2. VERGİLEMEYE İLİŞKİN KAVRAMLAR

2.2. Vergileme ve Vergileme İlkeleri

2.2.2. Modern Vergileme İlkeleri

Modern vergileme ilkelerini; vergilemenin mali ilkeleri, vergilemenin iktisadi ilkeleri, vergilemenin sosyal ilkeleri ve idari vergileme ilkeleri olarak sıralamak mümkündür (Gökbunar 1998: 181).

2.2.2.1. Vergilemenin Mali İlkeleri

Vergilemenin mali ilkeleri; vergilerin mali fonksiyonlarını gerçekleştirecek biçimde düzenlenmesini ifade etmektedir. Vergilemenin en önemli mali fonksiyonu kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla gelir elde etmektir. Adolph Wagner “Devletin varlığı, bireylerin varlığından daha önemlidir. Bu nedenle bireylerin varlığı, devletin varlığı ile korunabilir” diyerek verginin mali önemine değinmiştir. Dolayısıyla etkin bir vergi sistemi, verimli ve esnek bir yapıya sahip olmalıdır (Nadaroğlu 1998: 310). Bu durumda vergilemenin mali ilkelerini esneklik ve verimlilik olarak açıklamak mümkündür.

Vergilemede verimlilik ilkesi, vergiler tahsil edildikten sonra elde edilen toplam tutardan, tarh ve tahsil giderlerinin çıkılmasından sonra kalan tutarın, kamu harcamalarını finanse etmek adına yeterli olmasıdır (İlkmen 1970: 131). Başka bir deyişle, verginin milli geliri artırıcı faaliyetleri engellememesi, tam tersine bu konuda bir teşvik aracı olarak görev yapması olarak ifade edilebilmektedir (Özer 1977: 70). Vergilemede verimlilik ilkesi, günümüzde oldukça önemlidir. Şöyle ki, belirli bir bütçe yılında vergiden beklenen tahmini gelir elde edilemediği takdirde, kamu hizmetlerinin aksatılması ya da yapılan kamu hizmetlerinin değişik yollardan karşılanması sorunu ortaya çıkar (Pehlivan 2012: 147). Bu yollar, borçlanma ya da emisyondur. Emisyon, enflasyon oranının yükselmesine neden olmaktadır. Borçlanma ise dış borçlanma olduğu durumda yurt dışına kaynak çıkışına neden olacağından ekonomik etkinliği bozacaktır. İç borçlanma ise gelir dağılımında adaleti bozucu etki oluşturacaktır. Bu nedenlerle vergilemede verimlilik ilkesi oldukça önemlidir.

Vergilemede esneklik ilkesi, belirli vergilerin ya da bir bütün olarak vergi sisteminin artan kamu harcamalarının finansmanını karşılamaya yeterli derecede esnek olmasıdır (Plank 1953: 63). Esneklik, mali ihtiyaçlarda, konjonktürel sebeplerden dolayı çeşitliliğin ortaya çıkması ve verginin bu çeşitliliğe cevap vermesi olarak da ifade edilebilmektedir (Altıok 2007: 12). Neumark (1975: 63), vergilemede esneklik ilkesini “vergilemenin bütçe giderlerini karşılama politikası ile ilgili uyum kabiliyeti ilkesi” şeklinde ele almıştır.

Esneklik ilkesini, “vergi sistemi, ihtiyaç halinde, kısa bir süre içinde vergi hukukuna uygun tedbirler aracılığıyla, iktisadi açıdan rasyonel yollarla karşılanamayan, normal ölçüyü fazlasıyla geçen, devamlı olarak, yeniden veya bir defaya mahsus olağanüstü giderler neticesinde meydana gelen birden fazla ihtiyaç için gerekli ilave gelirleri sağlamaya elverişli olması” şeklinde açıklamıştır.

2.2.2.2. Vergilemenin İktisadi İlkleri

Vergilemenin iktisadi ilkelerini vergilemenin tarafsızlığı ilkesi ve vergilemenin iktisadi etkinlik ilkesi olarak iki başlıkta incelemek mümkündür (Gökbunar 1998: 183 ).

Vergilemenin tarafsızlığı ilkesi, verginin ekonomik etkisini vurgulamaktadır. Bu ilkeye göre, üretici ve tüketicilerin tercihlerini en az etkileyen vergi politikaları uygulanmalı ve vergiler tek tek analiz edilmelidir. Örneğin gelir vergisinin yüksek oranda uygulaması verginin ikame etkisini ortaya çıkarabilirken emlak vergisinin düşük oranlarda uygulanması emlak talebini artırabilir (Orhaner 2000: 155). Başka bir deyişle mükelleflerin mali durumlarının vergi alındıktan sonra da aynı kalacak şekilde vergi sisteminin ayarlanması olarak da ifade edilebilmektedir (Dikmen 1973: 223.). Vergi sistemi ile ulaşılmak istenen amacın dışında, kaynakların ekonomide verimli kullanılması ve yönlendirilmesine müdahale edilmemelidir. Bu ilkeyle verginin, mükellefler üzerinde aşırı bir yük oluşturmaması, sadece ekonomiden soyutlanarak kendi politikası ve amacı doğrultusunda kullanılması öngörülmektedir (Gökbunar 1998: 183 – 184).

Vergilemenin iktisadi etkinlik ilkesi, vergi sisteminin günün ekonomik koşullarına ve gereksinimlerine uygun bir biçimde düzenlenmesi ekonomik etkinlik görüşünün ortaya koyduğu bir ilkedir. Bu ilkeye göre vergi sistemleri, içinde bulunulan ekonomik duruma, gerekli etkiyi sağlayacak biçimde yapılandırılmalıdır. Vergi, kamu ekonomisinin finansmanında kullanılan önemli bir araç niteliğinin ötesinde, konjonktür ve istihdam politikası amaçlarına olanak verdiği ölçüde etki edebilecek bir biçimde düzenlenmelidir (Herekman 1988: 32). Vergilemede ekonomik etkinlik ilkesi ile bir vergi sisteminin, kişi başına üretimin azamileştirilmesi ve mümkün olan en yüksek kalkınma hızının sağlanmasını kolaylaştırmak için, bir taraftan aşırı vergi yükünü önleyecek diğer taraftan reel gelir artışına yararlı ekonomik davranışları teşvik edecek bir niteliğe sahip olması hedeflenmektedir (Özer 1993: 74).

2.2.2.3. Vergilemenin Sosyal İlkeleri

Vergilemenin sosyal ilkeleri; vergilemede adalet ilkesi, vergilemede eşitlik ilkesi, vergilemede genellik ilkesi, vergilemede ödeme gücü ve vergilemede fayda (istifade) ilkesidir (Gökbunar 1998: 184 – 189).

Vergilemede adalet ilkesi: Vergilemede adalet kavramı, normatif bir kavram olup;

zamana, mekâna, ideolojilere ve kurumlara göre değişmektedir. Vergilemede adalet, tarihsel süreç içinde değişik şekillerde değerlendirilmiş, ancak herkes tarafından kabul edilebilir bir şekilde sınırlarını çizme olanağı hala bulunamamıştır (Sheffrin 1993: 301). Vergi yükü dağılımı, çağdaş toplumların gelir dağılımının ve dağılımda adaletin en iyi olduğu duruma uygun ve onu bozmayacak şekilde olmalıdır (Due 1964: 593). Bu noktada adalet ilkesi kavramı matematiksel ve şahsi adalet olup; matematiksel adalet mükelleflerin elde ettikleri gelir üzerinden eşit oranda vergi ödemesi anlamına gelirken, şahsi adalet ise mükellefin şahsi ve ailevi durumları dikkate alınarak yapılan vergileme anlamına gelmektedir (Türk 2010:

120).

Vergilemede eşitlik ilkesi, yükümlülerin vergi borçlarının tespitinde, sahip oldukları ödeme güçlerinin dikkate alınması ifade eder. Vergi borcunun tahsil edilmesinde mükelleflerin ödeme güçlerini etkileyen bütün unsurların dikkate alınması eşitlik ilkesinin gereğidir (Pehlivan 2012: 151). Vergi sistemlerinde adalet konusundaki iki temel ölçüt;

dikey eşitlik ve yatay eşitliktir. Vergilemede eşitlik, eşit durumda bulunan kimselerin aynı (yatay eşitlik), farklı durumlarda bulunan kimselerin ise farklı (dikey eşitlik) miktar ve oranlarda vergilendirilmesidir (Hancock 1996: 49). Burada, mükelleflerin ödedikleri vergilerle belirli oranlarda fedakârlıkta bulunduklarını göz önüne almak gereklidir.

Mükelleflerin elde ettikleri gelirler arttıkça, bu gelirlerin marjinal faydaları azalmaktadır.

Burada mükelleflerin ödedikleri vergiler dolayısıyla eşit fedakârlıkta bulunmaları esas alınmalıdır. Bu duruma, fedakârlıkta eşitlik ilkesi denilmektedir. Dikmen (1973: 222) fedakârlıkta eşitlik ilkesini, çeşitli mükelleflere ödetilen vergi tutarlarının aynı ya da eşit fedakârlıklar ifade etmesi için vergi siteminin bu mekanizmaya göre düzenlenmesi olarak ifade etmektedir.

Vergilemede genellik ilkesi; vergi ödeme gücü bulunan herkesin hiçbir ayırıma tabi tutulmadan vergi ödemesini ifade etmektedir. Vergilemede genellik ilkesine göre bir ülkede yaşayan herkes, sosyal sınıf farkı gözetmeksizin, kendi gelir ve servetinden vergi vermek zorundadır (Öner 1986: 77). Vatandaşlar arasında dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce vb. iktisat

dışı ayırımlara dayanarak vergilendirilmeye gidilmesi, vergilemede genellik ilkesi açısından uygun değildir (Çağan 1982: 147). Herkesin vergi ödemek zorunda olması ilkesine rağmen, hiç bir ülkede bunun tam olarak gerçekleştirilebilme olanağı yoktur. Çünkü herhangi bir kazanç veya serveti olmayan veya başkasının yardımıyla geçinen kişilerden vergi alınabilmesi mümkün değildir. Yardım dernekleri, siyasi partiler ve kamu hizmeti gören kuruluşlar vb. bazı nedenler yüzünden genellikle vergilemeye tabi tutulmazlar. Ayrıca ekonomik amaçlarla da, yatırımları teşvik için vergi ayrıcalıkları kabul edilir (Erginay 1998:

35).

Vergilemede ödeme gücü ilkesi, mükelleflerin sahip oldukları ödeme güçlerine göre, ödeyecekleri vergilerin belirlenmesini esas alan bir ilkedir. Asgari geçim indirimi, artan oranlı vergi tarifeleri, vergi kanunlarında yer alan muafiyet ve istisnalar, ayırma ilkesi gibi uygulamalar bu ilke doğrultusunda oluşturulmuştur. Turhan (1998: 329) vergilemede ödeme gücüne göre vergilendirmeyi, “belirli bir karşılık veya fayda göz önüne alınmaksızın, kamu hizmetleri için her ferdin kendisini ve ailesini geçindirecek miktarın üstünde sahip olduğu servet ve gelire göre vergi yüküne katılmasıdır” şeklinde açıklamaktadır. Bu ilkeye göre vergi yükü, vergi mükelleflerinin ödeme kapasitelerine uygun olarak dağıtılmalıdır (Musgrave, Musgrave 1984: 232).

2.2.2.4. İdari Vergileme İlkeleri

İdari vergileme ilkeleri; belirlilik, tasarruf, kolaylık, açıklık, kanunilik, istikrarlılık, vergi tedbirlerinin tutarlılığı ve sistematik bütünlüğü, vergi tedbirlerinin uygulanabilirliği şeklinde sıralanabilmektedir (Gökbunar 1998: 190 – 193).

3. VERGİ BİLİNCİ KAVRAMI VE BU KONUDA ELDE EDİLMİŞ

Belgede TÜRKİYE’DE TARIM KESİMİNDE VERGİ UYUMU, VERGİ BİLİNCİ VE TARIM KESİMİNİN VERGİLENDİRİLMESİ: (sayfa 42-45)