• Sonuç bulunamadı

2. Mecmua’da Yeni Harflerle Yayımlanan Tarih ile İlgili Makaleler

2.4. Tahtacılar 1 (Y Ziya [YÖRÜKAN], sy 12)

Y. Ziya [YÖRÜKAN], sy. 12 Konu

Makale, Güney’de Çanakkale ve Balıkesir, iç kesimlerde ise Adana ve çevresinde ikamet eden Türkmen aşiretlerinden Tahtacılar’ın, örflerini, âdetlerini, yaşayış tarzlarını ele almaktadır. Daha önce eski harflerle yayımlanan “Anadolu Alevîleri ve Tahtacılar” adlı makalenin devamı niteliğinde olup toplamda yedi sayı devam etmektedir. Bu sayıda genel bilgiler verilmekte olup, diğer sayılarda detaya inilmektedir.

Anadolu’da ikamet eden Çepni ve Tahtacı olarak adlandırılan iki Türkmen aşireti Alevî olmalarına rağmen, kendilerini Alevîler’den farklı adletmektedirler. Bunun görünen başlıca iki sebebi mevcuttur: Birincisi, Alevîlerin esasen Bektaşi Ocağı’na bağlı olmalarıdır. Bu anlayışta birkaç köyün bir dedesi vardır ve bu dede’de başka bir dedeye bağlıdır. Tahtacılar’da yanlızca iki ocak bulunur bunlar; “ Yanın Yatır” ve “Hacı Emirli”ocaklardır. Başka bir sebep ise, Tahtacılar’ın kendilerine ait bir sembol taşıyor olmalıdır. Bu simgeye “Kazayağı” denir ve genellikle Tahtacı mezarlarında, işçilerin gömlekleri üzerinde buna rastlanır. Çepniler’de kendilerine ait bir sembol olduğunu iddia etseler de bu sembolun kaybolmuş olması muhtemeldir.

Tahtacılar, genellikle Sünniler’den ve diğer kimselerden uzak yaşayan kapalı bir toplumdur. Kendilerini bir Sünni ziyaret ettiğinde, onun tabağını kırk kere kille yıkamadıça kullanmazlar. Milli Mücadele Dönemi’nden sonra ise bu durum değişmeye başlamıştır. Bu duruma etkili olan bazı sebeplerde Tahtacılar’ın, Türkmen oldukları halde “Kıpti” olarak gösterilmeleri ve askerden muaf tutulmaları ile Misyonerlerin onları Hristiyan zannetmesidir.

Dede ocaklarından biri İzmir Narlıdere köyünde bulunan “Yanın Yatır” ailesidir. Burada dedelik postunun Hasan Niyazi Efendi’ye ait olması gerekirken kendisinin köyden hiç çıkmamış olması neticesinde nüfuz amcaoğullarına geçmiştir. Bunların başları “Seyyah Efendi” ile “Hasan Mümtaz” Beyler’dir. Reşadiye kazasında yaşayan Hasan Mümtaz Efendi’nin damadı buraya bağlıdır.

Yanın Yatır ailesinden edinilen bilgilere göre, Tahtacılar Anadolu’da yirmi bin hane olup daha çok Güney’de ve Batı’da yaşarlar. Bir kısmı da Halep ve Bağdat civarında yaşar. Malatya civarına yerleşenler ve Kıbrıs ile Midilli’ye gidenler de bulunur. Söylenenlere göre Tahtacılar’ın aslı Bağdat’tan gelmedir. Bağdat’ta giyinildiği anlaşılan dedelerine ait eşyaları saklamakta ve buna delil olarak göstermektedirler. Milli Mücadele’de Bağdat’ta yaralanan bir Tahtacı gencinin de buradaki köylülerle aynı dili konuşması ile yakınlık kurması da buna delil olarak sunulmaktadır. Bundan sonra uzun süre Adana Ceyhan’da yaşayan Tahtacılar, soylarını burada metfun bulunan “Durhasandede”’ye dayandırmaktadırlar. İnanılışa göre Durhasandede, Horasan’a gidip, İmam Rıza’dan şecere talep etmiştir ve oğlu “Kürklü Hasan Baba” Nif civarında yatmaktadır. Büyük dedelerden Hızır Dede Narlıdere’ye gelince Yanın Yatırlar’da burada yaşamaya başlamışlardır. Yine Adana Ceyhan taraflarında bulunan bir köy Durhasandede ‘ye tabiidir. -Bu köyde oturanlar giyinişlerinden dolayı “alaabali” olarak adlandırılırlar.- Mersin’e bağlı Kuzucubelen (Mezitli) de buraya bağlıdır. Durhasandede ‘nin torunları kendilerini Hacı Bektaş’ın kolu İmamı Rıza oğlu İbrahim Mucip’e dayandırırlar. Dedelerine ise son zamanlara değin hep “Çelebi” unvanı verilmiştir. Tahtacılar Adana, Maraş, Islahiye ve Çukurova’da bulundukları zamanda üç oymaktırlar. Bunlar: Nacarlı, Eseli, Gögçeli oymaklarıdır. Bunlar hala buralarda mevcuttur.

Eseli Oymağı

Batı ve Güney Anadolu’nun çeşitli mahallerine dağılan bu kimseler, her yerde “Çaylak” olarak anılırlar. Çaylaklar daha önce bahsedilen kazayağı damgasına sahiptirler. Enseli isimli bir aşiret daha vardır ve bu muhtemelen Eseli’den türemiştir. Eseli aşireti üç oymağa ayrılır. Bunlar: Enseli, Tomaklı, Çaylak oymaklarıdır. Bunların bir kısmı Rumeli’ye gitmiş ve sonradan Sultan Mahmut zamanında Üsküdar yoluyla tekrar memleketlerine gönderildiklerinden “Üsküdarlı” unvanını

almışlardır. Bu aşirete Adana taraflarında “Cingözlü” ya da “Sivri külahlı” denilmektedir. Bunların bir kısmı Midilli’ye gitmiştir sonradan gelerek Kokluca beldesine yerleşmişlerdir.

Nacarlı Oymağı

Adana civarından göç etmişler ve oradaki meşhur köyleri Ermeniler tarafından tekrar köy haline getirilmiştir. Bunlardan bir kısmı Kıbrıs’a gitmiş ve orada iskân etmişlerdir. Hasan Mümtaz Bey Kıbrıs’a göç ile ilgili olarak Çam alanında Çatal İbrahim adlı bir kimsenin aşiretten seksen haneyi gemiye bindirerek Kıbrıs’a getirdiğini söylemektedir. Aynı zamanda 1250 yılında yazıldığı görülen bir belgede Neccarlı isimli aşiretin Kıbrıs’a gidişi anlatılmakta, Padişah Sultan Süleyman’ın izni nin de olduğu vurgulanmaktadır.

Gögçeli Oymağı

Eseli oymağı ile beraber göç eden bu oymak, Adana Ceyhan’a iki saat mesafede yaşamaktaydılar. Buradaki derenin ismi de hala “Gökçeli Deresi”dir. Bunları erkekleri hayvanlar ile ilgilenirken, kadınları da kilim ve halı dokur. Sonrasında dağlara çekilince Tahtacılık ile uğraşmaya başlamışlardır. Bazı yerlerde kafesten toprak ev yaptıkları için bunlara “evci” de derler. Evciler Kasaba, Alaşehir, Denizli taraflarında oturanlar -ki Alevî olmalarına rağmen Tahtacı değildirler.- Adana ve Kayseriye bağlı Everek, Yaylacı taraflarında oturanlardır. Aşiretler çoğu zaman isim değiştirirler mesela içel’deTahtacı aşiretlerinden olan kimselere “Bulacalı, Işıklı” da denir. Bu civarda Bulacalı denilen Sünni bir aşiret vardır. Tahtacılarda Göğçeli oldukları halde bu namı almışlardır. Alaşehir Üzümlü Ovasında, Salihli etrafında Alaşehir ile İnegöl’ün arasında bulunan Tahtacılar “Alçı” namını almışlardır. Üzümlü Ovasındakiler her hafta Alaşehir’e gelirler. Başka bir Alçılar vardır ki bunlar Alevî oldukları halde Tahtacıdeğildirler. Dedeleri Zeynel’dir ve Musa Kazım’ın soyundandırlar. Bunlara “Gegel” de denir. Denizli civarında kırk hane, Salihli’nin diğer tarafında elli hane bulunurlar. Yalnız Tahtacı olan Alçılara da Gegel denilir. İsimlerin değişmesine rağmen Tahtacılar birçok âdet ve ananesi devam etmektedir. Hasan Mümtaz Bey, aşiretin çocuklarına, Abidin Mahmut, Remzi, Emir Rıza, Mustafa, Halit gibi isimlerin Gökçeli aşiretine ait olduğunu söylemektedir.

Aşiretleri birbirinden çeşitli özellikleri ayırır. Örneğin; Eseli aşireti soğukkanlıdır. Bunlar kaba insanlardır ve genellikle Fenike, Antalya civarında otururlar. Eseliler sadık kimselerdir. Çaylak aşireti, neşeli ve konuşkan kimselerdir. Evci aşireti topraktan kulübe yapar. Burada otururlar. Tahtacılar ise son zamana kadar çadırlarda yaşamışlardır. Narlıdere’de oturan Tahtacılar şimdi birçok aileye ayrılmışlardır. Başta Yanın Yatır, Hindi, Abdal, Danabaş Âşıklar, Tomak aileleri vardır. Bunlardan Hindiler muharrem ayında aşure pişirmezler.

Aşiretin Adana’dan İbrahim Paşa isyanından sonra dağıldığı söylenirse de bu İbrahim Paşa’nın Tahtacı olmadığı bilinir. Yavuz Sultan Selim zamanında katledilen Alevîler de Tahtacı değildir çünkü katledilenlerin mezarları bulunmaz oysaki Tahtacılar mezarları tümüyle durmaktadır. Tahtacılar, savaştan, isyandan uzak duran sadık kimselerdir. Çaylak ile Şehepli aşiretlerinden bazılarının İran tabiyetliğine geçmesinin sebepleri bunlardır. Durhasandede‘nin Narlıdere’deki ocaklılarla bu ocaklılara bağlı olan bütün manevi varlıklarını temsil ettiği gibi İbrahim Sani de Tahtacılar’da Şehepli aşiretinin ve bu aşirete mensup Hacı Emirli namını taşıyan ocaklılara bağlı olan oymakların merkezidir.

Hacı Emirli Ocağı Şehepli Oymağı

Merkezi Reşadiye’dedir. Buradaki ocaklılara “Hacı Emirli” denilir ki iki genç bu ocağın varisleridir. Bunlara paşazadeler denilmektedir. Pederleri Abdülhamit devrinde büyük bir mevki ile Paşa unvanı almıştır. Küçük kardeş Sani Bey Reşadiye ocak merkezinde diğer kardeş Halil Bey ise İzmir’in Bulgurca köyünde yaşamaktadır. Bunların ataları Maraş civarında mezarı bulunan İbrahim Sani’dir. Gâvur dağında bulunan İbrahim baba yine Hacı Emirliler’in büyük babalarıdır. İbrahim Sani’nin, Musa Kazım’dan geldiğine inanırlar. Halil Bey’de bulunan ve Ali Ulvi Baba tarafından düzenlenilen Silsilename’de gösterilen İbrahim Sani’nin soyundan geldiklerini sanmaktadırlar. Başka bir vesikada ise bulunan mühürde Hatemi Enbiya Şah Ali Abbas 115 yazılıdır. Vesika’da şunlar yazılıdır: “ Şah Ali Abbas dergâhına gelip Şah Ali Abbas Hazretleri’nin torunları olduğunu ispat edip, halife çıkarıp emiri olan Seyyid-i Sadatı seniyye ziyaret toprağı kefaret olduğundan

sebeb kütüğünü açtırıp Sultan İbrahim Baba evladı (Hacı emir) bu ikrar fetalarını ikrarı bozanın canı cehennemde...” bu vesikadan anlaşıldığına görte Hacı Emirliler İbrahim Baba’nın evladı ve Şah Ali Abbas’ın torunudurlar. Ancak Şah Ali Abbas’ın kim olduğu konusunda bir bilgi yoktur. Vesikada yazan Abbaz kelimesini Haydar şeklinde okumak da mümkündür. Halil Bey’in gösterdiği başka bir vesikada ise bunların soyunun İbrahim Baba’ya dayandığı konusunda şüpheye düşülmektedir. Bu vesikada o zamanlar güvercinlik kadısı bulunan Sadi b. Cediri Mekke’ye müracaat ederek, Mehmet Ağa b. Abdurrezzaki kendisine ait olan su değirmenini ve iki mezrasını İbrahim Derviş’in yaptırdığı tekkeye Ali Baba marifetiyle tekke’de bulunan fukaraya sarf etmek suretiyle vakfetmiştir. Vesikalar içinde dikkati çeken vesikaları yazan kimselerin soylarını Şeyh İsmail b. İsmail ‘e dayandırmalarıdır.