• Sonuç bulunamadı

GELİŞİMSEL PSİKOPATOLOJİNİN TEMEL KAVRAMLARI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "GELİŞİMSEL PSİKOPATOLOJİNİN TEMEL KAVRAMLARI"

Copied!
11
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Emine Zinnur Kılıç*

ÖZET:

A m a ç : B u y a zıd a a m a ç g e lişim se l p s ik o p a to lo jin in dayandığı tem elleri g ö zd e n geçirm ektir. R u h s a l g e ­ lişim s ü r e c in in a n la ş ılm a sın d a b irço k bilim a la n ın ın b irlikte ç a lışm a sı g e re k lid ir B u alan la rd a n g e ­ le n verilerin se n te z i ve k u lla n ıla n y a k la ş ım la r b u y a zıd a özetlen m iştir.

Y ö n te m : G elişim sel p sik o p a to lo ji r u h s a l g elişim sü r e c in i a n la m a d a k u lla n ıla b ile c e k b ir b a k ış açısı olarak ilk k e z 1 9 7 0 ’lerd e R u tte r ta ra fın d a n g ü n d e m e g etirilm iştir. T em eld e biyolojik b ir b a k ış açısı içeren b u y a k la ş ım g elişim sü r e c in e g e n e l s is te m le r k u r a m ı çerçevesin d en b a k m a y ı ve p a to lo jik g e ­ lişim sü reçleri ile n o rm a l gelişim sü reçlerin i b irlik te ele alm ayı am açlar. B u y a k la ş ım r u h s a l g elişim i y a ş a m b o y u s ü r e n b ir s ü r e ç ola ra k ele alır ve b ireysel fa rklılıkla r olabileceğini k a b u l eder. R u h s a l y a ­ p ın ın b ileşen lerin in g e n e tik v e çevre e tk ile ş im i iç e risin d e n a s ıl g eliştiğ in i inceler. R is k e tm e n le rin i ve k o r u y u c u e tm e n le ri b irlikte ele a lm a k gereğini ortaya koyar. Ç o c u k ve e rişk in p sik o p a to lo jisi a ra sın ­ d a k i ilişk ile r v e b u ilişkilerd e g ö rü le n d eva m lılık ve d e v a m sızlık la r te m e l a ra ştırm a a la n la rın d a n biri­

s in i o lu ş tu ru r . R u tt e r ’m b u y a k la ş ım ın ı özetlediği ç a lışm a la r ve k o n fe r a n sla r d a n a lın tıla r b u y a z ın ın te m e l n o k ta s ın ı o lu ş tu r m u ş tu r .

S o n u ç: G elişim sel p s ik o p a to lo jin in y a k la ş ım ım k a v r a m a k ç o c u k ve ergen p s ik iy a tris tle rin in değer­

le n d irm e d e ç o k b o y u tlu b ir b a k ış açısı k a z a n m a s ın ı sağlayacaktır. B u tü r b ir y a k la ş ım a y n ı z a m a n ­ da ço cu kla rd a g ö rü len r u h s a l so ru n la rı ç ö zü m le m e d e h a n g i n o k ta la r ü ze r in d e d u r u lm a s ı g erektiğ i k o n u s u n d a da b ir çerçeve ç iz m e s i a ç ısın d a n yararlı olacaktır.

A n a h ta r s ö z c ü k le r : g e lişim se l p siko p a to lo ji, r u h s a l gelişim ,

SUMMARY: BASIC CONCEPTS O F DEVELOPMENTAL PSYCHOPATHOLOGY

O b je c tiv e : T h e aim o f th is article is to review th e b a sic te n e ts o f d e v e lo p m e n ta l p sy c h o p a th o lo g y . D if­

fe r e n t scien tific d iscip lin es h a v e to w o rk to g eth er to u n d e r s ta n d th e p ro c e s s o f m e n ta l d evelo p m en t.

T h is article a im s to su m m a r iz e th e w a ys o f s y n th e s is in g da ta fro m d iffe re n t resea rch areas . M e th o d s : D e v e lo p m e n ta l p s y c h o p a th o lo g y is a term th a t w as fir s t in tr o d u c e d b y R u tte r in 1 9 7 0 ’s as a w a y o f lo o k in g a t d e v e lo p m en ta l p r o c e s se s.T h is a p p roach w h ic h h a s a biological b a sis lo o k s a t d e ­ v e lo p m e n t in a s y s te m s th e o r y p e rs p e c tiv e a n d c o n sid ers b o th n o rm a l a n d a b n o rm a l d evelo p m en ta l p r o c e s s e s s a s a w hole. T h e a im is to e x a m in e th e c o m p o n e n ts o f d ev lo p m e n ta l p r o c e s s e s s in a g e n e ­

tic a n d e n v ir o m e n t in te ra c tio n co n tex t. T h is a p p ro a ch s tr e s s e s s th e n e e d to u n d e r s ta n d th e p ro te c ­ tive a n d r i s k fa cto rs together. I t e x a m in e s th e rela tio n s b etw een c h ild a n d a d u lt p sy c h o p a th o lo g y a n d lo o k s fo r b o th c o n tin u itie s a n d d is c o n tin u itie s in te r m s o f p sy c h o p a th o lo g y. R u tt e r ’s articles a n d co n feren ce n o te s th a t h e su m m a r iz e s d e v e lo p m e n ta l p sy c h o p a th o lo g y a p p ro a ch fo rm th e b a sics o f th is article.

C o n c lu sio n : U n d e rsta n d in g th e b a sics o f d e v e lo p m en ta l p s y c h o p a th o lo g y a p p ro a ch will h e lp th e ch ild a n d a d o le s c e n t p s y c h ia tr is ts to a cq u ire a m u ltid im e n s io n a l p e rs p e c tiv e . T h is k in d o f approach will also be h e lp fu l to p ro v id e u s w ith a fra m e w o rk a b o u t h o w to h a n d le c h ild r e n s ’s p ro b le m s in th e r­

apy.

K e y w o rd s: d e v e lo p m e n ta l p s y c h o p a th o lo g y , m e n ta l d e v e lo p m e n t

BİREYİN RUHSAL GELİŞİM İNE BAKIŞIN TARİHÇESİ

İnsanoğlunun gelişim süreci, bu süreçte bireyle­

rin farklı biçimlerde yol alışının nedenlerini araştırm ak her dönem de bilim için en önemli ko­

nulardan birisi olm uştur. W iener (2000) psikana- litik kuram ın gelişimi sürecinde Freud'un baş­

langıçta psikopatolojinin ortaya çıkış nedenlerini açıklarken yapı ve yatkınlık gibi etm enlerden de söz ettiğini ancak daha sonra bunu değiştirdiği­

ni söylemektedir. Kişiliğin yaşam ın ilk yılların­

da oturduğu ve bundan sonra önemli değişiklik­

* Prof. Dr., A n k a r a Üniv. Tıp Fak. Ç ocuk P sikiya trisi A n a b ilim Dalı, A n ka ra .

ler olmayacağı görüşü kişilik gelişimi ile ilgili görüşlere öncülük etmiştir. Ancak daha sonra 1950' lerde Bowlby nin çalışmaları ile bebeklikte anne yoksunluğunun kalıcı sorunlara neden ol­

duğu görüşü ortaya çıkmış, 1960' lardan itibaren bu görüş de sorgulanm aya başlanmıştır.1970 ler­

de çocukluk travm alarının fantazi değil gerçek olduğunun ortaya çıkm asından sonra uzun süre, travm a, ortaya çıkan psikopatolojinin tek açıkla­

yıcısı olarak kabul edilmiştir. Bütün ruhsal olay­

ların çevresel etmenlere tepki gibi değerlendiril­

diği bir dönem den sonra giderek biyolojik psiki­

yatrinin güçlenmesiyle ailesel geçiş ve bozuk­

lukların genetik kökenleri üzerinde durulm aya

Ç ocuk ve G ençlik R u h Sağlığı D ergisi : 10(3) 2 0 0 3

(2)

başlanmış ve psikiyatrik bozukluklar beyin has­

talıkları olarak ele alınmaya başlanm ıştır . Bu­

gün geldiğimiz noktada insan yavrusunun geli­

şimini biyolojik ve çevresel etmenler arasındaki karm aşık süreçlerin etkilediği düşüncesi egemen olm uştur. Birçok kuram gelişim sürecini basa­

m aklar olarak ele alır. Ancak bu yaklaşım genel­

de gelişimin karm aşık ve çok etmenli oluşunu açıklam aktan uzaktır. Ayrıca da herkes için ge­

çerli tek bir yol olduğu varsayımına dayanır ki bu bizim bildiğimiz gerçeklikle uyuşm am akta­

dır. Gelişim sürecini açıklamaya çalışan yeni m odellerin temel ilkesi şudur: "Karmaşık ve çok belirleyenli süreçler tek değişkenlerin ayrı ayrı ele alınması ile çözümlenemez." Bu yüzden de farklı alanların bilgi alışverişi içinde olması ge­

rektiği vurgulanm aktadır. Örneğin David Mag- nusson (1996) gelişimsel biyoloji, gelişimsel psi­

koloji, fizyoloji nöropsikoloji, sosyoloji ve antro­

poloji gibi birçok alanın kesiştiği gelişim alanın­

d an yeni bir bilimsel disiplin: gelişim bilimi doğ­

ması gerektiğini söylemektedir.

GELİŞİMSEL PSİKO PA TOLO Jİ KAVRAMI NEDİR?

Rutter 70 ve 80 lerde ortaya çıkan eğilim den söz ederken çocuk gelişimi ve çocuk psikiyatrisi alanlarının uzun süre ayrı araştırm a alanları ol­

d u ğun u ve gelişimsel psikopatoloji yaklaşımının bu iki alanı bütünleştirm eyi hedeflediğini söyle­

mektedir. Böylece gelişimsel ve klinik araştırma yöntem lerinin bir arada kullanılması ile hem bi­

reysel davranış patolojilerinin kökenlerini ay­

dınlatm aya yarayacak, aynı zam anda gelişime de ışık tutacak bir araştırm a alanı ortaya çıkacak­

tır. Rutter'ın (1996) tanım ına göre gelişimsel psi­

kopatoloji: "gelişimsel farklılıkları ve psikopato­

lojik varyasyonları açıklamak; psikopatolojinin kökenleri ve süreçlerinde rol oynayan mekaniz­

maları anlam ak için kullanılan soru sorma ve araştırm a biçimlerini içerir. Nedensel mekaniz­

maları anlam ak için nörobiyolojik, psikolojik ve sosyokültürel bakış açılarını bütünleştirm e am a­

cı güden bir yaklaşımdır."

Cichetti ve Cohen (aktaran: Cummings ve ark.

2000) gelişimsel psikopatoloji alanının genlerden

toplum a uzanan ve tüm yaş gruplarıyla ilgilenen geniş bir çerçeve oluşturduğunu söylemektedir.

Bu konuda genel olarak gelişime yaşamboyu yaklaşımın ve biyolojik bir bakış açısının gerek­

tiğidir. Gelişimsel bir bakış açısının hem çocuk ve ergen hem de erişkindeki psikiyatrik bozuk­

lukları anlam ada çok önemli bir yeri olacaktır.

Sroufe ve Rutter 'a (1984) göre gelişimsel psiko­

patoloji: " Psikopatolojiye yönelirken gelişimsel psikolojinin yaklaşımlarını kullanır ve gelişimsel sapm aları m erkezde tutar. Biyolojik, psikolojik ve psikososyal yaklaşımların çocuk ve ergen ge­

lişimindeki rolünün bütünleştirilm esini içeren bir bakış açısı getirir. Bu nedenle de cinsiyet farkları, davranışlardaki süreklilikler ve değişik­

likler, risk etmenleri ve koruyucu etmenler, bo­

zukluk ve davranışların gelişimsel açıdan sınıf­

landırılması ve gelişimsel psikopatoloji modelle­

ri oluşturm a, bu alanın çalışmaları içindedir."

Kısaca gelişimsel psikopatoloji, ruhsal bozuk­

lukların kökenleri ve süreçlerinde rol oynayan m ekanizm aları anlam ak için kullanılan soru sor­

m a ve araştırm a biçimlerini içerir. Bilinen bilgi­

leri yeni bir bakış açısı altında ekolojik bir pers­

pektif içinde inceler.Bu bakış açısı geleneksel olarak birbirini izleyen basam aklardan oluşan bir gelişim sürecinin varlığını kabul etmez. Süre­

ci birbirini etkileyen birçok sistemin ilişkisi için­

de ele almayı amaçlar. Bireysel gelişimi, karm a­

şık, çok belirleyenli ve bü tün bir süreç olarak ka­

bul eder. Döllenm eden ölüme kadar giden bu süreçte hem bireye özgü biyolojik, zihinsel ve davranışsal etmenleri, hem de çevreye ilişkin sosyal ve fiziksel etm enlerin birlikte rol oynadı­

ğını kabul ederek bu ilişkileri ele almayı amaç­

lar. Genetik yatkınlık ve psikososyal etkiler ara­

sındaki ilişkiyi ele alır. Dayanıklılığı ve zedele- nebilirliği neyin belirlediği, ve bu sorulara gene- tik/paylaşılm ayan çevre ikilemi çerçevesinden nasıl yaklaşılabileceğini sorgular. (Rutter 1996).

Psikolojik gelişimin en önemli bölüm ünde çevre, kişinin çevresindeki diğer insanlar anlam ına ge­

lir. Birey çevreye tepki gösterir, çevresini etkiler, çevresinde olup bitenleri anlam landırır ve çevre­

sini değiştirir, çevre de b u nun karşılığında bire­

yi etkiler. Birey ve çevresi birlikte bir sistem ola­

rak değişirler. Bazı davranışlar tüm insan türüne

(3)

özgüdür ve çevre farklı da olsa etkilenmez. Bazı davranışlar ise çevreye göre değişiklik gösterir.

Örneğin dil öğrenme becerisi tüm insan türüne özgü iken hangi dilin öğrenileceğini belirleyen çevredir. Bateson'a (1996) göre gelişimsel özel­

liklerin her birinin insan tü rü n ü n geliştiği çevre­

ye uyum sürecinde doğal seçilme sonrası ortaya çıkan özellikler olduğunu kabul etmek gerekir.

En önemli kalıcı özelliklerden birini bebeklerin başka bireylerle ilişki kurm ası oluşturur. Bu iliş­

kiler giderek karmaşıklaşır ve çok ayrıntılı kişile- rarası ilişkiler algısına dönüşür. Bu süreç içeri­

sinde sosyalizasyon ve kültüre uyum süreci iş­

ler. Erken dönem deki ilişkilerin daha sonra geli­

şecek kişiliğe etkileri son derece büyük farklılık­

lar gösterebilir. Çocuklarda davranışların okul ve evde farklılaşması daha sonra bireylerin fark­

lı roller içerisinde farklı rol kimlikleri oluşturm a­

larına dönüşür. Burada en önemli rol dış gerçek­

liğin iç modellerine verilmiştir. Bowlby (aktaran:

H inde 1996) kendilik ve bakım veren kişiler ara­

sındaki ilişkilerle ilgili iç m odellerin gelecekteki davranışlar açısından büyük önem taşıdığını ile­

ri sürm üştür. Bu tür m odeller bir m iktar kalıcılık taşımakla birlikte esnektirler ve ilişkiler gelişip değişikliğe uğradıkça da güncelleştirilebilirler.

Bu iç m odel kavram ı nesne ilişkileri kuram ı ile bağlantılandırılabilir ve sosyal davranışın gelişi­

m inin anlaşılm asında önemli bir araç olabilir (Hinde 1996).

GELİŞİMSEL PSİKOPATOLOJİ YAKLAŞIMI­

N IN YARARLANDIĞI ALANLAR:

1. EVRİMSEL BİYOLOJİ

Gelişimsel psikopatoloji alanının en temel daya­

naklarından birisi evrimsel biyoloji alanından gelen bilgilerdir . Hangi davranışların öğrenil­

miş, hangilerinin içgüdüsel olduğunu bilmek ge­

lişim sürecinin mantığını anlam ada yol gösterici olacaktır. Evrimsel biyolojiden gelen kanıtlar bu­

günkü bozuklukların bir çoğunun kökeninde in­

sanoğlunun geçirdiği evrim sürecine ilişkin de­

ğişikliklerin ve genetik farklılıkların rol oynuyor olabileceği düşüncesini ortaya çıkarmıştır. H an­

gi davranışların öğrenilmiş, hangilerinin içgü­

düsel olduğuna ilişkin pek çok tartışm a sürüp gitm ektedir. Örneğin Bateson (1996) insanlar

için dil gelişiminin içgüdüsel bir beceri olduğu­

nu ileri sürm ektedir. Bateson'a (1996) göre eğer bir davranış gelişimin belli bir aşam asında orta­

ya çıkıyor, bireyler arasında genetik farklılıklara uygun bir farklılık gösteriyor ise; bu aktivite ev­

rim süreci sonunda son işlev düzeyine ulaşmış ise; tü rü n bü tün üyeleri tarafından paylaşılıyor ve düzenli bir davranışsal sistemin özelliklerini gösteriyor ise; içgüdüsel bir davranış olarak ka­

bul edilmelidir. Bu nedenle de bazı görüşlere gö­

re dil becerisi insan bireyi için içgüdüsel bir dav­

ranış olarak kabul edilebilir.

İnsanoğlunun geçmişteki atalarının o döneme özgü uyum larının şimdiki zam anda yaşandığın­

da sorunlar ortaya çıkarabileceği düşünülm eli­

dir. Örneğin yüksek ateşin m ikrop öldürücü et­

kisi vardır ama belli düzeyin üzerinde m üdaha­

le edilmesi gereken tehlikeli bir d urum a dön ü­

şür.

Yine Bateson'ın (1996) anlatım ına göre insanoğ­

lunun evrimsel gelişim sürecinde eş seçimi m ut­

laka çok önem taşır ve farklı çevresel koşulların eş seçimi sürecini etkilemesi kaçınılmazdır. Eş seçimini etkileyen en önemli ipuçlarının yüzde saklı olduğu ileri sürülm ektedir. Çünkü yüz ki­

şinin karşısındakini tanıması için önemlidir. İn­

sanoğlunun ilk dönemlerini düşünecek olursak kendi kabilesinden eş seçme ile farklı kabileden eş seçme arasında bir denge olması gerekecektir.

Aynı kabileden eş seçmenin en önemli sakıncala­

rı : sorunlu genlerin bu d urum da tam olarak or­

taya çıkacak olması ve hızlı çoğalan parazitlerin hücre özelliklerini çok daha kolay izleyerek yav­

runun im m ün sistem inden kaçabilecek olmaları­

dır. İnsanın ataları açısından düşünüldüğünde dışardan eş seçimi de birçok zorluk içerir. Uzak bir eş aram ak bir başka yere yolculuk yapmayı içerir ve tehlikeli olabileceği gibi zam an da ala­

cağı için bir ürem e m evsiminin kaçırılmasına ne­

den olur. İkinci bir sorun ise birbirinden farklı kalıtılan sistemlerin uyum suz olabilmesidir.. Ör­

neğin diş büyüklüğü ve şekli ile çene büyüklüğü ve şekli kalıtılan özelliklerdir. Birbirinden ba­

ğımsız kalıtılan sistemler arasındaki dengeyi sağlayan m ekanizm alar olsa da küçük dişli ve çeneli kişilerle büyük dişli ve çeneli kişilerin eş­

(4)

leşmesiyle küçük çeneli büyük dişli yavrular or­

taya çıkabilir ki özellikle de dişçilerin bulunm a­

dığı bir toplum da bu du rum önemli bir ölüm ne­

deni olabilir. Bu bakış açısına göre evrim süreci­

nin işleyişinde insanlar eş olarak görünüşüne alışık oldukları biraz farklı ama çok da farklı ol­

m ayan kişilere yönelerek soylarını sürdürm e özelliği geliştireceklerdir.

Bu örnekler gösteriyor ki insan yaşam sürecinin ve davranışsal farkların incelenmesini evrimsel biyoloji çok daha anlaşılır kılabilir. Çevrenin et­

kin biçimde kontrol edilmesi ise evrimsel değişi­

mi son derece hızlandırabilir. Bu da insan biyo­

lojisinin en inanılmaz özelliğini açıklayabilir: ya­

ni iki milyon yılda insan beyninin büyüklüğü­

n ün iki katına çıkışını!

2. ETOLOJİK MODELLER

Hayvan davranışlarının incelenmesi de insan davranışlarının ve davranış sorunlarının köken­

lerine ışık tutm ada önemli rol oynamaktadır. Ör­

neğin birçok hayvan davranışının obsesiflerin davranışlarına benzer özellikleri vardır. Etolo- jistler değişmez davranış örüntüleri olarak nite­

ledikleri bu davranışların hayvanlarda bir kez ortaya çıktığında, değişmez biçimde süren içsel olarak program lanm ış davranışlar o ld uğunu düşünürler. Obsesif kompülsif bozukluk (OKB) hastalarının davranışları hayvanların tüy tem iz­

leme davranışları, yuva kurm a davranışları gibi davranışlarını andırır. Rapaport (aktaran: Le­

onard 1989) bu davranışların insanların repertu- varlarında da olduğu ve hastalarda ortaya çıktı­

ğı görüşünü ileri sürm ektedir. Temizleme, ka­

çınma, kontrol etme, tekrarlam a ve toplam a dav­

ranışlarının hepsi temizlik, güvenlik, saldırgan­

lık ve cinsellikle ilgili davranışlardır. Bağlam dı­

şı ortaya çıktıklarında ise bir anlam taşımazlar ve hatta sorun yaratırlar.

Bu nedenle OKB türü davranışların da insan tü ­ rü nün evrim inde rol oynayan bir özellik olduğu d üşünülebilir. Ö rneğin aşağıdaki noktalar OKB'nin anlaşılmasına ışık tutabilir (Leonard 1989):

1. OKB belirtilerine benzer davranış örüntüleri yalnızca m emelilerde değil tüm hayvan türlerin­

de belli uyaranlar sonucu ortaya çıkan sabit dav­

ranış örüntüleri şeklinde görülmektedir.

2. H ayvanlarda görülen bu davranışlar genellik­

le kendi yaşamını ya da tü rü n yaşamını garanti­

ye alma, korum a amaçlı davranışlardır.

3. insanlarda da benzer davranış örüntüleri per­

formans anksiyetesi durum larında istemli ola­

rak ortaya çıkmaktadır. Post partum annelerde OKB benzeri davranışların sık görüldüğü ve bu d u ru m u n horm onal kontrol ile ortaya çıktığı bi­

linmektedir.

4. Çocuklukta OKB benzeri davranışların ortaya çıktığı normal dönem ler vardır.

5

.

Tüm insan gruplarında OKB belirtisi benzeri davranışlara dinler ya da batıl inançlar çerçeve­

sinde raslanmaktadır.

3. GENETİK

Bir davranışın ne kadar genetik ne kadar çevre­

sel etmenlerce etkilendiği ve iki etm en arasında­

ki ilişkiler günüm üzdeki araştırm aların temel konusudur. Gelişimi açıklayan bir kuram ın bi­

reylerin birbirlerine benzerliklerini olduğu gibi farklılıklarını da açıklaması gereklidir. İnsan tü ­ ründe bilişsel beceriler, kişilik yapıları ve sosyal tutum lar konusundaki farkılılkların sosyal, poli­

tik ve eğitimsel açıdan son derece büyük önemi vardır. Ayrıca hangi özelliğin hangi yaşta ne ka­

d ar çevresel özelliklere ne kadar genetiğe bağlı olduğu ve bu değişimin nasıl olduğu da önem ­ lidir. Genlerin belirleyici etkisinin yaş değiştikçe değişmesi yaş ilerledikçe artm ası da bu konuda yapılacak araştırmaları karm aşıklaştırm aktadır.

Bu konuda yapılmış bir dizi ikiz çalışması ilginç bulgular vermiştir.

Louisville ikiz çalışmasında m onozigot (MZ) ve dizigot (DZ) ikizler doğum dan 15 yaşa kadar iz­

lenmişlerdir. İlk 3 yılda da monozigot ve dizi- gotların benzer korelasyon gösterdikleri ancak giderek monozigotlar arası korelasyonlar yükse­

lirken dizigotlar arası korelasyonların düştüğü bulunm uştur (Wilson 1983). Zeka üzerinde kalı­

tımsal etkilerin 3-6 ay dönem inde çok düşük ,

%15 civarında iken; 15 yaş civarında %70' lere çıktığı gösterilmiştir. Paylaşılan çevrenin etkisi

(5)

ise %60 gibi bir oranda başlayıp 15 yaşında % 25' e düşm ektedir. Evlat edinm e çalışmaları da bu eğilimi doğrulam aktadır. Aynı ailede büyüyen çocuklarda erken dönem de .50 ye varan korelas­

yonlar görülürken geç ergenlik ve erken erişkin­

likte bu korelasyonlar sıfıra düşm ektedir. Yani çocuklukta paylaşılan çevre aynı ailede büyüyen am a genetik olarak ilişkisi olmayan kardeşler arasında zeka bölüm ü (IQ) konusunda bir ben­

zerlik oluştursa bile erişkinlikle bu etkinin kay­

bolduğu görülm üştür. Bu bulguların işaret ettiği sonuç şudur: başlangıçta genler bireyler arasın­

daki IQ değişikliklerinde pek az rol oynam akta­

dır. Daha çok paylaşılan aile ortam ı etkili görün­

m ektedir ancak bireyler daha değişik çevrelerle karşılaştıklarında sahip oldukları genotip onun entellektüel beceriler edinm e sürecini etkilemek­

te ve erişkinlik dönem inde bireyler arasındaki IQ farklılıkları genetik farkları yansıtmaktadır.

Louisville ikiz çalışmasında kişilik yapısı ve ge­

netik etkilerin rolü de ele alınmıştır. ilk yılda ikiz bebeklerin hareketlilik düzeyi, tepki verme d ü ­ zeyi ve rahatlatılabilme düzeyi gibi huyları ile il­

gili özelliklere bakıldığında da benzeri bir d u ­ rum ortaya çıkmıştır. ilk yılda hem MZ ikizler hem de DZ ikizler için grup içi korelasyonlar ol­

dukça düşük iken giderek M Z'lar arası benzerlik artmış, DZ'lar arası benzerlikler giderek yok ol­

m uştur.

Sonuçta kişilik özellikleri ile ilgili veriler şöyle özetlenm ektedir (Loehlin 1996):

1. Bireysel farklılıklara ilişkin çocuklukta ortaya çıkan orta düzeyde genetik etkiler genç erişkin­

likte pik yapar ve daha sonra hafifçe azalıp geç erişkinliğe kadar sürer.

2. Paylaşılan aile ortam ının etkisi geç ergenliğe kadar giderek azalır.

Tutuculuk ve dini inançlar gibi tam am en kültü­

re özgü olarak kabul edilebilecek konularda bile genetiğin orta derecede etkisi olduğu bulunm uş­

tur. Sonuçta sosyal tutum ların kazanılm asında bir kafeterya m odelinden söz edilmektedir. Bi­

reyler her ne kadar çevre kirliliği, din vs gibi ko­

nularda fikirlerini kalıtımsal olarak kazanm ıyor­

larsa da genleri tıpkı bir kafeteryada olduğu gi­

bi, tepsisine koym ak icin varolan olasılıklar açı­

sın dan neleri seçeceğini etkileyebilm ektedir.

Farklı kültürel yapılar kurum lar, okul, TV farklı yemekler sunan farklı kafeteryalar gibi davranır­

lar ve kişinin neleri seçeceği kendisine sunulan­

la sınırlı olmakla birlikte kendi kişisel özellikleri­

ni yansıtır. Yaşı ilerledikçe hangi kafeteryayı se­

çeceği de gündem e gelmeye başlar ve seçenekler artar. Bu m odel insanları, içsel yetenek ve yat­

kınlıklarının kendilerine sunulan çevresel uya­

ranlardan kendi uyum ları için gerekli olanı seç­

m ek üzere çevreyi araştıran organizm alar olarak görür. Bu nedenle de öğrenme ile davranış üze­

rindeki genotipin etkilerinin arttığı ileri sürül­

m ektedir (Loehlin 1996).

Bouchard ve arkadaşları (1990) bu d u ru m u insa­

nın kendi çevresini seçerek kendi doğasına ulaş­

ması: "N ature via nurture" (çevre yoluyla doğa) olarak adlandırm aktadırlar. Yani genler kişinin hangi deneyimleri yaşayacağının seçiminde etki­

li olur.

Bu görüşler gelişim sürecinde bireysel davranış­

lardaki farklılıkların giderek aile etkilerinden ba­

ğımsızlaşıp genetik etkileri yansıttığını d ü şün­

dürm ektedir. Genotipin, organizm anın hangi çevresel uyaranları alacağını belirleyen, secen yaratan özelliklerinin neler olduğu ise araştır­

m aların ele aldığı bir başka konudur.

4. BEYİN BİLİMLERİ

Wiesel ve arkadaşlarının beyin gelişimi ile ilgili çalışmaları 1980 de Nobel ödülünü almıştır. Gör­

me korteksi gelişimini inceleyen bu çalışmada araştırm acılar insana çok benzeyen m aym un görm e korteksi üzerinde çalışmışlardır (Wiesel 1998). D oğum dan önce görme korteksi hücreleri uyaran almaya hazırdır. D oğum dan sonra gö­

zün birisi kapatılınca görme korteksi hücreleri- ninin %95 inin açık olana tepki verdiği ve 6 ay sonra kapalı olan göz açıldığında da bu d u ru ­ m un değişm ediği ve gözün işlev göremediği gösterilmiştir. Bu çalışma beyin gelişiminde çev­

resel uyaranların etkisinin önemini göstermesi açısından çok önemlidir. Aynı zam anda bazı be­

cerilerin kazanılm asında belli kritik dönemler olduğu kavram ını da desteklemektedir. Bu ko­

(6)

n uda insanda bilinen örneklerden birisi Japon- larda 'R' sesi olmamasının onların ilerde de bu sesi duym alarına engel oluşudur. Yeni becerile­

rin öğrenilmesi kortekste uyarılan hücre sayısını arttırm akta ancak kritik dönem ler kavram ına göre bu durum yalnızca belli zam anlarda olabil­

mektedir.

GELİŞİM SEL ARAŞTIRM A LA RIN TEMEL KONULARI NELERDİR ? (Rutter 1992)

1. Biyoloji ve davranış arasındaki ilişkide h a n ­ gi ara değişkenler rol oynar?

Gelişim sürecinin biyolojik bir süreç olduğu unutulm am alıdır ancak biyoloji ve davranış ara­

sında doğrudan bir ilişki olduğu fikri de doğru değildir. Biyolojik etkiler sosyal sistemin değer­

leri tarafından süzülür. Böylece farklı toplumla- rın aynı biyolojik etkiye farklı davranışlarla tep­

ki vermesi beklenebilir.

Bu d urum a en iyi örneklerden birisi bir çok araş­

tırm a bulgusunda ortaya çıkan erken puberteye giren kızların akadem ik olarak daha az başarılı, daha fazla sorunlu davranış gösteren ve alkol m adde kullanımı daha fazla olan bir grup olarak ortaya çıkışının nedeni ile ilgili M agnusson ve arkadaşlarının (1996) yaptığı çalışmadır. İs­

veç'de yapılan bu çalışma sonucunda ergenin arkadaş çevresinin biyoloji ve ortaya çıkan dav­

ranışlar arasındaki ara değişken olduğu bulun­

m uştur. Erken pübertal gelişim bu ergenlerin kendinden büyük yaştaki arkadaş gruplarına ka­

tılmasına neden olmaktadır. Bu du ru m da krono­

lojik yaşları için erken sosyal ve cinsel davranış­

lar göstermek zorunda kalm aktadırlar. Bu er­

genler, bu yaşantıları sonucunda psikolojik açı­

d an hazır olmadıkları deneyimlerle karşılaşmak­

ta ve deneyimsizlikleri nedeniyle kendilerini koruyam adıklarında da yukarda söz edilen d u ­ rum ortaya çıkmaktadır. . Bu örnekte biyolojik bir farkın toplum sal ara değişkenlerle birleşip belli bir davranış örüntüsüne neden olduğu açıkca görülmektedir.

2. K linik bozuk lu klar norm alin uç noktaları m ıd ır yoksa niteliksel fark lılıkları var m ıdır?

Klinikte gördüğüm üz bozukluklar ve sorunların norm alin uç noktalarını mı oluşturduğu yoksa farklı kategorileri mi temsil ettiği konusu üzerin­

de çok çalışılan konulardan birisidir. Bazı bo­

zukluklar niteliksel olarak norm alden farklılık gösterir; örneğin ciddi zeka geriliği çoğunlukla normal sınırlar içindeki zekanın farklılıkların­

dan ayrı sınıfta ele alınması gereken bir kavram ­ dır. Sıklıkla hafif zeka geriliği toplum daki nor­

mal dağılım ın uç noktasında yer alan bireyleri temsil ederken ağır zeka geriliklerinin krom o­

zom anomalisi gibi farklı bir d u ru m dan kaynak­

landığı görülür. Ya da örneğin depresyon nor­

mal üzüntü ile ne ölçüde bağlantılı sorusuna ya­

nıt verilebilmiş değildir. Depresyonun farklı tip­

lerinin niteliksel ya da niceliksel farklar gösterip gösterm ediğinin araştırılması ile normal üzüntü d urum u ile depresyon arasında ne tür bir ilişki olduğu ortaya çıkarılabilir.

3. G elişim süreci içinde devam lılık ve devam ­ sızlıklar vardır.

Gelişim yaşam boyu süren bir süreçtir. Erişkin­

liğe ulaşılmasıyla gelişimin durd u ğ u düşüncesi doğru değildir. Ayrıca erişkin yaşantılarının ve ortaya çıkan psikopatolojinin bir geçmişi oldu­

ğunu da unutm am ak gerekir. Bu durum hem normal hem de patolojik gelişim için söz konu­

sudur. Devamlılıklar olacaktır, çünkü çocukların daha önceki deneyim lerinin bilgisi ve ortaya çı­

kan yapısal ve işlevsel değişiklikler daha sonra­

ki süreci etkileyecektir. Ancak, çocuğun belli bir dönem deki özelliklerinin bilinmesi, bu çocuğun ilerde ne tür özellikleri olacağını öngörm ek açı­

sından yeterli olmayacaktır. Norm al ve anorm al gelişim aynı mekanizmaları ya da aynı özellikle­

ri taşımak zorunda değildir. Her ikisi de olabilir.

Örneğin şizofreni ya da bipolar afektif bozuklu­

ğa zemin oluşturan süreçler normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilenlerden çok farklı ya­

pıdadır. Buna karşılık depresyon için bu söyle­

nemez.

4. Y aşantıların zam anlam asının farklı etkileri olabilir.

Bazen neyin yaşandığından daha da önemlisi ne zam an yaşandığıdır. Bu da bizi kritik dönem ler

(7)

kavram ına getirir. Bazı yaşantıların zam anlam a­

sının önemli olmasının birkaç nedeni vardır. Bi­

rincisi nöral yapı üzerine farklı dönem lerdeki et­

kilerin bu yapının o dönem deki gelişimi ile iliş­

kili olarak ortaya çıkacağıdır. İkincisi o döneme ilişkin psikolojik süreçlere bağlı değişik duyarlı­

lıkların söz konusu olmasıdır (Örneğin bebekle­

rin bağlanm a davranışının en yoğun yaşandığı 6 ay 1.5 yaş arasında ayrılığa duyarlı oluşları gibi ..) Üçüncüsü ise farklı dönem lerde aynı yaşantı­

nın birey için farklı anlam lar taşımasıdır.

5. Yaşamda ortaya çıkan deneyim leri kişilerin farklı anlam landırm ası söz konusudur.

Aynı yaşantı farklı kişiler için farklı anlam taşır.

Örneğin yurt yaşantısı bazı gençler için bağım ­ sızlığın tadını çıkarmak için bir fırsat iken bazıla­

rında aileden ayrılma ile ilgili sıkıntılar ön plana çıkar. Ya da çocuk sahibi olmak bazı kişiler için istenen, beklenen bir yaşantı iken, kötü giden bir evlilikte istenmeyen bir olguya dönüşebilir. Bu d urum d a ana baba olmak her biri için farklı bir anlam taşıyacaktır.

ÇOCUK VE ERİŞKİN PSİKİYATRİK TABLOLARI ARASINDAKİ

DEVAMLILIKLAR (Q uinton 1992) Psikopatolojide devamlılık dört tip olabilir:

1. Otonom ik bir süreç olabilir ve aynı tipte de­

vam eder (H om otipik devam lılık): Ö rneğin otizm gibi tablolarda çocukluk ve erişkinlikte aynı belirtilerle sürerler.

2. Hastalık sürecinde devamlılık olur (Heteroti- pik devamlılık) Örneğin şizofrenide olduğu gibi yatkınlık etmenleri vardır, tetikleyen bir etmen başlatır ve daha sonra otonom bir süreç olarak devam eder.Altta yatan süreç aynı olmasına kar­

şın çocukluk ve erişkinlikte farklı form gösterir.

3. Yatkınlık etmenleri vardır, tetikleyen etmenler başlatır, ilerki yaşam da da stresle bağlantılı ola­

rak ortaya çıkar. Örneğin çocuklukta çevresel etm enlerin etkisiyle ortaya çıkan depresyon eriş­

kin depresyonunun ortaya çıkışını kolaylaştırır.

4. Çevresel etmenlere bağlı olarak ortaya çıkan

ve sürdürülen sorunlar: Örneğin davranım bo­

zukluğunun ortaya çıkış ve sürdürülm esinin bü­

yük ölçüde aile düzeninin ciddi bozukluğu, ana baba davranış problemleri ile ilişkili olduğu ve genelde kalıcılık gösterdiği bilinm ektedir çünkü sözü edilen risk etmenleri genelde kalıcıdır.

5. Zincirleme bağlantılar: Devamlılıklar bazen doğrudan etkilere bazen de dolaylı zincirleme etkilere bağlı oluşur. Bazı deneyim lerin u zun dönem li etkileri bir dizi değişiklik başlatır. Bu konuda verilebilecek klasikleşmiş örnek Quin­

ton ve Rutter' m çocuk yuvalarında büyüm üş genç erişkin kadınlarla yaptıkları çalışm adır (Rutter 1989). Bu çalışma sonucunda bir kuşakta ana baba ayrılığının nasıl bir sonraki kuşakta da ayrılığa neden olduğuna ilişkin önemli yorum lar vardır. Çalışm ada ana babası arasındaki prob­

lemler nedeniyle yeterli ebeveyn bakımı ve sos­

yal destek bulam ayan ve ergenlik dönemine ka­

d ar aralıklarla ya da sürekli çocuk yuvalarında büyüyen kız çocuklar izlenmiştir. Ergenlikten sonra tekrar aynı ailelere dönen ya da ailesi ol­

m ayan genç kızların bir kısmı ya o d urum dan kurtulm ak için ya da ergenlik dönem i hamileliği nedeniyle kısa sürede evlenmekte ya da bir er­

kek arkadaşla birlikteyken çocuk sahibi olmak­

tadır. Bu tü r evlilikler genelde kendileri de so­

runlu ortam lardan gelen ve davranış bozukluk­

ları olan erkeklerle yapılmaktadır. Sonuçta çatış- malı bir evlilik ortaya çıkmakta ve bir sonraki kuşakta da ana baba ayrılığı yaşam aktadır. Bu zincirin uyum lu bir sürece dönüşebilmesi için bazı koşulların değişmesi yeterli olabilmektedir.

Örneğin: 2 yaş sonrası kurum a kabul edilen kız­

lar sıklıkla ergenlikte daha uyum lu bir aile orta­

m ına dönm ektedirler. Daha olumlu bir ortam da yaşam aları bu kızların olumlu nedenlerle evlen­

meleri ve 19 yaş öncesinde hamile kalmamaları sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum ların her ikisi de yeterli ve iyi ana babalık yapabilme­

leri olasılıklarını güçlendirm ektedir. Bir başka olum lu etken de okul yaşantısının iyi geçmesi, meslek ve eş seçiminde planlam a becerilerini kullanabilmeledir.

Planlama becerileri ile ilgili bir başka çalışmada da benzer bulgular ortaya çıkmış ve erkeklerde

(8)

de 17-18 yaşlarında iyi planlam a yapanların 55­

62 yaşlarında daha başarılı oldukları bulunm uş­

tur. Burada söz konusu olan, davranışın süreç içerisindeki değişmezliği değil yaşam daki olay­

larla başa çıkmada kullanılan belli bir stildir. Ör­

neğin eğer çocuğun benlik saygısı yüksekse psi- kososyal açıdan uyum u daha iyi olacaktır. Eğer aile uyum lu ve sıcak ilişkileri olan bir aile ve ye­

terli destek veren bir aile ise benlik saygısı yük­

sek olur.

Zincirleme etkilerin kuşaktan kuşağa aktarıldı­

ğını da unutm am ak gerekir. Elder ve Caspi (1988) de kuşaklar arasındaki aktarımı dört ku­

şakta gösteren bir çalışma yapmışlardır. Bu çalış­

macılar kişiliğin dengesiz oluşunun evlilik so­

runlarına neden olduğunu, evlilik sorunları ile birleşen kişilik sorunlarının ana babanın bu iş­

levlerini yeterince yerine getirememesi sonucu­

nu doğurduğunu, bu d u ru m un çocuğun zor huyları olan bir çocuk olmasına yol açtığını ve b un un sonucunda da bir sonraki kuşakta da ki­

şiliğin dengesizliği ile aynı döngünün başlam a­

sına neden olduğunu göstermişlerdir. Sorunla­

rın kuşaklar arasında bu şekilde aktarımı gene­

tik etm enlerin aktarımı ve sosyal ve fiziksel çev­

renin benzerliği ile de açıklanabilir.

RİSK YAKLAŞIMI:

Rutter bazı çocukların olum suz yaşam olayları ile daha iyi başa çıkabildiğini söylemektedir. Bu d urum a "dayanıklılık fenomeni" adını verm ek­

tedir. Risk etmenlerini ele alırken dayanıklılık fe­

nom eninin de göz önünde tutulm ası gerektiğini ileri sürm ektedir. Risk etmenlerini içeren aşağı­

daki başlıklar Rutter'ın (1998) "olum suz yaşam koşullarına karşı dayanıklılık" "Resilience ver­

sus vulnerability" başlıklı konuşm asından alın­

mıştır :

1. Risk etm enleri ve koruyucu etm enler bo­

zu k lu k ların gelişim inde rol oynar ve karşılık lı etkileşirler.

Risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin ve arala­

rındaki ilişkilerin hep birlikte ele alınması gere­

kir. Hem iyi hem de kötü deneyim ler gelişimi et­

kiler. Ancak her olum suz deneyim gelişimi olum suz etkiler denemez. Enfeksiyonlarla karşı­

laşm anın enfeksiyonlara direnci arttırdığı gibi olum suz deneyim ler de başetme becerilerini art­

tırabilir.

2. Risk göstergeleri ile risk süreçlerini ayırt et­

m ek gerekir. Örneğin kötü koşullarda yaşayan çocuklarda ruhsal hastalık riskinin arttığını bili­

yoruz. Ancak kötü koşulların düzelm esi hastalı­

ğı azaltır mı bilinmiyor. Risk etmenleri ile ilgili yazın çocukluktaki olumsuz yaşantıların erişkin­

de ruhsal bozukluklara yol açtığını desteklem ek­

tedir. En çok üzerinde çalışılmış olanlar: yetersiz anne bakımı, ana baba kaybı ya da ayrılığı, aile­

de şiddet ve problem ler ve ebeveyn ruhsal has­

talığıdır.

Özellikle depresyonla ilgili yapılan çalışmalar bu sorunların erişkin depresyonunda rol oyna­

yabileceğini ileri sürm ektedir. Ancak bu etkinin hangi yolla ortaya çıktığı yani ara faktörlerin ne­

ler olduğu tam olarak bilinmemektedir. Kessler ve M agee'nin (1993) çalışm ası çocukluktaki olum suzluklar ve erişkin depresyonu arasındaki ara iletkenin çocukluk depresyonu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ailede içki sorunları, ailede ruhsal hastalık, ailede şiddet, ana baba arası ev­

lilik sorunları ve boşanm a olarak sıralanabilecek bu sorunlar özellikle erken başlangıçlı ( 20 yaş öncesi ortaya çıkan) depresyonda etkili olarak bulunm uştur. Yazarların görüşü bu olum suz­

lukların ilk depresyon atağına zemin hazırladık­

ları ancak daha sonra erişkinlikte ortaya çıkan majör depresyonun yeniden alevlenme olduğu yönündedir. Çocuklukta ortaya çıkan depresyon sonraki çevresel faktörlere zemin hazırlam akta ve uzun dönem de iyileşme ve toparlanm a olası­

lığını azaltm aktadır.

3. Çevresel risk etm eni gibi g örünen bazı risk­

ler a slın d a g en e tik risk etm enleri olabilir:

Çünkü çocuklar için genetik risk taşıyan ebe­

veynler aynı zam anda da olum suz bir çevre oluştururlar.

Ya da otizm de olduğu gibi çevresel risk gibi gö­

rünen obstetrik problem ler aslında altta yatan otistik sürecin intrauterin dönem deki bir göster­

gesi olabilir.

4. Çocuklar çevrelerini etkilerler: Çocukların

(9)

çevrelerindeki kişilerle etkileşimi farklı olabilir.

Sosyal destek alma konusunda daha becerikli olan çocuklar olum suz yaşam olaylarından daha az etkilenebilir.

5. Birden fazla risk etm eni b ir araya geldiğinde problem ortaya çıkma riski k ü m ülatif olarak artar: Örneğin çocukta zaten duygusal sorunlar varsa bu grup çocuklar hastaneye yatış sürecin­

den daha olumsuz etkilenirler. Daha kolay huy­

lu çocuklar psikososyal risklerden daha az etki­

lenebilir.

Çocuğun IQ düzeyi de çok önemli rol oynar. Dü­

şük IQ çocukların ailenin sorunlarından daha fazla etkilenmesine yol açar. Çocuklukta stres­

lerle başa çıkmayı öğrenen çocuklar erişkinlikte de strese daha dayanıklı olurlar. Örneğin evde daha fazla sorum luluk alan büyük çocukların ekonomik depresyon dönem inde sorunlarla da­

ha iyi başa çıktığı gösterilmiştir.

6. Ana baba tutu m ları ve çocuk davranışları k arşılıklı ilişkilidir: Daha zor huyu olan çocuk­

lar ailede daha çok eleştirilip günah keçisi olabi­

lirler. Çocukta davranım bozukluğu arttıkça ana babada sertlik artar yani karşılıklı bir ilişki söz konusu olabilir. Yuvalarda daha dayanıklı ço­

cukların daha fazla yuvadaki olum lu erişkin rol modelleriyle ilişki kurduğu görülm üştür. Suça yönelimli arkadaş grubuyla daha fazla birlikte olan çocukların suça yönelme riski artm aktadır.

7. D aha sonraki deneyim ler insanın daha önce­

k i yaşantılarından bağım sız değildir.

Toplum daki kötü deneyim ler genellikle raslan- tısal olarak dağılmaz. Kişiler çevrelerini büyük ölçüde kendi eylemleriyle belirlerler. Farklı başa çıkma yöntemleri kullanabilirler. Örneğin plan­

lama bir başa çıkma yöntem i olduğu gibi sorun çözmede şiddete başvurm a da bir başaçıkma yöntemidir. Bu durum larda "kader kurbanı"

yaklaşımı çok doğru değildir. Sorunların zincir­

leme olarak sürm esinde kişinin seçimlerinin ro­

lü üzerinde durulm ası gerekir. Örneğin : okulda başarılı olanların planlam a becerileri daha iyi ol­

m aktadır.

8. K ronik o lum suzluklar ak u t streslere göre p sik iyatrik hastalık çıkarm a açısından daha et-

kilidir.

Örneğin sürekli şiddet olan bir evde yaşamak çocuğu akut bir ayrılığa oranla daha olum suz et­

kileyebilir.

9. K işilikler arası farkların ortaya çıkm asında paylaşılm ayan ortam lar paylaşılanlardan daha etkilidir. Aynı aile içinde yetişen kardeşler için bile aile etkileri tüm kardeşler için aynı değildir.

Çocuklar aile içinde oynadıkları role göre olay­

lardan farklı etkilenirler.

10. Ç evrenin etkisi b o zu k lu k lar için farklı ola­

bilir. Örneğin otizm açısından paylaşılan çevre­

nin çok rolü yoktur ama davranım bozukluğu açısından vardır.

11. Y atkınlıklar ve koruyucu faktörler farklı ol­

duğu için çocuklar strese yanıtlarında farklı tep k iler verirler. Örneğin: Olum lu okul yaşantı­

sı toplum daki kızlarda sosyal işlevlerin daha iyi­

leşmesine katkıda bulunm am aktadır am a eğer kurum da yaşayan bir kız ise etkili olduğu bulun­

m uştur.

Benzer şekilde sorunlu ortam lardan gelen genç­

ler için ordudaki deneyim ler olum lu olabilmek­

tedir. Ergenlik dönem inin sonlarında orduya ka­

tılan bir genç evlenm eden orduya girer ve bu dö­

nem de suçun yoğun olduğu ortam lardan uzak kalır. Böylece suça yönelme açısından daha risk­

li olabilecek bir dönem i orduda yapılandırılmış bir ortam da atlatır. Buna benzer şekilde çocuk­

lukta antisosyal davranışları olan kadınlar olum ­ lu evlilik ilişkileri kurduklarında yaşam biçimle­

rinin değişebildiği bulunm uştur. Çocuklar için karı koca arasında sorun olduğunda eğer çocu­

ğun ebeveynlerden biriyle olum lu ilişkisi varsa problem davranışların daha az ortaya çıktığı gö­

rülm üştür.

12. O lum suz yaşantıların b ilişsel olarak nasıl anlam landırıldığı etkilerini değiştirebilir.

13. Erken dönem deki b ir çok yaşan tının etkisi erişkin dönem lere kadar sürer.

14. Bazı etkilerin sürü p sürm eyeceği b ü y ü k öl­

çüde dolaylı zincirlem e reaksiyonlarla belirle­

nir.

(10)

Risk etmenleri ve koruyucu etm enler bu çerçe­

vede ele alındığında çocuklardaki risklerden et­

kilenme düzeyini azaltm ak ve dayanıklılılığı art­

tırm ak için atılması gereken adım lar şöyle sırala­

nabilir (Rutter 1998):

1. Risk düzeyini azaltma.

2. Çocuğun riske duyarlılık düzeyini azaltma, çocuğu psikolojik olarak güçlendirm e

3. Olum suz etkileri azaltan etmenleri devreye sokma:

a) ana babanın çocuğunu daha iyi izlemesi ve kontrol etmesi.

b) çocuğun aile içinde günah keçisi oluşunu azaltıcı adım lar

c) ana babanın sorunlarını azaltm a yönünde adım lar atarak gerilimi azaltma.

4. Negatif zincirleme etkileri azaltma.

5. Pozitif zincirleme etkileri arttırm a 6. Yeni olanaklar yaratma

7. Nötralize edici deneyim ler yaşam a şansı orta­

ya çıkarma.

8. Deneyimlerini işlemelerine, anlam landırm ala­

rına, yaşamları ve kişiliklerine pozitif deneyim ­ ler eklemelerine yardımcı olma.

SONUÇ

Gelişimsel psikopatoloji kavram ı normal ve nor­

mal dışı ruhsal süreçleri anlam ada kullanılabile­

cek bir bakış açısı sunm aktadır. Bu bakış açısı ço­

cuk ruh sağlığı alanında çalışanların çocukların sorunlarına çok yönlü yaklaşabilmesini kolay­

laştırabilecek bir çerçeve oluşturm ası açısından yararlıdır. Risk etmenlerini ve koruyucu etm en­

leri tanıyabilmek, karşılıklı etkileşim içinde ele alabilmek koruyucu ru h sağlığı yaklaşımı açısın­

d an da olanaklar yaratacaktır.

KAYNAKLAR

B a te so n P (1996) D e sig n fo r a life. T he L ife sp a n D evelop­

m e n t o f In d ivid u a ls içinde, D. M a g n u sso n (ed). C am brid­

g e U niversity P ress, C am brigde, s: 1-21.

B o u ch a rd TJ, L y k k e n DT, Mc G ue M ve ark. (1990) Sour­

c es o f h u m a n p sychological differences: T he M in n eso ta S tu d y o f tw in s reared apart. Science, 250: 223-2 2 8 . C airns R B (1996) Socialization a n d sociogenesis. The L ife sp a n D evelo p m en t o f In d ivid u a ls içinde. D .M agnus- s o n (ed). C a m b rid g e U n iversity P ress, C am bridge, s:277-296.

E ld er GH, C a sp i A (1988) H u m a n d e v e lo p m e n t a n d soci­

a l change: A n em erging p ersp e c tiv e on th e life course P ersons in Context: D evelopm ental P rocesses içinde.

N.Bolger, A . C aspi, G. D o w n ey, M .M oorhouse (ed).

C am bridge U niversity P ress. Cam brigde.

C um m ings EM, D avies PT, C am pbell S B (2000) D evelop­

m en ta l P sychopathology a n d F am ily Process, S: 17-34.

G uilford P ress, Londra.

G ottlieb G (1996) A s y s te m s v ie w o f psychobiological d e ­ velopm ent. T he L ife sp a n D evelopm ent o f In d ivid u a ls içinde. D. M a g n u sso n (ed). C am bridge U niversity Press, C am bridge, s:76-105.

H in d e R A (1996) T he interpretation o f biology a n d cu ltu ­ re . T he L ife sp a n D evelo p m en t o f In d ivid u a ls içinde D.

M a g n u sso n (ed). C am bridge U niversity P ress, C am brid­

ge, s:359-376.

K e ssle r RC, M agee W J (1993) C hildhood ad v e rsitie s a n d a d u lt depression: b a sic p a tte r n s o f a sso cia tio n in a US n a tional su rv e y . Psychological M edicine, 23: 679-690.

L eonard HL, (1989) C hildhood rituals a n d su perstitions:

d evelo p m en ta l a n d cultural p ersp ective. O b se ssiv e Com ­ p u ls iv e D isorder in C hildren a n d A d o le sc e n ts içinde. J L R a p a p o rt (ed) . A m erica n P sychiatric P ress, W ash in g to n DC., s. 289-3 0 9 .

Loehlin J C (1996) G enes a n d environm ent. T he L ifesp a n D evelo p m en t o f In d ivid u a ls içinde. D. M a g n u sso n (ed).

C am bridge U niversity P ress, C am bridge, s:38-52.

M a g n u sso n . D (1996) T o w a rd s a develo p m en ta l science.

T he L ife sp a n D evelo p m en t o f In d ivid u a ls içinde .D.Mag- n u s s o n (ed). C am bridge U niversity P ress, Cam bridge, s:1 5 -1 9

Q uinton A, (1992) L in k s b e tw e e n childhood a n d a d u lth o ­ od. D ers notları, In stitu te o f P sychiatry, D iplom a C ourse in C hild a n d A d o le sc e n t P sychiatry.

R u tte r M (1989) P a th w a y s fr o m childhood to a d u lt life, J C hild P sychol P sy c h ia t 30(1): 23-31.

R u tte r M (1992) C oncepts o f develo p m en t. D ers notlan, In stitu te o f P sychiatry, D iplom a C ourse in C hild a n d A d o le sc e n t P sychiatry.

R u tte r M (1992) S tr e s s a n d a d v e rsity . D ers notlan, In s ­ titu te o f P sychiatry, D iplom a C ourse in Child a n d A d o ­ le sc e n t P sychiatry.

R u tte r M (1996) D evelopm ental p syh o p a th o lo g y a s a n organizing resea rch construct. T he L ifesp a n D evelop­

m e n t o f In d ivid u a ls içinde. D. M a g n u sso n (ed). C am b­

ridge U niversity P ress, C am bridge, s:394-414.

R u tte r M (1998) R esilience v e rs u s vulnerability- w h ich is m o s t im portant in p reven tio n ? 1 4 th International

(11)

C ongress o f th e A sso cia tio n fo r Child a n d A d o le sc e n t P sych ia try a n d A llied P rofessions Stockholm , İsveç.

Sro u fe LA, R u tte r M (1984) T he d o m a in o f d evelo p m en ­ tal p sych o p a th o lo g y. Child D evelopm ent, 55: 17-29.

W iesel T N (1998) B rain D evelopm ent- N ature a n d N urture. 1 4 th International C ongress o f th e A sso cia tio n f o r C hild a n d A d o le s c e n t P s y c h ia tr y a n d A llie d

P rofessions Stockholm , İsveç.

W iener JM (2000) Integration o f na tu re a n d nurture: A n e w p a r a d ig m fo r p s y c h ia tr y . A m J P s y c h , 1 5 7 (8):1193- 1194.

W ilson R S (1983) T he Louisville T w in S tu d y : d evelo p ­ m en ta l syn cro n ies in behavior. Child D evelopm ent. 54:

298-3 1 6 .

Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi 10. yayın yılını geride bırakmıştır. Dergimizin bu kadar uzun süredir yayınlanabilmesi ve bugün ulaştığı bilimsel düzeye gelmesinde danışmanlarımızın katkılarının önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz. Özveri ve titizlikle sürdürdükleri bu çalışmalar için kendilerine teşekkür ederiz.

Dergimize gösterdikleri ilgi ve desteğin sürmesini dileriz.

Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi

Yayın Kurulu

Referanslar

Benzer Belgeler

▪ Platon’a göre erdemli olmak için sadece ruhun düzenlenmiş olması değil, insanın devlet içinde doğru işi yapıyor olması da gerekir.. ▪ Platoncu düzen bir mesleki

• çıraklar bir meslek veya sanatı öğrenmek için çalışan kişilerdir ve işçi sayılmazlar.. • Çırak

• Vakıf ve Özel öğretim kurumlarında eğitim Vakıf ve Özel öğretim kurumlarında eğitim Özel hizmet (mal) Özel hizmet (mal)   Kişi Kişi.. Türkiye’de

 İşgücü: İşgücü: Bir ülkede çalışma çağındaki (15-64 Bir ülkede çalışma çağındaki (15-64 yaş) nüfustan üretime katılabilecek (çalışan yaş)

Tanım 1.1.3  boş olmayan bir küme, U da  nın bazı alt kümelerinden oluşan bir sınıf olsun.. Tanımdan da anlaşılacağı gibi her   cebir aynı zamanda bir

• Hukukta yaptırım ise, hukuk kurallarının kişilere yüklediği yükümlülükleri kişilerin yerine getirmemeleri üzerine, onların bunları yerine getirmeleri için kamu

Tarih hiçbir zaman tam anlamıyla tekerrür etmez, ancak Ermenistan Cumhuriyetinin (o dönemde Ermeni Devrimci Federasyonu-EDF/Taşnak Partisi tarafından yönetilmekteydi)

Bu makale; bir taraftan kuruluşu ve Soğuk Savaş döneminde- ki stratejik vizyonu itibarı ile NATO’da devamlılığı diğer taraftan da Soğuk Savaş dönemi sonrasında