17 yaş altı futbolcularda sezon başı hazırlık dönemi antrenmanın bazı biyomotorik, fizyolojik, biyokimyasal parametreler ile kas hasarı üzerine etkisinin incelenmesi

100  Download (0)

Tam metin

(1)

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI

EYLÜL 2014

GAZİ ÜNİVERSİTESİ

SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

EYLÜL 2014 BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI ERKAN ÇETİNKAYA

DOKTORA TEZİ

ERKAN ÇETİNKAYA

17 YAŞ ALTI FUTBOLCULARDA SEZON

BAŞI HAZIRLIK DÖNEMİ ANTRENMANIN

BAZI BİYOMOTORİK, FİZYOLOJİK,

BİYOKİMYASAL PARAMETRELER İLE

KAS HASARI ÜZERİNE ETKİSİNİN

İNCELENMESİ

(2)
(3)

17 YAŞ ALTI FUTBOLCULARDA SEZON BAŞI HAZIRLIK DÖNEMİ ANTRENMANIN BAZI BİYOMOTORİK, FİZYOLOJİK, BİYOKİMYASAL

PARAMETRELER İLE KAS HASARI ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ

Erkan ÇETİNKAYA

DOKTORA TEZİ

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI

GAZİ ÜNİVERSİTESİ

SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

EYLÜL 2014

(4)
(5)
(6)

17 YAŞ ALTI FUTBOLCULARDA SEZON BAŞI HAZIRLIK DÖNEMİ ANTRENMANIN BAZI BİYOMOTORİK, FİZYOLOJİK, BİYOKİMYASAL PARAMETRELER İLE KAS HASARI ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ

(Doktora Tezi) Erkan ÇETİNKAYA GAZİ ÜNİVERSİTESİ

SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Eylül 2014

ÖZET

Bu çalışmanın amacı, farklı enerji sistemine ve oyun karakterine sahip takım sporlarından biri olan futbolda; hazırlık dönemi antrenman programındaki fiziksel güç antrenmanları ve uygulamalarının kas harabiyeti (yorgunluk), vücut kompozisyonu ölçümleri, nabız, kandaki biyokimyasal parametreler ve performans üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırma Aydın Spor 1923 Futbol Kulübünde lisanslı olarak futbol oynayan, yaşları ortalaması 16 yıl, spor yaşları ortalaması 6.10±1.19 yıl, boy uzunluğu ortalaması 179.20±4.13 cm., vücut ağırlığı ortalaması ön test 67.72±8.44 kg. ve son test 66.88±8.49 kg. olarak bulunan U-17 yaş grubu 10 erkek sporcunun gönüllü olarak katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Sporcular 8 hafta, haftada 4-6 gün ve günde ortalama 60-90 dakika antrenman programına tabi tutuldular. Hazırlık döneminin ilk haftalarında düşük şiddetli antrenman programı uygulanırken, haftalar ilerledikçe antrenmanların şiddeti giderek arttırılmıştır. Sporcuların ölçümleri “antrenman programı öncesi” ve “antrenman programı sonrası”

olmak üzere iki kez yapılmıştır. Antrenman programı uygulanmaya başlamadan durum tespiti için;

vücut kompozisyonu ölçümleri, çevre ölçümleri, dinlenik kalp atım sayıları ölçümü, el kavrama kuvveti ölçümü, esneklik ölçümü, dikey sıçrama testi ve kan parametreleri değerleri, shuttle run (mekik testi) testi öncesinde alınmıştır. Test öncesi (egzersiz öncesi) ve sonrası (egzersiz sonrası) ve test bitimini takip eden 48. saatte (egzersiz sonrası 48 saat) ise kan parametreleri ile kalp atım hızları değerleri alınmıştır. Sporcuların ön test ve son test değerlerinin karşılaştırılmaları Paired Sample t- testi ile yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi kişisel bilgisayarda SPSS 17.0 paket programında p<0.01 ve p<0.05 önemlilik düzeyi göz önüne alınarak yapılmıştır. Katılımcıların, vücut kompozisyonu ölçümleri, esneklik, dikey sıçrama, dominant el kavrama testi ve Shuttle-Run testi sonuçlarına bakıldığında 8 haftalık antrenman programı sonrasında bu test değerlerinde artış olduğu ortaya koyulurken; çevre ölçüm değerlerinde, dominant olmayan elin ölçüm değerleri ile dinlenik ve efor kalp atım sayılarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Sekiz hafta süren hazırlık antrenmanlarının katılımcılarda meydana gelen kas hasarının etkilerini tespit etmek için CK, UA, ALT, AST, LHD, LAKTAT, CK-MB, kortizol hormonu ve glikoz değerleri incelenmiştir. CK, ALT, AST, CK-MB, kortizol ve glikoz seviyeleri 8 haftalık antrenman programı sonunda anlamlı düzeye ulaştığı belirlendi. Sonuç olarak, sezon öncesinde yapılan hazırlık antrenmanları elit futbolcuların esneklik, el kavrama kuvveti, dikey sıçrama performanslarında iyileşme ve genel kuvvetlerinde artış olduğunu göstermiştir. Ayrıca, uygulanan antrenmanların futbolcularda beden kitle indeksi, vücut yağ yüzdeleri ve biyokimyasal parametrelerden CK enzim düzeylerinin azalmasında ve kas hasarının önlenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Bu çalışma, aynı zamanda, elit düzeydeki iyi antrene edilmiş olan futbolcuların kortizol hormonu (stres) düzeylerinde azalmayı, dolayısıyla da futbolcuların antrenmanlara adaptasyonunu göstermektedir.

Bilim Kodu : 1301

Anahtar Kelimeler : Futbol, Hazırlık Antrenmanı, Kas Hasarı, Performans Sayfa Adedi :86

Danışman : Prof. Dr. A. Emre EROL

(7)

INVESTIGATING THE PREPARATION TRAININGS EFFECTS AT THE BEGINNING OF SEASON IN UNDER 17 AGE FOOTBALL PLAYERS ON SOME BIOMOTORIC, PHYSIOLOGICAL, BIOCHEMICAL PARAMETERS WITH MUSCLE

INJURY (Ph.D Thesis) Erkan ÇETİNKAYA GAZİ UNIVERSITY

GRADUATE SCHOOL OF HEALTH SCIENCES September 2014

ABSTRACT

The purpose of this study is to investigate the effect of physical strength trainings and practices within the training programme of preparation period on muscle damage (fatigue), body composition measurements, pulse, blood biochemical parameters in football, which is one of the team sports having a different energy system and different game character. 10 male licensed soccer players that were playing football in Aydın Spor 1923 Football Club participated in the study voluntarily. Players’

mean age was 16 years, the average age of the sport 6.10 ± 1.19 years, the mean of height 179.20

±4.13 cm, the weight average pre-test 67.72± 8.13 kg, and the final test was 66.88 ± 8.49 kg. The athletes were subjected to a training programme lasting for 8 weeks, 4-6 days in a week, and 60-90 minutes a day on average. During the first weeks of the preparation period, low intensity trainings were performed, while the intensity of trainings was increased gradually towards the end of the training program. Before the 8-week preparation period trainings began to be practised, the subjects’

measurements were done twice as “pre- training programme” and “post training programme”. In an effort to evaluate the situation before practising the training programme, body composition measurements, circumference measurements, resting heart rate measurement, hand grip strength measurement, flexibility measurement, vertical jump test and blood parameter values, shuttle run (shuttle test) test were taken before hand. The blood parameters and heart rate values were taken during pre-test (pre-load) and post-test (post-load), and at 48th hour following the end of the test (48 hours after loading). To compare the pre and post-test values of the subjects, Paired Sample t-Test was used. Analysis of the obtained data was done through personal computer using SPSS 17.0 package programme taking p<0.01 and p<0.05 significance level into consideration.. Evaluating the results of participants’ body composition measurements, flexibility, vertical jump, dominant hand grip test, and Shuttle-Run test after the 8-week training program, it appeared to be an increase in the value of these tests, while no significant difference was found regarding the circumference measurements, the non-dominant hand values, resting and exercise heart rate. In order to reveal the effects of 8-week preparation trainings on participants’ muscle damage, CK, UA, ALT, AST, LHD, CK-MB enzyme, hormone cortisol, lactate and glucose values were studied. CK, ALT, AST, CK- MB, cortisol, and glucose levels reaching statistical significance was determined at the end of the 8- week training program. As a result, the 8-week training program prior to the season showed that there was an improvement in the level of flexibility, hand grip strength, vertical jump performance and an increase in overall strength of the elite football players. In additon, trainings were observed to be effective in the reduction of the players' body mass index, body fat percentages, levels of CK enzyme, which is one of the biochemical parameters, and the prevention of muscle damage. This study also shows the decrease in the cortisol hormone (stress) levels of the elite football players, and thus their adaption to the trainings.

Science Code : 1301

Key Words : Football, Preparatory Training, Muscle Damage, Performance Page Number :86

Supervisor : Prof. Dr. A. Emre EROL

(8)

TEŞEKKÜR

Çalışmalarım boyunca değerli yardım ve katkılarıyla beni yönlendiren, kıymetli tecrübelerinden faydalandığım başta danışmanım Prof. Dr. Emre EROL olmak üzere Prof.

Dr. Mehmet GÜNAY, Prof. Dr. Kadir GÖKDEMİR, Doç. Dr. Metin YAMAN, Prof. Dr.

Aslıhan KARUL, Yrd. Doç. Dr. Mustafa YILMAZ, Yrd. Doç. Dr. Emrah ATAY, Yrd. Doç.

Dr. Gözde ERSÖZ, Yrd. Doç. Dr. Bilal DEMİRHAN ve Arş. Gör. Ozan SEVER’e, teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca tüm öğrenim ve öğretim hayatımda benden manevi desteklerini esirgemeyen sevgili annem, babam ve ağabeyime teşekkürlerimi sunarım.

(9)

İÇİNDEKİLER

Sayfa

ÖZET ... iv

ABSTRACT ... v

TEŞEKKÜR ... vi

İÇİNDEKİLER ... vii

ÇİZELGELER LİSTESİ ... x

SİMGELER ve KISALTMALAR ... xi

1. GİRİŞ

... 1

2. GENEL BİLGİLER

... 7

2.1. Futbolun Tanımı ... 7

2.1.1. Futbolda kurallar... 7

2.1.2. Dünyada futbolun tarihi gelişimi ... 8

2.1.3. Türkiye’de futbolun tarihi gelişimi ... 10

2.2. Antrenman Tanımı ... 12

2.2.1. Antrenman periyotlaması ... 12

2.2.2. Futbola özgü antrenman programı ... 14

2.3. Futbolun Fizyolojisi ... 16

2.4. Futbolda Temel Motorik Özellikler ... 17

2.4.1. Kuvvet ... 18

2.4.2. Dayanıklılık ... 18

2.4.3. Sürat ... 19

2.4.4. Hareketlilik (Esneklik) ... 19

2.4.5. Koordinasyon (Beceri) ... 20

2.5. Kas Kasılması Türleri... 21

2.6. Kas Fibril Çeşitleri ... 22

(10)

2.7. Antrenmanın Fibrillere Etkisi... 22

2.8. Egzersizin Solunuma Etkileri ... 23

2.9. Antrenmanın Dolaşım Sistemine Etkisi ... 24

2.10. Egzersiz ve Kas Hasarı ... 25

2.11. Futbol Müsabakası ve Antrenmanları Sonrası Oluşan Değişimler ... 26

2.12. Egzersiz ve Enzimler Arasındaki İlişki ... 27

2.12.1. Kreatin kinaz (CK) ... 28

2.12.2. Kreatin kinaz-miyokardiyal band (CK-MB) ... 31

2.12.3. Aspartat aminotransferaz (AST) ... 32

2.12.4. Alanin aminotransferaz (ALT) ... 32

2.12.5. Laktat ... 33

2.12.6. Laktat dehidrogenaz (LDH) ... 34

2.12.7. Ürik asit (UA) ... 35

2.12.8. Glikoz ... 35

2.12.9. Kortizol ... 36

3. MATERYAL VE YÖNTEM

... 39

3.1. Katılımcılar... 39

3.2. Deney Protokolü ... 39

3.3. Hazırlık Dönemi Antrenman Protokolü ... 40

3.4. Araştırmada Uygulanan Ölçüm ve Testler ... 40

3.4.1. Sporculardan kan örneklerinin alınması ... 40

3.4.2. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri ... 40

3.4.3. Vücut kompozisyonu ölçümleri ... 41

3.4.4. Çevre ölçümleri ... 41

3.4.5. Kalp atım sayısı ve istirahat nabızlarının ölçümü ... 41

3.4.6. El Kavrama kuvveti ölçümü ... 42

3.4.7. Esneklik ölçümleri ... 42

(11)

3.4.8. Mekik Koşusu (Shuttle-Run) ... 42

3.4.9. Dikey sıçrama testi ... 43

3.5. Verilerin Analizi ... 43

4. BULGULAR

... 45

5. TARTIŞMA

... 53

5.1. Katılımcıların Biyomotorik Özelliklerinin Ölçümlerine İlişkin Bulguların Tartışılması ... 53

5.2. Katılımcıların Fizyolojik Özelliklerinin Ölçümlerine İlişkin Bulguların Tartışılması ... 55

5.3. Katılımcıların Biyokimyasal Özelliklerinin Ölçümlerine İlişkin Bulguların Tartışılması ... 57

6. SONUÇ VE ÖNERİLE

R ... 63

6.1. Sonuç ... 63

6.2. Öneriler... 63

KAYNAKLAR ... 65

EKLER ... 78

EK-1. 8 Haftalık Antrenman Programı ... 79

EK-2. Veri Formu ... 82

EK-3. Onay formu ... 83

ÖZGEÇMİŞ ... 84

(12)

ÇİZELGELER LİSTESİ

Çizelge Sayfa

Çizelge 4.1. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve antrenman programı sonrası biyomotorik özelliklerinin ölçümlerine ait

eşleştirilmiş örneklem t testi sonuçları ... 45 Çizelge 4.2. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası çevre ölçümlerine ait eşleştirilmiş örneklem t testi sonuçları ... 46 Çizelge 4.3. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası vücut kompozisyonu ölçümlerine ait

eşleştirilmiş örneklem t testi sonuçları ... 47 Çizelge 4.4. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası bazı fizyolojik özelliklerinin ölçümlerine ait eşleştirilmiş örneklem t testi sonuçları ... 47 Çizelge 4.5. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası CK düzeylerinin ortalama değerleri ... 48 Çizelge 4.6. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası Ürik asit düzeylerinin ortalama değerleri ... 49 Çizelge 4.7. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası ALT düzeylerinin ortalama değerleri ... 49 Çizelge 4.8. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası AST düzeylerinin ortalama değerleri ... 50 Çizelge 4.9. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası LDH düzeylerinin ortalama değerleri ... 50 Çizelge 4.10. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası Laktat düzeylerinin ortalama değerleri ... 51 Çizelge 4.11. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası CK-MB düzeylerinin ortalama değerleri ... 51 Çizelge 4.12. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası Glikoz düzeylerinin ortalama değerleri ... 52 Çizelge 4.13. Çalışmaya katılan sporcuların 8 haftalık antrenman programı öncesi ve

antrenman programı sonrası Kortizol düzeylerinin ortalama değerleri ... 52

(13)

SİMGELER ve KISALTMALAR

Bu çalışmada kullanılmış kısaltmalar, açıklamaları ile birlikte aşağıda sunulmuştur.

Kısaltmalar Açıklama

ALT : Alanin Transaminaz

AST : Aspartat Transominaz

ATP : Adenozin Trifosfat

BİA : Biyoelektriksel impedans analizi

CK : Kreatin Kinaz

CK–MB : Kreatin Kinaz Miyokardial Band

CK-BB : Kreatin Kinaz Branial Band

CP : Kreatin Fosfat

LA : Laktat

LDH : Laktat Dehidrogenaz

UA : Ürik Asit

U/L : Ünite/litre

Ü : Ünite

EDTA : Etilendiamin Tetraasetik Asid

MaxVo2 : Maksimal Oksijen Kullanma Kapasitesi

DOMS : Delayed Onset Muscul Soreness

GKA : Gecikmiş Kas Ağrısı

VKİ : Vücut Kitle İndeksi

J : Joule

dk : Dakika

sn : Saniye

m : Metre

cm : Santimetre

kg : Kilogram

g : Gram

L : Litre

ml : Mililitre

mmol : Milimol

n : Denek Sayısı

Nm : Newton-metre

p : İstatistiksel Anlam

SS : Standart Sapma

X : Aritmetik Ortalama

(14)
(15)

1. GİRİŞ

Sporun hayatımızda önemli bir yere sahip olduğu ifade edilmektedir. Sporda da diğer bilim alanlarında olduğu gibi başarıya ulaşmak için izlenmesi gereken yolların bilimsel temellere dayandırılması gerektiği düşünülmektedir. Spordaki hedef; kitlelere ulaşmak, zirveyi yakalamak ve ötesine geçebilme olarak belirlenmelidir. Yapılan bilimsel araştırmaların hedefi de bu doğrultuda olmalı ve insan sınırlılıklarını tahmin ederek en üstün performansın yakalaması amaçlanmalıdır (Duyul, 2005).

İnsan vücudunun, yapılan ağır fiziksel egzersizlere yapısal ve işlevsel olarak büyük bir uyum sağlama yeteneğine sahip olduğu düşünülmektedir. Bu uyumun gelişmesi, özel egzersizlerin uygulanmasına göre şekillenmektedir ve buda antrenman biliminin önemini ortaya koymaktadır (Aslan, 2009). Buna bağlı olarak antrenman terimi; planlı ve yapılandırılmış olan, tekrarlanan fiziksek uygunluğun bir ya da bir kaç unsurunu geliştirmeyi amaçlayan sürekli aktiviteler olarak tanımlanmıştır (Özer, 2010). Uygulanacak olan antrenman programının amacı, sporcuların, fizyolojik kapasiteleri ile fiziksel yeteneklerini geliştirmesi olarak belirlenmelidir. Antrenman planlaması diğer spor dallarında olduğu gibi futbolda da motorik özelliklerin geliştirilmesinde en önemli unsur olduğu düşünülmektedir. (Koç ve diğerleri, 2006).

Son yıllarda futbol adına yapılan bilimsel çalışmalarda, futbolun gerçekleri ve ihtiyaçları göz önüne alınarak futbol antrenmanlarının nasıl olması gerektiği ayrıntılı biçimde araştırılmaktadır (Eniseler, 2010). Futbolda maç öncesi günleri haftaları ayları ve bazen de yılları kapsayan çalışmaların temel amacı; futbolcunun sahip olduğu verim düzeyinin gelişmesi bu düzeyin devamının sağlanması devam eden süreçte ise maç sırasında bu verimin en üst düzey performansın sahaya yansıması olarak amaçlanmaktadır (Özkara, 2002).

İyi bir antrenörün günlük, haftalık ve yıllık antrenman programlarını hazırlayıp yapması ve kullanması gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca gerektiği durumlarda yüksek performansı amaçlayan 12-16 yaş grubundaki çocuk ve gençler içinde uzun süreli planları yapması gerekmektedir. Yılık antrenman programı; hazırlık dönemi, müsabaka dönemi ve geçiş dönemi olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır (Eniseler, 2010). Futbol için hazırlık sezonu süresinin 6 ile 8 hafta civarında olmasının uygun olduğu düşünülmektedir (Bangsbo,

(16)

1994). Hazırlık sezonu antrenmanlarının amacı müsabaka sezonunun temelini atmaktır.

Buna ilaveten hazırlık dönemi antrenmanlarının her bir haftasının ayrı bir içeriği olmalıdır.

Antrenman uygulamasına ilk hafta, genel fiziksel özelliklerin antrenmanı ile başlanıp, devam eden süreçte futbola özgü antrenmanların oranı giderek arttırılmalıdır. Hazırlık ve müsabaka dönemlerinde futbolculara dayanıklılık testlerinin uygulanması ve test sonuçlarının değerlendirilmesinin yapılan antrenmanların içeriğini yansıtacağı düşünülmektedir. Futbolcuların maksimal oksijen kullanımı, laktat eşiği ve maksimal kuvvet gibi temel ve genel özelliklerini gelişiminin ancak hazırlık sezonunda olduğu düşünülmektedir. Hazırlık evresinin sonlarına doğru futbolcunun yakalamış olduğu yüksek performans düzeyini müsabaka dönemi boyunca muhafaza etmesi gerekmektedir (Eniseler, 2010). Futbolda performans gelişiminin; teknik, taktik, biyomekanik, mental ve fizyolojik alanlar gibi çok sayıda faktöre bağlı olduğu düşünülmektedir. Herhangi bir futbol maçı sırasında, iyi antrene edilmiş, elit düzeydeki sporcular, % 80-90 maksimal kalp atım hızında, anaerobik eşiğe yakın bir yoğunlukta, ortalama 10 km. mesafeyi koşabilmektedirler.

Sıçrama, topa vurma, sprint gibi patlayıcı kuvvet unsurları, sıklıkla dayanıklılık yapısının içerisinde yer almaktadır. Dolayısıyla, sporcular futbolla ilgili tüm alanlarda yeterli düzeyde kapasiteye sahip olma durumundadırlar (Aslan ve Karakollukçu, 2010).

Fiziksel ve fizyolojik özelliklerin birbirleri ile ilişki içinde oldukları bilinmektedir ve bu özelliklerin bir ya da bir kaçının yeterince gelişememesi durumunun diğer kaliteler üzerinde de etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu durum futbolcuların maç performansına direkt olarak yansıyabilmektedir. Futbolcularda meydana gelen tüm bu olumsuz etkiler sadece fiziksel yetersizlik olarak kalmayıp teknik-taktik anlamda da bir eksikliğe neden olabilmektedir.

Örneğin; yeterli kuvvete sahip olunmayan kas sistemiyle optimal bir sürat oluşturulamazken” (Ramadan, 1987) aynı zamanda etkili bir orta, şut ya da uzak mesafeye isabetli pas da altılamayabilmektedir. Bütün bunlar etkili orta, pas ve/veya şuta dayalı teknik-taktik yapının da bozulmasına neden olabilmektedirler. Tüm bu olumsuz etki ve eksiklikler bütünü ise maçlarda başarısızlığa uğranmasının ana nedenlerinden biri olarak kabul edinilebilir (Aslan ve Karakollukçu, 2010).

Futbolcunun performansının arttırılabilmesi için, öncelikle fizyolojik profilinin belirlenmesi gerekmektedir. Yapılacak olan antrenmanlar, ancak bu profil ile fizyolojik temellere dayandığı zaman futbolcunun performansının yükseltilmesi mümkün olabilmektedir.

(17)

Futbolu tanımlamak gerekirse; aerobik ve anaerobik enerji sistemlerinin dönüşümlü olarak kullanıldığı, sürat, kuvvet, çeviklik, esneklik, elastikiyet, denge, kassal ve kardiorespiratuvar dayanıklılık, koordinasyon gibi faktörlerin performansa beraberce etki ettiği düşünülen yüksek derecede koordine bir spor branşıdır.

Bu tanımından yola çıkarak bütün bu özelliklerin ancak iyi programlanmış bir antrenman planlaması sayesinde istenilen düzeye ulaşabileceğini düşünülmektedir. Buna ilaveten uygulanan antrenmanların şiddet ve yoğunluk ilişkisinin hazırlık periyodu süresince doğru olarak düzenlenebilmesi için oyuncuların önceden belirlenmiş olan fiziksel ve fizyolojik parametrelerinin iyi takip edilmesi gerekmektedir (Erkmen, 2003). Sportif branşlarda iyi bir performans elde edebilmek için öncelikle o spor dalına uygun bir vücut tipinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Kişinin doğuştan beri sahip olmuş olduğu vücut yapısının, fiziksel aktivite düzeyi üzerinde ya da belirli bir spor dalına özgü yatkınlığı yönünde belirleyici rolü olabilmektedir. Buna karsın düzenli yapılan fiziksel aktiviteler sonucunda ise vücudun fiziki yapısında spora özgün değişikliklerin meydana geldiği bilinmektedir (Adnan, 2010).

Fiziksel aktivitenin, birçok sistemi etkilediği gibi hematolojik ve biyokimyasal parametreleri de etkileyebildiği düşünülmektedir. İnsanlarda egzersize uyum, kardiovasküler aktivitenin adaptasyonu ve fiziksel, fizyolojik denge gibi fizyolojik cevabın düzenlenmesinde diğer birçok etkene ilaveten hematolojik ve biyokimyasal düzeyleri de önemli rol oynayabilmektedir (Arslan ve diğerleri 1997, Baltacı ve diğerleri, 1998).

Somatotip ile vücut kompozisyon özelliklerinin bilinmesinin; sporcunun yeteneklerinin belirlenmesi, aerobik performansı, teknik beceriyi arttırmak ve geliştirmek amaçlı antrenman programlarının düzenlenmesinde ve başarı beklenen sporcu seçiminde, yararlı olabileceği belirtilmektedir (Gualdi-Russo ve Zaccagni, 2001).

Futbolda başarının elde edilebilmesi için, sporcuların aerobik performansın yüksek olması kadar, is gücü kaybı olarak değerlendirebilen sportif yaralanma hızının da düşük olması, futbolcu ve takım başarısı acısından bir o kadar önem taşımaktadır. Genelde sporcuların büyük bir kısmı, kas ağrılarını antrenman programları içinde önemli bir nokta olarak görmektedirler. Sporcular, kaslarına hasar verecek kadar yoğun antrenman yapıp bir sonraki gün acı hissi duyarlar ve bu nedenle kas ağrıları geçene kadar antrenman şiddetini

(18)

düşürmektedirler. Kas ağrıları sonlandığı zaman, sporcular, şiddeti daha da artırılmış olan antrenmana başlarlar (Mirkin, 2003). Gecikmiş kas yorgunluğu hakkındaki araştırmalara 1900’lu yılların başlarında başlanmış olup ve yine o yıllarda ortaya atılan teorilerden belki de en bilineni gecikmiş kas yorgunluğuna laktik asidin sebep olduğudur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ise laktik asit seviyelerinin antrenmandan 30–60 dakika sonra normal seviyelerine döndüğü görülmüştür. Fakat gecikmiş kas yorgunluğunun sebep olduğu ağrılar egzersizden saatler sonra ortaya çıkabilmekte ve 24 ile 48 saat sonra bu ağrılar en yüksek şiddete ulaşabilmektedir.

Kas ağrılarına konsantrik (kas boyunun kısalarak, dinamik olarak kasılması) egzersizin ihtiyaç duyduğu enerjiden daha az enerjiye ihtiyaç duyulan ekzantrik (kas boyunun uzayarak, dinamik olarak kasılmasıdır) tipteki egzersizler neden olmaktadır (Szyman, 2000).

Yüksek enerji açığını ile basit laktik asit asidozun beraber görülmesinin sebebi, konsantrik kontraksiyonlardır ki; bunlar tipik gecikmiş kas yorgunluğunun nedenlerinden biri değildir (Boning, 2000). Eğer öyle olmuş olsaydı, daha çok metabolik enerji harcanan antrenmanlarda, daha fazla gecikmiş kas yorgunluğuna bağlı ağrıların oluşması mümkün olurdu. Laktik Asidin, Egzersizden 24 ile 48 saat sonra devam eden gecikmiş kas yorgunluğuna bağlı olarak oluşan kas ağrılarına neden olacağı düşünülmemektedir (Dierking ve Bemben 1998).

Gecikmiş kas yorgunluğunun nedenleri hakkında yapılmış olan diğer son çalışmalarda ise;

ağrıların kas fibrillerinde mikroskobik yırtıkların oluşması sonucu ortaya çıktığı görülmektedir. Yapılan egzersizin tipine, suresine ve şiddetine bağlı olarak, bu mikroskobik yırtıkların miktarı, açısı değişebilmektedir. Kasta oluşan hasar, daha sonra kasta protein yıkımına sebep olur, sonucunda da hücrede yangı ile kasta bölgesel ısı artışına neden olur ve sarkomer, T-tubulleri, miyofibriller, iskelet proteini ve sarkoplazmik retikulumu dağıtır.

Sarkoplazmik retikulumda meydana gelen hasar ise iyon oransızlığına neden olur ve bu da ağrı oluşumuna neden olmaktadır (Epstein, 1995; Hilbert, Sforzo ve Swensen, 2003).

Gecikmiş kas yorgunluğu genellikle eksantrik egzersiz sonrasında yada alışılmamış bir egzersiz sonrasında meydana gelmektedir (Yu, Carlsson ve Thornell, 2004). Eksantrik egzersiz sırasında kaslar yapısal hasar bakımından daha fazla etki altına girerler, dolayısı ile kasta oluşan hasar, kreatin kinaz (CK) gibi kas enzimlerinin serbest kalmasına neden olmaktadır (Gleeson ve diğerleri, 1995). Kreatin kinaz (CK) enzimi, kas kasılmasının ilk

(19)

dakikalarında, hücre içi ATP seviyesini sürdürmek için gereken az miktarda, fakat hızlı elde edilebilen yüksek enerjili fosfatları temin etmektedir. Plazmada, kreatin kinazın varlığı doku hasarını göstermektedir (Champe ve Harvey, 1997). Kas dokusunda meydana gelebilecek olan herhangi bir zedelenme, kanda total kreatin kinaz düzeyinin artmasına neden olmaktadır. (Montgomery ve diğerleri, 2000). Kan serumundan, kreatin kinaz(CK) enziminin artışları takip edilebilir ve iskelet kasındaki bir hasar sonucunda veya egzersiz sonrasında da bu yükselme görülebilmektedir (Murray ve diğerleri, 1991).

Bu noktadan hareketle bu çalışmanın amacı, farklı enerji sistemine ve oyun karakterine sahip takım sporlardan biri olan futbolda; hazırlık dönemi antrenman programındaki fiziksel güç antrenmanları ve uygulamalarının kas harabiyeti (yorgunluk), beden kitle indeksi (BKI), nabız, kandaki biyokimyasal parametreler ve performans üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır.

(20)
(21)

2. GENEL BİLGİLER

2.1. Futbolun Tanımı

Ayak topu olarak adlandırılan futbol oyununun kökeni İngilizcedeki foot (ayak) ve ball (top) sözcüklerinden adını almıştır (Ercan, 2012). Futbol geniş bir oyun alanında, çok sayıda oyuncunun oyuna dâhil olduğu, kuralları gereği belirlenmiş sınırlı bir alan içinde, sonucun kalelere atılan ya da yenilen gollerle belirlendiği, el dışında vücudun her yerinin kullanılarak oynandığı bir takım sporudur (Topkaya ve Ata Tekin, 2004).

Diğer başka bir tanıma göre ise futbol karşılıklı iki takımın, belirlenen oyun süresi içerisinde ve oyun kurallarına uyularak topun rakip takım kalesine olabildiğince fazla atılmaya çalışıldığı bir spor dalıdır (Sever, 2013). Futbol, değişik tempolarda yapılan koşular ve nereye gideceği bilinebilen, kontrol edilebilen küresel bir top ile gerçekleştirilen hareketler sonunda, gol atma ve gol yememeye yönelik hareketlerin gösterildiği bir takım sporudur (Arslan, 2009). Futbol, dünyada ve ülkemizde popülaritesi fazla olan spor branşlarından birisidir. Milyonlarca insanın ilgi odağı haline gelmesinin ve kitlelere mal olmasının sebebi; İlgi çekiciliğinin, seyir ve oyun zevkinin çok yüksek olmasından kaynaklanmaktadır (Seyis, 2011). Futbol branşı teknik becerinin ve taktiksel bilginin yanında dayanıklılık, kuvvet, sürat, koordinasyon, esneklik olmak üzere tüm motorik özellikler ile performans kriterlerinin kombinasyonlarını gerektirmektedir (Arslan, 2009). Futbol, bir takım oyunudur ve bu sebepten dolayı takım içindeki oyuncuların sahip oldukları teknik ve taktiksel becerilerini oyun içinde birleştirmeleri ve tek vücut halinde ekip ruhuyla mücadele etmeleri gerekmektedir.

Futbol bir takım oyunu olmasına rağmen aynı zamanda da oyuncuların bireysel becerilerini göstermelerine de olanak sağlamaktadır (Gülşen, 2008).

2.1.1. Futbolda kurallar

1800’lü yılların başına kadar İngiltere’ de futbolun farklı türleri oynanıyordu.

Takımların kaçar kişiden oluşacağı, saha ölçüleri, kale boyutları ya da hangi pozisyonlarda topa elle dokunulup dokunulmaması konusunda bir fikir birliği oluşmamıştı. Bu kural farklılıklarından dolayı, okulların birbiriyle maç yapmaları imkânsızdı.

(22)

1848 yılında, Cambridge Üniversitesinden 14 öğrenci bir araya gelerek kuralları tartışmaya başladılar. Evrensel olarak kabul edinilmese de bu kurallar futbola resmiyet kazandırma anlamında atılmış olan ilk adımlardır. Sonrasında bunlara diğer kurallar da eklenmiştir. Kural bütünlüğünü sağlamaktaki en büyük engel topun hangi pozisyonlarda elle müdahale edilip edilemeyeceği üzerineydi. Buna karar vermek için 11 kulübün temsilcisi 26 Ekim 1863 yılında Londra’da bir araya gelerek futbol federasyonunu oluşturmuşlardır. 8 Aralık’ a kadar da futbol bir takım futbol kuralları konusunda anlaşmaya varmışlardır.

Futbol İngiltere’ de gelişmeye devam ediyordu, çok geçmeden de eleme usulü kupa fikri ortaya atılmıştır. 1871’de futbol federasyonu sekreteri Charles Alcock, Harrow okulunda daha önceden oynanmış olan turnuvanın bir benzerinin daha düzenlenmesi önerisinde bulunmuştur. Bunu takip eden yıl sonrasında, dünyanın en eski kupa müsabakası olarak bilinen İngiltere Federasyon Kupası doğmuştur. Müsabakalar sadece 13 maç sürmüştür. Toplamda 2000 kişi tarafından seyredilen final maçında; Wanderers, maçın favorisi olarak gösterilen Royal Engineers takımını 1-0 yenerek otoriteleri üzmüştür.

2.1.2. Dünyada futbolun tarihi gelişimi

Günümüzün futbolu İngiltere’de gelişmiştir. Fakat takımların oyun formatının gereği olarak yuvarlak bir nesneye ilk ne zaman vurulduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Buna rağmen skor üretme amacı yüzyıllardır süregelmektedir.

Yaklaşık olarak 3000 yıl önce Tsu Chu diye bilinen bir oyun Çinliler tarafından oynanmıştır. (Tsu vurmak ve Chu da doldurulmuş hayvan derisi anlamına gelmektedir).

Yine yaklaşık olarak aynı tarihlerde Japonlarda da oyuna dâhil olan oyuncular tarafından bir topu tekmelemek suretiyle iki bambu kamışı arasından geçirmeye yönelik Kameri adı verilen oyun oynanmıştır.

Eski Yunanlılar da Episkyros denilen bir oyuna sahiptiler ve Romalılar futbol olarak gelişebilecek olan Harpascum oyununu Britanya’ ya getirmişlerdir. Milattan sonra 217 yılına kadar, Britanya’nın tüm köylerinde oyunlar varolmuştur. Bu oyunların hiçbir kuralı yoktu ve oyunların şiddet içermesinden dolayı pek çok kral bunları yasaklamaya

(23)

çalışmıştı. Ancak oyunlar çok popülerdi ve yasaklanmalarına rağmen insanlar bu oyunları oynamaya devam etmiştir.

İngiltere’de kayıtlara geçen ilk futbol maçı 1100’ lü yıllara dayanmaktadır. Ortaçağ boyunca futbol diye tabir edebileceğimiz bir oyun görme şansı çok azdır. Aslında, gerçek bir oyunu seyredebilmek neredeyse imkânsızdı. Çünkü bu oyundan çok bir çeşit sokak savaşına benziyordu. İnsanlar ciddi şekilde yaralanıyorlardı ve onları oyun dışına taşıyacak malzeme olmadığı için oyun boyunca ayakaltında kalıp eziliyorlardı.

Britanya, futbolun, dünyanın pek çok bölgesinde tanıtılmasından sorumlu olmuştur.

1865 yılında İngilizler Buenos Aires futbol kulübünü kurmuştur ve dolayısıyla bundan ilk etkilenen ülke de Arjantin olmuştur. Daha sonra da 1879 yılında Danimarka’da da İngiliz futbol kulübü kurulmuştur ve bu oyunu İngiliz öğrencilerden öğrenen İsviçreli öğrenciler de St. Gallen futbol kulübünü İsviçre’de kurmuştur. 1880’de ise İngiliz iş adamları Almanya’da bir kulüp kurmuşlardır. Böylelikle futbol dünya çapında yayılmaya başlamıştır. 200’den fazla üyesiyle FIFA futbolu dünyanın en büyük spor dalı haline getirmiştir.

1903 yılına kadar uluslararası bir futbol federasyonu kurma çalışmaları devam ederken 1904 yılında futbol federasyonu (FIFA) kurulmuştur. Futbol özellikle Avrupa ve Güney Amerika olmak üzere dünya çapında büyümeye devam etmiştir ve 1939 yılına kadar da FIFA’nın üyelik sayısı 50 ülkenin üzerine çıkmıştır.

Futbol son 150 yıldır büyük bir gelişim göstermiştir. Televizyon gelirler ve sponsorluklar bu oyunu trilyonlar değerinde bir endüstri haline getirmiştir. Günümüzün en üst seviye oyuncuları milyonlar değerinde olan yıldızlara dönüşmüştür. Futbolculara form seviyelerini en üst seviyede tutmaları için antrenörler ve fizyoterapistler tahsis edilmiştir.

Zamanda yolculuk edip 1890larda bir futbol maçını izleyecek olursak bazı şeylerin o kadar da farklı olmadığını anlamış oluruz. Oyun özünde aynı kalmıştır. Fakat o zamandan beri futbolda bir takım değişiklikler görülmüştür. Futbol şu an dünyanın en popüler spor dalıdır ve hatırlanmaya değer şeyler ile çeşitli ticaret alanlarının çıkmasına vesile olmuştur.

(24)

Son birkaç 10 yıllık zaman zarfında, değişen moda ve yeni materyallerin kullanılması futbol malzemelerinin değişimine yol açmıştır (Baddiel ve Hynes, 2000).

2.1.3. Türkiye’de futbolun tarihi gelişimi

Futbolu, çeşitli ülkelerin çok önceden keşfettiklerini ileri sürdükleri gibi, günümüzdeki futbolun doğuşuna kadar olan dönemlerde Türklerde de bugünün futboluna benzer bazı kuralları içinde ayak topu oynandığına dair yazılar eski eserlerde görülmektedir (Arslan, 2004). Türkiye de futbolun ilk esintileri 19.yüzyıl sonlarında görülmeye başlanmıştır.

Osmanlı da futbolu ilk olarak yabancı uyruklular ve gayri müslimler oynamaya başlamıştır.

Türkiye de ilk futbol takımını 1899 yılında Reşat Danyal, Fuat Hüsnü Kayacan ve arkadaşları Kadıköy’de kurmuşlardır. Kadıköy kulübü 1901 yılında tamamı Türk futbolculardan oluşan ilk futbol kulübüdür (Göktaş, 2010).

"La Tartarie" adlı Fransızca eserde, orta Asya Türkleri ile ilgili kız ve erkeklerden oluşan takımların ayak topu oynadıkları söylenmektedir. Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divan-ı Lügati’t Türk eserinde Orta Asya’da Türk boylarının “Tepük” adıyla ayak topu oynadıklarına dair bilgiler yer almaktadır. Aynı eserde "Tepük" oynarlarken kullandıkları toplar, ilk dönemlerde oval kalıplara dökülen kurşun kitlesinin üzerine keçi kılı veya keçe sarılmak suretiyle yapıldığı; zamanla bunların değişime uğradığı ve daha yumuşak cisimlerden yapılmış topların tercih edildiği, bunun için de içi hava ile doldurulmuş ve yuvarlanmış kuzu tulumlarının kullanıldığı bahsi yer almaktadır. "Hıtay-ı Name"adlı Seyyid Ali Ekber’in yazdığı eserde “ayak topundan” bahsedilmektedir. Bu eserde bahsedilen “ayak topu ”günümüz futboluyla benzerlikler göstermektedir. "Tepük", eski Türk boylarında tepmek, tekmelemek anlamında kullanılmaktadır. Türkler bu oyunu yalnız ayakla oynadıkları için bu adı vermişlerdir. Bu da “tepük” oyununun günümüz futboluyla ne kadar benzer olduğunu göstermektedir (Kılıç, 2008).

Osmanlı döneminde futbol Müslümanlar tarafından desteklenmediğinden, Gayrimüslim azınlıklar tarafından benimsenmiştir. Abdülhamid döneminde ise futbol bir oyun olarak yaygınlaşmıştır. II. Abdülhamit döneminde spor adı altında kurulan derneklerde dâhil olmak üzere tüm dernek faaliyetleri padişahın baskısı altındaydı. Dernek faaliyetleri yabancı uyruklar için serbestti. Türkiye’ye futbol ticaret limanlarında ki kentlere yerleşen, tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngilizler tarafından 19. yüzyılın ikinci yarısında gelmiştir.

(25)

Türkiye ‘ye futbolu kendi kurdukları takımlarda futbol oynayarak İngilizler tanıtmaya başlamıştır.

Türkiye’de futbolda ilk kulüpleşme adımı 1890 yılında ilk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü Kayacan’ın “Bobi” takma adıyla İngiliz takımlarında futbol oynaması ve sonrasında

“Osmanlı uyruklular” olarak Fuat Hüsnü Bey’in, Reşat Danyel Bey ile birlikte kurdukları

“Black Atochings” (1889) kulübüdür.

Futbola dönük ilk spor kulübü olan “Football and Rugby” 1894’te İzmir Bornova’da kurulmuştur. 1900 yılında yine İzmir’de Rumlar “Panaonios” ve “Apollon”, Ermeniler de,

“Dork” kulübünü kurmuşlardır. 1901 yılında kurulan “Kadıköy Futbol Kulübü” Fuat Hüsnü Bey’in öncülüğüyle kurulmuş fakat varlığını 2ay kadar koruyabilmiştir. İlk Türk spor örgütü

“Beşiktaş Basiret Osmanlı Jimnastik Kulübü” 1903 yılında kurulmuştur. Sonrasında ise 1905 yılında Galatasaray ve 1907 yılında Fenerbahçe sırasıyla Altınordu, Süleymaniye, Vefa, Nişantaşı, Türk gücü, Anadolu kulüpleri tescillerini yaptırmışlardır.

İstanbul Futbol Birliği, kulüplerin düzensiz aralıklarla yaptıkları maçların hem oyunculara, hem seyircilere doyum vermez duruma gelmesi ve futbola kitlesel ilgi uyarmada yetersiz kalması gibi nedenlerden dolayı 1903-1910 yılları arasında varlığını sürdürmüştür. Bu kulüp maçların gün, saat ve hakemlerini saptamak, anlaşmazlıkları çözmek, maç programlarını uygulamak gibi görevleri üstlenmiştir.

İstanbul Futbol Birliği’nin 1910 yılında yeniden örgütlenmesiyle oluşan İstanbul Futbol Kulüpleri Ligi 1914 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 1911 yılında Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında çıkan savaş nedeniyle, Kadıköy, Galatasaray, Fenerbahçe, Strugglers, Rovers ve Proges’in katılımıyla kurulan ligler 1913 tarihine kadar müsabaka yapamamıştır.

Türk kulüpleri Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Anadolu, Anadoluhisarı İdmanyurdu, Altınordu, Galatasaray, Süleymaniye kulüpleri “İstanbul Futbol Birliği” adına gruplaşmaya başlamış; Darülmuallimin, Darülşafaka, Fenerbahçe, Hilal, Türk İdman Ocağı, kulüpleri de Cuma Ligi’nde gruplamışlardır. Cuma liginin bazı yöneticilerinin yurt dışına çıkması nedeniyle idaresiz kalınmış ve lig devam edememiştir. Bunun üzerine 1919 -1920 yılında Beşiktaş’ın liderlik ettiği “Türk İdman Birliği” kurulmuştur.

(26)

İlk Türk Futbol Federasyonu, Yusuf Ziya Öniş başkanlığında 1923 yılında Şehzadebaşı'ndaki Letafet Apartmanı salonunda yapılan toplantıda, 'Futbol Heyet-i Müttehidesi adı ile kurulmuştur. Bunun ardından FIFA'ya başvurulmuş ve Türkiye 21 Mayıs 1923 tarihinde FİFA’nın 26. üyesi olarak kabul görmüştür (Arı, 2012).

2.2. Antrenman Tanımı

Antrenman spor bilimciler tarafından değişik şekillerde tanımlanmaktadır. Geniş anlamda antrenman bireyin fiziksel, psikolojik, zihinsel veya ekonomik verimi arttırmaya yönelik, sistemli şekilde organize edilmiş uygulamalardır (Dündar, 1996). Hollmann ve Hettingere göre antrenman “verimliliği geliştirmek amacıyla yapısal ve işlevsel uyum yaratan eşik üzeri, sistemli tekrarlanan kassal yüklenmelerdir” (Muratlı, Kalyoncu ve Şahin, 2011).

Antrenman egzersizler yardımıyla sporcunun fiziksel teknik taktik zihinsel ve motorik özelliklerin hazırlığıdır (Renklibay, 1994). Holmana göre antrenman organizmada fonksiyonel ve morfolojik değişimler sağlayan, performansın arttırılması amacıyla belirli zaman aralıklarında uygulanan yüklenmelerdir (Sevim, 1999). Dick’ e göre antrenman yaşamın zorluklarına uyum sağlamak için yapılan düzenli ve kontrollü egzersizlerdir (Dick, 1997). Muratlı’ya göre antrenman sporcunun en yüksek verime ulaşması için planlı, yapılandırılmış bedensel ve ruhsal alıştırmaları ifade eder (Muratlı ve Öner, 1985).

2.2.1. Antrenman periyotlaması

Antrenman periyotlaması yıl boyunca antrenöre sporcularının performansını istendik düzeyde tutulmasına yarayan bir planlamadır (Muratlı ve diğerleri, 2011).

Yıllık antrenman periyotlamasında üç periyot vardır ( Dündar, 2007). Bunlar;

a) Hazırlık periyodu b) Müsabaka periyodu c) Geçiş Periyodu

bu üç periyod birbirini destekleyen yapıdadır ve içinde bulunan periyot kendinden sonra gelen periyodun ön koşuludur.

(27)

a) Hazırlık dönemi: Hazırlık dönemi dönemler içerisinde en uzun dönemdir. Hazırlık döneminin 1/3’ünü oluşturmaktadır. Bu nedenle tek uçlu yarışma sezonunda yaklaşık 4 aylık sürede meydana gelir. Çift uçlu dönemde ise 2-2.5 ay olurken, 2. bölümde 1.5 aydır.

Bu dönemde kapsam geniş tutularak sporcunun genel kapasitesinin arttırılması hedeflenir. Hazırlık dönemi genel hazırlık ve özel hazırlık olarak ikiye ayrılır.

• Genel Hazırlık dönemi: bu dönem spor dalının genel dayanıklılık özelliğine yönelik bir çalışmayı kapsar. Harre’ye göre bu dönemde yapılan antrenmanların %70-80’i aerob karakterlidir. Kuvvetin önemli olduğu spor branşlarında ise bu evrede genel ve maksimal kuvvet geliştirilmesine önem verilir. Bununla birlikte verimin sürekli artması için özel antrenman ve müsabakaya özgü antrenmanlar yapmak gerekmektedir (Muratlı ve diğerleri, 2011).

• Özel hazırlık evresi: Matwejew’e göre bu bölüm tek uçlu dönemde 2 ayı, çift uçlu dönemlerde 5-6 haftalık süreyi kapsar. Bölümün ana amaçı antrenmanın temel parcalarının uyumlu bir bütün olacak şekilde birleştirmektir. Her ne kadar bu bölümün karakteri özel antrenman karakterindeysede genel antrenman dönemindeki çalışmalarada devam edilir. Bu döenemde genel kapsam aynı tutulur ya da çok az arttırılırken genel geliştirici antrenmanlar azaltılıp, özel ve müsabakaya yönelik antrenman yüklenmesi önemli derecede arttırılır.

b) Müsabaka dönemi: Bu dönemin temel amacı müsabaka verimliliğini geliştirip muhafaza etmektir. Sporcu ancak bu şekilde maksimal performansını sergileyebilir. Hazırlık döneminde geliştirilmeye başlayan spora özgü özel kondisyon seviyesi bu dönemde maksimal seviyeye çıkarılabilir). Bu dönemde genel ve özel antrenman yükü azaltılırken müsabakaya özgü antrenman yükünde önemli artış gözlenmektedir (Dündar, 1996).

Müsabaka dönemi ön müsabakalar ve asıl müsabakalar olmak üzere ikiye ayrılır. Ön müsabakalar sporcunun kendi en iyi verimine erişmesine yönelik bütün önlemlerin alınması amacıyla yapılır. Esas müsabakalar döneminde ise kondisyonel, teknik, taktik görevlerin her biri ayrı ayrı geliştirilebilir, ancak müsabaka tarihi yaklaştıkça karmaşık sporsal verim öğeleri pekiştirilir (Muratlı ve diğerleri, 2011).

c) Geçiş Periyodu: Yüksek standartlarda yoğun bir sezon geçirilmiş ise hazırlık döneminden önce 3-6 haftalık aktif bir normale dönme dönemi uygulanmalıdır. Sporcu bir antrenman

(28)

döneminin yoğunluğunun yoğunluğunu hemen atmadan yeni bir hazırlık dönemine başlamamalıdır. Geçiş dönemi tüm yüklenmelerin azaltıldığı ve genel antrenmanın ön plana çıkarıldığı psikolojik ve fiziksel rahatlamayı sağlayan antrenmanlar planlanmalıdır (Muratlı ve diğerleri, 2011).

2.2.2. Futbola özgü antrenman programı

Hazırlık dönemi antrenmanları: hazırlık sezonu müsabaka döneminin son maçı ile gelecek sezonun ilk maçı arasındaki süreyi kapsar. Geçiş periyodu hazırlık periyodunun bir kısmı gibi düşünülmelidir. Hazırlık dönemine antrenmanlara tamamen ara verilmemesi gerekir.

Çünkü bu dönem içerisinde yapılmaya başlayan yeni sezon için hazırlık çalışmalarında sporcu yüklenmeleri kaldıramaz ve sakatlık problemi yaşayabilir. Hazırlık dönemini iyi geçiren sporcular müsabaka döneminde de performanslarını sergilemede sıkıntı yaşamazlar.

Hazırlık döneminde hafta sonu oynanacak bir maç olmadığı için hafta boyunca yüksek şiddette ve kapsamda antrenmanlar yapılabilir. Hazırlık dönemi daha fazla kondisyonel antrenmanların yapıldığı ve fiziksel performansın arttırıldığı dönemdir (Eniseler, 2010).

Sezon başı hazırlık dönemi: futbol için hazırlık dönemi 6-8 hafta civarında olmalıdır. Bu süre yaz tatilini pasif geçirmiş sporcular için 7-8 hafta olması öngörülür. Sezon öncesi antrenmanların şiddeti ve kapsamı iyi ayarlanmalıdır. Çünkü bu dönemde sporcular düşük olan performanslarını arttırmak için aşırı yük altına girerlerse hem fiziksel hem de mental yorgunluk meydana gelecek ve bu aşırı antrenmanın görülmesi bir çok sakalığı beraberinde getirecektir (Eniseler, 2010).

Sezon başı hazırlık antrenmanlarında ilk iki hafta genel fiziksel özelliklerin antrenmanı yapılır, süre ilerledikçe futbola özgü antrenmanların oranı arttırılır. İlk başlarda topsuz çalışmalar yapılırken daha sonraları toplu çalışmalara geçilir. Sporcuların maksimal oksijen kullanımı, laktat eşiği ve maksimal kuvvet gibi temel ve genel özelliklerin gelişimi ancak sezon başı hazırlık döneminde gerçekleşir (Eniseler, 2010).

Hazırlık Müsabakaları: sezon öncesinde ilk 15 günlük dönemde sporcular hem fiziksel hemde taktiksel olarak hazır olmadıkları için hazırlık müsabakalarının yapılmaması daha uygun olacaktır. Hazırlık müsabakalarında karşılaşacakları rakipler seçilirken ilk başlarda güçsüz rakipler, zaman ilerledikçe güçlü rakipler seçilmelidir. İlk müsabakalarda oyuncular

(29)

45-60 dakika oynamalıdır. Eğer takımda yeni transfer çok ise 5-6 maç yapmak uygun olacaktır. Sezonun ilk müsabakasından 7-8 gün önce lig maçı provası niteliğinde bir hazırlık maçı yapılmalıdır (Eniseler, 2010).

Devre arası hazırlık sezonu antrenmanları: Müsabaka döneminde bazı kondisyonel özelliklerin yeterince çalışılmadığı için bu özelliklerde azalma meydana gelir. Bu nedenle sezon arasında kalan bu özelliklerin geliştirilmesine yönelik antrenman yapılmalıdır. Devre arası hazırlık antrenmanları sezon başı antrenmanlardan farklıdır.

En önemli fark sezon arasının kısa olmasıdır. Bu dönemde birkaç hazırlık müsabakası yapılabilir. Eğer bu dönemde ara süresi 4 hafta ise istirahat halinde geçiren süre 1 haftayı geçmemelidir (Eniseler, 2010).

Müsabaka dönemi antrenmanları: Hazırlık döneminin sonlarına doğru erişmiş olduğu fiziksel düzeyi müsabaka dönemi boyunca devam ettirilmesi gerekir. Bu dönemde antrenmanların %90’ı branşa özgü, %10’u ise genel alıştırmalardan seçilmelidir. Müsabaka döneminde kuvvet, sürat ve çabukluk gibi özelliklerin antrenman kapsamı azalırken antrenman şiddetinin aynı kalması yada biraz daha yükseltilmesi gerekir. Müsabaka döneminde antrenmanların kapsamı hazırlık dönemi antrenmanların %50’si oranına düşürüle bilir. Yani hazırlık adöneminde12-14 saat antrenman yapılırken müsabaka döneminde 7-8 saate düşürülebilir. Hazırlık döneminde sürat, çabukluk, kuvvet, güç gibi biyomotorik özelliklerin antrenmanını haftada 2-3 kez yapılırken müsabaka döneminde bu sayı bire düşürülür. Hatta bazı çalışmalar birleştirilebilir. Müsabaka döneminde yüklenme ergisi dalgalı bir yapıya sahip olmalıdır. Yüklenmeler bazı haftalar yüksek, bazısı düşük olabilir. Özellikle yoğun dönemlerde antrenman yükünü 3-4 hafta azaltılmasında fayda vardır (Eniseler, 2010).

Geçiş dönemi Antrenmanları: çok yoğun geçen hem psikolojik hem de fizyolojik stres dolu müsabaka döneminin ardından oyuncular zihinsel, psikolojik ve fizyolojik olarak yorgundur.

Bu dönemde sporcunun bu olumsuz durumlarından kurtulmasına yardımcı olunmalı ve bir sonraki sezona daha istekli başlaması sağlanmalıdır. Bu dönemde sporcunun sağlık sorunları tedai edilmelidir. İki dönem arasında yer alan geçiş döneminde amaç genel fiziksel seviyenin kabul edilebilir düzeyde korunması olmalıdır. Geçiş döneminin normal şartlarda 3-4 hafta sürmesi beklenilmektedir. Bazen müsabaka döneminden dolayı bu süre aşılmaktadır. Bu

(30)

dönemde yapılacak antrenmanlar neşeli eğlenceli zihinsel rahatlamayı sağlayacak nitelikte olmalıdır (Eniseler, 2010).

2.3. Futbolun Fizyolojisi

Futbolcunun performansının arttırılması öncelikle futbolcunun fizyolojik profilinin belirlenmesi gerekir. Futboldaki teknik taktik hareketler oyuncunun fiziksel kapasitesine bağlıdır. Fiziksel özelliklerin önemli olduğu kadar fizyolojik özelliklerinde düzeyi performans için son derece önemlidir (Eniseler, 2010).

Aerobik güç: Spor bilimlerinde aerobik güç bir sporcunun maksimal efor yaparken kullanabildiği oksijen miktarını ifade eder.

MaxVO2 değerleri sporcuların takımlarının düzeyine göre ve aynı takımda oynayanlar arasında da mevkilere göre değişiklik göstermektedir (Eniseler, 2010).

Aerobik kapasite: Enerji kasların çalışması için gereklidir. Bu enerji farklı maddelerin kimyasal parçalanması ile elde edilir. Bir futbolcunun müsabaka boyunca sergilediği performans aerobik kapasite ile karakterizedir (Eniseler, 2010).

Aerobik eşik: Kandaki laktik asit miktarının 2 mmol olduğu hızlarda yapılan düşük tempodaki koşulara aerobik eşik denir. Futbolda bu tür koşular sezonun genellikle ilk haftalarında yapılır. Bu tür eforlar yarıca ısınma, soğumalar arasında ve rejenerasyon antrenmanlarında kullanılır (Eniseler, 2010).

Anaeorobik güç: Çok şiddetli eforlarda ilk 8-10 saniyelik enerji ihtiyacımızı karşılayan fosfojen sistemi kullanılmaktadır. Futbolda sonucu etkileyen kısa sprint, sıçramalar,, ani dönüşler, hamlelerde enerji hep bu yolda elde edilmektedir. Anaeorobik güç futbolda performansı belirleyen en önemli fizyolojik özelliktir. Özellikle günümüz futbolunda patlayıcı, ve çok hızlı şekilde yapılan hareketler sonuca büyük etki etmektedir (Eniseler, 2010).

Anaeorobik kapasite: futbolda 2-2.5 dakika süren şiddetli eforlarda enerjinin büyük bir bölümünün sağlandığı mekanizmadır. Maç sırasında biriken laktik asit maçın şiddetine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Anaeorobik enerji oluşumunda rol oynayan anaerobik

(31)

enzimlerin aktivitelerinin yükseltilmesi için en az 30 saniyelik maksimal hızda yüklenmelerin yapılması gerektiği düşülmektedir (Eniseler, 2010).

2.4. Futbolda Temel Motorik Özellikler

Temel motorik özellikler, kişinin bedeni, güç ve karmaşık nitelikteki motorik spor gücü derecesini belirleyen ögeler olarak tanımlanmaktadır. Bu özellikler antrenman sürecinse yapılan her motorik spor hareketin temelini ve başta gelen koşulunu oluşturmaktadır. Bu özelliklerin tümü kondisyon kavramı altında verilmektedir. Antrenman uygulamasında teknik, taktik antrenman ve kondisyon antrenmanı şeklinde guruplara ayrılırken, modern antrenman uygulamasında ise teknik beceriler (hareket becerileri) ve temel motorik özellikler şeklinde olmaktadır.

İki kavram arasında spor pedagojisi ve antrenman yöntemleri açısından belirleyici özellik olarak; temel beceriler her zaman bir motorik öğrenme sürecini ve tüm teknomotorik işlevlerden oluşan karmaşık bir sürecin sonucu olarak ifade edilmektedir. Buna karşılık motorik özellikler ise organizmanın uyum yeteneğine ve derecesine göre değişebilmektedirler ve bu özellikler insanın özünde var olmaktadırlar, öğrenilemez ancak geliştirilebilmektedirler. Örneğin; futbolda topla yapılan üst vuruş türünden teknik bir hareket öğrenilirken, bu iş için gerekli olan vuruş kuvvetli ise geliştirilir.

Herhangi bir spor branşında tekniğinin öğrenilmesi ile motorik özelliğin geliştirilmesi arasındaki diğer bir fark ise şöyledir. Bir teknik hareketin öğrenilmesi daha o hareket yapılırken gözlenebilir ve film ya da videoteyp yardımı ile kaydedilip incelenebilir.

Herhangi bir temel motorik özelliğin gelişim sonucu ise ancak düzenli bir antrenman süreci içerisinde organik ve fonksiyonel uyumun gerçekleştirilmesinden sonra belirginleşmektedir.

Gelişimin derecesi de, testler ve güç kontrolleri ile saptanabilmektedir. Tüm spor dallarında temel motorik özelliklerin geliştirilmesi uygulanacak olan antrenmanın türüne bağlı olabilmektedir. Temel motorik özellikler hem belirgin hem de kısmen bağımsız ögeler olabilmektedirler. Yani bu özellikler kişi hayatında hiçbir şekilde antrenman yapmasa da tamamen doğal bir değişme sürecinde gelişebilmektedir. Örneğin; temel motorik özelliklerden olan kuvvet, antrenman söz konusu olmadan vücudun gelişimine paralel olarak 25-30 yaşına kadar artış gösterebilmektedir (Sevim, 2010). Temel motorik özelliklerin içeriksel yapısı önem sırasına göre 5 bölümden oluşmaktadır. Bunlardan; kuvvet,

(32)

dayanıklılık, sürat ana özellikler olup, hareketlilik, beceri (koordinasyon) ise tamamlayıcı özellikler olarak tanımlanmaktadırlar.

2.4.1. Kuvvet

Hollmann kuvveti; bir dirençle karşı karşıya kalan kasların kasılabilme ya da bu direnç karşısında belirli bir ölçüde dayanabilme yeteneği olarak tanımlamıştır. Nett ise kuvveti, kasın gerilme ya da gevşeme yoluyla dirence karşı koyma özelliği olarak ifade etmiştir.

Kuvvet kavramına yönelik tanımlar, antrenman bilgisi açısından özetlenecek olursa, kuvvetin sporcunun temel motorik özelliği olduğu ve antrenman yüklenmeleri ile üst düzeyde planlı ve programlı olarak % 300’e kadar geliştirilebileceği, sportif gücün verimliliğinin ana unsurunu teşkil ettiği olarak yorumlanabilmektedir. Kuvvet, maksimal kuvvet, çabuk kuvvet ve kuvvette devamlılık olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

Maksimal kuvvet, kas sisteminin isteyerek geliştirebildiği en büyük kuvvet olarak tanımlanırken, çabuk kuvvet, sinir-kas sisteminin yüksek hızda kasılmasıyla herhangi bir direnci yenebilme yeteneği olarak ifade edilmiştir. Kuvvette devamlılık ise, sürekli kuvvet gerektiren çalışmalarda, organizmanın yorulmaya karşı direnci olarak tanımlanmıştır

2.4.2. Dayanıklılık

Dayanıklılık, sporcunun, fiziki ve fizyolojik yorgunluğa karşı dayanma gücüdür. Fery’e göre ise dayanıklılık, tüm organizmanın fiziki yorgunluğa mümkün olduğu kadar karşı koyabilme gücüdür Dayanıklılık başka bir tanımlamada ise, tüm organizmanın uzun süre devam eden sportif alıştırmalarda, yorgunluğa karşı koyabilme ve oldukça yüksek yoğunluktaki yüklenmeleri uzun süre devam ettirebilme yeteneği olarak ifade edilmiştir. Dayanıklılık kavramı yorgunlukla ilgili olup, dayanıklılığın azalmasına neden olan yorgunluk, tam anlamıyla açıklığa kavuşturulabilmiş bir konu değildir. Genel olarak dayanıklılığın azalmasına neden olan yorgunluğu; ruhsal, zihinsel, fiziksel yorgunluk olarak ayırmak mümkündür. Kassal yorgunluk; kasların çok uzun sürelerde, çalışma kapasitelerini sürdüremeyip, geçici olarak kassal performansının düşmesi ve uzamaması durumu olarak tanımlanabilmektedir. Kasılma genişliği küçülürken, yorgunluğun fazla olması halinde ise kasta gevşeme durumu görülmez (Sevim, 2010). Yorgunluğun meydana gelmesinde; laktik

(33)

asit miktarının ve kas ısısının artması, enerji depolarının azalması, kasta su ve elektrolit dengesinin değişmesi etkin rol oynayabilmektedir.

2.4.3. Sürat

En önemli motorik özelliklerden birisi olan sürat; sporcunun en yüksek hızda bir yerden bir yere hareket ettirebilme yeteneği ya da hareketlerin mümkün olduğu kadar yüksek bir hızla uygulanabilmesi olarak tanımlanmaktadır. Sürat sadece vücudu bir yerden bir yere hareket ettirme eyleminden oluşmaz, tüm vücudun ya da vücut bölümlerinin bir hareketi uygularken oluşturduğu hız anlamına gelmektedir. Kısaca özetlersek vücudu ya da bir bölümünü yüksek hızda hareket ettirebilme şeklinde de tanımlanabilmektedir. Sürat kavramı temelde 2 bölüme ayrılmaktadır.

Devirli sporlardaki sürat: buradaki temel nokta hareket frekansıdır yani adım frekansı ve adım uzunluğu önemli derecede rol oynamaktadır. Örnek olarak koşular gösterilebilir.

Devirsiz sporlardaki sürat: Bu alandaki spor dallarına örnek olarak sportif oyunlar gösterilebilir. Hareketin uygulanmasında, başlangıç, uygulanış ve bitiriş bölümleri yer almaktadır (Sevim, 2010).

2.4.4. Hareketlilik (Esneklik)

Sevim (1994) hareketliliği, sporcunu hareketlerini eklemlerin müsaade ettiği oranda, geniş bir açıda ve değişik yönlere uygulayabilme yeteneği olarak ifade etmiştir. Herhangi bir hareket uygulanırken kaslardan ve eklemlerden yararlanma yoluna gidilir ve bu, uygulama kuvvetinin etkisiyle olabilmektedir. Hareketlilik özelliği sporda istenilen motorik güce erişebilmek için önemli yer tutar ve antrenmanların temel unsuru olarak kabul edilmektedir.

Eğer hareketlilik iyi geliştirilmemişse su durumlara yol açabilmektedir.

• Teknik bir hareketin öğrenilmesini engeller ya da zorlaştırır.

• Sakatlıklara neden olur.

• Diğer özelliklerin öğrenilmesi ya da uygulanması zorlaşır

• Hareket açısı sınırlanır. Adım uzunluğu, hızlanma mesafesi azalır ve hareket sürati düşebilir.

(34)

• Kombine spor dallarında hareketin uygulanış kalitesi düşebilmektedir.

Hareketlilik özelliği, eklem yapısına, kas liflerinin yeteneğine, kasların ısınma derecesine, yorgunluğa, merkezi sinir sisteminin uygulama derecesine, günün saatlerine, dış ısıya, yüklenmenin kalitesine, yaş ve cinsiyet farkı gibi faktörlere bağlı olabilmektedir (Sevim, 2010).

2.4.5. Koordinasyon (Beceri)

Sportif anlamda koordinasyon, amaca yönelik olarak yapılan harekette, iskelet kasları ile merkezi sinir sisteminin uyum içeresinde çalışması ve etkileşimi olarak tanımlanmaktadır.

Koordinatif yetenekler; hareket yönlendirme yeteneği olarak değerlendirilmiştir. Hahn’a göre ise; merkezi sinir sistemi ile iskelet kaslarının amaçlı bir hareket için ortak olarak çalışması ve hareket akışının yönlendirilmesi, düzenlenmesidir (Hahn,1982).

Koordinasyonun kalitesi yüksek olduğunda hareketin amacına zorlanmadan, isabetli ve kısa yoldan erişilir. Spor pedagojisinde koordinasyon kavramı için, bazen beceri bazen de çabukluk kavramını da içeren çeviklik terimlerinin kullanıldığına rastlanmaktadır.

Beceri; hassas motor davranışlarında hareket aygıtının bölümleri arasındaki koordinasyon olarak tanımlanırken, çeviklik ise; bütün motorik davranışların kondisyonel ve koordinatif kalitesi olarak ifade edilmektedir. Beceri kavramı kişinin motorsal davranışını etkin olarak belirleyen bir özelliktir (Muratlı, Kalyoncu ve Şahin, 2011). Beceri kısa zamanda zor hareketlerin öğrenebilmesine ve değişik durumlarda amaca uygun hareketlerin birbirini doğru olarak izlemesine ve istenilen kuvvetle meydana gelmesi durumuna bağlıdır.

Beceri iki ana bölüme ayrılır:

Genel beceri: Tüm spor dalları için geçerli olan genel anlamdaki vücut koordinasyonu olarak tanımlanmıştır.

Özel beceri: Yapılan spor dalına göre uygulanan, o spor dalının özelliklerini içeren teknik- taktik ve benzeri hareketlerin koordinasyonudur (Sevim, 2010).

(35)

2.5. Kas Kasılması Türleri

Birbirine bağlı olarak kasılabilen (kontraktil) ve esnek (elastiki) özelliğine sahip olan ve aynı zamanda bir dizi liften oluşan kaslar, spor motoriğinin çok yönlü özelliği nedeniyle farklı kasılma türlerine sahiptir. Üç temel kasılma türü olan; izometrik kasılma, izotonik kasılma, oksotonik kasılma, aşağıdaki gibi açıklanmaktadır.

İzometrik kasılma: bu kasılma türünde iç ve dış kuvveteler eşit olmakla birlikte kasta dıştan görülebilecek herhangi bir uzunluk değişmesi meydana gelmemektedir. Diğer bir deyişle, kasın bağlanma noktası ile başlangıcı arasında bir yaklaşma olmaz. Ancak kasın elastiki elementi, kontraktil elementinin kasılmasıyla gerilir duruma geçmektedir.

İzotonik kasılma: Bu kasılma türünde kontraktil element kısalma durumuna geçerken elastiki element bir düzen içerisinde belli bir gerilimi ve uzunluğunu koruma eylemi göstermektedir.

Oksotonik kasılma: Sporda en çok rastlanan kasılma türü olup, izometrik kasılma ve izotonik kasılma türlerinin karışımından oluşmaktadır. Örneğin, herhangi bir ağırlık kaldırma çalışmasında öncelikle izometrik kasılma meydana gelmektedir. Yani elastiki element, uygulanacak olan kuvvetin, kaldırılan ağırlığın kütlesini aşana kadar gerilir. Uygulanan kuvvetin, ağırlığın kütlesini aştığı anda da kontraktil elementin boyu kısalmaktadır. Kısaca izometrik kasılma, izometrik-izotonik-izometrik çalışma uyumu içinde uygulanmaktadır.

Yukarıda açıklanan kasılma türlerinin dışında konsantrik ve egzantrik kasılma türleri de bulunmaktadır. Elastiki elementler dizisi ile ilgili görüşe göre, eklem açılarının aynı olması durumunda gerçekleşen konsantrik kasılma türünde, dinamik kuvvetin, statik kuvvetten daha küçük olduğu kabul edilebilmektedir. Egzantrik kasılma türünde ise, dinamik kuvvetin, statik kuvvetten daha fazla olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla, egzantrik kuvvet antrenmanıyla elde edilecek olan kuvvet artışının, statik kuvvetle elde edilen kuvvet artışına göre daha fazla olduğu söylenebilmektedir. Bu görüş kuvvet antrenmanları açısından büyük önem taşımaktadır (Sevim, 2010).

(36)

2.6. Kas Fibril Çeşitleri

İskelet kası hücreleri histoşimik özelliklerine göre iki ana gruba ayrılmaktadırlar. Bunlar Tip I (veya ST) yavaş kasılan oksidatif kırmızı fibriller ve Tip II ( veya FT ) süratli kasılan glikolitik beyaz fibrillerdir. Ayrıca Tip II; IIa (FTa ) süratli kasılan oksidatif glikolitik fibriller ve IIb (FTb) süratli kasılan glikolitik fibriller diye kendi içinde de iki alt gruba ayrılmaktadır.

Yavaş Kasılan( Kırmızı Fibriller) Tip I’in Özellikleri:

Kasılmaları yavaştır, kasılma süreleri uzundur ve kasılma kuvveti düşüktür dolayısı ile daha zayıf bir kas gücü oluştururlar. Submaksimal şiddette süreli eforlara daha iyi uyum sağlayabilmektedirler. Aerobik kapasiteleri düşük olup glikolitik enzimleri azdır.

Miyoglobin içerikleri çoktur ve mitokondri içeriği daha fazladır. Oksitadif enzimleri çoktur bu yüzden yüksek oksidatif (aerobik) güce sahiptirler ve geç yorulurlar. Yani yorgunluğa daha dayanıklıdırlar. Daha fazla kapiller içerirler. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, bu tip fibriller, spor yönünden dayanıklılıkla ilgili fibrillerdir.

Süratli Kasılan( Beyaz Fibriller) Tip II’nin Özellikleri:

Süratle kasılıp, kasılma süreleri kısadır ve kasılma kuvvetleri yüksektirler. Kısa zamanda çok büyük kasılma gücü oluşturabilmektedirler. Yüksek şiddette kısa süreli aktiviteye uyum sağlayabilirler. Anaerobik kapasiteleri, fibril I’e oranla daha yüksektir ve çabuk yorulurlar.

Bunun nedeni ise metabolizmalarının daha çok anaerobik olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu da laktik asit birikimine neden olur ve yorgunluğu çabuklaştırır. Miyoglobin içerikleri bakımından daha azdır. Daha az kapiller içermektedirler.

Bu tip fibrillerin, sportif aktivite yönünden, sürat ve kuvvet çalışmaları ile ilgili olduğu düşünülmektedir.

2.7. Antrenmanın Fibrillere Etkisi

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi, Tip I ve Tip II beraberce karışık olarak bulunmaktadır. Tip I fibrillerinin yüksek oranda bulunmasının, endurans (dayanıklılık) sporları için avantaj sağladığı düşünülmektedir. Bunun aksine Tip II fibrillerinin yüksek

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :