11-12 yaş grubu çocuklarına 8 haftalık bilateral antrenman programının öğrenme transferi ve öğrenme transferi kalıcılığı üzerine etkileri

129  Download (0)

Tam metin

(1)

TÜRKĠYE CUMHURĠYETĠ MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ

11-12 YAġ GRUBU ÇOCUKLARINA 8 HAFTALIK BĠLATERAL FUTBOL ANTRENMAN PROGRAMININ

ÖĞRENME TRANSFERĠ VE ÖĞRENME TRANSFERĠ KALICILIĞI ÜZERĠNE ETKĠLERĠ

HASAN YORULMAZ DOKTORA TEZĠ

BEDEN EĞĠTĠMĠ VE SPOR ANABĠLĠM DALI

DANIġMAN Doç. Dr. N.Güven ERDĠL

ĠSTANBUL-2011

1883

(2)
(3)

BEYAN

Bu tez çalıĢmasının kendi çalıĢmam olduğunu, tezin planlanmasından yazımına kadar bütün aĢamalarda etik dıĢı davranıĢımın olmadığını, bu tezdeki bütün bilgileri akademik ve etik kurallar içinde elde ettiğimi, bu tez çalıĢmasıyla elde edilmeyen bütün bilgi ve yorumlara kaynak gösterdiğimi ve bu kaynakları da kaynaklar listesine aldığımı, yine bu tezin çalıĢılması ve yazımı sırasında patent ve telif haklarını ihlal edici bir davranıĢımın olmadığı beyan ederim.

05.11.2011 Hasan YORULMAZ

(4)

I. TEġEKKÜR

ÇalıĢmam sırasında değerli katkılarını esirgemeyen, aĢağıda adı geçen kiĢi ve kuruluĢlara içtenlikle teĢekkür ederim.

Değerli hocam Doç.Dr. N. Güven ERDĠL, araĢtırma süresince ilgi, destek ve yardımlarını esirgememiĢ, araĢtırma konusunun oluĢturulması, yönlendirilmesi ve gerçekleĢmesi aĢamasında değerli zamanını ayırmıĢ ve yapıcı eleĢtirileriyle çalıĢmaya yön vermiĢtir.

Tez izleme komitesi üyeleri Sayın Prof. Dr. Salih PINAR ve Sayın Prof. Dr.

Yavuz TAġKIRAN‟a tezimin olgunlaĢmasında yaptıkları katkılarla destek olmuĢlardır.

Sayın Prof. Dr. Birol ÇOTUK, doktora programım süresince değerli bilgi ve yardımlarını esirgememiĢtir.

Sayın Gökhan ILGAZ, istatistiksel analizlerin her aĢamasında yardımları, değerli katkı ve yönlendirmeleri olmuĢtur.

Sevgili öğrenciler, bu çalıĢmaya gönüllü olarak katılmıĢ, her türlü hava Ģartlarında istekle çalıĢmıĢ ve ölçümlere katılmıĢlardır.

Sevgili annem Elif GÜNDOĞDU, hayatımın her döneminde olduğu gibi doktora programı süresince manevi desteğini daima yanımda hissettim.

Hasan YORULMAZ

(5)

II. ĠÇĠNDEKĠLER

I) TEġEKKÜR……….……...…...I II) ĠÇĠNDEKĠLER………..………...….II i)Kısaltmalar ve simgeler listesi….………...……...IV ii)ġekiller listesi...…………...………...V iii)Tablolar listesi…...…………..………...……...VI iv)Grafikler listesi..………..………...…..………. VII

1. ÖZET………...………..…...….1

2. SUMMARY………..……....2

3. GĠRĠġ VE AMAÇ………..…………..3

4. GENEL BĠLGĠLER……….………...6

4.1. Genel Kavramlar………...….6

4.2. Beynin Anatomik Yapısı ve ĠĢlevi………...8

4.2.1. Serebral Korteks………...9

4.2.2. Beyin Lobları………...………....10

4.2.3. Sağ ve Sol Hemisfer………...………...11

4.2.4. Korpus Kallosum………...……….….14

4.3. Hemisferler Arası ĠletiĢim………...………16

4.3.1. Hemisfer Asimetrisi………...16

4.3.2. Serebral Yanlılık………...18

4.3.3. Hemisfer Eğilimi……….19

4.3.4.Yan Tercihi (Sağlaklık-Solaklık)………..20

4.3.5. ÇaprazlanmıĢ ve ÇaprazlanmamıĢ Yan Tercihi………...22

4.4. Serebral Lateralizasyon ………..23

4.4.1. Sporda Lateralizasyon ve Etkileri……….……..…24

4.4.2. Çocuklarda Sportif Temel Teknik Eğitimi ve Öğretimi………….26

4.4.3.Futbolda Lateralizasyon ve Etkileri……….…30

4.5. Bilateral Transfer ve Antrenman Teknikleri………32

5. GEREÇ VE YÖNTEM…………..…...………35

6. BULGULAR………..………... 45

7. TARTIġMA VE SONUÇ……….………58

8. KAYNAKLAR………..………....77

(6)

9. EKLER……….……….86 10. ÖZGEÇMĠġ……….………...118

(7)

KISALTMALAR VE SĠMGELER LĠSTESĠ

ark : ArkadaĢları KK : Korpus kallosum dk : Dakika

m : Metre Max. : Maksimum

MSS : Merkezi Sinir Sistemi N : Denek Sayısı

Örn. : Örneğin

r : Korelasyon Değeri SD : Standat Sapma SH : Standart Hata sn : Saniye

SPSS : Statistical Package For The Social Sciences (Ġstatistik Paket Programı) vb : ve bunun gibi

: Aritmetik Ortalama

YWATA : YenilenmiĢ Ayak Tercihi Anketi

(8)

ġEKĠLLER LĠSTESĠ

ġekil 1: Sinir hücresinin yapısı………..……...9

ġekil 2: Beyin bazı alanlarının Ģematik gösterimi………..……10

ġekil 3: Beynin ortasının görünüĢü………..………..11

ġekil 4: Beyin yarıkürelerinin motor ve duysal alanlarının ellerle yaptığı çapraz bağlantılar………..………..………. 12

ġekil 5: Korpus kallosum ve kommissürler………..………..14

ġekil 6a: Korpus kallosum‟un görünümü………..……….…15

ġekil 6b: Yukarıda: sol hemisferin lateral görünümü, AĢağıda: sol hemisferin orta saggital görünümü………..………..15

ġekil 7: Hemisferik asimetri………..……….18

ġekil 8: Serebral lateralizasyonun ayrıĢma yönleri………..………..24

ġekil 9: Ayaklılığın ayrıĢması………..………..25

ġekil 10: Slalom parkuru………..……….……….39

ġekil 11: Duvar pası test istasyonu………...………..40

ġekil 12: Çift ayak top sektirme istasyonu………..………...41

ġekil 13: Hedefe isabetli vuruĢ test istasyonu………..………..42

(9)

TABLOLAR LĠSTESĠ

Tablo 1: Çocuğun solak olma olasılığı………...…....….…….21 Tablo 2: Öğrencilerin boy ve kilo ortalamaları ve standart sapmaları……….……44 Tablo 3: YenilenmiĢ Waterloo ayak tercihi dağılımı anketi sonuçları…...……....45 Tablo 4: AraĢtırmaya katılan grupların bağımsız gruplar (ĠliĢkisiz Örneklemler) T testi sonuçları ………...……….….…………46 Tablo 5: AraĢtırmaya katılan grupların ön ölçüm değerleri ve tek yönlü

varyans analizi sonuçları…...……...…...……….………..………46 Tablo 6: Duvar pası ön test, ara test, son test ve kalıcılık test vuruĢ ortalamaları ve standart sapmaları ………..…...………47 Tablo 7: Duvar pası ön test, ara test, son test ve kalıcılık test vuruĢ ortalamalarının ANOVA sonuçları……...….……….………48 Tablo 8: Slalom ön test, ara test, son test ve kalıcılık test süre ortalamaları ve standart sapmaları ……….……...……...……..……….………...50 Tablo 9: Slalom ön test, ara test, son test ve kalıcılık test süre ortalamalarının ANOVA sonuçları ………...………….…………..………..50 Tablo 10: Top sektirme ön test, ara test, son test ve kalıcılık test vuruĢ ortalamaları

ve standart sapmaları………..………..……….53 Tablo 11: Top sektirme ön test, ara test, son test ve kalıcılık test vuruĢ

ortalamalarının ANOVA sonuçları ………..………53 Tablo 12: Hedefe isabetli vuruĢ ön test, ara test, son test ve kalıcılık test ortalamaları ve standart sapmaları………..………...56 Tablo 13: Hedefe isabetli vuruĢ ön test, ara test, son test ve kalıcılık test

ortalamalarının ANOVA sonuçları………..……….56

(10)

GRAFĠKLER LĠSTESĠ

Grafik 1: Gruplarının duvar pası vuruĢ ortalamalarına ait ön test, ara test,

son test ve kalıcılık test sonuçlarının karĢılaĢtırılması………...49 Grafik 2: Gruplarının slalom süre ortalamalarına ait ön test, ara test,

son test ve kalıcılık test sonuçlarının karĢılaĢtırılması………..…………52 Grafik 3: Gruplarının çift ayak top sektirme vuruĢ ortalamalarına ait ön test,

ara test, son test ve kalıcılık test sonuçlarının karĢılaĢtırılması……..…..55 Grafik 4: Gruplarının hedefe isabetli vuruĢ ortalamalarına ait ön test, ara test, son test ve kalıcılık test sonuçlarının karĢılaĢtırılması……..………57

(11)

1. ÖZET

Futbolcuların dominant ve resesif ayaklarını üst düzeyde kullanabilmesi kendilerine önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu özel duruma bağlı olarak futbolda alt ekstremite bilateral beceri antrenmanlarının önemi artmıĢ ve futbolcuların her iki ayağını olabildiğince iyi kullanabilmesi bir zorunluluk halini almıĢtır.

Bu kapsamda yapılan çalıĢmaya, Edirne ilinde daha önce herhangi bir futbol kulübünde futbol eğitimi almamıĢ 40 kız ve 40 erkek öğrenci katılmıĢtır. ÇalıĢmanın amacı, unilateral (tek taraflı) futbol antrenman programları ile son yıllarda üzerinde farklı araĢtırmalar yapılan bilateral (iki taraflı) antrenman programları arasında, antrenmanlar sonrasında kazanılan futbol becerilerinin öğrenme transferi ve öğrenme transferi kalıcılığı üzerine etkilerini incelemektir.

ÇalıĢmada öğrencilerin ayak tercihi eğilimlerini değerlendirmek için YenilenmiĢ Waterloo Ayak Tercihi Anketi kullanılmıĢtır. Sekiz haftalık farklı futbol temel teknik antrenman programlarına katılan üç deney ve bir kontrol grubu duvar pası, top sürme, top sektirme ve hedefe isabetli Ģut değerleri karĢılaĢtırılmıĢtır.

Antrenmanlar sonrası ön test-son test ve son test-kalıcılık test değerleri karĢılaĢtırıldığında; duvar pası, top sektirme ve top sürme değerlerinde anlamlı fark bulunmuĢtur (p<0.05). Grupların duvar pası, top sürme ve hedefe isabetli vuruĢ kalıcılık değerleri karĢılaĢtırıldığında ise anlamlı fark bulunmamıĢtır (p>0.05).

Elde edilen veriler sonucunda, 11-12 yaĢ grubu çocuklara futbol eğitimi verilmesi için planlanan antrenmanlar öncesi yapılan bilimsel testler aynı yöntemlerle iki ay süren antrenmanlar sonrasında tekrar uygulanmıĢ ve antrenmanların; kontrol ve denek grubu öğrencilerinin geliĢim puanları kendi aralarında karĢılaĢtırıldığında verilen futbol teknik eğitiminin, öğrencilerin teknik geliĢim sürecine olumlu yönde katkı sağladığı ve bu katkı sonucunda meydana gelen geliĢimin kalıcı olduğu kabul edilebilir.

Anahtar Kelimeler: Futbol, lateralite, ayak tercihi, bilateral transfer, beceri antrenmanı

(12)

2. SUMMARY

EFFECT OF 8 WEEKS BILATERAL FOOTBALL TRAINING PROGRAM FOR 11-12 AGE GROUP CHILDREN OVER LEARNING TRANSFER AND

PERMANENCY OF THE LEARNING TRANSFER

Using the dominant and recessive feet very well provides important advantages for the football players while playing football. Because of this; the importance of bilateral skill trainings for lower extremity in football has increased and footballers‟

using both of their feet very well has become necessary for them.

40 girls and 40 boys who have never involved in a football club exercise in Edirne have joined our exercise. The purpose of our project is to investigate the effects of the football skills which are gained after trainings between unilateral football training programmes and bilateral training programmes.

A Renewed Waterloo Foot Preference Survey has been used to evaluate the students‟ tendency on foot preference. Three students from experimental group and one student from control group have joined the basic technical training programmes and their values of wall pass, dribbling, keepie uppie, shot on target have been compared.

After the trainings, when pre test – post test and post test permanency values were compared a significant difference was found between wall pass, cannon- ricochet and dribbling values (p<0.05). No significant difference was found when wall pass, dribbling and well directed shot to the target permanency values were compared (p>0.05).

As a result of data obtained, scientific tests performed before the trainings planned to give football education to 11-12 age group children were repeated after trainings continued for two months; and when development scores of control and subject group students were compared with each other, it may be accepted that the football technique training is given has provided a positive contribution to technical development process of the students and the development occurred is permanent as a result of this contribution.

Key words: Football, laterality, foot preference, bilateral transfer, skill training

(13)

3. GĠRĠġ VE AMAÇ

Günümüzün en popüler sporu olan futbola ilginin büyük olması spor bilimciler tarafından bu spor disiplini hakkında birçok çalıĢma yapılmasına neden olmuĢtur.

Futbol altyapı çalıĢmalarının en önemli görevleri seçilen yetenekli sporcuların futbol temel tekniklerinde bilgi, beceri, tutum ve değerleri kazandırarak ileride iyi bir futbolcu olmalarını sağlamaktır. Ülkemizde futbol öğretiminde pek çok eksiklik göze çarpmaktadır. Bu eksikliklerin en önemlilerinden biri çocuklara yaĢ gruplarına göre çoklu zekâ geliĢimi konusunda yetersiz bilgiye sahip kiĢiler tarafından alt yapı eğitimi verilmesidir. Bu kiĢiler tüm öğrencilerin aynı öğrenme süreçleri ve biçemlerini kullandıklarını varsayarak antrenman programını bütün öğrenciler için aynı Ģekilde uygulamaktadır. Oysa ki eğitimde her öğrenci farklıdır ve farklı öğrenme biçemlerini kullanarak öğrenir.

Tomlinson‟a (2000‟den aktaran Cengiz 2008) göre öğrenim etkinliklerinin, bireyin ilgi ve ihtiyaçlarına göre tasarlanması, bireyin kendine özgü geliĢim özelliklerinin dikkate alınması ve öğrencinin özel ilgi alanlarını ve gereksinimlerini karĢılayabilmesi gerekmektedir. Bunun için öğretmenlerin, öğrencilerin geliĢim özelliklerini ve öğrenmenin nasıl gerçekleĢtiğini bilmeleri son derece önem taĢır. Bu amaçla bireysel farklılıklar, öğrenme ve öğretme sürecinde önem kazanmaktadır. Bu bağlamda bir spor tekniğini öğretirken öğrenciler arasında bireysel öğrenme farklılıkları olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Dünyamızın en karmaĢık ve komplike yapılarından biri olan beynin iki hemisferi anatomik yapıları ve fonksiyonları bakımından asimetrik bir organizasyon göstermektedir. Ġnsan beyni sağ ve sol hemisfer olarak ikiye ayrılmıĢtır. Bu hemisferler farklı türde bilgileri iĢlemekle birlikte karĢılıklı bir uyum içerisinde iĢlevlerini yerine getirmektedir. Sol hemisfer vücudun sağ yarısını ve sağ hemisfer ise sol yarısını kontrol etmektedir. Her bir hemisfer farklı fonksiyonların merkezi olmasına rağmen belli fonksiyonlar sırasında beynin birçok bölgesi aynı anda koordinasyon içinde çalıĢmaktadır.

Gülpınar‟a (2007) göre genelde hemisfer eğilimleri, daha özelde sağ ve sol serebral yarıkürelere atfedilen iĢlemleme biçimleri ve kendi kendine düzenleme dikkate alındığında, modern eğitim sisteminin “sol serebral yarıkürenin baskın olduğu eğitim pratiği”nin, farklı niteliklere sahip öğrencilere uygun öğrenme ortamı

(14)

oluĢturmak için yeterli olmadığı görülmektedir. Üstelik böyle bir öğrenme ortamı, farklı hemisfer eğilimlerine sahip öğrenciler için yeterince kuĢatıcı olmadığı gibi özellikle sağ hemisfer eğilimli öğrencilerle yıkıcı çatıĢmaların yaĢanmasına neden olabilmektedir. Daha uygun ve kuĢatıcı öğretim ortamları için, bir taraftan öğrencilerin hemisfer eğilimleri gözetilirken, aynı zamanda her bir serebral yarıküreye atfedilen iki ana yolun birbirini tamamlayacak Ģekilde kullanılması önemlidir.

Ġki hemisfer korpus kallosum adı verilen kalın bir sinir bağıyla birbirine bağlıdır.

Korpus kallosum, iki yarı küreyi sayısız birleĢtirici nöron ağları ile bağlayarak bir köprü görevini üstlenmektedir. Bu Ģekilde bir hemisferin yaptığından diğer hemisfer anında haberdar olur. Bilimsel çalıĢmalar kondisyonel ve koordinatif becerilerin bir hemisferden diğerine öğrenme transferi yoluyla geçtiğini bildirilmektedir. Bu bilgiler dahilinde iki hemisferin fizyolojik bir bütünlük sergilediği görülmektedir.

Teknik öğretimde iki taraflı (bilateral) antrenman yöntemlerinin kullanılması baĢarı, verim ve kalıcılık özelliklerinin geliĢtirilmesi için önemli bir gerekliliktir. Bu gereklilik iki taraflı (bilateral) teknik öğretimin en etkili Ģekilde uygulanıp, baĢarıya ulaĢılması gereksinimini doğurmaktadır. Sunulan çalıĢmada da Kasap‟ında (1999) belittiği gibi iki tarafın geliĢmesinin avantaj sağladığı spor dallarında bilateral teknik öğretiminin önem kazandığı sonucu ortaya çıkmıĢtır.

Futbolcuların dominant ve resesif ayak teknik beceri düzeylerinin üst düzeyde olması ve her iki ayağını olabildiğince mükemmel kullanabilmesi çok önemli bir avantajdır. Futbol temel teknik öğretimini beynin iĢleyiĢ ilkelerine uygun düzenlenmesini öngören bilateral beceri antrenmanları geleneksel antrenman yöntemlerinin sınırlılıklarını aĢma ve olumsuzluklarını gidermede etkili olabilir.

Gür, Kutlu ve Karadağ (2007) genç futbolcular üzerinde yapmıĢ oldukları bir çalıĢmada günümüz futbolcularının mevki farkı olmaksızın yüksek bir futbol teknik becerisine sahip olması gerektiğini belirtmiĢlerdir. Her iki ayağını en iyi Ģekilde kullanabilen futbolcuların günümüzde tercih edildiğini ve bu nedenle tüm futbolcuların mevki fark etmeksizin futbol temel tekniklerini her iki ayakları ile mümkün olduğunca iyi öğrenerek mükemmel hale getirilmesinin bir zorunluluk olduğunu rapor etmiĢlerdir.

(15)

ÇalıĢmamızın evreni 2010-2011 öğretim yılında Edirne ilinde 2000 doğumlu 80 gönüllü öğrenci (40 erkek, 40 kız) oluĢturmaktadır. 8 haftalık çalıĢma süresinde unilateral (tek taraflı), bilateral (iki taraflı) ve çift kale maç futbol antrenman programları kullanılarak bu öğrenci gruplarının temel futbol tekniklerini öğrenme ve öğrenme transferinin öğrenme kalıcılığına etkileri karĢılaĢtırılmıĢtır.

Spor bilimcilerin geleneksel unilateral antrenman yöntemleri karĢısında bilateral öğretimin etkililiğini araĢtırmaya yönelik yeni yöntem ve yaklaĢımların etkililiğini sınayan araĢtırmalar yapması son derece önemlidir. Bu bağlamda, araĢtırmanın alt ekstremitede konu ile literatürde eksikliği hissedilen her iki ekstremite kullanımının eĢit oranda önemli olduğu spor dallarında öğrencilerin teknik öğrenimine katkı sağlayacağı, sporcuların temel teknik beceri ve tekniklerinin kalıcılığını artıracağı umulmaktadır.

(16)

4. GENEL BĠLGĠLER

4.1. Genel Kavramlar

Gallahue (1982‟den aktaran Özer ve Özer 2007) motor terimini tanımlarken;

„„Hareketi etkileyen yaĢ, cinsiyet gibi biyolojik ve kuvvet, denge, esneklik, hız, dayanıklılık gibi mekanik faktörlerin önemini belirtmek için kullanılan motor terimi çoğu zaman psikomotor, algısal motor, duyumotor, motor öğrenme, motor kontrol ve motor geliĢim terimlerinde olduğu gibi, bazı terimlere eklenerek kullanılır‟‟ Ģeklinde tanımlamıĢtır. Beden eğitimcilerin motor terimini özellikle motor süreçler üzerine odaklaĢarak ön ek olarak kullandıklarını, bunun yanında psikolog ve eğitimcilerin ise psikomotor, algısal ve duyu motor terimlerinde olduğu gibi son ek olarak kullanmaya eğilim gösterdiklerini belirtmiĢtir.

Kasap (1999) öğrenmeyi tanımlarken, bireyde davranıĢ değiĢikliğinin oluĢma süreci olduğunu belirtmiĢtir. DavranıĢın değiĢmesi bireyin sözü edilen davranımını, bir öğrenme süreci içinde yeni bir biçime sokması, farklılaĢtırması ya da artık eski davrandığı gibi değil, öğrenme sürecinde edindiği yeni davranım biçimini bilebilmesi, gerektiğinde ya da tümüyle artık onu yaĢamının değiĢmez bir uygulaması haline getirme sürecidir.

Ġnsanın öğrenme süreci biliĢsel, duyuĢsal ve psikomotor alanlardan oluĢmaktadır. Kasap‟a göre (1999), öğrenmenin bu değiĢik boyutlardaki oluĢumunun birbirinden bağımsız değildir. Kendisine göre her boyutun az ya da çok diğeri ile iliĢkisi bulunur. Hatta bir öğrenme sürecinde bu üç alandaki geliĢme, öğrenmenin de geliĢme miktarı olarak ifade edilir.

Kasap (1991), öğrenme Ģeklini belirleyen durumları beĢ ana baĢlık altında incelenebileceğini, bu teorilerin futbol öğreniminde yaygın olarak kullanılmakta olduğunu belirtmektedir. Bunlar;

a- Klasik ġartlanma (ġartlı Refleks) b- Operant ġartlanma (Tesadüfi) c- BiliĢsel Öğrenme

d- Motorik Öğrenme e- Vegetatif Öğrenme.

(17)

Klasik Ģartlanmaya örnek olarak müsabaka anında hakemin düdük çalması ile birlikte sporcuların durması gösterilebilir. Bu sporcuların daha önceden düdük sesine karĢı Ģartlanma eğitimi aldıklarının bir göstergesidir.

Futboldaki taktik bir davranıĢı sporcunun, antrenmanlar sırasında antrenörün o pozisyonda iken gösterdiği tepkiye uygun olarak, oyun içinde doğru davranıĢı seçmesi operant Ģartlanmaya örnek olarak gösterilebilir.

BiliĢsel öğrenmeye örnek sportif bir etkinliğin teorik anlatımı, yapılacak etkinliğin gösterilmesi ve benzeri bilgi edinme yollarıyla tekniklerin ve taktiklerin öğrenilmesi ve zihinde yorumlanması gösterilebilir.

Antrenman yapan sporcuların vücut fonksiyonlarının verimli hale gelmesi, öğrenme yoluyla sinir sisteminin sporcunun kontrolüne girmesi vegetativ öğrenmeye örnek olarak gösterilebilir (Kasap 1991).

Arık (1998) motorik öğrenmeyi, „„Psikolog ve fizyologlara göre bazı etkinliklerin sinir sistemi tarafından alınıp, sinir sistemi yoluyla merkezi sinir sistemine yollanıp burada değerlendirilmesi yapıldıktan sonra cevabın gerekli kaslara iletilmesi ve kasların yerine getirmesidir‟‟ Ģeklinde tanımlamıĢtır. Sportif etkinliklerin öğrenilmesinin en büyük bölümünü kapsayan motorik öğrenmede esas olan bir etkinliğin nasıl yapılacağının öğrenilmesidir.

Gallahue (1982‟den aktaran Özer ve Özer 2007) beceri terimini tanımlarken;

“Bir konu hakkında deneyimli olunduğunu ve düzgün bir hareketin yapıldığını ifade eder. Böyle bir eylem, öğrenmeyi gerektirir. Örneğin, yürüme ve koĢma bir yetiĢkin için değil, ancak 18 aylık bir çocuk için becerili bir harekettir. Böylece, motor beceri, deneyim ve öğrenmenin etkisi ile doğru olarak yapılan bir ya da bir grup hareket olarak tanımlanmaktadır” Ģeklinde ifade etmektedir.

Rink (1985‟den aktaran Kasap 1999) organdan organa veya bilateral transferi, vücudun bir tarafındaki organdan diğer tarafındaki organa öğrenilniĢliğinin transferi olarak tanımlanmaktadır.

Kasap (1999) eğitsel anlamda transfer kavramını tanımlarken, aktarma, geçiĢim ve intikal sözcüklerinin karĢılığı olarak kullanmıĢtır. Kendisine göre eğitsel transferin anlamı daha yoğun ve dinamik bir ortamdan, daha az yoğun ve durağan ortamlara doğru, bilgi ve beceri aktarımıdır.

(18)

4.2. Beynin Anatomik Yapısı ve ĠĢlevi

Bu bölümde konuya genel bir çerçeve oluĢturmak için beynin yapısı ve beyin yapılarının iĢlevleri konu edilecektir. Bu bölüm aynı zamanda bize beynin iĢlevsel organizasyonu ve hemisfer eğilimi hakkında bilgiler verecektir.

Manter (1987) insan beynini ve iĢlevini tanımlarken „„Beyin merkezi sinir sisteminin ana parçası olup vücudun iç ve dıĢ faktörlerle değiĢen iç ortamının normal sınırlar içerisinde sürdürülmesini sağlar. Bu kontrolü, iç ve dıĢ faktörlerle ilgili duyuların alınması, uygun cevabın oluĢturulması ve hedef organların bu iĢlevler için gerekli faaliyetlerini düzenleyerek gerçekleĢtirir‟‟ açıklamasında bulunmuĢtur.

Beyindeki sinir hücresi sayısı çeĢitli yazarlara göre 12-16 milyar arasında değiĢir. Ġki yarımküre; bunların altındaki küçük beyincik ve beyin sapından oluĢan bu yapı yaklaĢık 1350-1400 gr. ağırlığındadır (BaltaĢ ve BaltaĢ 2004).

YaklaĢık bir tirilyon hücreden oluĢan beyin, sinir (nöron) hücreleri ve glial (glue) hücreler olmak üzere iki tür hücre bulunur. Glial hücreler beynin büyük bir kısmını oluĢtururken nöronları bir arada tutma ve nöronların dıĢındaki zararlı maddeleri süzme görevini üstlenirler. KarmaĢık bir ağ olan sinir sisteminin, temel yapısal ve iĢlevsel birimi nöronlardır. Nöronlar enformasyonu alma, düzenleme ve aktarma bakımından geliĢmiĢ ve bu özelliklerinden dolayı vücudumuzda bulunan diğer hücrelerden ayrılmaktadırlar. Sinir hücreleri yapısal olarak dendritler, soma (hücre gövdesi), akson ve presinaptik sonlanma olmak üzere 4 ana bölümden oluĢur.

Sinir hücreleri, dendritler ve soma aracılığıyla diğer sinir hücrelerinden kimyasal yolla aldıkları enformasyonu elektriksel ileti yoluyla aksonu boyunca taĢırlar. Bu elektriksel iletiler presinaptik sonlanmada tekrar kimyasal forma dönüĢür, norötransmiterler ile iki nöron hücresi arasındaki boĢluktan geçer ve sonraki nörona aktarılırlar. Aynı süreçler bu nöronlarda da tetiklenmiĢ olur. Kısaca, nöronlar arasındaki enformasyon alıĢveriĢi, uyarıcı ve baskılayıcı aracı maddelerin (nörotransmiter) katılımı ile gerçekleĢen elektrokimyasal bir süreçtir (Guyton and Hall 1996. Zeman 2006, Gülpınar 2007).

(19)

ġekil 1: Sinir hücresinin yapısı (Gülpınar 2007).

Günümüzde beyninin farklı bölgelerin farklı iĢlevleri yerine getirdikleri bilinmektedir. AĢağıda öğrenme sürecine katılan önemli beyin yapıları, iĢlevleri ile birlikte ele alınmıĢtır.

4.2.1. Serebral Korteks

Serebral korteks beynin dıĢ kısmını oluĢturur. 1.3 ila 4.5 mm kalınlığında olan serebral korteks gri cevher yapısındadır. Korteks yeni doğanda düz bir yüzeye sahiptir. Üst düzey bilinçli iĢlevlerin oluĢmasına katılır. Alt beyin düzeyinde ise, limbik sistem ve beyin sapı yapılarının katılımı ile genellikle organizmanın hayatta kalabilmesi için gerekli olan ve nesilden nesile aktarılan, nefes almadan kalp atıĢının düzenlemesine, bellekten duygu durumuna kadar çok sayıda bilinçdıĢı iĢlev yerine getirilir (Gülpınar 2007, Selçuk 2002).

Selçuk‟a göre (2002), beyin geliĢtikçe kıvrımlar oluĢturur ve korteks küçük bir masayı kaplayacak kadar geniĢler. Memeliler arasında insan beyni, en fazla katlanma oranına ve daha üst düzeyde düzenli düĢünmeye yarayan en büyük miktardaki kortekse sahiptir. Ġleri zeka fonksiyonları, bellek, konuĢma, anlama, matematik, resim ve müzikle ilgili yeteneklerin tümünü iĢlev olarak üstlenir. Hassasiyet gerektiren iĢlerde, duyuların alınması ve bilinçli algılanmasında, bütün duyuların birbiriyle bütünleĢtirilmesinde korteks devreye girer.

Üst düzey, bilinçli iĢlevlerin yerine getirildiği serebral korteks öncellikle kendi içinde sağ serebral korteks (sağ beyin) ve sol serebral korteks (sol beyin) olarak ikiye ayrılır. Daha sonra her iki serebral korteks, alın (frontal) lobları, duvar (pariyetal) lobu, sakak (temporal) lobu ve artkafa (oksipital) lobu olmak üzere dört ana loba ayrılarak incelenir (Gülpınar 2007, Selçuk 2002).

(20)

4.2.2. Beyin Lobları

Beyin bölümlerini, yapı ve iĢlemleri bakımından birçok Ģekilde sınıflamak mümkündür. Yapı bakımından, insan beyni dört bölümden oluĢmaktadır. Bunlar;

insan beyninin yapısını oluĢturan, entelektüel düĢünce, konuĢma ve bağlantı alanlarının kontrol edildiği frontal, iĢitme ve duyusal konuĢma alanı olan temporal, görme alanı occipital ve duyu alanı olan parietal loblardır.

(www.cosmosmagazine.com, EriĢim tarihi: 14 Ağustos 2010)

ġekil 2. Beyin bazı alanlarının Ģematik gösterimi (www.cosmosmagazine.com, EriĢim tarihi: 14 Ağustos 2010)

Ergenç (1994) beynin bilgi giriĢ kanallarının, toplanan bilgilerin değerlendirildiği merkezlerin ve bunların saklandığı alanların beynin farklı bölgelerinde bulunduğunu, gelen bilgilerin farklı merkezler tarafından çeĢitli açılardan ayrı ayrı algılandığını ve merkezler arasında bütünleĢtirici bağlantı bulunduğunu bildirmiĢtir.

(21)

ġekil 3. Beynin ortasının görünüĢü (Jensen 1998‟den aktaran Avcı 2008)

Beynin tabanında yer alan beyin sapı çoğunlukla kontrolümüz dıĢında yaĢamsal önemi olan otonom fonksiyonları denetler. Occipital lobun hemen altında bulunan beyincik denge, vücut duruĢunu muhafaza etme ve kasların koordinasyonunu düzenler. Thalamus küçük bir erik biçimindeki yapısıyla beynin merkezinde bulunur.

Beynin bu kısmı duyu organları ile korteks arasında direk bilgi iletimini sağlar.

Thalamusun hemen altında bulunan hypothalamus, beden ısısı, açlık, susuzluk ve cinsellikle ilgili duyguları yönetir. Thalamus ve hypothalamusun yanında bulunan ve beynin psikolojik nöbetçisi olarak da bilinen amygdala duyguların yönetiminde büyük bir role sahiptir (Wolfe 2001, Avcı 2008). Hippocampus, temporal lobun derinlerinde yer alır ve bellek, duygular ve anıların bulunduğu kısımdır. Öğrenme ve hafızadan güçlü olarak hippocampus sorumludur (Stevens and Goldberg 2001, Avcı 2008).

4.2.3. Sağ ve Sol Hemisfer

Literatür bilgilerinden elde edilen genel sonuçlara göre her ne kadar bir yarıküre baskın olsa da her iki hemisfer karĢılıklı bir uyum içerisinde çalıĢmaktadır.

Yarıkürelerin her biri vücudun zıt tarafını denetlemektedir. Ġnsanların %90- 95'inin sol yarıküresi baskındır. El hareketini denetleyen motor alanlar sol yarıkürede baskın olduğu için insanların büyük çoğunluğu sağ elini kullanır.

(22)

ġekil 4. Beyin yarıkürelerinin motor ve duysal alanlarının ellerle yaptığı çapraz bağlantılar (Springer and Deutsch 1998, Gündoğan, Yazıcı ve ġimĢek 2007).

(23)

Beyin yarıküreleri üzerinde yapılan araĢtırmaların bulguları dört temel farklılık biçiminde özetlenebilmektedir.

1- Sol yarıküre bedenin sağ tarafını; sağ yarıküre ise bedenin sol tarafını kontrol eder. Beyinlerimiz çapraz iĢler; beynin her bir yarısı bedenin karĢıt tarafını kontrol eder.

2- Sol yarıküre sırasaldır; sağ yarıküre ise eĢzamanlıdır. Sol yarıkürenin öğeleri birbirlerini izleyen olayları algılamakta ve davranıĢların sırasını kontrol etmekte baĢarılıdır. Sağ yarıküre ise, birçok Ģeyi aynı anda görmekte uzmanlaĢmıĢtır.

3- Sol yarıküre metin konusunda, sağ yarıküre ise bağlam konusunda uzmanlaĢır. Sol yarıküre ne söylenildiği ile, sağ yarıküre ise, bunun nasıl söylendiği ile ilgilenir.

4- Sol yarıküre ayrıntıları analiz eder; sağ yarıküre büyük resmi sentezler.

Veriler sağ yarıkürenin bütün olarak algılamada uzmanlaĢtığını gösteriyor.

Bu yarıküre bilgi giriĢiyle ilgilenirken öncelikle sentezcidir. Sol yarıküre ise, tam tersi, daha mantıklı, analitik ve bilgisayara benzer tarzda çalıĢıyor görünmektedir (Pink 2005, Öztan 2006).

Buzan (1995) yarıkürelerin fonkiyonları için sol yarıküre matematik, dil, mantık gibi faaliyetleri ele alırken; sağ yarıküre hayal gücü, müzik, renk gibi faaliyetleri ele aldığı görüĢünü bildirmiĢtir. Sağ beyin çok sayıda veriyi bilinçli bir çaba sarf etmeden anlamlandırmadan ve çözümler bulmaya çalıĢmadan otomatik olarak tutabilme kabiliyetine sahiptir.

Ġçgüdülerinize güvenmek sağ beyninize, sezgilerinize ve hislerinize güvenmek anlamına gelmektedir. Sağ ve sol beyin arasındaki temel ayrım, genellikle sözel ve soyut olarak belirlenir. Sağ beyin Ģekilleri, yerleri ve mesafeleri çok iyi anlayabilmektedir. Sol beyin ise dil, mantıksal çıkarımlar ve olaylara mantıkla yaklaĢabilme konusunda ustadır. Sol beyin temel olarak analitik iĢleri idare ederken, sağ beyin olayları bütünsel olarak algılayabilmektedir.

(24)

4.2.4. Korpus Kallosum

Her iki hemisferin karĢılıklı bilgi alıĢveriĢi sağlayabilmesinin vazgeçilmez koĢulu anatomik bir bağın olmasıdır. Bu bölümde iki hemisfer arasındaki iletiĢimi sağlayan korpus kallosum‟un anatomik yapısı açıklanacaktır.

Serebral hemisferlerin dıĢ yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluĢtuğu görülür. Serebral hemisferler, ortasında falx cerebri‟nin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluĢan korpus kallosum yer alır.

Beyin hemisferleri arasındaki bağlantının sağlandığı korpus kallosum bir hemisferdeki bilginin diğerine geçmesini sağlayan ikiyüz milyon sinir lifinden oluĢan bir köprü görevi görmektedir. Bu köprüden hemisferden hemisfere saniyede 15 milyar impuls geçtiği düĢünüldüğünde korpus kallosum‟un önemi anlaĢılabilir.

Hayvan denekleri üzerinde yapılan çalıĢmalar hemisferler arasındaki köprünün kesilmesi ile taraflar arasındaki transferin, haberleĢmenin kesilmesi ile ortadan kalktığını ortaya koymuĢtur (Brain 1990).

ġekil 5. Korpus kallosum ve kommissürler (Pinel 2001, Hermsdorf 2009).

(25)

Korpus kallosum dört bölüme ayrılmaktadır. Bunlar; Rostrum, Genu, Trunkus ve Splenium‟dur.

ġekil 6 : a) Korpus kallosum‟un görünümü b) Yukarıda: sol hemisferin lateral görünümü; AĢağıda: sol hemisferin orta saggital görünümü (Banich 2004).

a) Korpus kallosum bölümlerinin Ģematik gösterimi. ġekil B‟de bulunan bölümlerdeki sayılarda korpus kallosum bölgeleri tarafından bağlanan beyin bölgeleri bulunmaktadır. Roma rakamları aĢağıdaki bölümleri göstermektedir: I) Rostrum, II) Genu III) ve IV) Gövde und V) Splenium.

b) Korpus kallosumun hemisferler arası bağlantısı bir tapografik düzenleme Ģeklinde devam eder.

Korpus kallosum‟un ön bölgeleri beynin ön bölgelerini birbirine bağlar (1. Bölge). Bazı beyin bölgeleri, örneğin; 2. bölgede az sayıda kallosal bağlantı vardır.

(26)

4.3. Hemisferler Arası ĠletiĢim

Teixeira, Silva ve Carvalho‟ya göre (2003), motor davranıĢ alanındaki genel kanı, motor kontrol için dominant bir beyin yarıküresinin var olduğudur. Beyin üstünlüğü demek; bir beyin yarıküresinin, genellikle sol yarıkürenin, vücudun diğer yanı (kontralateral) üzerindeki kontrolü sağlamada göreli olarak diğer beyin yarıküresinden daha büyük bir kapasiteye sahip olduğunu ifade eder. Dominant yarıküre, dominant olmayan yarıküreyle karĢılaĢtırıldığında vücudun kontralateralindeki hareketlerin daha hızlı, daha doğru ve koordineli yapılmasını sağlar.

Pink (2005) beynimizin iki yarıküresinin iĢleyiĢini anlatırken, bir yarıküre çalıĢmaya baĢladığında diğer yarıkürenin görev dıĢında kalması Ģeklinde olmadığını, yaptığımız hemen her Ģeyde her iki yarıkürenin rol oynadığını ve ancak hareketlerimize, dünyayı anlamamıza ve olaylara tepki vermemize kılavuzluk etmek konusunda iki yarıkürenin farklı yaklaĢımlara sahip olduğunu belirtmiĢtir.

4.3.1. Hemisfer Asimetrisi

Kasap‟a göre (1999), insanın anatomik yapısı ve iĢleyiĢi simetrik gibi görünse de bunun böyle olmadığı basit birkaç gözlemle ortaya konabilir. Eğer böyle olsaydı sağlaklık ya da solaklık bir kavram olmazdı. Ġnsanların bir el, ayak ya da taraflarını tercih etmeleri, çevrelerinden öyle gördükleri ya da öğrendikleri ile açıklanamıyor.

Beyin hemisferleri gibi farklı fonksiyon asimetrisi yanında boyut ve ağırlık asimetrisinin varlığı da bilinmektedir. Simetrik bir görev bölüĢümü olduğu izlenimi veren görme organlarından, birinin dominant diğerinin resesif olduğunu anlamak çok zor değildir.

Ġnsan beyninde sağ ve sol hemisferde farklı fonksiyonlar lokalize olup bu asimetri sayesinde bir hemisfer zaman boyutunda diğer hemisfer ise uzaysal boyutta analiz yeteneği kazanmıĢtır (Soysal, Arhan, Aktürk ve Can 2007).

Tan ve ark (1987a) sağ beyin hemisferinin sol beyin hemisferinden daha ağır olduğunu ve yine sağ beyin hemisferi uzunluk ve yüksekliklerinin sol beyin hemisferinden daha fazla olduğunu belirtmiĢlerdir.

(27)

Nicholas ve Mendola (1997) bugün asimetri teorilerinin üç ana fikirde birleĢtiğini ifade etmiĢlerdir. Birincisi, asimetrilerin özel yetenekler için hemisferden birinin diğerine genel bir baskınlığının olduğu görüĢüdür. Örneğin sol hemisfer sözel fonksiyonlarla ilgili iken, sağ hemisferin visual veya görsel fonksiyonlar için özelleĢtiği görülür. Ġkincisi, asimetriler karĢı taraf hemisfer üzerinde dikkate dayanan etkiyi ihtiva ederler. Örneğin birçok sözel fonksiyon için üstünlük sağ görme alanında iken; diğer birçok görsel fonksiyon için sol görme alanındadır. Üçüncüsü, her ne kadar hemisferlerden biri özel bir davranıĢ sahası için genel olarak dominant olabilir ise de spesifik bir iĢlem için her iki hemisfer birlikte katkıda bulunabilirler.

Geschwind and Galaburda (1985‟ten aktaran Özbek 2008) hemisferik asimetri ile ilgili olan serebral lateralizasyon kavramını beynin asimetrik iĢlevlerinin oluĢmasında rol alan mekanizmaları içeren bir kavramdır Ģeklinde tanımlamıĢlardır.

Bu kavram ilk olarak 1836‟da Dax tarafından dil için sol hemisferin baskın olduğu seklinde kullanılmıĢtır. Fakat hemisferik asimetri kavramı 1860 yılında Paul Broca‟nın çalıĢmaları sonucu bilim dünyasına girmiĢtir. Broca bir hemisferin belirli bir iĢlevden ağırlıklı olarak sorumlu olduğunu ileri sürmüĢtür. Broca'nın afazik olgularının tümünde lezyon soldaydı. Bu nedenle Broca, insanlarda baskın olan sağ ellilik ile konuĢmadaki baskınlık arasında bir iliĢki kurdu. Sağlaklar için sol hemisferin, solaklar içinde sağ hemisferin etkin olduğunu ileri sürdü. Bu düĢünce karmaĢık etkinliklerde sol hemisferin büyük bir rol oynadığına, sağ hemisferin ise sessiz bölüm olarak ancak küçük bir role sahip olduğuna iĢaret etmekteydi.

Primatlarda beyin asimetrisi ile ilgili ilk rapor 1892 yılında Cunningham tarafından hazırlandı. Bu çalıĢma insana ait anatomik asimetrileride tanımlamaktadır.

Cunningham Ģempanze, orangutan ve babun beyinlerinde silvian fissürde asimetriler bulunduğunu gösterdi. Bunlardaki asimetriler insan beyinindekine benziyordu.

Fissürlerden biri daha kısa, yanlara doğru eğimli diğeri ise daha uzun ve düzdü (Cunningham 1892, Pençe 2000).

Hemisfer asimetrisi ġekil 7‟de Ģematik olarak gösterilmiĢtir.

(28)

ġekil 7: Hemisferik asimetri (Hermsdorf 2009).

4.3.2. Serebral Yanlılık

Woolfolk‟a göre (1993‟ten aktaran Öztan 2006) bazı eğitmenlere göre öğrencilerin bazılarının öğrenirken zorluk çekmelerinin sebebi, beyinlerinin sağ yarıküresini kullanmaya meyilli olmaları ve eğitim sisteminin çoğunlukla sol yarıkürenin iĢleyiĢine uygun biçimde hazırlanmıĢ olmasıdır. Bu da her sağlıklı bireyin öğrenirken beyninin her iki yarıküresini kullanmasına rağmen, bir tarafın az ya da çok oranda baskın olarak kullanmasından kaynaklanmaktadır.

Geçen yüzyılda, beynin iĢlevsel organizasyonu ve serebral yanallık ile ilgili açıklamalar ve yaklaĢımlarda, beyin çalıĢmalarından elde edilen geliĢmelere paralel olarak dönüĢümler yaĢanmıĢtır. Yüzyılın ortalarına kadar dikkatler daha çok, sözel iĢlevlere ve bu iĢlevlere katılan ve baskın olduğu düĢünülen beynin sol serebral yarıküresine yönetilmiĢ durumdaydı. Broca, afazinin beynin sol yarısındaki sınırlı bir bölgenin hasarına bağlı ortaya çıktığını göstermiĢtir. Bu bulgu ve karmaĢık yeteneklerin beynin bir yarısında bulunması, bir hemisferin belirli bir iĢlevden sorumlu olduğu anlamına gelen serebral baskınlık kavramını ortaya çıkarmıĢtır (GüneĢ 2002, Durukan 2006, Gülpınar 2007). Weisenberg ve McBride (1935‟den aktaran Morton 2003b, Gülpınar 2007)‟ın yaptığı araĢtırma ile birlikte, ilerleyen yıllarda sağ serebral yarıkürenin görsel-uzamsal beceride baskın olduğu görüldü.

Zamanla, her bir serebral yarıkürenin farklı enformasyon iĢlemleme ve düzenleme

(29)

biçimlerine sahip olduğunu düĢündüren bulgulara ulaĢıldı. Bu geliĢmeler sonrasında, yeni bir kavram olarak “serebral yanallık” geçen yüzyılın ortalarından bu yana sinirbilimin ve biliĢsel sinirbilimin ana çalıĢma konularından birisi oldu (Huston and Huston 1995, Kolb 1984, Morton 2003b, Ornstein 2004, Gülpınar 2007). Bu yıllar içinde yapılan çalıĢmalarla, serebral yanallıkla ilgili geliĢiminin en azından ergenliğe kadar devam ettiğini ve motor, somatoduyusal, farkındalık ve dil ile ilgili iĢlevlere ait yanallığın, yaĢamın ilk 13 yılında geliĢerek nispeten kalıcı olduğunu düĢündüren kanıtlara ulaĢıldı (Lewis 1992, Slegers 1997, Gülpınar 2007). Fetal geliĢim sırasında baĢlayan yanallıkta sağ serebral yarıkürenin geliĢiminin sola göre daha erken dönemde ve hızlı bir Ģekilde tamamlandığı, 5 yaĢına kadar hemen tüm öğrenmeler için daha çok sağ hemisferin kullanıldığı ve anaokulu dönemi ile birlikte sol hemisfere doğru bir yönelimin baĢladığı görüldü (Ornstein 2004, Slegers 1997, Gülpınar 2007).

Yapılan çalıĢmalarla, özellikle üst düzey bir zihinsel kapasite için hem etkin bir yanallığa hem de her iki serebral yarıkürenin katılımı ile her biri belirli iĢlevler için özelleĢmiĢ çok sayıda sinirsel ağın ahenkli Ģekilde birlikte çalıĢmasına, bu özelleĢmiĢ alanlar arasındaki hızlı ve etkin geçiĢlere ihtiyaç olduğu anlaĢılmıĢtır (Gülpınar 2007).

4.3.3. Hemisfer Eğilimi

Morton‟a göre (2003b‟den aktaran Gülpınar 2007), geçen yüzyılın ortalarında, ayrık beyin çalıĢmalarıyla (iki yarıküre arasında nöron bağlantısını kuran korpus kallosumun cerrahi olarak kesilmesi) birlikte serebral yanallıktan sonra, üçüncü bir kavram olarak “hemisfer eğilimi” kavramı ortaya çıkmıĢtır. Bugün için bilimsel çalıĢmalarla serebral yanallık için nispeten önemli kanıtlar elde edilmiĢ olmakla birlikte, hemisfer eğilimi henüz yanallık kadar oturmuĢ ve kabul görmüĢ bir olgu değildir (Gülpınar 2007). Bu nedenle konuyla ilgili yeni çalıĢmalara ihtiyaç vardır.

Gülpınar‟a göre (2007), son zamanlara kadar, kiĢilerin hemisfer eğilimlerini belirleme çalıĢmaları, bu olgunun farklı Ģekillerde anlamlandırılması, karĢılaĢtırmalar yapmak için gerekli olan standartların eksikliği ve güvenilir ölçüm yöntemlerinin yetersizliği vb. nedenlerle tartıĢmalı bir konu iken; son geliĢmelerle konu biraz daha açıklık kazanmıĢtır. Klinik ve laboratuvar çalıĢmalarından elde edilen veriler,

(30)

insanlarda biliĢsel iĢlevlerin baskın olarak serebral yarıkürelerden birine bağlı olduğu yönünde kanıtlar sunmaya baĢlamıĢtır.

Tekrar etmek gerekirse, fetal yaĢamdan itibaren serebral yanallık süreciyle belirli iĢlevler sağ veya sol serebral yarıkürelerde yoğunlaĢmaya baĢlar ve belirli bir oluĢumun/sürecin yüksek oranda yarıkürelerin birinde daha fazla bulunmasıyla, o iĢlev için bir serebral yarıkürenin baskınlığından, yani serebral yanallıktan söz edilir.

Hemisfer eğilimi ise, serebral yanallıktan farklı olarak, iĢin/iĢlevin türünden bağımsız bir Ģekilde insanlarda bir serebral yarıkürenin diğerine göre daha baskın olması, dolayısıyla sağ veya sol serebral yarıküreye atfedilen enformasyon iĢlemleme biçimlerinden birisine doğru görülen eğilimdir. BaĢka bir Ģekilde belirtmek gerekirse, hemisfer eğilimi, öğrenilen konunun türünden bağımsız olarak, örneğin bir kiĢinin daha çok sözel analitik iĢlemleme biçimini veya uzamsal bütüncül iĢlemleme biçimini tercih etmesidir (Fairweather and Sidaway 1994, Sonnier 1991, Gülpınar 2007). Daha geniĢ bir tanımlamaya göre ise hemisfer eğilimi, kiĢide alıĢılagelen (mutat) ruhsal durumunun, kiĢilik özelliklerinin ve belirgin biliĢsel ve davranıĢsal tarzlarının oluĢumda bir hemisferin daha baskın/etkin olmasıdır (Morton 2003a, Gülpınar 2007).

4.3.4. Yan Tercihi (Sağlaklık-Solaklık)

Yanlılık, kiĢinin hem basit hem de karmaĢık motor beceriler için el, ayak, kulak, göz vb. kullanım tercihidir. Ġnsan vücudunda bulunan çift organlardan bir yandaki diğerine göre daha çok tercih edilir ve kullanılır.

McManus‟a göre (2005), diĢlerimiz, gözlerimiz, kollarımız ve bacaklarımız (aslında gerçekten çift olan her Ģey) iki tarafta ufak faklılıklar gösterirler ve sağ ve sol birbirlerinin aynasal görüntüsü olmazlar. Tercih yetenekten önce gelir. Gerçekte her iki elini de kullanabildiğini iddia eden insanlar olmasına rağmen, laboratuarda dikkatlice test edildiklerinde, hepsi bir tarafı diğerine tercih eder.

Dossey (2003‟ten aktaran Yüceloğlu 2009) sağ ve sol tanımlarını yaparken solun (left), eski Ġngilizce‟de güçsüz, zayıf, yetersiz anlamındaki lyft‟den, sin ve sinister sol elli ya da Ģanssız taraf için kullanılan Latince sözcükten geldiğini belirtmiĢtir.

Böylece, uğursuzluk, zarar ya da günah sol ellilikle iliĢkilidir. Bunun tersine sağ

(31)

(right) eski Ġngilizcede riht‟den gelmekte ve dosdoğru, düz anlamında kullanılmaktadır.

Tarman (2007) günümüzde yanlılığın ortaya çıkıĢını hem genetik, hem de sosyo- kültürel etkilerle açıklayan çalıĢmalar olmasına karĢın, genetik etkinin varlığının tartıĢmasız biçimde kabul gördüğünü bildirmiĢtir. Genetik etkenin en önemli göstergesi, aile bireyleri arasında, ekstermite kullanım baskınlığının yönü konusundaki eğilimlerdir. Bu konuda iki farklı araĢtırmaya iliĢkin veriler Tablo 1 ve 2‟de topluca verilmektedir.

Tablo 1. Çocuğun solak olma olasılığı (Tarman S. 2007).

Çocuğun Solak Olma Olasılığı

Tablo 1 Tablo 2

Baba Anne

Çocuğun Solak Olma

Olasılığı

Baba Anne

Çocuğun Solak Olma Olasılığı Erkek Kız

Sağ Sağ 9 Sağ Sağ 10.4 8.5

Sağ Sol 19 Sağ Sol 22.1 21.7

Sol Sağ 19 Sol Sağ 18.2 15.3

Sol Sol 26 Sol Sol 27 21.4

* Uzun ve Alkan 2002 *Özdemir ve Soysal 2004

Yapılan araĢtırmalar yan tercihinin % 90-95 sağ ekstremiteler yönünde olduğunu göstermiĢtir. Bu sonuç, dünyamızın bir sağlaklar dünyası olduğunu ortaya koymaktadır. Kısaca sağlaklar dünyasında yaĢayan % 3-5‟lik bir solak azınlık

(32)

bulunmaktadır. Her iki tarfını da eĢit düzeyde tercih edebilenlerin (ambideskster) oranının % 3 olduğu bildirilmektedir (Kasap 1999).

4.3.5. ÇaprazlanmıĢ ve ÇaprazlanmamıĢ Yan Tercihi

Gündoğan‟a göre (2005a), çoğumuzun, tek bir yapı olarak düĢündüğümüz beyin gerçekte 2 beyin yarıküresinden oluĢmuĢtur. Bu iki beyin yarıküresi bir arada, çok iyi korunmuĢ olarak kafatası içine yerleĢmiĢtir. Ġki beyin yarıküresi birbirine sinir lifi demetleri ile bağlanmıĢtır. Bu bağlantılar iĢlevsel bütünlüğü sağlamaktadır. Beynin iki yarıküresi yapısal olarak birbirine benzese de farklı fonksiyonları yerine getirmektedir. Her beyin yarıküresi bir diğerinin ayna hayali olarak görünmektedir.

Herbir hemisfer farklı fonksiyonların merkezi olmasına rağmen belli fonksiyonlar sırasında beynin birçok bölgesi aynı anda koordinasyon içinde çalıĢmaktadır.

Augustyn ve Peters (1986), sağ ellilerin %72‟sinin sağ ayağını, % 1.5‟inin sol ayağını, % 26.5‟inin her iki ayağını tercih ettiğini; sol ellilerin %54.8‟inin sol ayağını, %18.7‟sinin sağ ayağını, %26.5‟inin ise her iki ayağını tercih ettiğini bulmuĢtur. Buna göre sağ ellilerin hepsinin sağ ayaklı olmadığı anlaĢılmaktadır.

Pek çok insan tercih ettikleri el ile aynı yanda ayak tercih etmesiyle çaprazlanmamıĢ yan tercihine sahiptirler. Sağ elli yetiĢkinlerin % 1.5 - 6‟sı sol ayaklarını tercih ediyor görünüyor. ÇaprazlanmıĢ yan tercihinin yaygınlığı, sol elli bireylerde daha yüksektir. Bunlar % 20–50 arasında sağ ayaklarını tercih ederler (Elias, Bryden and Bulman-Fleming 1998).

McManus‟a göre (2005b) futbolcuların %20‟si sol ayaklarını kullanır. Bu oran solak insanların yaklaĢık %10 oranından oldukça yüksektir. Oldukça çok sağlak bu yüzden çapraz lateraldir, yani sağ elleri ile yazı yazar, sol ayakları ile tekme atarlar.

Hebbal ve Mysorekar (2003), her iki cinsiyette de sağ ellilerin sağ ayaklı olabildiğini, sol ellilerin her zaman sol ayaklı olmadığını, bir baĢka deyiĢle sol ellilerin sağ ellilerden daha çok çapraz yan tercihli olduğunu belirtmektedir.

Chapman, Chapman and Allen‟in (1987), yaptıkları çalıĢmada sağ ellini kullanan deneklerin %94‟ü sağ ayaklarını kullanırken, sol ellerini kullananların sadece %41‟inin sol ayaklarını kullandığını bildirmektedirler.

(33)

Bulman-Fleming ve Bryden (1994) tarafından yapılan çalıĢmada deneklerin

%11‟i sol ayaklı ama %4.2‟si sol elliydi. Sol ellilerin sağ ellilerin oranından daha önemli miktarda çaprazlanmıĢ yan tercihini, bir baĢka deyiĢle, zıt yandaki ayak tercihini gösterdi. ÇaprazlanmamıĢ tercihlilerin çoğu tutarlı sol ellilerken, çapraz tercihli sol ellilerin büyük bir kısmı tutarsız (inconsistent) sol ellilerdi.

4.4. Serebral Lateralizasyon

Rogers‟a göre (2006), serebral lateralizasyon kavramı, beynin asimetrik fonksiyonlarının oluĢmasında rol alan organik etkenleri ve mekanizmalarını içerir.

Anatomik, embriyolojik, patolojik, kimyasal ve hormonal çalıĢmalar ile bu teori ve klinik örnekleri ortaya konabilmiĢtir. Ġnsan beyninde gözlenen asimetriler, makroskopik yollarla ilgili yapısal asimetrilerdir. Lateralizasyon bir hemisferin belirli bir iĢlevden ağırlıklı olarak sorumlu olması anlamına gelmektedir (Rogers 2006, Soysal ve ark 2007). Bu kavramın ortaya çıkıĢı beynin asimetrik iĢlevlerinin olduğunu kanıtlamaya yönelik olarak 1860'lardan beri sürdürülen çalıĢmalara dayanmaktadır. Anatomik, embriyolojik, patolojik, kimyasal, hormonal ve psikolojik çalıĢmalarla beyin lateralizasyonu konusunda önemli geliĢmeler kaydedilmiĢtir.

Tan ve ÇalıĢkan (1987b) ise serebral lateralizasyonu, serebral hemisferin bir takım spesifik nörolojik fonksiyonların kazanılması, icrası ve kontrolünde gösterdiği farklı yetenekler olarak tanımlamıĢlardır. Serebral lateralizasyonun yüksek serebral fonksiyonlar ve bunların bozukluklarının anlaĢılması için gerekli bilimsel yaklaĢımın temelini oluĢturduğunu belirtmiĢlerdir.

Serebral lateralizasyonun farklılıkları ve bölümlenmeleri Thienes‟e (2000) dayandırılarak ġekil 8‟de verilmiĢtir.

(34)

ġekil 8. Serebral lateralizasyonun ayrıĢma yönleri (Thienes 2000, Hermsdorf 2009).

4.4.1. Sporda Lateralizasyon ve Etkileri

Literatüre bakıldığında alt ekstremite lateralizasyon çalıĢma sayısının üst ekstremite çalıĢmalarına göre oldukça az olduğu görülmektedir. Günlük hayatta genellikle alt ekstremite ile yapılan iĢlerde ayak tercihinin pek önemi yoktur. Buna karĢın ayak tercihi sporda önemli bir yer tutmaktadır. Gerçekte ayaklılık kavramı elliliğin bir bakıma karĢılığıdır. Bu nedenle çalıĢmamızda ellilik ve ayaklılık birbirinin eĢanlamlısı olarak kullanılmaktadır.

Ayaklılık, koordinatif hareketleri tercih edilen ayakla daha iyi, daha kuvvetli, daha süratli ve daha güzel uygulayabilme eğilimidir (Landgraf and Steinbach 1963, Hermsdorf 2009).

BaĢka bir tanımda ayaklılık, tek ayakla yapılan motorik aktivitelerde bir bacağın fonksiyonel tercihi olarak belitilmiĢtir (Fetz 1993, Hermsdorf 2009).

Ayaklılık kavramı kuvvet ve beceri faktörleri bakımından farklılaĢmak zorundadır. Ayak lateralizasyonunun belirlemesinde de ayak tercihi ve performans olarak alt bölümlere ayrılmalıdır. Öncelikle bacak ve ayak becerisi kendini gösterir.

Performans baskınlığı yüksek güç, dayanıklılık ve çabukluk ile belirgindir. Kuvvet faktörü aslında sportif hareketlerde bir ayağın tercihinde istisna olarak birkaç spor

(35)

dalında ön plandadır (Örneğin Futbol) (Landgraf ve Steinbach 1963, Hermsdorf 2009, Yüceloğlu 2009).

ġekil 9. Ayaklılığın ayrıĢması (Thienes 2000, Hermsdorf 2009).

Alt ekstremite eylemleri üç alternatif davranıĢı (davranıĢ koĢulunu) gerektirir:

1. Stabilite (postural kontrol),

2. Mobilite (motorik eylem/fleksiyon),

3. Stabilitenin/mobilitenin bilateral koĢulları (Gabbard and Hart 1996, Özsu 2006).

Bourassa‟ya göre (1996‟dan aktaran Gündoğan 2005a), eğitimle kazandırılmıĢ el tercihi o kiĢinin beyin fonksiyonları ile ilgili gerçek bilgiyi yansıtmamaktadır.

Beynin doğal lateralizasyonuyla ilgili doğru bir ipucu vermemektedir. GörünüĢte izlenen el tercihi eğitim ile kazandırılmıĢ yapay bir tercih olmaktadır. Bu yüzden araĢtırmacılar, eğitimin veya kültürel herhangi etkinin değiĢtiremeyeceği ancak lateralizasyonu doğru olarak yansıtacak bir yöntemin arayıĢı içine girmiĢlerdir. Bu arayıĢların sonunda dikkatle yapılan iĢlerde örneğin: Anahtar deliğinden bakarken, tüfekle niĢan alırken veya mikroskop kullanırken tek gözle bakıldığında tercih edilen gözün, eğitimden hiçbir Ģekilde etkilenmediği anlaĢılmıĢ ve saptanan dominant gözün beynin fonksiyonel asimetrisini doğru olarak yansıttığı bildirilmiĢtir.

(36)

Golomer and Mbongo (2004‟ten aktaran Özsu 2006) yapmıĢ oldukları çalıĢmada ayak tercihinin, büyük olasılıkla kültürel alıĢkanlıklarla iliĢkili olan el tercihinden daha çok, beyin yarıkürelerine ait hareket yanlılığının (hemisferik motor lateralitenin) daha doğal bir göstergesi olduğunu bildirmiĢlerdir. Sol ayaklılar, tek ayaklı postürlerini sağ ayaklılardan farklı olarak kontrol etmektedirler ve ayaklılık, denge algısı ve eylemde farklılıklara neden olabilen postural kontrolü etkilemektedir.

Yine Gabbard and Hart‟ın (1996‟dan aktaran Özsu 2006) yapmıĢ olduğu bir çalıĢma ayaklılığın, sağ sosyal baskılardan (örn. “sağ-yanlı dünya”) daha az etkilendiği ve bu nedenle, hemisferik özelleĢmenin ellilikten daha iyi bir göstergesi olabileceği bildirilmiĢtir. Bu çalıĢmaya göre ayrıca, ayaklılık spesifik biliĢsel ve motor performans özelliklerinin ellilikten daha hassas bir göstergesi olabilir.

Murat (1989) ortaya çıkıĢ nedenine göre solaklığın, patolojik solaklık, doğal solaklık ve terbiye edilmiĢ solaklık olarak üç alt grubta incelenebileceğini bildirmiĢtir. Sağlaklar davranıĢ ve nörolojik özellikleri yönünden kendi içlerinde bir farklılık göstermezken, solakların konuĢma merkezi sol ve sağ hemisferde ya da her iki hemisferde birden bulunabilmektedir.

4.4.2. Çocuklarda Sportif Temel Teknik Eğitimi ve Öğretimi

Kocaer‟e (2007) göre, teknik kavramı, stil ya da tarz, herhangi sanat, üretim ve öğretim etkinliği için baĢvurulması gereken iĢlem ya da yol demektir. Erden ve Altun‟a göre ise (2006), teknik, bireyin tercihleri doğrultusunda olan, bireye özgü göreceli olarak durağan ve bireyin kiĢilik boyutunu kapsamaktadır. Bireyin birçok konuda olduğu gibi öğrenme konusunda da belli bir stili vardır. KiĢilerin tercihleri onların öğrenme tekniklerini yani stillerini gösterir.

Özer ve Özer‟e göre (1998), her biyolojik yaĢam döneminde insanın içinde bulunduğu yaĢa göre hareket özellikleri vardır. ÇeĢitli yaĢlarda verilmesi gereken eğitim ve öğretim amaçlarında bu hareket özelliklerine göre saptanması ve planlanması gerekir. Çocuğun iskelet sistemindeki büyümelerin durulduğu, çocuğun öğrenim isteminin en yoğun olduğu, çocuğun “en ideal” öğrenim, algılama kavrama

(37)

ve taklit dönemini içeren bu devrenin çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Bu dönem içerisinde ilerde öğrenilmesi zor olan tüm koordinatif yetenekler ve futbolda baĢarıyı belirleyici en önemli etken olan teknik, kolayca öğrenilip algılanabilir. Teknik konusundaki gecikme ve eksikliğin ileriki yaĢlarda öğrenilmesi ve bu kaybın telafisi çok güçtür. Zira birinci ergenlik safhasında iskelet sisteminin uzaması nedeni ile zihinsel-ruhsal dengesi de olumsuzlaĢmaktadır. Böylece en ideal öğrenim dönemi oluĢturan özellikler değiĢime uğramakta ve takip eden dönemlerin amacı ancak kazanılmıĢ olan teknik yetenekleri muhafaza etmeye yönelik olabilmektedir.

Weisweller and Schorndorf‟a göre (1980‟den aktaran Cengiz 2008) futbol bir takım sporudur. Takım sporlarının eğitim ve öğretiminde, eğitimde kullanılan genel öğretim yöntemlerinin tamamı (anlatım, sözlü açıklama, gösteri, alıĢtırma, ödev, eĢli çalıĢma, yönlendirilmiĢ buluĢ, problem çözme, bağımsız çalıĢma, soru-cevap) ya da bir kısmı kullanılır.

Güney (1991) futbolun etkili bir Ģekilde öğretilmesi ve öğrenilmesinin daha ziyade, doğru tutumların, doğru alıĢkanlıkların ve doğru hareketlerin verilmesine bağlı olduğunu belirtmiĢtir. Kendisine göre hem antrenörün, hem de oyuncunun öğrenime yönelik tutumu önem sırası bakımından baĢta gelir.

4.4.2.1. Çocuklarda GeliĢim Dönemleri ve Futbol

Futbolda branĢlaĢma, bilimsel yayınların önemli bir bölümünde 10-12 yaĢ olarak yer almaktadır. Futbola özgü antrenmanların baĢlaması, temel teknik öğretime geçilmesi bu yaĢ döneminde yoğunlaĢmaktadır (Bompa 1998, Günay ve Yüce 2001, Sevim 2002, Kurban 2008). Bilimsel yetenek seçimi ile ilgili kaynaklarda ise bu yaĢ döneminin öncesi erken okul çağı dönemini spora baĢlama, yetenek seçimi ve yönlendirme ilkeleri doğrultusunda çocukların fiziksel uygunluk ve yetenek özelliklerine göre spor branĢlarına yönlendirilmesi safhası olarak yer almaktadır (Muratlı 2003, Özer ve Özer 2008, Sevim 2002, Kurban 2008).

Sevim‟e göre (2002), çocuk ve gençlerin geliĢim antrenmanlarda ardı ardınca çalıĢması gerekli antrenman dizisi aĢağıdaki Ģekilde belirlenebilir.

(38)

Birinci Eğitim Safhası (6-10 YaĢına Kadar Olan Dönem)

Bedensel görünüĢ: 7 yaĢına giren çocukta bedensel değiĢme baĢlar. Çocuğun silindirik biçimi giderek kaybolur, omurgada normal bir eğrilik görülmeye baĢlar.

Kaslar ve eklemlerin belirginleĢmesiyle yağlar azalır, baĢın görüntüsü küçülür, göğüs ve karın bölgesi farklılaĢmıĢtır. 7 yaĢtan sonra geniĢliğe doğru bir büyüme görülür. Ġç organlar (kalp ve akciğer) oldukça geliĢmiĢ durumdadır. Performans için genelde iyi bir durum vardır. Vücudun genel yapısı, motorik istemler için elveriĢli bir görünüme sahiptir.

Bu dönemde çocuk;

a) Çok yönlü psiko-motorik temel eğitim ile çeĢitli spor branĢları içerisinde, çok yönlü hareket öğrenim ve deneyimlerini kazanır. Bu branĢlar atletizm, cimnastik, yüzme vs.

b) Kaba formlar içinde futbol tekniklerine yatkınlık çalıĢmaları yapılabilir.

Ġkinci Eğitim Safhası (Geç Çocukluk Evresi)

Motorik öğrenme yetisi: 11 yaĢ sonuna doğru çocukta motorik geliĢmede büyük bir artıĢ görülür. Çocukta yüksek öğrenme yetisi görülür. Hareketlerde armoni ve zarafet belirgin özellikler arasındadır. Zor olan becerileri arka arkaya yapar ama bu çağdaki çocuklara verilen hareket ödevleri doğal hareketlerden uzak olursa çocuk hareketleri yapmakta güçlük çeker.

ÇalıĢmalarda, çeĢitli koĢma oyunları tercih edilmelidir. Aerobik çalıĢmalarda dozaj kaçırılmamalıdır. Kısa mesafeli, tekrar edilen kuvvetli yüklenmeler uzun dayanıklılık çalıĢmalarına tercih edilmelidir. Maksimal kuvvet çalıĢmalarından kesinlikle kaçılmalıdır. Dinamik hareketler de, kuvvette devamlılık çalıĢmalarına tercih edilmelidir.

ÇalıĢmalarda oyun esastır. Kullanılacak top, büyük (normal top) olabilir. Ancak normal ağırlıktan daha hafif olmalıdır. Taktik çalıĢmalar bir yana bırakılarak teknik çalıĢmalara önem verilmelidir. Basit taktik çalıĢmalar strateji anlamında olmayıp görev Ģeklinde olmalıdır.

Motorik Yapı ve Motorik Öğrenme: Birinci ve ikinci puberte döneminde motorik açıdan farklılıklar vardır. Birinci puberte döneminde dağılan motorik yapı ikinci puberte döneminde toparlanmaya baĢlamıĢtır. Özellikle birinci puberte

(39)

döneminde bedensel değiĢmeden dolayı, kas ve kemik yapısındaki kaldıraç sistemi de değiĢmiĢtir. Birinci pubertedeki önemli değiĢikliklere rağmen, gencin öğrenme yetisinde pek bir eksiklik göze çarpmaz.

Ġkinci eğitim safhasında futbola ait özelleĢme baĢlar;

a) Futbol tekniklerinin öğrenilmesi,

b) Benzer branĢlara özgü hareketlerin öğrenilmesi,

c) Teknik, yetenekleri geliĢtirici özel çalıĢma formlarının uygulanması antrenmanın amaçları arasında yer alır.

Üçüncü Eğitim Safhası (13 yaĢından 16 yaĢına kadar olan dönem) Antrenmanın amacı: Yoğun özel antrenman

a) Futbol teknikerinin sabitleĢtirilip otomize hale getirilmesi, b) Kondisyonel yeteneklerin geliĢtirilmesi,

c) Antrenman yüklenimlerinin artırılmasıdır.

Dördüncü Eğitim Safhası (16 yaĢ sonrası)

Cinsel hormonun devreye girmesiyle uzunluğuna büyüme durur. DolaĢım sistemi ve kas yetiĢkinlerde olduğu gibi antrene edilebilir.

4.4.2.2. Futbol Teknik Eğitimi ve Öğretimi

Kurban (2008) mükemmel spor tekniğine ulaĢabilmenin temel ilkesinin tekniğin baĢlangıç yapısına, hareket zenginliğine ve koordinasyon eğitimine bağlı olduğunu bildirmiĢtir. Kendisine göre koordinatif olarak daha iyi eğitilmiĢ sporcular diğer sporculara göre doğru teknik uygulamayı daha hızlı ve amaca uygun öğrenebilmektedirler. Ġyi tekniğe sahip olarak yetiĢtirilmiĢ sporcular zaman içerisinde kondisyonel özelliklerini kaybetseler de daha uzun süre spor yapma Ģansına sahip olurlar.

Özkara‟ya göre (1998), futbolun sahada en iyi Ģekilde oynanabilmesi oyuncuların yetenekleri yanında birtakım futbol oyununu oynamaya yönelik davranıĢları kazanmaya ihtiyaçları vardır. Teknik, taktik, kondisyon, olarak bilinen

(40)

bu çalıĢmalar oyunculara antrenmanlarda antrenörler tarafından planlı çalıĢmalarla aktarılır. Bu aktarma kısa ve uzun vadeli olabilir.

4.4.2.3. Teknik Öğretim Yöntemleri

Sevim‟e göre (2002), teknik öğretim yöntemleri genel anlamdaki öğrenim yöntemlerinden özel öğretim yöntemlerine doğru sıralanmıĢ olmalıdır. Teknik öğretimi en iyi Ģekilde yapabilmek için öncelikle spordaki genel öğretim yöntemlerini bilmek gerekir. Uygulanacak teknik öğretim çalıĢmasına ve amaca yönelik sporcunun yaĢına, antrenman yılına ve spor dalının özelliğine göre bu öğretim yöntemlerinden bazıları seçilebilir.

1. Basitten karmaĢığa doğru öğretim yöntemi, 2. Kolaydan zora doğru öğretim yöntemi,

3.Tümden gelim metodu. Bu metod teknik öğretimde çok kullanılan metodlardan biridir. Hareket akıĢı bütünüyle verilir. Bütünden parçalara doğru indirilir,

4. Tümevarım metodu. Hareket tekniği, hareketin akıĢı, parçalara ayrılır ve bu parçalardan hareketin bütün tekniğine ulaĢılır,

5. Kombine öğretim metodu. DeğiĢik öğretim metodları burada kombine edilir, Spor tekniğinin öğretiminde kullanılan diğer öğretim metotları ise Ģunlardır;

a) Anlatım metodu,

b) Anlatım ve gösterim metodu, c) Sınama ve yanılma metodu,

d) Görev verme-uygulama düzeltme tekrar görev verme metodu, e) Teknik araçlardan yararlanarak öğretim metodu.

Bu metotlara öğrenim basamakları da denilebilir.

4.4.3. Futbolda Lateralizasyon ve Etkileri

Gür ve ark (2007) yapmıĢ oldukları bir çalıĢmada, günümüz futbolunda geliĢen oyun sistemleri ve değiĢen kurallara paralel olarak her mevkideki futbolcunun teknik beceri düzeyleri, futbol oyununun baĢarı ile uygulanabilmesi ve sonucunda iyi bir netice alınmasında vazgeçilmez bir unsur olup, müsabaka sırasında futbola özgü bu hareketleri sağ-sol bacak ayırt etmeksizin baĢarı ile uygulayabilen futbolcu tipinin

(41)

önemini artırmıĢtır. Bundan dolayı özellikle her mevkide oynayan genç oyuncuların teknik temel becerilerinin hem tercih edilen hem de tercih edilmeyen bacaklarına yönelik pekiĢtirilmesi ve mükemmel hale getirilmesi bir zorunluluk olarak görüldüğünü rapor etmiĢlerdir.

Yüceloğlu (2009) futbolcularda yanlılığa (lateraliteye) bağlı bireysel özellikler dikkate alınarak antrenman programlarının planlanarak yapılmasının performans artıĢına ve yaralanmaların azalmasına sebep olabileceğini bildirmiĢtir.

Futbol gibi takım oyunları yapısındaki antropometrik, fizyolojik, psikolojik, algısal ve takım taktikleri ile oyuncuların teknik özelliklerinin performansa etkisinden dolayı karmaĢıktırlar. Dolayısıyla genel anlamda futbolcuların performanslarını ortaya koymada fizyolojik, psikolojik faktörlerin yanında taktik ve teknik beceriler önem arz etmektedir (Castagna, Ottavıo and Grant 2003, Dupont, Akakpo and Berthoın 2004, Gür ve ark 2007).

Balcıoğlu (2003), Gür ve ark. na göre (2007), futbolun sırrı ayakla oynanabilir olmasıdır. Elle oynanan basketbol, voleybol, hentbol, su topu gibi oyunlara üstünlüğü, zor olarak ayağı kullanabilmektir. Top ayakla alınacak, atılacak, gol olacak. Bütün bunlar ustalık, maharet ister. Büyük ustalıkla topa falso yaptırılacak, istenilen yere pas verilecek, ayağının içi, dıĢı, burnu, topuğu ile vurulacak. Bunu yapabilmek hem oyuncuya hem de seyirciye büyük keyif vermektedir.

Kasap (1999) futbol oyununun temel becerilerini öğrenmeye çalıĢan bir genç sporcunun bunları iyi bir futbol oyunu ortamına transfer edebileceğini düĢünerek antrenmanların baskılı güçlüklerine katlanması gerektiğini belirtmiĢtir.

Yüceloğlu‟na göre (2009), futbolcuların vücutlarının her iki yanını kullanması, özellikle her pozisyonda vücudunun topa en yakın kısmını kullanması daha erken topa müdahale etmesini sağlayacaktır. Ayrıca, vücudun her iki yanının eĢit kuvvetlere ve reaksiyon süresine sahip olması futbolcuların yaralanma riskini azaltıcı etkiye sahiptir. Antrenmanlarda, hem kuvvet hem de reaksiyon zamanı açısından sporcuların simetrik olmalarını mümkün kılacak antrenman programları uygulanmalıdır. Asimetrik kuvvet ve reaksiyon süresi, kaliteli ve kalitesiz futbolcuyu birbirinden ayıran önemli göstergelerdendir.

Kasap (1999) gerek her iki tarafın geliĢmesinin avantaj sağladığı, gerekse zorunlu olduğu spor dallarında iki taraflı (bilateral) öğrenmenin önemini açıklarken

Şekil

Updating...

Benzer konular :