16. yüzyıl Osmanlı tarihine kaynak olarak `Gazâvât-Nâme-i Muhammediye` adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirmesi

501  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

16. YÜZYIL OSMANLI TARİHİNE KAYNAK OLARAK “GAZÂVÂT- NÂME-İ MUHAMMEDİYE” ADLI ESERİN TRANSKRİPSİYON VE

DEĞERLENDİRMESİ

Hazırlayan Nurettin SAKOĞLU

Tarih Anabilim Dalı Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı

Yüksek Lisans Tezi

Danışman

Doç. Dr. Songül ÇOLAK

TOKAT- 2015

(2)

T.C.

GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

16. YÜZYIL OSMANLI TARİHİNE KAYNAK OLARAK “GAZÂVÂT- NÂME-İ MUHAMMEDİYE” ADLI ESERİN TRANSKRİPSİYON VE

DEĞERLENDİRMESİ

Hazırlayan Nurettin SAKOĞLU

Tarih Anabilim Dalı Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı

Yüksek Lisans Tezi

Danışman

Doç. Dr. Songül ÇOLAK

TOKAT- 2015

(3)
(4)
(5)

TEŞEKKÜR

Uzun bir aradan sonra yüksek lisansa başlarken ve çalışmam süresince yanımda olan ve her zaman desteğini gördüğüm sevgili Eşim Müzeyyen SAKOĞLU’na, çalışmamın her safhasında kıymetli zamanlarını ayırarak titiz bir rehberlik yapan Tez Danışmanım Doç. Dr.

Songül ÇOLAK Hocam’a, Tarih Bölümü Hocalarım Prof. Dr. Ali AÇIKEL, Prof. Dr.

Mustafa ÇOLAK, Doç. Dr. Alparslan DEMİR’e ve savunma jürisinde yapıcı değerlendirmeleriyle katkıda bulunan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim üyesi Doç. Dr. Rıza KARAGÖZ Hocam’a, Arapça âyet ve metinlerin okunmasında desteğini sunan Sevgili dostum Yüksek Lisans öğrencisi ve Din Kültürü Öğretmeni Ömer AKKAYA’ya, değerlendirme kısmında noktalama işaretlerinin kontrolünü yapan Edebiyat Öğretmeni Murat YÜRÜKÇÜ’ye teşekkür ederim.

(6)

İTHAF

Sevgili Annem Makbule SAKOĞLU’na…

(7)

ÖZET

Bu çalışmada amacımız, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Kataloğunda E.H. nr. 1414’de kayıtlı “Gazâvât-nâme-i Muhammediye” adlı eseri 16. yüzyıl Osmanlı tarihine kaynaklık etmesi özelinde değerlendirip ortaya koyabilmektir.

Giriş kısmında, Osmanlı Tarihi ve gazavatnâmelerle ilgili bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde tezimize ana kaynak olan “Gazâvât-nâme-i Muhammediye” adlı anonim yazmanın muhteviyatı ele alınmıştır. İkinci bölümde ise yazmanın III. Mehmed (1593-1603) dönemi Eğri Seferi ve Haçova Meydan Savaşı’na dair ihtiva ettiği bilgiler, 16. yüzyıl Osmanlı tarihine kaynak olması yönüyle, Eğri seferine bizzat katılmış Peçuylu İbrahim Efendi, Hasan Bey-zâde Ahmed ve Topçular Kâtibi Abdülkâdir Efendi gibi müelliflerin orijinal nüshalarının günümüz Türkçesine çevrilmiş eserleri üzerinden mukayeseye tâbi tutulmuştur. Bu bağlamda Eğri kalesinin alınması ve Haçova Meydan Muharebesine dair verdikleri bilgiler tespit edilmiş, çeşitli makale, söyleşi ve ansiklopedilerden de istifade edilerek bir değerlendirme yapılmıştır.

Transkripsiyon yapılırken basit çeviri yazı sistemi esas alınmıştır. Uzun okunan kelimeler â, ê, î, û şeklinde, “Ayn” harfi [‘], “Hemze” harfi ise [’] şeklinde yazıya aktarılmıştır. Metni anlaşılır kılmak için (?), (“ ”), (.), (-), (,) gibi noktalama işaretleri kullanılmıştır. Tezimizin son kısmına sözlük eklenmiştir. Sözlük hazırlanırken Ferit DEVELLİOĞLU’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Şemseddin SAMİ’nin Kâmûs-i Türkî’si ile Abdullah YEĞİN’in Yeni Lügat adlı eserlerinden istifade edilmiştir. Yazmamızda sıkça geçen âyet-i kerime mealleri verilirken genellikle Diyanet Vakfı Yayınları esas alınmıştır. Transkripsiyon sırasında bilimsel etiği korumak ve hatalı yazımdan kaçınmak için okuyamadığımız ve silik olan kelimeler (…) şeklinde, okuyup da doğruluğundan emin olamadığımız kelimeler (?) işareti ile transkripsiyona aktarılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Gazâ, Cihâd, Ribât, Eğri, Haçova.

(8)

ABSTRACT

Our aim in this study is to evaluate the anonymous "Gazâvât-nâme of Muhammad"

registered in EH nr. 1414 in Topkapi Palace Museum Library of Istanbul as a source for the 16th century Ottoman history.

In the introduction, it is given information about Ottoman history and gazavat-nâme studies. In the first part, the main source of our thesis "Gazavat-name of Muhammad" is discussed in terms of content. In the second chapter, the information that the anonymous writing contained on Eğri Expedition and the Haçova Battle during Mehmed III (1593-1603) period has been compared with works translated into modern Turkish of Peçuylu Ibrahim Efendi, who personally participated into Eğri Battle, Hasan Bey-zade Ahmed and Artillery Clerk Abdülkâdir Efendi in terms of the 16th century Ottoman history source. In this context, the information that these works given on the conquest of Eğri Castle and Haçova Expedition has been identified and evaluated with the information provided by various articles, interviews and encyclopedias.

As transcription method, it has been based on a simple translation system. Letters read long such as â, ê, î, û; the "‘ayn" letter ['], "Hemza" letter ['] were transferred in the form of text. To make clear text has been used such as (?) (""), (.), (-), (,) punctuations. Dictionary is added to the last part of the thesis. In preparing dictionary, Ferit Devellioğlu’s the Ottoman- Turkish Encyclopedic Lexicon, Şemseddin Sami's Qamus-i Türkî and Abdullah Yeğin’s New Lexicon has been used. While given the meanings of the Quran verses frequently seen in our text, we usually followed Religious Foundation Publications. In order to protect scientific ethics and to avoid misspellings, the words we could not read during transcription and missing words have shown in the form (...),words we can not be sure of the correct have determined with (?).

Key Words: Sacred war, jihad, Ribât, Eğri, Haçova.

(9)

İÇİNDEKİLER

TEŞEKKÜR ...ii

İTHAF ... iii

ÖZET ... iv

ABSTRACT ... v

İÇİNDEKİLER ... vi

KISALTMALAR ... viii

GİRİŞ ... 1

1. OSMANLI TARİHİ VE GAZAVÂT-NÂMELER ... 1

I. BÖLÜM ... 4

2. GAZÂVÂT-NÂME-İ MUHAMMEDİYE ... 4

2.1. Esere Dair ... 4

2.1.1. Mukaddime ... 5

2.1.2. İki Bab ... 6

2.1.2.1. Bâb-ı Evvel ... 6

2.1.2.2. Babü’s-Sâni ... 6

2.1.3 Hatime ... 7

2.2. Müellif’e Dair ... 8

2.3. Yazılış Amacı ... 11

2.4. Dil, Üslup ve Anlatım ... 14

2.5. Kaynaklar ... 22

2.5.1. İmam Taberânî ( M. 873 – 971 ) ... 22

2.5.2. İmam Kurtubî ( ? - ö. 1273 )... 23

2.5.3. Ebu Abdullah Muhammed bin Ömer El-Vâkıdî ( M. 747 – 822 ) ... 23

2.5.4. İbn Sa‘d ( ? - ö. 844 ) ... 24

2.5.5. İmam Vâhidî ( ?- ö. 1076 ) ... 25

2.5.6. İmâm Tarsûsî ( M. 1321 – 1357 ) ... 25

2.5.7. İmam Leys bin Sa ‘d ( M. 713 - 791 ) ... 26

2.5.8. İmam Buhârî (M. 810-870)... 27

II. BÖLÜM ... 28

3. 16. YÜZYIL OSMANLI TARİHİNE KAYNAK OLARAK GAZÂVÂT-NÂME-İ MUHAMMEDİYE’NİN ÇAĞDAŞI ESERLERLE MUKAYESESİ ... 28

3.1. Eğri’nin Fethi ve Esirlerin Durumu ... 29

3.2. Câsusluk Meselesi ... 30

3.3. Osmanlı - Avusturya Ordularına Dair Veriler ... 32

(10)

3.4. Haçova’da Zafer ... 35

3.5. Pâdişâh’a Hayırhah Olan Şahıslar Meselesi ... 38

4. METİN TRANSKRİPSİYONU ... 44

5. SONUÇ ... 220

6. KAYNAKLAR ... 222

7. SÖZLÜK ... 226

8. METİN ... 260

9. ÖZGEÇMİŞ ... 490

(11)

KISALTMALAR

a. g. e. Adı geçen eser a. g. m. Adı geçen makale

a. g. k. m. Adı geçen konuşma metni C. Cilt

C.C Celle Celâlüh

TDVİA Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi d. Doğum

ed Editör

E.H. Emanet Hazinesi Fak. Fakültesi

Hz. Hazreti Haz. Hazırlayan H. Hicri

İA. İslâm Ansiklopedisi M. Miladi

MEB Milli Eğitim Bakanlığı nr. Numara

Öğr Öğretim Ön. Önsöz ö. Ölüm

(R.A) Raziyallâhü anhü

(S.A.V) Sallallâhü Aleyhi Vesellem s. Sayfa

ss. Sayfa aralığı S. Sayı

st. Satır

TDV. Türkiye Diyanet vakfı TTK. Türk Tarih Kurumu Üniv. Üniversitesi

vd. ve diğerleri vr. varak

(12)

GİRİŞ

1. OSMANLI TARİHİ VE GAZAVÂT-NÂMELER

Gazâ kelimesi sözlükte “hücum etmek, savaşmak, yağmalamak; din uğrunda cihâd etmek” manalarına gelir. İnandığı dini uğruna mücadele eden kişiye ise gâzi denilmektedir.

Gâzi kelimesi unvan olarak savaşta başarı kazanan kumandanlara verildiği gibi hükümdarlarda da şeref unvanı olarak kullanılmıştır1. Arapça “gazâ/gazve” ile Farsça “nâme”

kelimesinden meydana gelen gazavât-nâme ise, düşmanla yapılan savaşları konu alan eserlerin genel adıdır. Bunlardan gazavât, gazâ kelimesinin çoğulu olup, gazâ; cenk, savaş, din düşmanı üzerine yapılan sefer ve saldırışı ifade ederken; mektup, kitap, mecmua anlamlarına gelen nâme ise isimlere eklenerek o isme dair kitabı, risaleyi ve varağı anlatır.

Edebiyatımızda ise bir edebî türün genel adı olan eserlere ek olarak kullanılır2.

Gazâ-nâmelerde tek bir savaş ve hikâye anlatılırken, Gazavât-nâmelerde ise birden çok savaş ve kahramanlık hikâyeleri anlatılır. İlk olarak megâzî adı altında Arap edebiyatında rastlanılan gazavât-nâmelerin3 İslâm ve Türk tarihinde oldukça önemli bir yeri vardır. İslâm tarihinde Hz. Peygamber’in hayatının ve savaşlarının konu edildiği siyer kitapları ile müslüman askerlerin kahramanlıklarının anlatıldığı gazâ ve fetih hikâyeleri zamanla farklı bir tarih yazıcılığının doğmasına sebep olmuştur. Bu eserlerden biri olan gazavât-nâmeler, bilhassa Osmanlı tarihi için oldukça önemli kaynaklardandır. İslâm'ın gazâ ve cihâd fî sebîlillâh rûhuna uygun olarak yazılan bu eserler,Osmanlı tarihinin gözden kaçan ya da eksik bırakılmış taraflarının ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilecek önemli belgelerdir4. Fetihlerin ve askeri başarıların giderek artış gösterdiği Yavuz Sultan Selim (1512-1520) ile Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi seferleri üzerine pek çok gazavât-nâme yazılmış olup5 bu eserlerde genellikle bir gazâyı gerçekleştiren şahıs ön plana çıkarılmış ve olay örgüsü bu

1 Abdülkadir Özcan, “Gazi”, TDVİA , 1996, XIII, s. 445

2 Kürşat Şamil Şahin, “Gazavâtnâmeler Üzerine Yapılan Çalışmalar Hakkında Bir Bibliyoğrafya Denemesi”, International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/2 Spring 2012, p.

997-1022, Ankara/Turkey http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1340573858_63_şahinkürşatşamil_997-1022.pdf (04/06/2015)

3 Şamil Şahin, a.g.m. s. 998

4 İsmail Hakkı Mercan, “Türk Tarihinin Kaynaklarından Olan Bazı Menakıbnameler ve Gazavatnameler Hakkında” Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2003, C. 6, S. 10, s. 108-130.

5 Şamil Şahin, a.g.m. s. 998

(13)

şahıs etrafında gelişmiştir6. Bu yönleri ile gazavâtnâmeler Osmanlı tarihinin belli bir dönemi için derinlemesine farklı bilgiler ihtiva eden önemli birer kaynaktırlar.

Öte yandan Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyılda yaşadığı ekonomik ve toplumsal problemler gazavât-nâmelerin sayısını azaltmıştır. Nitekim Anadolu’da Celâlî isyanlarının artışı, tımar sisteminin uygulanışındaki aksaklıklar, iki cephede -Avusturya ve İran- aynı anda yürütülmeye çalışılan savaşlar beraberinde birçok maddi ve manevi problemi de getirmiştir.

Dolayısıyla fetihlerin hızlandığı, gazâ ve cihâd düşüncesinin canlı olduğu dönemlerde eserlerin sayısında artış görülürken devletin doğal sınırlarına ulaşarak fetihlerin azaldığı dönemlerde ise gazavâtnâmelerin sayısında gözle görülür bir azalma yaşanmıştır.

Gazavât-nâmeler, yazıldığı dönemin savaşlarını tafsilatlı olarak anlatmasının yanısıra birçok tarihi bilgiyi de hikâye yoluyla aktaran eserlerdir. Gazavât-nâmelerin yazımında temel gaye tarihî bir kayıt tutmak olmadığından, sultanların yahut devlet adamlarının övülmesinin yanı sıra, yazıldıkları ve okundukları dönemde bir tür kamuoyu oluşturma işlevi görmüşlerdir.

Böylece siyâsî, toplumsal ve dini boyutlarıyla iktidara meşrûiyyet kazandırarak toplumda iteat duygusunu pekiştirmiş ve toplumun ihtiyacı olarak onu ayakta tutan moral değerlerden7 olan gazâ ve cihâd fî sebîlillah ideolojisinin geniş kitlelere yayılmasının önünü açmışlardır8.

Mesuliyet duygusuyla hareket ettiği anlaşılan ilim ve akıl sahipleri diye tavsif edebileceğimiz müellifler, eserleriyle Pâdişâh’a, devlet ricaline ve topluma yol gösterici ve ümit verici olmuşlardır. Bu sayede zor ve sıkıntılı zamanlarda, yazdıkları gazavât türü eserleriyle toplumu birleştirici birer unsur olarak gazâ ve cihâd duygusunun daima canlı kalmasını sağlamışlar, eserlerini de hayır dua almak ve padişahlar için hayır duaya vesile olmak gayesiyle yazmışlardır.

Gazavatnâmeler hakkında şimdiye kadar yapılmış en tafsilatlı çalışma, Ağah Sırrı Levend’in “Gazavat-nâmeler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Gazavat-nâmesi”9 adlı eseridir.

Levend, bu eserinde Eğri Seferi ve akabinde gerçekleşen olaylarla ilgili olarak; “Tarih-i Ungurüs”, “Tarih-i Fethi Ungurüs”, “Eğri Fethi Tarihi” adlı başlıca eserleri zikretmektedir.

6 Mustafa Erkan, “Gazavatnâme”, TDVİA , XIII, s. 440

7 Ümit Ekin, "Osmanlı Ordusunda Moral Yükseltici Bir Kurum Olarak Ordu Şeyhliği", Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2008, C.10, nr. 1, s. 167-176

8 Zekeriya Kurşun, Tarih Metodu, Anaodolu Üniversitesi Yay., I. Baskı, Eskişehir 2011, s. 161

9 Agah Sırrı Levend, Gazavât-nâmeler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Gazavât-nâmesi, TTK Yay., II. baskı, Ankara 2000.

(14)

Esasen bizim çalışmamızda da geçen Sultan III. Mehmed’in bizzat komutasında olarak gerçekleştirdiği Eğri Seferi’ne (1596) dair oldukça geniş bir kaynak havuzu bulunmaktadır10.

Nitekim (1500-1599) yılları arasında yaşanan hadiselere dair eserler kaleme almış olan, Şehnâmeci Tâlîkî-zâde Mehmed Subhî, Selânikî Mustafa Efendi, Gelibolulu Mustafa Âlî, Peçuylu İbrâhim Efendi, Hasan Bey-zade Ahmed, Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi gibi müellifler, Eğri Seferi’ne dair görüp işittiklerini eserlerine kaydetmişlerdir. Bu müelliflerden Osmanlı sarayının resmi tarihçisi, Şehnâmeci Tâlîkî-zâde Mehmed Subhî’nin manzum olarak kaleme aldığı ve saray nakkaşhanesinde minyatürlerle süslenmiş Şehnâme-i Sultân-ı Selâtîn-i Cihân adlı eseri ile Eğri Seferi sırasında Topkapı Sarayı’nda görevli kâtiplerden biri olarak İstanbul’da kalan ve burada meydana gelen siyasi olayları anlatırken cepheden gelen önemli haberler ile mektupları da kroniğine kaydeden Selânikî Mustafa Efendi11 gibi tarihçilerin yanısıra farklı olarak, devletin görevlendirdiği resmi tarihçi olmayan ve fakat Künhü’l-Ahbâr isimli tarihinin mukaddimesinde yüz otuz kadar eserin ismini vererek, istifade ettiği kaynakları zikreden12 Gelibolulu Mustafa Âlî gibi müelliflerin eserleri, Eğri Seferi için önemli kaynaklar arasındadır.

Zikredilen bu dönem müelliflerinin içinde Hasan Bey-zâde Ahmed, Peçuylu İbrahim Efendi ile Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi gibi Eğri Seferi’ne bizzat iştirak etmiş ve görüp işitiklerini yazıya aktarmış asker kökenli tarihçilerin eserleri, hiç kuşkusuz apayrı bir yere sahiptir.

Bu bağlamda, Eğri Seferi’ne bizzat katılan ve yaşadıklarını kaleme alan Hasan Bey- zâde Ahmed, Peçuylu İbrahim Efendi ile Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi gibi tarihçilerin eserleri ile İstanbul Topkapı Sarayı Türkçe Yazmaları Kataloğunda E.H. 1414 sıra numarası ile kayıtlı Gazâvât-nâme-i Muhammediye adlı yazmanın Eğri Seferi’ne dair ihtiva ettiği bilgiler -16. yüzyıl (1500-1599) Osmanlı tarihine kaynaklık etmesi münasebetiyle- tezimizin II. Bölümünde bir mukayeseye tâbi tutulacaktır.

10 Günhan Börekçi, “Yeni Bir Kaynağın Işığında Sultan III.Mehmed’in Eğri Seferi: Menzil Geçişleri ve Lojistik Sorunlar”, Yeni Bir Askeri Tarih Özlemi: Savaş, Teknoloji ve Deneysel Çalışmalar, haz. Kahraman Şakul, Tarih Vakfı Yurt Yay., I. basım, İstanbul Ekim 2013, s. 200-216.

11 Börekçi, a.g.m., s. 207-208

12 Kasım Ertaş, “Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Hayatı ve Eserleri” Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Tarihi Anabilim Dalı, Mart 2013. Jasss, International Journal of Social Science, Volume 6 Issue 3, p. 191-211, March 2013. www.jasstudies.com/DergiPdfDetay.aspx?ID=818 ( 25/ 01/ 2015)

(15)

I. BÖLÜM

2. GAZÂVÂT-NÂME-İ MUHAMMEDİYE

Eser, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Türkçe Yazmaları Kataloğunda “Gazâvât-nâme- i Muhammediye”13 adı altında kaydedilmiştir14. Tanzimat Öncesi Osmanlı Tarihi Araştırma Rehberi adlı eserde ise “Gâzavât-ı Muhammediye” olarak geçmektedir15. El yazmasında ise müellif eserini, varak 1b’de ser levha halinde ve varak 15b, satır 1’de16 metin içinde “Gazâ- nâme-i Muhammediye” olarak adlandırmıştır. Tezimizde eserin adı İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Kataloğunda geçtiği şekliyle “Gazâvât-nâme-i Muhammediye” olarak kullanılmıştır.

2.1. Esere Dair

Eser, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Türkçe Yazmaları Kataloğunda E.H. 1414 no’lu arşiv numarasında kayıtlıdır. Boyutları 260X160 mm’dir ve 216 varaktır. Başlangıçtaki ilk varak hariç olmak üzere her varak 15 satırdan oluşmaktadır. Eserin vr. 2a bölümü iki kere yazılmıştır. Bu sebeple sonradan üzeri beyaz kâğıtla kapatılmış ve “Fazâili’l-cihat fî gazavât fahr-i kâinat” başlığı atılmıştır. Transkripsiyon edilirken bu bölüm numaralandırılmamıştır.

Muhtemelen tek nüsha olan yazma, Mehemmed İmam adlı bir şahıs tarafından istinsah edilmiştir. Mehemmed İmam ismine yazmanın ilk ve son varağında rastlanmaktadır. İstinsah yerine dair ise bir kayda tesadüf edilememiştir. İstinsah tarihi olarak iki farklı kayda rastlanmaktadır. Yazmada vr.1a’da hicrî tarihle “sene 1032” kaydı olup milâdî 1622-1623 tarihlerine denk düşmektedir. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye yazmaları17 internet sitesinde ise istinsah tarihi olarak H.1102 M.1691 kaydı mevcuttur. Eserin bir başka nüshasının olup olmadığı bilinmemektedir. Eserin yazı türü nesih olup, metnin tamamına yakını harekelendirilmiştir. Metnin bazı bölümlerinde harekelendirmelerde hataların olduğu

13 Gazâvât-nâme-i Muhammediye, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Türkçe Yazmaları Kataloğu, E.H. 1414 (İleride Gazâvât-nâme)

14 https://www.yazmalar.gov.tr/detay_goster.php?k=94021# (25.12.2014)

15 Erhan Afyoncu, Tanzimat Öncesi Osmanlı Tarihi Araştırma Rehberi, Yeditepe Yay., İstanbul 2009.

16 İleride varak vr, satır sr. olarak verilecektir.

17 https://www.yazmalar.gov.tr/detay_goster.php?k=94021 (25.12.2014)

(16)

görülmektedir18. Eser, miklepli ve yazma şemseli kahverengi deri cilt kapaklıdır. Kâğıt türü olarak âharlı krem kâğıt kullanılmıştır19. Eser, müellifin

“…murâbıta eyledüğüm yerde bu Gazânâme-i Muhammediye hazret-i pâdişâh dîn-i penâh sellemehullâhu Te‘âlâ ve ebkâhu ve ene lehu ma yercûhu ve yetemennâhu. Hâtır-ı şerîflerine tenşît ve tergib ve mütâla‘asından gazâ ve cihâd fî sebîlillâh iden selef-i kirâmun ahvâllerine vâkıf olmağa takrîb içün tahrîr eyledüm20

ifadesinden anlaşıldığına göre, ribât niyetiyle bulunduğu bugün Romanya’da Kuzey Dobruca’da Babadağı21 olarak bilinen “Baba” kasabasında, Pâdişâh’a yardımcı olmak mülahazasıyla kaleme alınmıştır. Eserin tamamlandığı tarih olarak H.1005 (M.1596) senesi kayıt düşülmüştür22.

Eser, Mukaddime, İki Bâb (evvel-sâni) ve Hâtime olmak üzere 3 ana bölümden oluşmaktadır.

2.1.1. Mukaddime23

Gazâ ve cihâdın tarifi ile bunlara müteallik söz ve davranışları ihtiva ider. Gazâ ve cihâd fî sebîlillâh terimi, âyet ve hadîs-i şerîflerle desteklenerek gayet anlaşılır biçimde anlatılır. Gazâ ve cihâd24, ribât bahsi25, geçmişteki gazâlar ve kahramanlar anlatılırken,

18Gazâvât-nâme, vr. 107a, sr. 2’de “kimiytdür” ifadesi geçiyor. Aslı “kemî”. Bkz. Ferit Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi Yay.,Yeniden Düzenlenmiş ve Genişletilmiş 14. Baskı, Ankara 1997, s. 506

19 https://www.yazmalar.gov.tr/detay_goster.php?k=94021# (25.12.2014)

20 Gazâvât-nâme, vr. 15b

21 Machiel Kiel, “Sarı Saltuk”, TDVİA , XXXVI, s. 148.

22 Gazâvât-nâme, vr. 216a, sr. 15

23 Gazâvât-nâme, vr. 16a

24 Cihâd lafzı, Kur’ân-ı Kerîm’de çokça geçmektedir. Gazâ lafzı ise Hadîs-i şerîflerde sıkça geçmektedir.

Istılahta ikisinin mânâsı kâfirler üzerine asker çekip İslâm’a dâvet etmektir. Kabul iderlerse ne âlâ etmezlerse cizye vermeğe dâvet etmektir. Kabul iderlerse harâc-güzâr zımmî olurlar etmezlerse eli silah tutan erkekleri öldürüp kadınlarını ve çoçuklarını esir etmektir. Böylece zillet içinde kalırlar ehl-i İslâm’a saldıramazlar. Tâki îmân’a gelip her iki dünyada da saadet’i bulurlar. Pâdişâh Sultan III. Mehmed’in, Hz. Peygamber’in Halîfesi ve Kâyım-makâm’ı olması sebebiyle, şer’î bir özrü olan ya da Pâdişâhın icâzet virdikleri dışında herkesin gazâ ve cihâd’a iştirak etmesi gerekir. Şâyed bu yapılmaz, düşman da ehl-i İslâm’a saldırırsa farz-ı kifâye olan bu vazife farz-ı ‘ayn olur. Eserde şu şekilde ifade edilir: “Eğer kâfirler vilâyet-i İslâm’a hücûm edip katl ve nehbiderlerse cihâd farz-ı ‘ayn olur. Hatta oğul babasının rızası olmasa da, avradın zevci icâzet vermese de ve kul’a dahi efendisi icâzet vermese de bunlara gazâ ve cihâd farz-ı ‘ayn olur. Meger ki âyet-i kerîme ile muaf olmayalar”.

Gazâvât-nâme, vr. 14a, vr.14b, vr. 16b

25 Sınır boylarında inşa edilmiş ve askerlerin nöbet tuttukları sağlam yapılara ribât denilmiştir. Cihad niyetiyle gönüllü olarak burada toplananlara da murâbıt denilmiştir. Geniş bilgi için bkz. İsmail Yiğit, “Ribât” TDVİA, 2008, C. 35, s. 76-79. Böylece düşmanın ehl-i İslâm’a kastı durumunda gâfil olarak, kâfire fırsat verilmemiş olur. Gazâvât-nâme, vr. 17a’da bu durum özetle şu şekilde izah edilmiştir.

Ribât Cihâd

1-Muhafaza vardır. 1-Lâzım oldukça yapılır.

2-Süreklidir. Ne zaman ne olacağı bilinmez. 2-Seğirtmektir. Ya olur ya olmaz.

3-Müslümanların kanlarını saklar. Bir müslümanın 3-Kâfir kanı döker.

(17)

sözkonusu olaylara ilişkin birçok bilgi de sayfaların yanlarına düşülen der-kenâr notlarla verilir.

2.1.2. İki Bab

İki Bab bölümünde, Hz. Peygamber’in (S.A.V) gazâları vr. 28a’dan itibaren tafsilatlı olarak anlatılmaya başlanır. Müellif bundan sonra siyer, tefsir ve kütüb-i sitte’den derlediği nakillerle kendi zamanına değin26 olayları hikâye ider. İki kısımdan oluşur.

2.1.2.1. Bâb-ı Evvel27

Hz. Muhammed’in (S.A.V) gazâlarını ihtiva ider. “Gazâ-nâme-i Muhammediye”

olarak da zikredildiğini belirttiğimiz eserin bu bölümünde, Hz. Peygamber’in (S.A.V) gazâları ayrıntılı biçimde verilmiştir. Öte yandan, İslâm savaş hukukuna dair çarpıcı bilgiler de vardır.

Mesela bir şehrin anveten ya da vire ile alınmasında uygulanacak esaslar ve sonuçları gibi28.

2.1.2.2. Babü’s-Sâni29

Gazâ ve cihat için ok atmak, at beslemek ile âlet-i harbin gerekliliği ve hazır tutulmasının lüzumu anlatılır. Buna müteallik söz ve davranışları ihtiva ider. Bu bağlamda, Hz. Peygamber’in (S.A.V) kullandığı birçok savaş aletleri ile binekleri hakkında bilgi de verilir.

Burada dikkatimizi çeken husus müellifin bu bilgiyi verirken kendisinin yazdığını söylediği “Cendî-nâme”30 adlı bir esere atıfta bulunmasıdır. Anlaşıldığına göre bu eser, savaş aletleri, savaşa başlama şekilleri ve binicilik konusunda tafsilatlı bir bilgiye sahiptir31. kanını saklamak bin kâfir kanı dökmeden evlâdır.

4-Müslümanlar kalabalık görünür manevi yönden kalbe huzur verir.

5-Müslümanlar emn ü emân da olur ve korkusuzca ibadetlerini yaparlar.

6-Düşmanı önceden haber verir, tedbîr aldırır bir miktar karşı koyar.

26Gazâvât-nâme, vr. 206b

27Gazâvât-nâme, vr. 28a

28Gazâvât-nâme, vr. 52b

29Gazâvât-nâme, vr. 101a

30Aslı “Cündî-nâme” olup askerî süvâri, sipâhi, ata iyi binen, binici anlamlarına gelir. Bkz. Devellioğlu, a.g.e.

s.148, Cündîlik ile ilgili geniş bilgi için bkz. Kurt, Tuncer., Kılıç, Mahmut., Kılıç, Muhammet Nuri., Özbayraktar, Fatih. (2013). Türk Spor Tarihi. Ankara: MEB Yay. s. 1-113

31 Nitekim Gazâvât-nâme, vr. 109a’da

“…Cend-i nâme’ye te’hîr idüb anda tafsîl üzerine getürelüm”, vr.109b’de “ ‘Arab mücahideleri cengü harb ve ta’n ü darb meydânına geliycek en evvel ok atmağla muhâribe iderler ya‘ni tüfenk ve darb ü zen henüz ihdâs olmadın ok atmağla ıraktan muhârebe iderlerdi. Nitekim Cend-î-name’de tafsîl üzerine beyân olunmışdur”

(18)

Nitekim “Cendî-nâme içinde tafsîl üzerine getürelüm eğer Hakk celle ve ‘alâ ecelde feshat verürse” ya da “Cendî-nâme’de aslıyla beyân olunur inşâ’-allah” şeklinde cümlelerle adı geçen esere vurgu yapılır. “Cendîname’de tafsîl üzerine beyân olunmışdur inşâ’-allahü te‘âla bundan sonra anı beyâza çıkarub Padişâh-ı dîn ü devlet-i penâh hazretlerinün nazar-ı şerîfine takdîm idelüm”32 cümlesinden, müellifin eserini yazarken Cendî-nâme adlı eseri de yazmakta olduğu ve Pâdişâh’a takdim etmeyi düşündüğü anlaşılmaktadır.

Bunun gibi, “Ebtâl-i ‘Adîmi’l-Akrân” adlı, bir gazavâtdan da bahis vardır33. Müellifi hakkında bir bilgiye rastlamadığımız bu gazavâtda Arap kültüründe savaş için evvela iki askerin meydana girdikten sonra karşılıklı ok atışı yaptıkları anlatılır. Bâbü’s-sânî bölümünde anlatılan ok atmak hususunda Cendî-nâme adlı eser ile Ebtâl-i ‘Adîmi’l-Akrân adlı gazavâtdan alıntılar yapılmış ve ok atmanın önemi ve savaşa başlama şekilleri hususunda anlatılanlar bu iki eser ile de desteklenmiştir.

2.1.3 Hatime34

Bazı bahâdır ve komutanların savaş meydanlarında gösterdikleri kahramanlıklar ve başlarından geçen olaylar tafsilatlı olarak aktarılır. Sahabe, tâbiîn ve tebei’t-tâbiînin kahramanlıkları hakkında ayrıntılı bilgi yer alır. Hz. Peygamber (S.A.V) ile III. Mehmed Han dönemi arasında bir fasıl35 açılarak, tabiîn ve tebei’t-tâbiîn dönemi İslâm kahramanlarından da misaller verilir. Osmanlı tarihine bakan yönüyle, Sultan III. Murad Han’ın (1574-1595) saltanatının son dönemleri ile özelde Sultan III. Mehmed Han dönemine ait Eğri Seferi ve vr.126a’da “Ve kimi sûreten lu‘bdur. Velâkin fi’l-hakîka âher nesneye fâidelü ve gerek olacak iş ve maslahatdur. Cümleden biri matrak san’atıdur ki sûret-i lu‘b gibi gelür. Velâkin mükâfaha kataline şöyle gereklüdür ki bir cerî’ atlü kimse ki ol san‘atda mâhir ola bir alây yarağlü yesaglü kisecilerden kurtılur. Belki anlara galib gelür. Nitekim Cendînâme’de aslıyla beyân olunur inşâ’-allah”, vr.128b’de “…sonra ok yay eger zenberek ve eger (…) elden atılan ok peyda oldı. Sonra mancınık ve top ve tüfenk cümleden sonra peyda oldı.

Ve yarağ husûsında kelâm ve ebhâsçokdur. İnşâallâhü te‘âla Cendînâme içinde tafsîl üzerine getürelüm eger Hakk celle ve ‘alâ ecelde feshat verürse” şeklinde bilgiler bulunmaktadır.

32 Gazâvât-nâme, vr. 119b, sr.3

33 Gazâvât-nâme, vr. 119b, sr. 6 şu şekilde geçmektedir.

“…Şüc‘ân kadîmi’z-zamân ve Ebtâl-i ‘Adîmi’l-Akrân gazavâtından menkuldur ki kaçan iki ‘asker hasmâne biri birine mukabil saf bağlayub veyâ iki hasım bahâdırlar rezm ve nebred meydânına girüb mücâvele ve musâvele ve mukabele ve mukatele itmek isterler evvelâ ok irişür yerlerde durub evvelâ biri biriyle oklaşurlar ve nevbetle atışub savışdururlar. Ve eger bir taraf gâlib olursa ve feth el verürse ânunla iktifâ iderler ve illâ (…)ve sırıklara ve harbeler el ururlar ve ekser Beriyye’nün ‘Arab ları bu aletlerle muhârebe iderler. Zîrâ gayrısına mâlik olmazlar ve eger bununla feth ve galebe hâsıl olursa gayridür ferâgat iderler ve illâ kılıçlara ve bozdaganlara el ururlar ve bu yeraklar atlulara mahsusdur ammâ yayalar ki birbiriyle tutışurlar ve ayak üzerinde cenk ve nebred iderler. Atlar hançer ve pıçak kullandururlar ve andan mukaddem (…)ve harbeler ki nîze dirler muhârebe iderler.

Ve bu mezkûrat tamam olub fetih müyesser olmayıncak masâri‘a ve sara‘ ki güreş san‘atıyla ana idmân tutarlar ve dâhî matrak oyunu ki ‘Arab lar ana sikaf der ol san‘at kılıç kalkan cengine idman olur”.

34 Gazâvât-nâme, vr. 132a

35 Gazâvât-nâme, vr. 189b, sr. 10

(19)

akabinde gerçekleşen Haçova Meydan Savaşı’na dair tafsilatlı bilgi vr. 206 b, sr.7’den itibaren anlatılmaya başlanır.

En son bölümde ise Dua ve Tehniye36 vardır. H.1005 tarihi kayıt düşülmüştür. En son varakta müstensihe ait bir tamamlama yazısı vardır37.

2.2. Müellif’e Dair

Yazmada, kendisini “fakir, fakir u hakir”38” şeklinde ifade eden müellifin “…te’lîf-i muharrer bi’l-‘abdi’l-‘avn ‘ulemâü’l-‘Arabî”39ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla, Arap ulemasından bir şahıstır. Ancak kim olduğuna dair yeterli bir veriye ulaşamadık. Onun eserinde geçen ifadelerinden yola çıkarak elde ettiğimiz bilgiye göre, eserini “Baba”40 şehrinde kaleme almıştır. Murâbıt olmak niyetiyle bu bölgeye gelerek yerleşen ve vefat eden Sarı Saltuk gibi, müellif de murâbıt olmak niyetiyle Baba şehrine gelmiş ve orada kaldığı süre içinde eserini yazmıştır.

Yazmada müellifin,

Çûn hâlûme nazar kıldum ve cihâd fî sebîlillâh tâ‘atine kendümde ‘adem-tâkat buldum. Ve cihâddan ribât bir şu‘bedür. Belki cihâdla ribât tu emândur. Nitekim mahallinde beyân kılınsa gerekdür. İnşâallâhu te‘âla cihâddan ribâtı ihtiyar itdüm. Ve Dârü’l-harbe mukarreb ve mukabil Baba şehrinde ki -meşhûr Sarı Saltık kaddesellâhü te‘âla rûhahû ve zâde fî gurafi’l-cinâni fütûhahû kadîmü’l-eyyâmda ol buk‘a-i müteberrikede murâbıt idüb vefât edince anda kaldı ve mezâr-ı şerîfi andadur- fakir dâhi anda murâbıt itdüm. Eğerçi cihâd fî sebîlillâhi andan efdal oldugına delâil-i kaviyye vardur. Âyât-ı Kur’âniyye ve Ehâdîs-i Nebeviyye. Lâkin cihâda ‘adem kudretim olmağın mâlâ yüdrakü küllühû lâ yutrakü küllühû41 mazmunınca, veleddâli ‘ale’l-hayri kifa‘ilihi İnne dalle

‘ale’l-hayri kefâ‘ilihi42 mefhûmınca murâbıta eyledüğüm yerde bu Gazâ-nâme-i Muhammediye Hazret-i pâdişâh-ı dîn-i penâh sellemehullâhu te‘âla ve ebkâhu ve ene lehû ma yercûhu ve yetemennâhu hâtır-ı şerîflerine tenşît ve tergib ve mutâli‘asından gazâ ve cihâd fî sebîlillâhiden selef-i kirâmun ahvâllerine vâkıf olmağa takrîb içün tahrîr eyledüm43

şeklindeki ifadesinden eserini, Dobruca’ya yerleşmesinden vefatına kadar irşad faaliyetlerini sürdürmek amacıyla çeşitli tekke ve zâviyeler açan Sarı Saltuk’un44 mezarının olduğu Baba şehrinde yazdığı, cihâdın ribâtdan efdal olsa da yaşlılığı sebebiyle gücü yetmediğinden cihâd

36“Tebrik” manasındadır. Bkz. Şemseddin Sami, Kâmus-ı Türkî, Ön.Ömer Faruk AKÜN, Alfa Kitabevleri, I.Baskı, İstanbul 1998, s. 456.

37 Gazâvât-nâme, vr. 216b

38 Gazâvât-nâme, vr. 15a, vr. 20b

39 Gazâvât-nâme, vr. 1a

40 Bugün Romanya’da Dobruca bölgesinin kuzeyinde eski bir Türk yerleşim merkezi. Geniş bilgi için bkz. Münir Aktepe “Babadağı”, TDVİA, IV, s. 372

41 Birşeyin hepsi anlaşılmasa da bütünü terk edilmez. Arab atasözü

42 "Hayırlı bir işe vesile olan, onu yapan gibidir." [Tirmizî, İlim14] Hadîs-i şerîf

43 Gazâvât-nâme, vr. 15a, sr.4, vr. 15b

44 Kiel, a.g.m. s. 149

(20)

niyetiyle ribâtı tercîh ettiği ve Pâdişâh için fayda sağlaması düşüncesiyle eserini yazdığı anlaşılmaktadır.

Pâdişâhlara namaz kıldırarak onlara imamlık yapan zâta Hünkâr İmamı adı verilirdi45. Pâdişâh’a hizmet etmiş olmaları sebebiyle, Hünkâr İmamları iyi tahsil görmüş, güzel sesli ve az çok da musikî bilen kimseler arasından seçilirlerdi. En aşağı ilmî payede olsalar dahi bu mevkiye gelir gelmez uhdelerine müderrislik verilirdi. İçlerinde kademe kademe yükselerek kazaskerliğe çıkanlar bulunurdu46. İşte yazmamızda müellif, Kanunî Sultan Süleyman’ın Hünkâr İmamı Ömer Efendi için “merhûm üstadum ve âhiret pederim”47 ifadesini kullanmaktadır ki biz bu ifadeden müellifin, Ömer Efendi’nin talebesi ya da müridi olduğunu anlamaktayız.

Ömer Efendi diye bahsi geçen kişi ise, Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin (d.1495-ö.1571) babasıdır. Trabzon doğumlu olan ve “Beşiktaşî” ön adıyla anılan Beşiktaşî Yahyâ Efendi (d.1495-ö.1571), Müderris, Molla Şeyhzâde olarak tanınır48.

Ömer Efendi, Sultan II. Bayezid’in (1480-1512) oğlu Şehzade Selim’in Trabzon sancak beyliği yaptığı dönemde Trabzon’da kadılık vazifesinde bulunmuş ve Şam’da vefat etmiştir49.

Müellif’e ait yazmada geçen “Egerçi tedrîs-i ‘ulûm-ı şer‘iyye ve Müslümanlara fetvâ- yı umûr-ı dîniye hidmetiyle tekayyüdüm vardur velâkin çâr u nâ-çâr ribât ve muhafıza ma‘nâsı nasîb oldı”50 ifadesinden ve “Ba‘zı tefâsil ile kütüb-i tefsîrde ve tevârîhi ve mugâzîde vukûf bulduğumuz üzerine her birinden bir mikdâr zikr idelüm ki numûne ola”51 cümlesinden dinî meselelerde fetva verme makamında bulunduğu, bu bağlamda hadis, siyer ve tarih kitaplarıyla hemhal olduğu anlaşılmaktadır. Bu veriler ise onun ilmiye sınıfına mensubiyetini göstermekte ve yaşlılığı sebebiyle, ribât niyeti ile gittiği Baba şehrinde ikâmet ettiği anlaşılmaktadır.

Yazmada yine müellifin kendisini bir nevi tasvir eden şu cümlesi dikkat çekicidir:

Egerçi pîrlik za‘fından hüsn ü hatt müştemil degildür. Lâkin âb-ı hayat gibi zulümât içinde

45 Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lügatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1986, s. 156

46 a.g.e. s. 156

47 Gazâvât-nâme, vr. 127a, sr. 12

48 Haşim Şahin, “Yahya Efendi, Beşiktaşlı”, TDVİA ,C. 43, s. 244

49 a.g.m. s. 243

50 Gazâvât-nâme, vr. 20b,sr.10

51 Gazâvât-nâme, vr. 28b, sr. 1

(21)

kalmışdur”52. Öyle görülüyor ki yazarımız yazısının güzel olmadığını görmekte ve bunun yaşlılığından kaynaklandığını açıklama ihtiyacı duymaktadır.

Sultan III. Murad Han (1574-1595) döneminde vukubulan İran seferi (1574-1590) dolayısıyla askersiz kalan Macar sınırındaki topraklarda hudut ihlalleri yaşanmıştır. III.

Murad Han, İran Seferi sonrasında Avusturya üzerine Koca Sinan Paşa serdarlığında ordu göndermiş ve 1593’te başlayan savaş 14 yıl sürmüştür. Yanık (Gülvar-Raab)53 kalesinin alınmasının ardından Sultan III. Murad Han vefat etmiş ve oğlu Sultan III. Mehmed (1595- 1603) Han tahta geçmiştir. XVI. yüzyıl boyunca nisbeten sakin bir hayat yaşayan Babadağı ahalisi ve diğer sınır memleketleri, bu asrın sonlarına doğru Eflak Voyvodası Mihail Viteazul’un hücum ve yağmalamalarına (1594-1596) maruz kalmıştır54. Müellif de bu durum üzerine düşmanın geldiği tarafta ribât etmek niyetiyle Baba kasabasına gelip yerleşmiş ve Gazâvât-nâme-i Muhammediye adlı eserinin bir bölümünü de burada kaldığı süre içinde yaşadıklarından hareketle kaleme almıştır. Eflak ve Boğdan eşkiyalarının saldırıları sonunda sınır kentlerinde yaşayan müslüman ahâli yazarımızın ribât yeri olan Baba kentine sığınmıştır.

Müellifimizin, Baba şehrine saldırılması üzerine kullandığı “Ve bu fakirun evlâdı ve ‘ıyâlüm ne ise tedârik idüb”55 cümlesinden ise, ailesi ile birlikte Baba kasabasına yerleştiğini anlamaktayız.

Yine, Eğri Seferi’ne bizzat iştirak edip etmediği hususunda kendisinin şu cümlesi aydınlatıcı bilgiyi vermektedir: “Ve cihâd fî sebîlillâhtâ‘atine kendümde ‘adem-tâkat buldum”56 cümlesinden yaşlılığı sebebiyle müellifimizin Eğri Seferi’ne katılamadığını anlamaktayız. Sultan III. Mehmed’in saltanatı döneminde gerçekleşen Eğri Seferi (M.1596) ve sonrasında yaşanan Haçova Meydan Savaşı’na dair verdiği bilgilerin ise işittiklerinden istifade ile kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da izah ettiğimiz üzere, Sultan III.

Murad (1574-1595) döneminde Macaristan sınırında yaşanan sınır olayları müellifin gözlem ve duyumlarına dayanılarak anlatılmaktadır.

Müellife ait eserler arasında kendisinin yazdığını söylediği, daha önce de belirttiğimiz gibi savaş aletleri ve teknikleri ile binicilik konusunda bilgi verdiğini belirttiği “Cendî-nâme”

adlı bir kitabı daha olmalıdır. Ancak sözkonusu bu esere tarafımızdan ulaşılamamıştır.

52 Gazâvât-nâme, vr. 16a, sr. 12

53 Gülvar-Yanık Kale, asıl adı Raab olan, Kuzeybatı Macaristan’da, Estergon’un batısındaki sınır kalesidir.

Geniş bilgi için bkz. Sertoğlu, a.g.e. s. 360

54 Aktepe, a.g.m. s. 372

55 Gazâvât-nâme, vr. 26b, sr. 3

56 Gazâvât-nâme, vr. 15a, sr. 5

(22)

Tezimizde “Dil, Üslup ve Anlatım” bahsinde de açıklanacağı üzere yazmada harekelendirmede oldukça fazla hataların olduğu görülmektedir. Mesela, muhtemelen müstensih tarafından yapılan hareke hatası nedeniyle aslı “Cündî-nâme”57 olması gereken kelimenin “Cendî-nâme” olarak yazıldığı görülmektedir.

2.3. Yazılış Amacı

İlk örneklerini 15. yüzyılda gördüğümüz gazavât-nâme türü eserler, 16. yüzyılda büyük gelişme göstermiştir58. Osmanlı toplumunun ihtiyacı olan ve onu ayakta tutan moral değerlerin canlı tutulması ideali ile toplumun “gazâ ve cihâd fî sebîlillâh” duygusu etrafında mobilize edilmesi düşüncesi, bu dönemde yaşayan ilim erbabını harekete geçirmiştir. Gazavât türü eserleri ile toplumda gazâ ve cihâd rûhunun canlı kalmasına vesile olan müellifler, İslâm tarihinde yaşanmış savaşlar ve kahramanlıklar ile kendi zamanlarının savaşlarını ve kahramanlık hikâyelerini hem kendi zamanları hem de kendilerinden sonra gelecek nesiller için hayır du‘â ya vesile olması gayesiyle yazıya aktarmışlardır.

Osmanlı tarihçileri eserlerini birçok farklı sebebe binaen kaleme almışlar ve eserlerini yazma gayelerini ise “sebeb-i te’lif" adı altında ya da başka ifadelerle59 çoğunlukla eserlerinin başında veya sonunda ifade etmişlerdir60. Bu dönemde Tevârih-i Âl-i Osman, Menâkıb-nâme, Gazavât-nâme türü eser yazan ve bu eserlerini Pâdişâh’a ya da devlet ricaline sunan ulema ve tarihçiler, eserlerinin devlet adamları ve hükümdarlar için pratik faydaları olduğuna inanmışlardır. Bu bağlamda eserlerini, ilâhiyata yardımcı olmak ve hükümdarların yönetimde adaletle davranmalarını sağlamak için yol göstermek gayesiyle kaleme almışlardır61.

Eserin başlarında müellifin “Hâtır-ı şerîflerine tenşît ve tergib ve mütâla‘asından gazâ ve cihâd fî sebîlillâh iden selef-i kirâmun ahvâllerine vâkıf olmağa takrîb içün tahrîr eyledüm”62 ifadesinden ve cihâdın farz-ı ayn olduğu ve askerlik vazifesiyle vazifeli olanların vazifelerini yapmadıkları takdirde tüm halkın sorumlu olacağını söylemesine63 bakıldığında bu dönemde toplumsal ve askeri anlamda sıkıntıların yaşandığı bu sebeple de, müellifin pâdişâhı şevklendirmek, ümitlendirmek gayesiyle eserini telif ettiği anlaşılmaktadır.

57 “Cündî” Osmanlılarda iyi ve hünerli binicilere verilen sıfat. Geniş bilgi için bkz. Tuncer Kurt, vd., a.g.e. s. 58

58 Şamil Şahin, a.g.m. s. 998

59 “maksudum du‘â-i hayr ki” ifadesi için bkz. Gazâvât-nâme, vr. 5b

60 Uğur Akbulut, “Kuruluş Dönemi Osmanlı Tarihçiliği Ve Tarih Yazma Gerekçeleri”, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Dergisi, S. 15, Erzurum 2007, s. 362

61 Victor. L. Menage “Osmanlı Tarihinin Başlangıcı” Tarih Enstitüsü Dergisi, IX, İstanbul 1978, s. 239

62 Gazâvât-nâme, vr. 15b

63 Gazâvât-nâme, vr. 14b

(23)

Müellif, yazmada Sultan III. Mehmed’in ecdadı gibi Hz. Peygamber’in (S.A.V) yolundan gittiğini bu sebeple Sultan Mehmed’in ordusuna özürsüz katılmak gerektiğini anlatmış ve bunu da âyet-i kerîmelerle ve kısa hikâyelerle desteklemiştir64. Mesela, Tebük (M.631) gazâsında Medîne halkının bir kısmının Hz. Peygamberi (S.A.V) yalnız bırakmak istemeleri ve sonunda âyet-i kerîme ile ikaz edilmeleri anlatılarak okuyan ya da dinleyenlerin zihninde orduya katılmalarını teşvik ve aksinin caiz olmadığı düşüncesi yerleştirilmek istenmiştir. Öyle ki, bu dönem yazılan gazavât-nâme türü eserlerin, gerek asker gerekse halk arasında toplumu harekete geçiren moral değerlerin inşasında önemli bir vazife ifa ettikleri anlaşılmaktadır.

Bununla beraber Osmanlılarda neseb (soy) ve gazâ (cihâd) kavramları, hânedanın tanınması ve meşruiyetinin sağlamlaştırılması anlamında iki önemli faktör olmuştur65. Bu bağlamda müellif, Abbâsilerin (750-1258) yıkılıp hilâfet makamının etkisini yitirdiği yıl, Osman Gâzî’nin dünyaya gelmesini, Hilâfet’in Âl-i Osman’a intikal ettiğinin delîli olarak kabul ider66. Ve Osman Bey’in şeceresini ise Kızıl Boğa’ya kadar uzatarak şöyle verir. Sultan Osman bin Ertugrul bin Süleyman Şah bin Kaya Alb bin Kızıl Boğa. Esasen Osmanlı tarihçileri 16. yüzyıla kadar eserlerinde, Osmanoğullarının şeceresini siyasi iktidarın meşruluğunu sağlamlaştırmak için Oğuz soyuna, 16. yüzyıldan sonra peygamberler silsilesine dayandırmışlardır. Çünkü bu dönemde tarih yazıcılarının Osmanlı devlet düzeninin hem kurucusu olmak, hem de süregelen düzenin savunucusu olmak gibi toplumsal rolleri vardır67.

Müellif, Sultan Mehmed’in tek gayesinin Allah’ın rızâsını kazanmak olduğundan bahisle ecdadının da gayesinin Osman Gâzi’ye varıncaya dek yaşadıkları devirleri Hak adına karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak olduğunu söyler. Ve Selâtîn-i Âl-i Osmân’a “Gece gündüzün devamınca Allah dâimî eylesin” şeklinde dua eder68. Müellifin bu yaklaşımı Aşıkpaşazâde tarihindeki yaklaşımla örtüşmektedir69. Müellif de, yazmada “Maksudum du‘â

64 Gazâvât-nâme, vr. 13b

65Halil İnalcık, “Aşıkpaşazade Tarihi Nasıl Okunmalı?”

Çeviri: Fahri Unan yunus.hacettepe.edu.tr/~unan/translation5.html (02.02.2015)

66 Gazâvât-nâme, vr. 9b

67 İbrahim Şirin, “ Osmanlı Tarih Yazıcılığının Tarihi Gelişimi”, Pax Ottomana: Studies in Memoriam Prof. Dr.

Nejat Göyünç, ed. Kemal Çiçek, Sota ve Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2001, s. 552-553.

68 Gazâvât-nâme, vr. 6b, sr. 15

69 Aşıkpaşazâde’nin bir derviş gazi olması onu, eserinde Osmanlı sultanlarının gazi yönlerini öne çıkarmaya ve Sultanları Allah yolunda savaş yapan gaziler olarak tasvir etmeye yönlendirmiştir. Aşıkpaşazâde’ye göre, bu gazi sultanlar giriştikleri savaşlardan Allah'ın yardımıyla zaferle çıkmışlardır. Tarihini yazma gerekçesini ise, insanların Osmanlı sultanlarının kahramanlıklarını okuduklarında ya da dinlediklerinde, onların ruhlarına du‘â etmeleri için yazdığını belirtmiştir. Bkz. Akbulut, a.g.m. s. 365

(24)

-i hayr ki” diyerek dua almak ve Âl-i Osmân’a dua edilmesini sağlamak niyetiyle eserini yazdığını ifade etmiştir70.

Hz. Peygamber (S.A.V) ve sahâbe-i kirâm ile Sultan III. Murad Han ve III. Mehmed Han dönemlerinin anlatıldığı yazmada fasıl71 açılarak tâbiîn ve tebei’t-tâbiînin hayatlarından da misaller verilmiştir. Yani yazmada Hz. Peygamber (S.A.V) dönemi ile Sultan III. Mehmed Han dönemi anlatılmak istenen iki asıl konu olup, bu ikisi arasında anlatılanlar, gazâ ve cihâd fî sebîlillâh davasında yaşanılan tecrübelerden istifâde ettirmek amacıyla yazılmışlardır.

Sultan III. Murad’ın saltanatının son dönemleri ile Sultan III. Mehmed’in saltanatının ilk dönemlerinin anlatıldığı72 yazmada, Sultan III. Murad’ın vefatının duyulması ile Yanık(Gülvar) kalesi civarında bulunan Tata ve Papa şehirlerinde bulunan kılıç artığı az sayıdaki Avusturya, Macar, Erdel, Eflak ve Boğdan eşkıyalarının Tuna nehri kıyısında bulunan şehir ve kasabalara saldırarak yağma ve talan yaptıkları anlatılır. Bu zulümlerin Sultan III. Mehmed’in tahta çıkışıyla sona erdiği, sınırlarda huzur ve sükûnun hakim olduğu bunun da sebebinin Pâdişâh’ın makam-ı vilâyetinden doğduğu şüphesiz olan kerametinden73 olduğu belirtilir. Ve Sultan III Mehmed için “Hazret-i Pâdişâhımız mehdiyy-i zamân ve güzîde-i devrândur”74 ifadesi kullanılır. Böylece okuyanın ya da dinleyenin zihninde Hânedân-ı Âl-i Osman’ın bulunduğu makam, iteat duygusu örgüsünde pekiştirilir. Kâfir ile savaş Allah’ın emrettiği vazife olduğundan, kendilerini buna adamış sultanların ve muhariblerin evliyalık mertebesine yükseldikleri ve onların faaliyetlerini yazmanın da kutsal bir görev olduğu inancına sahip ulema-tarihçiler, Osmanlı Sultanları gibi ahiretteki saadetleri için okuyucudan bir fâtiha beklemiş75 ve Osmanlı Pâdişâhlarını Allah’ın vazifeli kıldığı seçkin kulları olarak görmüş ve onlara velîlik izhar etmişlerdir76.

Yine elimizdeki yazmanın müellifi ile aynı dönemde yaşamış olan Hasan el-Kâfi, 1595 tarihinde devlet düzeninin bozuluş sürecini anlattığı ve Eğri Seferi’ne katılan dönemin ulema, devlet erkânı ve divan heyetine sunduğu risalesinde ilim ve akıl sahipleri anlamına gelen “ulema” ve “ukala” sınıfının görevinden bahsetmektedir. Ulema ve ukala sınıfının görevinin Pâdişâh’a ve devlet ricaline, doğru fikirler ile görüşlerini belirtmek, alınması

70 Gazâvât-nâme, vr.6a, sr. 12-15

71 Gazâvât-nâme, vr. 189b

72 Gazâvât-nâme, vr. 12b-13a

73 Gazâvât-nâme, 13a, sr. 1

74 Gazâvât-nâme, vr. 13a

75 Menage, a.g.m. s. 239

76 “…ba‘zı azizlerden istima‘ olundı ki…” ifadesiyle başlayıp isim vermeden Sultan III. Mehmed’i ve saltanatını metheden ifadeler için bkz. Gazâvât-nâme, vr. 13a-13b

(25)

gereken tedbirleri hatırlatarak danışmanlık yapmak ve halka karşı ise dini ilimleri öğretmek, dine lâzım olacak nesneleri anlatarak halkı ibadet hususunda ikna etmek olduğunu söyler. Ve devamla önemli bir diğer görevlerinin ise Pâdişâhların iyiliğine niyet ederek, onlar için hayır dua da bulunmak olduğunu belirtir. Vakıa, yaptığı teşbihte, Pâdişâhların vücuttaki kalp gibi hayatî önemde olduklarından, onlarda oluşabilecek bir problemin bütün bir toplumu etkileyeceğini ve rahatsızlık oluşturacağını söyler77. Böylece ilim erbabının durdukları yerin önemi, yazdıkları eserlerin ehemmiyeti, ilim ve akıl sahiplerinin nasıl olmaları gerektiği hususu ile Pâdişâh’ın konumu gözler önüne serilir.

Yazmada geçen “Hutbe-i ismiyle okur her hatibi’l-müslimîn. Pâdişâh’a her kalem olsa kalem her barmak el, haşre dek medh ü kemalin yazamam binde birin leykmaksûdum du‘â-i hayr ki”78 ifadesinden eseri yazma niyetinin hayır dua almak olduğu ve “Her kim bu kitabı okuya nâmın anub, diye kim Hakk nusreti dâyim ola sana mu‘în”79 ifadesinden ise kitabı her kim okursa Allah’ın nusret vermesi için Sultan III. Mehmed’e ve Âl-i Osmân’a dua edilmesini istediği anlaşılmaktadır.

Her iki müellif de, ilim ve akıl sahibi insanların eserlerinin ortak gayesinin Pâdişâh’a ve devlet ricaline yönetimde doğru ve adil olmaları ve yanlışa düşmemeleri hususunda, danışmanlık yapmak ve yol gösterici olmak olduğu düşüncesindedirler. Bu niyetle eserlerini hayır dua almak ve Pâdişâh’a hayır dua edilmesine vesile olmak gayesiyle yazmışlardır.

2.4. Dil, Üslup ve Anlatım

Yazmanın ilk sayfasında üç ve son sayfasında bir tane olmak üzere toplam dört temellük mührü görülmektedir. Birincisi okunaklı olup80 ikincisi ve üçüncü mühür silik olduğundan okunamamıştır. Üçüncü mührü çerçeveleyen ve müstensih tarafından yazıldığı anlaşılan bir yazı daha bulunmaktadır. Eserin ilk sayfası iki kere yazılmış sonradan-müstensih tarafından olsa gerek- üzeri beyaz kâğıt kaplanarak iptal edilmiştir. Eserin en son sayfasında müstensihe ait bir tamamlama yazısı81 vardır.

77 Osman Özkul “Osmanlı Devlet Düzeni Üzerine Balkanlardan Bir Bakış” Siyaset Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 2013, Yıl:1, C. 1, S. 2

78 Gazâvât-nâme, vr. 6a, sr. 9-12

79 Gazâvât-nâme, vr. 6a, sr. 9-12

80 “Bima likülli harekete tunüvvi” şeklinde okunabilmiştir.

81 Gazâvât-nâme, vr. 216b “Temmetü’l-kitâb bi-‘avnillâhi melikü’l-vehhâb…”diye başlayıp devam eden ketebe kaydı ya da müstensih tarafından yazıldığından istinsah kaydı da denilen bir yazıdır. Gazâvât-nâme, vr.1a’da da kısa bir istinsah kaydı vardır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Orhan Bilgin, “Yazma” TDVİA, C. 43, s. 369

(26)

Yazma vr.1b’den itibaren hamdele ve salvele ile başlar. Âyet-i kerîmeler ve Arapça terkibler ilk varaklardan itibaren sıkça kullanılmıştır. Genel olarak Gazavât-nâme’nin dilinin 15. ve 16. asırlardaki Tevârîh-i Âl-i Osman’ların diline yakın olduğu görülmektedir82.

Çok fazla Arapça ve Farsça terkibler vardır. Osmanlıca, Arapça ve Farsça şiirler, beytler, recezler83 vardır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla, Arapça beyit sayısı 129, Farsça beyit sayısı 25, Osmanlıca beyit sayısı 112’dir. Müellifin Arapça ve Farsçaya iyi derecede vâkıf olduğu görülmektedir. Yazmada vr.1b’de olduğu gibi okunamayan silik yazılar vardır.

Okuyamadığımız kelimeleri (…) şeklinde, okuyup da emin olamadığımız kelimeler ise (?) şeklinde belirtilmiştir. Bazı kelimeler iki kere yazılmış ve üstü çizilmiştir84. Bazı cümleler ise iki kez yazılmıştır85. Bazı kelimeler ise harf hatası sebebiyle asıllarından farklı olarak yazılmıştır. Mesela, kemî, cündî, teslim gibi. Bunlar trankripsiyon edilirken dipnotla belirtilmiştir.

Yazmamız harekelidir. Nesih hatlıdır. Transkripsiyon edilirken olduğu gibi aktarılmaya çalışılmış, zorunlu olmadıkça harekelendirmeye müdahale edilmemiştir.

Harekelendirmenin ilk dokuz varaktan sonra sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Genel olarak bu tür eserlerde harekelendirmelerin sonradan yapılıp yapılmadığı kullanılan mürekkebin renginden anlaşılır. Bu bağlamda elimizdeki yazmada86 harekelerin kırmızı mürekkeple konulması bu işlemin sonradan yapıldığını göstermektedir. Yazmaların tavsifinde özel bir yeri olan mürekkebin, yazmalarda kullanılan en eski mürekkep olan siyah ve kırmızı olması, eserin 14. yüzyıl öncesine, yeşil ve mavi olması ise 14. yüzyıl sonrasına ait olduğunu göstermektedir87. Yazmada yeşil mürekkep kullanılırken88, kırmızı mürekkep de kullanılmıştır89. Mesela, bölüm, şiir ve konu başlıkları belirlenirken kırmızı ve yeşil renkli mürekkepler kullanılmıştır90. 14. yüzyıl sonrasında intinsah edilen metinlerde ve tezhip süslemeli yazmaların başlıklarında beyaz mürekkep (üstübeç) de kullanılmış91 olup

82 Eyitmek(didi, söyledi), câsûsen makal(casus sözü), yat u yarağ (at ve silah), kangi, kande, kaçan (ne zaman), a‘ni (yani ben demek istiyorum ki), ayruk (gayrı). Anadolu Türkçesinin zamanla geçirdiği değişim için bkz.

Mustafa SARI, “Eski Anadolu Türkçesi’nden Osmanlıcaya Türkçede Art Zamanlı Değişmeler”

http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/SARI-Mustafa-ESKİ-ANADOLU-TÜRKÇESİ’NDEN- OSMANLICAYA-TÜRKÇEDE-ART-ZAMANLI-DEĞİŞMELER.pdf (01/08/2015)

83 Kasîde tarzında ve recez vezninde yazılan şiir. Bkz. Devellioğlu, a.g.e. s. 881

84 Gazâvât-nâme, vr. 57a, sr. 9

85 Gazâvât-nâme, vr. 80a, sr. 11

86 Gazâvât-nâme, vr. 109a, sr. 8

87 Bilgin, a.g.m. s. 371

88 Gazâvât-nâme, vr. 214a, vr. 214b, vr. 215a

89 Gazâvât-nâme, vr. 210b, vr. 208b, vr. 206b

90 Gazâvât-nâme, vr. 206b, vr. 208b, vr. 162a, sr. 1, vr. 189b

91 Bilgin, a.g.m. s. 371

(27)

eserimizde de ser levha yazısında beyaz mürekkep kullanılmıştır92. Ayrıca ana bölüm başlığının üstünde tezhip sanatı görülmektedir93. Yazmada metin içinde geçen kelimelerin anlamları ile ilgili olarak sayfanın kenarına kırmızı renkli mürekkeple, harf ile ya da kelimenin geçtiği satırın hemen hizasına kelimenin üstü kırmızı mürekkeple çizilerek açıklama yazılmıştır94. Yine Hz. Peygamber’in (S.A.V) ismi yazılarak başlanılan, şecaat-i cismani konusunun işlendiği bölümde, sahâbî ve diğer İslâm kahramanlarının isimleri kırmızı renkli mürekkeple yazılmıştır95.

Yazmada dikkatimizi çeken bir diğer husus, “der-kenâr”96 edilerek yazılmış olmasıdır.

Eserde vr.1b’den başlamak üzere 112 ayrı varakta bugünkü ifadeyle dipnot diyebileceğimiz açıklamalar ve ilaveler vardır. Bu ilaveler asıl metnin dışında olarak, sayfanın yanında, üstünde ve altında da olabilmektedir. Bazı mensur yazmalarda kullanılan “ ayn ” (ع) harfi bir mısranın örnek verildiğine işaret ettiği97 gibi eserimizde geçtiği şekliyle bir kelimeyi izah için ya da bir konuyu hikâye yoluyla anlaşılır kılmak için98 de kullanılır. Eserimizde “Ayn”99 harfinin yanında “Tı”100 ve “Lamelif”101 harfleri ile, kırmızı mürekkeple kelimenin üstüne çizilen kısa çizgi102, metin içinde geçen kelimeleri izah ve kelimelerin istılahi anlamlarını açıklamak için kullanılmıştır.

13. yüzyıldan sonra yazılan Farsça yazmalarda görülen dâl (د) harfinin üzerine nokta konularak (ذ) olarak yazılması şekli, Osmanlı yazmalarına da intikal ederek “hıdmet” (تمدخ) yerine “hizmet” (تمذخ) şeklinde, 16. yüzyılın sonuna değin Türkçe yazmalarda da kullanılmıştır103. Eserimizde de “hıdmet” (تمدخ) yerine “hizmet” (تمذخ) kelimesi kullanılmıştır104.

Genel olarak yazma eserlerde eserin tamamlandığını belirtmek için kullanılan tek mîm (م) veya üçgen şeklinde istiflenmiş üç mîm (م م م) işareti105 eserimizin son varağında müstensih

92 Gazâvât-nâme, vr. 1b

93 Gazâvât-nâme, vr. 1b

94 Zîr u zeber, i‘lâm, bürûç gibi. Bkz., Gazâvât-nâme, vr. 1b, 2a, 132a, sr. 2

95 Gazâvât-nâme, vr. 132a

96 Farsça “der-kenâr” ifadesi hakkında bilgi için bkz. Atilla Çetin, “Derkenar” TDVİA, IX, 1994, s. 179-180

97 Bilgin, a.g.m. s. 372

98 Gazâvât-nâme, vr. 124a, sr. 11

99 Gazâvât-nâme, vr. 1b, vr. 207a, sr. 5, vr. 59b

100 Gazâvât-nâme, vr. 1b, vr. 42b

101 Gazâvât-nâme, vr. 36a

102 Gazâvât-nâme, vr. 43a, sr. 9

103 Bilgin, a.g.m. s. 371

104 Gazâvât-nâme, vr. 28b, sr. 59, vr. 22b, sr. 15

105 Bilgin, a.g.m. s. 372

(28)

Mehemmed İmam tarafından yazılan istinsah kaydı da denilen ferağ kaydında106 görülmektedir. Eserin tamamlandığını belirtmek için üçgen içinde çerçevelenmiş yazının sonunda tek “mim” (م) işareti kullanılmıştır.

Yazmada üslup olarak, okuyanı ya da dinleyeni eserin içine çeken ve uzun soluklu egzersiz gerektiren hikâyeler ve kısa cümlelerden oluşan diyaloglar vardır107. “Hâtimetü’l- kelâm bi-zikr-i gazât-ı padişâh-ı İslâm. Lâ-zâle fi’d-devleti ve’s-sa‘âdeti ‘ale’d-devâm”108 cümlesiyle İslâm Pâdişâhına dua ve övgü mahiyetinde methiyelerle söze başlanmıştır.

Akabinde Sultan III. Mehmed methedilerek, Osman Bey’den Sultan III. Murad’a değin tüm Osmanlı Sultanlarının temayüz etmiş hasletleri, Sultan III. Mehmed’in şahsında meczeden övgü dolu Türkçe bir şiir109 ile verilmiştir. Sultan III. Mehmed, gazavatnâme türü eserlerin rûhuna uygun tarzda “Gazi-Mücahid Padişâh” olarak anlatılmıştır. Saray tarihçiliği tarzında tarihe kayıt düşme kaygısı olmadan Osmanlı hanedanını ve Sultan III. Mehmed’i anlatırken övgü dolu bir dil kullanılmış, olaylar ve hikâyeler ise yalın ve anlaşılır bir üslupla aktarılmıştır.

Yazmamızda alıntı yapılan eser ya da bahsedilen bir misalden sonra kırmızı renkli mürekkep ile “Bundan sonra sadr-ı kelâma ‘avdet idelüm” ya da “Sadr-ı kelâma dönelüm”110 şeklindeki şahsi uyarı ile asıl mevzu anlatılmaya devam edilmiştir. Yine Arapça şiir111 verilmiş, hemen sayfanın kenarına kırmızı mürekkeple “Kıt‘a-i Tercüme” adı altında bu şiirin açıklaması yapılmıştır. Bazı sayfalarda mevzu asıl metine yerleştirilememiş, sayfanın kenarına kırmızı mürekkeple “Hikâye” başlığı altında yazılmıştır112. Mevzular, ilintili oldukları olaylar dizisi ile birlikte anlatılmaktadır. Olayların sıralaması değiştiği halde anlatılmak istenen fikir örgüsü devam etmektedir. Bunun gibi, Uhud (624) Savaşından sonra Hayber (629) gazâsına geçilmiş ardından Ahzab (Hendek) (627) Savaşı anlatılmaya başlanmıştır. Konuya misal getirmek ya da anlaşılır kılmak için kendi yazdığı ve henüz nerede olduğunu tespit edemediğimiz “Cendî-nâme” adlı eserden ve müellif ismi verilmeyen

“Ebtâl-i ‘Adîmi’l Akran” adlı gazavâtdan alıntılar yapılmış ancak birçok sayfada sıkça tekrarlanan “Sadr-ı kelâma ‘avdet idelüm” ifadesi ile asıl konuya devam edilmiştir. Böylece okuyanın zihninde anafikir korunmuş ve akıcı bir üslup kullanılmıştır.

106 a.g.m. s. 372

107 Gazâvât-nâme, vr. 176a, vr. 177b

108 Gazâvât-nâme, vr. 206b, sr. 7-8

109 Gazâvât-nâme, vr. 207a

110 Gazâvât-nâme, vr. 120a,sr.7 , vr. 127b, sr. 10

111 Gazâvât-nâme, .vr. 161b, sr. 4-5

112 Gazâvât-nâme, vr. 188b

Şekil

Updating...

Benzer konular :