YONTMATAŞ TEKNOLOJİDE FARKLI İŞLEM ZİNCİR MODELLERİ

146  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ARKEOLOJİ (TARİH ÖNCESİ ARKEOLOJİSİ) ANABİLİM DALI

YONTMATAŞ TEKNOLOJİDE FARKLI İŞLEM ZİNCİR MODELLERİ

Yüksek Lisans Tezi

Masumi UEHARA

Ankara-2017

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ARKEOLOJİ (TARİH ÖNCESİ ARKEOLOJİSİ) ANABİLİM DALI

YONTMATAŞ TEKNOLOJİDE FARKLI İŞLEM ZİNCİR MODELLERİ

Yüksek Lisans Tezi

Masumi UEHARA

Tez Danışmanı

Prof. Dr. Harun TAŞKIRAN

Ankara-2017

(3)
(4)
(5)

ÖNSÖZ

Günümüze kadar farklı disiplinlerde görülen teknolojik araştırmalar, başlangıçta birbirinden bağımsız olarak gelişmiş olmasına rağmen zamanla birbirine bağlanmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra teknolojiye dair farklı sorular ortaya atılmaya başlanmış ve bunların cevabı bulunmaya çalışılmıştır. Teknolojiye dair bu sorular hem dönemsel hem de disiplinlerarası farklılık göstermiştir.

Bu tez, genel hatlarıyla 19. yüzyıldan itibaren Avrupa’da sosyal bilimlerin gelişimi ile beraber ortaya çıkan teknoloji araştırmalarına odaklanmıştır. Tezin temelini Amerika ve Fransa’da gelişen yontmataş alet teknoloji ekolleri oluşturmakla birlikte, dünyanın farklı ülkelerindeki yontmataş teknolojisi araştırma örneklerine de yer verilmiştir. Tezin ana unsurunu ise, arkeolojik yontmataş işlem zinciri araştırma yöntemlerinin dönemsel ve ekoller arası karşılaştırması oluşturmaktadır.

Teknoloji araştırmalarının çok geniş bir alanı kapsaması sebebiyle bütün araştırmaları tek bir çerçeve içerisinde değerlendirmek zordur. Açık bir şekilde görülebileceği gibi arkeoloji, etnoloji, antropoloji ve felsefe gibi disiplinler teknoloji araştırmalarında birbirinden karşılıklı olarak beslenmişlerdir. Ancak bununla birlikte pozitif bilimlerin de teknolojik araştırmalara büyük katkısı olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Bu tez çalışması boyunca deneyimlerini ve yardımlarını benden esirgememiş olan danışmanım Prof. Dr. Harun Taşkıran’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca lisans eğitimimden itibaren dersleri ile arkeoloji bilimini sevmeme katkıda bulunmuş olan Prof. Dr. Metin Kartal’a ve yontmataş teknolojisi hakkındaki bilgileri ile yoluma ışık tutmuş olan Doç. Dr. Kadriye Özçelik’e teşekkürü bir borç bilirim.

Son olarak Annem, Babam ve Güneş ailesine desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Tezimin başlangıcından bugüne kadar tüm aşamalarında yanımda olan ve hertürlü desteği esirgemeyen nişanlım Ezel Güneş’e ne kadar teşekkür etsem azdır.

(6)

İÇİNDEKİLER

Sayfa No:

ÖNSÖZ ... iii

İÇİNDEKİLER ... iv

1. GİRİŞ ... 1

1.1. AMAÇ ... 3

2. TEKNİK VE TEKNOLOJİ... 4

3. ALET ... 10

4. ARKEOLOJİDE TEKNOLOJİ ARAŞTIRMALARININ TARİHİ ... 12

5. YONTMATAŞ ALETLERİN TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA TARİHİ ... 16

6. YONTMATAŞ ALETLERİN GELİŞİM TARİHİ ... 19

7. İŞLEM ZİNCİRİ MODELLERİ ... 32

7.1. CHAÎNE OPÉRATOİRE ... 32

7.1.1. Chaîne Opératoire Analiz Yöntemleri ... 36

7.1.2. Chaîne Opératoire Uygulama Örnekleri ... 43

7. 1.2.1. Yontucu Bireylerin Tanımlanması... 43

7.1.2.2. Bilgi Aktarımı ... 50

7.1.2.3. Cinsiyet ... 52

7.1.2.4. Toplumsal Pratik ... 53

7.2. REDÜKSİYON DİZİSİ (REDUCTION SEQUENCE) ... 56

7.2.1. Redüksiyon Dizisinin Chaîne Opératoire İle Benzerlikleri ... 69

7.3. TEKNOLOJİK ORGANİZASYON ... 70

8. BATI ASYA’DAKİ YONTMATAŞ ALETLER VE ALETLERİN TEKNOLOJİ ARAŞTIRMALARI ... 83

8.1. PALMİRA ... 83

(7)

8.2. QDEİR ... 85

8.3. DOUARA II MAĞARASI ... 86

8.4. GESHER BENOT YA’AQOV ... 87

8.5. NAHAL NİZZANA XIII ... 88

8.6. MUSULAR ... 89

8.7. KALETEPE ... 90

8.8. ÇAYÖNÜ ... 91

8.9. AŞIKLI HÖYÜK ... 92

8.10. YUMUKTEPE ... 93

8.11. ÖKÜZİNİ ... 94

9. ARKEOLOJİDE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMALARI DESTEKLEYEN YAN DALLAR ... 95

9.1. ETNOARKEOLOJİ... 95

9.2. ARA BAĞLAYICI KURAM (MIDDLE RANGE THEORY) ... 104

9.3. DAVRANIŞSAL ZİNCİRLER (BEHAVIORAL CHAINS) ... 106

9.3.1. Nesne Biyografisi (Life History) ... 111

10. DENEYSEL ARAŞTIRMALAR... 114

10.1. TÜMLEME ÇALIŞMALARI ... 114

10.2. REPLİKASYON ÇALIŞMALARI ... 115

11. SONUÇ ... 117

12. KAYNAKÇA ... 121

(8)

1. GİRİŞ

Teknik1 ve teknoloji2, insanlık tarihinin başlangıcıyla birlikte karşımıza çıkan kavramlardır. Bipedalizm neticesinde tekniği ve bu vesileyle teknolojiyi elde eden insanlık, insanlaşma sürecine girmiştir. Bu bağlamda tezimin konusu olan işlem zincirini anlamak için en temel ve önemli kavramlar olan tekniğin ve teknolojinin ne olduğuna ve nasıl geliştiğine bakmanın önemli olduğu kanaatindeyim.

Araştırmacıların, bir aletin üretimindeki teknolojik süreci tanımlamak için farklı terimler kullandıkları bilinmektedir: Chaîne opératoire 3 , work chain4 , operational sequence5, technical process6, technical structure7, filiere8, cheinement9. Bazı kısımları benzer bazı kısımları farklı olan bu tanımlamalarla aletlerin üretim sürecine dair bilgiler sunulmaktadır.

Chaîne opératoire, ilk olarak yontmataş aletlerin yontulma sürecindeki eylemsel seçimlerin dizisini ortaya çıkarmak amacıyla uygulanmıştır. Ancak daha sonra farklı malzemelerin üretim sürecininin anlaşılmasında da aynı yöntemin kullanıldığı görülmektedir.

Buna örnek olarak seramik üretimi10, boncuk üretim teknolojisi11, yerel

1 Teknik: (Yun. tekhne - kılgısal yapabilme gücü) 1. İnsanın, doğal güç ve gereçleri kendisi için yararlı kılma sanatı. 2.

Kuramsal bilginin karşısında bilimin uygulamaları, bilimsel bilgiye dayalı uygulamalar. (Günümüzdeki anlamı budur.) Bilimin amacının bilgi olmasına karşılık, tekniğin amacı ortaya bir şey koymadır, üretimdir. 3. Bir yapıt ortaya koyma, bir işi başarmada kullanılan yöntem, yol; yaratma biçimi (düşünme tekniği, çalışma tekniği vb.) (Felsefe Terimleri Sözlüğü, 1975).

2 Teknoloji, ‘İnsanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü’ olarak tanımlanmıştır. Bu kelimenin etimolojik kökeni ise ‘tekhne’ ve ‘logos’ tan oluşmaktadır. Tekhne, Heidegger’a göre ustalığa dair hareketler dışında ileri düzeyde olan sanata dair bir anlam içermektedir (Türk Dil Kurumu).

3 Leroi-Gourhan 2012

4 Creswell 1990

5 Perles 1992

6 Lemonnier 1992

7 Gilles 1978

8 Sigaut 1987

9 Martinelli 1988

10 Balfet 1991

11 White 1992

(9)

mimari12, tuz üretimi13 ve şarap üretiminde14 görülen işlem zinciri uygulamaları verilebilmektedir.

Bleed, ‘sequence models’ olarak tanımladığı ve dünyanın farklı yerlerinde uygulanan işlem zinciri modellerinin, gözlemleme yoluyla elde edilen bilgiyi düzenleme amacıyla arkeologlar tarafından kullanılan birim konseptleri, tiplendirmeler ve betimleyici kategorizasyonun tersine geçmiş sistemlerin işlemiyle ilgilendiğini ifade etmektedir. Bu modeller; arkeologların geliştirdiği yerleşim modelleri, mevsimsel dönüşümler, ticaret ağları vb. sistemler içerisindeki işlevsel ilişkileri inceleyen modeller ile farklılık göstermektedir. Bu modellerde genellikle zamanın akışı içerisinde yaşanan hareketlerin işlemleri anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Zaman içerisinde aletin biçimsel çeşitliliğinin değişimi gibi konularla da ilgilenilmeye başlanmıştır.15

Thomas ise arkeolojik analizlerde kullanılan metot ve teoriyi alt, orta ve üst ölçekli olmak üzere üç farklı safhaya ayırmıştır16. Bu anlayış, yontmataş aletlerin işlem zinciri araştırmalarında da uygulanması açısından önem arz etmektedir.

Alt ölçekli teoriler, saha çalışmalarında elde edilen gözlemleri içermektedir. Bu gözlemler ise ‘veri’ olarak tanımlamaktadır. Ölçüm tekniklerinin üretimi, aletlerin niteliksel incelemelerinden çıkan sonuçlar ve aletlerin istatistiksel betimleri, özellikleri ve çizimleri bu tür basımlarda görülmektedir.

Orta ölçekli teoriler, arkeolojik verilerin deneysel arkeoloji ve etnoarkeoloji gibi alanlardan faydalanarak insan davranışlarının örüntülerinin gözlemlenmesi

12 Lemonnier 1992

13 Lemonnier 1980

14 Guille-Escaret 1993

15 Bleed, 2001: 102

16 Thomas, 1997 ; Tostevin, 2011: 294

(10)

mümkün olmayan kavramlara dahil araştırmaları içermektedir.

Yüksek ölçekli teoriler ise insanların dünyayı görme biçimlerini yapılandırmaya dair kapsamlı bir çerçeve çizmeye çalışmaktadır. Genel teori olarak tanımlanabilecek yüksek ölçekli teoriler, sadece arkeoloji araştırmalarına özgün olmamakla birlikte insanın durumuna dair düşünsel sorular sormaktadır. Bazı genel teoriler tamamıyla bilimsel iken bazılarının bu şekilde olmadığı görülmektedir. Benzer şekilde birtakım genel teorilerde çevresel adaptasyonun kültürel nedenlerine vurgu yapılırken bazı teorilerde yapılmamaktadır.17

1.1. AMAÇ

Tezin amacı, dünyadaki farklı yontmataş işlem zinciri uygulamalarını incelemek ve bu araştırmaları Türkiye’deki araştırmalar ile karşılaştırmaktır. Bununla birlikte Türkiye’de yapılacak sonraki yontmataş teknoloji araştırmalarına katkı sağlayacak teorik ve metodolojik uygulamaların olabildiği ölçüde biraraya getirilmeye çalışılması da bu tezin amaçları arasındadır. Bunun için mümkün olduğu ölçüde farklı dillerdeki kaynaklar kullanılarak çeşitli örnekler toplanmaya çalışılmıştır.

17 Thomas, 1997

(11)

2. TEKNİK VE TEKNOLOJİ

Arkeolojik araştırmalarda teknik ve teknoloji terimleri sıklıkla kullanılmaktadır. Benzer şekilde antropoloji ve felsefe gibi alanlarda da bu terimlerle karşılaşılmaktadır.

Geçmiş dönemlere ait kalıntılar, yani arkeolojinin araştırdığı verilerin bütünü, maddi kültürün bir parçası olup teknik ürünlerdir. İnsanlığın evrimsel gelişiminin bir bölümü teknolojik araştırmalar üzerinden açıklanmaktadır. 19. Yüzyılın başlangıcından itibaren teknoloji araştırmaları, arkeolojinin önemli bir kısmını oluşturmuştur. Çoğu zaman teknik ve teknolojinin benzer anlamlara geldikleri düşünülse de aralarındaki farklılıklar çoğu araştırmacı tarafından dile getirilmiştir.

Sigaut, teknik ve teknoloji arasındaki kavramsal farktan bahseden araştırmacılardan biridir. Tekniğin, geleneksel el işine dair olduğunu, teknolojinin ise gelişmiş bir bilimsel teknolojiyi çağrıştırdığını ifade etmektedir. Tekniğin bilimi anlamına gelen teknoloji ve tekniğin ilişkisinin, dil bilimi ve dil, yaşayan varlık ve biyoloji, zihinsel aktivite ve psikoloji arasındaki ilişkiyle benzer olduğunu ifade etmiştir.18

Heidegger’e göre teknik, amaç için araçtır ve insanın bir etkinliğidir. Bu iki etmen de birbiriyle ilişki halindedir. Zira amaçlar koymak, bunlara ulaşmak için araçlar yapmak ve kullanmak, insani bir etkinliktir. Araç, aygıt ve makinelerin yapımı ve kullanımı, bu yapılmış olanların ve kullanılanların kendileri, bunların hizmet ettikleri gereksinimler ve amaçlar, tekniğin ne olduğuna ilişkindirler. Heidegger’e göre, bizzat tekniğin kendisi bir donanımdır.19

18 Sigaut, 1985: 122

19 Heidegger, 1998: 44

(12)

Durkheim’in öğrencisi olan Mauss için teknik, öğretilen, elde edilen ve aktarılan bir geleneğin parçası olmakla birlikte tamamıyla sosyal bir olgudur. Mauss bu düşüncesini şu şekilde ifade etmektedir: ‘eğer gelenek yoksa, hiçbir teknik ya da aktarım söz konusu değildir. İnsan, her şeyden önce kullandığı tekniklerin aktarılmasıyla ve bunların daha çok sözlü olarak aktarılmasıyla diğer hayvanlardan ayrılır’.20 Ayrıca tekniğin aletle birey arasındaki ilişkide aracılık görevi gördüğünü ve toplumsal ilişkiyi ürettiğini vurgulamaktadır. Bu açıdan bakıldığında teknik ve toplum arasında karşılıklı bağımlılık ilişkisi mevcuttur.21 Benzer şekilde Lemonnier, en doğal hareketlerimizin bile aslında her zaman ve her yerde kültürel ürünler olduğunu ifade etmektedir. Ona göre teknikler, sosyal bağların ve bilgi tiplerinin üretiminden sorumludur.22

Diğer taraftan Lemonnier, üretime dair teknolojiyi anlamak amacıyla yürüttüğü etnolojik araştırmalar aracılığıyla tekniğin birbiriyle bağlantılı 5 ana elementi bulunduğu fikrini ortaya koymuştur. Bunlar; madde (tekniğin uygulandığı materyal), enerji (objeleri hareket ettiren güçler ve maddenin değişimi), obje (üretilen alet), eylem (gesture) ve spesifik bilgidir. Burada belirtilen spesifik bilgi, beceriklilik veya teknik bilgiden oluşmaktadır. Bu spesifik bilgi, teknolojik eylemleri şekillendiren ve tüm imkanların ve seçimlerin birey veya toplum tarafından algılanmasının sonucunda ortaya çıkmaktadır. Lemonnier, bunun gibi ihtimalleri ve seçimleri sosyal temsiliyet olarak adlandırmıştır.23

Teknolojiyi veya teknolojik aktiviteyi şekillendiren sosyal temsiliyetler ise;

20 Mauss, 2006: 474

21 Schlanger, 2006: 18

22 Lemonnier, 2012: 1

23 Lemonnier, 1992: 5-6

(13)

1. Bulunan malzemeyi kullanmayı seçmek veya seçmemek

2. Önceden uygulanmış olan eylemlerin uygulanması veya uygulanmaması 3. Teknik sürecin seçilmesi ve ortaya çıkan sonucun kullanılması veya

kullanılmaması

4. Eylemin ne şekilde yapılacağına dair seçimlerden oluşmaktadır (örn. Odun kırma işinin kadının işi olduğuna dair fikirler).24

Bu sosyal temsiliyetler ise üç farklı iletişim türü sonucunda açığa çıkar:

1. Bilinçsizce edinilen zihinsel işlemler, dil yoluyla öğrenilmesi mümkün olmayan el ve parmak hareketleri ile ilgilidir.

2. Özel bilgi, betimlenebilen beceri bilgisiyle beraber otomatik olarak uygulanan veya betimlenmesi zor olan hissiyat, algı, ses, koku ve tat gibi hisleri kapsamaktadır.

3. Teknik eylemin direkt bilgisi, dil yoluyla betimlenebilen içeriklerdir.25 Bunun yanı sıra Lemonnier, tekniği anlamak için üç temel öğenin bulunduğunu belirtmektedir:

1. Beş farklı elementin bir teknik içerisinde ne şekilde birleştiğini anlamak.

2. Toplum içerisindeki teknolojilerin birbiri ile ne şekilde ilişkili olduğunun anlaşılması. Zira üretici bireyler, mekan, alet, hammadde, benzer eylemler dizisi veya teknolojik dizileri paylaşmaktadırlar. Örneğin, evin duvarını yapmak için gerekli teknik ve çit üretimindeki teknik birbiriyle ilişkilidir.

3. Teknolojinin daha geniş bir teknolojik sistemin içerisinde ne şekilde bütünleştiğini anlamak. Yani teknolojinin din, toplum vb. diğer kültürel

24 Lemmonier, 1992: 6

25 Lemmonier, 1992: 80-81

(14)

öğeler ile ilişkili olduğunun ve bunlarla bütünleştiğinin anlaşılması.26 Lemonnier’e benzer şekilde Nishiaki de yontmataş üretiminin topluluk içerisinde birikmiş olan bilgi ve belleğin kullanılması ile ortaya çıkması fikrine dayanarak, üretimde kullanılan herhangi bir teknik veya yöntemin sosyal yapı ile bağlantısız olamayacağını vurgulamıştır. Böylece teorik olarak kuşaklar veya topluluklar arasında iletilen mekanizmayı yeniden yapılandırmanın mümkün olduğunu iddia etmektedir.27

Bunların yanı sıra tekniğin ne olduğunu tanımlayan birçok farklı araştırmacı mevcuttur. İngold, tekniğin beceri ustalığını işaret ettiğini ve tekil bir insanın yeteneği (özne merkezli) olarak kabul etmemiz gerektiğini söylemektedir.28 Stiegler ise tekniğin deneyimin maddeselleşmesi, bilinç zamanının bilincin ötesinde mekânlaşması olduğunu dile getirmiştir29. Bunların dışında teknik, geleneksel, küçük çaplı, yetenekle ilgili ve sözsüz olan,30 mekanik, fiziki ve kimyasal etkiler yaratmak için kullanılan geleneksel hareketlerin bileşimi olarak da yorumlanmaktadır.31

Temel kavramların ikincisini oluşturan teknoloji, kültürel evrimin ana nedenini oluşturan motor olarak adlandırılabilmektedir.32 Audouze’a göre teknoloji, kültür ve doğa, toplum ve materyal arasında aracı görevi görmektedir. 33 Houdricourt teknolojiyi insan hareketlerini araştıran bir bilim olarak görmüştür.34 Dobres’ye göre teknoloji, materyal kültür üretimindeki ardışık fiziksel hareketler ve bu aktiviteleri

26 Lemmonier, 1992: 8-9

27 Nishiaki, 2005: 31

28 İngold, 2000: 315

29 Stiegler, 2012: 19

30 Schlanger, 2006: 2

31 Mauss, 2007: 149

32 Dobres, 2010 : 103

33 Audouze, 1999: 167

34 İnizan ve diğ., 2005: 8

(15)

yapılandıran soyut bilişsel çerçeveden oluşmaktadır.35 Batı dünyasının teknoloji algısı, ussallık (rasyonalite) ve nesnellik (objektivite) ile eş anlama gelmekte olup, doğa üzerinde kurulan ve gelişen hâkimiyeti göstermektedir. Dobres, bu terimin arkeolojik kullanımının, evrimsel olarak erilliğin (erkeğin) doğa üzerinde kurduğu sürekli kontrolü gösterdiğini belirtmektedir.36 Ingold ise mekanikleşen modern dünya eleştirisi olarak, fabrikasyonla beraber üretimin öznellik temelinden çıktığı ve bunun sonucunda da nesnelleştiği fikrini savunmaktadır. Bu bağlamda İngold, teknolojiyi genel yapı, objektif bilgi ve pratik uygulamalar olarak tanımlamakta ve özneyi merkezin dışında tutan bir yapı olduğu fikrini savunmaktadır.37 İleri seviyedeki teknoloji, modern, karışık, bilgi temelli ve objektiftir. 38 Bununla birlikte antropolojideki kullanımına göre teknoloji, toplum veya toplulukların maddi yaşamıyla ilişkili (avcılık, balıkçılık, tarım, yerleşim, konaklama vb.) faktörlerin stil araştırmasıdır. 39 Boëda ise teknolojinin eşzamanlı algısının zamansallık ve mekânsallık hakkında bilgi verdiğini düşünmektedir. Ona göre bu teknoloji anlayışı, her daim içsel (örn. gelenek) ve dışsal (örn. çevre) ortam ile bütünleşik ve her kültürel grubun zaman ve mekânsallığına özgü olması sebebiyle tarihsel değişkenlik içerisindedir.40

Genel olarak arkeolojide kullanılan teknoloji kavramı, prehistoryanın endüstri kavramıyla ilişkilendirilmektedir. Aydın’a göre ’üreten bir varlık olarak insanın yazı öncesi tarihini izleyebildiğimiz aletlere ilişkin tipolojiler bize yazı öncesi insanların maddi kültürü hakkında bilgi vermekte ve bu tipolojilerin belli bir teknolojiye işaret

35 Dobres, 2000 : 155

36 Dobres, 2000, Conneler 2008: 162

37 İngold, 2000: 311

38 Schlanger 2006 : 2

39 Mauss, 2007:24

40 Boëda ve diğ., 1990:43

(16)

ettiği düşünülmektedir. Dolayısıyla her bir tipolojik bütünlük, aynı zamanda ‘belli bir teknoloji’dir’.41

Sonuç olarak süreç içerisinde teknik ve teknolojiye dair farklı tanımlamalar ortaya çıkmış olduğu görülmektedir. Bazı araştırmacılar bu iki terim arasında farklılıklar olduğu düşüncesini savunurken diğerleri ise bu terimleri ayrım gözetmeksizin kullanmışlardır.

41 Aydın, 2003: 794

(17)

3. ALET

‘İnsanın sahip olduğu ilk ve en doğal nesne ve de teknik araç insanın bedenidir.’42

Homo faber, yani alet43 üreten insanla beraber toplumsal veya bireysel belleğin dışsallaştırılması aletler aracılığıyla sağlanmaya başlamıştır. Kapp,

‘organprojektion’ olarak tanımladığı kavramda aletlerin insanların organlarının, özellikle el ve ayaklarının bir uzantısı olarak ortaya çıktığını dile getirmiştir44. Buna benzer bir anlayış içinde aletin, Mcluhan, Miki ve Rothenberg gibi felsefeciler tarafından bireyin uzantısı / büyümesi (extension) olarak tanımlandığı görülmektedir.

Mauss’a göre alet üretimi, geleneksel aletin kullanımı veya vücudun hareketi temelinde sosyal olarak yapılanmaktadır.45 Diğer taraftan Leroi-Gourhan, aletin eylem olmadan var olamayacağını ve etkin hareketlerin dışsallaştırılmasındaki (exteriorisation) kanıt olduğunu belirtmektedir. Ona göre alet, cismin etkileşime girerek maddeleşmesi ve dönüşümü anlamına gelmektedir.46 İngold ise aletin, en genel anlamıyla olağan çevre koşullarında bireyin etkinlik alanını genişleten bir obje olduğunu düşünmektedir.47

Daha detaylı bir şekilde alet tanımlaması yapan Boëda’ya göre alet; aletin

42 Mauss, 2006:474

43 ‘Alet, endüstriyi teşkil eden unsurlardan birisidir. Prehistoryada alet, bir ya da birden fazla işlevi olan odun, kemik, taş, fildişi veya boynuzdan değişik yöntemlerle biçim verilerek imal edilmiş parça olarak tanımlanırken, antropolojide alet insanın iş yaparken doğal donanımının yetmediği noktada işin tamanen üreticisi olan, insan elinden çıkmış taşınır veya taşınmaz bütün mamul nesneleri kapsar. Bu tanıma bağlı olarak antropolojide ‘alet çantası kavramı ’geliştirilmiştir. Alet çantası, herhangi bir kültür çağını niteleyen aletlerden oluşur ve kültür tarihi boyunca alet çantasının değişimi gözle görünür biçimde izlenir. Bu süreçte en dikkat çekici gelişme ‘alet yapan aletler’in ortaya çıkmasıdır’ (Aydın, 2003: 28 ).

44 Kapp, 1877; Brey, 2000

45 Schlanger, 2006 : 18

46 Audouze, 2002: 187-188

47 İngold, 2000: 315

(18)

kendisi (artefact), kullanım şeması (schème d’utilisation) ve eylemde (action) kullanılan enerji (energie) olmak üzere üç farklı bileşenden oluşturmaktadır. Enerji, malzemeleri alete çevirirken, kullanım şeması etnolojik ve deneysel araştırmalar aracılığıyla ortaya çıkarılmaktadır.48

Aleti anlamak için kullanılan diğer bir yöntem ise kullanım izi analizidir. Bu yaklaşıma göre her alet kullanıcısının aletle işlevsel ve kültürel etkileşimi bulunmaktadır. Her aletin farklı kullanım şemalarına uydurulabilmesinin yanı sıra, aynı kullanım farklı aletler tarafından uygulanabilmektedir. Buna ek olarak aletin fonksiyonu zaman ile beraber değişebilmektedir.49

48 Frick ve Herkert, 2014: 134

49 Frick ve Herkert, 2014: 134

(19)

4. ARKEOLOJİDE TEKNOLOJİ ARAŞTIRMALARININ TARİHİ

Antropolog Sahlins50, antropolojide kullanılan teorileri iki farklı bilgi kuramı51 (epistemoloji) içerisinde değerlendirmiştir. Dobres ise bu yaklaşımı teknoloji ve arkeoloji araştırmalarına uygulamıştır. Ona göre 20. Yüzyıl arkeolojisindeki teknoloji araştırmaları genel hattıyla bu iki farklı epistemolojiye (practical reason ve cultural reason) dayanmakta ve ikisinden farklı sonuçlar amaçlanmaktadır.52

Bunlardan ilki olan pratik akıl (practical reason), zaman ve mekanın ötesinde yeni bir evrensel yasa koymayı amaçlamaktadır. Bu amacın gerçekleştirilmesi için temelde akılcılık ve faydacılıktan yararlanılmaktadır. İlk teknoloji araştırmalarının çoğu materyalist bir varoluşa sahip olup, sadece fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bir bilim anlayışını desteklemektedir. Binford’un teknolojiyi ve buna bağlı olarak kültürü ‘insanlığın beden dışı durumlara adaptasyonu’ şeklinde tanımlamış olması bunun önemli bir göstergesidir.53

Kültürel akıl (cultural reason) ise, daha çok özne merkezli olmakla birlikte sembolik yapının ve yerel tarihin inşası, fail vb. konular üzerinde durmaktadır.54

Dobres, Anglo-Amerikan ve Avrupa arkeolojisinde görülen teknolojik araştırmaları daha detaylı bir şekilde paradigmatik ve metodolojik olarak dört safhaya ayırmıştır:

1. Biçimsel periyod (1860-1960),

2. İşlevsel ve materyalist periyod (1960’lardan günümüze kadar),

50 Sahlins, 1976

51 Bilgi Kuramı: İnsanın ulaştığı bilginin niteliği, kaynakları ve doğruluğuyla ve daha geniş çerçevede, gerçekliğin doğası gibi konularla ilgilenen bir felsefe koludur (Gibbon, 2013: 38).

52 Dobres, 2010: 104

53 Dobres, 2010: 104-105

54 Dobres, 2010: 105-106

(20)

3. Sembolik ve yapısalcı yaklaşım (1970’lerin sonundan günümüze kadar), 4. Sosyal aktör ve fenomenoloji (1990’lardan günümüze kadar) 55

1. Biçimsel periyod

Bu dönemde araştırmacılar yaygın olarak teknolojik evrim sürecinin insanlığı karakterize ettiği görüşünü savunmuşlardır. Bu bağlamda endüstrileşmiş milletlerin kolonileştirilmiş diğer milletlerden farklılığı vurgulanmış ve bunun sonucunda teknoloji merkezli bir ayrım ortaya konmuştur. Böylelikle teknolojik olarak ileri olmayan toplulukları (Aborjinler, Amerika yerlileri vd.) ilkel olarak tanımlamışlardır.56

Buna ek olarak bu dönem araştırmacıları genellikle kültür tarihçisi olarak tanımlanmaktadır. Kültür tarihçiliğinde ise savunulan iki temel nokta bulunmaktadır.

Bunlardan ilki kültürlerin düzgüsel (normatif)57 olarak görülmesidir. Buna göre aletler kültürel düzgülerin (norm) bir ifade biçimidir. İkinci temel nokta ise bu düzgülerin kültürü tanımladığı fikridir. Bu yaklaşıma göre kültür, sadece kültürel yayılım yoluyla aktarılmaktadır. 58

Evrimselci ve kültür tarihçi araştırmacıların teknoloji hakkındaki benzer tanımları şu şekildedir:

1. Kültür, evrimsel safhaların teknolojik durumu ile tanımlanır.

2. Teknoloji, bir çok düzgüsel özellikleri kapsayan tekil kültür ile birleşir.

3. Teknolojik yenilik (inovasyon) ve bu yeniliğin yayılımı kültürel değişimin ana göstergesidir.

55 Dobres, 2009: 101

56 Dobres, 2009: 102-103

57 Normative: Fr. Normatif 1. fel. ve top. b. düzgüsel, 2. Düzgüsüz 1. Kurallarla, yasalarla ilgili olan, kural, yasa koyan. 2. Düzgüye uymayan, düzgüsü olmayan (Türk Dil Kurumu).

58 Johnson, 2010 : 17-19

(21)

Aynı dönemde arkeolojide görülen teknolojik araştırmalarda da benzer bir durum söz konusudur. Günümüze kadar arkeolojinin belkemiğini oluşturan morfolojik araştırmaların yanı sıra, teknoloji araştırmaları da temelini tipoloji ve form fetişizmi üzerine kurmuştur. Buna göre arkeolojide buluntular teknolojik safhalara göre ayrılmakta ve her bir safha alet formuna göre kategorize edilmektedir.

Taş aletlerin teknoloji araştırmalarında ise ilk olarak bu dönemde fosil direktör (fossiles directeurs)59 yaklaşımı kullanılmıştır.60

2. İşlevsel ve materyalist periyod (1960’lardan günümüze kadar)

Bu dönem araştırmacıları kültürü daha çok dıştan gelen uyarıcılara (çevre koşullları) adaptasyon süreci olarak tanımlamaktadır.61 Yani çevre koşullarının teknolojiyi ve teknik eylemleri belirlediği düşünülmektedir. Teknoloji araştırmalarında beklenen bilgi, araştırılan dönemin geçim ve ekonomik yönü ağırlıklı iken, teknolojinin değişimi ve dönüşümünün doğal çevrenin zamansal ve mekansal değişime adaptasyonu sonucu olduğu düşünülmektedir.62

Aynı dönemde Bordes ve Binford arasında yontmataş aletlerin işlevi ile ilgili bir tartışma olduğu görülmektedir.

3. Sembolik ve yapısalcı yaklaşım (1970’lerin sonundan günümüze kadar)

1970’lerden itibaren teknoloji araştırmalarında yeni bir yaklaşımın ortaya çıktığı görülmektedir. Bu yaklaşımda sosyokültürel antropoloji, sosyoloji ve teknoloji felsefesi gibi alanların etkisi olmuştur. Araştırmaların özünde aletlerin formunun,

59 Fosil direktör: Arkeolojik buluntuların morfolojisine göre buluntular kronolojik aletler olarak tanımlanır. Böylece arkeolojik buluntuların görece tarihlendirmesi yapılmaktadır.

60 Dobres, 2009: 103-104

61 Dobres, 2009: 106

62 Nishiaki, 2006: 326

(22)

nesne biyografisinin ve hammadde seçiminin, doğanın insan davranışları üzerindeki etkisi ve pratik ihtiyaçlarından ziyade kültürel nedenlere bağlı olduğu düşüncesi yatmaktadır.

4. Sosyal aktör (fail) ve fenomenoloji (1990’lardan günümüze kadar) Bu dönem araştırmaları daha çok bireyi merkeze almaktadır. Fenomenoloji;

bireyin kendi deneyimleri ve dünya algısından yola çıkarak geçmişi yorumlaması iken, sosyal aktör; bireyin çevresinde yer alan maddeler ve insanlar ile olan karşılıklı etkileşimden kaynaklı kültürel ve toplumsal yapının değişimi şeklinde tanımlanmaktadır. Ayrıca bu dönem araştırmalarında sosyolojiden de faydalanılmış olduğu görülmektedir. Mauss’un tanımladığı normatif bir habitus kavramını eleştiren Bordiue, var olan sistemin fail ve toplum arasındaki karşılıklı etkileşimi ile normatiflik özelliğinden kurtularak failin yapı üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur.

(23)

5. YONTMATAŞ ALETLERİN TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA TARİHİ

Yontmataş aletlerin teknolojik araştırmaları uzun yıllardır sürdürülmektedir.

Fransız araştırmacı François Jouannet’nin 19. yüzyılın ilk yarısında taş baltalar üzerinde yaptığı araştırmalar, yontmataş aletler üzerinde yapılan teknolojik araştırmaların öncülü niteliğindedir. Bir kısmı cilalı, bir kısmı ise yontulmuş halde bulunan taş baltalar üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda yontulmuş taş baltaların cilalı baltaların bitmemiş şekli olduğu sonucuna varmış ve bunların incelenmesiyle taş baltaların imalatı hakkında bilgi edinilebileceğini savunmuştur. Buna karşılık Casimir Picard, istatistiksel ve morfolojik nedenler ortaya koyarak yontulmuş baltaların ıskarta olmadığı, aksine işlevleri gereği bilinçli olarak bu şekilde bırakılmış ve yapımı tamamlanmış aletler olduğu fikrini savunmuştur.63

1870’li yıllarda J.A. Evans gibi araştırmacılar tarafından yongalama süreci;

yontmataş aletlerin gözlemlenmesi, etnografik bilgiler ve deneysel yongalama yöntemleri kullanılarak çekirdeğin hazırlanması, yongalanması ve düzeltilenmesi olmak üzere üç safhaya ayrılmıştır. Bunun yanı sıra sert vurgaç ile doğrudan vurgu, geyik boynuzu ile dolaylı vurgu veya baskı tekniklerinin uygulandığı bilinmektedir.64 Benzer dönemlerde A.B.D’de Holmes’un yontmataş aletlerin teknolojik araştırmaları da karşımız çıkmaktadır.

İlk olarak yontmataş aletin üretim zincirinin bütünü, prehistoryenler tarafından modern tüfektaşı65(gunflint) üreticilerinin gözlemlenmesi yoluyla ortaya konmuştur.

63 Schlanger, 2013 : 160

64 Pelegrin, 2015:261

65 Türkçeye “tüfektaşı”olarak çevrilmiştir. (2017, Mart Prof.Dr.Metin Kartal ile kişisel görüşme.)

(24)

Fransa Meusnes veya İngiltere Suffolk’da bulunan Brandon’daki gunflint üreticilerinin tüm işlem zinciri gözlemlenmiştir. Burada çakmaktaşı yumruların yongalandığı ve çıkarım yüzü, vurma yüzü içeren çekirdeklerin hazırlandığı, dilgilerin yongalandığı belgelenmiştir. Bunun yanı sıra doğrudan vurma tekniği ile ilgili bilgiler edinilmiştir. İspanyolca yazılmış olan kodeks’in içerisine çizilmiş olan Astekalıların baskı tekniği ile obsidiyen çıkarımı, Crabtree66 ve Clark’ın67 deneysel araştırmaları ile kanıtlanmıştır.68

Resim1. İngiltere, Brandon’da gunflint üretimi (Rainbird 1935, s.39)

66 Crabtree, 1968

67 Clark, 1982

68 Pelegrin, 2015:261

(25)

Şekil 1. Bıçak üreticisi prizmatik dilgiler üretirken. (Tudela ve Nunez 1977; Clark 1982, s.

362)

(26)

6. YONTMATAŞ ALETLERİN GELİŞİM TARİHİ

Leroi-Gourhan, teknolojinin evrimini eylemlerin zincirinin çoğalmasıyla açıklamaya çalışmıştır. Ona göre insanlığın evrim süreciyle beraber eylemlerin zinciri de uzamıştır. Bunun neticesinde tek bir eylem türü ile yongalamanın mümkün olduğu Oldowan tip aletlerden, iki farklı eylem türünü gerektiren Acheulean tip aletlere, Acheulean tip aletlerden Orta Paleolitik dönem levallois tekniğinde uygulanan ve 6 farklı safhadan oluşan karmaşık eylem zincirine kadar çeşitlilik gösteren aletler görülmeye başlanmıştır. Bunun yanı sıra Alt Paleolitik dönemden Orta Paleolitik döneme geçiş evresinde yontmataş aletlerin boyutlarının küçüldüğü görülmektedir. İki yüzeyli büyük boyutlu aletler, Mousterien tip yongalara dönüşmüş ve daha sonra bu aletler Üst Paleolitik dönemde dilgi halini almıştır. Bu dilgiler Mezolitik dönemde mikrolit olarak karşımıza çıkmaktadır.69

Buradan da anlaşılacağı üzere hammaddenin kullanımındaki evrim ile beraber malzeme daha verimli bir şekilde kullanılmaya başlamıştır. Örnek vermek gerekirse çekirdek alet üretiminden çekirdekten yonga çıkarılarak elde edilen yonga alet üretimine geçiş bize bunu göstermektedir.

Gourhan, eylemlerin ve aletlerin çeşitlenmesini ve gelişimini;

1. Chopper’dan iki yüzeyli aletlere, 2. İki yüzeyli aletlerden Levallois uçlara,

3. Levallois uçlardan mikrolitlere olmak üzere üç farklı gruplandırma içerisinde açıklamıştır.

69 Leroi-Gourhan, 2012: 383

(27)

Tablo 1. Paleolitiğin farklı dönemlerinde 1 kg çakmaktaşından elde edilen keskin kenarların uzunluğunu gösteren tablo. (Leroi-Gourhan 2012, s.229)

1. Chopper’dan iki yüzeyli alete: Chopper’larda yumruya dikey olarak uygulanan darbe ile keskin kenar oluşturulur. 1 kg hammaddeden elde edilen tüm ürünlerde Bu keskin kenar yaklaşık 60 cm uzunluğundadır. Acheulean dönemin başından itibaren ise teğetsel yöndeki vuruşlar sayesinde daha uzun keskin kenarlı (120 cm) iki yüzeyli aletler üretilmiştir.70

70 Leroi-Gourhan, 2012: 229

(28)

2. İki yüzeyli aletlerden Levallois uçlara: Bu dönemde iki yüzeyli aletler, yonga alet üretmek için kullanılan çekirdek halini almaktadır. Yani çekirdek aletten çekirdek halini almıştır. İki yüzeyli aletler zamanla önceden tasarlanmış yongaların üretilmesine uygun çekirdek halini almıştır. Biçimlendirilmiş çekirdekler sayesinde, yumurta biçimli, ince uzun biçimli, üçgen biçimli gibi 4 farklı tipte yongalar üretilmiştir. Aynı hacimdeki hammaddeden üretilen iki yüzeyli aletlere göre levallois yöntemi 3 kat daha fazla keskin kenar sağlamaktadır.

3. Levallois uçlardan mikrolitlere: Mousterien dönem insanı, üretime başlamadan önce tasarlanan yongaları elde etmek amacıyla çekirdeği biçimlendirerek tüm insanlık tarihi içerisinde en önemli teknolojik devrimi gerçekleştirmiştir. Vurma açısının değişimi ve çekirdeğin yüzeyinin uzaması neticesinde ince ve uzun dilgiler üretilmeye başlanmıştır. Üst Paleolitik dönemde dilgiler farklı şekildeki aletler ile birlikte kullanılmıştır. Yongalar ise her açıdan değerlendirilmiş ve G.Ö.25.000 (Gravetien) ‘de döküntü parçalar azalmıştır. Magdalenien (G.Ö. 12.000)’de ise 2-3 kg’lık malzemeden yüzlerce alet yapılabilmektedir. Magdalenien’den Mezolitik döneme geçiş süreci boyunca mikrolit kullanımı çoğalmıştır. Bu da teknik süreç içerisine yeni bir özellik katmıştır. Çekirdekten yongalanan dilgi, geometrik mikrolit üretimi için malzeme haline gelmiştir.71

Leroi Gourhan, insanlığın evrim süreciyle birlikte teknolojinin de tersilenemez (tek yönlü) şekilde ilerleyen bir işlem zinciri oluşturduğunu belirtmiştir. Tezinin temelini, yontmataş aletlerin şeklinin değişimi üzerine yapılandırmak yerine, yontmataş aletlerin üretiminde uygulanan eylemlerin sürecine odaklanmıştır. Ayrıca evrimin devamlılığı ile beraber ortaya konulan teknolojinin, kümülatif (birikerek

71 Leroi-Gourhan, 2012: 230

(29)

artan) olarak yeni teknolojilerin eklenmesiyle paralel bir gelişim gösterdiği düşüncesini savunmuştur. 72 Homo habilis’ten Neanderthal’lere kadar devamlı bir biyolojik evrimin yanı sıra Yontuk Çakıl kültüründen Mousterien dönem yontmataş aletlerine doğru bir gelişim olduğu da görülmektedir.73 Yontmataş alet üretiminde gereken eylemlerin kümülatifliğinin, yontmataş alet üretim teknolojisinin evrimiyle bağlantılı olduğu düşünülürse‚ ‘homo faber (alet üreten insan)’ ve ‘homo sapiens (düşünebilen insan)’ arasında yapılan ayrımın da aşılması gerektiği anlaşılmaktadır.74

Leroi-Gourhan’ın ortaya koyduğu bu evrimselci yaklaşım birçok bilişsel araştırmanın önünü açmıştır.

İlk taş alet üretmiş olabilecek en eski insanlık, Etiyopya’da bulunmuş olan Australopithecus garhi olup, günümüzden 2.5 milyon yıl öncesine tarihlendirilmektedir. Beyin kapasitesi 450 cc olan insan kalıntısının yanında bulunan hayvan kemiğinde taş ile yapılmış olması muhtemel izler bulunmuştur. İnsan soyunun atası olan Homo habilis ise günümüzden 2 – 1.6 milyon yıl önce görülmeye başlanmıştır. Tanzanya, Olduwai Vadisi’nde ortaya çıkarılan çok sayıdaki hayvan kemiğinin üzerinde etobur hayvanların diş izine rastlanmıştır. Bu kemikler daha sonra taş alet ile yapıldığı düşünülen izler taşımaktadır. Buna dayanarak 1.8 milyon yıl önce Homo habilis türünün, etoburların artık olarak bıraktıkları kemikleri, taş aletler ile kırarak içlerindeki ilikleri yedikleri anlaşılmıştır. Bu örneğin de gösterdiği gibi taş alet üretimi ile beraber beyin kapasitesinin geliştiği anlaşılmaktadır.75

Bu dönemde hammadde olarak genellikle çakmaktaşı, kuars ve kuarsit

72 Takakura, 2014 : 48

73 Leroi-Gourhan, 2012: 145

74 Schlanger, 2004 ; Takakura, 2014: 48

75 Takeoka, 2013: 1

(30)

kullanılmıştır. Üzerinden bir veya birkaç yonganın çıkartılmasıyla elde edilen satır veya kıyıcılar ve biçimlendirme sırasında koparılan kaba yongalar alet çantasını oluşturmaktadır.76 En erken yontmataş alet üreten Homo habilis türünün konkoidal kırık (çıtlak) tekniğini kullandığı anlaşılmaktadır. İki elin dinamik bir şekilde kullanılmasıyla uygulanan ve düzgün vuruşlardan oluşan bu tekniğin, ilk olarak Etiyopya Gona’da 2.6 milyon yıl önce uygulandığı görülmektedir. 77 Bu da şempanzelerin fındık kırmak için taşı kullanmaları veya Bonoboların taşı kırmak için yere vurmaları (split-breaking tekniği ) ile farklılık göstermektedir. 2.3 milyon yıl öncesinde vurma düzleminin oluşturulması ve düzeltilmesi, yontan bireyin spontane olarak yongalama işlemini gerçekleştirmediğine dair kanıt olmakta ve daha sonraki yongalama için uygun bir düzlemin oluşturulduğunu göstermektedir.78 Pelegrin’in deyimiyle bu dönemde ‘teknik bilinç’ oluşmaya başlamıştır. 79

2.6 milyon yıl öncesinden 0.9 milyon yıl öncesine kadar olan zaman çizelgesi içerisinde 2 farklı yontma tekniği ortaya çıkmıştır. Bunlar sert vurgaç ile doğrudan vurma tekniği ve taş örs üzerinde yapılan doğrudan vurma tekniğidir. Orta Pleistosen (0.9 milyon yıl öncesinden sonra) döneminde ise yeni bir teknik olarak yumuşak vurgaç ile doğrudan vurma tekniği ortaya çıkmıştır.80

İki yüzünden işlenmiş aletler zaman içerisinde giderek daha ince ve simetrik bir biçim kazanmıştır. Yonga üzerine yapılan aletlerde zamanla çeşitlenmiştir.81 Bunun yanı sıra çekirdekte görülen vurma düzlemi ve işlenen yüz arasında oluşan ayrımdan dolayı yontma işlemi sırasında orta ölçekli hedeflerin konulduğu

76 Arsebük, 1999: 37

77 Pelegrin, 2005: 30

78 Pelegrin, 2005: 30

79 Pelegrin, 2009 : 100

80 Roche, 2005: 37

81 Yalçınkaya, 2009: 4

(31)

düşünülmektedir. 82 Bu evrede görülen teknik aktiviteler, raslantısal düzeltiler, organize çıkarımlar ve basit yongalamalar içermektedir.83

1.8 milyon yıl öncesinde Afrika kıtasında Homo erectus ortaya çıkmış ve dünya’nın diğer bölgelerine yayılım göstermiştir. Bu türün G.Ö.220.000 yıl öncesine kadar var olduğu düşünülmektdir. Homo erectus’un önemli bir örneği olan ve Kenya’da bulunan ve 1.53 milyon yıl önceye tarihlendirilen Turkana çocuğunun beyin hacminin 880cc, boyunun 160 cm. ve 9 yaşında olduğu anlaşılmıştır. Ancak spinal kanalı ince olduğundan dolayı nefes kontrol sistemin zayıf olduğu ve buna bağlı olarak konuşamadığı düşünülmektedir. El baltası ve nacak gibi yeni aletler üreten erectus, et yiyiciliğine başlamış ve Avrupa ile Asya’ya göç etmiştir.84

Homo habilis hammadde olarak kullandığı taşı sol eliyle sabitleyerek sağ elindeki vurgaçla bir kaç kez vurarak alet üretebilmektedir. Buna karşılık Homo erectus’un üretmeye başladığı el baltaları oval bir şekle sahip olup, iki yüzeyden işlenmiştir. Bu aletin üretiminde üreticinin sol eliyle tuttuğu hammaddeyi ön-arka-ön- arka şeklinde ve hammadenin sağ kısmı – sol kısmı – sağ kısmı – sol kısmı şeklinde çevirerek aleti üretmesi gerekmektedir.85 Bu örnekten de açıkça anlaşılabileceği gibi eylemsel süreç çeşitlilik kazanmaya başlamıştır.

82 Takakura, 2014 : 50

83 Roche, 2005: 37

84 Takeoka, 2013: 3-4

85 Takeoka, 2013: 3-4

(32)

Tablo 2. Büyük boy aletlerinin gelişimini gösteren şema (Takeoka 2013, s. 2)

Homo erectus gibi paleohomininler, yontmataş üretiminde motor becerilerin yanı sıra tüm yontma sürecinin zihinsel şablonuna da sahiplerdi. Böylece çekirdeğin kısıtlamaları -teknik olarak mümkün olan- ve çekirdek üzerindeki arzulanan form arasındaki eylemleri uzlaşmaktaydı.86

Geç Acheulean evrede iki yüzeyin işlenmesi, ince ve simetrik el baltalarının üretiminde, kaba yongalama evresi ve aletin inceltilme evresi arasında aletlerin muhafaza yöntemi ve güç uygulama yöntemleri farklılık göstermektedir. Buna bağlı olarak alet üretim sürecindeki hiyerarşi, daha karmaşık bir hal almaya başlamıştır.87 Bunun gibi yontmataş alet üretiminde görülen hiyerarşideki karmaşıklık, Leroi Gourhan’ın algıladığı şekilde teknolojinin aşamalılığını göstermektedir.88

86 Pelegrin, 2005: 30-31

87 Stout ve Chaminade, 2009; Stout, 2011: 1055

88 Takakura, 2014: 50

(33)

Geç Acheulean’den itibaren yontmataş alet üretiminde yontucu birey tarafından eylem zincirinin bilinçli uygulanması sonucunda amaçlanan üründe belli bir standart görülmektedir. Amaçlanan ürünün üretiminde, işlemlerin önceden bilinçli olarak konumlandırılarak organize edildiği ve standart olarak nitelendirilen alet üretiminin gerçekleştirildiği araştırmacılar tarafından düşünülmüştür.89

Ancak bunun aksine bazı araştırmacılar tarafından el baltası üretim sürecinde ortaya çıkan yongaların kullanıldığı ve kullanımı mümkün olan yongaların yongalanma süreci içerisinde el baltasının ortaya çıkmış olduğu fikri savunulmaktadır.90

Texier ve Roche, Kenya İsenya’da ele geçen Orta Pleistosen’e (G.Ö. 700.000- 650.000) tarihlendirilen el baltaları ve nacakların işlem zincirine dair teknolojik araştırmalar yürütmüştür. Araştırma sonucunda el baltalarındaki öntasarımın (predetermination) tercihen uygulandığı görülmektedir.91 Bu el baltalarının formunun devamlı, düzenli ve simetrik olduğu görülmektedir. Bu durum ise üreten bireyin zihinsel bir şablona sahip olduğunu göstermektedir.92

600.000 yıl önce Homo erectusun bir evrim modeli olan Homo heidelbergensis, aynı şekilde Afrika’da ortaya çıkmış, Avrupa ve Asya’ya yayılım göstermiştir. Beyin hacmi 1200 cc dir. Bu türle birlikte üretilen aletlerin kalitesi daha da artmakla beraber farklı formlarda aletler de üretilmeye başlamıştır. El baltaları işlenme alanı aletin tüm yüzünü kaplayacak şekilde yapılmış ve oval, armut biçimli, badem biçimli ve daire biçiminde üretilmişlerdir. Bu el baltalarını üretmek için bazı durumlarda 100 den fazla vurma işleminin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunun gibi 10-20 cm’lik badem

89 Pelegrin 2005, Takakura, 2014: 50

90 Davidson 2002, 2010, Takakura, 2014 : 51

91 Texier ve Roche, 1995: 404-405

92 Pelegrin, 2009: 100

(34)

şeklindeki bir el baltasını üretmek için sol elde bulunan malzemenin istenildiği gibi hareket ettirilmesi gerekmektedir. Malzemeye eğim kazandırmak için dirsek ekleminin hareketi, malzemeyi yatay olarak hareket ettirmek için ise bileğin hareketi gerekmektedir. Bunun yanı sıra kesitin dışbükey olduğu iki yüzeyden işlenmiş alet üretiminde her bir vuruştan sonra malzemenin ters çevrilmesi gerekmektedir.93

Şekil 2. Dirsek ve bilek hareketine göre malzemenin konumlandırılmasını gösteren şema (Takeoka 2013, s. 5)

93 Takeoka, 2013: 8

(35)

Şekil 3. El içerisinde malzemelerin çevrilmesini gösteren şema (Takeoka 2013, s. 5)

İncelikle işlenmiş yontmataş aletler üretmeye başlayan Homo heidelbergensisler’in minimum 300,000 yıl öncesinde el içerisinde taşları çevirebildikleri düşünülmektedir. Ancak uzunluğu birkaç cm olan daha küçük örnekleri parmak ucunda çevirebilme yetisi yüz binlerce yıl sonra kazanılmıştır.94 Örneğin Homo sapiensler’in başparmak ve diğer dört parmağın organize kullanımı sayesinde sağ elini kullanmadan sol el ile malzemeyi çevirebildikleri bilinmektedir.95

94 Takeoka, 2013: 4

95 Takeoka, 2013: 4

(36)

Şekil 4. Parmak ucuyla malzemenin çevrilmesini gösteren şema (Takeoka 2013, s.6)

İnsanlığın evrim süreci içerisinde yaklaşık 220.000-35.000 yıl öncesine tarihlendirilen ve özellikle Avrupa ve Yakındoğu’da görülen Neanderthaller, 96 genellikle levallois tekniği ile ilişkilendirilmektedir. Bu teknik, Alt Paleolitik’in son evresi ve Orta Paleolitik evresinde sıklıkla görülmektedir. Yalçınkaya’ya göre levallois tekniği, özelleşmiş bir yonga üretim tekniğidir. Bu teknik, yontulmadan önce şekli çekirdek üzerinde tasarlanmış olan yonga, dilgi ve uçların üretilmesinde kullanılmıştır.97

Bu dönemde görülen yontma işlemleri kuralsız ve belirsiz bir şekilde yürütülmediği gibi tamamen mekanik bir işlem de değildir. Üretim esnasında standart bir zihinsel şablon üzerinden yola çıkan birey, malzemenin durumuna göre işlem sürecini belirlemekteydi. Yontma işlemi, yontulan malzemenin şekline göre belirlenmiş yontma kuralları (yontma noktası, açısı, sırası ve sayısı) kullanılarak gerçekleştirilmiştir.98

Bradley’in (1975) replikasyon çalışmaları, levallois tekniğininin redüksiyon dizisini anlamak için yapılan ilk araştırmalar arasında yer almaktadır. Daha sonrasında Boeda, levallois tekniğinde tasarlama fikrinin bulunduğunu dile getirmiştir.

Çekirdeğin hazırlanmış üst yüzeyinden bir adet levallois yonga elde yöntemi (methode

96 Arsebük, 1999: 39

97 Yalçınkaya, 2009: 7

98 Schlanger, 1996: 232

(37)

lineale) ile çekirdeğin hazırlanmış üst yüzeyinden bir seri levallois yonga elde etme yöntemini ayırmıştır. Bunun gibi yongalamalar önceden tasarlanmasının yanı sıra daha sonraki yongalamayı da tasarlamaktadır.99 Bunun aksine Dibble (1989) levallois tekniğini boyutu ve şekli önceden tasarlanmış tek bir yonganın çıkarılmasından ziyade, tek bir çekirdekten bir çok yonganın çıkarımına dair bir yöntem olarak tanımlamıştır.

Bu fikrini çıkarılan yongaların boyutu ve şekillerinin tutarlılık göstermesine dayandırmıştır. 100

Takeoka ise, farklı hominidlerin yontmataş alet üretiminde gösterdiği işlem zincirlerini şu şekilde tanımlamıştır:

Homo habilis (1): Vurgaç ile yumruya vurularak büyük boyutlu aletler üretmişlerdir. Bu işlem sırasında çıkan yongalardan küçük boyutlu aletler üretilmiştir.

1.8 milyon yıl öncesinden itibaren büyük boyutlu aletler ile küçük boyutlu aletler arasında ayrım yapılmaya başlanmıştır. Bu seviyede aletlerin kesin bir şablon üzerinden üretilmediği anlaşılmaktadır.101

Homo erectus (2): Büyük boyutlu alet üretimi olan üretim süreci A ve küçük boyutlu alet üretimi olan üretim süreci B olarak ayrılmaktadır. Bu her iki boyuttaki aletler de kendi içerisinde birkaç alt sınıfa ayrılmaktadır. Tüm yüzeyi yongalanmış küçük boyutlu aletler çoğalmaya başlamıştır. Bu aletlerin şekli yumrunun şekli ile farklılık göstermektedir.102

Homo erectus ve Homo heidelbergensis (3): Büyük boyutlu aletlerde yumrudan çıkarılmış büyük boyutlu yongaların taşımalık olarak kullanılmış olması

99 Boëda ve diğ., 1990; Van Peer, 1992: 6

100 Dibble 1989; Van Peer, 1992: 6

101 Takeoka, 2013: 7

102 Takeoka, 2013: 7

(38)

neticesinde aletler, yumrunun şeklinden bağımsızlaşmaya başlamıştır.

Homo heidelbergensis (4): Yumrunun kabuğu soyularak disk biçimli çekirdekler hazırlanmış ve buradan çıkarılan yongalar taşımalık olarak kullanılarak birkaç çeşit küçük boyutlu alet üretilmiştir.103

Sonuç olarak yontmataş aletlerin şeklinin daha incelikli olması ile birlikte aletlerin sınıflandırılmaya başlandığı ve üretim zincirlerinin de daha karmaşık bir hal aldığı anlaşılmaktadır.

Şekil 5. Yontmataş aletlerin işlem zinciri (Takeoka 2013, s. 7)

103 Takeoka, 2013: 8

(39)

7. İŞLEM ZİNCİRİ MODELLERİ

7.1. CHAÎNE OPÉRATOİRE

Chaîne opératoire veya operational sequence olarak adlandırılan bu yöntemin ortaya çıkması ve gelişmesinde Fransız teknoloji okulu önemli bir rol oynamıştır. Bu geleneğin kökeni Marcel Mauss’un 1930’lu yıllardaki derslerine dayanmaktadır.

1940-60’lı yıllarda Andre Leroi-Gourhan tarafından yürütülen çalışmalar, günümüzde Lemonnier ve Creswell gibi araştırmacılar tarafından yürütülmektedir.104 Teknoloji okulunun yanı sıra Fransa’daki arkeolojik araştırmalar ise Bordes’in yürüttüğü tipolojik araştırmalarla tanınmaktadır. Daha sonra Tixier 1979 yılında teknoloji araştırmalarına yönelmiş, 1980’li yıllarda ise Pelegrin ve Boeda gibi araştırmacılar katılmıştır.105

İki Fransız geleneğinin kesişmesi chaîne opératoire’ın ortaya çıkması ve gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu geleneklerden ilki Mauss ve Leroi- Gourhan gibi antropologların insan davranışını bilişsel olarak incelemesi, ikincisi ise Bordes ve Tixier gibi Fransız arkeologların uyguladığı replikasyon çalışmalarıdır.106

Chaîne opératoire yöntemi, alet üretim örüntüleri ve insanların spesifik davranışlarını açıklamak için kullanılmıştır. İngilizce kaynaklar ise chaîne opératoire’ın odak noktasının, teknolojik işlemlerle ilişkilendirilen bilişsel davranışlar olduğunu dile getirirler.107

104 Totstevin, 2012: 42

105 Oba, 2015: 101

106 Bleed, 2001: 105

107 Bleed, 2001:105

(40)

Sellet’e göre chaîne opératoire, yerleşimin teknolojik sisteminin organizasyonunu yeniden yapılandırmak için kullanılan teknolojik bir yaklaşımdır.108 Perles ise daha kesin bir tanımla chaîne opératoire’ı ihtiyacı sağlamak için (hemen veya daha sonrası için) birbirini takip eden zihinsel işlemler ve teknik eylemler (gesture) zinciri olarak tanımlar. Ona göre chaîne opératoire, hammaddenin geçtiği bütün kültürel dönüşümü tanımlama ve anlamayı amaçlamaktadır.109

Benzer şekilde Algül üretim zincirini ‘herhangi bir teknolojik sistemin planlanmasının hammadde seçiminden, yongalanmasına, alet olarak kullanılmasına ve kullanım dışı bırakılmasına kadar olan tüm aşamalarının anlaşılmasına yönelik yaklaşımdır. Diğer bir deyişle, yürürlükte olan bir projedeki ihtiyacı karşılamak için gerçekleştirilen düşünsel planlama ve teknik davranışlar silsilesi’ şeklinde tanımlamaktadır.110 Schlanger ise chaîne opératoire’ın kültürel ürünlere işaret ettiği fikrini savunmuştur. Ona göre ‘Doğal bir şekilde bulunan hammaddelerin seçilmesi, biçimlendirilmesi ve kullanılabilir kültürel ürünlere işaret eder. Çok belirgin bir örnek vermek gerekirse, bir kayaçtan bir çakmaktaşı yumrusu çıkarmak, inceledikten sonra götürüp yontmak ve bunu, et kesmekte kullanmak üzere bir el baltası haline getirmek böyle bir işlemler dizisi oluşturmaktadır ’.111

Martinon-Torres’e göre chaîne opératoire, bulgusal olarak ayrılmış doğa, stil, kültür ve toplum gibi alanlar arasında hareket etmemize olanak sağlayan esnek bir yapı oluşturulmasına yardımcı olmaktadır. Bu esneklik ise interdisipliner bir araştırma yöntemini olanaklı kılmaktadır.112

108 Sellet, 1993: 106

109 Perles, 1987: 23; Sellet, 1993: 106

110 Algül, 2008: 18

111 Schlanger, 2004: 159

112 Martinon-Torres, 2002: 38

(41)

Yamanaka ve Oba’ya göre chaîne opératoire, bir teori veya yorum değil, malzemeleri algılama yöntemidir. Buna örnek olarak bir evi soyan hırsızın olay yerinde bıraktığı izlerden yola çıkarak hırsızın hareketlerinin yeniden yapılandırma süreci gösterilmiştir. Bırakılan izler üzerinden insan hareketlerinin yeniden yapılandırılmasında bu hareketleri yapılandıran kişinin algı seviyesine, yani deneyimine göre yapılandırma değişim göstermektedir.113

Ancak işlem zincirinin tek amacı analiz edilen madde (taş ve seramik) nin üretim ve kullanımındaki eylemler dizisinin yeniden oluşturulmasından ibaret değildir.

Bunun yanı sıra uygulanan eylemin sosyal ve kültürel bağlamına da odaklanılması gerekmektedir.114

Bleed, zincirleme modellerini oluştururken erek bilimsel115 (teleolojik) ve evrimsel (evolutionary) model olmak üzere iki farklı yaklaşımın bulunduğuna değinmiştir. Erek bilimsel model, zihinsel olarak önceden belirlenmiş bir hedef doğrultusunda eylemlerin gerçekleştiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım linear bir süreci gösterirken ideal örüntülerin oluşturulmasına ve kültür sisteminin emik araştırmalarına olanak sağlamaktadır. Evrimsel model ise durumsal olarak teknik işlemlerin belirlendiği bir süreçtir. Daha çok eylemlerin bağlamı ve dallanma seçeneklerinin dallantı örüntüleri üzerinde durmaktadır. Ayrıca evrimsel yaklaşım etik116 davranışları anlamamızda yardımcı olmaktadır.117 Bu bağlamda evrimselci yaklaşımı benimsemiş olan araştırmacı Bar-Yosef, teknolojik sistemin durumsal çeşitliliğine vurgu yapmaktadır. En azından Alt ve Orta Paleolitik dönem için emik bir yaklaşımın çok

113 Oba, 2015: 102

114 Nishiaki, 2006 : 325

115 Erek: Gerçekleştirmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, maksat, hedef (Türk Dil Kurumu).

116 Emik ve etik: Kültürel ifadeleri yerli kültürün bakış açısıyla (emik) veya gözlemcinin kültürel bakış açısıyla (etik) anlama çabasına ayırt etme amacıyla kullanılan terimlerdir. (Emiroğlu, 2003: 260-261)

117 Bleed, 2001: 120-121

(42)

mümkün olmadığını dile getirmektedir. Ona göre, bu dönemler hakkında çok fazla bilginin bulunmaması (insanların dönemsel hareketleri, avlanma stratejileri, paleodemografisi, yayılım mekanimaları ve yontmataş aletlerin sosya bağlamı vb.), antropolojik ve etnolojik araştırmalarının uygulamalarına zorluk çıkartmaktadır. 118

Chaîne opératoire’ın sosyal boyutlu araştırmaları Karlin ve Julien (1994) tarafından tekno-psikolojik ve tekno-sosyolojik araştımalar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bahsedilen tekno-psikolojik araştırmalar daha çok teknolojinin bilişsel yönüne odaklanmaktadır. Arkeolojik olarak bu araştırmalar daha çok tümleme ve deneysel yongalama çalışmaları üzerinden oluşturulmaktadır. Buna örnek olarak Schlanger’ın araştırması bilinmektedir. Hollanda’da yer alan Maastricht-Belvedere yerleşiminden ele geçen malzemeler incelenerek Neanderthallerin bilişsel becerileri araştırılmıştır. İki farklı levallois yöntemi dizisinden yola çıkarak hammaddenin üretim sürecinin, tek bir doğrultuda değil, esnek ve yaratıcı bir şekilde uygulandığı belirtilmiştir.119

Tekno-sosyolojik araştımalar ise teknolojinin paleo-etnografisine odaklanmaktadır. Bu da teknolojinin gündelik hayat içerisindeki rolünü anlamaya yöneliktir. Yontma işlemlerinin yapıldığı yerlerin tespiti ve aletlerin yerleşim içerisinde ne şekilde kullanıldığı araştırma konularını oluşturmaktadır.120

Belirtilmesi gereken önemli noktalardan bir diğeri ise chaîne opératoire’ın, nesne biyografisi ile karıştırıldığı gerçeğidir. Burada belirtilen kavramlar daha çok alet veya materyallerin fenomeni ile ilgili bir konudur. Chaîne opératoire ise bir materyalin üretim zinciri veya yaşam biyografisi içerisinde insanların eylemsel zincirini veya

118 Bar-Yosef ve Van Peer, 2009 : 117

119 Schlanger 1996 : 232

120 Karlin ve Julien, 1994; Conneler, 2011

(43)

sürecini ortaya koymaya yöneliktir. Yani, sadece materyalin üretim zincirinin veya nesne biyografisinin ortaya konulması, materyalin chaîne opératoire’ının ortaya konulduğu anlamına gelmemektedir. Bunun anlaşılması ise malzemenin ne şekilde kavrandığı, ne şekilde güç uygulandığı gibi birçok farklı faktöre bağlıdır.121

Bleed’e göre Fransız ekolünün ortaya koyduğu chaîne opératoire’ın üç farklı önemi vardır:

1. Farklı görünen aletler arasındaki ilişkiyi göstermesi ve betimleyici tipolojiyi aşmaya çalışmasıdır.

2. Hem kuramsal hem de pratik tartışmalarda konu olmasıdır.

3. Materyal sistemin düşünsel kısmına da vurgu yapmasıdır.122

Sonuç olarak, işlem zinciri modellemeleri tekil aletlerin yakın incelemelerine olanak sağlamasının yanı sıra alet topluluğunun bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu yöntem, deneysel ve replikatif çalışmalar ile beraber uygulanabilmektedir.123

7.1.1. Chaîne Opératoire Analiz Yöntemleri

Teknoloji araştırmaları sadece aletin üretim sürecini değil, üretim sürecindeki eylemleri de içerir. Arkeolojik malzemeden yola çıkarak eylemlerin yeniden canlandırılması için belli başlı bir metodolojik çerçeve gerekmektedir. Mauss bu metodolojik çerçeveyi bedensel jestlerin sosyal yönüne ağırlık vererek değerlendirirken, Leroi-Gourhan biyolojik ve doğa tarihi (natural history) açıdan yorumlamaktadır.124

121 Oba, 2015: 102

122 Bleed, 2001:108

123 Bleed, 2001: 114

124 Schlanger, 1994: 144-145

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :