaşkanı’nın IŞİD’den sonra Musul’da sadece “Sünni Araplar, Sünni Türkmenler ve Sünni Kürtler” olması gereği ifadesini,

“Haşd el Şaab’ın girmesine izin verilmemeli” sözlerini tepkiyle bile karşılıyorlar. Neden IŞİD

Musul’da Türkmenleri öldürürken Türkiye’nin harekete geçmediği sorusunu yüksek Sünni Türkmen

Kaynak: The Global State, Egeli & Co.

Grafik 3: Irak’ta Etnik-Mezhepsel Dağılım

(6)

ağızlardan da ekleyerek. Şimdi net olan, içinde Şii Türkmenlerin bolca olduğu ve hatta lideri de Türkmen olan Haşd el Şaab’ın Musul’un batı cephesindeki güvenlik güçlerini Telafer ve Musul merkezi üzerinden destekleyeceği.

Sünni Araplar daha etkisiz ve dolaysıyla sessiz. Irak’ta Saddam sonrası yönetim Şiilerin eline geçince zaten önemli bir statü kaybına uğramışlardı; bir de son iki senede IŞİD’e destek atanlar; IŞİD’in de artık fetret devrine girdiğinin farkında.

Baas döneminde Musul’da varlıkları kademe kademe artırılan Sünni Araplar, Musul IŞİD’den temizlendikten sonra Şiiler girmesin, Şii ağırlıklı Haşd el Şaab girmesin deseler de;

Musul’da aktif savaşan Irak Ordusu’nun Haşd el Şaab desteği olmadan

kazanamayacağı gerçeği,

isteklerinin karşılıksız kalmasına neden oluyor. Daha önce

Sünnilere saldırılarda bulunmuş

olan Haşd el Şaab’ın da Irak Ordusu kontrolünde bir Sünni katliamı yapacağına olasılık zaten verilmiyor. Tikrit, Ramadi ve Felluce’de Irak Ordusu ve Haşd el Şaab’ın ortak operasyonlarında IŞİD hızla temizlenirken, Sünni Arapların korkulan “katliama” maruz kalmaması örnek veriliyor.

Kaynak: Vox, Egeli & Co.

Grafik 4: Musul

(7)

Sünni kesim bu anlamda bölünmüş durumda. Sadece Irak hükümetini destekleyenler var; Irak Ordusunu desteklerken Türkiye’nin kategorik olarak “Şii” diye reddettiği Haşd el Şaabi’ye

katılanlar var. Türkiye’nin desteklediği yaklaşık 1000 kişilik “Haşd el Vatani” var. Sünni Araplar içinde Kürtlerle beraber çatışanlar var.

Ve IŞİD’e karşı şu anda el ele vermiş gibi görünen bu güçler aslında düşmana karşı güvenle sırt sırta vermiş bir grup değil. Aksine zoraki bir kolajla bir arada bulunurken ufak bir kışkırtmayla ilk fırsatta mezhepler gerginlikler üzerinden birbirlerinin boğazına sarılmaya hazırlar. Fehim Taştekin’in ifadesiyle, “Şiiler Sunnileri, Sunniler Şiileri; Araplar Kürtleri, Kürtler Arapları; Türkler Kürtleri, Kürtler Türkleri; Heşdi Şabi, Heşdi Vatan’ı; Heşdi Vatan Heşdi Şabi’yi istemiyor”. Çatışma riski sadece Sünni-Şii ekseninden çok ötede karmaşık. Haşd el Şaabi ile Peşmerge’nin bir birine girmesi de mümkün. Kurtardığı yerlerde Arap nüfusun geri

dönmesini engellediği söylenen Peşmerge ile başka etnik grupların çatışması da gündeme gelebilir.

Irak Başbakanı Abadi’nin de zaten Musul’a sadece resmi ordu ve polis güçlerinin girmesine izin verileceğini söylemesi, Musul geri alındıktan sonra olası bir mezhepsel gerginliğin fitilinin ateşlenmesini önlemek için. Çünkü savaş sonrasında “masada”

Musul’u kimin yöneteceğine karar verilecek. Başbakan Abadi’nin planlarına göre, ki kendisi

ABD’nin planları hakkında sözcü niteliğinde daha çok, Musul IŞİD’ten temizlendikten sonra Haşd el Şaabi ve Peşmerge geri çekilecek. Musul’un kontrolü Irak ordusu ve yerel/federal polis birimlerine bırakılacak. Gerçek hayatta ise işler bu kadar pürüzsüz ilerlemeyebilir tabi; hele Orta Doğu söz konusuysa.

Musul alındıktan sonra “masa” gerçeği…

Anlaşıldığı üzere, Musul Savaşı öyle temiz ve kolay olmayacak. Kısa da sürmeyecek. IŞİD sonrası dönem dikkatli yönetilmezse, şimdilik aylarla ifade edilen savaşın etnik-mezhep kırıklar üzerinden yıllara uzaması hali de mümkün. Çünkü önemli bir adım olsa da, Irak-Suriye ekseninde yaşanan sorunlar açısından Musul’un IŞİD’den kurtulması tek başına çözüm anlamına gelmiyor. IŞİD sonrası Musul’da kentin kozmopolit yapısının korunması, mezhepler arası dengelerin gözetilmesi

(8)

kritik. Yoksa “Musul’u paylaşmada” hata yapılması hali Musul’dan başlayarak hızlıca tüm bölgeye yayılacak bir mezhep savaşına dönüşebilme potansiyeline sahip.

Türkiye’nin de uyarısı aslında bu yönde ancak Erdoğan’ın bakışında Musul, bir Sünni kenti.

Grafik 5: Ortadoğu Ülkelere Göre Mezheplerin Dağılımı

Kaynak: FT, Egeli & Co.

(9)

Türkiye’nin isteklerini Cumhurbaşkanı Erdoğan Suudi Arabistan ziyaretinde Dubai merkezli Rotana TV’ye yaptığı bir röportajda sıralamış durumda. Türkiye işbirliği ile Musul’un IŞİD’ten kurtarılmasına razı; ancak sonrasında kentte sadece Sünni Araplar, Sünni Türkmenler ve Sünni Kürtlerin kalmasını öneriyor. Şii olarak gördüğü Haşd el Şaabi’nin Musul’a girmesine şiddetle karşı. Al Monitor kaynaklı bir habere göre, Türkiye Sünni Türkmenlerin Sünni Kürtlerle beraber hareket etmesinden yana.

Ve tabi hemen ilk akla gelen Türk askerinin Başika kampındaki sorunlu varlığı.

Hatırlanacağı üzere, 2015 sonlarında 20 tank ve 1000 Türk askeri, Musul merkezinin kuzey

doğusundaki Başika kampına yollanmıştı. Irak hükümetinin bilgisi dâhilinde olduğu vurgulanarak;

ancak o zaman da Irak hükümeti konuyu BM’ye taşımıştı. Şimdi Irak Başbakanı Abadi, Başika kampında Türk varlığına yine karşı ancak yaptırım gücü de sınırlı. İş ABD ile yapılan pazarlıklarda bitiyor. Zaten ABD de, Ankara ile Bağdat arasını yapma yolunda şu sıralar.

Basında çıkan haberlere göre, Bağdat’a giden Dışişleri

Müsteşarı, Bağdat’lı

muhataplarıyla bir sayfalık bir mutabakat metni üzerinde çalışıyor. Anlaşma sağlanırsa, Başika kampı, Türkiye’nin kendi seçtikleri kadar diğer gruplara da açılacak. Irak yönetimi Musul operasyonunun ardından Başika’nın durumunun yeniden ele alınmasından yana çünkü söyledikleri orası bir Türk üssü değil ve Irak toprakları içinde.

Türkiye’nin bölge içindeki arzuları Musul’la bitmiyor. Rusya ile tazelenen yakınlaşma sonrasında Rakka’nın da etnik kökeni ne olursa olsun, Sünni mezhepten nüfusun kontrolüne bırakılması yazılanlara göre kapalı kapılar ardında konuşulanlar arasında. Bir anlamda IŞİD’in

Grafik 6: Türkiye’nin Başika Kampı

Kaynak: IMÇ, Egeli & Co.

(10)

artık sona doğru gittiği tezinden yola çıkarak, IŞİD’ten boşalacak topraklarda Sünni bir varlık, eyalet, devlet… adı her ne ise; oluşturmak Türkiye’nin ana gündemi bölgedeki. Ve tabi Irak- Suriye Sünnilerinden bölgede oluşacak yapıda hamisi olabilmek.

Böylesi büyük hedefler etnik açıdan Kürtlerin, mezhepsel açıdan Şiilerin de rüyalarını süslüyor.

Farkı, Şii ve Kürt askeri varlığının Şii ve Kürt nüfusu üzerinden desteklenerek “arazide” bu

amaçları uğruna savaşıyor ve ABD-Rusya ile de pazarlık ediyor olmaları. Sünni Türkmenler nüfus olarak yetersiz kaldıkları gibi, bölünmüş durumdaki Sünni Araplara dayanarak yola çıkmak Türkiye açısından kolay değil. Askeri varlığı kullanarak Türkiye’nin Irak-Suriye topraklarının söz konusu alanlarına, sözünü geçirebilmesi bu demografik nedenlerle gerçekçi de değil.

Diğer yandan, Savunma Bakanı’nın son açıklamasına göre, Türkiye’nin “arazide” olma isteği koalisyon uçaklarının Diyarbakır ve İncirlik’i kullanmalarına karşılık hava

unsurlarıyla sınırlı olacak. Türkiye bu uçuşlarda Kandil’i de vurmayı planlıyor olabilir.

Zaten arazideki durumu değerlendirince de anlaşılan Musul özelinde savaşın havadan değil,

karada savaşarak kazanılacağı/ ya da kaybedileceği. Bu anlamda ABD Savunma Bakanı’nın Cuma günü Türkiye’de olması önemli olsa da, Türkiye’nin mevcut Sünni Musul tezini kabul ettirme gücü sahadaki gerçeklere bakınca oldukça kısıtlı görünüyor. Fakat elbette, Türkiye’nin Musul ve ötesi ile ilgili yapılan pazarlıklarda masada kalabilmesi mühim ve gerekli. En fazla da iç güvenliğin

sağlanması açısından.

Başa dönersek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başkanlığa taşıyabilecek anayasa

referandumu milliyetçi MHP’nin desteği ile artık aylar sonrası ile telaffuz ediliyor. Doğal olarak referandum geri sayımında %50’yi yakalayacak en kolay ortak payda milliyetçi damara hitap etmek. Bu yüzden Cumhurbaşkanı’nın milliyetçi söylem tonunu

yükseltmesi beklenmeli. İçerde PKK’ya karşı, Orta Doğu’da da sıklıkla Osmanlı’nın eski geniş topraklarına referans yaparak. Fakat iş ima edilmekte olduğu gibi gerçekten Türkiye’nin IŞİD’in başkentleri Musul ve Rakka için ya da IŞİD’in elindeki başka şehirleri tümden Sünnileştirmek için bir kara savaşına girebilme aşamasına gelirse, işte orada biraz durup pastayı paylaşmaya heveslilerin profiline, arazideki etkilerine bir daha bakarak düşünmek gerek.

(11)

Bu doküman Egeli & Co. Portföy Yönetim A.S. (“Egeli & Co.“ Mersis No: 0-3254-1422-0400018) tarafından hazırlanmıştır. Egeli & Co. SPK düzenlemelerine tabi ve SPK tarafından düzenlenen yetki belgesine sahip, kendine değer yaratmaya adamış bağımsız bir portföy yönetim şirketidir. (Yetki belgeleri: 03.11.2010 PYS./PY. 35/946 ve 03.11.2010 PYS./YD. 15/946). Portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı hizmeti veren Egeli & Co. 2002 yılından bu yana, dürüst ve seçkin yaklaşımı ile yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile şirketlerine ve özel bireysel portföylere hizmet etmektedir. Başarısı, yatırımcıları için yurtiçi ve yurtdışında geliştirdiği finansal ürünler ile değer yaratma becerisinden gelmektedir. Egeli & Co.’yu diğerlerinden ayıran fark alternatif varlık sınıflarına ve yatırım temalarına odaklanmasıdır. Egeli &

Co. Türk sermaye piyasalarındaki alternatif yatırım temaları alanında bulunan geniş bilgi, tecrübe ve geçmiş performansı ile yatırımcıları için uzun vadeli yatırımlarla önemli getiriler yaratmaktadır.

YASAL UYARI:

Bu rapor ve yorumlardaki yazılar, bilgiler ve grafikler, ulaşılabilen kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla derlenmiştir. Bu belgedeki bilgilerin doğruluğu, güvenirliliği ve güncelliği hakkında gerekli özeni göstermekle birlikte bu bilgilerin güvenirliliği, doğruluğu, güncelliği ve eksiksizliği hakkında hiçbir garanti vermemektedir. (Varsa) Yürürlükteki herhangi bir yasa veya düzenleme ile sorumluluğun sınırlandırması ölçüde tasarruf olarak, Egeli & Co., yöneticileri, çalışanları, temsilcileri ve ajansları bu belgenin içeriği, hatası veya eksiklerinden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan (ihmal olup olmadığı ya da başka bir şekilde olursa da) ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sorumlu tutulamaz. Herhangi bir şirket, sektör, hisse veya yatırım için detaylı ve tam bir analiz değildir. Egeli & Co. her an, hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri, tavsiyeleri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Bu rapor hangi amaçla olursa olsun çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayınlanamaz.

İletişim:

Güldem Atabay Şanlı

Direktör, Araştırma ve Strateji +90 532 347 82 06

guldem.atabaysanli@egelico.com

Uzun lafın kısası Musul ve Rakka üzerinden Osmanlı’nın tarihteki toprak büyüklüğüne bol referanslı söylemlerin, Türkiye’nin risk primi üzerinde olumsuz etkiler

yaratması kalıcı görünmüyor.

Risk priminin yükselip

yükselmeyeceğini kestirmek için daha çok, AKP-MHP ortak çalışmasıyla Ocak ayında Meclis’e geleceği söylenen anayasa değişikliği paketi içindeki başkanlık sisteminin yapısına bakarak karar vermek gerekiyor.

Kaynak: T24, Egeli & Co.

Grafik 7: “Irak Musul’da Savaşan Güçler” –Tan Oral’ın Çiziminden

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :