3.2. İran’ın Suriye Krizine Yönelik Politikası ve Bölgesel Güçlere Etkisi

3.2.1. Suriye Krizi Çerçevesinde İran - Türkiye

3.2.1.1. Türkiye’nin Suriye Gelişmelerine Tutumu

2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye’nin dış politikasında köklü bir değişiklik gerçekleştirmiştir. Bu dönemde Türk dış politikası, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik derinlik’ kitabında savunduğu ‘Komşularla Sıfır Sorun Politikası’

çerçevesinde şekillenmiştir. Genel olarak bu dönemde Türkiye, Ortadoğu merkezli bir dış politika benimsemiştir. Söz konusu politika ile Türkiye, stratejik konumunu kaybetmeden komşularıyla ilişkilerinde yeni bir sayfa açacaktır. Davutoğlu’na göre Türkiye, bölgede sahip olduğu siyasi, ekonomik, kültürel ve stratejik derinliğini kullanarak bölgedeki gelişmeleri yönlendirme kabiliyetini artıracaktır. Bu doğrultuda Türkiye, Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmiştir.

Suriye, Türkiye dış politikası derinliğinde önemli bir konuma sahiptir (Cihangiri ve Gurusi, 2019:

38-40).

Aslında Arap Baharı çerçevesinde, Suriye krizi patlak vermeden önceki dönemde Türkiye, Suriye ile stratejik bir ilişkiye sahipti. Türkiye, siyasi, ekonomik ve diplomasi alanlarında Suriye’de önemli yatırımlar gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla Türkiye, 2003 Irak işgali sonrası ve Refik Hariri suikastı olaylarından ötürü ABD tarafından Suriye izole edildiği zamanlarda bile Şam yönetimi ile ilişkilerini korumuştur. Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye’ye yaptığı ziyarette ‘Suriye, Türkiye için Ortadoğu’ya açılan kapı ve aynı zamanda Türkiye de Suriye için Avrupa’ya açılan kapıdır’ şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Böylelikle iki ülke arasındaki iyi ilişkiler ileride Türkiye’nin Irak ve Yunanistan ile kurulacak ilişkilerine örnek niteliğini taşıyordu. İki ülke arasında kurulan iyi ilişkiler sonucunda Yüksek Strateji İşbirliği Konseyi, Özgür Ticaret Alanı gibi anlaşmalarının imzalanmasına olanak sağlamıştır. 2004 - 2010 yılları arası Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret hacmi üç katına, yani 796 milyon dolardan 2,29 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. Türkiye, Çin ve Suudi Arabistan’dan sonra Suriye’nin üçüncü en büyük ticari ortağı olmuştur. Ayrıca Türk yatırımcılar, 260 milyon dolarla en büyük dış yatırımı Suriye’de yapmıştır. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu dönemde en fazla ziyareti Suriye’ye gerçekleştirmiş ve bu durum iç savaş öncesi döneme kadar devam etmiştir.

Türkiye, gösterilerin başladığı ilk günden itibaren Esad Rejimine reform yapması doğrultusunda baskı yapmıştır. Fakat Türkiye’nin reform çağrılarına yanıt vermeyen Suriye hükümetine karşılık Recep Tayip Erdoğan, Kasım 2011 yılında yaptığı bir açıklamada ilk kez Beşşar Esad rejiminin yönetimden gitmesi gerektiğini söylemiştir. Bu da iki ülke arasındaki ilişkilerinin bozulmasına olanak sağlamıştır. Bunun dışında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 30 Kasım 2011 yılında Türkiye’nin tek taraflı olarak Suriye rejimine yönelik yaptırımlarını açıklamıştır. Söz konusu yaptırımların en önemlisi mali yardımların durdurulması ve Suriye rejimine silah satışının yasaklanması olmuştur (Ahmedi ve Kurbani, 2015: 19-20).

Mart 2011 yılında Suriye’de başlayan gösteriler, kısa bir süre sonra bir iç savaşa doğru eğilmiştir. Söz konusu iç savaştan kaçan on binlerce Suriyeli, Türkiye sınırlarına sığınmış, bu da Türkiye’yi büyük bir sorunla karşı karşıya bırakmıştır. Bu süreç, Türkiye’nin Suriye krizine daha da ağır bir şekilde müdahil olmasına neden olmuştur. Suriye krizi, Türk dış politikasının önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Türkiye’nin Suriye krizine yönelik benimsediği politikasına bir taraftan müttefiki olan Amerika ve AB destek verirken, diğer taraftan İran ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de karşı çıkıyordu. Suriye krizi bağlamında ortaya çıkan hızlı gelişmeler, Türk dış politikasını bir çıkmaza doğru sürüklemiş ve bölgedeki ticari ve ekonomik çıkarlarını tehdit etmeye başlamıştır. Bu nedenle Türkiye, bir yandan diplomatik ve siyasi kanallarla Suriye rejimine reform yapması için baskı kurmaya çalışırken, diğer yandan ‘açık kapı politikası’ çerçevesinde mültecileri kabul etmiş ve Suriye muhaliflerini bir çatı altında toplanması için ülkesinde toplantılar düzenlemiştir. Türkiye’nin benimsediği politikaya karşı Suriye rejimi sert tepki göstermiş ve

Suriye’de ortaya, çıkan kaos ve istikrarsız ortam sonunda Türkiye’nin de güvenliğini tehdit edeceği uyarısında bulunmuştur. Bazılarına göre Türkiye, Suriye krizinde beş önemli noktayı göz önünde bulundurmuştu (Cihangiri ve Gurusi, 2019: 40-42);

 İlk dönemde Ankara Hükümeti, Suriye krizine karşı merkezli çift yönlü bir politika benimsemiştir. Söz konusu dönemde Türkiye bir taraftan reform yapması için Suriye rejimine baskı yaparken, diğer taraftan Beşşar Esad rejiminin yıkılması doğrultusunda muhalif gruplarını organize etmeye çalışmıştır.

 Türkiye, ‘açık kapı’ politikası bağlamında mültecileri karşılayacak fakat radikal grupların mültecilere karışmaması için önemler alacaktır.

 Kendi çıkarlarına karşı olmadığı müddetçe Türkiye, uluslararası toplumun Suriye rejimine yönelik uyguladığı ambargolara uyacaktır.

 Türkiye, olası bir sıcak savaşta muhalif grupları kullanacak kendisi doğrudan Suriye’de bir askeri operasyon yapmayacaktı.

 Türkiye, BM Güvenlik Konseyi, ABD, NATO ve Arap Birliği’nden yardım alarak, Suriye’de kendisine yönelik oluşan tehditleri bertaraf edecektir.

Suriye krizi bütün ülkeler gibi Türkiye için de sürpriz olmuştur. Bu dönemde Ankara Hükümeti bir taraftan Suriye’de cereyan eden gelişmelerin Türkiye’nin istikrarına ve güvenliğine olası tehditlerinden endişe ediyor, istikrar ve güvenliğinin sağlanması adına, Şam rejimine yardım etmeye hazır olduklarını defalarca belirtiyorlardı. Diğer taraftan Suriye’deki olaylar içinden çıkılmaz bir hal alınca, Türkiye olayların kendi çıkarları bağlamında yönlendirilmesi adına Batı devletlerinin safına geçmiş, Suriye rejimine karşı tavır almaya başlamıştır. Türk yetkiler, sivillere yönelik şiddetin durdurulması için Şam yönetimini uyarmış ve Esad rejiminin yönetimi bırakmasını istemiştir. Türkiye’nin Suriye Krizine bu denli müdahil olmasına olanak sağlayan bir diğer önemli faktör de Suriye’de yaşayan Türkmen azınlıklar olmuştur. Sayıları 400,000 kişi civarında olan söz konusu Türkmenler, Şam, Lazkiye ve Bab Amr gibi şehirlere yerleşmektedir. Türkiye, Suriye’nin batısındaki Arap güçlerini kullanarak, Esad rejimini değiştirmeye çalışmış, bu bağlamda söz konusu güçleri organize etmek için ve Suriye’nin geleceğini konuşmak için 20 Mart 2012 tarihinde İstanbul’da “Suriye Dostları” adı altında bir toplantı düzenlemiştir. Türk yetkililer, defalarca Suriye rejiminin meşruiyetinin kalmadığını ifade etmiş ve Esad’ı katliam yapmakla suçlamıştır. Ahmet Davutoğlu, France Press’le yaptığı bir görüşmede rejimi değiştirmeden Suriye’de bir geçici hükümetin kurulmayacağını, Türkiye’de 36,000’e yakın mülteci bulunduğunu ve Suriye ordusuna bağlı 20’den fazla komutan ve üst düzey askerin Türkiye’ye kaçtığını söylemiştir. Bazı araştırmacılara göre Suriye krizi, büyük ölçekte Türkiye’nin dış siyasetinde benimsediği “Sıfır Sorun” politikasının başarısız olmasına neden olmuştur (Şerifyan vd, 2011: 157-160).

Dolayısıyla denilebilir ki Suriye’de patlak veren iç savaş, Türkiye’nin başta Suriye politikası olmak üzere bütün Ortadoğu politikasını derinden etkilemiştir. Çünkü Türkiye’ye göre Suriye’de

siyasi anlamda yapılacak her türlü değişiklik, sonuçta Türkiye de söz konusu değişimin etkisi altına girecektir. Bu nedenle Türkiye, iç savaşın patlak verdiği ilk günden itibaren Suriye’deki gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. Türkiye her zaman Suriye merkezli gelen tehditlerden korunmaya çalışmış, bu sebeple her daim Suriye ile olan sınır güvenliğine önem vermiştir.

Genel olarak Suriye’de başlayan ayaklanmaların hem dış politika açısından hem de bölgedeki ticari ve ekonomik çıkarlar açısından Türkiye’ye faturası ağır olmuştur. Ayrıca söz konusu kriz Türkiye’nin güvenliğini de etkilemiştir. Suriye krizinin Türkiye güvenliğine olası etkilerini şöyle sıralayabiliriz (Koshki ve Gooderzi, 2016: 7);

 Suriye’nin etniksel ve mezhepsel çatışmalar neticesinde parçalanması, Türkiye’nin hiç istemediği bir olasılıktır.

 Türkiye’nin güney sınırlarında çatışmaların şiddetini artırması hem Türkiye ekonomisini etkileyecek hem de bir göç dalgasının oluşmasına neden olacaktır. Bu da Türkiye’nin iç istikrarını ve güvenliğini doğrudan olumsuz etkileyecektir.

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ*SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI (sayfa 103-106)