TARİH-İ CEVDET’TEKİ BİYOGRAFİLEROsman Kara

146  Download (0)

Full text

(1)

Lisans Tezi

TARİH-İ CEVDET’TEKİ BİYOGRAFİLER

Osman Kara

TARİH BÖLÜMÜ

29 Mayıs Üniversitesi, İstanbul Mayıs 2014

(2)

Tarih-i Cevdet’teki Biyografileri

Osman Kara

Danışman: Prof. Dr. Kemal Beydilli

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Lisans Bitirme Tezi Yönetmeliği Uyarınca Bölüm

LİSANS BİTİRME TEZİ Olarak Hazırlanmıştır

(3)

BEYAN

Bu tezin yazılm asında bilimsel ahlak kurallarına uyulduğunu, başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunulduğunu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadığını, tezin herhangi bir kısmının bu üniversite veya başka bir üniversitedeki başka bir tez çalışması olarak sunulmadığını beyan ederim.

Osman Kara 15, Mayıs, 2014

(4)

ÖZET

Tarihin en önemli köşe taşlarından birisi biyografilerdir. Çünkü dönemin sorunlarını, toplumun gündelik yaşamını ve devletin o dönem için ne olduğunu biyografik çalışmalardan takip etmek mümkündür. Tarihi yazanın biyografideki etkisi ise bu kadar önemli bir alana en büyük zarar verebilecek ve kolay düşülebilecek bir tuzaktır.

Tarih-i Cevdet’te de toplanılan tercüme-i haller sayesinde belirli dönemlere dair insanların kimler olduğunu ve hayat hikâyelerini kısaca bahseden kısımları görmek mümkündür. Bu bölümlerin transkripti metin olarak belirtilip her biyografinin hangi cilt, hangi sayfa olduğu belirtilerek yeni çalışmalarda kolaylık sağlaması amaçlanmıştır.

Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunda yaşamış bunca devlet adamının yaşamları hakkında çeşitli bilgiler ihtiva eden bu çalışma, ilgililerin bilgilerini tazeleyebilecekleri kısımlar da içermektedir.

Anahtar Kelimeler: Tarih-i Cevdet, Ahmed Cevdet, Tercüme-i Hal, Biyografi.

(5)

ABSTRACT

One o f the most important corner-stones for history are biographies. Because it is possible to follow at biographic studies what that tim e’s problems and social daily life and what means o f state at that time. It is easy to fall a trap and it could harm so much effect o f history writer at biography.

Through to collecting biographies makes possible to see some little parts of human life story and who they are at that specific period. These parts indicated at transcript text and this study is aiming easily find o f pages and volume. However, this study included various knowledge about statesman’ life o f Ottoman Empire in which it included also some part o f information that would concerns would refresh their knowledge.

Keywords: Tarih-i Cevdet, Ahmed Cevdet, Tercüme-i Hal, Biography.

(6)

İÇİNDEKİLER

TAHLİL

ÖNSÖZ... I KISALTMALAR... III 1. HAYATI...IV

1.1 DOĞUMU ve A D I...IV 1.2 A İL E Sİ... V 1.3 TAHSİL H A Y A T I... V 1.4 YAPTIĞI GÖREVLER VE ÇALIŞM ALARI...VII

2. TARİH-İ CEVDET... XI

2.1 TARİHÇİLİĞİ...XI 2.2 BİYOGRAFİ YAZIM I...XII 2.3 ÇALIŞMA H A K K IN D A ... XIII 2.4 KAYNAK K ULLANIM I... XV 2.5 M İSALLER...XIX

K aynakça... XXI

METİN

1. (Barbaros) Hayreddin P aşa...1

2. Saâdet Giray H ân... 13

3. (Rezmî) Bahâdır Giray H ân...14

4. İslam Giray Hân-ı Sânî... 15

5. Hacı Selim Giray H â n ... 17

6. Devlet Giray Hân-ı S ân î...18

7. Dürrî-zâde Mustafa E fendi...19

8. Mirza-zâde Mehmed Seyyid E fendi...20

(7)

9. Binâ Emini Y usuf E fen d i...21

10. Abdullah E fe n d i... 22

11. Halil P aşa... 22

12. Silistre Valisi Hasan P aşa... 23

13. Bahâdır Giray ile Şahin G iray ... 24

14. Şeyhülislam [Seyyid] İbrahim E fen d i... 25

15. Belgrad Muhâfızı İzzet Mehmed P a ş a ... 26

16. Reisü’l-küttab Mustafa E fe n d i... 28

17. İsmail R âif P aşa... 29

18. Erzurum cânibi Ser-askeri Hacı Ali P a şa ...31

19. Sultan Abdülhami d H â n ... 33

20. Seyyid Mehmed Hayri E fen d i...39

21. Abdi Paşa ... 42

22. Gazi Hasan P a ş a ... 43

23. Kânî Efendi...46

24. (Peykî) Hasan Efendi...47

25. Müftü-zâde Seyyid Mehmed E fe n d i... 50

26. Mekkî E fendi...51

27. Abdullah Bern E fe n d i... 52

28. Reis Raşid E fen d i... 54

29. İbrahim Bey E fe n d i...57

30. Râtib Efendi...59

31. Koca Y usuf P a ş a ... 60

32. Dürrî-zâde A rif E fe n d i... 62

33. Sâdık Mehmed Efendi ... 63

34. B aht Giray H ân... 64

(8)

35. Seyyid Mehmed Kâmil E fen d i... 65

36. (Küçük) Hüseyin P a şa ... 66

37. Şerif P a şa ... 68

38. Cezzar Paşa...69

39. Sultan Selim H ân ... 72

40. Alemdâr P aşa... 76

41. Kadı P a şa ...79

42. Emin B eyefendi... 81

43. Sünbül-zâde Vehbi Efendi... 82

44. Memiş Paşa...86

45. Hasan A ğ a ...87

46. İzzet P a şa ... 88

47. Samânî-zâde Ömer Hulûsî E fendi...89

48. Mollacık-zâde Atâ E fe n d i... 90

49. Halet Efendi...91

50. Çarhacı Ali P a ş a ... 96

51. Y usuf Âgâh E fendi...97

52. İmam Mustafa E fendi... 98

53. Mehmed Zeynelâbidîn E fen d i... 99

54. Cânib E fendi...100

55. Haşim P a ş a ...108

56. Salih P a ş a ... 109

57. Berkofçalı Y usuf P a şa ... 110

58. İbrahim Hilmi Paşa... 111

59. Mustafa Râkım Efendi... 112

60. Arab-zâde Mehmed E fe n d i...113

(9)

ÖNSÖZ

Bilginin kanıtlanabilirliği teknoloji ile birlikte gelişmekte ise de yine aynı sebepten ötürü bilgi kirliliği de artmaktadır. Bu bakımdan özellikle tarih bilgisinin kaynaklarını bilmeden inanma, anlatma yollarına başvurmak; büyük teoriler ortaya atıp insanları buna inandırmak oldukça tehlikelidir. Çünkü daha sonra o insanları bu bilgilerin asılsızlığına inandırmak o kadar zordur ki çoğunlukla mümkün de değildir.

Tarih-i Cevdet, bir Osmanlı kroniği olarak görülmekle birlikte kendinden önceki 150 yıllık dönemdeki kaynakların da tahlilidir. Dolayısıyla bu eseri okuduğunuzda daha önceki kronikleri de görme fırsatı sunar. Ancak kendinden önceki kaynaklardaki bilgileri doğrudan alma yolunu değil, sorunların neler olduğu ve nasıl çözüm getirilebileceğine dair açıklamalar yaparak aktarma yolunu seçmiştir. Bu bakımdan incelendiğinde bir devlet adamının, devletin bozulmasının sebeplerini irdelediğini ve buna çözüm aradığını görebiliriz.

Biyografi konusu ise bahsedilen dönemdeki devlet adamlarının kimler olduğunu göstermeyi ve her döneme birkaç örnek serpiştirerek devletin tarih boyunca devlet adamlarıyla ilişkilerini açıklama gayreti güdülmektedir. Bu bakımdan da incelenen eserde 19.yydaki Osmanlı devlet erkânının resmi tarihlerini okumaktaki sebeplerini düşünmeli ve bu biyografileri o gözle incelemeliyiz.

(10)

Beni bu biyografi konusunda kroniklere yönelten kıymetli hocam Feridun Em ecen’e, çalışmalarım boyunca bıkmadan benimle ilgilenen hocam Ali Akyıldız’a, Tarih-i Cevdet’in kaynakları konusunda yardımını esirgemeyen Mehmet İpşirli’ye teşekkür ediyorum.

Tarih eğitiminde doğru ne ise onu anlatmaya yönelten tarzıyla ilham veren, çalışma şevkiyle her zaman örnek aldığım ama layık olamadığım, dört yıldır öğrendiğim her bilgide emeği olan, ömrüm yettiğince emeğini unutmayacağım sayın hocam Kemal Beydilli’ye şükranlarımı sunuyorum.

Osman Kara

Pendik 2014

(11)

KISALTMALAR

Age. Adı Geçen Eser Bkz. Bakınız

C. Cilt

DİA. Diyanet İslam Ansiklopedisi Eİ. The Encyclopaedia o f Islam

İA. Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi

S. Sayfa

TTK. Türk Tarih Kurumu

(12)

1. HAYATI

1.1 DOĞUMU ve ADI

Bütün tasnif ve tarihlerde Cevdet Paşa olarak bilinse de asıl adı Ahmed olup Cevdet ise onun mahlasıdır. İstanbul’da eğitim gördüğü sırada Şair Süleyman Fehim Efendi’den 1843 yılında bu mahlası almıştır.

Sofya ile Tuna arasındaki Lofça kasabasında1 doğan Cevdet Paşa’nın biyografisi ile ilgili yazılmış olan makale ve maddelerde çeşitli tarihler zikredilmekte olup bunların arasında bir uyuşmazlık söz konusudur. Doğum tarihi meselesi, yazıların en önemsiz addedilen kısmı olması düşüncesinden dolayı üzerinde durulmamış ve bu tarihler verilirken bir kaynak dahi gösterilmemiş olması dikkat çekicidir. Halbuki Cevdet Paşa’nın Tezâkir’inde doğum tarihi ile ilgili “Bin iki yüz otuz sekiz sene-i hicriyyesinde Rûz-ı H ızr’a kırk gün kalarak Lofça kasabasında tevellüd etmişim ” sözünden hareketle bunun 13 veya 14 Receb 1238 yani 26 veya 27 M art 1823 olmalıdır.2

1

Bugün Bulgaristan topraklarında kalm aktadır.

2 C e v d e t P aşa, T e zâ k ir 4 0 -T e tim m e , (H azırlayan : Cavid Baysun; A nkara, T ü rk Tarih Kurumu B asım evi, 1 9 9 1 ), s. 3.

(13)

1.2 AİLESİ

Lofça ileri gelenlerinden ve meclis âzasından “Istabl-ı Âmire pâyelisi” Hacı İsmail Ağa, babası; yine Lofçalı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanım da annesidir.

Ceddi olan Yularkıran Ahmed A ğa’nın, Prut Savaşına katıldıktan sonra memleketine geri dönmeyerek Lofça’ya yerleştiğini ve zamanla Lofça eşrafı arasına giren ailenin Yularkıran-oğulları adıyla şöhret kazandığını söyler.o

Yularkıran-oğulları devlete askerî, idarî ve dinî işlerde hizmet eden ve nüfusu o dönem 10.000’i geçmeyen Lofça’da bu bakımdan önemli bir pozisyon sahibi olan bu aile yöre ile İstanbul’un bağını kuruyordu.4

1.3 TAHSİL HAYATI

Yularkıran-oğullarının genç bireyi Ahmed, eğitimini önce Lofça Müftüsü olan dedesi Hacı Ali Efendi’den Arapça dersler alarak başladı. 1836da ise Kadı Nâibi Hacı Eşref Efendi’den ve Müftü Hafız Mehmed Efendi’den çeşitli dersler aldı. Kadı Nâibi Hacı Eşref Efendi, M idhat Paşa’nın babası olup her ikisi de daha erken yaşlarda Lofça’da karşılaşmış olmaları iddiası asılsız sayılmaz.5

Tezâkir adlı eserindeki otobiyografisinde “Artık ulûm-ı âliye tahsili için İstanbul’a azimetim lâzime-i hâlden göründü”6 diyerek İstanbul’a gidiş sebebini açıklar. Hangi yıl gittiğini ise “Bin iki yüz elli beş sene-i hicriyyesi evâilinde Dersaâdet’e geldim ” dese de hangi ay olduğu belli olmadığından “Çend mâh sonra Sultan Mahmud Hân-ı sânî

3 Y u s u f Halaçoğlu ve M. A kif Aydın, “C e v d e t P a ş a ”, D İA 7, s. 4 4 3 .

4 Richard L. C h am b ers, “T h e Education of a N in e te e n th -C e n tu ry O ttom an Âlim , A hm ed C evdet P a ş a ”, International Journal of Middle E ast Studies 4 (1 9 7 3 ): s. 4 4 0 .

5 C ham bers, ag e., s. 4 4 1 : Ali H a y d a r M idhat, The Life o f M id h a t P a s h a (London, 1 9 0 3 ) s. 32.

6 C evdet, Tezâkir, s. 4.

(14)

hazretleri âzim-i dâr-ı na îm ve oğlu Sultan Abdülmecid Hân hazretleri câlis-i dîhîm-i hilâfet-vesîm oldu” sözünden hareketle Sultan Abdülmecid’in cülûsundan (1 Temmuz j

1839) önce İstanbul’a vardığı kesindir.

İstanbul’daki medrese yaşamında ise oldukça rahat yaşadığını ve maddi bir probleminin olmadığını belirterek, talebeleri para karşılığında hizmetinde kullandığını

“dâimâ talebeden biri yemek pişirir ve sâir hizmetleri görür idi. Ben yalnız masrafını

8

verirdim ve evkatımı mutâl a ile geçirirdim” sözleriyle belirtmiştir. Gençlik yıllarında zamanını okumaya ayırdığından bahseder. Hatta tatil zamanlarında birkaç defa memleketine gittiğini ve bunun dışında sürekli İstanbul’da kalıp ilim tahsil edip talebelerin on senede tahsil edemediği ilmi beş-altı senede tahsil ettiğini söyler.9

O yıllarda öğrencilerin dünyalarını “Medrese-nişîn talebenin maâşca muzâyekaları pek ziyâde ise de cümlesi âzâde-ser ve âlemin inkılâbâtından bî-haber olup Zeyd u A m r’ın mücadelesi anları incitmez. Havâdis-i rüzgâr anlara efkârını perîşân etmez.

Kulakları mebâhis-i ilmiyeden başka bir şey işitmez”10 diye tarif eder.

Eğitimine geleneksel Müslüman-Osmanlı örneğindeki silsile ile devam eden Ahmed Efendi, İstanbul’da kendini kısa sürede gösterip Doyranlı Mehmed Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivî Hoca Şakir Efendi’den dersler aldı. Miralay Nûri Bey ve Osman Sabit Efendi’den hesap, cebir, hendese gibi dersler gördü. Ders vermek üzere bazı hocalardan icazet aldı. İstanbul Çarşamba’daki Murad Molla Tekkesi’nin şeyhi Mehmed Murad Efendi’den Mesnevi okuyarak Farsçasını ilerletti. Süleyman Fehim

7 C evdet, Tezâkir, s. 5.

8 C evdet, Tezâkir, s. 6.

9 C evdet, Tezâkir, s. 7: C h am b ers, s. 4 4 6 . 10 C evdet, Tezâkir, s. 6.

(15)

Efendi’nin Karagüm rük’teki konağına devam edip ondan Şevket ve Örfî divanlarını okudu, mutasavvıf Kuşadalı İbrahim Efendi’nin sohbetlerine katıldı.11

Bu yıllarda “Beyânü’l-unyân” adlı Türkçe bir risâlecik kaleme aldığını belirtip akranlarının okutulan eserlerle yetindiğini ancak bunları yeterli görmeyip daha fazla eserlere göz attığını söyler. Bu hâli onun ileride çeşitli ilim dallarında ve devlet görevlerinde ne derece önemli görevlere gelmesinden de anlaşılmaktadır. Kitaplara düşkünlüğünü, belki biraz abartılı olmakla beraber, “...evâil-i hâlimde geceleri yatağa yatmayıp kitâb mutâl â ederken uyuklar ve kitâb üzerinde uyur ve uyanıp yine kitaba

sarılır idim ”12 sözleriyle açıklamak istemiştir.

Hafız Seyyid Efendi’nin Çarşamba-pazarındaki İsmail Efendi M edresesi’nde tatil günleri hiç kimse kalmaz ve Ahmed Efendi ondan başka hoca bulamazdı. “Bence eyyâm-ı ta til bayram günlerinden ibâret idi ”13 sözü ne kadar ilme meraklı olduğunu

gösterir. İlme erken yaşlarda bu merakı, kabına sığmayan ve sürekli daha fazlasını öğrenme arzusu beraberinde biraz ün de getirmiş olacak ki Gelenbevî Burhânı14 kendi akranlarına ders vermesini teklif etmişler ve öğrencilik yıllarında bu dersi vermiştir.

1.4 YAPTIĞI GÖREVLER VE ÇALIŞMALARI

Öğrenim hayatının akabinde ilk görevini Rumeli kazaskerliği bağlı Premedi kazası kadısı olarak 1260 (1844) senesinde 520 kuruş maaş ile başlamıştır. Müddet-i Örfi denilen süre sonunda maaşının kesilecekse de bu müddet dolmadan 23 Cemaziyyelahir

11 H alaçoğlu, “C e v d e t P a ş a ”.

12 C evdet, Tezâkir, s. 12.

13 C evdet, Tezâkir, s. 9.

14G elen bevî İsm ail E fen d i’nin M a n tık kitabıdır. Bkz: Ş erafettin G ölcük ve Metin Y urdagür, “G e le n b e v î”, D İA 13, s .5 5 2 .

(16)

1261 (29 Haziran 1845) tarihinde İstanbul müderrisliği ruûsunu aldı. Bunu kutlamak için üç gün geçirirken hayatında ilk kez borç yapmış ve bu borcu nasıl ödeyeceğini düşünüp maaşının kendine yetip yetmeyeceğini düşünüyordu.15

Yeni sadrazam olan Reşid Paşa’nın oğullarına ders vermeye başlayan Ahmed Efendi, o sıralar maddi sorunlar yaşamaktaydı. Şeyhülislamlığa da A rif Hikmet Beyefendi gelmişti ve Ahmed Efendi ona bir kaside yazarak meramını anlattı.16 Akabinde Şeyhülislam, maaşına 150 kuruş zam ile 100 kuruş da gönderir. Reşid Paşa ve A rif Hikmet Beyefendi, onun her zaman övgüyle bahsettiği iki önemli insan olmuştur.

Hatta bu durumu şu sözlerle anlatmaktadır;

Hariciye nâzırı A lî Efendi ile Dîvân-ı hümâyûn tercümanlığından âmedî olan Fuad Efendi-ki ikisi daha sonra vezir ve sadrâzam olan meşhur A lî ve Fuad P a şa ’lardır- anlar dahi bu yolda Reşid P a şa ’nın isrine iktifâ ile akrân u emsallerine fâ ik olmuşlar idi. Ben de bu yolu beğendim ve bu tarz üzere inşâ-yı kelâma heves ettim ve anların encümen-i ülfet ve musâhabetlerini kendime mekteb-i edeb ittihâz eyledim.1 7

Reşid Paşa ile aralarının gittikçe iyileşmesi ona yeni vazifeler getiriyordu ve bunlar onun devlet kademelerinde yükselmesine ışık tutuyordu. Nitekim Avusturya- M acaristan’daki iç isyanlar (1848 İsyanları) imparatorluğu müşkül duruma sokup Osmanlı ve Rusya’dan yardım istemeye yöneltmiştir. Fuad Paşa’da bu isyanlardan dolayı Bükreş’e geniş yetkilerle gönderilir. Bu sırada  rif Bey, Ahmed Efendi’nin

15 C evdet, T e z â k ir, s. 18.

16 C evdet, Tezâkir, s. 19.

17 C evdet, Tezâkir, s.2 1 .

(17)

rütbesinin yükseltilmesi teklifini verir ve sonuçta 5000 kuruş verilerek İbtidâ-i Hâricden Hareket-i Hârice yükseltilir. “Murâdım yine medreseye çekilip de neşr-i ulûma hasr-ı ömr etmek üzere kendi âlemimde olmak id i” sözünde kendisinin yetki sevdalısı olmadığının vurgusunu yapar.18

Fuad Paşa’nın yanına Bükreş’e gönderilirken memleketi olan Lofça’da da ailesini görüp hasret giderir. Ardından Eflâk’a geçer ve Bükreş macerası başlar. Cevdet Paşa’nın göreve gittiği yerlerle ilgili toplumsal yaşama dair enteresan tasvirleri vardır ki bunlar içerisinde en çok ahlaki vurgu dikkati çeker. Örneğin Bükreşliler için “Orada galibâ hamiyyet ve ırz u nâmus sözlerini kimesne âbâ vü ecdadından işitmemiş”

göndermesi içerisinde dikkat çeken eleştirilerinden biridir.19

Ahmed Efendi, Fuad Paşa ile birlikte Bursaya gider ve burada Kavâid-i Osmaniye adlı eseriyle Şirket-i Hayriyye’nin nizamnâmesini hazırlar. Kavâid-i Osmaniye, onun mertebe olarak yükselmesini sağlayıp 1853 tarihli bir mazbata ile Osmanlı Tarihi yazması istenmiştir. Bu eserin ilk üç cildini bir yıl içerisinde bitirmesi ve sultana takdim etmesi ona mûsıle-i Süleymâniyye derecesini getirmiş ve 1855’te de vakanüvis tayin edilmişti. Bu görevi 1865’e dek sürdürüp Tezâkir-i Cevdet adlı eseri meydana getirmiştir.20

Mekke kadılığını almasının ardından 1861’de İstanbul kadısı olup bu sırada Rumelide teftiş’e çıkan Kıbrıslı Mehmed Paşa’ya refakat eder. Ardından 1863 yılında Bosna’ya teftiş için giderken Anadolu Kazaskerliğine getirilir. Bosna’da kaldığı bir buçuk yıllık sürede toplumsal sorunları çözmekteki gayretinden ve Tanzimatın

18 C evdet, Tezâkir, s.2 4 .

19 C evdet, Tezâkir, s.2 8 .

2 0 H alaçoğu, “C e v d e t P a ş a ”.

(18)

uygulanması konusundaki çalışmalarından dolayı Nişân-ı Osmanî ile ödüllendirilir.

Akabinde Kozan’a gönderilen Ahmed Efendi’nin rütbeler elde etmesi düşmanlar edinmesine de sebep olduğundan 1866 yılında Kazaskerlik yerine Vezir yapılarak Şeyhülislam olmasının önüne geçerler. Bu durumdan çok müteessir olup “Efendi”

yerine artık “Paşa” denilecektir.21

Halep eyaleti valisi olarak atanan Ahmed Cevdet Paşa, 1868’de Mevlis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye’nin başkanlığına getirilir. Daha sonra Adliye nazırı ve Mecelle-yi Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti’nin başkanlığına getirilir. 1874’te Şûrâ-yı Devlet, 1875’te M aarif nezâreti ve tekrar Adliye nezaretine getirilir.1876’da Rumeli teftişiyle görevlendirilip döndüğünde ise nâzırlıktan azledilerek Suriye’ye vali tayin edilse de daha gitmeden tekrar M aarif nazırı, sonra Adliye nazırı olur. 1877’de Dahiliye nazırı, aynı yıl Evkaf nazırı olsa da 1878’de Suriye valisi yapılıp Kozan isyanını bastırmakla görevlendirilir. M idhat Paşa’nın sadarete geldiği sıra boşta kalıp İstanbul’a döner ve 1879’da Tunuslu Hayreddin Paşa’nın istifası üzerine on günlüğüne sadarete getirilir.

Kısa süren nazırlıkların sonunda 1886’da son defa Adliye nazırı olup Sadrazam Mehmed Kamil Paşa ile anlaşamayıp görevinde ayrılır. 10 Mayıs 1890’da Sultan II.

Abdülhamid onu Meclis-i  lî’ye tayin etse de ilmî çalışmalarla meşgul olarak ve çocuklarına vakit ayırarak 26 Mayıs 1895’te Bebek’teki yalısında vefat etmiş Fatih Sultan Mehmed Türbesi hazîresine defnedilmiştir.22

21 H alaçoğu, “C e v d e t P a ş a ”

2 2 H alaçoğu, “C e v d e t P a ş a ”

(19)

2. TARİH-İ CEVDET

2.1 TARİHÇİLİĞİ

İnsanların ilim ile olan ilişkisini “ihtiyâcât-ı beşeriyyelerini tahsile ve bir tarafdan dahi kemâlât-ı insâniyelerini tekmîle meşgul ü âmâde olurlar” sözüyle özetleyen Cevdet Paşa, tarih ilminin de insanın kendisini geliştirmesi açısından gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Fakat bu sözde sadece tarihin değil, tüm ilimleri içine alan bir algı söz konusudur. Bu bakımdan insanın temel yaşamını sağlayacak ihtiyaçlarını gidermesinin yanında varlığındaki bilgi isteğinin doğal bir gereksinim olduğunu da vurgulamaktadır.23

Geçmişe dair açıklamalarda ise gelecekle ilişki kurulmasının ve çeşitli sorunlara çözümler getirilmesi kaygısını taşımaktadır. Ayrıca geçmişin hesabını görerek ve olayların asıl sebeplerini bilerek geleceğe yönelmenin saygıdeğer olduğunu belirtmektedir. Tarih bilgisinin toplum için olduğu kadar devlet adamları içinde çok önemli olduğunu, bu kişilerin gizli bilgileri bilmesinin gerekliliğini belirtir. 24 Sorunlu

dönemin incelenmesinin geleceğe dair olan kaygılarında düşünülerek sorunların çözülmesini amaçlayan algıyla Osmanlının 1774-1824 yıllarını tarihinde esas dönem olarak seçmiştir.25

2 3 C e v d e t P aşa, Tarih -i C e v d e t (D ersaad et: M a tb a a -i O sm aniye, 1 3 0 9 ), s. I, s .16.

2 4 A yhan Bıçak, “C evd et P a ş a ’nın Tarih Bilinci”, (V efatın ın 100. Y ılın a A rm ağ an , A h m e t C evdet P aşa S em p ozyu m u , 9-11 H aziran 1 9 9 5 ), s.21.

2 5 Bıçak, ag e., s .22

(20)

2.2 BİYOGRAFİ YAZIMI

Biyografi yazımında Cevdet Paşa, nasıl bir tercihte bulunduğu konusunda net açıklamalar yapmak doğru olmaz. Çünkü alıntı yaptığı kaynaklardan kimi insanların sadece nerede doğup ne görevler yaptığı bilgisi içerirken bazılarının hayatına dair ilginç bulduğu olayları uzun uzadıya anlatmaktadır. Devlet kademelerindeki mertebeye göre bir düzen olmadığı gibi bu biyografilerin açıklanmasında devre damgasını vurmuş kişilerden ibaret bir biyografi toplamı da söz konusu değildir. Bu bakımdan Cevdet Paşa’nın hangi düşünceyle Barbaros Hayreddin Paşa’nın hayatı varken Sokollu Mehmed Paşa’nın olmaması, neden Bina Emini Y usuf Efendi’nin olması ama Mimar Sinan’ın olmaması sorusuna cevap vermek güçtür. Eser içerisindeki tercüme-i hallerin kaynaklarına baktığımızda da Sefinetü’r-Rüesa gibi Reisülküttap biyografileriyle dolu kitaplardan bazı kişiler seçilip açıklanırken bazıları alınmamıştır. Burada akla ilk gelen, alıntılanan kişilerin devrin önemli isimler olması gerektiği ise de Cevdet Paşa, tarih yazımının yapımından daha önemli olduğunu bize göstererek kendince bir tercih yapmaktadır.

Biyografilerin çevirisinde asıl amaç, 19.yydan bakıldığında Osmanlı Tarihi’nin nasıl yapıldığı ve Neum ann’ın tabiriyle Tarihin tarihi idi bu eser.26 Olayları kurgularken birçok kaynaktan aldığı bilgileri tartıştığını gördüğümüz biyografilerde kişiler hakkında duyduklarına da itibar edip not alır. Hatta Canib Efendi’yi anlattığı kısımda onunla ilgili farklı kaynakların zıt görüşler belirtmesine

“Bunların üçü de ol asrın ricâlindendir. Şimdi kangısının sözünü itim â d edelim? Hiç birinin sözüne itim â d etmeyelim hemen

26 Christoph N eu m an n , A ra ç Tarih A m a ç T a n z im a t (İstanbul: Tarih V akfı Y urt Y a y ın la rı, 2 0 0 0 ) s.12.

(21)

vekayi-i mevâzîne ve muhâkeme ederek eserden müessere intikal yani Halet Efendi ile Canib Efendi’nin eserleriyle meziyetlerine istidlâl edelim.”

sözleriyle kaynak kullanımında yaşadığı sıkıntıyı dile getirmektedir. 27 Bunun yanında

Gazi Hasan Paşa’yı anlattığı bölümün sonunda V asıf Efendi’yi kaynak olarak ciddi eleştirir;

“Cild-i sâni ve sâlisde beyan olunduğu üzere Vasıf Efendi, Gazi Hasan P a şa ’yı tarihinin bazı mahallinde kadh ü zemm edip bazı mahalinde dahi ana kerâmet isnâd edercesine medhinde ıtrâ ' eyler.

Anın hakkında kelamları mütenâkızdır ve bu cihetle itibardan sakıttır.”28

2.3 ÇALIŞMA HAKKINDA

Tarih eserlerinde biyografilerin müstakil olarak belirtilmesi geleneği, biyografilerin müstakil olarak çalışılmasına da zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada da tarihsel bir metnin içindeki biyografiler ortaya çıkartılıp hem eser hakkında fikir sahibi olunması hem de müstakil biyografi çalışmalarına başlanmasında bir araç olması amaçlanmıştır.

Tarihsel bilginin kuşaktan kuşağa araştırılıp birikerek ve irdeleyerek ilerlediğini düşünürsek bu çalışmanın hangi bağlamda ortaya çıkarıldığı daha iyi anlaşılabilir.

Metnin kendisinde bulunan Arapça ayet, hadis ve Farsça şiirler Arap harfleriyle yazılıp onlara dokunulmamıştır, Türkçe şiirler çevirilmiştir. Metinde << « işaretleriyle

27 Bkz. Metin, s .1 0 0 28 Bkz. Metin, s .45

(22)

gösterilen kısımlar “ ” işaretleriyle gösterilmesi tercih edilmiştir. Ayrıca metin içerisinde bazı kelimeler günümüz Türkçesine uyumlu hale getirilmeye çalışılmış ise de kendi hali de çok bozulmamıştır. Örneğin; Rusyalu, olmayup, deyü, gidüp vb. Metnin okunmasında zorluklar oluşturmaması için transkript yazısından daha sade bir şekil seçilip aşağıdaki harfler ve işaretler tercih edilmiştir.

e c

)

li £

i â

<< «

\S

Metnin içerisinde geçen bazı terimlerin ne olduğu dipnotlarda kısaca belirtilip bazıları hakkında geniş bilgi alınabilmesi için referans gösterilmiştir. Metnin akışını bozmamak için uygun görülen yerlerde “j ” harfi iki eş anlamlı ya da zıt anlamlıı kelimeleri bağladığında “u, ü, vü, ve” kullanımları tercih edilmiştir. Burada kelimelerin ses uyumlarına göre bağlaç seçimi söz konusudur.

Her bir başlık Cevdet Paşa’nın eserinde verdiği gibi olup bilinen unvanlarını parantez içerisinde başlığa eklendi. “Tercüme-i Hâl” yazısı her başlıktan çıkartılıp sadece isim ve unvanı bırakıldı. Biyografilerin sıralaması Tarih-i Cevdet’in ciltlerine göre sıralanıp I.ciltten XII.cilde kadar bu yol takip edilmiştir. Her başlığın sol alt köşesine biyografinin eserde hangi ciltte ve hangi sayfada olduğu belirtildi. Metnin

(23)

içerisinde de Tarih-i Cevdet’teki gerçek sayfaları parantez içerisinde, koyu rakamlarla belirtildi.

2.4 KAYNAK KULLANIMI

Cevdet Paşa’nın eserinin ne olduğu ile ilgili Neum ann’ın;

“Vakanüvis geleneği, tarihçinin ele aldığı olay hakkında bulabildiği kaynaklardaki tüm varyantları sıraladıktan sonra ya kendi yorumunu da eklemeyi ya da Allah bilir türünden bir cümleyle konuyu yargıya varmadan bitirmeyi öngörüyordu. Cevdet’in usulü farklı

değildi.”29

yargısı Cevdet Paşa’nın “erken modern Türk tarihçisi” kimliğine oturtulma gayretine karşı haksız sayılmamakla beraber Cevdet Paşa’nın doğrudan vakayinüvis olduğunu da iddia edememesi bir çelişki içermektedir. Cevdet Paşa’nın eseri Abdurrahman Abdi Paşa Vekayinamesi gibi bir eser elbette değildir ancak tarihsel verileri toplayıp bunları tartışması bakımından ise eleştirel bir süzgece de tabi tutmaktadır. Asıl önemli olan ise Cevdet Paşa’ya bir tarih eseri yazması istendiğinde ondan güncel vakaları yazması istenmemiştir. İstenen geçmiş döneme dair bir başvuru eseridir ki Cevdet’in eseri de 1774-1824 arası dönemde devletin sorunlarını belirleyip kendi çağdaşı devlet erkânına bu sorunları gösterme gayretidir. Dolayısıyla tarih bilincinde bir araştırma eseridir.

Kullandığı kaynakların çoğunluğunun resmi vakayiname olması sebebiyle onun eserinde bu tarzın yansıtılmasına neden olan etken olduğunu göz önünde bulundurmak

N eu m an n , A ra ç Tarih A m a ç Tanzim at, s .1 6 3 .

(24)

gerekir. Dolayısıyla bu eser ne ikincil kaynak ne de Osmanlı vakayinamesi diyebileceğimiz kadar olaylardan zaman olarak uzak bir çalışmadır. Eserin tarihçiliği üzerinde çok farklı yorumlar yapılagelmiş olup Türk modern tarihçiliğine “geçiş eseri”

olarak da sınıflandırılamaz.30

Tarih-i Cevdet’te her biyografinin hangi kaynak veya kaynaklardan alındığını tespit edemesek de eserin başındaki Mehazlar kısmında kaynaklarını tarif edişinden ve biyografilerdeki kaynaklara atfından bazı kaynaklarını tespit edebildik. Kaynak mukayeselerinde ise Cevdet Paşa’nın kaynaklardan naklederken özetlemeler yaptığını ve bazen eleştiriler tabi tutup birkaç kaynağı birden alıntılayıp farklı kaynakları konuşturduğuna rastlamak mümkündür. Bu eserlerden yapmış olduğu alıntılar ise aşağıdaki şekliyledir. Cevdet Paşa’nın mehazlar diye belirttiği eserin tamamıyla ilgili kaynaklar;

1. Tuhfetü’l-kibâr, Kâtib Çelebi 2. Koçu Beğ Risâlesi

3. Hadîkatü’l-Vüzerâ ve D ahvatü’l-Meşâyih ve Sefînetü’r-R ü’esâ 4. Mukaddime-, Kavânîn-i Teşrîfât

5. Faik Efendi M ecm û'ası Zeyl-i Sefînetü’r-R ü’esâ 6. Monto Kokoli’nin Fenn-i Harbe Dair Olan Kitabı 7. Katerine Târihi (Jean Henry Castera)

8. Âyine-i Zürefâ 9. Gülbün-i Hânân 10. İbretnümâ-i Devlet

N eu m an n , A ra ç Tarih A m a ç T anzim at, s.3.

(25)

11. M ir’atü’d-Devle 12. Hulâsatü’l-i'tibat 13. D ercü’l-vekayi

14. Şehrî Efendi Tarihçesi 15. Tarih-i Şemdânizâde 16. Tarih-i Enverî 17. Tarih-i Edîb 18. Ordu Jurnali 19. Revâbıtu’l-uküd 20. Tarih-i Nurî Beğ 21. Tarih-i V asıf

22. Hasan Efendi Cerîdesi 23. Mütehebât-ı Cavid Beğ 24. Haşim Efendi M ecm û'ası 25. Tarih-i Abdüşşekûr 26. Tarih-i Cezzar 27. Tarih-i Cebertî

28. M Azharü’t-takdîs bi-hurûci T a’ifeti’l-Fransis 29. Tarih-i Nikola

30. Tezkire-i Bonaparta 31. Zabıtnâmeler

32. R aif Efendi Zabıtnâmesi 33. Necib Efendi Tarihçesi 34. Tarih-i Sa'id Efendi

(26)

35. Tarih-i Âsım

36. Tüfengci-başı Tarihi 37. Fezleke-i Kuşmânî 38. Tarihçe-i Atâ

39. Lâyiha-i Tercümân-ı Divân 40. Seffâretnâme-i Muib Efendi 41. Sefaretnâme-i Vahid Efendi 42. Jurnaller

43. Layiha-i Sebastiyani 44. Tarih-i Bilâd-ı Sudan 45. Tarih-i Şânîzâde 46. Tarih-i M îr Y usuf 47. Tarih-i Melek 48. Tarih-i Fetret

49. Tarih-i V ak'a-i Cezire-i Sakız 50. Tarih-i E s'ad

51. Tevârih-i Fârisiye

(27)

2.5 MİSALLER

Belgrad Muhafızı İzzet Mehmed Paşa’nın Tercüme-i Hâli;

“Müteveffâ-yi müşârün-ileyh Rum Mehmed Paşa ahfadından Hüseyin Bey nâm necâbet-güsteri ve ferzend-i arâkat- perveri olup bin yüz otuzaltı târihinde Bolu sancağı muzâfâtından Çarşanba kazasına mülhak Beylik nâm karyede mütevellid ve süllem-i fark u temyize mütesâid oldukda ...” (Vasıf, 125.)

“Müteveffâ-yı müşârün-ileyh Rum Mehmed Paşa’nın ahfâdından Hüseyin Bey nâm kimesnenin oğlu olup bin yüz otuz altı târihinde Bolu sancağı muzâfâtından Çehar-şanba kazâsına mülhâk Beğlik nâm karyede tevellüd ederek sinn-i temyize v u s u lü n d e .”

(Cevdet, III, 107)

Sümbülde Vehbi Efendi’nin Tercüme-i Hâli;

“Mûmâ ileyh belde-i M ar'aş’da mevsuf-i 'ilm ü 'irfân olan Sünbül-zâde hânedânından 'âlim ve fâzıl ve şi'r u inşâda kâmil Reşid Efendi merhumun beytü’l-kasîd sulb-i sa'îdinden m ısrâ'-ı berceste-âsâ ser-zede-i zuhur olup, beldesi 'ulemâsından tahsil ile 'ulûm u m e'ârifden iktisâb-ı hazz-ı mevfûr eyledikden sonra Âsitâne-i sa'âdet’e 'azîm et ve e'izze-i kirâm-ı vakte 'arz-ı kasâ’id ü tevârîhle meclislerine mülâzemet ederek, Rumeli kaleminden güciyle tarik-i kazâya duhulüne himmet olunmuşidi.”

(Şânîzâde, I, 212)

“Müteveffâ-yı mumâ-ileyh Sünbül-zâde Vehbi Efendi M araş’ta ilm ü irfan ile m a'rû f olan Sünbül-zâde hânedanından âlim ve fâzıl ve şi'r ü inşâda mümtâzü’l- emâsil olan merhûm Reşid Efendi’nin oğludur. Beldesi ulemâsından tahsil ilm ü m a'arif ile kesb-i kemâlât ettikten sonra Dersaadet’e azîmet ve ricâl ü kibâra arz-ı kasâ’id ü tevârih ile mülâzemet ederek güç hâl ile Rumeli kaleminden tarîk-i kazâya dâhil olabilmiş idi.” (Cevdet, IX,

104)

(28)

“Müşârun ileyh devr-i 'Abdülhamîd hânîde Baş-muhâsebe rütbesini ihrâz ile vefat eden Moravî Süleyman Penâh nâm zâtın veled-i evvel-i mübecceli olup, bin yüz elli yedi hududunda cezîre-i mezbûrede tayy-gerde-i emvâc-ı yemm-i 'adem ve sahil-i vücuda vaz'-ı kadem edüp, altmış dokuzda vâlidi ve birâder-i kihteri 'Osmân Efendi ile m a' an vechetü’l-âmâl-i erbâb-ı ikbâl ve kıbletü’l- ikbâl-i ashâb-ı istîhâl olan Belde-i tayyibe-i Konstantîniyye’ye hatt-ı rihâl ve vâlidinin hacr u terbiyesine dâr-ı imtiyâz-ı insâniyyet olan kabilü’l-'ilm ve san'atü’l- kitâbe mertebesine ittisâl eyledikde, seksan sekizde Mektûbî-i Sadr-ı 'âlî hulefâsı zeyline mukayyed ve d â’ire-i hâcegâna duhul ile binây-ı emeli müşeyyed olup, doksan beşde Mevküfât Hâceliği’yle kalemden hurûc ve ba'zı hıdemât-ı cesîmede istihdâm olunm ak.. . ” (Esad Efendi, s.273)

“Müşârün-ileyh devr-i Abdülhamid Hânîde Baş-muhâsebe pâyesini ihrâc ile vefât eden Moralı Süleyman Penâh Efendi’nin oğlu olup bin yüz elli yedi tarihinde M ora’da tevellüd ve altmış dokuzda pederi Penâh Efendi ve büyük birâderi Osman Efendi ile birlikte İstanbul’a gelmiş ve seksen sekizde mektubî-i sadr-ı âlî odasına çerâğ ve hâcegânlık rütbesiyle be-kâm buyurulmuş ve doksan beşte mevküfât hocalığına ve diğer bazı rütbelerde istihdam e d i l m i ş .”

(Cevdet, XII, 88)

(29)

Kaynakça

Tarih-i Cevdet’teki Biyografilerin Tespit Edilen Kaynakları

Çeşmîzâde, Mustafa Reşid. Çemîzâde Tarihi. Düzenleyen Bekir Kütükoğlu. İstanbul:

İstanbul Fetih Cemiyeti, 1993.

Esad, Mehmed. Vakanüvis Esad Efendi Tarihi. Düzenleyen Ziya Yılmazer. İstanbul:

Osmanlı Araştırmaları Vakfı, 2000.

Giray, Halim. Gülbin-iHânân. İstanbul: Matbaa-yı Âmire, 1287.

Resmî, Ahmed, ve Süleyman Faik. «Halifetü'r-Rüesâ.» 1853.

http://books.google.com.tr/books?id=_TtbAAAAQAAJ&printsec=frontcover&h l=tr&source=gbs_ge_summary_r&cad=0#v=onepage&q&f=false (03 2014, 20 tarihinde erişilmiştir).

Şânizâde. Şânizâde Tarihi. Düzenleyen Ziya Yılmazer. İstanbul: Çamlıca, 2008.

Vasıf, Ahmed. Mehâsinü'l-âsâr ve Hakaikü'l-ahbâr. Düzenleyen Mücteba İlgürel.

Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1994.

Faydalanılan Eserler

Berkes, Niyazi. Türkiye'de Çağdaşlaşma. Düzenleyen Ahmet Kuyaş. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.

Bıçak, Ayhan. «Cevdet Paşa'nın Tarih Bilinci.» Ahmet Cevdet Paşa Vefatının 100.

Yılına Armağanı. Ankara: Diyanet Vakfı Yayınları, 1995. 17-57.

Bostan, İdris. «Gemi.» Diyanet İslam Ansiklopedisi 19 (tarih yok): 8-15.

(30)

Bowen, H. «Djewdet Pasha.» The Encyclopaedia o f Islam I (1986): 284-286.

Cevdet, Ahmed. Tezâkir 40-Tetimme. Düzenleyen Cavid Baysun. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991.

Chambers, Richard L. «The Education o f A Nineteenth-Century Ottoman Âlim, Ahmed Cevdet Paşa.» International Journal o f Middle East Studies, January 1973: 440­

464.

Danişmend, İsmail Hami. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. Cilt 2. İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1971.

Davison, Roderic H. Osmanlı İmparatorluğunda Reform 1856-1879. Çeviren Osman Akınhay. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2005.

Devellioğlu, Ferid. «Lûgat.» Ankara: Aydın Kitabevi, 2010.

Finkel, Caroline. Osman'sDream. London: John Murray, 2005.

Halaçoğlu, Yusuf, ve Mehmed A kif Aydın. «Cevdet Paşa.» Diyanet İslam Ansiklopedisi 7 (1993): 443-450.

Hanioğlu, M. Şükrü. Late Ottoman Empire. Princeton: Princeton Press, 2010.

İnalcık, Halil. Devlet-i Aliyye I. İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2012.

İnalcık, Halil. «Kalgay.» Diyanet İslam Ansiklopedisi 24: 259.

Neumann, Christoph. Araç Tarih Amaç Tanzimat. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000.

(31)

Ölmezoğlu, Ali. «Cevdet Paşa.» İslam Ansiklopedisi 3 (1988): 111-123.

Pakalın, Mehmet Zeki. «Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü.» Cilt I, II, III.

İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1983.

Sâmi, Şemseddin. «Kâmûs-ı Türkî.» İstanbul: Enderun Kitabevi, 1989.

Sertoğlu, Midhat. Mufassal Osmanlı Tarihi. Cilt 5. İstanbul: Güven Basımevi, 1971.

Şen, Adil. Osmanlıda Dönüm Noktası III. Selim'in Hayatı ve Islahatları. Ankara: Fecr Yayınları, 2003.

Tietze, Andreas, ve Henry Kahane. The Lingua Franca In The Levant. Urbana:

Univesity o f Illınois Press, 1958.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Tarihi. Cilt II, IV/1-2. Ankara: TTK, 2011.

Yeşil, Fatih. Ebubekir Râtib Efendi. İstanbul: Tarih Kurumu Yurt Yayınları, 2010.

Yılmaz, Fehmi. «Osmanlı Tarih Sözlüğü.» İstanbul: Gökkubbe, 2010.

(32)

METİN

(33)

1. (Barbaros) Hayreddin Paşa

Hayreddin Paşa’nın ismi Hızır olup ancak Avrupalular beyninde Barbaros deyü mârufdur ki kırmızı sakallı demekdir. Deryâda hârikulâde efa'l ü gazavâtı olub mazanne-i kerâmet bir pîr-i mücâhid-i celîl-i menkâbettir. Sultan Süleyman Han hazretlerinin emriyle tercüme-i hâlini yazdırıp bir kitap ederek müşârün-ileyh hazretlerine takdim etmişdir. Tefâsil-i ahvâli ândan mâlûm olur. Bu makamın ol tefâsile tahammülü (133) yokdur, fakat kapudanlığı onu kuvve-i bahriyye-i Devlet-i Aliyyenin en ziyâde şevket ü galebesi zamanı olduğundan icmâlen tercüme-i hâli’nin beyânı münâsib görünür. Şöyle ki Hayreddin Reis fi’l-asıl Midilli adası sükkânından olup, Selanik’e işler ve büyük birâderi Oruc dahi Trablus ve Şam seferlerine gider idi. Oruc Reis bir d e f a Trablus’a giderken Rodos1 korsanlarına esir düşmüş idi. B a’de’l-halâs Sultan Korkud, Antalya’da iken ândan istizân ederek on sekiz oturak bir gemi ile korsanlığa çıkıp bir müddet Rodos etrafında ve sair sevâhilde nice sefâin-i nasârayı garet ettikden sonra garb tarafına gitmişidi. Çünki Sultan Selim H ân’ın cülûsunda Sultan Korkud ihtifâ edüp Akdeniz gemileri dahi seferden m en' olunmağla ehl-i İslam korsanları garb sevâhilini kendilerine mersâ ve m e’vâ ettiklerinden Hayreddin Reis dahi gemisini alup garb tarafına bâd-bân-güşâ-yı azîmet olarak birâderi Oruc Reis ile Trablus taraflarında vâki' Cerbe adasında led’el-mülâkât iken birâder gazâya niyet ile Tunus’a varup hâkiminden bir mekân istemişler. Ol zaman Tunus dahi Al-i Hafs yedinde mâl-i

H a fs ıle r K uzey A frikada 3 a s ır(1 2 2 8 -1 5 7 4 ) hüküm sürm üş Berberi bir h anedanlıktır.

(34)

ganâimin humsu, Tunus hazinesine teslim olunmak şartıyla anlara Halkulvad3 kal'esini ta'yin etmişti. Bu suretle iki birâder çıkıp rast geldikleri sefâin-i efrenci ahz ü teshîr ve gittikçe sefâini teksir ve sît ü şöhretlerini isâl-i çarh-ı esir ederek Akdeniz’e velvele verdiler. Ve ol esnâda Cezair-i Garb sevâhilinin pek çok yerleri efrenc eline geçmiş idüğünden müddet-i medîde Efrenc ile muhârebe ettiler. Tunus tarafında vâki’ Becaya4 hisarı dahi ber-vech-i meşrûh Efrenc elinde bulunmağla ânın üzerine hücûm ettiklerinde üzerlerine gelen İspanya donanmasına gâlip geldiler. Ancak bu muhârebede Oruc Reis bir kolu mecrûh olmağla birâderi Hayreddin onu Tunus’a irsâl birle kendisi cezîre-i Mayorkayı urub ve birkaç kale fethiyle nice karyelerini garet ve vâfir emvâl-i ganimet ahz edip denizde Korsika donanmasına tesadüf birle âna dahi galebe ederek muzafferen Tunus’a avdet ve b a’dehû mevsim-i şitâda tekrar korsanlıkla denize çıkıp bir ay zarfında üç bin sekiz yüz esir ve yirmi pâre gemi ve bunca emvâl-i ganâim ile ric'ât ettikden sonra baharda yedi k ıt'a göke5 gemisine serdâr olarak bâzı sevâhil-i Avrupayı basıp külli ganâim aldıkdan başka denizde dahi beş k ıt'a sefine alıp bunlardan birini meşhur Kemâl R eis’in hemşire-zâdesi olan M uhiddin Reis ile Devlet-i Aliyye’ye irsâl ü takdim eylemiş ve mukâbilinde taraf-ı Devlet-i Aliyyeden dahi kendisine iki kadırga ile hil'at gönderilmişdi. (134) Bundan sonra Hayreddin R eis’e deryâda karşı durur olmayıp Barbaros nâmında bütün Akdeniz lerzân ve sevâhil ü cezâir-i Avrupa halkı hirâsân olarak beşikteki çocuklarını Barbaros nâmıyla îhâfe ve iskât eder oldular.

jJâ. (G olta) şeklinde y a zılm ış olan bu m evki T u n u s ’un d e n ize olan iskelesi ile Tunus Gölünü birleştiren d a r alanı m u h afaza eden iki kaleden biridir.

44 ji*jE skid en B ecaya şim di Buci denilen bu m evki C e z a y ir’in doğu ta ra fın d a ve d eniz kenarındadır.

G ö ğ e ya da göke şeklinde telaffu z olunan çift tarafı kürekli ve yelkenli savaş gem isidir. Bkz, İdris Bostan, “G e m i”, DİA , c. 19, s. 8 -1 5 .

(35)

Anın bu vecihle hurûc u zuhûru düvel-i Avrupaya mûcib-i endişe olub binâen­

aleyh Fransalu dahi otuz kıt’a donanma ile Tunus tarafına muhâceme eylemiş ise de anlar dahi münhezîmen ve m e’yûsen avdet etmişler idi. B a'dehû Oruc Reis Cezâir’i zabt ile onda temekkün ederek Cezaîr ve Becaya tevâbi olan kılâ'yı birâderi Hayreddin Reis ile beynlerinde mukâseme edip Cezâir’in garbında olanlara Oruc Reis ve cânib-i şarkîsinde olanlara Hayreddin Reis nâmzed olmağla Telemsan6 hâkimi bunları Cezâir sevâhilinden tard etmek üzere İspanyalu ile ittifak ederek karadan kendisi ve denizden İspanya donanması Cezâir üzerine hücûm sadedinde olduklarını Oruc Reis haber alarak bir mikdar asker ile seri’en Telemsan üzerine hareket ettiğinde, çünki hâkimin âdâ-yı din ile ittifâkından dolayı ahâli kendisinden rû-gerdân olup ulemâsı dahi katline fetvâ vermeleriyle Oruc Reis şehre tekarrüb ettiği gibi ahâlisi istikbâl ve inkıyâd edecek Telemsan hâkimi Telemsan’ın iskelesi olup mukaddemâ İspanya yedine geçmiş olan Vohran’a firar ve İspanyaludan istimdâd etmeğin bezl-i mâl ile celb olunan bir hayli Arap askerine bir mikdar dahi Firenk asker koşulup evvelâ k al'âtü ’l-kılâyı ve ba'dehû Telemsanı muhâsara ettiklerinde bir seneden ziyâde harb u kıtâl mümtedd olarak nihâyet Oruc Reis şehid olup fbu kal'alar dahi istilâ olunduktan sonra İspanyalular yüz yetmiş pâre gemi ile gelip karaya küllî asker ihrâcıyla Cezâir’e hücûm ettiklerinde Hayreddin R eis’in kendi adamları akl-i kalîl ise de yirmi bin kadar Arap askeri kendisine inkıyâd üzere bulunduğundan makâm-ı müdâfâada sebât ederek İspanyaluları küllî telefât verdikden sonra firara icbâr eyledi. B a'dehû Telemsanı ve Tenes hisarını8 fetihle avdetinden sonra gemileri Cezâir limanında yatarken yüz otuz pâre gemi ile İspanyalular gelüp limanı basdıklarında yine münhezîmen avdet edüp ancak bu kere

T e le m s a n , C e z a y ir’in doğusundaki m am u r şehirlerinden olup iskelesi O randır.

7û ' > j ing. W o h ra n , tr. O ran, T e le m s a n ’ın iskelesidir.

8^ j j T e n e s , C e z a y ir şehrinin 190km batısında kalan liman kentidir.

(36)

bazı sefineleri kuma oturmağla donanmanın kapudanı ve bir hayli zâbitânı ve üç bin kadar neferleri Cezâir’de esir kaldılar.

Bu vak'adan sonra Cezâir ahâlisi Hayreddin Reisden Cezâir emâretini kabul etmesini istidâ etmiş ve o dahi hutbe ve sikke Al-i Osman nâmına olmak şartıyla kabul eylemiş olup ancak Tunus ve Telemsan hâkimleri bu sûretden dil-gîr olmalarıyla Hayreddin Beğ (135) aleyhe ittifak ederek Cezâir ahalisinden işe yarar beğleri idlâl ile kendi taraflarına ve bir tarafdan dahi bezl-i mâl ile bir takım urbânı Cezâir üzerine taslît ve havâle ettiklerinden başka Telemsan melik-zâdelerinden bazısı Fas hâkiminden bazısı İspanyadan isti'âne ile cenk ü cidalden hâlî olmamalarıyla Hayreddin Beğ bunların def'-i mazarratlarıyla meşgul olduğu esnâda berren ve bahren sevk-i asâkir ile Vohran kurbunda vâki' Mostaganem hisarını9 teshîr ettikden sonra donanması ile Endülüs yakasına geçip yalılardan vâfir ganâim aldıkdan başka M üdeccenlerden10 yani İspanyalılar yedlerinde esâretle giriftâr-ı mezellet olan ehl-i İslamdan dahi yolduklarını Cezâir’e nakl ü iskân eylemişdir. Lâkin bir tarafdan İspanyalular ve bir tarafdan Tunus hâkiminin iğvâsıyla Araplar Hayreddin Beğ üzerine hücûmdan hâlî olmayup bu sûretle elindeki hisarların ekserîsi giriftâr-ı dest-i istilâ ve Cezâir halkının pek çoğu meyl-i taraf-ı âdâ olmağla Hayreddin Beğ nihâyet Cezâir’i terk ile yine ol sâhilde vâki'Ç içel11 Hisarın ahicret ü ilticâ edüp üç sene kadar bir tarafdan sevâhil-i Avrupayı garet ve bir tarafdan dahi kendüye m uhâlif bulunan Tunus gemilerini ihrâk ile imrâr-ı evkat ettikden sonra tekrar Cezâir’i zabt ile ânda istikrâr ve bir müddetten beri hutbeyi kendi nâmına okutturan Telemsan hâkimi Abdullah’a nasihat siyâkında tahrirât-ı tesyâr ettiğinde

şeklinde yazılm ış olup doğrusu yani M o s ta g a n e m olup O ran kentinin doğusunda bir hisardır.

10 jJJşjh

^ d s ^ C ic e l ya da Çiçel, C e z a y ir’in 4 0 0 km doğusunda bir liman kentidir.

(37)

Abdullah bunu isga etmediğinden başka Arap askeriyle Cezâir üzerine hareket edüp vâki' olan muhârebede mağlûb olduğundan hutbeyi Al-i Osman nâmına okutmak ve senevî yirmi bin altın vermek şartıyla Hayreddin Beğden istihsâl-i aman etmişdi.

Bundan sonra dahi Hayreddin Beğ cihâd u gazâdan hâlî olmayıp A kdeniz’de Avrupa gemilerini gezdirmez olduğundan İspanya Kıralı ve Almanya İmperatoru olan meşhur Şarlken buna bir çare arayıp ol vakit Avrupa kapudanları içinde mahâret ve cesâret ile 12

m âruf meşhur olan Anderya Dorya nâm kapudan m a'iyetine mükemmel donanma îtâ ile Hayreddin B eğ’e kaşı Akdenize çıkarmıştı. Lâkin Barbaros nâmından Avrupalılar hirasân olduğundan Anderya Dorya Hayreddin Beğ ile buluşmaktan ihtirâz edip Hayreddin Beğ kendisini cüst-cû ederek Akdeniz’de dolaşır. Ve o dahi fırsat düşürdükçe bazı sevâhil-i İslamiyyeye îrâs-ı hasâr eyler idi. İşbu hilâlde İspanyalular ehl-i İslam hakkında ateşe yakmak gibi ne diyânete sığar ve ne insâniyete yakışır sûretlerle ezâ ve cefâ etmeğe başladıklarında bir fırka-i İslamiyye nâ-çâr bir yere tecemmu' ederek bir dağa arka verip Hayreddin Beğden (136) istimdâd etmeleriyle yetmiş bin kadar ehl-i İslamı Endülüs kıt'asından Cezâire nakl ü iskân eyledikden başka bir hayli efrenc sefineleri garet kılınmışdı.

B a'dehû Hayreddin Beğ Kanuni Sultan Süleyman Han hazretleri’nin daveti üzerine yarar adamlarından Hasan Beğ nâm zâtı Cezâir muhâfazasında bırakıp ve kendisi Dersaadet niyetiyle Cezâirden kalkıp mükemmel donanma ile Avrupa sevâhiline teveccüh ederek Ceneviz kurbunda bir hisarı garet ü tahrib ve ba'dehû M esina13

12jJj1^i

13 S icilya’d a şehir. Bkz, İ. H am i D anişm end, İza h lı O sm anlı Tarihi Kronolojisi (İstanbul:

Türkiye Y ayın evi: 1 9 7 1 ), c. 2, s. 513.

(38)

tarafında tesadüf ettiği on sekiz barçayı14 ahz ü zabt ettikden sonra Anderya D orya’yı cest-cû ederek Preveze semtine gelip ol zaman Anderya dahi fi’l-vâki' ol havâlide iken Barbaros seni arar gafil olmasa deyü evvelce kendisine ihbâr u ihtâr olunmuş idüğünden oradan savuşup İtalya sahilinde vâki' Pirindiz15 nâm mahalle kapanmış olmasıyla Hayreddin Beğ âna mülâkî olamayıp dokuz yüz kırk senesi evâsıtında İstanbul’a vusûlünde Cezâir beğlerbeğiliği ilhâkıyla Kapudân-ı deryâ nasb olundukda Sultan Süleyman Hân hazretlerinin emriyle altmış bir k ıt'a baştarda16 ve kadırga inşâ ettirip Cezâir’den dahi on sekiz pâre gemi getirmiş idi. Beş dahi göke gemisi olmağla ol sene seksen dört pâre cenk sefîneleriyle Akdenize sefer ederek M alta ve Sardunya ve Minorka ve Mayorka cezîrelerini basıp nice kıla' ve bıka'yı tahrib ve nice sefine-yi âdâyı ihrâk ile İstanbul’a avdetinde İtalyada vaki’ Pulya 17 tarafının teshîri zımnında

fermân-ı Süleymânî ile iki yüz pâre gemi kurdurup itmâmına sa'y etmekde iken dokuz yüz kırk üç Rebiülahirinde otuz pâre gökeli gemi ile Pulya yakasına varup ve bir kal'ayı tahrib edüp geldi. Ve bu esnâda Sultan Süleyman Hân hazretleri Pulya tarafından sarf-ı nazar ile Korfu seferine azîmet buyurmuş olduğundan kendileri ordu-yı hümâyun ile Avlonya tarafına hareket buyurup Lûtfî Paşa dahi donanma serdârı olarak dokuz yüz kırk üç zilhiccesinde Hayreddin Paşa iki yüz seksen k ıt'a sefâin ile Akdeniz’e çıkmışdı ki bunların yüz otuz beş kıt'ası baştarda ve kadırga olup bu zamana kadar İstanbuldan böyle bir mükemmel donanma çıkmış değil idi. Bu minvâl üzere donanma-yı hümâyun Akdenize hurûc ile evvela Pulya yakasında bazı kal'alar basılıp garet ve tahrip olunduktan sonra Korfu cezîresinin bil’cümle karası garet ü yağma oldu ise de

14 Barça; altı düz, iki veya üç direkli savaş gemisidir. Bkz, Fehm i Y ılm a z , “B arca”, O sm anlı Tarih S özlüğü, (İstanbul: G ö kku b be Y ayın ları, 2 0 1 0 ).

15 jJ jjj Birindisi, A driyatik’te İtalya lim anıdır. Bkz, D anişm en d, a .g .e ., s. 4 9 3 .

16 D o n a n m a d a kadırgadan sonra en önem li kürekli gem idir. Bkz, Y ılm a z , a .g .e ., “B aş ta rd a ”.

17 G ü n e y İtalyadaki Apulia, Puglia, Pouille denilen m ıntıkadır. Bkz, D anişm en d, a .g .e ., s.

5 18.

(39)

kal'asının muhâsarası kesb-i imtidâd ederek mevsim-i şitâ dahi tekarrub eylediğinden terk ü ferâgat olunarak Sultan Süleyman ordu-yı hümâyun ile berren ve Lûtfî Paşa donanma-yı hümâyun ile bahren İstanbul’a avdet edüp ancak Hayreddin Paşa donanmadan altmış kadırga intihab ile (137) denizde kalarak Çuka18 ve Egine19 ve

20 21

Mürted ve Bara adaları gibi nice cezîreyi feth ü teshir ile küllî ganâim alarak hatta emvâl-i ganâimden cânib-i mîrî içün ber-mu'tâd alınan humusdan iki bin beş yüz esir ve dört yüz bin altın hâsıl olup çuka ve sâir emvâl ü eşyâ dahi bu kıyas üzere idi. Böyle muzafferiyet-i azîme ile İstanbul’a vusûlünde dergâh-ı Süleymânîye arz eylediği pîş-keş ü takdîmesi bir asırda bir kapudandan görülmüş keyfiyet olmadığından fâhir hil'atler geyüp azîm’ül-iltifâtlara mazhar olmuş idi.

Dokuz yüz kırk beş muharreminde yine yüz otuz sekiz sefine ile Akdenize sefer

22 " 23

edüp İşkiroz ve İstendil gibi bazı cezâiri zabt ü teshir ettikden sonra Girid’e varup pek çok karyelerini garet ile on beş binden ziyâde esir alıp ba'dehû Kerpe adasının24 üç kal'asını dahi on gün zarfında fetihle ahâlisini harac-güzâr eyledi. El-hâsıl yirmi beş pâre Venedik cezîrelerinde birer ikişer üçer kal'a var idi. Bu sene cümlesi alınıp cezîrelerin on ikisi haraca kesildi ve on üçü tahrib edildi. Ba'dehû Rumeli tarafına saldırıp Eğriboz’a vardıklarında ağır yürüyen gemileri Eğriboz limanında terk ederek yüğrük gemiler ile denize açıldılar.25

18Ç u ka(C erig o ), M o ra ’nın güneyinde bir adadır. Bkz, D anişm en d, a .g .e ., s. 4 9 6 .

19E g in e (O e n o n e ), Y unanistan ile M ora a rasın d a Egine körfezinde A egina ad asıd ır., Bkz, D anişm end, a .g .e ., s. 4 9 7 .

20M ü rte d (Z e a ), Kiklad ad aların dan olup ilk fetihlerden sonra V enediklilere iltihak ettiğinden O s m a n lıla r bu adı vermiştir. Bkz, D anişm en d, a .g .e ., s. 514.

21P a ra (P a ro s ), Kiklad ad aların dan biridir. Bkz, D anişm en d, a .g .e ., s. 516.

İşkiros, Kiklad ad aların dan S k y ro s \S k y ra \S e y ro s ’un Türkçesidir. Bkz, D anişm en d, a .g .e ., s. 505.

23J j j ^ Kiklad adaların dan T e n o s \T in e ’nin Türkçe adıdır. D anişm en d, a .g .e ., s. 5 0 5 . 2% jS şeklinde y a zılıp bugün K arpathos isimli adadır.

(40)

İşte bu esnada düvel-i müttefika donanması K orfu’da cem' olup ândan Preveze kal'ası’na hücûm ettiklerini Hayreddin Paşa haber alıp akdemce ol tarafa göndermiş olduğu yirmi k ıt'a gökeli gemisi dahi Zaklisa26 sularında kırk pâre çekdirir27 gemilerini görüp avdet ettikleri misüllü ânlar dahi Barbaros’a yakın yerlerdedir deyü varup donanmalarına haber vermeleriyle Preveze kal asını bırakıp çıkdıklarını Hayreddin Paşa, Modon 28 önünde haber almağla Kefalonya adasına varup karaya asker ihrâcıyla

karyelerin garet ettirdikden sonra Preveze’ye varup muhâsara esnasında top’tan rahne- dâr olan yerlerini askere yaptırdı.

Ve ol esnada İspanya ve Papa ve Portekiz ve Venedik donanmalarının Korfu cezîresinde müctemi' olduklarını haber aldı, çünki Hayreddin Paşa’nın zuhûru düvel-i Avrupanın rahatlarını selb edüp mu'ahharen Kapudan Paşa olarak İstanbul tersânesi kendi kumandası tahtına girmekle istediği kadar donanma tedârikiyle artık her tarafı istilâ edebileceği der-kâr olduğundan âna karşı düvel-i Avrupa yek-digere istinâd etmek üzere ittihâd birle donanmalarını bir yere cem' ederek donanma-yı hümâyun üzerine hücûm içün fırsatçı olup ber-minvâl-i sâbık Hayreddin Paşa Preveze limanında iken dokuz yüz (138) kırk beş senesi cemaziyülevvelisi gurresinde Preveze’ye iki mil karîb yere dek gelerek donanma-yı hümâyunu muhâsara şeklinde demir bırakdılar ki Baş Kapudan Anderya Dorya olarak m a' iyetinde elli iki pâre kadırga ile gayet büyük bir kalyonu ve Venedik kapudanının yetmiş pâre kadırgası olduktan başka on k ıt'a dahi karaka29 tabir olunan azîm kalyonlar ve kırk pâre Papa ve Malta kadırgaları seksen k ıt'a

2 6 Z a n ta ya d a Z aklisa

2 7 Çekdiri, kürekle h areket eden ve yelkeni yardım cı o larak kullanan harp g em ilerine verilen isimdir. Bkz, M. Zeki P akalın, “Ç ektiri”, O sm anlı Tarih D eyim leri ve Terim leri S özlüğü (İstanbul:

Milli Eğitim B asım evi, 1 9 8 3 ), c. I.

2 8 M ora Y a rım a d a s ın d a d ır.

2 9 4Ajâ G ö k e ’nin büyüğüdür. Bkz, A. T ie tze , H & R K ahan e, “Aâjâ”, T h e Lingua Franca In T h e Levant, (U rbana: Universitiy of Illinois P ress, 1 9 5 8 ), n. 158.

(41)

İspanya ve Portekiz barçaları ve sâir taraftan dahi biraz barçalar olmağla cem 'an yüz altmış iki pâre kadırga ve yüz kırk k ıt'a kalyon olarak üç yüzden ziyâde büyük cenk gemileri olup sâir hurda gökeli gemiler ile altı yüzden ziyâde yelken görünürdü.

Hayreddin Paşanın ma'iyetindeki donanma ise yüz yirmi iki pâre çekdirir gemiden ibaret olduğu hâlde askeri muhârebeye teşvik ederek cenk tedârikine başladı ve gemilerin direklerini aldırıp hareket ü sükûnda beka bakınız deyü askere icrâ-yı tenbihât ve gökeli gemileri dahi alaydan hariç durarak icabına göre yandan top endaht etmeleri zımnında kapudanlarına başkaca îtâ-yı ta'lim at eylediği meşhûr Turgutca nâm korsan dahi ânların içinde idi. Ümerâ-yı bahriye taşrada düşman donanmasının çokluğunu görüp karaya top ve adam çıkarmak tedbirin arz ettiklerinde Paşa tensîb etmeyüp ancak âdâ geceleğin Preveze boğazından içeri girmek kasdında olduğu istihbâr olunmağla kenar büyük toplar ile bir mikdar asker ihrâc olunarak muhafazaya ibtidâr olunmuşdu.

İki gün sonra âdâ’nın birkaç pâre gökeli kadırgaları Preveze boğazına gelip sefâin-i İslamiyye tarafına top endaht ettiklerinde âdâ’nın bunca vakittenberü Akdenizde ^

*30 diyen Hayreddin Paşaya böyle meydan okumaları Paşa-yı gâzî’ye girân gelerek

sabr u kararını selb etmekle hemen bil-cümle donanma-yı hümâyun ile boğazdan taşra hurûc ile yüz yirmi iki pâre sefâin-i İslamiyyenin cümlesi birden toplara ateş edüp yürüdüklerinde âdâya bâis-i havf-i hirâs olup ahşam dahi tekarrub eylemiş olduğundan düşman donanması duramayup firâr etti. Cemaziyyülevveliyenin üçüncü günü Preveze limanı açıklarında iki donanma birbirini görüp âmâde-i harb ü peyker olduklarında rûzgâr canib-i âdâya müsaid olmağla ehl-i İslama havf düşdü. Çünki düvel-i Avrupa donanması kalyon ve çekdirir enva'ından mürekkep olup Devlet-i Aliyyede dahi gerek

3 0 “M e n e m d ig e r nist” ya d a “l'E tat c'est m o i” sözü X IV . Lui’nin “D e v le t b e n im ” sözünün farsçası olup bu m an ad a kullanılan bir m efhum olagelmiştir.

(42)

Fatih asrında ve gerek sonraları kalyonlar yapılmış ise de anlar ekseriya nakl-i eşyâ ve mühimmat içün kullanılarak mukaddem ve muahher cenklerde çekdirir enva'ı kullanılıyordu. Ol vakit çekdirirleri ise asrımızdaki cenk vapurları mesâbesinde olarak korsanlığa (139) yarar ve râkid-i havada kalyonlara galebe edüp şöyle ki uzakdan kalyonları topa tutarak rehne-dâr ettikden sonra çatıp zabt ederlerdi. Ama rûzgâr olduğu vakit çekdirir kalyonun üzerine varamayup barçalar kadırgaları cenk ederdi. Binaen-alâ- zâlik bu kere rüzgârın âdâ’ya müsâid olması cânib-i İslamiyâna mûceb-i hazin olup Hayreddin Paşa havâss-i kur’aniyeden istimdâd zımnında iki âyet-i kerîme tahrir ve gemisinin iki direğine ta'lik etmiş ve bî-hikmetullahi-teâlâ derhâl rûzgâr sakin olarak barçalar hareketten kalmış ve hemen saf bağlayıp top endâhtına başlamış idi.

Kalyonlardan top gülleleri eğerçe yağmur gibi yağar ve fakat anların topları kısa olduğundan sefâin-i İslamiyyeye erişemeyüp beri tarafın güleleri ise kalyonları tutar imiş. Binâen-aleyh uzaktan dönerek barçaları zebûn eylediklerinden Anderya Dorya ve Venedik kapudanı kadırgalarıyla erişüp müdâfa' kaydında oldukları gibi Hayreddin Paşa ânların üzerine çektirip ateş-endâz olacak dayanamayup barçaların arkasına dolanmışlar ve birkaç def'a donanma-yı hümâyunu barçalarıyla çekdirirleri arasına almağa sa'y etmişler ise de mümkün olamamışdır. Hayreddin Paşa dahi üzerlerine hücûm ettikçe barçalarının beri tarafına geçip barçalar dahi k al'a gibi yek-digere çatılmış olduğundan ayırmak kabil olmamağla sefâin-i İslamiyyenin zorundan âdâ’nın çekdirirleri barçalarını dokuz dolandıktan sonra Hayreddin Paşa tekbir getirip hemen barçalar üzerine hücûm ile bir şedîd-i ateş ederek bir nicesini gark ile aralarından yol edüp düşmanın kadırgalarına geçmesi cümlesine fevka’l-âde bir havf ü haşin irâs etmeğin artık çekdirirleri duramayıp firâra yüz tuttuklarında darb-ı top ile barçaların kimisi gark ve kimisi rahne-dâr olmuş ve ahşam erişüp sular kararmış bulunduğundan

(43)

Anderya Dorya bu hâli görücek sakalın yolarak çekdirirlerin arkasına düşüp firâr eylemiş asâkir-i İslamiyye ta'kîb ile bir iki kadırgasını alıkomuş ve mahal-i cenkde batıp kalan barçalara dahi âdâ kendileri ateş urmağla sabaha kadar karşısında donanma­

yı ehl-i İslam bâd-i hevâ deryâ donanması etmiş idi.

Cengin ibtidâsı kuşluk vaktinde olarak gurûb-i şemsden sonralara kadar mümtedd olup ol vakte dek rû-yi deryâda böyle bir azîm ve garîp cenk vuku' mâlum değildir. Düşman donanması donanma-yı hümâyuna nisbetle çend-kat müzdâd ve bil­

cümle Avrupalular beyninde cesaret ve mehâreti müsellem olan Anderya Dorya kumandan iken donanma-yı İslamın böyle muzafferiyeti Hayreddin Paşa’nın ma'iyetindeki ümerânın muhârebât-i bahriyede mehâretleri ve asâkir-i (140) İslamiyyenin kemâl-i şecâatleri semere-yi hayriyesidir. Bu hezîmetin üzerine Anderya Dorya Korfu cezîresine ilticâ edüp Hayreddin Paşa dahi çend-rûz mürûrundan sonra Kefalonya adasını garet ettikden sonra Parga hisarını ihrâk edüp ândan Korfu boğazına geldiğinde bir azîm fırtına çıkmağla Avlonya’ya varup hava açılınca ânda ikamet ve ba'dehû mevsim-i şitâ erişmekle İstanbul’a avdet eylemişdir. Ancak ol fırtına esnasında Anderya Dorya, Nova31 kal'asını urub istilâ eylemiş olduğundan mevsim-i baharda Hayreddin Paşa yüz elli pâre gemi ile Akdeniz’e çıkup kal'a-i merkümeyi istihlâs etmişdir.

İşte bu hilâlde M ısır Em irü’l-ümerâsı Hadım Süleyman Paşa dahi H ind’e gitmişdir. Şöyle ki dokuz yüz tarihlerinde İspanyalular Amerikaya zafer-yâb oldukları gibi Portekizler dahi Ümid Burnu tarîkiyle Hind tarafına dolaşup bazı benâdir-i Hindî zabt eylediklerinden ol diyârın mülûki âciz kalarak Sultan Süleymandan istimdâd

Figure

Updating...

References

Related subjects :