Meşruiyet Dayanakları
“İslâm’ı seçen, yücelten, şereflendiren,
büyüten ve bizim için din olarak seçip onunla bizi kuvvetlendiren; bizi İslâm’ın ehli, sığınağı, kalesi, ayakta tutucusu, koruyucusu ve
yardımcısı yapan Allah’a hamdolsun. Takvâ kelimesini bize yoldaş yaptı ve bizi takvâ ehli olmakla şereflendirdi. Bizi Resûlullah’ın
soyundan getirdi, onun pınarından kaynattı.
Onu aziz, bize düşkün, mü’minlere karşı
yumuşak kalpli ve merhametli kıldı. Bizi İslâm içinde yüce bir mevkiye yerleştirdi.
Müslümanlara okunan bir kitap indirdi.
Kitab’ında şöyle buyuruyor:
‘...Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak istiyor.’
‘Sizden yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem.’
‘Yakın akrabalarını uyar.’
‘Bilin ki, ganîmet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri (Humus) mutlaka Allah’a,
Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir.’
Ahzâb, 33/ 33.
Şûrâ, 42/ 23.
Şu’arâ, 26/ 214.
Enfâl, 8/41.
Yüce Allah mü’minlere bizim üstünlüğümüzü
bildirdi, onlara bizi sevmeyi ve hakkımızı vermeyi farz kıldı. Bize ikram ve lütufta bulunarak, ganîmet ve vergilerden nasibimizi bol yaptı. Allah büyük
lütuf sahibidir.
Dalâlete düşmüş olan Sebeiyye fırkası reisliğe,
idareciliğe ve halîfeliğe bizim dışımızdakilerin daha layık olduklarını iddia ettiler. Yüzleri kara olasıcalar!
Niçin böyle olsun ey insanlar? Allah insanları dalâletten hidayete bizimle çıkardı, cahil iken
onlara hakikatı gösterdi ve onları helâk olmaktan kurtardı. Bizimle hakkı ortaya çıkardı, batılı
mahvetti.
Bizimle onların bozuk yönlerini düzeltti, alçak şeyleri yükseltti. Noksanlıkları
tamamladı, ihtilafları giderdi. İnsanlar birbirlerine düşmanken birbirini seven,
birbirine iyilik eden, dünyada yardımlaşan, ahirette koltuklar üzerinde karşılıklı oturan kişiler yaptı. Yüce Allah bütün bunları Hz.
Muhammed’e lütuf ve ihsan olarak yaptı.
O irtihal edince görevi ashâbı (Dört halife
kastedilmektedir: Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer,
Hz. Osman ve Hz. Ali) devraldı.
İşlerini istişare ile yürüttüler. Ümmetin mirasını
devralıp adil bir şekilde, kullanılması gereken yerlerde kullandılar, layık olanlara verdiler. Daha sonra
Harboğulları ve Mervânoğulları (Emevîler) ortaya çıkıp bunu zorbalıkla ellerinden aldılar. Zulmettiler, adam kayırdılar, ehline haksızlık ettiler. Uzun süre bu böyle devam etti, sonunda Allah’ın gazabına uğradılar ve
Allah bizim ellerimizle onlardan intikam aldı. Hakkımızı geri verdi, ümmetimizi bize kavuşturdu. Bize yardım etti, yeryüzündeki zayıflara bizimle lütuf ve ihsanda bulunmak için davamızı ayağa kaldırdı. Bizimle
başladı, bizimle bitirdi. Size hayır gelip şer
gelmeyeceğini, salâh gelip fesat gelmeyeceğini
umuyorum. Ehl-i Beyt olarak bizim güvenimiz sadece
Allah’adır ve yardımcımız O’dur.
Ey Kûfeliler! Sizler sevdiğimiz kişilersiniz. Sizleri zalimlerin zulmü değiştirmedi ve bizim
zamanımıza kadar bozulmadan geldiniz. Allah başımıza devlet
kuşunu kondurdu. Artık insanların en mutlusu ve en şereflilerisiniz.
Size verilecek bağışları yüz
dirhem artırıyorum. Hazır olun, ben çok kan dökücüyüm ve
mahvedici bir intikamcıyım
(Seffâh)”
Allah’ın Ehl-i Beyt’i seçkin kıldığı iddiası
“Muhammed ailesinden razı olunacak kişi” sloganının sadece Abbâsoğulları’nı içerecek şekle dönüştürülmesi
Davud b. Ali:
“yönetim hakkının asıl sahipleri olarak kendilerine
döndüğünü” açıkladıktan sonra, bu mücadeleye girme gerekçeleri üzerinde durdu. Abbâsîlerin hakkı olan iktidarı zorla ele geçiren ve Alioğullarına karşı da kötü davranan Emevîler’in bu kötü tutumlarını önlemek Abbâsoğullarına düşmekteydi, çünkü “Allah’ın, Peygamberinin ve Abbâs’ın koruması, Alioğulları üzerindeydi ve onları Allah’ın indirdiği hükümlerle idare etmek, ileri gelenlerine ve diğer kesimlerine Resullulah’ın takip ettiği siyaseti benimsemek onlar için
zorunlu bir görevdi.”. Dâvûd b. Ali, konuşmasını hilâfetin sonsuza dek kendilerinde kalacağını ifade eden bir sözle bitirmi
Muhammed en-Nefsu’z-Zekiyye, Mansûr’a yazdığı mektubunda;
“...Hak, bizim hakkımızdır. Siz bu işi bizimle beraber iddia ettiniz.
Taraftarlarımızla birlikte ortaya çıktınız ve bizim üstünlüğümüzle bu nimete erdiniz. Şüphe yok ki babamız Ali vasî ve imamdı. O
halde onun çocukları sağ iken siz ona nasıl varis
oldunuz?...İslâm’da Resulullah’ın kızı Fâtıma’nın çocukları siz
değilsiniz, biziz.
Mansûr ise Muhammed’e yazdığı mektupta;
“…siz onun kızının oğullarısınız. Bu da yakın bir akrabalıktır. Ancak o, miras hakkına bütünüyle sahip olamadığı gibi velayet hakkına da mirasçı olamaz. Onun imameti de caiz değildir. Bu
durumda olan bir kadın vasıtasıyla nasıl mirasçı olunur?”
“...Yine sen biliyorsun ki Peygamber’den sonra Abdülmuttalib oğullarından Abbâs’tan başka hiç kimse kalmamıştı. Böylece amcalık yönünden onun varisi olmuştu…”