• Sonuç bulunamadı

2. Mecmua’da Yeni Harflerle Yayımlanan Tarih ile İlgili Makaleler

2.9. Tahtacılar Dinî ve Sırrî Hayat (3) Ayine Hazırlık

Y.Ziya [YÖRÜKAN], sy. 19

Dinî ve Sırrî Hayat Ayine Hazırlık Konu

Geçen sayının devamı niteliğinde olan bu sayıda da Sohbet hakkında bilgi verilerek, Dernek üzerinde durulmuştur.

Alevîler içinde yapılan sohbetin en yükseği ocaklıların ziyareti sebebiyle yapılan resmi ayindir. Buna Alevîler “ Dernek” ya da “Cemiyet” derler. Bu merasim, kurbanda ve bayramlarda, mübarek günleri kutlamak amacıyla, bir ocaklının ziyareti ya da ortada çözülmesi gereken bir sorun olduğunda, onay ve nasip almak maksatlarıyla yapılır. Bundan daha yüksek ayinlere “Cem” denilir ve burada en büyük fark “Değnekten geçirilme” dir. Cem ayini üç sebepten dolayı yapılır, senede bir defa Tanrı vekili pir’in yanına gelerek günahlardan arınmak, musahip ve sahip merasimi yapmak, talibin düşkünlüğü ya da suçlu kimselerin ölmeden önce ölerek pir’e hesap vermesinin gerekmesi sebepleriyle Cem ayini yapılmaktadır. Cem ve Dernek olarak yapılan ayinleri bu suretle beşe ayırmak mümkündür: Mutlak surette yapılan Dernek, İkrar merasimi, mutlak surette yapılan Cem ayini (değnekleme) ayini, eş tutunma merasimi (Cem’den fazla olarak erenler görülmeye başlanacağı zaman önce eşler Kardeşlik ayini’ni gerçekleştirir), düşkünler ve suçlular için yapılan merasim.

Dernek, genel düzen altında yol adap ve hizmetlerinin vazife sahipleri ve talipleri tarafından gerçekleştirilmesi için ocaklıların gözetimi altında yapılan toplanmadır. Cem derneklerde yapılanlarla beraber erenler divanında dedeler tarafından talipler görülür. Cem, Dernek ve Sohbeti ayıran en önemli özelliklerinden birisi de Talipler ve Muhipler arasında derece farklarının olmasıdır. Talipler arasında şu dereceler bulunmalıdır: Alevî alesine mensup olmak, bir rehberin eteğini tutmuş olmak, mürşide onay vermiş olmak (ağzı kara olanlar derneğe giremezler), evli olmak. Derneğe katılmak için ise yirmi yaşını tamamlamış olmak ve sahip, musahip olmak (eş tutunmak) gereklidir. Yirmi yaşını doldurmayanlar yetişkin sayılmazlar. Çeşitli dereceler vardır ki bunlar, muhip olmak, talip olmak, içeri girmek, halkaya

oturmak, semah etmek, posta oturmak, erenler’den olmak’tır. Bu dereceleri alabilmek için çeşitli hizmetler görmek gereklidir. Bunlar ise; Dışarda gözcü veya bekçilik etmek, bekçilik hizmetinden sonra içeride edekçi olmak sonra süpürgeci olmak. Böylece halkaya oturmaya hazır olur. Selman-ı pak olur, ibrikçi olur. Sofracı olur, kamber hizmetini görür. Çerağçı olur. Saka olur, zakir olur. Kurbancı olur. Gözcü olur. Peyk olur. Semah etmeye layık olur. Bu hizmete vasıl olana post verilir. Talip eğer Ocaklılardan birisi ise bu hizmetler kısa sürede gördürülür. Bu hizmetlerin görülmesinin sebebini, yolun inceliğinden olduğu belirtilmektedir. Her Alevî dört kapıda kırk makamdan bahseder. Bir kişi bu dört kapıdan otuzdokuz makama uğrayıp kırkıncaya basarsa hakka ulaşır. Dört kapıdan biri şeriattır. Bunda on makam vardır. Kur’an, namaz, zekat vs. İkinci kapı tarikattır, bunda da on makam vardır. Rehber, musahip tutmak, mürit olmak, hizmet etmek vs. Üçüncü kapı mağrifettir. Bunda on makam vardır. Edep, kendini bilmek, az konuşmak vs.’dir. Dördüncü kapı hakikat’tir. Bunda da on makam vardır; Alçakgönüllük, zarafet vs.’dir.

Dernek’e girecekler, elbiselerinin temizliğine dikkat ederler. Kadınlar ayine özel olarak giyinirler. Bu giyim Alevî zümrelerinden her birinin eskiden mensup oldukları oymakların âdetlerini göstermek açısından önemlidir. Cem ayinine girecek kadınların giyim şekli şu şekildedir:

Yaklaşık beş metreden yapılmış, paçaları bağlı geniş şalvar, bunun üstüne beyaz bezden, dizlere kadar uzun, geniş kollu gömlek, bunun üzerine yelek gibi bele kadar uzanan elbise, bunun üzerine de yelek giyilir ve bele önlük bağlanır. Önlüğün üzerine üç dört parmak genişliğinde bel kayışı bağlanır. Bu giyim şekli genel değildir. Türkmen kadınları üç etekli elbise giyerler. Bazı yerlerde gömlek hilalli dir, üç eteklinin üzeri işlemelidir ve bunun üzerine önü açık ceket giyerler ki buna “Sulta” derler.

Hazreti Fatıma’dan kalma olduğuna inanılan, baş sargısını sadece cem ayini sırasında çözerler. Bazı yerlerde sadece bir başörtüsü almalarına rağmen bu örtünün de kenarları bağlı değildir. Ölmeden önce ölmek düşüncesini benimsediklerinden, pirin karşısına da muhtmelen saçlarının örgüleri çözülmüş bir biçimde çıkıyor olmalıdırlar. Semah’a kalkılınca ceketler ve baştaki terlikler çıkarılır. Ayinden önce saçlar siyah kına ile kınalanır. Bu hem matemden dolayıdır hem de Sünnilere de

benzememek içindir. Erkeklerin ise saçların örtmeleri gerekir. Enseden bile saçları görünmemelidir. Mümkün olduğunca tevazu sahibi olunmalıdır. Nevruz günü ve muharrem’in on ikinci günü ayin için hazırlıklar sabahtan başlar. Gündüzleri, erkân başlamadan görülecek hesaplar görülür, küsler varsa birbirleriyle helaleşirler. Dargın kimseler birbirinden uzakta olsa da biri diğerinin yanına gidip, gönlünü almalı ve akşam olmadan erkâna yetişmelidir. Erkâna girememek, insani muameleden uzak kalmak demektir. Akşam, meydan evinde topluluk başlayınca çiftler eşleriyle, erenler kız kardeşleriyle birer ikişer gelirler. Herkes gelinceye kadar sohbet yapılır. Bazı yerlerde önce çerağcı gelerek çerağ gülbankını okur, ışığı gören dede hemen gelir ve erenler gelmeye başlar. Kadınların ve erkeklerin eve girişleri farklıdır. Kadınlar kapı eşiğinde dua okuyup parmaklarını kapı önüne sürüp, dudaklarına götürerek Tanrı evini öpmüş olurlar. Erkekler ise, ellerini sakallarına getirerek, sakallarını Kâbe’ye süpürge ettiklerini belirtirler. İçeriye genellikle sahip musahip, noker ve kardeşlik beraber olarak girerler. Meydana kadar gelirler dedenin önünde selamlaşmak maksadıyla secde ederler. Dede de onlara : “Hu eyvallah, akşamlar hayrola. Hayırlar fethola, şerler def ola. Hak erenler himmeti hazır ola, oniki imam katarından ayrılmaya…” diye dua eder. Bu sırada erkekler, üzerlerinde dünya malı olarak her ne varsa çıkarır ve bir kenara koyarlar. Kollarını sıvarlar ve tersten adbest alarak tekrar dedeye secde ederler. Dede de bunlara “Hoş geldiniz, hayırlarla geldiniz” der. Son birkez secde yapılır ki bu dedenin huzurunda ayrılırarak dua etmedir. Bazı yerlerde kadınlarda dedenin önüne gelerek, iki omuzuna ve belinin iki yanına yüzünü sürer ve iki dizi arasında secdeye kapanırlar. Sonra diğer erenlerle otururken baş omuza verdikten sonra diz öper ve sıraya geçerler. Bu secdeye kapanıp diz öpme işini Alevî dedeleri şu şekilde izah eder: Meydan, Tanrı evi( Kâbe) remzidir. Buradan Miraç’a çıkılır. Miraç sahibi oraya izinsiz çıkmadı. O yüzden dara durulur. Hazreti Muhammed dört kat göğe çıktı, her birine selam verdi. Birinci de Âdem, ikinci de İsa’yı, üçüncü de Yusuf’u, dördüncü de İbrahim’i buldu. Ondan sonra görüşmeye muvaffak oldu. Talip’te bu dört selamdan sonra halkaya geçebilir. Bir gün Sultan-ı enbiya Hz.Hasan ve Hüseyin ayakta iken onlardan su istemiş, İmam Hüseyin çabucak su getirmek isterken sol ayağını taşa vurmuş ve parmağı kanamış, bunun üzerine parmağı görünmesin diye sağ ayağını sol ayağının üzerine koymuştur. Bu da Erenler divanında âdet olarak kalmıştır.

Talipler ve erenler merasime riayet ederek meydan evine gelirler. Dede kapının karşısında tahtında oturmaktadır. Bazı yerlerde taht üzerine bazılarında da post üzerinde oturur. Dedenin sol tarafında sıra ile halka da saz çalan erenler, rehber, erenler ve zakirler bulunur. Sağ tarafında da taçlı bacı ve sıra ile kadınlar bulunur. Kadınlar da saz çalındığında eşlik ederler. Herkesin yeri bellidir. Erenler yerini doldurdukları zaman yasacı meydanın açılacağını bildirir ve herkesin elbisesini kontrol eder, üstü başı düzelmemiş, çene bağı çözülmemiş olan kadınlar düzelirler. Yasacı, hep gelin, diz gelin diyerek onları davet eder, sazları olanlar sazlarını öper önüne veya bir kenara koyar diz çökerler.

Ayine en az iki saz en çok on iki saz eşlik eder. Çepniler’de ayine on iki saz eşlik etmesi âdet olmuştur. Saz çalanlar genellikle uzun ve kır sakallı ortası sararmış sarkık bıyıklı dedelerdir. Neşeyi arttırmak maksadıyla bazen keman vb. çalgı aletleri de ayine eşlik eder. Dedenin izni ile ayin başlar. Hem ayinin içinde hem de dışında gözcüler bulunur. Evin dışında ve hatta bazen köyün başına kadar gözcü konulur. Bundan sonra çerağ, bakırdan ya da tunçtan yapılmış küçük şamdanların yanına gider dede gaz lambası önünde gelenleri değnekler ve selamlar. Çerağcı, şamdan karşısına gelince dua eder ve ortalığı bir sessizlik kaplar. Ayine başlama usulü Alevîler’de değişiklik gösterir. Tahtacılar süpürge hayırlısı ile başlarken, Romanya’daki Babailer çerağ uyandırmakla işe başlarlar. Çelebilere bağlı Alevîlerin bir kısmı dedenin gülbankı ile ayine başlarlar. Çelebilere bağlı Erzincan dedeleri ve buna bağlı olan Dersim, Divriği, Malatya çevresindeki ayinde, dedenin Düvazde İmam okumasıyla ayin başlar.

Anadolu’daki Alevîlerin tabi olduğu ocak Bektaşi ocağı olmasına rağmen, yalnızca bu da değildir. Alevî zümreler içinde Bektaşi ocağını bilmeyenler de mevcuttur. Tahtacıların Hacı Emirli ve Yanın Yatır’dan başka tanıdıkları bir merkez yoktur. Romanya’daki Babailerin el aldıkları merkez Seyyid Battal Gazi civarındaki Şücaittin Ocağıdır. Bulgaristan’daki Alevîlerden bir kısmının merkezi Bulgaristan Hasköy’de yatan Otman Baba’dır.

Dernek

Sohbetten sonra resmi ve genel mahiyette merasim Dernek’tir. Dernek, dedenin veya dedenin işareti üzerine zakirlerden birinin Düvazde İmam ya da Nutuk okumasıyla başlar.

Nutku Şah Hatayi

Hey erenler günahlı oldum. Medet Şah imdat eyle talibe! Aradım günahımı özümde buldum, Medet Şah imdat eyle talibe! Nasirı’nın destini tuttuğun gibi, Uhut’ta Muhammed’e yettiğin gibi, Başında ejderhayı yırttığın gibi, Medet Şah imdat eyle talibe! Gelip Kırklar kapısında çağıran, Çağırıp da hem leplerin buyuran, Kudret lokmasını çekipte veren, Medet Şah imdat eyle talibe. İran’dan Erdebil’e gideni, Yemen’de hırka giyip taç vereni, Zulmette komasın seni seveni, Medet Şah imdat eyle talibe!

Âdem atanın suşundan geçtiğin gibi, Yunusa bir kapı açtığın gibi,

Yüz devin bendini çözdüğün gibi, Medet Şah imdat eyle talibe!

Hasan, Hüseyin şır şır kulağımdadır,

İmam-ı Zeynel, İmam-ı Bakır yanağımdadır, İmam-ı Cafer hüsnü âyeti kucağımdadır. Medet Şah imdat eyle talibe!

Musa Kazım kalemdir, kaştır,

Rıza, Takı, nakı askeri çeşmimde yaştır. Ruh dediğin bir uçar kuştur,