16. yüzyıl Osmanlı minyatürlerinde Dîvân-ı Hümâyûn

111  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK TARİHİ ANABİLİM DALI

YENİÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI

16. YÜZYIL OSMANLI MİNYATÜRLERİNDE DÎVÂN-I HÜMÂYÛN

YÜKSEK LİSANS TEZİ

BÜŞRA GİRGİN

İSTANBUL 2019

(2)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK TARİHİ ANABİLİM DALI

YENİÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI

16. YÜZYIL OSMANLI MİNYATÜRLERİNDE DÎVÂN-I HÜMÂYÛN

YÜKSEK LİSANS TEZİ

BÜŞRA GİRGİN

TEZ DANIŞMANI: Doç. Dr. RECEP AHISHALI İSTANBUL 2019

(3)

MARMARA ÜNlVERS

TÜRKiYAT ARAŞTlRMALARl ENsT TüSÜ TE Si

Yüksek lisans öğrencisi Büşra

Hümiyin

konulu tez çalışması Bilim Dalı yüksek lisans tezi olarak

MÜDÜRLÜĞÜ

GiRGiN'in 16. Yüzyll osmanlı

Minyatürlerinde mvanji jürimiz tarafından Türk Tarihi Anabilim Dalı, Yeniçağ Tarihi

oy birliği

/

oyçektug0 ile başarılı bulunmuştur.

Tez Danışmanı üniversitesi

üy"

üniversitesi

üy"

üniversitesi

Doç. Dr. Recep AHlSHALl Marmara Üniversitesi

Dr. Öğr. Üyesi Mehmet TAŞTEMiR Marmara Üniversitesi

Dr. Öğr. Üyesi Ekrem TAK

İstanbul Medeniyet Üniversitesi

imza

W\l}^;

oNAY

Y_ukandaki

jüri kararı Enstitü Yönetim

Kurulu'nun

Jz...ıst...i 2o1g

tarih

Jcı9..l.t.{.=,ş.b....

sayılı kararıyla onaylanmıştır.

(4)

I İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER...I

ÖNSÖZ...III ÖZET...IV ABSTRACT...V KISALTMALAR...VI RESİM LİSTESİ...VII

A.GİRİŞ...1

A.1. Yöntem...1

A.2. Kaynaklar ve Araştırmalar...2

B. MİNYATÜR SANATI...7

B.1. Tarihî Kaynak Olarak Minyatürler...8

B.2. Osmanlı Dönemi Minyatür Sanatı...10

BİRİNCİ BÖLÜM 1. DÎVÂN-I HÜMÂYÛN ve ÜYELERİ...12

1.1. Aslî Üyeler...15

1.2.Yardımcı Üyeler...22

İKİNCİ BÖLÜM 2. DÎVÂN-I HÜMÂYÛN ve MEKANLARI...29

2.1. Topkapı Sarayı ve Birinci Avlu...29

2.2. İkinci Avlu ve Kubbealtı...34

2.3. Üçüncü Avlu ve Arzodası...41

(5)

II ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

3. DİVÂN TOPLANTILARI...44

3.1. Mutad Divân...44

3.2. Cülûs...53

3.3. Elçi Kabulleri ve Ulûfe Merâsimleri...62

3.4. Arza Kabul ve Hil'at Giydirme...73

3.5. Seferde Gerçekleşen Dîvân-ı Hümâyûn...85 DEĞERLENDİRME ve SONUÇ

BİBLİYOGRAFYA

(6)

III ÖNSÖZ

Minyatür sanatı, kitap sayfalarını süslemesinin yanında, aynı zamanda tarihin birer canlı resim tercümeleridir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Dîvân-ı hümâyûnun önemi ve teşrîfâtının teferruatı mâlûmdur. Aynı dönemde yapılan minyatürler de, bu önemi ve teferruâtı, bizlere resimleme tekniğiyle yansıtmıştır. Bu tasvirlerin, yazılı tarihî bilgileri destekleyici kaynak vazifesi görmesinin, padişahların ya da yüksek rütbeli devlet adamlarının himâyesi ile yapıldığından bizlere bırakılan eşsiz birer armağan olduğu inancındayım. Bu gözle gördüğüm minyatürlere, ayrı bir ilgi duymaktayım.

Çalışma konumu ilk bahsettiğim günden beri, bana olan desteğini esirgemeyen, bilgi ve tecrübeleri ile beni yönlendiren değerli danışman hocam Doç. Dr. Recep Ahıshalı'ya sabrı ve ilgisi için müteşekkirim.

Çalışmalarımda yardımcı olan Topkapı Sarayı Müzesi ve İSAM Kütüphanesi çalışanlarına, cesaretlendirmeleri ve teşviklerinden dolayı oğullarım Enes ve Talha'ya, son olarak her konuda desteklerini esirgemeyen kıymetli aileme teşekkürlerimi sunarım.

Büşra Girgin İstanbul, 2019

(7)

IV ÖZET

İmparatorluğun merkezî teşkilâtının gelişimi, siyâsî tarihine paralel şekilde bir dönüşüm geçirmiştir. Dîvân-ı hümâyûnun ise, özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezî teşkilâtının en önemli kısmıdır. Belli günlerde ve oldukça sıkı protokol kuralları çerçevesinde yapılan devlet bürokrasisinin varlığı ve teşrîfâtının teferruâtı, tarihî belge niteliği taşıyan minyatürler eşliğinde görsellerle birlikte incelenmiştir.

Topkapı Sarayı'nı resmeden minyatürlerin, özellikle saray sahnelerini göstermesi açısından belge niteliğinde önemli bir kaynak olduğu, tüm tarihçiler tarafından kabul edilir. "16. Yüzyıl Osmanlı Minyatürlerinde Dîvân-ı Hümâyûn" başlıklı çalışma ile minyatürün sanat ve estetik incelemelerinin yanısıra, tarih yazımında yer alması gereken yönlerini de çalışmayı amaçladık. Mutad olarak Kubbealtı’nda gerçekleşen Dîvân-ı hümâyûn toplantılarının nasıl bir düzende yapıldığına, arza kabul törenleri sırasında devlet adamlarının ne şekilde konumlandıklarına dair bilgilerimizi, o dönemde resmedilen minyatürlerimizin görsel olarak tasdik ettiği görülecektir. Yine Dîvân-ı hümâyûn törenlerine dahil olan cülûs merâsimleri, yabancı elçilerin kabûlünün nasıl gerçekleştiği, ulûfe hazırlıkları ve hil'at giydirmeleri, nakkaşların yaptıkları minyatürlerde detaylı bir şekilde resmedildiğinden, bu çalışmanın Osmanlı tarihinin siyâsî, askerî ve kültürel hayatına da ışık tutacağı umudundayız.

(8)

V ABSTACT

Dîvân-ı Hümâyûn was one of the most important bodies of the central organization of the Ottoman Empire particularly during the 15th and 16th centuries. The development of the empire in its central organization system has undergone a natural transformation in parallel with its political history. The existence of the State bureaucracy that was held on certain dates within the framework of very strict protocol rules and the details of the ceremonial were examined along with the miniatures which are historical documents.

Miniatures depicting the Topkapi Palace are accepted as an important source of documentary value by all the historians especially in terms of showing the palace scenes.

With a research titled “Dîvân-ı Hümâyûn in 16th Century Ottoman Miniatures” we thought that it would be very useful to study the aspects of the miniature which are enlighting the history along with its artistic analysis. Examples of how and where miniatures were used as an historical proof is being discussed, with the accompany of miniatures, through the examples: How the Dîvân-ı hümâyûn meetings held in Kubbealtı, how the meeting with sultan carried out. We also hope that it will shed light on the political, military and cultural life of Ottoman history. Such as the cülûs celebration, the acceptation of the foreign ambassadors to the palace, the ulûfe and hil'at ceremonies included in the Dîvân-ı hümâyûn ceremonies are depicted in detail in the miniatures of the nakkaş.

(9)

VI KISALTMALAR

A.g.e. Adı geçen eser A.g.t. Adı geçen tez A.g.m. Adı geçen makale Bkz. Bakınız

c. Cilt
 d. Doğum


DİA. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi

çev. Çeviri, çeviren ed. Editör

haz. Hazırlayan H. Hicri
 M. Miladi
 nr. Numara ö. Ölüm s. Sayfa S. Sayı

TOEM. Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası

TSMK. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi TTK. Türk Tarih Kurumu

vr. Varak

(10)

VII RESİM LİSTESİ

Sayfa No.

Resim 1: Vezîr-i a'zam, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a'dan detay...16 Resim 2: Vezirler, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 19a'dan detay...17 Resim 3: Kadıaskerler, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b'den detay...18 Resim 4: Defterdar ve Nişancılar, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a'dan detay...20 Resim 5: Nişancı Tuğra Çekerken, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b'den detay...21 Resim 6 : Reisülküttâb, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 237b'den detay...23 Resim 7 : Çavuşbaşı, Kapucular Kethüdâsı, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr.

242a'dan detay...24 Resim 8 : Tezkireciler, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 237b'den detay...25 Resim 9: Ayakta Duran Görevli Sayısı Örnek I, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr.

37b'den detay...27 Resim 10: Ayakta Duran Görevli Sayısı Örnek II , Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr.

19a'dan detay...28 Resim 11: Topkapı Sarayı, Birinci Kapı, Birinci Avlu ve İkinci Kapı, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 15b...31 Resim 12: Topkapı Sarayı, Birinci Kapı, Birinci Avlu ve İkinci Kapı, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 17b...33 Resim 13: Topkapı Sarayı İkinci Avlu ve Dîvân-ı Hümâyûn, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 18b-19a...35 Resim 14: Kasr-ı Adl Detayı I, Şehnâme-i Selim Han, [TSMK, A.3595] vr. 11a'dan detay...36 Resim 15: Kasr-ı Adl Detayı II, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 237b'den detay...37

(11)

VIII Resim 16: Kasr-ı Adl Detayı III, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 19a'dan

detay...38

Resim 17: İkinci Kubbe ve Reisülküttâb Tahtası, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 19a'dan detay...39

Resim 18: İkinci Kubbe ve Reisülküttâb Tahtası Detayı, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b...40

Resim 19: Topkapı Sarayı Üçüncü Avlu, Arzodası ve Harem, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 232a-231b...43

Resim 20: Divân Toplantısı, Şehnâme-i Selim Han, [TSMK, A.3595] vr. 11a...45

Resim 21: Topkapı Sarayı İkinci Avlu ve Dîvân-ı hümâyûn, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b-38a...47

Resim 22: Kayseri Kadısı Davası, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 237b...49

Resim 23: İçki Yasağı Davası, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a...50

Resim 24: Osman Paşa'nın Vezirlik Konusunun Görüşülmesi, Şecâ'atnâme, [İÜK, TY. 6043] vr. 8a...52

Resim 25: Yavuz Sultan Selim'in Cülûsu, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr.201a...54

Resim 26: Kanûnî'nin Cülûsu, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 17b-18a...56

Resim 27: Kanûnî'nin Cülûsu, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 25b- 26a...58

Resim 28: II. Selim’in Cülûsu, Nüzhet-i Esrâru'l-ahbâr der-sefer-i Sigetvar, [TSMK, H. 1339] vr. 110b-111a...61

Resim 29: III. Murad'ın Safevî Elçisi Maksud'u Kabûlü, Şehinşahnâme, [TSMK, B. 200] vr. 28b-29a...64

Resim 30: II. Selim'in Safevî Elçisi Şah Kulu Han'ı Kabûlü, Şehnâme-i Selim Han, [TSMK, A. 3595], vr. 54a-53b...66

Resim 31 : Safevi Elçisi Tokmak Han'ın Huzura Kabûlü, Şehinşahnâme I, [ İÜK, F.1404], vr. 41b-42a...68

Resim 32: Elkas Mirza’nın Huzura Kabûlü, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 471b...69

Resim 33: Altın Sayımı, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 19a'dan detay...70

(12)

IX Resim 34: Altın Tartımı, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b'den detay...71 Resim 35: Ulûfe Hazırlığı, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a'dan detay...72 Resim 36: Semiz Ali Paşa'nın Arzı, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 244b...74 Resim 37: Doğu Serdârı Vezîr-i a'zamın Kabûlü, Şehinşâhnâme II, [TSMK, B.200] vr.

159b-160a...75 Resim 38: III. Murad’ın Özdemiroğlu Osman Paşa’yı Huzuruna Kabûlü, Şecâ'atnâme, [İÜK, TY. 6043] vr. 7b-8a...77 Resim 39: Osman Paşa’nın Huzura Kabûlü, Şecâ'atnâme, [İÜK, TY. 6043] vr. 7b'den detay...78 Resim 40: Barbaros Hayreddin Paşa'nın Huzura Kabûlü, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 360a...80 Resim 41: İbrahim Paşa’nın Kabûlü, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 260a...81 Resim 42: III. Murad'ın Kethüdâya Hil'at Giydirmesi, Şehinşâhnâme II, [TSMK, B.200]

vr. 113a...83 Resim 43: Vezir Özdemiroğlu Osman Paşa’nın Hil'at Giydirilmesi, Şehinşâhnâme II, [TSMK, B.200] vr. 117b...84 Resim 44: Kanûnî'nin Macar Kralı'nın Oğlunu Kabûlü, Nüzhet-i Esrâru'l-ahbâr der- sefer-i Sigetvar, [TSMK, H.1339] vr. 16b...86

Resim 45: Avusturya Elçisinin Kabûlü, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr.

337a...88 Resim 46: Fransa Elçisinin Kabûlü, Süleymannâme, [TSMK, H. 1517] vr. 346a...89 Resim 47: Safevî Elçisinin Kabûlü, Süleymannâme, [TSMK, H. 1517] vr. 600a...90

(13)

1 A. GİRİŞ

Minyatür, içindeki yazmanın konusunu açıklamaya yardımcı bir aracı, anlatıma destek niteliği olan görsel bir malzemedir. Tezhip gibi süsleme üslûbundan farklı, bir resimlemedir. Yazılı metni açıklayan bu resimlemede; mimari, ağaç, bulut, figür gibi konuya dahil olabilecek her nesne minyatüre yerleştirilir. Bu durum el yazmalarının minyatürlü varaklarını sadece seyretmemiz için hazırlanmış resim albümleri olmaktan çıkarır ve verdikleri bir mesaj olduğunu bilmemizi ve metne yardımcı unsur olduklarını fark etmemizi gerektirir. Bu bilinçle yaklaşıldığında görülür ki minyatürler, tahlil ve tenkitleri doğru yapılan bir okuma ile yapıldığı dönemi aydınlatacak eşsiz birer tarihî kaynak vasfına bürünür.

Tarihî konularla ilgili minyatürlü yazmaların sayısı, özellikle klasik dönemde oldukça fazladır. Padişahların ya da yüksek mevkîde olan devlet adamları, başarılarını ve kendi çağlarında yaşanan zaferleri yarınlara taşımak için "şehnâmeler" hazırlatıyordu.

Dîvân-ı hümâyûn ise Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük karar organı idi. Simgelerle dolu, ciddi kuralları olan bu toplantılar; katı, bir o kadar da ayrıntılı teşrîfât kaidelerine bağlı olarak yürütülürdü. Mutad toplantıların dışında, padişahın arza kabûlü, tahta çıkışlar, elçi kabulleri, ulûfe ve hil'at giydirme merâsimleri de Dîvân-ı hümâyûn toplantılarına dahil olmaktaydı. Tarihî konulu minyatürlerde de bu hususlara ait tasvirler oldukça fazladır. Bu sebeple, "16. yüzyıl" ile sınırladığımız bu çalışmada, Dîvân-ı hümâyûn toplantılarını dönemin görsel malzemeleri olan minyatürler eşliğinde değerlendirmek için, "16. Yüzyıl Osmanlı Minyatürlerinde Dîvân-ı Hümâyûn " başlığı altında toplamaya çalıştık.

A.1. Yöntem

Üç bölüme ayrılan çalışmanın giriş bölümünde konunun muhtevası açıklanmış, neleri kapsadığından bahsedilmiş, kaynak ve araştırmada kullanılan kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir.

(14)

2 Dîvân-ı hümâyûn ve işleyişi ile ilgili bilgileri aktarırken, bir yandan da dönemin minyatürlerinden örnekler vererek hazırladığımız çalışmada, minyatürlerin bulunduğu yazmalar hakkında da ayrıntılı mâlûmat vermemiz gerekirdi. Bu yazmalar hakkındaki bilgiler, -minyatürlerin paylaşıldığı sırada verildiği takdirde konu bütünlüğünü bozacağı endişesi ile- giriş bölümünün alt başlığı olan "Kaynak ve Araştırmalar" kısmında topluca verilmiştir.

Giriş bölümünün ardından "minyatür sanatı" üzerinde durulmuş, başlangıç, gelişim ve gerileme dönemleri hakkında bilgiler aktarılmıştır. Minyatürlerin tarihî kaynak özelliklerine değinilmiş ve bölümün sonunda da minyatürün Osmanlı İmparatorluğu'ndaki durumuna yer verilmiştir.

Çalışmanın birinci bölümünde Dîvân-ı hümâyûn kurumunun Osmanlı İmparatorluğu'ndaki öneminden bahsedilmiş, kuruluştan başlayan, zaman içinde önemi artan ve nihayet imparatorluğun sonuna doğru önemini kaybeden değişim süreçlerine değinilmiştir. Daha sonra alt bölümler halinde divân üyeleri incelenmiştir.

İkinci bölümde ise Dîvân-ı hümâyûn toplantılarının protokol kurallarına dahil olan Topkapı Sarayı ve avlularındaki durumlarına değinilmiş, asıl mekan olan Kubbealtı binası ve Arzoda'sı ve diğer bölümleri dönemin minyatürleri eşliğinde incelenmiştir.

Üçüncü ve son bölümde Dîvân-ı hümâyûn toplantıları alt başlıklara ayırılarak, konusuna uygun minyatürlerle birlikte incelenmiş, sonuç kısmında ise konu değerlendirmeye alınmıştır.

A.2. Kaynak ve Araştırmalar

Birkaç yüzyıl varlığını sürdüren idari teşkilât olan Dîvân-ı hümâyûn, üyeleri, işleyişi, bağlı olduğu kurumlar hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşmak geriye gittikçe azalmaktadır. Vekâyi'nâmelerden sonra en erken mâlûmatlı bilgileri Fatih Sultan Mehmed döneminde hazırlanan Teşkilât Kanunnâmesi'nden öğreniyoruz. Devam eden yıllarda hazırlanan kanunnâme ve teşrîfâtnâmelerden de divân toplantıları hakkında tafsilâtlı bilgiler edinebiliyoruz. Bunların yanında minyatürlerini incelediğimiz 16. yüzyıl şehnâmecilerinin hazırladığı eserler de ana kaynaklarımız arasında yer almaktadır. Bu eserler hakkında genel bir bilgi vermemiz yerinde olacaktır.

(15)

3 a) Şâhnâme-i Âl-i Osman, (Süleymannâme)

16. yüzyıl şehnâmecilerinden olan Arifi Fethullah Çelebi'nin (ö. 969/1561-62?) hazırlamış olduğu eser Farsça yazılmış olup tamamında beş ciltten oluşur. Birinci cildi peygamberleri, ikinci cildi İslâmiyet’in doğuşunu, üçüncü cildi eski Türk devletlerinden başlayıp Selçukları, dördüncü cildi Osmanlı'nın kuruluşunu, bizim çalıştığımız dönemi konu alan beşinci cildi de, cülûsundan 1555 yılına kadar Kanûnî dönemi olaylarını konu almaktadır. Eserin tamamı 60.000 beyit olan Şâhnâme'nin en büyük bölümünü yaklaşık 36.000 beyitlik beşinci cildi oluşturmaktadır.1 Farsça yazılmış eserde altmış dokuz minyatür bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde, Hazine bölümü, 1517 numara ile kayıtlıdır.2

b) Hünernâme

İki ciltten ibaret olan Hünernâme, Şehnâmeci Seyyid Lokman tarafından yazılmıştır.3 Eser bugün Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde [TSMK, H.1523- H.1524] bulunmaktadır. I. ciltte Osman Gazi'den Yavuz Sultan Selim'e kadar olan padişahların, II. ciltte ise Kanûnî Sultan Süleyman'ın döneminde gerçekleşen olaylar anlatılmaktadır. Eserde Nakkaş Osman ve ekibinin yaptığı Hünernâme'nin I. cildinde kırk beş adet, II. cildindeyse altmış beş minyatür bulunmaktadır. Hünernâme'nin özellikle ikinci cildinden konumuz ile bağlantılı bir çok örnek paylaşacağız. Hünernâme'de yer alan minyatürler 16. yüzyıla ait tarihî olaylara gerçekçi yaklaşımları ile bir belge niteliği taşımakta ve üstün bir sanat zevkini yansıtmaktadır. Ayrıca tasvirlerindeki anlatım gücü ile dönemin en önemli eserleri arasında bulunmaktadır.4 Kaynaklarda Hünernâme’deki minyatürlerin, genel bir ifadeyle, Osman Nakkaş ve ekibi tarafından yapıldığı yazmaktadır. 1969 yılında Yapı Kredi Yayınlarından çıkan ve Şevket Rado'nun hazırlanmasına öncülük ettiği kitap, Hünernâme’nin karanlıkta kalan yönlerini

1 Abdurrahman Sağırlı, "Süleymannâme", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 38, İstanbul 2010, s.124.

2 Dîvân-ı hümâyûn hakkında önemli ve tafsilatlı bilgilerin bir tebliğ olarak yayınlayan makalesi; bkz: Abdurrahman, Sağırlı, "Şâhnâme-i Âl-i Osman'a Göre Kanûnî Döneminde Divân-ı Hümayun", Yönetim Anlayışı ve Kurumlar, ed.

Feridun Emecen, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2009.

3 Hünernâme ile ilgili ayrıntılı bilgi ve belgeler için bkz: Şevket Rado, Hünernâme Minyatürleri ve Sanatçıları, Yapı Kredi Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul 1969.

4 Zeynep Tarım Ertuğ, "Hünernâme", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 18, İstanbul 1998, s. 484.

(16)

4 aydınlatmıştır. Büyük bir titizlik ile Hünernâme minyatürlerini ve sanatçılarını, gerek arşiv kayıtlarını incelemek, gerek hesap defterlerine bakmak, gerekse üslûb özelliklerinden ayırt etmek gibi çok yönlü araştırmaları yapanlardan biri olan Nigar Anafarta'nın yazılarından anlıyoruz ki, Hünernâme’deki Topkapı minyatürlerini Molla Tiflisi yapmıştır.5

c) Şehnâme-i Selim Han

Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı'nda, Farsça yazmalar kataloğunda A.3595 numara ile kayıtlı Şehnâme-i Selim Han ismindeki eser, Şehnâmeci Seyyid Lokman'a aittir. Hicri 988 -miladi 1581- yılında tamamlanmıştır. Sultan II. Selim'in cülûsundan ölümüne kadar (1566-1574) geçen olayları anlatmaktadır. Dönemin en güzel tezhiplerinin de bulunduğu eserde kırk altı adet minyatür bulunmaktadır ve eserdeki minyatürler Nakkaş Osman ve Nakkaş Ali'ye aittir.6

d) Şehinşâhnâme I ve II

Müellifi Seyyid Lokman'dır. Eserlerinde künyesini Seyyid Lokmân b. Seyyid Hüseyin el-Âşûrî el-Hüseynî el-Urmevî olarak verir. Buradan hareketle Azerbaycan’ın Urumi / Urmiye kasabasından olduğu belirtilmektedir.7 Eserin ilk cildinde III. Murad'ın tahta çıkışından (1571) başlayıp, saltanatının 1580 yıllarına kadar olan dönemi anlatmaktadır. Eserde elli sekiz minyatür Nakkaş Osman ve ekibi tarafından yapılmıştır. Yazma, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, F. 1404 envanter numarası ile kayıtlıdır.

Şehinşâhnâme II ise Farsça yazılmış olan şehnâmelerin sonuncusudur. Sultan III. Murad'ın saltanatının 1580-1584 yılları arasındaki hadiseleri konu alan eser 1592 yılında tamamlanmıştır. Eserin resimlerinin bitmesi ve sultana takdimi ise III.

Mehmed'in saltanatı yıllarında (1587-98) olmuştur.8 Topkapı Sarayı Kütüphanesi,

5 Hünernâme’nin minyatürleri ve sanatçıları için ayrıntılı bilgi için bkz: Şevket Rado, Hünernâme Minyatürleri ve Sanatçıları, Yapı Kredi Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul 1969, s. 12.

6 Şehnâme ve minyatürleri ile ilgili ayrıntılı bilgi ve belgeler için bkz: Çağman, Filiz . "Şehnâme-i Selim Han ve Minyatürleri", Sanat Tarihi Yıllığı /Journal of Art History , S. 5, İstanbul 1973, s. 411-442.

7 Bekir Kütükoğlu, "Lokman b. Hüseyin", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 27, Ankara 2013, s. 208-209.

8 Serpil Bağcı, Filiz Çağman, Günsel Renda, Zeren Tanındı, Osmanlı Resim Sanatı, 2. Baskı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 2012, s. 152.

(17)

5 Bağdat Köşkü albümünde B.200 numara ile kayıtlı olan eserin doksan beş minyatürlü sayfası bulunmaktadır.

e) Şecâ'atnâme

Âsafî Dal Mehmed Çelebi (Bey, Paşa) tarafından kaleme alınan Şecâ'atnâme'de Osmanlı Devleti'nin büyük kumandanlarından Özdemiroğlu Osman Paşa'nın 1578-1585 yılları arasında İran cephesindeki faaliyetleri anlatılmaktadır.

Eser, manzum mesnevî tarzında yazılmış hacimli bir kitaptır. Eserin asıl kıymeti ise hemen her mühim hâdisenin bir veya birkaç minyatürle tasvir edilmiş olmasıdır.9 Şecâ'atnâme’nin Türkiye kütüphanelerinde mevcut iki nüshası bulunmaktadır. İlki ve minyatürlü olan nüshası, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY.6043 envanter numarası ile kayıtlıdır. Ve bu nüshanın tümü içeresinde toplam yetmiş yedi minyatür yer almaktadır. Şecâ'atnâme’nin bir diğer nüshası da Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1301 numaralı envanterinde yer almaktadır.

f) Nüzhet-i Esrâru’l-ahbâr der-sefer-i Sigetvar

Bugün Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Bölümü, 1339 numara ile envanterde kayıtlı olan eser, Nakkaş Osman’ın yaptığı düşünülen on dokuz minyatürle süslenmiş ve üç yüz beş varaktan müteşekkil yazma bir eserdir. Ferağ kaydına göre 1 Ocak 1569 tarihinde tamamlanmıştır. Sultan I. Süleyman’ın hükümdarlığının (1520-1566) son seferi olan 1566 Sigetvar Seferi’ni öncesi ve sonrasında meydana gelen hadiseleri konu almaktadır. Eser, Sigetvar seferinde Sokullu Mehmed Paşa’nın isteği üzerine yazdırılmıştır. Aynı zamanda vezîr-i a'zamın sır kâtibi olarak görev yapmış olan Feridun Ahmed Bey tarafından, 1558-1568 yıllarını kapsayacak şekilde ve tabii olarak hâmisi olan vezîr-i a'zamı ön planda tutan bir anlatımla kaleme alınmıştır.

Osmanlı tarihçileri arasında temel bir kaynak olan eser, özellikle 16. yüzyıl

9 Sultan III. Murad dönemi Şark seferlerini ve Kafkasya fatihi Özdemiroğlu Osman Paşa’nın fetihlerini tafsilatlı şekilde konu edinen Şecâ'atnâme, edebî açıdan olduğu kadar tarihî bilgi ve minyatürleri ışığında

değerlendirilebilmesi açıdan da kayda değer bir eserdir. Eser hakkında ayrıntılı bilgiler için bkz: Özcan, Abdülkadir, Âsafî Dal Mehmed Çelebi "Şecâ'atnâme ", Özdemiroğlu Osman Paşa'nın Şark Seferleri (1578-1585), Çamlıca Basım Yayıncılık, İstanbul 2006; Ve Süleyman Eroğlu, "16. Yüzyılda Bir Mevlevi Şair: Âsafî", Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s. 71-92.

(18)

6 Osmanlı'nın siyâsî, askerî, kültürel, edebî, diplomatik ve sanat tarihi hakkında eşsiz bilgiler içermektedir.10

Çalışmamızda, Topkapı Sarayı Müzesi El Yazmalar Koleksiyonu'na ve İstanbul Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı Nadir Eserler Kütüphanesi'ne kayıtlı eserlerden verilen minyatürlü sayfaların dijital görselleri kullanılmıştır.

10 Eserin transkripsiyonlu metni ile belirli ölçülerde küçültülmüş̧ tıpkıbasımı için bkz: Feridun Ahmed Bey, Sultan Süleyman’ın Son Seferi,Nüzhet-i Esrâru’l-ahbâr der-sefer-i Sigetvar, Haz. H. Ahmet Arslantürk- Günhan Börekçi, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul 2012.

(19)

7 B. MİNYATÜR SANATI

Genel tanımı itibariyle yazma eserlerde anlatılan olayları, görsel bir şekilde anlatma amacı güden tasvirlere, bir başka deyişle kitap resimlerine "minyatür"

denmektedir.

Minyatür kelimesinin kullanımı ise, kitap resimleme tarihinden daha eski devirlere dayanır. Ortaçağ Avrupası’nda yazma kitapların bölüm başlarında süslemeli şekilde uygulanan, baş harfleri vurgulamak için kullanılan, kırmızı renkli "minium"dan türetilmiştir. O dönemlerde "minium" yazma eserlerin tezhiplenen ilk harflerini tanımlamaktaydı.

Köken olarak Latinceden gelen kelime, İtalyancaya "miniature" olarak geçmiş ve zaman içinde "tezhiplenen baş harf" anlamından çıkıp, yazma kitapların resimlerini ifade etmek için kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda minör (küçük) kelimesinin etkisinde kalarak

“küçük (resim)” anlamının kazanıldığı da öne sürülmektedir.11

Minyatür sanatının en önemli özelliklerinden birisi, anlatılmak istenen konunun eksiksiz olarak anlatılması ve bu anlatımın ışık, gölge ve perspektif kaygısı olmadan kendine özgü bir teknikle resimlendirilerek tasvir edilmesidir. Konu, mesafe farkı gözetmeksizin en ince ayrıntısına kadar kitabın sayfalarına işlenmektedir. Uzaklık ne boy oranları ile ne de renk ve gölgelerle belirtilir. Minyatürde kişilerin boyları, statüsüne, mevkiine veya konu içindeki önemine göre artar veya azalır. Figürler birbirini kapatmayacak şekilde resmedilir. Minyatür değerlendirmeleri bu bilgiler ışığında yapılmalıdır, ki bu durum da bize minyatürün bir anlatım sanatı olduğunu göstermektedir.

Türk dünyasında gelişen minyatür sanatı hakkında yapacağımız değerlendirmeyi ise; Maniheizm, Budizm ve İslâmiyet olarak üç ayrı din çerçevesinde ele almak doğru olacaktır. Bu durumda eski Türk resmi, 8. yüzyıldan itibaren başlayan tarihi göz önüne alındığında dünyanın en eski sanatlarından biri olmaktadır. Eski Türk resminin en ileri eserlerini Uygur Türkleri vermiştir. Doğu Türkistan'da bugünkü Karahoca şehri olan Hoça'da bulunan, 8-9. yüzyıllara tarihlenen, fresk dediğimiz duvar resimleri ve minyatürler, Türk resminin bilinen en eski eserleridir. Şu anda kalan kısımları Berlin Müzesi'nde saklanmaktadır.12

11 F. Banu Mahir, "Minyatür", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 30, İstanbul 2005, s.118.

12 Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, Remzi Kitapevi, 9.Basım, İstanbul 2010, s. 364.

(20)

8 Kaynaklarından da anlaşıldığı üzere kitap resimlemelerine İslâm dünyası ve Osmanlı İmparatorluğu'nda minyatüre "nakış" veya "tasvir", minyatür sanatçısına da "nakkaş" ya da "musavvir" denilmekteydi. Bu kullanımlar, son yüzyıllarda Batı dilinden etkilenerek yerini "minyatür" kelimesine bırakmıştır.

Metni açıklamak için kitap sayfalarına yapılan minyatürler, ışık-gölgeleme tekniklerine gerek duymayan, derinlik duygusu verme amacı gütmeyen küçük boyutlu resimlerdir. Eski çağlardan beri papirüs, parşömen ve fildişi gibi çeşitli malzemeler üzerine yapılan küçük resimlere de minyatür denilmekte ve bunların ilk örneklerinin eski Mısırlılara ait olduğu bilinmektedir.

İslâm kültüründe Abbâsîler döneminde gelişme gösteren minyatürün günümüze ulaşan en erken örnekleri 11. yüzyıla aittir.13 Minyatürlerin İslâm dünyasında klasik kimliğine kavuşması ise 14. yüzyıl sonlarında Azerbaycan, Irak ve İran’da gerçekleşecektir.14 İslâm minyatürleri arasında İran minyatürleri genişçe bir yer tutmaktadır. 14. yüzyıl İlhanlılar zamanında onların saraylarında çalışan Uygur ressamlarının getirdiği Uzak Doğu ve Orta Asya resimlerinden etkilenerek başlamıştır.

Daha sonraki devirlerde Türk ressamları İran'da çok önemli mevkilerde yer almış ve bu durum klasik Osmanlı Minyatür sanatının oluşmasına katkı sağlamıştır.15

B.1. Tarihî Kaynak Olarak Minyatürler

Genellikle tarihî, edebî ve ilmî konuların işlendiği tasvir sanatında Türkler, çoğunlukla tarihî konuları resmetmişlerdir.

Osmanlı tarih yazımı, Âşıkpaşazâde, Ahmedî, Neşrî gibi müverrihler ile başlamıştır. Fatih zamanında başlayan şehnâme yazıcılığı ile devam eden tarih yazımı, Kanûnî zamanında resmî bir müessese halini almıştır. Şehnâmecilerin resmî görevleri Osmanlı Sarayı'nda 1550-1605 yılları arasını kapsamaktadır. Sözlükte kelime manası olarak "Sultanın kitabını yazan kimse" anlamına gelen şehnâmeci, Osmanlı'da 16. yüzyıl saray tarihçileri için kullanılan tabirdir.16 Padişahlar kendi savaşlarını, kahramanlıklarını,

13 Banu Mahir, Osmanlı Minyatür Sanatı, Kabala Yayıncılık, İstanbul 2012, s. 17.

14 Güner İnal, Türk Minyatür Sanatı, Başlangıçtan Osmanlı Sanatına Kadar, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1995, s. 98.

15 Oktay Aslanapa, "Osmanlı Minyatürleri Üslûbu" , Kaynaklar Dergisi, S. 1, İstanbul 1983, s. 65-68.

16 Christine Woodhead, "Şehnâmeci", TDV İslâm Ansiklopedisi, C .38, İstanbul, 2010, s. 456.

(21)

9 yaşantılarını edebî dille anlatan şehnâmelere saraylarında yer vermiştir. Bu elli yıllık şehnâmecilik döneminde beş tane şehnâmeci sarayda görev almıştır.

Devrin ilk şehnâmecisi olan Ârifî Fethullah Çelebi ve ardından devam eden Seyyid Lokman gibi birçok başyapıt niteliğinde minyatürlü yazma bırakan müverrihler olmuştur. Şehnâmeciliğin ardından devam eden vak'anüvislik vazifesi payesi ile vak'ainüvisler tarafından da birçok tarihî konulu eserler yazılmıştır.17

Nakkaşlar ise müverrihlerin yazmalarını, onların anlattıkları ya da bilfiil tanık oldukları hadiseleri resmetmişlerdir. Dolayısıyla müverrihler diliyle anlatılan olaylar, bir de nakkaşlar eliyle resimlendirilmiş, günümüz koşullarında değerlendirildiğinde bir nevi fotoğraflanmışlardır.

Bir kitap sanatı olan minyatürlerin tarihî birer kaynak olarak değerlendirilmeleri için, bütün yönleri ile ele alınıp tenkit ve tahlilleri doğru yönde yapılmalıdır. Bunun ilk şartı, doğru bir minyatür okumasıdır. Tasviri, kitabın metninden ayrı olarak değerlendirmek çok yanlış sonuçlara götürebilir. Zira nakkaşın sanatını icra ederken başlıca görevi kitapta anlatılan hadiseyi metne sadık kalarak tüm detayları ile tasvir etmektir. Minyatürler tam da bu durum sonucunda belge niteliği kazanmış olur.

Mübahat Kütükoğlu’nun “Minyatürlerde Dîvân-ı Hümâyûn ve Arzodası” başlıklı makalesinin sonuç ve değerlendirme kısmında şöyle demektedir; "(...) Böylece kanunnâme ve teşrîfâtnâmelerde verilen bilgilerle minyatürler arasında bir mutabakat sağlanmaktadır. Hatta, eğer bu kaideye tamamen riayet edildiği, tasvirlerin ise sembolik olarak yapılmamış oldukları hususunda kanaat hâsıl olabilirse minyatürlerde resmedilen olayların gününü tespit etmek dahi mümkündür."18

Bekir Kütükoğlu da, “Şehnâmeci Lokman” başlıklı yazısında, Osmanlı minyatürlerini İran minyatürleriyle mukayese ederek hayalci olmadığını, gerçekçi ve vesika değeri olduğunu söyler.19

17 Erhan Afyoncu, Osmanlı Tarihi Araştırma Rehberi, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2014, s. 17.

18 Mübahat S. Kütükoğlu, "Minyatürlerde Divân-ı Hümâyûn ve Arz Oda’sı", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, S.16 ,Çantay Kitabevi, İstanbul 1998, s. 57.

19 Bekir Kütükoğlu, “Şehnâmeci Lokman”, Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan, İstanbul 1991, s. 39.

(22)

10 B.2. Osmanlı Dönemi Minyatür Sanatı

Osmanlılar 13. yüzyıl sonlarından itibaren siyâsî bir güç olup sınırlarını genişletmeye başlamış ve ilerleyen yüzyıllarda imparatorluk olacak Osmanlı Devleti'ni kurmuşlardır. 14. yüzyılda resimlenen yazmalar günümüze ulaşamamış olsa da bazı yazma eserlerin hâmîsinin Osmanlıların yanı sıra Karamanlı ve Germiyanlı beyliklerinin olduğu bilinmektedir.

Osmanlı minyatür sanatının erken örneklerini genel itibariyle Selçuklu Dönemi resim üslûbundan almış olsa da, aynı dönemde var olan Timurlu ve Türkmen minyatürlerinden de etkilendiği çok açıktır.

Osmanlı Devleti’nin ikinci baş şehri olan Edirne’de 15. yüzyıl sonlarında hazırlanmış Dilsûznâme (Bodleian Library, Quseley, nr. 133), Külliyyât-ı Kâtibî (TSMK., Revan Köşkü, nr. 989) ve Ahmedî’nin İskendernâme’si (Venedik Marciana Ktp., Cod.

Or., nr. XC) erken Osmanlı minyatür üslûbunu temsil eden eserlerdir.20

Osmanlı minyatür sanatının gelişimi, altı evrede incelenir. İlk dönemi "Oluşum Evresi" olarak adlandırılır ve II. Mehmed, II. Bayezid ile I. Selim dönemini (1451-1520) kapsamaktadır. İkinci dönem ise " Geçiş Evresi"dir ve I. Süleyman ile II. Selim dönemini (1520-1574) kapsar. Bu dönemde üretilen yazmaların sayısı elliye ulaşmıştır.

Çalışmamızda minyatürlerine sıkça yer verdiğimiz Selimnâme, Şehnâme-i Âl-i Osman gibi bir çok önemli eserler bu devrede verilmiştir. Üçüncü evre ise "Klasik Evre" olarak anılır. Dönem olarak da 16. yüzyıl sonu III. Murad ve III. Mehmet zamanını (1574-1603) kapsamaktadır. Bu dönemde Osmanlı minyatürleri kendine özgü kişiliğine kavuşmuştur.

Klasik dönemde şehnâmeci olan Seyyid Lokman ve eserlerini süsleyen Nakkaş Osman’ın hazırladığı eserlerin her biri birer başyapıt niteliğindedir. Dördüncü dönemine "Geç Klasik ve Duraklama Evresi" denilir ve bu dönem 1603 ile 1700 yıllarına tekabül eder.

Osmanlı dönemi içerinde, minyatür sanatının beşinci evresi III. Ahmed dönemi ve 18.

yüzyılın ilk yarısını içine alır (1700-1750), bu dönem de "İkinci Klasik Evre" veya "Neo- Klasik Evre" olarak adlandırılır. Son dönemi içine alan 1750’den sonraki yıllar ise Osmanlı minyatürünün çözülmesi, bozulması ve 1900 yılına kadar ortadan kalkması olarak değerlendirilir.21

20 F. Banu Mahir, "Minyatür", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 30, İstanbul 2005, s.121.

21 Metin And, Osmanlı Tasvir Sanatları 1: Minyatür, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2014, s. 35-135.

(23)

11 Minyatür sanatının eşlik ettiği belli başlı eserler; divân, mesnevi, öykü, şehnâme, gazavatnâme, silsilenâme, albümler, portreler, doğa, insan ve hayvan tasvirleriyle günlük yaşam anlatıları, bilimsel ve ansiklopedik eserlerdir. Özellikle "şehnâmecilik" anlayışı ile Osmanlı'da yerleşen tarihi tespit etme alışkanlığı, Osmanlı minyatür sanatında bir tarihî minyatür üslûbu oluşturmuş ve saray nakkaşhânelerinde en çok tarih ile ilgili resimli el yazmaları üretilmiştir.22 Osmanlı minyatür sanatında tarihî konulu minyatürler 16.yüzyılın ilk yarısında Kanûnî döneminde ortaya çıkmıştır.23

22 Nurhan Atasoy, Sûrnâme-i Hümayun-Düğün Kitabı, Koç Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 1997, s. 13.

23 Zeren Akalay, "Tarihi Konuda İlk Osmanlı Minyatürleri", Sanat Tarihi Yıllığı II,İstanbul 1968, s.102.

(24)

12 BİRİNCİ BÖLÜM

1. DÎVÂN-I HÜMÂYÛN ve ÜYELERİ

16. yüzyılı hem Dîvân-ı hümâyûnun hem de Osmanlı minyatür sanatının en parlak dönemi olarak kabul edebiliriz. Şehnâmeciliğin öneminin artması dolayısıyla, bu duruma paralel olarak gelişen tarihî yazmalardaki minyatürlerin de en güzel örnekleri bu yüzyılda karşımıza çıkmaktadır. Dîvân-ı hümâyûnun ve Osmanlı minyatürlerinin en mükemmel dönemi Kanûnî Sultan Süleyman zamanında başlamış ve bu güçlü dönem her iki konu için de 17. yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür.

"Divân" kelimesinin kökeni Farsça olup İslâmiyet’in yayılmasıyla birlikte Arapçaya da geçmiş, ardından da tüm İslâm devletlerinde kullanılır olmuştur. Yazı ve insan hakkında "topluluk" anlamında olan divân kelimesi, bu anlamının haricinde çok çeşitli manalarda da kullanılmıştır.24

Konumuz gereği devlet işlerinin yürütülmesi için yapılan toplantıyı ifade eden

"divân" kelimesinin geçmişine baktığımızda, Osmanlılar'a İslâm ve Türk İslâm devletlerinden intikal ettiğini tespit etmekteyiz. Hz. Ömer zamanından beri devlet meseleleri için divân kurulma geleneği mevcut idi. Emevîler ve Abbâsîler'in ardından Gazneliler, Büyük Selçuklu, sonrasında Anadolu Selçuklu ve İlhanlı Devleti'ne de yansımış, nihayet Osmanlı'ya da bu yol ile geçmiştir.25

Orhan Bey döneminde divân toplanıp, devlet meselelerinin görüşüldüğü kaynaklarda geçmektedir. Aşık Paşazâde, Neşri ve Rüstem Paşa Tarihi'nde bahsi geçen mevzuda Orhan Bey zamanında divâna gelen beylerin başlarında burma sarık olduğu yazılıdır. Yine Yıldırım Bâyezîd'ın da başında bulunduğu divânın toplandığı ve bu toplantıda halkın şikayetlerinin görüşüldüğü ve çeşitli davaların yürütüldüğü bilinmektedir.26 Buna rağmen Dîvân-ı hümâyûn kurumunun üyeleri ve teşrîfât yapısı ile ilgili en detaylı mâlûmatlar ancak Fatih Sultan Mehmed'in hazırlattığı devlet teşkilâtına dair "Teşkilât Kanunnâmesi" ile karşımıza çıkacaktır. Fatih döneminde hazırlanan bu kanunnâmede geçen kısımlar, önceki dönemlerden itibaren uygulanmakta olan teşrîfât ve adetlerin bazı ilaveler ile geliştirilip kanunlaştırmış halidir. Devletin büyümesine ve

24 Zeki Arıkan, Divân-ı Hümâyûn, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Bitirme Tezi, İstanbul 1966, s. 2.

25 Recep Ahıshalı, "Dîvân-ı hümâyûn Teşkilâtı", Yeni Türkiye Dergisi, S. 31, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000, s. 383.

26 İsmail Hakkı, Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilâtı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s. 1.

(25)

13 tekâmülüne göre divân da gelişme göstermiş, üye sayıları artmış, bürokrasi oluşmuş ve klasik yapısına kavuşmuştur.27

Dîvân-ı hümâyûnun üyeleri, protokolleri, görevleri ve diğer tüm ayrıntıları hakkında başta kanunnâmeler, teşrîfât defterleri ve tarihî yazmalar olmak üzere Osmanlı tarih kaynaklarının değişik türleri ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.

17. yüzyıl ortalarına kadar düzenli olarak yapılan Dîvân-ı hümâyun toplantılarında, teşrîfât kurallarına çok sıkı riayet edilirdi. Teşrîfât kelimesi Arapçadan Türkçeye geçen "teşrif" kelimesinin çoğuludur. Teşrif ise şereflendirme, şeref verme, ziyarette bir yeri şerefli kılma, gitme, gelme, kudüm, vürut ve âzimet anlamlarına gelmektedir. Osmanlı Devleti tarihinde ise, devlet erkânının resmi günlerde, kabullerde, bayramlarda huzura çıkacağı vakit, sıra ve sınıflara göre ayarlanmış tayinine, elçi kabullerine, rütbe ve nişanların tevcihatına nezaret etme durumuna verilen tanımdır.28 Teşrîfât kelimesi günümüzde "protokol" anlamında kullanılmaktadır.

Türk devlet hayatında tören adeti varolageldiğini kaynaklardan öğrenmekteyiz ama zaman içinde, yine devletin büyümesine paralel olarak teşrîfât usullerinin de gelişme gösterdiği aşikârdır.

Teşrîfât ve teşkilât kanunları hakkında da geniş yer ayıran Fatih'in Teşkilât Kanunnâmesi'nde özellikle Dîvân-ı hümâyûnda kullanılması için kurallar ayrıntılı olarak yazılmıştır. Üç bâb üzere hazırlanan kanunnâmenin özellikle birinci bâbında yer alan, Dîvân-ı hümâyûn ve ikinci bâbda bahsi geçen yine divâna dair teşrîfât usulleri vasıtasıyla, kanunnâme özelliğinin yanında teşrîfât defteri görevini de üstelenmiştir.29 Bu kaynaklardan da gördüğümüz üzere teşrîfâtın uygulandığı alanlar geniş ve görkemli olmaktaydı. Bu törenlerde yönetim kurumlarından temsilciler hazır bulunur, büyük törenlerde ise devlet erkânının her biri bizzat katılırdı.

Haftada dört defa mutad şekilde gerçekleşen Dîvân-ı hümâyûn toplantılarına teşrîfât cihetinden baktığımızda, bu törenleri sade törenler arasına görmemiz mümkündür.

Yine Topkapı Sarayı avlusunda gerçekleşen ulûfe törenleri, devletin ihtişamını da yansıtma amacı güden elçi kabul törenleri, divân toplantılarının içerisinde olmakla

27 Recep Ahıshalı, a.g.m., s. 383.

28 Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki, Şifa Yayınları, İstanbul 2012, s. 407.

29 Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukuki Tahlilleri I, Fey Vakfı Yayınları, İstanbul 1990, s. 318.

(26)

14 beraber toplantı öncesi buluşmalar, beklenilen mekanlar dahi Dîvân-ı hümâyûn toplantılarının teşrîfât kurallarına tâbi idi.

Toplantı Günleri:

Osmanlı devrinin ilk zamanlarından beri divânın her gün kurulduğuna, bu geleneğin Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar devam ettiğine kaynaklardan ulaşabiliyoruz.30

Divânların toplanma periyodu Fatih Sultan Mehmed devrinde her gün olmakla birlikte, 16. yüzyıl ortalarından itibaren haftada dört ila beş gün, 17. yüzyılın ilk yarısından itibaren de cumartesi, pazar, pazartesi ve salı olmak üzere haftada dört güne indirilmiştir.31 III. Murad zamanına kadar haftada dört gün divân toplanır ve bu divân toplantılarını müteakip her defasında arza gidilirdi. Fakat her defasında arza çıkma fazla görüldüğünden arz günleri iki kere yapılıp divân toplantıları ise yine dört gün olmak üzere devam etmiştir. Ardından III. Mehmed zamanında ise Dîvân-ı hümâyûn pazar ve salı günü olmak üzere iki güne indirilmiş ve arza gitme ise sadece salı günü olmak üzere haftada bir gün ile sınırlandırılmıştır.32 Bu bilgilerden de anladığımıza göre Dîvân-ı hümâyûn toplantıları ve bu toplantıları müteakip gerçekleşen arz günleri devirlere göre değişiklik göstermiştir. Minyatürlerinden de faydalandığımız, 16. yüzyıl Şehnâmecilerinden Ârifî Fethullah Çelebi'nin en önemli beş ciltlik eseri olan Şâhnâme-i Âl-i Osman'da da padişahın haftanın dört günü divânın yapılması istediğini belirtilir ve padişahın tahtına oturup adet üzere divân kurarak cihan halkına adalet ve iyilikte bulunduğundan bahsedilir.33

Tüm bu bilgilere baktığımızda konumuzu kapsayan 16. yüzyılda bile devamlı değişiklik gösteren içtima günleri, ilerleyen yüzyıllarda daha köklü değişiklikler yaşamış, zaman içinde ehemmiyetini kaybetmiştir. 17. yüzyıl ortalarında devlet işleri meseleleri Dîvân-ı hümâyûndan, "Paşa Kapısı" veya "Bâbıâli" olarak da adlandırılan, Bâb-ı âsafîye

30 Uzunçarşılı'nın Aşıkpaşazade, Neşri ve Rüstem Paşa tarihi, Tarih-i Saf gibi ana kaynaklardan verdiği bilgiler için bkz: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilâtı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s. 1-2.

31 Fikret Sarıcaoğlu, "Dîvân-ı Hümâyûn'un Kronolojik Toplanma ve Merasim Günleri", Osmanlı Araştırmaları Dergisi, S. 30, İstanbul 2007, s. 90.

32 Recep Ahıshalı, "Dîvân-ı hümâyûn Teşkilâtı", Yeni Türkiye Dergisi, S. 31, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000, s.384.

33 Şâhnâme-i Al-i Osman, vr. 36a-b., Eserin ayrıntılı analizi ve transkripti için bkz: Ahmet Faruk Çelik, Fethullah Arifi Çelebi'nin "Şâhnâme-i Al-i Osman" ından Süleymannâme , Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 2009.

(27)

15 geçecek, Osmanlı Devleti'nin yapısı giderek değişmeye başlayacaktır.34 18. yüzyılda haftada bir gün gerçekleşecek olan divân toplantıları, 19. yüzyılda sadece ulûfe dağıtımı ve elçi kabulleri gibi durulmalarda ihtiyaca binaen toplanılacaktır.35

Dîvân-ı hümâyûn toplantılarının üyelerine ve yardımcılarına geçmeden önce padişahın Dîvân-ı hümâyûndaki yerinden bahsetmemiz gerekmektedir. Padişahların Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar Dîvân-ı hümâyûna başkanlık ettiği bilinmektedir.

İlerleyen dönemlerde vezîr-i a'zam başkanlık etmeye başlamıştır. Fakat Dîvân-ı hümâyûnda padişahın mutlak otoritesi hiç bir zaman azalmamış divân üyeleri padişah otoritesinin etkisini her zaman hissetmişlerdir.36

1.1. Aslî Üyeler

Dîvân-ı hümâyûnun esas üyeleri; başta vezîr-i a'zam, kubbe vezirleri, Rumeli ve Anadolu kadıaskerleri , defterdarlar ve nişancılardır.

Vezîr-i a'zam / Sadr-ı a'zam:

Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde bir tane vezir bulunmaktaydı. I. Murad'ın saltanatı yıllarında vezir sayısı ikiye çıkarıldığından, birinci vezir olduğunu belirtmek amacıyla "vezîr-i âzam" sıfatını almıştır.37 Devletin her türlü işlerinde padişahın mutlak vekili kabul edildiğinden geniş yetkilere sahip olmuştur.

Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren padişahların Dîvân-ı hümâyûna fiili olarak katılmayı bırakmaları sebebiyle, Dîvân-ı hümâyûnun başkanı ve yürütücüsü olmuşlardır. Padişahtan aldığı bütün yetkileri yasama, yürütme ve yargı alanlarında kullanırlardı. Sadece savaş açma, yüksek rütbeleri olan görevlileri azl ve tayin etme gibi önemli mevzularda padişaha danışmak durumundaydılar. Yine Dîvân-ı hümâyûndaki önemli meseleleri diğer devlet erkânı ile müzakere eder, son kararı vermesi için padişaha danışırlardı. Vezîr-i a'zamların tayin ve azlini belirleyen sembol mühr-i hümâyûndu.

Padişahın mühr-i hümâyûnu kendisine vermesiyle tayin edilmiş geri almasıyla da azledilmiş olurdu.38

34 Erhan Afyoncu, "Tanzimat Öncesi Osmanlı İmparatorluğunda Bürokrasi", Türkiye Günlüğü, C. 58, Cedit Yayınları, Kasım-Aralık 1999.

35 Recep Ahıshalı, a.g.m., s. 384.

36 Ahmet Mumcu, Divan-ı Hümayun, Phoenix Yayınevi, Ankara 2007, s. 21.

37 Mehmed İpşirli, "Klasik Dönem Osmanlı Devleti Teşkilâtı", Osmanlı Medeniyeti ve Tarihi, C. 1, IRCICA Yayınları, İstanbul 1994, s. 163.

38 Recep Ahıshalı, a.g.m., s. 383-384.

(28)

16 Vezîr-i a'zamlar Dîvân-ı hümâyûnun güçlü olduğu dönemlerde devlet işlerinin büyük bir kısmını Kubbealtı’nda divân toplantıları sırasında gerçekleştirmiştir.

Tamamlanmayan ve çok önemi olmayan konuları ise salı ve perşembe günlerinin dışında kendi konaklarında yaptıkları, "ikindi divânı" ile anılan divânlarda görmüştürler. Vezîr-i a'zamların yetkileri "serdâr-ı ekrem" sıfatı ile ordunun kendi komutalarında olduğu sefer zamanlarında daha da arttırılırdı. Merkezdeki Dîvân-ı hümâyûna ise genellikle kendilerinin güvendiği bir veziri "sadaret kaymakamı" olarak tayin eder ve onun başkanlığında davalar görülmeye devam ederdi.39 Dîvân-ı hümâyûn toplantılarını tasvir eden minyatürlerde vezîr-i a'zamın üzerinde renkli ve desenli, serâser40 olduğu düşünülen üst varsa da, büyük çoğunluğunda beyaz renkli üst giydiği görülmektedir.41 Toplantı esnasında tasvir edilen minyatürlerden, Hünernâme'nin II. cildinden detay aldığımız örneğinde de42 vezîr-i a'zamı beyaz kaftanı ile devlet erkânının ortasında otururken tasvir edildiğini görüyoruz. (Bkz: Resim 1)

Resim 1: Vezîr-i a'zam, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a'dan detay.

39 Recep Ahıshalı, a.g.m., s. 389.

40 Serâser: İpek, altın ve gümüşle dokunan kıymetli bir kumaş çeşidi.

41 Mübahat Kütükoğlu, a.g.m., s.57.

42 Minyatürün tamamı için bkz: Resim 23.

(29)

17 Vezirler:

Vezirler Kanûnî Sultan Süleyman dönemine kadar genellikle devlet merkezinde bulunurlardı, bu dönemden itibaren taşraya gönderilmeye de başlandılar. Merkezde bulunan vezirlere, Dîvân-ı hümâyûn toplantılarının yapıldığı Kubbealtı’ndan mülhem

"Kubbealtı vezirleri" adı verilmiştir. Vezirlerin sayıları zaman zaman değişmekle birlikte, üç ile yedi kişi arasında olmaktaydılar. Vezirler, Dîvân-ı hümâyûn toplantılarında davaların yürütülmesine müdahale etmez, mühim hususlarda vezîr-i a'zamın sorması halinde fikirlerini beyan ederlerdi. Nişancının işlerinin yoğun olduğu dönemlerde, yine vezîr-i a'zamın izniyle fermanların üzerlerine tuğra çekerlerdi. Arz günlerinde vezîr-i a'zam ile birlikte arza çıkar, orada da ancak padişahın bir şey sorması üzerine cevap verirlerdi. Dîvân-ı hümâyûnda bulunmaları devlet yönetimi hususunda hem tecrübe kazanmaları hem de danışmanlık yapmaları içindi.43

43 Recep Ahıshalı, a.g.m., s. 389.

Resim 2: Vezirler, Hünernâme I, [TSMK, H.1523] vr. 19a'dan detay.

(30)

18 Dîvân-ı hümâyûn toplantılarında vezirlerin, vezîr-i a'zamın sağ tarafına oturdukları hem Kanunnâme-i Âl-i Osman'da hem de diğer kanunnâmelerde aynı tertip halinde görülmektedir.44 Vezirlerin kendi aralarında oturma sıraları ise kıdemlerine göre olurdu.45 Dîvân-ı hümâyûnu toplantı halinde tasvir eden minyatürlerde de vezir sayıları çeşitlilik gösterirdi. Vezirleri göstermek için örnek aldığımız Hünernâme’nin birinci cildindeki minyatür detayında,46 vezîr-i a'zamın sağ tarafında oturan vezir sayısının dört olduğunu görmekteyiz. (Bkz: Resim 2)

Kadıaskerler:

Divân üyelerinden olan kadıaskerler Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar bir tane idi. Devletin büyümesi ile birlikte Rumeli ve Anadolu kadıaskerliği olmak üzere sayıları ikiye çıkarılmıştır. Ve Dîvân-ı hümâyûn içtimalarında ise, kadıaskerler vezîr-i a'zamın sol taraflarına oturmaktaydılar.47 Süleymannâme'den aldığımız minyatür detay örneğinde48 vezîr-i a'zamın solunda, vezirlere nazaran biraz daha aralıklı olmak üzere iki kadıasker oturmaktadır. (Bkz: Resim 3)

Resim 3: Kadıaskerler, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b'den detay.

44 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilâtı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s. 228-229.

45 Mehmed İpşirli, a.g.m., s. 172.

46 Minyatürün tamamı için bkz: Resim 13.

47 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., s. 228-229.

48 Minyatürün tamamı için bkz: Resim: 21.

(31)

19 Kadıasker genellikle İstanbul kadılığından Anadolu kadıaskerliğine, oradan da Rumeli kadıaskerliğine yükselmekle olurdu. Bir sonraki mevkii ise şeyhülislâmlık idi.

Kadıaskerlerin görevleri arasında askerî sınıfa ait davalar, veraset işlerine dair davalar ve hukuki ya da şer’i olmak üzere çeşitli davalara bakmak vardı. Dîvân-ı hümâyûnun haricinde haftanın belirli günlerinde kendi konaklarında da divân akdederlerdi.49

Defterdarlar:

Dîvân-ı hümâyûnun asıl üyelerinden olan defterdarların sayısı da zaman içerisinde değişiklik göstermiştir. Önceleri bir defterdar varken, devletin sınırlarının gelişmesine mukabil ikinci bir defterdarlık daha ihdas edilmiş ve tıpkı kadıaskerliğinde olduğu gibi Anadolu ve Rumeli defterdarlığı ismi ile birbirlerinden ayrılmıştır. Minyatürlerimizin resmedildiği çağlarda yani 16. yüzyıl ortalarında İstanbul civarındaki mukataalara bakmak üzere yeni bir defterdarlık daha kurulmuş ve buna da "şıkk-ı sânî defterdarlığı"

adı verilmiştir. 16. yüzyıl sonlarına doğru "şıkk-ı sâlis defterdarlığı" ismiyle bir defterdarlık daha ihdas edilmiş olsa da, kısa sürede kaldırılmıştır.50

Fatih Sultan Mehmed'in kanunnâmesine göre defterdar, padişahın malının vekili ve vezîr-i a'zam da o malın nazırı idi. Para hazinesiyle defter hazinesi açılması gerektiği zamanlarda defterdarın huzuru ile açılır ve yine onun eliyle kapanırdı. Yine kanunnâmede geçen bilgilerde; Dîvân-ı hümâyûnda vezîr-i a'zamın sofrasında yemek yemek, hükümdarın malını muhafaza etmek, hazineye bağlı işler için maliyeden hüküm yazmak gibi birçok görevleri ve imtiyazları bulunmaktaydı.51

Başdefterdarların Dîvân-ı hümâyûn toplantıları teşrîfâtındaki yeri, eğer vezir rütbesinden değilse kadıaskerlerden sonra gelirdi. Divân toplantılarından sonra salı günlerinde padişaha yapılan arzlarda vezirlerle birlikte arza girerek malî konularda padişaha izahat verirlerdi.52 Kanunnâme-i Âl-i Osman'da oturma düzenlerinin, kadıaskerlerin alt tarafında ve nişancıların karşı tarafında olduğu belirtilmektedir.53 Nitekim Dîvân-ı hümâyûnu Kubbealtı’nda tasvir eden minyatürlerde de defterdarlar, kadıaskerlerin sol alt kısımdaki ve kapıya dik bir şekilde konumlandırılmış sedirlerde olurdu. Hünernâme'nin ikinci cildinden aldığımız minyatür detayında da54 ikisi kırmızı

49 Recep Ahıshalı, a.g.m., s. 389.

50 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., s. 327-328.

51 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., s. 326.

52 Recep Ahıshalı, a.g.m., s.390.

53 Abdülkadir Özcan, Kânûnnâme-i âli Osman (Tahlil ve Karşılaştırmalı Metin), Kitapevi Yayınları, İstanbul 2003, s. 6.

54 Minyatürün tamamı için bkz: Resim 23.

(32)

20 bir tanesi de mor renkli dış kaftanlarıyla, aynı düzende otururken tasvir edilmiş üç defterdar görülür. (Bkz: Resim 4)

Resim 4: Defterdar Ve Nişancılar, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a'dan detay.

Nişancı:

Divânın asıl üyelerinden olan nişancıların vazifelerinden biri de padişahın tuğrasını çekmektir. Fatih Sultan Mehmed'in kanunnâmesinde " Ve tuğra-yı şerîfimi her vezîr çeküp nişâncıya yardım itmek kânûnumdur." diyerek bu görevin nişancıya ait olduğunun altını çizmiştir.55 Nişancılar bu görevlerine istinaden tevkî'î, muvakki, tuğraî ve tuğrakeş gibi adlarla da anılmakta idi.56

55 Abdülkadir Özcan, a.g.e., s. 9.

56 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., s. 214.

(33)

21 Nişancılar 17. yüzyıl ortalarına kadar Dîvân-ı hümâyûnda maliyenin dışındaki bürokrasinin başındaydılar. Nişancıların, önemli fermanları yazmak, reisülküttâb tarafından yazılan veya yazdırılan fermanların kontrol ve düzenlemelerini yapmak, fermanların üzerine padişahın tuğrasını çekmek, örfi hukukla ilgili kanunları belirlemek ve tapu-tahrir defterlerinde herhangi bir değişiklik olursa bu değişikliği bizzat deftere işlemek gibi görevleri vardı.57

Nişancılar, Dîvân-ı hümâyûn toplantılarında, Kubbealtı'nda vezîr-i a’zamın sağ tarafında, vezirlerin alt yanında, kenarda otururlardı.58 Dîvân-ı hümâyûn minyatürlerinde de vezirlerin alt yanında, defterdarların karşılarına isabet eden, kapıya dik olarak yerleştirilmiş sedirde otururken görmekteyiz. (Bkz: Resim 4) Nişancılar minyatürlerde nereye yerleştirilirse yerleştirilsin ellerinde daima bir kağıt tutar vaziyette tasvir edilmiştir. Süleymannâme’deki divân toplantısını tasvir eden minyatür detayında59 ise nişancının elindeki kağıdın üzerinde tuğra resmi açıkça seçilmektedir. (Bkz: Resim 5) Yazılı kaynaklarda nişancının görevleri arasında tuğra çekmek olduğundan bahsetmiştik.

Bu detay minyatürlere de yansımıştır.60

Resim 5: Nişancı tuğra çekerken, Süleymannâme, [TSMK, H.1517] vr. 37b'den detay.

57 Recep Ahıshalı, a.g.m., s.390.

58 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., s. 217.

59 Minyatürün tamamı için bkz: Resim 21.

60 Mübahat Kütükoğlu, a.g.m., s.48.

(34)

22 Dîvân-ı hümâyûnda aslî üyelerin haricinde bu üyeler arasında "yeniçeri ağaları"

ve "kapudan-ı deryalar" da belirli şartlar dahilinde toplantılara katılmaktaydılar. Yeniçeri ağaları şayet vezir payeleri var ise Dîvân-ı hümâyûna katılmaktaydılar. Bunun yanında, vezir olmasalar dahi arza tek başına çıkabilmekteydiler. Kapudan-ı deryalar da aynı şekilde vezirlik rütbesi taşıyorlarsa ve merkezde iseler, Dîvân-ı hümâyûn toplantılarına katılabilme haklarını haizdiler.61

Genel olarak toparladığımızda, Dîvân-ı hümâyûnun aslî üyelerinden vezîr-i a'zam Kasr-ı Adl'in altına gelecek konumda otururken sağ tarafına vezirler, sol tarafına Rumeli ve Anadolu kadıaskerleri, onların altına defterdarlar, vezirlerin altına ise nişancı otururdu.

Nişancı veya defterdarların vezaret payesi olsa dahi vezirlerin arasına oturmaz, herkes yerli yerine otururdu. Bu hiyerarşik düzen, Fatih'in Teşkilât Kanunnâmesi'nde açık bir şekilde yazıldığı gibi teşrîfât defterlerinde de belirtilmiştir.62 Bu hiyerarşik oturma düzeni, dönem minyatürlerine de aynı şekilde yansımaktadır.

1.2. Yardımcı Üyeler

Dîvân-ı hümâyûnda ayakta hizmet gören yardımcı üyelerin başında reisülküttâb, çavuşbaşı, tezkireciler ve kapucular kethüdâsı bulunurdu. Ayrıca bu görevlilerin yanında ve altında bulunan, sayıca bir hayli fazla olan kâtipler, tercümanlar, çavuşlar ve diğer hizmetlilerin de Dîvân-ı hümâyûn toplantılarında ikinci derecede önemi haiz görevleri bulunmaktaydı.

Reisülküttâb:

Reisülküttâblar Dîvân-ı hümâyûn toplantılarında kâtiplerin ve bu kâtiplerin teşkil ettiği kalemin amirleri olarak görev almaktaydılar. Divânda alınan kararların kendi kalemlerini ilgilendirdiği şekilde bürokratik işlemlerinden sorumluydular.63 Dîvân-ı hümâyûn toplantı günlerinde kapucular kethüdâsı ile birlikte en erken onlar gelirlerdi.

Toplantı sonuna kadar kalıp, geç gitmeleri de kanunla sabitti. Divândan çıkan her türlü fermanın müsveddesini kaleme alır, kâtipler tarafından yazılan fermanları kontrol eder ve buna dair işaret koyardı. Dîvân-ı hümâyûn toplantısı başlamadan önce telhis kîsesini64

61 Recep, Ahıshalı, a.g.m., s.390.

62 Dündar Alikılıç, Osmanlı'da Devlet Protokolü ve Törenler "İmparatorluk Seremonisi", Tarih Düşünce Kitapları Yayınları, İstanbul 2004, s. 65.

63 Recep Ahıshalı, Osmanlı Devlet Teşkilâtında Reisülküttâblık, s. 231.

64 Kîse: Kese sözünün eski ve asıl şekli.

(35)

23 vezîr-i a'zamın sağ tarafına bırakır ve yerine geri dönerdi. Toplantı halinde iken de Dîvân- ı hümâyûna sunulan arzuhalleri belirli bir tertip dahilinde vezîr-i a'zam huzurunda sırasıyla okurlardı. Bu görevlerini, 17. yüzyıldan itibaren, reisülküttâbların bürokratik işlerinin artmasından dolayı tezkirecilere devretmişlerdir.65 Çalışmamızda paylaştığımız minyatürler 16. yüzyıl dönemini kapsadığından tasvirlerde vezîr-i a'zamın karşısında ayakta duran ve elinde kağıdı okur vaziyette tutan görevli reisülküttâbdır.66

Mutad divânlarda ayrıntılı olarak değineceğimiz Hünernâme’nin ikinci cildinde bulunan minyatür, Kayseri Kadısı hakkında şikayetlerin dinlendiği tasvirdir.67 (Bkz:

Resim 6) Minyatürden aldığımız detayda reisülküttâb kırmızı kaftanı ile vezîr-i a'zamın karşısında ayakta durmakta ve elindeki kağıttan Kayseri Kadısından davacı olanların şikayetlerini okumaktadır.68

Resim 6 : Reisülküttâb, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 237b'den detay.

65 Recep, Ahıshalı, a.g.m., s. 390.

66 Mübahat Kütükoğlu, a.g.m., s. 49.

67 Minyatürün tamamı için bkz: Resim 22.

68Mübahat Kütükoğlu, a.g.m., s.50.

(36)

24 Çavuşbaşı:

Divân toplandığında vezîr-i a'zamdan önce çavuşbaşılar gelirdi. Vezîr-i a'zam geldiğinde onun sol tarafına oturur o günkü arz edilecek mevzular hususunda bilgiler verirdi. Kendisinin halledebileceği mevzuları kendi halleder, daha önemli mevzuları ise büyük ve küçük tezkirecilerin yardımıyla müzakere eder, sıraya koyar ve huzura çıkmak isteyenleri ise huzura çağırırdı.69 Dîvân-ı hümâyûn günlerinde hazine ve defterhanenin vezîr-i a'zamdaki mühr-i hümâyûnun mührünün açılması ve mühürlenmesi çavuşbaşının eliyle olurdu. Elçileri karşılayıp divân toplantılarına getirme görevi de yine çavuşbaşılara aitti.70 Dîvân-ı hümâyûn toplantılarında ayakta görev yapan çavuşbaşı ve kapucular kethüdâsının ellerinde birer gümüş asâ bulunurdu.71 Çavuşbaşı ve kapucular kethüdâsı dönem minyatürlerinde de ellerindeki asâları ile kendilerini belli ederler. (Bkz: Resim 7)

Resim 7 : Çavuşbaşı, Kapucular Kethüdâsı, Hünernâme II, [TSMK, H.1524] vr. 242a'dan detay.

69 Murat Uluskan, a.g.t., s. 35.

70 Murat Uluskan, a.g.t., s. 43-44.

71 Abdurrahman Sağırlı, "Şâhnâme-i Âl-i Osman'a Göre Kanûnî Döneminde Divân-ı Hümâyûn", Feridun M.Emecen (Ed.), Yönetim Anlayışı ve Kurumlar (59-66), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırma Merkezi ile Kitapevi ortak yayını, İstanbul 2008, s. 62.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :