Haftanın Ortası. Güncel konularla her Çarşamba. 21 Aralık Karlov Suikastı ve Moskova Deklarasyonu: Suriye Yeniden

Tam metin

(1)

Güncel konularla her Çarşamba

Pazartesi akşam saatlerinde Ankara’da Rus Büyükelçi Andrey Karlov’un kameralar eşliğinde suikasta uğraması, hem de tetikçinin alenen resmi bir Türk polisi oluşu, uluslararası etkileri

açısından tarihe geçecek nitelikte.

İlk tepkiler de bu nedenle suikastın iyileşme aşamasında olan Rusya-Türkiye ilişkilerini hedeflediği yönünde Cemaat tarafından yapıldığı oldu. Fakat, Karlov olayı sadece Türkiye-Rusya ilişkileri açısından değerlendirmek yeterli değil.

Ya tetikçinin FETÖ ile ilgisi yoksa ve gerçekten de Halep’in rejim tarafından cihatçı gruplardan geri alınması Pandora’nın Kutusu’nu açtıysa?

Karlov suikastının FETÖ değil de, Suriye’de dolaylı desteklenen bir grup tarafından yapılması hali Rusya tarafından inandırıcı bulunursa, Rusya ile ilişkilerini sağlam tutmayı öncelikleri arasında tutan Türkiye, Suriye

politikasında köklü değişikliklere gitmek zorunda kalabilir şu durumda.

21 Aralık 2016

Karlov Suikastı ve Moskova Deklarasyonu:

Suriye Yeniden

Bir haftada üç büyük terör eylemi hayra alamet değil

Türkiye için. Fakat P azartesi akşam saatlerinde Ankara’da Rus Büyükelçi Andrey Karlov’un kameralar eşliğinde suikasta uğraması, hem de tetikçinin alenen resmi bir Türk polisi oluşu, uluslararası etkileri açısından tarihe geçecek nitelikte.

Haftanın Ortası

Kaynak: BBC Türkçe , Egeli & Co.

Şekil 1: IMF Tahminlerinde Yeni Revizyon

(2)

2

Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakınca öne çıkan suikastların faillerine ulaşmak bugün bile hala zorken, iş bir de Rus büyükelçinin katledilmesine gelince çok daha karmaşık bir yapıya

bürünmekte. Putin’in büyükelçi suikastını soruşturması için istihbarat dâhil çeşitli birimleri içeren bir Rus ekibi Türkiye’ye yollayarak kendi soruşturmasını kendisi yapması olayın boyutunu

belirleyici nitelikte.

Büyükelçi Andrey Karlov, basına yansıdığı kadarıyla Rusya’nın Türkiye’de görevlendirdiği sıradan bir büyükelçi değil. Kasım 2015’te TSK’nın Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağını düşürüp pilotunun da ölümüne sebep olmasının ardından kopma noktasına gelen Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden rayına oturtulmasında, merhum Karlov’un önemli katkı yaptığı anlaşılıyor. Geçtiğimiz hafta Esad rejimine karşı desteklenen militanlar, aileleri ve rejim karşıtı sivillerin Halep'ten açılan bir koridorla tahliyesinin gerçekleştirilmesinde yapılan pazarlıklarda Türk tarafının karşısında geri plandaki mimarın da Karlov olduğu yazılıyor.

Başka bir ifadeyle Türkiye’de öldürülen Karlov, Rusya Devlet Başkanı Putin’e çok, ama çok yakın bir isim.

İlk tepkiler de bu nedenle suikastın iyileşme

aşamasında olan Rusya-

Türkiye ilişkilerini hedeflediği yönünde oldu. Tabi, böylesi bir art niyet sahibi olabilecek akla ilk gelen aday olarak da Fetullah Gülen ismi ön planda.

Tetikçinin polis okulu öğrenciliği süresince ve öncesinde gittiği dershanede kurduğu ilişkiler yapılan soruşturmanın odağında gibi görünüyor basına

21 Aralık 2016

Şekil 2: Halep’te Militanlar ve Sivillerin Şehri Terk Etmesine İzin Verildi

Kaynak: AlmasdarNew s , Egeli & Co.

(3)

yansımalarına bakınca. Fetullah Gülen deyince de, varlığını ABD sınırları içinde sürdüren bu fanatiğin, hamiliği suçlamalarına uzun süredir göğüs geren ABD de, üstü kapalı olarak suçlular listesinde ikinci sırada.

Karlov suikastında olayı sadece Türkiye-Rusya ilişkileri açısından

değerlendirmek de bu düz mantık nedeniyle yeterli görünmüyor. Katil polisin Fetullah Gülen bağlantıları sorgulana dursun, genel geçer

“FETÖ’cüdür” kabulü Türkiye’de iktidar açısından kullanışlı

görünse de bizzat kendi

araştırma ekibini yollamış Rusya açısından tatmin edici

olmayabilir. Rusya tarafından gelen ilk resmi açıklamalar

tansiyonu yükseltici değil. Fakat Putin, büyükelçisinin katledilmesini havada bırakacak bir karakter de değil. Putin’in dün yaptığı açıklamada (Rusya’ya yönelik) “düşmanca planların zamanında ortaya çıkarılmasının istihbaratın çalışmalarında özel öneme sahip olduğunu” belirtmesi, Türkiye’nin istihbaratına güven sorununu açıkça ortaya koyar bir şikâyet niteliğinde.

Şimdilik kapalı kapılar ardında yapılan çalışmalardan çıkan gerçeklerin kamuoyuna ne ölçüde yansıyacağı bilinmiyor. Ancak Türkiye’de hızla hâkim olan “FETÖ kabulünün”

ötesine biraz bakınca çok daha farklı ve ciddi suçlamalar dikkat çekmeye başladı bile.

Egeli & Co.

Şekil 3: Fırat’ın Gazabı: Demokratik Suriye Güçleri’nin IŞİD’e Karşı Rakka Operasyonu İlerliyor

Kaynak: AlmasdarNew s, Egeli & Co.

(4)

4

İran’da Farsça yayın yapan ISNA'nın El Neşre isimli yayın organına göre, suikastı El Kaide bağlantılı “Fetih Ordusu” üstlendi. İddia daha da detaylandırılarak katil polis

memurunun suikastın yapıldığı sergiye bir aşırı milliyetçi tarafından “Hizbul İslam” (Türkistan İslam Partisi) desteğiyle sokulduğu yazılmakta. Fetih Ordusu’nun henüz resmen doğrulanmamış

açıklamasında, suikastın "Halep'te katledilen kadın, çocuk ve yaşlıların intikamı için” yapıldığı iddia ediliyor. İntikamın hedefi de tabi Karlov cinayetinden anlaşılacağı üzere Halep’e atılan bombaların sahibi, Rusya. Fetih Ordusu’nun kim olduğunu tazelemek gerekirse… El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi'nin öncülüğünde, Esad rejimi güçlerine karşı geçen sene başında Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye destekli olduğu iddia edilen bir cihatçı grup. Fetih Ordusunu oluşturan

gruplar; Ahrar-uş Şam, El Nusra Cephesi, Liva el-Hak, Şam Lejyonu, Cund-el Aksa, Ceyşul Sünnet ve Ecned el-Şam olarak biliniyor.

İran-Türkiye ilişkilerindeki gerginlik, İran-Esad yakınlığı, Esad-Erdoğan nefreti veri olarak alındığında; İran kaynaklı bu haberin manipülatif olabileceğini düşünmek gerek.

Fakat İran-Rusya yakınlığı ve bu ikilinin Orta Doğu’da ortak çıkarları göz önüne alındığında,

Rusya’nın bu ve benzeri iddiaları ciddiye alacağını düşünmemek için bir neden yok. Nitekim Kremlin Sözcüsü Peskov, suikastla ilgili olarak FETÖ'ye işaret edilmesini değerlendirirken, Karlov suikastının arkasında kimlerin bulunduğu konusunda çıkarım yapmak için acele etmeme çağrısı yaptı bugün.

15 Temmuz tecrübesi sonrasında Cemaat’in Karlov suikastının arkasında olabilmesi için gerçekten sağlam nedenler bulunabilir. Türkiye’de güvenlik ve istihbarat sistemlerini

neredeyse ele geçirmiş olduğu bugün net anlaşılan Cemaat’in uyuyan hücreleri yoluyla böylesi bir eyleme girişebilmesi mümkün görünüyor. Ki eğer durum buysa, aynı zamanda devam eden ciddi bir potansiyel terör tehlikesi anlamına da geliyor. Fakat eğer tetikçinin Fetullahçı olduğu gerçekse, Karlov suikastı gibi bu kritik adımın başta ABD-Rusya ilişkilerinde ne anlama geleceğinin de düşünülmüş, hesaplanmış ve ona göre ABD içinde pozisyon alınmış olması gerekir. Ki bu da bambaşka bir gerçekliğe zemin yaratır gibi görünüyor.

Peki ya tetikçinin FETÖ ile ilgisi yoksa ve gerçekten de Halep’in rejim tarafından cihatçı gruplardan geri alınması Pandora’nın Kutusu’nu açtıysa?

21 Aralık 2016

(5)

Karlov suikastının FETÖ değil de, Türkiye’deki iktidarın dolaylı desteklediği bir grup tarafından yapılmış olma halinin Rusya tarafından daha inandırıcı bulunması olasılığı;

Rusya ile ilişkilerini sağlam tutmayı öncelikleri arasında tutan Türkiye’nin Suriye politikasında köklü değişikliklere gitmek zorunda kalabileceği anlamına gelebilir şu

durumda. Zaten Moskova Deklarasyonu da bu değişimin Karlov’dan çok önce başladığını dünyaya teyit etmiş oluyor.

Moskova Deklarasyonu ne anlama geliyor?

Türkiye, Rusya ve İran’ın dışişleri bakanları, Karlov suikastının üzerinden 24 saat geçmeden dün Moskova’da bir araya geldiler. Amaç Suriye’ye müdahil olduğu Eylül 2015’ten bu yana son sözü söyleyen Rusya’nın liderliğinde, Suriye’deki vahşi savaşa bir son vermek üzere ateşkesin genişletilmesi ve Şam yönetimi ile muhalifler arasında barış

görüşmelerinin yeniden başlaması. Ve beklendiği gibi, bu konular hakkında bir anlaşma sağlandı ve ortak bir deklarasyon yayınlandı.

ABD’nin ise bu masada olmayışı ayrı bir konu zaten.

Bu bildirgeye göre, Rusya, İran ve Türkiye barış görüşmelerinin garantörü olacaklar.

Rusya ve İran’ın Esad destekçisi olduğu bilindiğine göre, Türkiye’ye düşen rol de barış masasında Suriye’deki rejim karşıtı grupları temsil etmek belli ki. İncelikli bir nokta, ateşkes mutabakatına IŞİD ve adını Şam'ın Fethi Cephesi olarak değiştiren Nusra Cephesi’nin dâhil edilmeyeceğinin açıklanması.

Esad’ın hamisi ve Suriye’de gidişatın belirleyicisi Rusya tarafından gelen açıklamalar yolu net çiziyor aslında. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, her üç ülkenin de önceliğinin Suriye'de rejim değişikliği olmadığını netleştirdi. Lavrov öncelikleri, “Suriye'nin toprak bütünlüğü ile bağımsızlığını korumak ve 'teröre karşı mücadele etmek'” olarak açıkladı.

(6)

6

Buradaki kritik nokta da tabi, Karlov suikastı sonrasında eğer tetikçinin El Nusra ile bağlantılı olduğu kanıtlanırsa, terörist listesine muhalifler içinden kimlerin dâhil edileceği.

İran Dışişleri Bakanı Zarif, IŞİD ve El Nusra'ya karşı ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiğini, söz konusu bu cihatçı grupların diğer muhaliflerden ayrıştırılmasının Suriye’de kalıcı barışın yolunu açacağını söyledi dün basın toplantısında. Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da Zarif'e cevaben, İran destekli olduğu bilinen ve (dün Lavrov’un altını çizdiği üzere Esad tarafından Suriye’ye davet edilen) Hizbullah’ın da sahadan çekilmesi gerektiğini ekledi.

Tabi, Türkiye’nin bu deklarasyonda İran-Rusya’dan gelen IŞİD-El Nusra’nın dışlanması karşısında, masaya İran Hizbullah’ını da sürmesinin dikkatli bakanlar için elbette ayrı bir anlamı var.

Anlamı olan bir başka durum ise, yapılan bildirgede Suriye’li Kürtler PYD/YPG’ye ait herhangi bir not düşülmemiş ve basın açıklamasında da konuya değinilmemiş oluşu.

21 Aralk2016

Şekil 4: Moskova Deklarasyonu: Suriye’nin Geleceğini Belirledi

Kaynak: AMS , Egeli & Co.

(7)

Fırat Kalkanı Operasyonu için Suriye’ye asker gönderen Türkiye’nin öncelikli amacının Irak’ın kuzeyinden gelen Kürt koridorunun Suriye’de devam etmesini engellemek olduğu uzunca bir süredir yazılıp çiziliyor. Bağımsız bir Kürt devletine engel olmak iktidar açısından yaşamsal derecede önemli.

Bu nedenle dün yapılan deklarasyonda Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yapılıp da rejim güçlerinin yanında yer alan Kürtlerin Suriye’deki geleceğine değinilmemesi, Suriyeli Kürtler konusunda daha başka planların olduğu düşüncesini yaratıyor. İlk akla gelen de kalıcı barış sağlanması haline, Suriye’nin federatif bir yapıda yönetilmesi olasılığında Irak

Kürdistanı’na benzer bir şekilde merkeze bağlı bir “Suriye Kürdistanı” şekillenebileceği.

Bunu da bir tarafa not ederek gelişmeleri izlemekte fayda var.

Türkiye’nin Suriye Politikası köklü değişimin eşiğinde

Tüm bu olanlardan net olarak anlaşılan, Karlov suikastının Rusya-Türkiye ilişkilerindeki mevcut güven sorunlarının ötesinde bir olumsuzluğa neden olmayacağı. Uçak krizi sonrasında Türkiye-Rusya ilişkilerin normalleşmesinde iktidar Esad karşıtı söyleminde ton

düşürürken ve rejim karşıtı bazı gruplara yaptığı destekte geri adım atarken; Rusya da Esad’a olan desteğinde bir değişiklik yapmasa da açıktan yaptığı Esad desteği söylemlerine büyük ölçüde ara vermişti. Şimdi Suriye’de ve bölgesel enerji koridorunda ortak çıkarlar etrafında işbirliğinin tadına varan her iki ülke de, yeniden benzer bir çözümsüzlükte kitlenmemek için çaba içinde

görünüyorlar.

Fakat Karlov’un Ankara’da bir Türk polisi tarafından öldürülmesi Suriye söz konusu olduğunda kontrolün artık tamamen Rusya’nın eline geçmesi anlamına geliyor. Hele İran kaynaklı açıklamaların bir nebze bile doğruluğu var ise. Başka bir ifadeyle, Karlov

suikastından sonra, Suriye konusunda artık Rusya-Türkiye’nin ortak zemin arayışı, çözüm için yakınlaşma çabaları mümkün olmaktan çıkıyor şu durumda. İpler neredeyse tamamen Rusya’nın eline geçmiş oluyor. Rusya’nın verdiği önemli kurban karşılığında Türkiye’den bekleyeceği, Esad karşıtı ve kısmen cihatçı muhaliflerin Suriye topraklarından yok edilmesinde öncü

(8)

8

rol alması haline dönüşüyor. Bir ucu da tabi Suriye konusunda iktidarın Türkiye içindeki siyasi söylemlerinde de değişikliğe gitmesine kadar dayanabiliyor bir açıdan.

Bu da hem Türkiye’nin Orta Doğu politikasında, hem Suriye-Esad’la olan ilişkilerinde, hem Suudi Arabistan-Katar eksenindeki çabalarında sert bir U-dönüşü anlamına gelebileceği gibi; Türkiye’nin artan oranda Rusya tarafına çekilmesi anlamına

gelebiliyor. Gülen’in iadesi konusunda ABD’den beklediğini Trump’ın da vermemesi halinde, AB ile zaten donma noktasına gelen ilişkilerin göçmen krizi ve Türkiye’deki insan hakları tartışmaları nedeniyle iyice içinden çıkılmaz hale gelmesi sonucunda; geriye Erdoğan’ın Putin’le daha da yakınlaşması seçeneği kalıyor. Doğal olarak İran da, Esad da bu paketin birer parçaları haline geliyor.

21 Aralık 2016

Şekil 5: Karlov Suikastı Sonrasında Türkiye Suriye’de Zor Durumda

Kaynak: Renaissance Macro Research, Haver Analytics, Egeli & Co.

(9)

Tablo 1: Türkiye - Rusya İlişkilerinde Zorlu Yıl

Kaynak: BBC Türkçe , Egeli & Co.

24 Kasım 2015-SU 24 Rus savaş uçağı düşürüldü

Rus Su-24 tipi savaş uçağı Türk hava sahasını ihlâl ettiği gerekçesiyle düşürüldü. Türkiye, uçağın 5 kez ihtar edilmesine rağmen Türkiye hava sahasında kaldığını, bu yüzden angajman kuralları gereği

düşürüldüğünü belirtti. Rusya Devlet Başkanı Putin ise bunu "Terörist işbirlikçiler tarafından arkamızdan bıçaklandık" yorumunu yaptı.

28 Ekim 2015: Yaptırımlar

Moskova yönetimi, Putin'in imzasıyla Türkiye'ye yaptırımları açıkladı. Ambargolar uçağın

düşürülmesinden 4 gün sonra yürürlüğe girdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi krizin yaşandığı 2016'nın ilk 6 ayında bir önceki yıla göre yüzde 35 azalırken, Türkiye'yi ziyaret eden Rus turist sayısı yüzde 87 düştü.

27 Mayıs 2016 - Normalleşme yolunda ilk sinyal

İlişkilerde normalleşmenin ilk sinyalleri 27 Mayıs'ta gelmeye başladı. Putin, Atina'da Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras'la yaptığı görüşmede Türkiye ile ilişkileri düzeltmek istediklerini ifade etti.

Ancak Putin ilk adımın Ankara'dan gelmesi gerektiğinin altını çizdi. Putin Haziran ayı başında da İsrail Başbakanı Netanyahu'yla görüşmesi sırasında Türkiye ile ilişkilerin yeniden normale dönmesi konusunda ılımlı demeçler verdi. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin düzelmesi için yapılan müzakereleri

desteklediğini vurguladı.

14 Haziran2016 - İlk mektup

Rusya'yla ilk resmi temas yazılı olarak 14 Haziran'da kuruldu. Rusya Milli Günü dolayısıyla

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin'e, Başbakan Binali Yıldırım da Rus mevkidaşı Dimitri Medvedev'e tebrik mesajı yolladı.

27 Haziran 2016 : 'Özür' mektubu

İlişkilerin normalleşmesi sürecinde dönüm noktasını oluşturan en önemli adım ise 27 Haziran'da atıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin'e mektup göndererek düşürülen Rus uçağı ve öldürülen pilotlarla ilgili üzüntülerini iletti. Putin ise 29 Haziran'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayıp teşekkür etti. İki lider ilişkilerin normale dönmesi için adım atmaya ve bir araya gelmeye karar verdi.

9 Ağustos 2016: St. Petersburg zirvesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilk yurtdışı ziyaretini Rusya'ya yaptı. Putin ve Erdoğan kalabalık bir heyetler grubu eşliğinde St. Petersburg'da bir araya geldi.

19 Aralık 2016 - Rus büyükelçiye suikast

Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, katıldığı bir sergide düzenlenen suikast sonucu

öldürüldü.Ateş ettikten sonra "Halep'i unutmayın, Suriye'yi unutmayın" diye bağıran saldırgan güvenlik güçlerince vuruldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan suikast ile ilgili olarak "Normalleşme sürecini bozmaya yönelik bir provokasyon" dedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de aynı görüşleri dile getirdi.

(10)

21 Aralık 2016 10

Bu doküman Egeli & Co. Portföy Yönetim A.S. (“Egeli & Co.“ Mersis No: 0-3254-1422-0400018) tarafından hazırlanmıştır. Egeli & Co. SPK düzenlemelerine tabi ve SPK tarafından düzenlenen yetki belgesine sahip, kendine değer yaratmaya adamış bağımsız bir portföy yönetim şirketidir. (Yetki belgeleri: 03.11.2010 PYS./PY. 35/946 ve 03.11.2010 PYS./YD. 15/946). Portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı hizmeti veren Egeli & Co. 2002 yılından bu yana, dürüst ve seçkin yaklaşımı ile yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile şirketlerine ve özel bireysel portföylere hizmet etmektedir. Başarısı, yatırımcıları için yurtiçi ve yurtdışında geliştirdiği finansal ürünler ile değer yaratma becerisinden gelmektedir. Egeli & Co.’yu diğerlerinden ayıran fark alternatif varlık sınıflarına ve yatırım temalarına odaklanmasıdır. Egeli &

Co. Türk sermaye piyasalarındaki alternatif yatırım temaları alanında bulunan geniş bilgi, tecrübe ve geçmiş performansı ile yatırımcıları için uzun vadeli yatırımlarla önemli getiriler yaratmaktadır.

YASAL UYARI:

Bu rapor ve yorumlardaki yazılar, bilgiler ve grafikler, ulaşılabilen kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla derlenmiştir. Bu belgedeki bilgilerin doğruluğu, güvenirliliği ve güncelliği hakkında gerekli özeni göstermekle birlikte bu bilgilerin güvenirliliği, doğruluğu, güncelliği ve eksiksizliği hakkında hiçbir garanti vermemektedir. (Varsa) Yürürlükteki herhangi bir yasa veya düzenleme ile sorumluluğun sınırlandırması ölçüde tasarruf olarak, Egeli & Co., yöneticileri, çalışanları, temsilcileri ve ajansları bu belgenin içeriği, hatası veya eksiklerinden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan (ihmal olup olmadığı ya da başka bir şekilde olursa da) ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sorumlu tutulamaz. Herhangi bir şirket, sektör, hisse veya yatırım için detaylı ve tam bir analiz değildir. Egeli & Co. her an, hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri, tavsiyeleri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Bu rapor hangi amaçla olursa olsun çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayınlanamaz.

İletişim:

Güldem Atabay Şanlı

Direktör, Araştırma ve Strateji +90 532 347 82 06

guldem.atabaysanli@egelico.com

İşin ekonomi tarafı açısından olumluya varacak bir ipucu yakalamak kolay değil. Kısa vadede görünen, uçak krizi ile çökme noktasına gelen turizm sektörünün 2016’dan daha beter bir 2017 geçirmesi olasılığının Karlov suikastının iki ülke ilişkilerini zedelemeyeceğinin anlaşılmasıyla düşük olduğu. Fakat daha iyiye gitmesi için de neden bulmak kolay değil. Çünkü Karlov suikastı etrafındaki belirsizlik çemberi ve Halep’ten çıkan cihatçı militanların nereye vardığı netleşmeden;

bombaların patladığı bir ortamda Rus turistlerin Türkiye’de tatile önümüzdeki sene daha hevesli olması zor. Ekonomi tarafından daha uzun vadeli bakınca, Türkiye’nin doğu-batı arasındaki dengeli ilişkilerinin tek bir tarafa doğru kayması halinin sermaye akışlarında da bir değişiklik yaratacağı;

Türkiye’yi aynı zamanda Selefi Suudi-Katar sermayesinden de uzaklaştırabileceği bir olasılık olarak karşımıza çıkıyor.

Gelinen bu aşamada, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadığı kadar provokasyona açık bir konumda görünüyor. Kökleri neredeyse 150 seneye dayanan parlamenter

sistem değişikliğine de böylesi bir karmaşa ortamında Meclis’te ilerliyor. Komisyondan geçmesiyle son haline yakınlaşmasının ardından değerlendireceğimiz başkanlık paketinin akıbeti de, şimdilik belirsiz görünüyor.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :