DÜŞ BASKINLARININ DİYARI GECE

In document Gültekin Emre'nin şiirlerinin tematik ve yapı bakımından incelenmesi (Page 65-71)

2.5. YALNIZLIK HÜZNE DAİRDİR

2.1.6. DÜŞ BASKINLARININ DİYARI GECE

Gültekin Emre’nin şiirlerine baktığımızda bir zaman dilimi olarak gecenin farklı bir yeri vardır. En çok geçen ve yaşanılan zaman dilimidir gece. Bazen olumsuz sıfatlarla kullanılırken bazen de olumludur. Örneğin yalnızlığı hatırlatması ve yalnızlığın en çok gece yaşanıyor olması açısından negatif duyguların kaynağıdır.

Ancak ‘yitirilmiş izler arşivcisi’ (Aşk ve Minyatürler, Toplu Şiirler, s.361) olan şair için gece farklı bir anlam taşımaktadır. Çünkü bu yitirilmişliğin izlerini sadece düşlerinde yakalayabilir. Düşlerin bilinçaltı kaynağına dayandığı ve içerisinde izlenimler ve geçmişi barındırdığı görülür. Bu düşleri yakalayabileceği zaman dilimi ise gecedir.

Dolayısıyla daha pozitif sıfatlarla kullanıldığı gibi negatif olanlarla da kullanıldığı görülür. “Titiz bir gözlemci, düşlerin yalnızca bilinçli uzantısının sınırlarında yer almadığını kolaylıkla görecektir; çünkü düşlerde, izlenimlerden, düşüncelerden, geçmişin ruh durumlarından kaynaklanan kimi ayrıntıların yer aldığı saptanabilir.”

(Jung, 2013: 173) Emre’de de bu saptamalara sıklıkla rastlanabilir.

Gece kişinin kendisiyle baş başa kalıyor olmasından ötürü, duygu durumunun niteliğine de bağlı olarak, hissedilen duygulanımın farklı boyutlara ulaşması kaçınılmaz bir sondur. Çünkü gece kişiyi kendi kendisiyle baş başa bıraktığı bir zaman dilimidir.

Bu zaman diliminde şairin daha üretken olduğunu görüyoruz. Şair hem kelime hem de imge olarak gece sözcüğünü sık sık, özellikle gurbetlikten kaynaklanan hasret ve ayrılık duygularının etkisiyle de olduğunu düşünerek, kullanmaktan çekinmemiştir. İlk kitabı Kurşuni Bir Siperde’den sonra Almanya yılları başlayan şairin geceye yüklemesi gereken anlamın ne olduğuna dair bir sorgulamanın başladığını görürüz. Bu aynı zamanda şair için şiirlerinin bir teması demektir. Ve açık olarak ilk defa ikinci kitabı Bizsiz Gibi’de karşımıza çıkar. Burada henüz bir sorgulama halindedir. Geceye ve gecenin hissettirdiklerine anlam vermeye çalışır.

“Gece sessizlik mi Sessizlik bir çığlık mı (…)

Gece özlem mi, sevişmenin doğurganlığı mı Gece ölüm mü, dirilişin şeytansı eli mi (…)

Gece çiçekleniş mi, köşede unutulup gitmek mi Gece sevgi yüklü gemi mi, var oluşun kalkanı mı

(…)” (Her Soru Yanıtlanır Mı, Bizsiz Gibi, T.Ş., s.346)

Şair üçüncü kitabında geceye dair aradığı anlamları bulmuş gibidir. Hatta bu kitabının adında gece sözcüğünü (Gece Düşleri) kullanır. Kitaptaki şiirlerde var olan duygular gece hissedilen, kelime ve imge olarak şiirde kullanılan ürünlerdir. Örnek şiirinde de görüldüğü gibi Gece Düşleri’nde geceye yüklediği anlam daha çok gecenin eskiye alıp götürmesiyle ilgilidir. Yani şair için anılar demektir, eskide bıraktıklarını hatırlamaktır; ölümler, insanlar, hüzünler, direniş, kent, kan, hücre, mektuplar, dostlar…

Şiir kişisi artık gecelerden de seslenmeye başlar.

“gece düşleri alır götürür beni sığınmacı akşamların hüznüne -ne çok şey anlatılır ya da anlatılmaz baskının direnmeye davetine

ölümlerin yeniden dirilmelerine (…)

gece düşleri alır götürür beni dimdik yüreklerin yanında nöbete şarkı, türkü, şiirle dolamaya

(…)” (Gece Düşleri, Gece Düşleri, T.Ş., s.318)

Aşk ve Minyatürler adlı dördüncü kitabında, hemen ikinci şiirde gece kelimesi karşımıza çıkar. Gece, şair için aynı zamanda bir düş kaynağıdır. Ve bu düşler şairin gece boyunca beklediği bir andır. Hatta gecenin var oluş sebebidir onun için. Ancak bu düşlerin çoğu zaman negatif imgeler barındırdığını söyleyebiliriz. Çünkü melankolik, depresif düşlerdir genellikle bunlar. Yani eskiye dair yitik zaman dilimlerini barındırır.

Bu aynı zamanda şiir kişisinde artık düş görememeye ya da düş görmekten çekinmeye sebep olmaktadır.

“Gece kara örtüsünü örtüyor gözlerime

Şapkamı çıkarıyorum akşama girerken / yatarken Elimde solmaya başlamış menekşelerle bekliyorum Düşlerimi (düş mü koydular insanda), kayıyorum Yelkensiz direklerin gölgesine, balıkçılar nerede Sayıyorum balıkların sevdalarını gizlice

Görüyorum kimseye göstermeden acılarını örenlerini Ağlayanlarını bir ülke gibi içine akıtarak yaşlarını Sokaklar peşime düşüyor, kırılıyor dallarım

(…)” (Umut Umudu Arıyor, Aşk ve Minyatürler, T.Ş., s.265) Gece, şiirdeki özne için aynı zamanda bir kaçış yeridir. Orada saklanır. Peki, saklandığı şey nedir? Gerçeğe dair her şey… Bulunduğu ana dair canını acıtan, görmekten, hatırlamaktan rahatsız olduğu duygular ve düşüncelerin gün yüzüne tekrar çıkmasıdır. Şair bunları görmek veya en azından bunları okuyarak öğrenmekten rahatsızdır. Gecenin bitmesi demek düşlerin de bitmesi demektir. Ve bu düşler bitince gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmiş demektir. Ancak şair kişinin bunu çok da istediği söylenemez. Bundan ötürü Gültekin Emre’nin şiirlerinde gecenin düş vakitleri çoğunlukla aranan bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde gördükleri adeta gündeme dair haber başlıklarıdır.

“(…)

Gece kara örtüsünü çekiyor üstümden Üşüyorum, sarın beni sınırlar, tel örgüler,

Giyotinler, idam sehpaları, coplar, anayasalar, Pörsümüş memeler, çift başlı doğan

Çocuklar, hastanelere alınmayan hastalar Hayali ihracatçılar, kapanmayan yaralarım

(…)” (Umut Umudu Arıyor, Aşk ve Minyatürler, T.Ş., s.266) Geceyi bir sığınak yeri ve yalnızlığının mekânı olarak gören şiir öznesi bazen geceyi kişileştirerek ona insani özellikler yükler ve geceyle konuşur. Bu adeta yaşadığı yalnızlığın yok olmasıdır. Aslında burada şair geceye dair bir ikilem yaratmaktadır.

Çünkü gece yalnızlığa sebep olduğu gibi aynı zamanda bir arkadaş hüviyetine bürünerek yalnızlığı gideren bir rol de üstlenmektedir. Şairin şiirlerinde insandan doğaya aktarım yaptığını biliyoruz. İşte bu sanatı gece için de kullanmıştır. Aynı zamanda gecenin sevgiliyle bütünleştiği de görülür. Yani sevgili gece gibi düşünülmüştür. Çünkü gece ile gelen hayallerdeki ‘sen’, güneş kendini gösterince kaybolan gece ile uzaklardaki ‘sen’ haline dönüşür. Yani gece kaybolunca onunla özdeşleşen ‘sen’ de kaybolacaktır.

“Bütün bunların arasında yaşasan ne olacak Dalları aralayacaksın bir bir, çocukları

Çocukları uyuttuktan sonra anca nefes alacaksın (…)

Gülmeyen bir Atatürk resmi mi vardı, güneş Bir saat önce çıkar koynundan ben sonra, orada Bulutlar daha keyifli el sallar uykusunu alamamış Geceye, dünyanın başına ölü kuşlar yağıyor, köpekler

(…)” (Uykusunu Alamamış Gece, Siyaha Elveda, T.Ş., s.190) Gültekin Emre’nin şiirlerindeki şiir kişisi için gece, geçip giden ömrünün muhasebesini yapmak için bir zaman dilimidir aynı zamanda. Güneşin batışından doğuşuna geçen zaman dilimi ile ömrünü ilişkilendiren sanatçı için gece, akşam, karanlık yorgundur veya yorgunlukla atfedilmiştir. Ömrünü de yorgun ve yorulmuş bulan sanatçı bu şekilde gece ile ömrü arasında bir bağlantı olduğunu düşünerek geçen ömrüne dair hesapsızlıklarını bir hesaba bağlamaya çalışır. Bunu yaparken şairin hem ömrüne hem de geceye bir kişilik kazandırarak teşhis sanatını bolca kullandığını görüyoruz. Güneşin batışı ve gecenin doğuşu şiir kişisinin geçmişinin aydınlanmaya

başladığı zaman dilimidir. Güneş adeta geçmişini aydınlatarak gözlerinin önüne sermesi için yeryüzünden ışığını çekip geçmişe yönlendirmiştir.

“Gün/eş batar idi kıpkızıl bir top yüzümün aynasında

Akşam ufku ardındaki siperinden çıkar idi yorgun cüppesiyle Gece ağaçsız bir parka uzanırdı, çıplak ömrüme de üşenmeden Üşürdük çok üşürdük ve ölürdük üşümekten hasta olmadan (…)

Dilimin ucuna gelse de batmış ömrümün ahir vaktinde yolculuğum Diyemezdim kimselere çıkacağım seferin yönünü sayısını

(…)

Güne/eş batar idi ışık düşürerek geçmişimin aynasında

Ömrüm uzanırdı elimin altında başını okşatmak isterdi, dilsizdi”

(Batık Güneş, Taşı Sula, T.Ş., s.145)

Akşam gecenin habercisidir. Dolayısıyla gecenin yaşatacağı düş baskınlarının tedirginliğini akşamdan itibaren yaşamaya başlar şiir kişisi. Kişi kendi gizlerini akşamda ve gecede daha iyi saklasa da gece ve akşam sakladığı gizleri kendi saat dilimlerinde ifşa etmeye meyillidir. Aslında buradaki kişileştirmeden uzaklaştığımızda gece yaşanacak baskınların habercisi olan akşamla beraber başlayan huzursuzluğun içeriği yine kişinin kendisiyle ilgilidir. Örneğin yüzleşilecek ya da hatırlanacak olan kişinin kendi çocukluğudur; akşamın ya da gecenin değil. Gece her ne kadar gizleme özelliğine sahip olsa da açığa çıkmasını sağlayan da kendisidir. Emre, bir söyleşisinde akşamla ilgili şöyle bir açıklamada bulunur: “Gün boyunca yaptığımız ve yaşadığımız ne varsa bunlarla baş başa kaldığımız, günü sorgulamaya başladığımız zamandır akşam.” (Çalışkan, 2016: 88) Emre’nin şiirlerinde vakit genel itibariyle gece olsa da bazen akşamı da bir zaman dilimi olarak işler.

“(…)

Akşam bir kuyudur gizler gövdendeki ürpertileri

Akşam bir sinemadır yaz gelince mahallemize Çocukluğum çekirdek satar kadınlara çocuklara

Akşam bu sokağın evsiz çekilmiş filmidir

Anahtarsız kalınca duyulan tedirginlik gibidir akşam

(…)” (Buzu Delen Şiir, Kanun Hükmünde Şiir, T.Ş., s.123) Gecenin devamında gelecek olan zaman dilimi şafaktır. Şafak kimi zaman bir kurtuluş kimi zaman ise bir ölüm anıdır. Bu daha çok şiir kişisinin geceye dair hissettiklerine bağlıdır. Eğer gece beklenilen hayallerle geçirilmişse şafak istenilmeyen, aksi halde beklenilen bir zaman dilimidir. Çünkü gece yaşanılan buhranlardan kurtulmanın yolu şafağın sökmesi, gündüzün başlamasıdır. Ayrıca umutla beklenilen şafağın bir türlü gelmemesi şiir kişisi için bir eziyete dönüşmesi demektir. Şiir kişisine göre de şafağın böyle bir amacı varmış, sanki bekleyene eziyet çektirmeye çalışıyormuş hissi hâkimdir. Çünkü beklemek sabır gerektirir ve sabır da tükenen bir duygu olarak kabul edilir.

“Sabahı zor eder üstü açık rüya kapılar kapanınca üstüne Can alıcı bir Akdeniz gecesinin işi ne kuzey kutbunda (…)

Şafak söker insanın azı dişini söker gibi düşlerin canını çıkarıp”

(Şafak, Ciğerpare, s.15)

Gültekin Emre’de aşk, gurbet, sen, gece sarmalı birbirine bağlı olarak ortaya çıkar. Ki şairde çoğu duygunun var oluş zamanı çoğunlukla gecedir. Dolayısıyla şairin şiirlerinde gecenin, bir zaman dilimi olarak, ayrı bir yeri vardır. Hatta daha çok bir kaynak niteliğindedir. Aşkın ne olduğunu, gurbetliğinin nerden kaynaklandığını, sen’in kim olduğunu, anne-babasından yoksunluğunun verdiği hüznü, mavinin çağrıştırdığı anlamları… çoğunlukla gece belirler. Daha önce de belirttiğimiz gibi gecenin barındırdığı anlam pozitif bir nitelik taşıdığı gibi bazen negatif bir nitelik de taşımaktadır. İlk kitaplarında gece sevgilinin hayalinin beklendiği bir zaman dilimi olması hasebiyle daha olumlu anlamlar taşırken daha sonra şiirlerinde geceye dair olumsuz atıflarda da bulunulduğunu görürüz. Ayrıca şairin şiirlerinde renk genellikle mavidir. Diğer sıcak renkleri de kullandığı görülür. Siyah bir renk olarak geceyle beraber kullanılmaya ve şiirlerde geçmeye başlamıştır. Yani gece bir renk olarak aynı zamanda siyahın bir timsalidir.

“(…)

Sandım ki aşk bu kadar, gece oturup sabah çarmıha gerilmek

Çıkardılar beni bu ülkenin ayazından, avazından, toz toprak aynasından Gecikmiş bir kent bu sana hep gece gelen ve her şeyi siyah gören”

(Siyah, Ciğerpare, s.24)

“(…)

Yarın olsa da olur olmasa da gece olsun yeter ki”

(Yarın, Ciğerpare, s.30)

Gecenin timsali olarak genel itibariyle siyah kullanılsa da Emre’nin şiirlerinde renk isimlerini kullanmayı sevdiğini görülür. Dolayısıyla birçok varlıkta yaptığı alışılmışın dışında renk benzetmelerini gece için de kullanabilmektedir. Örneğin ‘Bordo Gece’ (Bordo Gece, Ciğerpare, s. 37-38) adlı şiirinde başlıktan da anlaşılacağı üzere geceyi bordoyla ilişkilendirmiştir.

“(…)

Bordo bir gece başlıyor kucağımda, çıplak Kulağım sesinin kuşatmasında

Gümüş takı takıyorum rüyana

Uzun olsun bu gece de sen yanımda yoksun nasıl olsa Güneş doğmasın sen doğur beni

(…)” (Bordo Gece, Ciğerpare, s.37)

“(…)

Saçlarına beyaz gül takmış sesin (…)

Şurdan şuraya gitmem seni görmeyince düşümde Ölürümde vermem sesini kimseye”

(Gece Sensin, Ciğerpare, s.36)

Şairin sıklıkla kullandığı ve bazen de geceyle ilişkilendirdiği kelimelerden biri de ses’tir. Bu ses, sevgiliye aittir ve gece, sen, ses birbirine bağlantılı olarak kullanılıp çeşitli imgelerde yer almıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi düş görme zaman dilimi olduğu için ve bu düşlerde de sevgiliye ait ses kulaklarında çınlayabildiği için pozitif nitelikli bir zaman olarak karşımıza çıkar. Hatta geceyi sevgili olarak gördüğü şiirler de karşımıza çıkar.

In document Gültekin Emre'nin şiirlerinin tematik ve yapı bakımından incelenmesi (Page 65-71)