12-36 aylar arasında çocukları olan annelere verilen grup eğitiminin annelerin anne babalık görevlerinde özyeterliliklerine yönelik katkısının incelenmesi

131  Download (0)

Tam metin

(1)
(2)

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

12-36 AYLAR ARASINDA ÇOCUKLARI OLAN ANNELERE VERİLEN GRUP EĞİTİMİNİN ANNELERİN

ANNE-BABALIK GÖREVLERİNDE ÖZ YETERLİLİKLERİNE YÖNELİK KATKISININ

İNCELENMESİ

Fatma ELİBOL

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı DOKTORA TEZİ

Ankara 2007

(3)

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

12-36 AYLAR ARASINDA ÇOCUKLARI OLAN ANNELERE VERİLEN GRUP EĞİTİMİNİN ANNELERİN

ANNE-BABALIK GÖREVLERİNDE ÖZ YETERLİLİKLERİNE YÖNELİK KATKISININ

İNCELENMESİ

Fatma ELİBOL

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı DOKTORA TEZİ

Tez Danışmanı Prof. Dr. Duyan MAĞDEN

Ortak Danışman Prof. Dr. Reha ALPAR

Ankara 2007

(4)

Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’ne:

Bu çalışma jürimiz tarafından Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programında Doktora Tezi olarak kabul edilmiştir.

Danışman: Prof. Dr. Duyan MAĞDEN Jüri Başkanı: Hacettepe Üniversitesi

Üye: Prof. Dr. Reha ALPAR Hacettepe Üniversitesi

Üye: Prof. Dr. Nilgün METİN

Hacettepe Üniversitesi

Üye: Prof. Dr. İsmihan ARTAN

Hacettepe Üniversitesi

Üye: Prof. Dr. Neriman ARAL

Ankara Üniversitesi

ONAY:

Bu tez, Hacettepe Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği’nin ilgili maddeleri uyarınca yukarıdaki jüri üyeleri tarafından uygun görülmüş ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kabul edilmiştir.

Prof. Dr. Hakan S. ORER Enstitü Müdürü

(5)

TEŞEKKÜR

Yazar, bu çalışmanın gerçekleştirilmesine katkılarından dolayı, aşağıda adı geçen kişi ve kuruluşlara içtenlikle teşekkür eder;

Araştırmanın ölçeği ile ilgili yardım ve desteğini sunmuştur.

Sayın Prof. Dr. Duyan MAĞDEN, tez çalışmasının her aşamasında değerli fikirleri ile çalışmayı en iyi şekilde yönlendirmiş, büyük bir özveri ve içtenlikle yardım ve desteğini esirgememiştir.

Sayın Prof. Dr. Reha ALPAR, tez çalışmasının her aşamasında değerli fikirleri ile çalışmayı en iyi şekilde yönlendirmiş, büyük bir özveri ve içtenlikle yardım ve desteğini esirgememiştir.

Tez İzleme Komitesi Üyeleri Sayın Prof. Dr. Nilgün METİN ve Prof. Dr. Pınar BAYHAN tez çalışması boyunca fikirleri ile çalışmayı desteklemişlerdir.

Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniği, Aktepe, Mamak, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezleri, Ankara İli Altındağ Toplum Merkezi, SSK Ankara Kreşi, Emekli Sandığı Kreş ve Gündüz Bakımevi, İlk Yuvam Kreş, ABC Çocuk Sağlığı Merkezi yönetici ve çalışanları desteklerini esigememişlerdir.

Ölçeğin çeviri aşamasında;

Sayın Prof. Dr. Mehmet DEMİREZEN Sayın Şebnem ÇOBAN

Sayın Özcan DOĞAN Sayın Çiğdem AYDIN

Sayın Selahattin GELBAL desteklerini esirgememişlerdir

Sayın Tülay ÜSTÜNDAĞ’ eğitim programının planlaması ve uygulanması konusundaki destek ve rehberliklerini esirgememişlerdir.

Sevgili oğlum Gazi Mustafa Elibol, sevgili annem ve eşim çalışmanın her aşamasında sevgi ve sabır dolu davranışları ile her türlü yardım ve desteklerini esirgememişlerdir.

(6)

ÖZET

Elibol, F. 12-36 Aylar Arasında Çocuğa Sahip Annelere Verilen Grup Eğitiminin Annelerin Anne Babalık Görevlerinde Özyeterliliklerine Yönelik Katkısının İncelenmesi Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı, Doktora Tezi, Ankara 2007. Yapılmış olan bu araştırma 12-36 aylık çocuğu olan annelere verilen grup eğitiminin annelerin özyeterliliklerine ve çocuklarının gelişimlerine katkısın incelemek amacıyla planlanmıştır.

Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında Ankara ili merkez ilçelerinde bulunan araştırmanın yapıldığı dönem itibarı ile 12-36 aylık çocuğa sahip olan 401 anne ile Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği’ nin geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılmıştır. Otuz üç anneye ilk test uygulamasından bir ay sonra tekrar test uygulanmıştır.

Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği (1-3 Yaş Skalası) maddeleri, madde analizi ile de incelenmiş ve her madenin ölçeğe katkısı belirlenmeye çalışılmıştır. Buradaki 51 maddenin cronbach alfa katsayısı α= 0,9031 olarak bulunmuştur. Öntest son test puanları arasındaki test tekrar test güvenilirliği r=0,86 bulunmuştur.

Araştırmanın ikinci aşamasında; ön test son test kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Deney ve kontrol grubundaki otuz altı gönüllü anneleye Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği (1-3 Yaş Skalası), Ev Ortamı Değerlendirme Anket Formu, Ankara Gelişim Tarama Envanteri uygulanmıştır. Deney grubundaki annelere ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen başlıklara yönelik (çocuğunu disipline etme, tuvalet eğitimi, çocukla iletişim, çocuğun gelişimsel özelliklerini öğrenme ve destekleyebilme gibi konularda) grup eğitimi verilmiştir. Eğitim 6 hafta boyunca haftada iki saatlik periyotlarla sürdürülmüştür. Araştırma sonunda deney ve kontrol grubundaki annelere Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği (1-3 Yaş Skalası), Ev Ortamı Değerlendirme Anket Formu, Ankara Gelişim Tarama Envanteri tekrar uygulanmıştır.

Deney ve kontrol grubundaki annelerin Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği ön test son test sonuçları iki eş arasındaki farkın anlamlılık testi ile karşılaştırılmıştır. Deney grubunun AGÖÖ sonuçları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>0,05), kontrol grubunun AGÖÖ sonuçları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur(p<0,05). Deney ve kontrol grubundaki çocukların AGTE ön test son test sonuçları iki eş arasındaki farkın anlamalılık testi ile karşılaştırılmıştır. Deney ve kontrol grubunun AGTE sonuçları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05).

Deney ve kontrol grubunda ki anne ve çocukların AGÖÖ ve AGTE son test sonuçları iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılmıştır. Deney ve kontrol grubundaki annelerin AGÖÖ son test sonuçları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Deney ve kontrol grubundaki çocukların AGTE son test sonuçları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05).

Anahtar Sözcükler: Özyeterlilik, Anne Baba Eğitimi, Bebeklik Dönemi

(7)

ABSTRACT

Elibol, F., An Investigation over the Impact of a Group Training for Mothers of Children between 12-36 Months Old on their Maternal Self-Efficacy Regarding Parenthing Tasks , Hacettepe Üniversitesi, Health Sciences Institute, Child Development and Education Program, PhD Thesis, Ankara 2007. The study conducted was designed to analyze the impact of group training towards mothers of children between 12-36 months old on their self-competence and on the development of children.

The study consists of two phases. In the first phase, the study aimed to measure the validity and reliability of the The Self Efficacy for Parenting Tasks İndex-Toddller Scale with 401 mothers that have children between 12 and 36 months old at the time of the research and are living in the central districts of Ankara province. A re-test was conducted one month after the prior test carried out with 50 mothers.

The items of Self Efficacy for Parenting Tasks İndex-Toddller Scale were examined through unit analysis to determine the contribution of each item to the scale. The Cronchbach α coefficient was found α =0.931 for 51 items here. The test re-test reliability between the prior test and final test points was found r=0.86.

In the second phase of the study, prior test, training and final test method was used. 36 volunteer mothers in the experiment and control groups took The Self Efficacy for Parenting Tasks İndex-Toddller Scale, Home Environment Questionare and Ankara Screening Inventory. The mothers in the experiment group also received group training on topics that were determined in line with their needs (on topics such as disciplining their children, toilet training, communication with their children, learning and supporting the developmental trends of their children). The training was given for 6 weeks, two hours in a week. At the end of the study, the mothers in experiment and control groups took the The Self Efficacy for Parenting Tasks İndex- Toddller Scale, Home Environment Questionare and Ankara Screening Inventory again.

The results of prior test and final test for The Self Efficacy for Parenting Tasks İndex-Toddller Scale taken by mothers in experiment and control groups were compared with the meaningfulness test for the difference between the two spouses.

The difference between the results for The Self Efficacy for Parenting Tasks İndex- Toddller Scale of mothers in experiment and control groups was not found statistically meaningful (p>0.05), control groups was found statistically meaningful (p<0.05). The results of prior and final test in Ankara Screening Inventory for the children in experiment and control groups were compared with the meaningfulness test for the difference between the two spouses. The difference between the results of Ankara Screening Inventory taken by experiment and control groups was not found statistically meaningful (p<0.05).

The results of the final test for The Self Efficacy for Parenting Tasks İndex- Toddller Scale and Ankara Screening Inventory taken by mothers and children in experiment and control groups were compared with the significance test of the difference between the two means. The difference between the final test results for the parenthood duties self-competence scale taken by mothers in experiment and control groups was found statistically meaningful (p<0.05). The difference between

(8)

the final test results for Ankara Screening Inventory taken by the children in experiment and control groups was not found statistically meaningful (p>0.05).

Key Words: Self-Efficacy for Parenting Tasks, Parent Education, Toddler

(9)

İÇİNDEKİLER

Sayfa No

ONAY SAYFASI iii

TEŞEKKÜR iv

ÖZET v

ABSTRACT vi

İÇİNDEKİLER viii

SİMGELER VE KISALTMALAR x

ŞEKİLLER xi

TABLOLAR xii

GİRİŞ 1

GENEL BİLGİLER 3

2.1. GELİŞİM 5

2.2. BEYİN GELİŞİMİ 7

2.3. RİSK VE KORUYUCU FAKTÖRLER 8

2.3.1. Koruyucu Faktörler 9

2.4. UYARAN EKSİKLİĞİ 9

2.4.1. Bebeklik ve Erken Çocukluk Döneminde Uyaran Eksikliği

9

2.4.2. Uyaran Eksikliğinin Nedenleri 9

2.5. 1-3 YAŞ ARASINDAKİ ÇOCUĞUN ÖZELLİKLERİ 11

2.5.1. Bir Yaş 11

2.5.2. İki Yaş 11

2.6. Çocukların İhtiyaçları Nelerdir? 15

2.7. Anne Babalık Nedir? 15

2.7.1. Annelik Donanımı 16

2.7.2. Anne Babalığı Etkileyen Faktörler Nelerdir? 18

2.7.3. Anne Babalık Stilleri 29

2.7.4. Anne Babalık Becerilerinde Özyeterlilik 31

2.7.5. Anne Babalığı En İyi Düzeyde Desteklemek 39

GEREÇ VE YÖNTEM 47

3.1. Araştırmanın Amacı 47

(10)

3.2. Temel Problem 47

3.3. Alt Problemler 47

3.4. Araştırmanın Evreni 48

3.5. Araştırmanın Örneklemi 48

3.6.Geçerlilik Güvenirlik Çalışması Yapılan Gruptaki Çocuk ve

Annelerin ve Demografik Özellikleri 49

3.7. Deney Kontrol Grubundaki Çocuk ve Annelerin ve

Demografik Özellikleri 55

3.8. Yöntem 59

3.9. Veri Toplama Araçları 60

3.9.1 Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği 1-3 Yaş

Skalası 60

3.9.2. Ankara Tarama Envanteri (AGTE) 66

3.9.3 Ev Ortamı Değerlendirme Anket Formu 67

3.9.4 Aile Bilgi Formu 67

3.10. Veri Toplama İşlemi 67

3.11. Verilerin İstatistiksel Değerlendirilmesi 68

3.12. Eğitim Programının Amacı 68

3.13. Programın Hazırlanması 68

3.14. Programın Uygulama Özellikleri 69

3.15. Programın İçeriği 69

BULGULAR 71

TARIŞMA 91

SONUÇ 101

ÖNERİLER 107

KAYNAKLAR 109

(11)

SİMGELER VE KISALTMALAR

x Aritmetik Ortalama

SS Standart Sapma

SH Standart Hata

N Örneklemi Oluşturan Denek Sayısı

Min Minimum Puan

Max Maksimum Puan

AGÖÖ Anne Babalık Görevlerinde Özyeterlilik Ölçeği AGTE Ankara Gelişim Tarama Envanteri

(12)

ŞEKİLLER

Sayfa No Şekil 2.1. Belsk’inin Anne Babalığı Etkileyen Süreçler Modeli 17 Grafik 3.1. Ön Test-Son Test Puanlarına İlişkin Saçılım Grafiği 66

(13)

TABLOLAR

Sayfa

Tablo 2.1. Anne-baba sitilleri 30

Tablo 2.2. Anne-babalık becerilerinde özyeterlilik inancına yönelik görevlerin çocuk üzerindeki etkileri

33

Tablo 3.1. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki çocukların yaşa göre dağılımları

49

Tablo 3.2. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki çocukların cinsiyete göre dağılımı

49

Tablo 3.3. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki çocukların kreşe devam edip etmeme durumlarına göre dağılımları

50

Tablo 3.4. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki annelerin sahip oldukları çocuk sayısına göre dağılımları

50

Tablo 3.5. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki çocukların doğuş sırasına göre dağılımları

51

Tablo 3.6. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki annelerin yaşlarına göre dağılımları

51

Tablo 3.7. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki annelerin çalışma durumuna göre dağılımları

52

Tablo 3.8. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki annelerin öğrenim durumuna göre dağılımları

52

Tablo 3.9. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki babaların öğrenim durumuna göre dağılımları

53

Tablo 3.10. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki ailelerin gelir durumuna göre dağılımları

53

Tablo 3.11. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan gruptaki annelerin yaşadıkları semtlere göre dağılımları

54

Tablo 3.12. Deney kontrol grubundaki çocukların yaşlarına göre dağılımı

55

Tablo 3.13. Deney kontrol grubundaki çocukların cinsiyete göre dağılımı

55

(14)

Tablo 3.14. Deney kontrol grubundaki annelerin sahip oldukları çocuk sayısına göre dağılımları

56

Tablo 3.15. Deney kontrol grubundaki çocukların doğuş sırasına göre dağılımları

56

Tablo 3.16. Deney kontrol grubundaki annelerin yaşlarına göre dağılımları

57

Tablo 3.17. Deney kontrol grubundaki annelerin öğrenim durumuna göre dağılımları

58

Tablo 3.18. Deney kontrol grubundaki babaların öğrenim durumuna göre dağılımları

58

Tablo 3.19. Deney kontrol grubundaki ailelerinin aylık gelir durumuna göre dağılımları

59

Tablo 3.20. Maddelere ilişkin tanımlayıcı istatistikler 62 Tablo 3.21. Maddelere ilişkin madde analizi sonuçları 64 Tablo 4.1 Deney grubundaki annelerin anne-babalık becerilerinde

özyeterlilik ölçeği ön test ve son test puanlarının iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılması

71

Tablo 4.2 Kontrol grubundaki annelerin anne-babalık becerilerinde özyeterlilik ölçeği ön test ve son test puanlarının iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılması

72

Tablo 4.3 Deney ve kontrol grubundaki annelerin anne-babalık becerilerinde özyeterlilik ölçeği ön test ve son test puanları

72

Tablo 4.4. Deney ve kontrol grubundaki annelerin anne-babalık becerilerinde özyeterlilik ölçeği ön test ve son test

puanlarının iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılması

73

Tablo 4.5. Deney grubundaki çocukların AGTE ön test ve son test puanlarının iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılması

74

Tablo 4.6. Kontrol grubundaki çocukların AGTE ön test ve son test puanlarının iki eş arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılması

74

(15)

Tablo 4.7. Deney ve kontrol grubundaki annelerin AGTE ön test ve son test puanları

75

Tablo 4.8. Deney ve kontrol grubundaki çocukların AGTE ön test ve son test puanları arasındaki farkın bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ile karşılaştırılması

76

Tablo 4.9. Deney grubundaki annelerin“çocuğunuz genellikle nasıldır?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

77

Tablo 4.10. Kontrol grubundaki annelerin“çocuğunuz genellikle nasıldır?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

78

Tablo 4.11. Deney grubundaki annelerin“ev işi yaparken çocuğunuzla konuşur musunuz?” sorusuna verdikleri cevapların ön test- son test sonuçlarına göre dağılımı

79

Tablo 4.12. Kontrol grubundaki annelerin“ev işi yaparken çocuğunuzla konuşur musunuz?” sorusuna verdikleri cevapların ön test- son test sonuçlarına göre dağılımı

80

Tablo 4.13. Deney grubundaki annelerin“çocuğunuza yeni bir oyuncak aldığınızda siz ne yaparsınız?” sorusuna verdikleri

cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

81

Tablo 4.14. Kontrol grubundaki annelerin“çocuğunuza yeni bir oyuncak aldığınızda siz ne yaparsınız?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

81

Tablo 4.15. Deney grubundaki annelerin “çocuğunuz sıkıldığı zaman genellikle ne yaparsınız?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

82

Tablo 4.16. Kontrol grubundaki annelerin “çocuğunuz sıkıldığı zaman genellikle ne yaparsınız?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

83

Tablo 4.17. Deney grubundaki annelerin“çocuğunuz günde kaç saat televizyon izler?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

84

(16)

Tablo 4.18. kontrol grubundaki annelerin“çocuğunuz günde kaç saat tv izler?” sorusuna verdikleri cevapların ön test-son test sonuçlarına göre dağılımı

85

Tablo 4.19. Deney ve kontrol grubundaki annelerin eğitimden önce ve sonra çocuklarına kitap okuma sıklıklarına göre frekans dağılımları

85

Tablo 4.20. Deney grubu ve kontrol grubundaki annelerin ön test ve son test sonuçlarına göre çocuklarına kitap okuma sıklıkları arasındaki farkın karşılaştırılması

86

Tablo 4.21. Deney ve kontrol grubundaki annelerin eğitimden önce ve sonra çocukları ile hareketli oyun oynama sıklıklarına göre frekans dağılımları

87

Tablo 4.22. Deney grubu ve kontrol grubundaki annelerin ön test son test sonuçlarına göre çocuklarıyla hareketli oyun oynama sıklıkları arasındaki farkın karşılaştırılması

88

Tablo 4.23. Deney ve kontrol grubundaki çocukların eğitimden önce ve sonra kitap sayılarına göre frekans dağılımları

89

Tablo 4.24. Deney grubu ve kontrol grubundaki çocukların ön test sonrası son test sonuçlarına göre sahip oldukları kitap sayıları arasındaki farkın karşılaştırılması

90

(17)

GİRİŞ

Yaşamın ilk yılları bütün gelişim alanlarında hızlı ve önemli değişimlerin yaşandığı özellikli bir dönemdir. Sıfır altı yaşlar arasındaki gelişimin ve eğitimin çocuğun ileriki yaşlardaki başarısını etkilediği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Her çocuk uygun koşullarda maksimum gelişim seviyesine ulaşabilir. Uygun olmayan çevre koşulları ve anne baba desteğinin yetersiz olması çocuğun ulaşabileceği gelişim seviyesine ulaşmamasına neden olabilecektir.

Çocuğun doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu ilk sosyal ortam ailesidir.

Erken çocukluk döneminde çocukların büyüme ve gelişimini destekleyen deneyim fırsatları anne babaları tarafından sağlanmaktadır. Bu dönemde çocuk gereksinimlerinin karşılanması için tamamen anne ve babasına bağımlıdır. Buna karşılık anne babalar bu olay karşısında ne yapmaları gerektiğini bilememekte ve desteğe ihtiyaç duyabilmektedirler.

Erken dönemde anne baba destek programlarının anne babalık davranışlarının kalitesini ve çocuğun gelişimini olumlu etkilediği ve bu etkinin uzun dönemde de devam ettiği bilinmektedir. Bir-üç yaş döneminde çocukta pek çok değişiklik ve gelişim meydana gelmekte ve anne babayı zorlayabilecek birçok faktör devreye girmektedir. Anne babaların bu zorlu döneme ayak uydurabilmeleri için bir takım yeni beceriler kazanmaları gerekmektedir. Çocuk ve anne babada negatif davranış örüntüleri yerleşmeden erken dönemde anne baba müdahale programlarının devreye girmesi oldukça önemlidir. Olumsuz ve yetersiz koşulların çocuğun gelişiminde oluşturacağı etkilere sonradan çözüm bulmaya çalışmaktansa bu problemleri erken destek programlarıyla önlemek daha olumlu bir yaklaşım olacaktır.

Anne babaların çocuklarının gelişimi ve eğitimlerini desteklemeleri üzerinde yoğunlaşan farklı eğitim modelleri vardır. Bunlardan bazıları ev ziyaretleri, kurum eğitimleri ve grup yaklaşımlarıdır. Ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerin, gerçekçi ve uygulanabilir anne baba destek sistemlerinin işlerliğini belirleyip, öncelikle hayata geçirmeleri giderek önem kazanmaktadır. Erken çocukluk döneminde eğitim sisteminin yaygınlaştırılabilmesi için bunun gereğine inanan kişilerin artması ve sistemin önemi ile ilgili çalışmaların yapılması gerekmektedir.

(18)

Bu amaçla bir üç yaş grubu çocuğa sahip annelere ihtiyaçları doğrultusunda verilecek grup eğitiminin, bu annelerin anne babalık görevlerinde özyeterlilik önelik katkısı incelenmiştir.

(19)

GENEL BİLGİLER

Bilimsel olarak erken yaşların çocuğun zeka, kişilik ve sosyal gelişiminde çok önemli olduğu ve bu yaşlardaki ihmalin olumsuz etkilerinin sonraki dönemleri de etkilediği görülmüştür. Araştırmalar, çocukların büyüme ve gelişimini destekleyen deneyim fırsatlarının, gelişimin hassas olduğu dönemlerde sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Bir yaşından önce beyin hızlı gelişmekte ve bu gelişim daha geniş bir alan kapsamaktadır. Doğumdan hemen sonraki aylar beynin gelişimi açısından çok önemlidir. Bu sürede öğrenmenin gerçekleşmesini sağlayan hücre bağlantıları yirmi kat daha artmaktadır. Beyin gelişimi çevresel şartlardan sanıldığından çok daha fazla etkilenmektedir. Çevre ile etkileşimin niteliği ve çocuğun ilk on sekiz ayda edindiği deneyimlerin sebep olduğu sonuçlar, yetersiz çevreden gelen çocuklarda telafisi güç etkiler yaratabilir. Erken yaşlarda çevrenin beyin üzerine etkisi uzun sürelidir. Beynin büyük bir kısmı ve beyin hücrelerinin çoğu doğumda oluşmuştur, bunlara eşlik eden sinir bağlantılarının yapılaşması yaşamın ilk iki yılında gerçekleşir. Özel durumlar hariç altı yaşına kadar bu bağlantıların çoğu gerçekleşir. Bu yüzden erken yaşlarda karmaşık algılama ve fiziksel deneyimler için fırsatlar sağlamak, ileriki yaşlardaki değişik öğrenme becerilerinin gelişimine olumlu yönde etki eder (1).

Her çocuk potansiyel gelişim düzeyine ulaşabilir. Potansiyel gelişim düzeyi çocuğun kendi başına sergilediği beceri düzeyinin üzerindedir ve çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresi onun bu düzeye ulaşmasında büyük rol oynar. Yetersiz ortamlarda gelişen çocuklar ulaşabilecekleri düzeyin gerisinde kaldıklarından yaşamları boyunca yeterli ortamdan gelen çocuklardan farklı konumda olabileceklerdir. Küçük çocukların özellikle de içinde yaşadığı çevre koşullarına bağlı olarak olumsuz konumda olanların eğitim, bakım ve korunmasının sağlanması toplumun sorumluluğundadır. Olumsuz koşulların yarattığı etkilere sonradan tedavilerle çare bulmaya çalışmaktansa, çevre koşullarının yaratacağı olumsuz etkiyi erken destek programları ile önlemek çok daha olumlu bir yöntemdir. Myers’in 1996’da açıkça belirttiği gibi, kendi potansiyelleri doğrultusunda gelişmek her çocuğun hakkıdır ve çocuklar haklarını hayata geçirmek için başkalarına bağımlıdırlar. Bu hakkın benimsenmesi, erken çocukluk gelişim ve eğitim

(20)

programlarını, özelliklede risk altında olduğu düşünülen çocuklar için geliştirilen programların mantıksal temeli önemli olgulardan biridir (2).

Sternberg, Grigorenko ve Nokes’un (1997) modeli, bütün çocukların çevreye uyum sağlamak için gerekli olan bilişsel becerileri geliştirme becerisine sahip olduğunu öne sürer. Elverişsiz çevre koşulları bilişsel mekanizmalarını çalışmaz hale getirirken, elverişli koşullar bu mekanizmaları harekete geçirir. Bu modele göre hemen hemen bütün çocuklar sosyo- kültürel taleplere uygun beceri düzeyine ulaşabilirler ve çevre koşuları uygun olduğu ölçüde bütün çocukların öğrenme kapasitesi vardır (2).

Erken çocukluk dönemi çocuğun düzenli bir biçimde değiştiği dönemdir. Bu süreç, doğum öncesinden başlar ve çocuğun yaşamının ilk yılları boyunca sürer. Bu süreçte mevcut olan farklı dönemler, farklı yaklaşımları gerektirecektir. Çocuk gelişimi stratejisi kapsamlı olacaksa gelişim süreci boyunca değişen ihtiyaçlara cevap vermelidir. Çocuk gelişimi için programlamaya, çocuk üç yaşına geldiği zaman başlamak yeterli değildir. Çocuklara bakan kişilerin eğitimi, grup tartışmalarında birbirlerinden öğrenip birbirlerini destekleyen bir grup anne-babanın belirli deneyim ve bilgisine dayalı son derece katılımcı bir yaklaşımdan, yerel durumlara uyarlanmadan ve içeriği tartışılmadan bakım veren kişilere, sadece durumları için uygun görülen bilgilerin verilmesine yönelik programlara kadar uzanan geniş bir yelpazede yer alabilir. Birçok toplumda aile, çocuk bakımında esas sorumluluğu elinde tutar. Çocuk bakım ve gelişim programları ailenin sorumluluğunu zayıflatmamalı, onun üzerine kurulmalıdır. Anne babalara güç vermek, gelişmelerin uzun dönemde sürmesine yardım eder. Küçük çocuğun gelişiminde kalıcı iyileşmeler, asıl çocuğa bakan kişinin bilgi, tutum ve çocuk yetiştirme davranışlarında değişiklik gerektirecektir. Bu değişiklikler sadece çocuklara doğrudan hizmet sunan geçici programların sonucunda olmaz. Anne babaların ve çocuğa bakan kişilerin, çocuğu tanımak ve elde ettikleri bilgilerle harekete geçmek için özellikle alıcı oldukları hassas devreleri vardı. Gebelik dönemi ve doğum zamanı böyle iki zamandır. Çocuğun gelişimindeki ilerlemeler veya kültürel gelenekler tarafından belirlenen erken yaşamındaki önemli olaylarda çocuğa bakan kişinin bilincinin artması için alıcı oldukları dönemlerdir. Bu zamanlardaki eğitim çocuğa bakan kişilere enerji vermesi, bir başarı duygusu sağlaması ve çocuğun gelişiminde

(21)

bir fark yaratma olasılığı daha az duyarlı oldukları dönemlerde verilen eğitime göre daha fazladır (3).

Doğumu izleyen ilk yıllarda çocuğun gelişiminin yakından izlenmesi, gereksinimlerinin belirlenip en uygun şekilde karşılanarak temel güven ve mutluluk duygusunun oluşturulması çocuğun geleceği açısından çok önemlidir. Bu dönemde çocuk gereksinimlerinin karşılanması konusunda tamamen anne ve babasına bağımlıdır. Buna karşılık anne babalar bu olay karşısında ne yapmaları gerektiğini bilememekte ve desteğe gereksinim duyabilmektedirler. Erken eğitim programları ile anne ve babaların gereksinim duydukları bu destek hizmetlerden yararlanmaları amaçlanmaktadır.

2.1. GELİŞİM

Gelişim; zaman içinde yapıda, düşüncede veya biyolojik ve çevresel etkilere bağlı olarak insan davranışlarındaki değişimler ve süreklilik olarak tanımlanır (4).

Bebeklerin gelişimsel süreçleri hala tartışılmakta olan karmaşık bir süreçtir.

Gelişim bir kumaş dokuması gibi düşünülebilir. Bütün iplikler bütünün bir parçası olarak önemlidir. Ayrı ayrı hepsi resmin bir parçasıdır ve beraber karmaşık bir resmi oluştururlar. Bütün gelişim alanları birbirleriyle ilişkilidir. Bebek bir gelişim alanında ilerleme kaydederse bu diğer gelişim alanlarını da etkiler. Yürümeye başlayan bir bebek fiziksel çevresi ile istekleri doğrultusunda etkileşime girer ve yeni şeyler öğrenir. Böylece zihinsel gelişim açısından da ilerleme kaydeder (5).

NAEYC (National Association for the Education of Young Children) Erken Çocukluk Döneminde Gelişim Destek Programları isimli yayının ikinci bölümünde çocukların nasıl öğrenip geliştikleri hakkındaki ilkeleri listelemişlerdir. Bu ilkeler şu şekildedir (6).

- Gelişim alanları birbirleriyle etkileşim içindedir, - Gelişim bir sıra izler,

- Gelişim oranı çocuktan çocuğa çeşitlilik gösterir, - Erken deneyimlerinin etkileri birikerek sürer,

- Sosyal ve kültürel pek çok faktör gelişimi etkilemektedir, - Çocuklar aktif bir şekilde öğrenebilmektedirler,

- Çocuklar çevreleri ile etkileşim halindeyken öğrenebilirler, - Oyun gelişim süreçlerinin hayati bir parçasıdır,

(22)

- Gelişim deneyim ve destekle ilerlerler,

- Çocuklar işitsel, görsel ve duyusal yollarla öğrenirler,

- Çocuklar kendilerini güvende hissettikleri durum ve ortamlarda daha iyi öğrenirler (6).

Çevre ve genetiğin gelişim üzerindeki etkileri yüzyıllardır tartışılan bir konudur. 20.yy’da bilim adamları genetiğin mi yoksa çevrenin mi gelişimi belirlediği sorusu üzerine yoğunlaşmışlardır. Gerçekte her ikisi de önemli rol oynamaktadır. Pek çok çalışma genetik ve çevrenin etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Bebeğin genetik yapısı onun fiziksel gelişiminin hızını ve oranını etkiler. Ancak çevrede en az onun kadar etkilidir. Örneğin çocuğun geçirdiği hastalıklar ve kötü bir beslenme biçimi de fiziksel gelişimini etkiler. Uyarıcı olmayan ortam bebeğin dünyayı algılama becerisini etkiler. Uyarıcı olmayan ortama maruz kalan çocuğun genetik potansiyeli de sınırlanmış olur. Uyaran beyin gelişiminin en iyi düzeye ulaşmasında güçlü bir etkendir (5)

Çocuğun çevresi gelişimini etkilemektedir. Araştırmalar uyaransız, az konuşulan, sevgi ve ilgi yoksunluğu yaşayan çocukların gelişimlerinin engellendiğini göstermektedir. Scarr (1992) anne-babaların çocuklarının doğuştan gelen potansiyellerini sıcak, destekleyici bir ortamda zengin uyarıcı çevre ile destekleyebileceklerini vurgulamaktadır. Scar’a göre çocukların normal gelişim düzeyine ulaşmaları için en az “orta” düzeyde destekleyici, uyarıcı bir ortama ihtiyaçları vardır (7).

Gelişim tahmin edilebilir bir şekilde açıklanabilir. Genetik faktörler olgunlaşmayı büyük ölçüde belirler. Çevre ise ortaya çıkan yeni becerinin gelişimini destekleme konusunda gerekli fırsatları sağlar. Çocuğa kimse yürümeyi, dönmeyi, emeklemeyi öğretmez. Ancak çevresel tepkiler, yetişkinlerin sosyal destekleri, ödül ve teşvikleri bu beceriyi tekrarlamasını ve geliştirmesini sağlamaktadır. Standartlar ise bir becerinin ortalama başarılma yaşını gösterir. Normlar bebeğe bakan kişilere bebeğin gelişimi konusunda rehberlik eder (5).

Geçmişte yapılan çalışmalar, yetişkinlerin bebekler üzerindeki etkilerine odaklanmışlardır. Son zamanlarda yapılan çalışmaların çoğunda ise bebeğin bakım veren kişiler üzerindeki etkilerine yoğunlaşılmaktadır. Bebekler ve küçük çocuklar çevrelerini aktif bir biçimde şekillendirebilirler. Örneğin anne babalar kolay iletişim

(23)

kurulabilen sık gülen ve tahmin edilebilir davranışlarda bulunan bebeklerle daha çok ilgilenme eğilimindedirler. Bunun yanında “zor bebek” olarak tanımlanan bebekler anne babalarının onlara karşı düşmanlık, reddetme gibi tepkilerini ortaya çıkarırlar (5).

Dünyanın değişik ülkelerinde kültürel yapılarda farklıdır. Kültürler, davranış ve inançların diğer nesillere aktarımını sağlarlar. Dünyanın değişik yerlerinde bebek bakımı ile ilgili değişik kültürel yaklaşımlar vardır (5).

2.2. BEYİN GELİŞİMİ

Yaşamın ilk üç yılı boyunca beyin hızla gelişir. 3 ile 10 yaşlar arasında, her iki hemisferin değişik hızlarda gelişmesine rağmen, beyin gelişimi sabit bir biçimde devam eder. 10 yaş civarında beyin, %90 yetişkin ölçülerine ulaşır ve miyelizasyon süreci sona erer. Her iki beyin yarıküresinin ölçü ve fonksiyonu nöronların miyelizasyonu ile belirlenir. Erken çocukluk döneminde çocuğa sağlanan deneyimler onun beynini şekillendirecektir (6). Bebeğe doğduktan sonra verilen uyaranlar beyin hücrelerinin gelişimini destekler, yeni hücre bağlantılarının oluşmasını sağlar. Bu bağlar ömür boyu kullanılır 3 yaşına kadar desteklenmeyen hücreler budanır yok olur (8).

Çocuk doğuştan getirdiği zihinsel potansiyelini kullanmak ve yeteneklerini geliştirmek için zengin uyarıcılarla donatılmış bir çevreye ihtiyaç duymaktadır.

Çeşitli araştırmalar kültürel çevrenin zenginliği ile zeka bölümünün çok yakından ilişkili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yetenekler ancak uygun bir ortamda ortaya çıkıp gelişebilmektedir. Bunun için zeka gelişiminin hızlı olduğu okul öncesi dönemde çevresel uyarıcıların önemi daha çok artmaktadır. Bu dönemde yeterince uyarılmayan çocuk öğrenme ve yeteneklerini geliştirme bakımından yavaş olacaktır ve ilerki yıllarda bu açığı kapatmak güç olacaktır (4).

“Sameroff ve Serifer çocuğun zekasını olumsuz etkileyen çevre faktörlerini belirtmişlerdir.

1. Annenin zihinsel bir hastalığının olması, 2. Annenin kaygılı olması,

3. Annenin çocuğun gelişimiyle ilgili değer ve inançlarının uygun olmaması ve çocuğa karşı olumsuz tutum sergilemesi,

4. Bebeklikte çocukla anne arasında çok az ilişki olması,

(24)

5. Anne babanın belirli bir mesleğinin olmaması, 6. Annenin eğitim düzeyinin düşük olması, 7. Babanın aile ile yaşamaması,

8. Çocuğun ilk dört yılında ailenin çok fazla steresli olayla karşılaşması, 9. Ailede dört veya daha fazla çocuğun olması (4).

Zekanın gelişmesi ilk yıllarda hızlı olmasına karşın daha sonraları yavaşlar.

Zekanın %75’i ilk dört yaşta gelişmekte yirmi yaşına kadar gelişimini sürdürmekte sonra duraklamaktadır (4).

Son yıllarda yapılan çalışmalar, bebeklerin beyin gelişimi dolayısıyla yetişkinlikteki performansı için doğumdan ve hatta doğum öncesinden itibaren nitelikli uyarıcı çevrenin gerekliliğine odaklanmaktadır. Beyin araştırmaları yapan uzmanların kanıtladığı bir gerçek şudur ki, 0-2 yaşlar ağırlılı olmak üzere yaşamın ilk altı yılı beyin gelişimi açısından altın yıllardır (9).

Sterlin (2002) 0-3 yaş dönemindeki çocuk bakımının kalitesinin çocuk üzerindeki etkilerini incelemiştir. Yüksek kaliteli çocuk bakımının çocuğun maksimum gelişim düzeyine ulaşmasında etkili olduğunu belirtmektedir (10).

Çocuğun ne öğrendiği onun hangi öğrenme ortamlarına maruz kaldığına bağlıdır. Beyin gelişiminin daha büyük bir kısmı doğumdan sonra gerçekleşir ve anne babalar her gün bebeklerinin sağlıklı beyin gelişimine katkıda bulunmak için birçok fırsata sahiptirler (8).

2.3. RİSK VE KORUYUCU FAKTÖRLER

Çeşitli risk faktörleri çocukların gelişimlerinin gecikmesine, ruh sağlığının bozulmasına vb neden olabilirler. Risk altındaki çocuk ve aileleri belirlemek için aşağıdaki durumlar göze alınabilir.

 Çocukların durumu (doğum ağırlığı, beslenme ve sağlık durumları),

 Kadınların durumu (Öğrenim düzeleri, sağlık ve beslenme durumları, gebelik yaşı),

 Aile ve destek sistemleri (büyüklük ve kompozisyon, istihdam ve gelir, alternatif çocuk bakımının ne ölçüde var olduğu),

 Çocuk yetiştirme inanç ve davranışları (yedirme, beslenme, iletişim),

(25)

 Daha genel sosyo-ekonomik koşullar (gelir ve kazanç dağılımı, okuryazarlık oranı, sağlık ve diğer hizmetlere ulaşılabilirlik, hızlı toplumsal ve ekonomik değişimler) (3).

 Aile faktörleri: Şiddet, taciz, ihmal, uyumsuz aile ilişkileri;

 Psikososyal faktörler: Güç, ekonomik krizler, yoksunluk,

 Bireysel özellikler: Düşük zekâ, beyin hasarı, kronik fiziksel hastalıklar, Webster-Stratton (1999) çocukların yaşamlarında yukarıdaki faktörlerin iki ya da daha fazlasıyla karşılaşırlarsa ruhsal problemler ya da gelişimsel riskler yaşayabileceklerini belirtmişlerdir (7).

2.3.1. Koruyucu Faktörler

Çocuğun ruh sağlığını koruyan faktörler şöyle sıralanabilir.

 Yetişkinle kurulan destekleyici iletişim;

 Olumlu eğitimsel yaklaşımların kullanımı;

 Küçük aile;

 Değişik aktivite ve etkinliklere katılmak;

 Kişisel özellikler. Örneğin, sağlık durumunun iyi olması, özgüvenini yüksek olması, zekâ ve olumlu sosyal becerilere sahip olmak;

 Maddi kaynakların yeterli olması. Örneğin: yeterli aylık gelirin olması;

 Duygusal olgunluk (7).

2.4. UYARAN EKSİKLİĞİ

2.4.1. Bebeklik ve Erken Çocukluk Döneminde Uyaran Eksikliği

Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olarak tanımlanan 0-3 yaş dönemi çocukların beyinlerinin öğrenmeye en fazla açık olduğu ve tüm gelişim alanlarında ki gelişimin temellerinin atıldığı bir dönemdir. İlk üç yaşta herhangi bir nedenden dolayı, çocuğun gelişimini destekleyecek ortamın ve uyaranların sağlanamaması uyaran eksikliği olarak tanımlanır (11).

2.4.2. Uyaran Eksikliğinin Nedenleri Çocuğa Ait Etmenler

 Planlanmayan ve istenmeyen bebek

 Yemek ve uyku sorunu

 Aşırı ağlayan huzursuz ve zor sakinleşen bebekler

 Enfeksiyonlar, akut ve kronik hastalıklar

(26)

 Demir eksikliği anemisi ve malnutrisyon gibi nedenlerle oluşan bilişsel gecikme halsizlik

 Duygusal sorunlar

 Dil sorunları Anne Babaya Ait Etmenler

 Yoksulluk, geçim sıkıntısı, işsizlik

 İçe dönük bebeği ile birlikte olmayan ebeveyn

 Çocuğun verdiği ipuçlarının anlaşılmaması ya da yanlış anlaşılması duyarsız olunması

 Anne ya da babanın yaşadığı depresyon durumu

 Ailede yaşanan sağlık sorunları

 Kardeşlerde görülen gelişimsel gecikmelerin ailede yarattığı sorunlar

 Doğum, taşınma, boşanma, tekrar evlenme, ölüm vb

 Ailenin çocuk gelişimi konusunda bilgisiz olması

 Anne-babalık konusunda kendini yetersiz hissetme

 Çocuğu kabul edememe, ihmal, örseleme Çevreye Ait Etmenler

 Yoksulluk, iş olanaklarının azlığı

 Sağlık hizmetlerine ulaşamama (11).

Catherin ve arkadaşları (1996) 13-20 aylık bebeklerin annelerinin çocuklarına yönelik tepkileri ile çocukların dil ve oyun becerileri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışma yapmışlardır. Çalışmada annelerin tepkilerinin neler olduğu (annelerin bebeklerinin hangi davranışlarına tepkide bulundukları?) ve tepkilerin sözel içeriklerinin nasıl olduğu (Annelerin çocuklarına hangi sözcüklerle tepkide bulundukları) incelenmiştir. Annelerin çocuğun ses çıkardığı durumlarda verdiği tepkilerin çocuğun dil becerisini desteklediği ve oyun sırasında verdiği tepkilerinde oyun becerisini desteklediği bulunmuştur (12).

Catherine ve arkadaşları (1996) anne çocuk oyunlarını incelemişlerdir.

Çalışmanın birinci hedefi annelerin 1-3 yaş arasındaki çocuklarının oyunlarına doğrudan hangi tip tepkiler verdiklerini belirlemek, ikinci amacı annelerin çocuk oyunu hakkında bilgi düzeyini incelenmek olmuştur. 50 anne ile onların 21 aylık çocukları ev ortamında serbest oyun sırasında gözlenmiştir. Anne ve çocuk arasıdaki

(27)

sembolik, sembolik olmayan ve annenin rehberlik ettiği oyun türleri kodlanmıştır.

Araştırmanın sonunda annelerin çocukları ile daha çok gelişimlerini destelemek için oynadıkları bulunmuştur (13).

2.5. 1-3 YAŞ ARASINDAKİ ÇOCUĞUN ÖZELLİKLERİ 2.5.1. Bir Yaş

Bir yaş çocuğunun en karekteristik özelliği, tam bir benmerkezcilik sergilemesidir.

Otonomi için mücadele, bu yaş gurbunun en önemli özelliğidir. Bu yaştaki çocuk tüm dikkatini ebeveynin koyduğu kuralları test etme-deneme ve kendini keşfetmeye vermiştir. Onun bu tavrı tümüyle dürtüseldir. On iki ile yirmi dört aylık dönem arasında bebeğin dili kullanma becerisi hızla gelişmeye, taklit oyunu ve daha karmaşık sorun çözme biçimleri eşlik etmeye başlar. Yeni yürümeye başlayan çocuğun bu evredeki temel görevi tek, bağımsız bir birey olduğunu öğrenmek ve kendi kendine yeterli olmaktır. Yeni yürümeye başlayan çocuk kendisinin farklı bir birey olduğunu, çevreyi keşfederken, ayrılık, yeterlilik ve bağımsızlık deneyimleri sırasında öğrenir. Bu evrede çocuğun olumsuzluğu, gerçek anlamda bir karşı gelme değildir. Bu henüz gelişmemiş bağımsızlık duygusu ile yalnızlık deneyiminin bir bileşenidir. Yine bu evrede çocuk çevreyi keşfetmeye başlar. Ancak ebeveynine fiziki yakınlığını sürdürerek, güven ve rahatlık aramaya devam eder. Yaşayarak öğrenme ve eylem yoluyla çevreyi keşfetme, yeni yürümeye başlayan çocuk için en önemli öğrenme yollarıdır (14).

2.5.2. İki Yaş

İki yaş dönemi, çocukların kendi yeteneklerini sergilemekte ısrar ettikleri dönemdir. Oluşturulan bu yeni benlik anlayışı içerisinde, yetişkin ölçülerine karşı giderek artan bir duyarlılık görülür. Bebeklik döneminin bittiği, çocukluk döneminin başladığı ve 6 yaşına kadar sürecek bu okul öncesi evrenin başlıca gelişimsel görevi Erikson’a göre insiyatifin elde edilmesidir. Çocuğun yetişkin davranışlarını taklit etmesi bir ego-ideali olarak anne-babasını özümsemesi “kendisiyle bütünleşmesi”, olumlu ve role uygun özelliklerine daha seçici bir dikkat göstermesindeki artış bu evreye rastlar. Kendi kimliğine ilişkin gederek artan bir farkındalığa ulaşmak 2 yaş civarında korkunç ikinci yıl “negativist bunalımını” da beraberinde getirir. Daha önceleri çabalarında uğraşılarında herhangi bir sorun, huzursuzluk yaratmadan destek

(28)

görmeyi kabullenmiş olan çocuklar, bu yaşa geldiklerinde, her ne yapıyorlarsa kendi başlarına yapmakta ve kendi yeteneklerini sergilemekte ısrar ederler. Ayrıca ebeveynin ricalarına ve komutlarına da karşı koyarlar (14).

Disiplin çocuğun ikinci yılında oldukça önemli bir sorun haline gelir. Doğru ve yanlış kavramları, davranış kuralları, uygun tavırlar ve değerler, kendinden başka birisinin bakış açısını görme yeteneği gibi, çocuğu toplumsallaşmış bir kişilik haline getiren bütün temel nitelikler, öncelikle anne-baba tarafından ona kazandırılır. İki yaşına ulaşan çocuğun, emekleme çağındaki ağlama-bağırma gibi zorlayıcı tepkilerin yerine, oldukça geniş bir çeşitliliğe sahip sözel ve motor beceriler geliştirecek kadar aşama kaydettiği görülür. İki yaşında çocuk, çeşitli kas düzenekleri arasında artan bir denetim kazanmıştır. İki yaş çocuklarında, yeni bir düşünce biçimi görülür.

 Belli hedeflere ulaşma amaçlı sistematik sorun çözme becerisi geliştirir.

 Saklanmış nesneleri bulmak için sistematik bir arayışa girer.

 Belirgin bir deneme yanılma yöntemi aracılığı olmadan sorunlara çözüm getirir.”

Oyun, harekete dayalı olmaktan çıkıp, nesnelerin hayal ürünü durumlarda, - miş gibi kullanımına doğru gelişir. İsteklerini ağlayarak vurarak elde etmeye çalışır bu gerçek anlamda bir saldırganlık değildir. Çocuk ikinci yaşını bitireceğine yakın, yepyeni bir benlik anlayışı belirmeye başlar (14).

Bebeklerin ikinci yıları onların hareket ve dil yeteneklerinin hızlı geliştiği duygusal ve bilişsel süreçlerin karmaşıklaştığı, merakla ve heyecanla dolu bir dönemdir. Bu dönemin en temel işlevlerinden bir tanesi hareket yetisinin gelişmesidir. Hareket becerisinin gelişmesi ile benlik duygusu yerleşmeye başlar bağımsızlığa doğru adım atılır. Yapabildikleri arttıkça özgüveni gelişir. Bu dönemde bebek artık eskisi gibi mutlu bir bebek değildir, sıklıkla sinirli öfkeli davranışlar sergiler ve artık anne babasına daha az bağımlıdır (15).

Anne babanın ve aile içindeki diğer bireylerin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirler. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Bu dönemde çocuk sosyal bir birey olmayı öğrenirken, aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele ihtiyaç duyar. (16).

(29)

Özellikle anal kasların kontrol kazanması ile belirli olan bu dönemi Freud

“Anal Dönem” olarak isimlendirmiştir. Bebek dışkısını tutarak ya da yaparak zevk alır. Anal Dönem bağımlılıktan ayrılan, bağımsızlığı kazanma ile anne-baba tarafından kontrol edilmeye karşı yapılan bir çatışma dönemidir. Erikson bu dönemi

“Özerkliğe Karşı Utanç” olarak tanımlamaktadır. Çocuk kendi beslenerek, çevresini araştırarak, isteklerini yaparak bağımsızlığını yaşamak ister. Çocuğa bu konularda destek olunmazsa, beceri ve yeterlilikleri konusunda kuşku ve utanç geliştirir. Bu dönemde çocuğa uygulanan mantıklı ve saygı duyularak gerçekleştirilen disiplin çocuğun özerklik kazanmasına yardımcı olur (19).

Erikson (1950) 18-36 aylar arasını ikinci dönem “Bağımsızlığa karşı utanma ve şüphecilik” olarak isimlendirmiştir. Bebeklikten sonra bu dönemde çocuk özgürlüğünü ilan eder, kendisinin ve etrafındaki dünyanın farkına varır. Bu dönem tuvalet eğitimi, yeme ve uyku problemleri gibi sorunlu süreçleri içermektedir ve

“korkunç iki yıl” olarak tanımlanmaktadır. Çocuk bu dönemde etrafı araştırmakta, kendi düşüncelerini ve yetişkinlerin koyduğu sınırları test etmektedir. Bu dönem bazı negatif davranışlarla karterizedir (18). Bu yaş grubundaki çocukların doğal merakları ve bağımsızlığa doğru ilerlemeleri çocuğa bakım veren kişilerin sınır koyma ihtiyacını ortaya çıkmaktadır (5).

Anne-babalar çocuklarının davranışlarını doğrudan ve dolaylı olarak etkilerler. Onların dünyaları ve hareketleri çocuklarını doğrudan etkiler. Disiplin terimi kişiden kişiye değişir. Ancak çocuklarını tehlikelerden korumak, değerlerin yavaş yavaş yerleşmesini sağlamak ve kendi kendini kontrol etme becerisinin gelişimini desteklemek gibi ortak hedefleri paylaşır. Anne babaların problemleri önceden sezme, uygun davranışlar sergileyerek çocuğa model olma, çocuğun gelişimsel özelliklerini temel alarak sınırlar koyma, çevreyi çocuğun gelişimini desteklemek ve korumak için düzenleme, teşfik etme gibi yöntemleri kullanmaları gerekebilir (19).

Etkili anne babalık bu dönemde değişir. Bu dönemde anne babaların çocuğa ayak uydurabilmek için yeni bir takım beceriler kazanmaları gerekmektedir.

Özyeterlilik teorisine göre yeni becerilerin kazanılması yetenekli hissetme algısını arttırmaktadır. Bu dönemde anne ve çocuğu zorlayabilecek pek çok faktör devreye girmektedir. Bu dönem çocukların daha hareketli oldukları, çevreyi aktif olarak

(30)

inceledikleri, bakım veren kişilere karşı özerkliğini ilan etmek için çabaladıkları bir dönemdir (20).

Houck ve Lecuyer tarafından (2004) yapılan çalışmada annelerin 1-3 yaşlar arasında sınır koyma davranışlarının, çocukta uzun dönemde meydana gelen davranış problemlerine etkisi incelenmiştir. 12, 24, 36 aylarda annelerin sınır koyma ve çocukların buna uyma davranışları gözlemlenmiştir. Annenin sınır koyma örüntüleri Houck ve Lecuyer tarafından (1995) geliştirilen bir kodlama sistemi ile değerlendirilmiştir. Bu kodlama sisteminde anne ve çocuk bir gözlem odasında izlenmiştir. Anneden çocuğun 3 dakika süresince etraftaki nesnelere dokunmasını, oynamasını engellemesi istenmiştir. Annenin sınır koyma davranışı dolaylı, öğretme merkezli, güç merkezli, ya da tutarsız engelleme olarak sınıflandırılmıştır.

Araştırmaya 126 anne ve çocukla başlanmıştır. Çocuklar beş yaşına geldiğinde bu anne ve çocukların 78’i ile çalışmaya devam edilmiştir. Annenin sınır koyma davranışının etkileri her yaşta değişik etkiler göstermektedir. Çocuklardaki davranış problemleri annelerin doldurduğu Davranış Kontrol Listesi ile ölçülmüştür. Annenin güç merkezli sınır koyma davranışı tersine kendi kendini kabul etmeyi etkilemektedir. Dolaylı sınır koyma ve öğretme merkezli sınır koymanın 36 ay ve 5 yaş dönemindeki pozitif etkilerinin daha olumlu olduğu bulunmuştur (21).

Raver yaptığı çalışmada (1996) alt sosyo-ekonomik düzeye mensup annelerin 1-3 yaş arasındaki çocuklarının dikkatlerini çekip sürdürebilme becerileri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 47 düşük gelir düzeyine sahip anne ve onların 24 aylık çocukları oluşturmuştur. Çalışma sonunda her gün annelerin oyun sırasında en az 10 dk çocukları ile ortak dikkat sürdürebildikleri bulunmuştur.

Annelerin çocuklara göre daha çok iletişim başlattıkları gözlenmiştir. Çocuğun iletişim başlattığı durumlarda ortak ilgi süresinin daha uzun olduğu, çocuğun iletişim başlatmadığı durumlarda ortak ilginin daha kısa sürede kesildiği bulunmuştur (22).

Pan ve arkadaşları (2005) 108 düşük gelir düzeyine sahip ve 1-3 yaş arası çocuğu olan anne ile çalışmışlardır. Çalışmada anne-çocuk etkileşiminin çocuğun kelime üretimine etkisi incelenmiştir. Sonuçlar çocukların dil kazanımında farklılıklar olduğunu göstermektedir. Annenin kelime dağarcığının geniş olmasının, çocuğun kelime üretimini pozitif yönde, depresif olmasının ise kelime dağarcığını negatif yönde etkilediği bulunmuştur (23).

(31)

Culp ve Culp (1999) tarafından, kırsal kesimde yaşayan 40 anne ile, 1-3 yaş arasındaki çocuklarını nasıl cezalandırdıklarına yönelik açıklayıcı bir çalışma yapılmıştır. Çalışma sonunda annelerin çocuklarının bu yaş grubuna ait bazı negatif davranışlarını engellemek amacıyla fiziksel cezaya başvurdukları bulunmuştur.

Özellikle bu dönemlerde annelere yönelik eğitim programlarının fiziksel cezayı azalttığı bilinmektedir (24).

Öncelikle çocukların bu çağda inatçı, olumsuz, hareketli, karıştırıcı, tutturucu oldukları ve davranışlarının çelişkilerle dolu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bu olumsuz özelliklerin geçici olduğunu bilmek üç yaşında ortaya daha söz dinler daha daha toplumsal bir çocuğun çıkacağını bilmekte yararlı olacaktır (25).

2.6. Çocukların İhtiyaçları Nelerdir?

Amerikan Pediatri Akademisi 2003 yılında çocukların ihtiyaçlarını yemek, giysi, sığınmak, güvenli ve temiz çevre, yeterli süpervizyon, sağlık bakımı, eğitim ve eğitim hizmetlerine ulaşabilmek olarak belirtmiştir. Bütün bunların planlanabilmesi için ailelerin desteğe gereksinimleri vardır. Çocukların ihtiyaçları onların gelişim dönemleri ile de bağlantılıdır. Bebeklik döneminden üç yaşına kadar olan dönemde çocukların temel ihtiyaçları yiyecek, barınak, uyaran ve iletişimdir. Ailelerin görevi besleme, güvenlik, uyaran, açısından ihtiyaçlarını fark etmek ve karşılamaktır (26).

2.7. Anne Babalık Nedir?

Anne babalık “Çocuk ile anne baba arasındaki biyolojik ilişki olarak tanımlanabilir”. Fiil olarak kullanıldığında “anne babanın çocuk için sağladığı koruma ve bakım” anlamına gelmektedir. Kendziora ve O’Leary (1993) ye göre “ anne babanın çocuğu etkileyecek olumlu ya da olumsuz yaptığı şeyler olarak tanımlanabilir”. Anne babalık kavramı çocuğun fiziksel bakımını sağlamak, çocuğu disipline etmek, öğretme, çocukla oynama ve çocuk için hoşnut edici bir ortam sağlamayı içerir.

Lerner, Rothbaum, Boulas ve Castellini (2002)’ye göre; “Anne babalık iki ya da daha fazla nesil üyelerinin, yaşamları boyunca sürebilen, karşılıklı etkileşimlerini içermektedir” .

Anne babalık pek çok faktörden etkilenir. Anne baba çocuk arasındaki etkileşim iki yönlüdür. Anne babanın davranışları çocuğu etkiler, çocuğun davranışları da anne babayı etkiler. Anne babanın temel görevi ayrım yapmaksızın

(32)

çocuğun sağlıklı bağımsız bir birey olmasını ve sosyalleşmesini sağlamaktır. Anne babalık becerisi kavramının ne olduğundan çok görevlerinin neler olduğu üzerinde durulmaktadır. Anne babanın hedefleri ve davranışları, içinde yaşadıkları toplumun ve çocuklarını bağımsız yetişkinler olarak hayata hazırladıkları fiziksel, kültürel ve sosyal çevrenin bir parçası olarak şekillenir (26).

2.7.1. Annelik Donanımı

“Annelik donanımı” annenin ruhsal yapısının bebeğinin özelliklede ilk bebeğinin yeni ve kendine özgü bir biçimde düzenlenmesini anlatan bir terimdir.

Annelik donanımı annelerin çoğunun yaşamında önemli bir etkisi olan sağlıklı bir süreçtir. Yeni gelen bebekle birlikte annenin hem kendisini algılaması hem de çevresinin ona karşı olan tutum ve davranışları değişmektedir. Annelik donanımı annenin çocukluğunda annesi ile olan ilişkisi, annenin kendisine anne olarak bakış ve bebeğine bakışını içeren üç ana hattı vardır. Annelik donanımı annenin çocuğunu yaşatma ve büyütme kaygısı, anne ve bebeğin birbirine güvenli bir şekilde bağlanması, destekleyici ortamın özellikleri ve gebelikten başlayarak annenin kimliğini yeniden düzenlemesi konularını içerir (17).

Farklı anne babaların görevlerini nasıl değişik şekillerde yapmakta olduklarıyla ilgi çeşitli görüşler vardır. Belsky (1984) kaliteli anne-babalıkla ilgili üç temel etkiden bahsetmiştir.

1. Anne babanın kişisel psikolojik kaynakları: Bu anne babanın psikolojik sağlığını, aile içi ilişkilerinin kalitesini ve gelişimsel hikayelerini içerir.

2. Sosyal destekler: Ailenin sosyal destek ağı arkadaş çevresi, iş koşulları ve ekonomik koşullarını içerir.

3. Çocuğun karakteri: Çocuğun zor ya da kolay davranışlar sergilemesini içerir.

Belsky’nin modeli aile fonksiyon çeşitlerinin nasıl oluştuğunu anlamamıza olanak sağlamaktadır. Belsky’nin modeli şekil 2.1’de görülmektedir. Model hangi aile fonksiyon çeşitlerinin nasıl gerçekleştiğinin anlaşılmasını sağlamaktadır. Anne- babalık becerileri anne-babaların değişmelerine, çocuklarıyla baş etme ve onları yönlendirme becerilerini geliştirme ve anne-baba çocuk arasında pozitif güvenli bir iletişimin sürdürülmesini sağlamaya yardım etmektedir. Bu yaklaşımlar Belsky’nin modelinin kişisel psikolojik kaynaklar maddesinde yoğunlaşmaktadır (7).

(33)

Şekil 2.1. Belsk’inin Anne Babalığı Etkileyen Süreçler Modeli

Van İjzendoorn ve arkadaşları (1995) anne-babaların becerilerini arttırmaya ve güvenli bağlanmanın oluşmasına yönelik 16 çalışmayı inceleyen bir literatür taraması yapmışlardır. Kullanılan müdahale ve eğitim yöntemleri (video ile eğitim, ev ziyaretleri, grup eğitimi) farklılık göstermiştir ancak hepsinde amaç anne babalık becerilerini desteklemek olmuştur. Sonuç olarak kısa dönemli önleyici programların uzun dönemli sağaltım programlarından daha etkili olduğu görülmüştür. Pek çok çalışmada annelerin duyarlılıklarında ve becerilerinde önemli gelişmeler olduğu bulunmuştur (7).

Evlilik İlişkileri

Anne Babalık Kişilik

Gelişimsel Hikaye

İş

Çocuğu Özellikleri Sosyal

(34)

2.7.2. Anne Babalığı Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Anne babalık genellikle birbiriyle ilişkili pek çok faktörden etkilenir. Anne baba çocuğun davranışlarını etkilerken çocuk da anne babayı etkiler.

Holden ve Miller (1999) Anne babalığı etkileyen 30’a yakın faktörden bahsetmişlerdir. Bu faktörleri üç kategoride toplanmıştır.

Anne babanın Özellikleri Çocuğun Özellikleri Çevresel Özellikler (26).

2.7.2.1 Anne Babanın Özellikleri

Algılama Yeteneği: Anne babanın, çocuğun etrafında nelerin olup bittiğinin ve bu durum üzerinde anne babanın etkilerinin neler olduğunun farkında olmasıdır.

Başarılı anne babalık, pozitif anne baba çocuk etkileşiminin doğasını etkiler.

Çocukların çevrelerini şekillendirirken aldıkları aktif rol, yetişkinin onlara tepkisini de etkiler. Dikkatli gözlem ve çocuğun neyi yapıp neyi yapamayacağının farkında olmak, anne babanın çocuk için daha destekleyici çevre sağlamasını ve tutumlar sergilemesini sağlar.

Anne babanın çocuğun gelişim düzeyinin farkında olması onu doğru ve uygun bir şekilde desteklemesini sağlayacaktır (26).

Hassasiyet: Bu beceri anne babanın çocuğuna karşı duyarlı olması, sevgi ile sıcaklıkla çocuğuyla iletişim kurması, çocuğa tepki vermesi, çocuğun tepki ve ihtiyaçlarını temel alarak çocuğa karşı davranışlarını ayarlamayı kapsar. Bu hassasiyete sahip anne babalar çocuğu çocuk olarak görürler yani onlara çocuk gibi davranırlar. Ve anne babayı temel almaktan çok (çocuğumu susturmak için ne yapmalıyım? gibi) çocuğu temel alarak hedeflerini belirlerler. Bu beceri anne babaya ait pek çok kişisel ya da sosyal stres faktöründen etkilenmektedir. Bu beceriyi engelleyen en büyük etken anne babanın düşünce şekli olmuştur (26).

Esneklik: Anne babanın özel durumlarda çocuğun ihtiyaç ve taleplerine uygun tepkileri ayarlayabilme becerisi olarak tanımlanabilir. Problem durum ortaya çıktığında anne baba alternatif çözüm yolları bulamıyorsa esneklik eksikliği ortaya çıkar. Bu eksiklik anne babanın bazı becerilerinde problem olduğunu gösterebilir.

Örneğin temel iletişim becerilerinde ya da problem çözme becerilerinde eksiklik olduğunu düşündürür. Esneklik becerisini artırmak için şunlar önerilebilir.

(35)

1. Problem çözme becerilerini geliştirmek: Anne babalar özellikle küçük yaşlarda çocuklarıyla ilgili her gün yeni problemlerle karşılaşırlar. Problemi analiz etmek, olası çözümleri belirlemek, çözümleri uygulamak, sonuçlarını izlemek ve sonuçları değerlendirmek çok önemlidir.

2. Anne babalığa yönelik tepkilerle ilgili repertuarı geliştirmek: Bunun anlamı anne babaya genel ya da bazı özel durumlarda kullanabileceği geniş yelpazede anne babalık aracı sağlamaktır. Bu da anne babaya yönelik eğitim destekleri ile sağlanabilir.

3. Anne babanın anne babalık görevlerinde özyeterliliğini arttırmak: Öz yeterlilik anne babanın davranışlarını etkileyen güçlü bir etmendir. Yeterlilik duygusu anne babalık becerilerini güvenle ve rutin olarak kullanmalarını sağlar (26).

Anne Babalık Deneyimi: Anne babalar anne babalık uygulamaları sırasında öğrenirler ve bilgi kazanırlar ve yetenekleri deneyimlerle gelişir. Araştırmalar deneyimin çocuk bakımı konusunda bilgi ve güvenin önemli bir kaynağı olduğunu göstermektedir.

Corter ve Fleming’e göre (2002) deneyimler anneler için aşağıdaki kazanımları sağlar.

 Postpartum depresyonunu azaltır.

 Bebeklerinin ihtiyaç ve iletişim gereksinimlerini hızlı ve çok karşılarlar.

 Daha güçlü bir bağlanma ilişkisi ortaya çıkar.

 Yüksek bir özgüven sağlar.

 Bebeğin ağlamasını daha hoş karşılar.

 Bebek ağladığında onu daha çok besler ve bebeğin ihtiyaçlarını karşılar.

 Bebeğin ağlama seslerini nedenlerine göre daha kolay ayırabilir (26).

Anne Babanın Yaşı: Bu konuda çok araştırma yoktur. Geç anne baba olmanın hem avantajları hem de dezavantajları bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar bu anne babaların çocuklarının daha mutlu ve anne babalarına daha yakın olduklarını, daha az davranış problemlerinin olduğunu, daha az gergin olduklarını, yüksek akademik başarı gösterdiklerini göstermektedir. Ancak geç anne baba olan ailelerin

(36)

çocuklarının yaşıtları arasında daha az populer oldukları ve daha az etkili oldukları bilinmektedir (26).

Adolesan anne babaların çocuk gelişimi hakkında daha az bilgi sahibi oldukları, çocukları ile daha az yüz yüze etkileşim kurdukları, bebeklerine daha az uyarıcı verdikleri, bebekleri ile daha az konuşup güldükleri, daha az göz kontağı kurdukları, çocuklarını daha güç kabul ettikleri, bebeklerinin tepkilerini ayırt edemedikleri, anne babalık görevlerinde kendilerini daha az yeterli gördükleri, çocuklarına daha çok kötü muamele ettikleri ve daha çok ihmal ettikleri görülmektedir (26).

Stres: Stres çevresel talepleri bireysel olarak karşılayacak güçte olmama durumunda ortaya çıkar. Aşağıdaki faktörler anne babaların stres düzeylerini arttırır.

 Problemli davranışları olan çocuğa sahip olmak,

 Engelli çocuğa sahip olmak,

 Anne babanın özgüveninin düşük olması,

 Anne baba eğitim düzeyinin düşük olması ve düşük sosyo ekonomik düzey,

 Küçük çocuğa sahip olmak,

 Geniş aile,

 Yeme problemi, uyku problemi olan çocuğa sahip olmak.

Boşanma ve ölüm durumunda stres düzeyi doğal bir şekilde artmaktadır.

Araştırmalar anne babanın stres düzeyinin çocukta olumsuz etkiler yaptığını belirtmektedir. Çünkü stres, anne babanın çocuğun ihtiyaçlarına uygun davranma, tepki verme becerisini olumsuz etkilemektedir (26).

Depresyonun Anne ve Bebek Üzerindeki Etkileri: Anne, bebeğin ve çocuğun yaşamının merkezidir. Evi düzenleyen, beslenmeyi, giyinmeyi, temizlenmeyi, çocukların rahatını sağlayan, sağlıklarını koruyan, şefkatli bakım veren ve onların sosyalleşmelerini destekleyen kişi annedir. Ancak depresyonu olan anne işlevselliğini yitirebilir. Annenin depresyonunun 1-3 yaşlardaki çocuklar üzerindeki etkileri şöyledir. Etkileşim ve bağlanma sorunları, hareket, ifade edici dil ve sözel iletişimde gecikmeler, kendi kendisine yemek yemede gecikme, katılma ve öfke nöbetleri, ısırma, anneye vurma, kontrolden çıkma, karşıt davranışlar, ayrılma

(37)

problemleri gibi davranış sorunlarında ev içi kazalarda artış ve sık hastalanma gibi sorunlar ortaya çıkar (27).

Anne-babaların, kendi geçmiş yaşantıları, kişisel özellikleri, birbirleriyle olan iletişimleri aile dinamiklerini kapsamaktadır. Anne ya da babadan birisinin depresyonda olması aile sistemini derinden etkilemeyebilmektedir. Özellikle annenin depresyonda olması güvenli bağlanma ilişkisinin kurulmasını engelleyebilir.

Depresyonda olan anne ve babalar çocuklarını olduklarından daha problemli ve zor olarak algılarlar ve onları daha çok eleştirirler. Anne ya da babanın depresyonda olması sadece davranışlarını değil çocuklarına karşı olan algılarını, buda bütün aile sistemini etkiler. Anne-babanın kendi bağlanma şeklide bağlanma ilişkisini doğrudan etkiler. Çocukluğunda güvenli bağlanma ilişkisi olan anne-babaların çocukları da güvenli bağlama ilişkisi yaşarlar. Eşlerin birbirleri ile kaliteli bir biçimde iletişim kurmaları onların çocukları ile ilişkilerini de etkiler. Çiftler evlilik ilişkilerinden doyum sağlıyorlarsa çocukları ile olan ilişkileri de daha sıcak, daha destekleyici olmaktadır (28).

Sağlıklı bir anne çocuk ilişkisininin oluşumunda annenin ruh sağlığı da büyük önem taşımaktadır. İki yıl içinde anne ile çocuk arasındaki duygusal ilişkiler, gelişimin temelini oluşturur. Özellikle ilk 18 ay içindeki eğitim biçimi, çocuğu yetiştirme şekli ve onunla kurulan duygusal etkileşim, çocukta güven ve güvensizlik duygularının oluşumuna neden olur (29).

Kelley ve Jennıngs’in (2003) yaptığı çalışmada 1-3 yaş arasında çocuğa sahip annelerin depresyon durumlarını ve anneye ait bazı davranışların çocuk üzerinde ki bazı etkilerini incelenmişlerdir. Çocuğun negatif tutumları 25-32 aylık çocukların yaşına göre yapması imkansız bir görev sırasındaki davranışları gözlenerek değerlendirilmiştir. Çocuğun negatif davranışları iki açıdan incelenmiştir. Birincisi duygusal boyutu (Örn: negatif duygular, kıskançlık, isteksizlik vb) ikincisi davranış boyutu ( görevden kaçma, isteksizlik vb). Anneye ait davranışlar (sıcaklık, negatiflik, kontrol..) anne ile çocuğun annenin çocuğa bir şey öğrettiği sırada gözlenmesi ile elde edilmiştir. Annenin depresyonda olması ile çocuğun bazı negatif davranışları arasında doğrudan bağlantı kurulamamıştır. Anne davranışlarının ılımlı olmasının, annenin depresyon durumu ve çocuğun yardımsızlığı arasındaki ilişkiyi yumuşattığı düşünülmektedir. Depresif annelerin daha negatif, kontrolcü davranışlar

Şekil

Updating...

Benzer konular :