• Sonuç bulunamadı

Ağrı'dan Derlenmiş Karakoyun Efsanesi İsmet Alpaslan

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Ağrı'dan Derlenmiş Karakoyun Efsanesi İsmet Alpaslan"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Ağrı’dan Derlenm iş:

K A R A K O Y U N EFSANESİ

ism et ALPASLAN

Bir genç oğlan, sü rü sahibi zengin bir ad am a çoban olur. Bu genç, ağ a­ sın a yedi yıl, Ağrı dağı ile K araköse a rasın d ak i dağlarda koyun o tlatarak h a k alm ad an çobanlık yapar. Gün ge­ lir çoban, ağanın Besdi adındaki g ü ­ zel k ızın a âşık olur. Çoban h arek etle­ ri, çaldığı kaval ve söylediği tü rk ü le r­ le aşkını kıza sezdirir. D erken kız da b u n a âşık olur. Z am anla Ağa, çobanın kızm a sevdalandığını öğrenir. Kızının b ir çoban ile evlenm esine m üsaade e t­ mez.

Çoban koyunları yaylada o tla tır­ ken, birg ü n eşkıyaların b askınına u ğ ­ ra r. A raplar, çobanın elini kolunu b ağ ­ layarak:, koyunları g ö tü rü rler. A ras n eh rin in ötesine geçince, b ir koyun k e­ sip ziyafet çekerler. Akşam olunca y atarla r. Çobanın köpeği hem en ağası­ n ın k ap ısın a gelir. Kız, köpeği görün­ ce şüphelenir. «M utlaka çobanın başı­ n a b ir h a l gelmiştir» diye, k a r a k ancı­ ğ ın p eşisıra gider. Çoban kızı uzaktan görünce, d u ru m u tü rk ü ile dile getirir:

Ağam kızı ağ Beşti, H aram i koynu bastı, Seyis G erger’i aştı,

Kendir kolumu kesti.

Kız b u n u d uyar duymaz, babasına h a b e r verm eğe gelir. «Baba, h a ram iler koyu n u götürm üş» der. Babası önce inanm az. Kız ıs ra r edince, A ğa adam ­ ların ı toplayıp çobanın y ard ım ın a gi­ der. G erçekten çobanın b a ğ lan a rak ko- y u n la n n gö tü rü ld ü ğ ü n ü görür. Çoban başından geçenleri anlatır. A ğa çoba­ n a şart k o ş a r:

— K oyunu bu ta ra fa geçirirsen, kızım ı sa n a veririm .

Çoban buna dünden razıd ır. He­ m en k ab u l eder. A ras’m k e n a rın a gi­ derler. Çoban «kaval lisanı» ile baş seyisi çağırır. Seyis sürüyü peşine ta­ kıp gelir, fak at suyun o rtasın d an geri döner; geçm eğe cesaret edemez. Çoban k avalla K arakoyun’u çağırır. K arako- yun, sü rü n ü n önüne geçerek, kendini A ras’m su y u n a vurur; su y u b u yan a geçer. Sürü, bunu izler. Bu sırad a A rap lar (haram i) işin fa rk ın a varır. K oyunları b ir tü rlü geri çevirem ezler. K oyunlarm hepsi geçer.

Ağa, verdiği sözünde durm az, b a ş­ k a d ö rt şa rtın ın d a h a o lduğunu öne sürer. İkinci şartım şudur, d e r :

— K oyunlara bol tuz vereceğim D urm adan otlatacaksın, 24 s a a t su görm eyecekler. K oyunları su y a b ıra k ­ tığım ızda, su içirm eden sudan geri çe­ vireceksin.

Çoban bu n u d a kabul eder. S ü rü ­ y ü 24 sa a t du rm ad an otlatır; bol bol k o y u n lara tuz verirler. Öğle sıcağında sü rü y ü su y a götürürler. K oyunlar su­ y a in e r inmez, çoban kaval çalarak, sü rü y ü «kaval dili» ile geri ça ğ ın r. Tüm k o y u n lar suyun k e n a rın d a n ağız­ ların ı su y a v u rm ad an geri döner. S a­ dece K arakoyun, suyun içine g irerek o rad a bekler; ne su içer, n e öte y a k a ­ y a geçer, n e de beri ta ra fa gelir. Ön ayağının b iri ile suyu eşleyip d u ru r. Ağzını su y a uzatır, geri çeker, te k ra r ağzını uzatır, suya vurm az g eri çeker...

Ağa, k o y u n larm hepsinin g eri dön­ m esine rağm en, K arakoyun’u n dönm e­ yip, niçin öyle yaptığını s o r a r :

— K arakoyun niye o rad a bekler, a c ab a o niye su içmez, veya g eri gel­ mez?

(2)

Çoban cevap v erir:

— Ağam b u n u n sebebini san a söy­ lem eğe yüzüm tutm az, am a, beni söy­ lem eğe m ecbur ettin. B irgün koyunla- rı sağarken, kızınızla birbirim ize şak a yaptık. Kızınız «Karakoyun»u sağ a r­ ken, m em esini incitti. O nun için, K ara­ koyun bana b ira z darılm ış...

Çoban k av alı te k ra r eline alır. D er­ dini, söylem ek istediklerini k avalla Ka- ra k o y u n ’a a n la tır. K arakoyun bundan so n ra geri döner.

A ğa ü çü n cü şartını s ö y le r : — K uzuların emişme vakti, k uzu ile k o yunları b irb irin e katacağım . B irbir­ lerini em m eden seçeceksin.

K oyunları k u z u la n ile k arıştırırlar. K uzular an aların ı, a n a ko y u n lar da kuzu ların ı b u lm ak için, b ir arayış içi­ ne girer, b ir m eleşm e b a şla r ki, san ır­ sın kıyam et kopm uş. Tam b u a n d a ço­ b an k avalla k o y u n la ra seslenir. K aval çaldıkça h içb ir koyun, y av ru su n u em­ zirm ez ve k o y u n la r b ir ta ra fa, k u zu lar d a b ir ta ra fa k endiliklerinden ayrılır­ lar.

S ıra ağ a n ın dördüncü şa rtın a ge­ lir:

— Bizim kap ıd ak i selvi ağacı v a r ya, altın d a tam beşyiiz koyun yatar. Bu ağacı b ir s a a t içinde keseceksin...

Çoban baltayı aldığı gibi ağ acâ girişir. Başlar rasgele vurm aya. Kız. çobanın bu ağacı b ir sa a tte kesemiye- ceğini' anlayınca, köpeğe yal g etirip döker. K ara kancık y ala yum ulur. Şa- p u r çupur yalı içmeğe başlar. Kız kö­ peğe k ız ar ve söylenir : «Ey köpek, bu yalı öyle birden yemeğe çalışma, ü s t­ ten ü stten ye...» der. Bunu duyan ço­ ban, kızın ne dem ek istediğini anlar. A ğacın b ir yerinden başlayarak, ince ince keser ve kocam an ağacı devirir.

A ğa son şartım söyler:

— S ü rü y ü iki h a fta içinde öyle ot­ latacak sın ki, en zayıf koyunun iç ya­ ğından b a n a b ir takım don - gömlek çıksın... Yoksa...

İki h a fta sonra, sü rü n ü n içinden en zayıf koyun olan K arakoyun’u k e­ serler. İç yağ ın d an A ğa’y a b ir takım don - gömlek çıkarırlar.

Ağa, çoban ile b aşa çıkam ayacağı­ n ı görünce, kızını verir. Yedi gün, ye­ di gece toy çalınır, düğün olur. Çoban ile Besdi evlenerek m u ra tla rın a e re r­ ler.

Bu efsane, 29 Mart 1986 tarihinde, Ağrı / Taşlıçay - Yukarı Toklu; köyün­ de, Musa Kaya hanesinde, Murat GENÇ, Emir KARAHAN ve Ahmet BARAKÇI’dan derlenmiştir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Orada yüzünün bir yerinde boş mermi kovanlarının izi zeytin karası gibi utanç düşüyor gamzedeki o gülüş bir sessiz orman kadardır yaprakların anlamlı ölümü ki bir

ben bir başkasında ısınamam alırsan eğer, büyüt kendi içinde öyle gelip gider, ah bu dünya eskir, içimizdeki metal ışıltısı hani saçlarından bir tebessüm bir sözcük

Halen Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bünyesinde özelleştirme programı içinde bulunan Seydişehir Alüminyum Tesisleri; 1960'lardaki, alüminyum talebinin yüksek,

Bundan sonra I I nu- maralı blokla kesonun birbirine bağlanması işine başlandı I I numaralı blokun' üst kısmı temizlendi ve evvelce betonu dö- külmüş olan duvarın

Bizde her şey, henüz o kadar da- ğınık, o kadar yeni ve o kadar teşekkül ve te- kevvün halindedir ki, işleri plânlaştırmak esas- tır ve daha uzun zamanlar esas kalacaktır..

fırsat bularak yaratmağa başladığı eserler bunu teyit edi- yor. Günümüzün festet)leri mimari faaliyetimizi dikkatle takip ediyorlar. Şüphesiz ki, Türk mimarları kendileri

lularken ulusal şerefimizi lâyıkile temsil ede- bilmek kaygusunu gözönünde tutmamızı ve gelecek kutlu günler için şehrimizi süslerken mimarın sanat ve salâhiyetine

En son milâdın XII inci asrında teessüse başlıyan ve yine hudutları ta mavi Tıma kaynaklarından Kora denizine kadar uzayan geniş ülkenin sahibi büyük Moğol dsvletini