29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Haftanın Ortası. Güncel konularla her Çarşamba. 26 Ekim dur bekle; hemen gelme

Download (0)

Tam metin

(1)

Güncel konularla her Çarşamba

29 Ekim

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

26 Ekim 2016

2017 dur bekle; hemen gelme…

2016 yılı kimse için kolay geçmiyor.

Ekonomik büyümede elle tutulur yavaşlama, işsizlik oranında kolay geri dönmeyecek yükseliş, yatırım yapılabilir ülke

konumundan düşüş, güney sınırlarda giderek daha derinine bulaştığımız berbat bir savaş, içerde bir seneden fazladır artan sayıda ve şiddette patlayan bombalar, akıllara ziyan bir darbe girişimi, ardından ikinci üç aydan öteye uzaması mümkün

zorlayıcı bir olağanüstü hal uygulaması… Çoğu, tahmini önceden imkânsız anormal ve herkesin hayatını doğrudan etkileyerek süregelen olumsuz gelişmeler.

2017 ise şimdiden en hafif tabirle “absürt” bir yıl olarak tarihe geçmeye aday.

ABD’de Kasım başında yapılacak seçim, karşı adayın gerçeküstü seviyesizlikleri sonucunda demokratların uzun yıllardır

görmedikleri bir zaferi ile sonuçlandığında, tüketici güveni ABD’de tavan yapacak. Fed Aralık -ya da fark etmez- 2017’de

Haftanın Ortası

(2)

faiz artırma konusunda elini korkak tutmadıkça, gelişmekte olan piyasalar acıyı şiddetlenerek yaşayacaklar. Daha zorlu bir dış dünya dönemecine girişle birlikte Türkiye ekonomisindeki sorunlu alanlarda iyileşme kaydetmek giderek gerçekten çaba gerektiren bir iş halini alacak.

Zayıf ekonomik büyüme, artan cari açık, yüksek enflasyon, yüksek özel sektör borcu ekonomi tarafının güncel başlıkları haline gelecek. 2017, hem bireyler hem de firmalar açısından

zorlukların daha ağır hissedilmesi ile sonuçlanacak. Normal şartlarda üzerinde titizlikle ve sakinlikle tartışılması gereken büyük sistem değişikliği işte bu bulanık, sıkışık havada daha olağanüstü hal yeni yeni sona ermişken veya üçüncü kere uzatılmışken referanduma

sunulabilecek. Bu başlıkların her biri ayrı bir rapor konusu olmaya aday önümüzdeki yılda.

Ekonomi ve politika alanında içerdeki itişmeler; dışardaki gelişmeler ve yarattıkları belirsizliklerle birleşince; tanımlaması zor, eşi benzerine pek rastlanmamış bir döneme doğru ilerlediğimiz hissi yaratıyor insanda. 2016 zaten her cepheden ağır bir yıl olurken; hani neredeyse daha zor

geçeceği belli olan 2017’ye “dur, gelme” veya “acele etme, yavaş gel” diyesi geliyor insanın.

Gündem hep politika olacak…

Başkanlık sisteminin detayları üzerine kurulan politik oyunlar, anayasal değişikliğe verilecek ya da verilmeyecek destek üzerine dönen pazarlıklar; referandum belirsizliği ardından belki seçimler 2017’nin genel tadını zaten belli ediyor. Suriye-Irak ekseninde sonu nereye varacağı belli olmayan savaşın içine Türkiye’nin daha fazla girmesi de önemli bir gerginlik, belirsizlik ve potansiyel sorun kaynağı.

Bir de akla hemen gelen birkaç soru var. Mesela… Ülkenin Fetullahçılardan temizlenme sürecinde 15 Temmuz türevi yeni ve olumsuz sürprizler olabilir mi? FETÖ’ye karşı verilen savaşın anayasal değişiklik oylaması öncesinde AKP’li milletvekillerine uğraması beklenmese de, olası bir yeni seçimde aday olamadıktan sonra başına gelebileceklerin korkusu Meclis’teki AKP grubu içinde sorunlar yaratır mı? Ya da Zarrab’ın ABD’de görülecek davasından ne gibi yankılar buraya ulaşır, etkileri olur mu? Yeni Clinton döneminde Ortadoğu’da gelişmeler, ABD-Türkiye ilişkileri-

gerginlikleri nereye doğru evrilir? ABD-Rusya eksenindeki sıkıntılar Türkiye’nin savrulmasına

(3)

neden olur mu? IŞİD’in ipi sonunda gerçekten çekilirken beraberinde başlayan paylaşım

gerginliğine hangi güçler kurban edilir, kimler kazançlı çıkar? Türkiye’nin gergin toplumsal yapısına bu badireliler nasıl yansır?

Bu soruların bilinmesi mümkün olmayan cevapları 2017’yi ekonominin değil politikanın yılı yapacak. Ve politika çok katmanlı belirsizliklerle savrulurken, 2017 öyle hiç de heyecanla beklenesi bir yıl olmayacak. Şimdiden belli.

Bu konularda bir mantık çizgisi yakalayıp da akıllıca bir yön belirlemek kolay değil. Zaten sorunun özünde de bu var. Başkanlık sistemi gelsin ya da gelmesin; o veya bu şekilde geldikten sonra dahi cevabı bilinemeyen sorular halen sayıca çoksa, buna belirsizlik deniyor. Belirsizlik olan ülkelerin ekonomileri de kan kaybetmeye başlıyor.

Politikada resim buyken, en azından ekonomi tarafında uyanık kalmakta, dikkatlice gelişmeleri izlemekte fayda tartışmasız. Başlangıç noktası ise tabi, zorlu 2016 dönemecinden daha problemli olacağı görülen 2017’ye geçerken durum tespitinin gerçekçi olması.

Grafik 1: Yatırım Artmayınca …

Kaynak: Turkey Data Monitor, Egeli & Co.

(4)

2017 nasıl bir temele oturacak?

Büyümede ilk çeyrekteki parlak performansın yavaşlaması zaten bekleniyordu ancak darbe girişimi, olağanüstü hal, not indirimi ve şimdi ordunun Ortadoğu varlığı derken büyüme konusunda iyimser bakış çok yaygın değil. Hükümet resmi beklentisini %4,5’ten %3,2’ye

güncellemiş olsa da, büyüme tarafında asıl hikâye 2012 başından bu yana Türkiye’de yatırımların durmuş olması. Önümüzdeki yıl ise resmi planda verilen teşvik ve desteklerle özel sektör

yatırımları %8 civarında büyüyecek. Fakat sorun zaten teşviklerin eksikliği değildi ki geçtiğimiz dört yılda. Sorun, Türkiye’de emeklercesine gelen ancak 2016’da tam sahne alan belirsizliklerin artmış olması. Yatırım yapacak birimlerin, borç yükleri yanı sıra gelecek endişelerinin de

yükselmiş olması.

Şimdi Orta Vadeli Plan içeriğine bakınca, hem savaş harcamaları hem de destek harcamaları artacak Türkiye ekonomisinde büyümenin bir sıçrama anlamına gelecek %4,4’e ulaşması

Kaynak: Turkey Data Monitor, Egeli & Co.

Grafik 2: İşsizlik Oranı 2012’den Beri Yükseliyor

(5)

bekleniyor. Hem de özel sektör yatırımlarının üzerinden. Ne gerçekçi ne de kolay bir hedef.

Daha ayakları yere basan bir tahmin, büyümenin %3 platosundan %4 üzerine zıplaması değil; Fed faiz artışlarının yaratacağı hasara göre en iyi olasılıkla 2017 büyüme oranının %2,5 civarına

gerilemesi olarak görünüyor. Hele bir de yeni bir asgari ücret artışı olmayacağını düşününce. 15 Temmuz’da dip yapan sonra ancak 100 eşiğine kadar toparlanan Tüketici Güveni’nin Ekim

itibarıyla yeniden güç kaybettiğini de eklemek gerek tabi büyük resme.

Geçtiğimiz haftanın herhalde en önemli verisi de büyüme sancıları ve politik

belirsizlikler eşliğinde yükselen işsizlikti. Aslında uzun vadeli işsizlik oranı grafiğinin anlattığı, bozulmanın dünden bugüne değil; tam da yatırımların büyümeyi kestiği 2012 başından bu yana gerçekleşmekte olduğu. Son birkaç ayda ise bu bozulma eğiliminin belirgin hız kazandığı.

Grafik 3: Mevsimsellikten Arındırılmış İstihdam Ve İşsiz Sayısı

Kaynak: Turkey Data Monitor, Egeli & Co.

(6)

Cumhurbaşkanı’nın artan işsizliğin çözülemeyecek bir sorun olmadığını ancak şimdilik ve bir süre boyunca çözülmeden yüksek kalacağını söylemesi bu çerçevede dikkat çekiciydi. Çünkü

geçmişteki ekonomi-politika ilişkisine bakınca işsizlik önümüzdeki aylarda yüksek kaldıkça, iktidar seçmeni bir grubun başkanlık sistemine bakışının da olumsuza dönerek etkilenmesi mümkün görünüyor. Şu durumda Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin arkasındaki verilere biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Temmuz döneminde (Haziran-Ağustos) işsizlik oranı önceki seneye göre neredeyse bir puan artışla

%10,7’ye yükseldi. Tarım dışarda tutulunca işsizlik oranı da benzer bir sıçrama ile %13’te.

Bunlar önemli seviyeler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği, işsizlik oranında artışın istihdam olanaklarının daralması değil; kadınlar ve gençler segmentinden iş gücüne katılımın artması. Aslında Erdoğan’ın savının

Grafik 4: Mevsimsellikten Arındırılmış İşgücüne Katılma ve İstihdam Oranı

Kaynak: Turkey Data Monitor, Egeli & Co.

(7)

ikinci kısmı çok önemli bir tespit. Çünkü nüfusu ağırlıklı olarak “gençlerden” ve ikinci yarısı

“kadınlardan” oluşan Türkiye’de; ekonomik yavaşlamanın işsizlik oranını hemen nerden nasıl vuracağı tam da bu demografik yapıdan belli. Başka bir ifadeyle işgücündeki artış hiç sürprizli değil.

Yeni mezun gençlere ve kadınlara “iş bakmayın” denemeyeceğine göre, genç ve kadın istihdamını artırmak için uzun soluklu gerçekçi adımlar atılması çok önemliydi. Unutulan “yapısal reform”

olgusuna bir referans yapmakta fayda var. Bu fırsat kaçmış değil; Fed faiz artırdıkça ekonomik sıkıntılarla mücadele acil önlemler şeklinde gelmemesi daha iyi olur sadece.

Bir de tabi işsiz sayısındaki sert artış bir yana, istihdam sayısında 2009 şokuna benzer olmasa da - henüz- benzer nitelikte bir gerilemenin de varlığı mevsimselliği arındırınca gün gibi ortada. Berbat bir turizm sektörü denebilir ya da ihracatın beklendiği gibi artmadığı talihsiz bir yıl olarak

bakılabilir. Cevabı kritik olan soru, 2017’de IŞİD Türkiye için daha da ciddi bir düşman haline gelmişken, AB tarafında toparlanma kağnı hızıyla ilerlerken, turizm ve ihracat tarafında kayda değer bir iyileşme için gerçekçi bir neden olup olmadığı.

Düşük büyüme-artan işsizlik ise herhangi bir politikacı için zorlayıcı bir ikili. Önümüzde zorlu bir referandum süreci bozulmaya devam eden ekonomik verilere

oturtulamayacağına göre, Türkiye’nin Ortadoğu’daki varlığı daha kullanışlı bir araç olacak. Bu durumun yarattığı huzursuzluk ise geri dönüp ekonomik bozulmayı

beklentiler üzerinden bir miktar daha hızlandıracak. Referandum, belki ardından genel seçim, belki sonra/önce veya beraber başkanlık seçimi… Bu olumsuz süreci besleyen aşamalar haline dönüşebilme potansiyeline sahip.

Peki, bu kısır döngü nasıl kırılacak? Nasıl sorusuna cevap vermek zor. Fakat görünen, bu politik belirsizlikler zincirinin değişen dış konjonktürle birleşerek Türkiye ekonomisinde yarattığı hasar döngüsünün en azından 2017’de kırılmayacağı.

Ekonomide bozulma eğilimi içine girmesi an meselesi olan göstergelerden bir tanesi de cari denge.

Türkiye’nin asıl kronik problemlerinden bir tanesi tasarruf açığına BES sistemini zorunlu hale

(8)

getirerek bir çözüm denenmekte olsa da, toplanan kaynağın ne şekilde kullanılacağı konusunda ortadaki karışıklıklar sorunun çözümünü de açıkta bırakıyor. Fakat 2017’de Türkiye’yi cari denge tarafında bekleyen sorun bu sefer yüksek büyümenin cari açığı artırması sorunu değil.

Tam tersine, 2017’nin sorunlarından bir tanesi de büyüme ivme kaybederken, cari açığın yükselmesi durumu. Büyüme düşerken cari açık nasıl artıyor? Bu da cevabı önemli ve aslında çok da net bir soru.

En son söyleneceği baştan söylemek gerekirse, petrol fiyatlarında beklenen yükseliş bir kere cari açık seviyesini büyütecek ölçekte. Orta Vadeli Plan’da hükümet petrol fiyatı beklenti ortalamasını 2017 için varil başına 50 dolar civarı alırken, bu seviyeye daha 2016 son çeyrekte ulaşılmış

durumda. Ufukta beliren OPEC anlaşması gümbür gümbür fiyatı artıracak gibi durmasa da, piyasa beklentileri 55 dolar seviyesi civarında bir süredir. Petrol fiyatlarında oynaklık çok yüksek son yıllarda ancak 2017 özelinde 2016’nın sürprizli diplerinin altına inmesi olasılığı çok düşük. Bu anlamda bir de petrol fiyatında bir yükseliş olursa, Türkiye düşen büyüme-artan cari açık kıskacında risk priminde yükseliş yaşayacak.

Pek konuşulmayan, ancak mevsimsel düzeltilmiş cari denge sayılarından ortaya çıkan görüntü ise, petrol fiyatlarından öteye büyüme sağlamak için ittirilen özel tüketim üzerinden cari açıkta artış eğilimine 2015 ortalarından beri girilmiş olduğu. 7 Haziran sonrası iktidarı geri isteyen hükümetin büyümeyi tüketimi destekleyerek artırma çabasının meyvelerini 1 Kasım seçim sonuçlarından ve enerji hariç artan (düzeltilmiş seride) cari açıktan izlemek mümkün.

Tüketimi körükleyerek 2017’nin ilk yarısında da büyüme tarafında referandum öncesine yönelik bir sıçrama elde etmek mümkün mü? Vergi oranlarını indirerek olmasa da belki bankaları baskı altına koyarak kısmen de olsa mümkün. Hatta beklemek de gerçekçi. Ancak, sürdürülebilirliğinin zor olduğunun da farkında olarak. Referandumun ötesinde fazla soluklu olamayacağının nedenlerini anlayarak. Bu sene sonunda %4,6 civarında olması beklenen cari açık GSMH seviyesinin Orta Vadeli Plan’daki gibi; 2017 için %3,7’ye ardından da 2019’da %3,5’e inmesi ise büyük, çok büyük bir sürpriz olur.

(9)

Bu doküman Egeli & Co. Portföy Yönetim A.S. (“Egeli & Co.“ Mersis No: 0-3254-1422-0400018) tarafından hazırlanmıştır. Egeli & Co. SPK düzenlemelerine tabi ve SPK tarafından düzenlenen yetki belgesine sahip, kendine değer yaratmaya adamış bağımsız bir portföy yönetim şirketidir. (Yetki belgeleri: 03.11.2010 PYS./PY. 35/946 ve 03.11.2010 PYS./YD. 15/946). Portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı hizmeti veren Egeli & Co. 2002 yılından bu yana, dürüst ve seçkin yaklaşımı ile yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile şirketlerine ve özel bireysel portföylere hizmet etmektedir. Başarısı, yatırımcıları için yurtiçi ve yurtdışında geliştirdiği finansal ürünler ile değer yaratma becerisinden gelmektedir. Egeli & Co.’yu diğerlerinden ayıran fark alternatif varlık sınıflarına ve yatırım temalarına odaklanmasıdır. Egeli &

Co. Türk sermaye piyasalarındaki alternatif yatırım temaları alanında bulunan geniş bilgi, tecrübe ve geçmiş performansı ile yatırımcıları için uzun vadeli yatırımlarla önemli getiriler yaratmaktadır.

YASAL UYARI:

Bu rapor ve yorumlardaki yazılar, bilgiler ve grafikler, ulaşılabilen kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla derlenmiştir. Bu belgedeki bilgilerin doğruluğu, güvenirliliği ve güncelliği hakkında gerekli özeni göstermekle birlikte bu bilgilerin güvenirliliği, doğruluğu, güncelliği ve eksiksizliği hakkında hiçbir garanti vermemektedir. (Varsa) Yürürlükteki herhangi bir yasa veya düzenleme ile sorumluluğun sınırlandırması ölçüde tasarruf olarak, Egeli & Co., yöneticileri, çalışanları, temsilcileri ve ajansları bu belgenin içeriği, hatası veya eksiklerinden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan (ihmal olup olmadığı ya da başka bir şekilde olursa da) ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sorumlu tutulamaz. Herhangi bir şirket, sektör, hisse veya yatırım için detaylı ve tam bir analiz değildir. Egeli & Co. her an, hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri, tavsiyeleri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Bu rapor hangi amaçla olursa olsun çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayınlanamaz.

İletişim:

Güldem Atabay Şanlı

Direktör, Araştırma ve Strateji +90 532 347 82 06

guldem.atabaysanli@egelico.com

Grafik 5: Cari Denge Çoktandır Artış Eğiliminde

Kaynak: Turkey Data Monitor, Egeli & Co.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :