152 numaralı Manisa Şer`iyye Sicili`nin transkripsiyon ve değerlendirmesi(1092/1681-82)

460  Download (0)

Tam metin

(1)

CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

OSMANLI MÜESSESELERİ VE MEDENİYETİ TARİHİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ

152 NUMARALI MANİSA ŞER’İYYE SİCİLİ’NİN TRANSKRİPSİYON VE DEĞERLENDİRMESİ (1092 / 1681-82)

AYŞE YILDIRIM

Yrd. Doç. Dr. MEHMET GÜNAY

MANİSA 2013

(2)

ÖZET

“152 Numaralı 1092/1681-82 tarihli Manisa ġer„iyye Sicili” toplam 85 varaktan oluĢmaktadır. ÇalıĢmamızda 152 Numaralı Manisa ġer'iyye Sicili transkribe edilerek belgelerin değerlendirmesi yapılmıĢtır. ġer'iyye sicilleri konusunda bilgi verilerek Ģer‟iyye sicillerinin Osmanlı Tarihi hakkındaki önemi belirtilmiĢtir. Ayrıca çalıĢmaya destek olması açısından Manisa‟nın kısa tarihi anlatılmıĢtır.

Sicil çalıĢmamızda tereke, müderris, imam, mütevelli ve müezzin atamaları, miras, boĢanma, alacak verecek, vakfiye, nafaka, vekâlet, vasi tayini, kölelik ve câriyelik vb. konulara iliĢkin belgeler yer almaktadır. Sicilin bazı davalarında müslümanlar arası, gayri müslimler arası ve müslim-gayri müslim arası anlaĢmazlıklar tespit edilmiĢtir. Osmanlı Devleti mahkemelerinde Müslim ve gayri Müslim ayrımı yapılmamıĢtır.

(3)

ABSTRACT

“Manisa Judicial Record Number 152, dated 1092/1681-82” has been composed of totally 85 pages. In our study, 152 Judicial Record Number transcriptions and it‟s assessment was presented. This registers evaulated in terms of our historical background. Besides we also try to gave information about Manisa City‟s history.

In Judicial Record, giving duties for tereke, müderris, imam, admirationand muezzin, heritage, divorce, a dept either you owe or pay, charter of a waqf, determination of livelihood, proxy and guardian, slavery and female slavery etc. were found. In some records involve the cases between Muslim and Muslim, Muslim and non-Muslim, and non-Muslim and non-Muslim people in the society. In the courts of Ottoman Empire, discrimination between Muslim and non-Muslim had never been stated.

(4)

YEMĠN METNĠ

Yüksek Lisans tezi olarak sunduğum "152 Numaralı Manisa ġer'iyye Sicili'nin Transkripsiyon ve Değerlendirmesi (1092/1681-82)" adlı çalıĢmanın tarafımdan bilimsel ahlak ve geleneklere aykırı düĢecek bir yardıma baĢvurmaksızın yazıldığını ve yararlandığım eserlerin kaynakçada ve gösterilen eserlerden oluĢtuğunu, bunlara atıf yapılarak yararlanmıĢ olduğumu belirtir ve bunu onurumla doğrularım.

11.12.2013 AyĢe YILDIRIM

(5)
(6)
(7)

ĠÇĠNDEKĠLER

ÖZET I

ABSTRACT II

YEMĠN METNĠ III

TEZ VERĠ GĠRĠġ FORMU IV

TEZ SAVUNMA SINAV TUTANAĞI V

ĠÇĠNDEKĠLER VI ÖNSÖZ IX KISALTMALAR XI

GĠRĠġ

TARĠHTE MANĠSA

A.Manisa‟nın Tarihi ve Coğrafyası... 1 B.Manisa‟da Fizikî, Sosyal Ve Ekonomik Durum ... 6

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

A.ġER‟ĠYYE SĠCĠLLERĠ

a. ġer‟iyye Sicillerinin Genel Özellikleri ... 10 b.Manisa ġer‟iyye Sicillerine Genel Bir BakıĢ ve 152 Numaralı Manisa ġer‟iyye Sicili Hakkında Genel Bilgiler ... 11 B.OSMANLI DEVLETĠ‟NDE HUKUK VE HUKUKUN UYGULANIġ BĠÇĠMLERĠ a. ġer‟i ve Örfî Hukuk ... 13 b. Osmanlı Mahkemeleri ... 15 c. Osmanlı Hukuku Ġle Ġlgili Kavramlar ... 16

(8)

ĠKĠNCĠ BÖLÜM

152 Numaralı H: 1092/M: 1681-82 Tarihli Manisa ġer‟iyye Sicili‟nin

Transkripsiyonu ... 20 - 365

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

152 NUMARALI MANĠSA ġER‟ĠYYE SĠCĠLĠ‟NĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ

1-AĠLE KURUMU VE MĠRAS HUKUKU ĠLE ĠLGĠLĠ BELGELER

1.1. Evlenme... 366

1.2. BoĢanma ... 368

1.3. Nafaka ve Vasî Tayini ... 372

1.4. Miras (Veraset)... 378

2-ġAHIS HUKUKU ĠLE ĠLGĠLĠ BELGELER 2.1. Kölelik ve Câriyelik (Rıkkıyyet). ... 391

2.2. Vekâlet ve Kefâlet ... 397

2.3. Alacak ve Borçlar Ġle Ġlgili Belgeler ... 400

2.4. Ceza Hukuku Ġle Ġlgili Belgeler ... 402

2.5. Alım-Satım Ġle Ġlgili Belgeler ... 408

2.6. Vakıf Ġle Ġlgili Belgeler ... 412

2.7. Vergiler ve Belediye Hizmetleri Ġle Ġlgili Belgeler ... 418

3-152 NUMARALI MANĠSA ġER‟ĠYYE SĠCĠLĠ‟NDE BULUNAN MANĠSA YER ADLARI ... 420

SONUÇ ... 423

KAYNAKÇA ... 427

(9)

EKLER 152 NUMARALI 1092/ 1681-82 TARĠHLĠ MANĠSA ġER‟ĠYYE

SĠCĠLĠ‟NDE YER ALAN DAVALARIN KONU BAġLIKLARI ... 432 DĠZĠN ... 446

(10)

ÖNSÖZ

Osmanlı Devlet TeĢkilatı içerisinde adalet kurumundan bahsederkenbize yol gösteren en önemli kaynağın Ģer‟iyye sicilleri olduğunu görürüz. ġer‟iyye Sicilleri bizlere Osmanlı Devleti‟nintoplum yapısı, kültürel durumu, gelenek görenekleri, bölgede yaĢayan gayrimüslim ahalinin durumu gibi birçok konuhakkında bilgi verir.

Tez çalıĢmamızda Manisa‟ya ait olan 152 No‟lu ġer‟iyye Sicil defteri incelenmiĢtir.ÇalıĢmamız giriĢ bölümünden baĢka üç bölümden oluĢmaktadır. GiriĢ bölümünde; Manisa‟nın tarihi ve coğrafi durumu anlatılmıĢtır. Birinci bölümde; ġer‟iyye Sicilleri hakkında genel bilgiler verilmiĢ ve Manisa ġer‟iyye Sicillerinin genel durumunun nasıl olduğu ortaya konulmuĢtur.

Ġkinci bölümde; 152 Numaralı (H:1092/M:1681-82) Manisa ġer‟iyye Sicil Defteri‟nin transkribi yapılmıĢtır. Tezin hazırlanması sırasında transkripsiyon kurallarına olabildiğince riayet edilmeye çalıĢılmıĢtır. Transkribe yapılırken, uzun okunan harfler ( ^ ) iĢâreti ile sembolize edilmiĢtir. Örneğin a'lar (â), u'lar (û), i'ler ise (î) harfleriyle gösterilmiĢtir. Genel itibariyle kayıtların temiz olarak tutulduğu bir defter olmasına rağmen mikrofilme çekilirken gereken özenin gösterilmemesi sebebiyle varağın ortasında iki sayfanın birleĢtiği bazı yerlersilik görünmekte, bazı kısımları ise mürekkebin yayılması sonucu okunamamaktadır. Bu yerleri okurken tam olarak emin olamadığımız kelimelerin bulunduğu yerlere “(…)” iĢareti konulmuĢtur.Yine az da olsa değerlendirme aĢamasında bazı davaların konu baĢlıklarına yer verememiĢ bulunmaktayız. Bunun sebebi belgelerin tahrip olması ya da yarım kalmıĢ davaların bulunmasıdır. Ayrıcadefterde geçen bazı kelimelerin bulundukları dönemdeki gibi değerlendirilerek okundukları gibi yazılmıĢ olmalarıdır. Örneğin “gidip” “gelip”

kelimelerinin yerine o dönemki yazılıĢları ile “gidüb”, “gelüb” kelimeleri kullanılmıĢtır.

Bundan baĢka sayfa numaraları yer yer silik çıktığı için yeniden numaralandırılmıĢtır.

Belgenin Osmanlıcası Cd‟ye aktarılırken sayfalar en sondan baĢa doğru ters aktarılmıĢtır. ÇalıĢmamız sırasında bu sayfalar olması gerektiği gibi sıralanmak suretiyle okunmuĢtur.

(11)

Üçüncü bölümde ise; davalarda geçen konu baĢlıklarına göre belgelerin değerlendirmeleri yapılmıĢtır.ÇalıĢtığımız ġer‟iyye Sicili defteri içerisinde Manisa‟da geçen yer adları ayrıca incelenerek, ilgili tabloda gösterilmiĢtir. ÇalıĢmamız sonuç ve kaynakça kısımları ile sonlandırılmıĢtır.

Tez çalıĢmamdaki yardımlarından dolayı danıĢman hocam Yrd. Doç. Dr.

Mehmet Günay‟a, bölümümüz Öğretim üyelerinden hocam Doç. Dr. Ertan Gökmen‟e, üzerimde hakkı bulunan bütün bölüm hocalarıma ve AraĢtırma Görevlilerimize teĢekkür ederim. Ayrıca bu yola beraber çıktığım ve desteklerini gördüğüm Yüksek lisans arkadaĢlarımAraĢtırma Görevlisi Mustafa Akbel‟e,Zeynep Karateke ve Hediye ÖnderoğlubaĢta olmak üzere tüm arkadaĢlarıma, desteğini her zamanyanımda hissettiğim canım aileme sonsuz teĢekkürlerimi sunarım.

AyĢe YILDIRIM 2013

(12)

KISALTMALAR

a.g.e. :Adı Geçen Eser

a.g.m : Adı Geçen Makale

Ans. :Ansiklopedisi

bkz. : Bakınız

C. : Cilt

H. : Hicri

M. : Miladi

M.ġ.S: Manisa ġer‟iyye Sicili

OSAV: Osmanlı AraĢtırmaları Vakfı

S : Sayfa

TTAV: Türk Tarihini AraĢtırma Vakfı

TTK : Türk Tarih Kurumu

Vb. : Ve benzeri

Yay. : Yayınları

YY. : Yüzyıl

(13)

GĠRĠġ

TARĠHTE MANĠSA

A.Manisa’nın Tarihi ve Coğrafyası

Manisa Ģehrinin Magnetler tarafından kurulduğu bilinmektedir. Magnetler Missi Kıtasında (Balıkesir ve havalisi) bulunuyorlardı. Turuva muharebesinde Turuva hükümdarına yardım eden Magnetler, bilâhare Girit Adasına geçmiĢler ve oradan tekrar Küçük Asya‟ya giderek bir kısmı Meandir = Mendires nehri kenarında Magnezi Ģehrini, diğer kısmı da Spil Dağı civarında Spil Magnezisi Ģehrini kurmuĢlardır. Manisa‟nın eski bir Ģehir olduğunu ve Anadolu‟da iki tane Magnezi adlı Ģehir bulunduğunu yapılmıĢ olan çalıĢmalardan anlayabilmekteyiz.Manisa Ģehrini Magnetler kurduğunda dolayı bu adın verildiği bilinmektedir. Ġlk çağlarda Ģehir bu isimle anılmıĢ, sonradan değiĢerek Manisa Ģekline girmiĢtir. Burada mıknatıs bulunduğundan dolayı halkınbu adıManisa‟ya verdiğini söylenmektedir.1

Manisa‟nın kuruluĢu ile ilgili çeĢitli efsaneler mevcuttur. Bunlardan en yaygın olarak bilineni tarihin babası olarak anılan Herodotos‟un da bahsettiği Manisa‟yı kuranların Yunanistan‟ın Teselya bölgesinden gelen Magnetler olduğudur. Heredotos Manisadan Thessalia‟nın Magnesiası adıyla bahsetmiĢtir.2

Heredotos, Magnesia‟nın Persler tarafından yağmalandığından da söz etmektedir. Bu saldırılardan sonra Magnesia yeniden bir Lidya Ģehri olmuĢtur.3Sarttan beĢ mil uzakta Gygaea gölü‟nün yakınında Lidya krallarının mezarları vardır.4Menderes ve Gediz Lidya‟nın merkez alanını teĢkil eder. M.Ö.7.Yüzyılda bu alanda eski Anadolulularla Trakyadan gelen muhtelif boy ve halklar oturuyordu. Bunlardan Sardlar Sardenya‟ya giderek Lidya devletini kurdular. Ġlk kralın adı Atis olduğu için bundan

1Ç. Uluçay – İ. Gökçen, Manisa Tarihi, Manisa Halkevi Yayınları, Sayı:5, İstanbul 1939, s. 9-10.

2 Herodotos, Tarih, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2006, s. 588.

3Teoman Ergül, Mitolojide Manisa, Manisa Turizm Derneği Yayını, Manisa 1988, s. 18.

4 R. Chandler, Sart’tan Manisa’ya, Gediz Dergisi, Manisa Halkevi, Manisa 1945, Sayı: 82, s. 6.

(14)

sonra gelenlere Atiler sülâlesi denildi. Bu sülâlenin ikinci hükümdarı Lidüs memleketi kendi adına izafeten Lidya adını verdiği için buradaki halka Lidyalılar adı verilmiĢtir.

Dünya tarihinde ilk defa madenî parayı basarak ticarî hayatı kolaylaĢtırmıĢlardır.5 Lidyalılar‟ın burada yaĢadıklarına dair bilgilere farklı kaynaklardan ulaĢabilmekteyiz.

Bölge Lidyalılar‟ın Persler‟e yenilmesi üzerine I.Pers satraplığına dahil edildi. MeĢhur kral yolu‟na sahip olması sebebiyle ekonomik yönden geliĢme gösterdi. Ardından Büyük Ġskender‟in nüfuzu altına girdi. Onun ölümünden sonra haleflerinin (Diadokhlar) mücadelesine sahne oldu. I.Selevkos M.Ö. 281‟de bütün Küçük Asya‟yı ele geçirince Ģehri oğlu I.Antiokos‟un idaresine verdi. 6Ġskender‟in Anadolu‟ya yaptığı seferle birlikte Ġranlılar Anadolu‟nun içlerine doğru atıldılar. Böylece Manisa M.Ö. 333‟de Ġskender‟in nüfuzuna girmiĢ oldu. Onun ölümü ile Ġskender Ġmparatorluğu üç generali arasında paylaĢılarak parçalanmıĢ ve Anadolu ile diğer Asya Ģehirleri Selevkoslar'a tâbi olmuĢtur. Buna Manisa ve civarı da dahildir.7ġehir bir ara Bergama Kralı I.Attalos‟un nüfuzu altına girdi. III. Antiokos‟un kuzeni Akhaios M.Ö 220‟de burayı yeniden ele geçirdi. M.Ö. 190‟da Romalılar Magnesia yakınlarındaki savaĢta III. Antiokos‟u yenince Ģehir halkı elçileri göndererek Roma hakimiyetini kabul etti. Roma Senatosu Ģehri savaĢ sırasında kendilerine yardım eden Bergama Kralı II. Eumenes‟e bıraktı.

Daha sonraları Latinler‟in 1204‟te Ġstanbul‟u almalarından sonra Ġznik Ġmparatorluğu‟nun sınırlarına dahil edildi. Ġmparator III. Ioannes Vatatzes (1222-1254) bir süre Magnesia‟da oturdu, kendi adına bir kilise yaptırdı ve öldüğünde buraya gömüldü. 1071‟den itibaren Anadolu‟ya giren Türkler‟in Ege sahillerine kadar uzandığı bilinen akınlarında Ģehrin nasıl etkilendiği hakkında bilgi yoktur.8 Bizanslılar devrinde bir piskoposluk merkezi olan Manisa, özellikle Latin hakimiyetinde iken geliĢmiĢ, fakat asıl önemini Türk hakimiyeti sırasında kazanmıĢtır.9

Anadolu Selçuklu Devleti‟nin zayıflaması ile bağımsızlıklarını ilan eden Türkmen boyları, Anadolu‟nun Moğol istilâsına maruz kalmasıyla birlikte Batı Anadolu Bölgesine yönelmiĢ, Bizans Ġmparatorluğundan ele geçirdikleri topraklar üzerinde

5 1967 Manisa İl Yıllığı, Ticaret Matbaacılık, İzmir 1968, s. 125-126.

6Feridun Emecen, Tarihin İçinde Manisa, Manisa Belediyesi Kültür Yayınları 1, Manisa 2007, s. 2.

7Cenap Refik Orkon, Manisa Coğrafyası, Resimli Ay Matbaası, İstanbul 1937, s. 46-47.

8Emecen, a.g.e, s. 2.

9Besim Darkot, “Manisa” Mad., İ.A., C.6, s. 289.

(15)

yayılmaya baĢlamıĢlardır. Öyle ki 1270‟ten baĢlayarak, Anadolu‟nun güneybatı ucu Bizanslılarca bir daha ele geçirilemeyecek derecede yitirilmiĢ durumdadır. 10

Saruhan Bey, 1305 yılından itibaren Manisa civarını Bizanslılardan feth etmiĢ, sıra Manisa‟ya gelmiĢti. Ancak Manisa kalesi surlar içinde müstahkem bir kent olduğundan ancak 1313 yılında alınabilmiĢtir. Zamanında Ġshak Çelebi ve Saruhanoğulları Beyliğine bağlı baĢlıca kentler Ģunlardır: Menemen, Gördes, Nif, Turgutlu, Demirci, Akhisar, Marmara, Kayacık, Gördes, Adala, Urganlı, Güzelhisar, Ilıca, Tahanyat, Foça, Karacalardır.11Saruhan Bey,Manisa‟ya hakim olduğu zaman imar faaliyetlerine de önem vermiĢtir. Manisa‟da Gürhane, Çaprastları Kebirve Sağir Mahallelerine çeĢmeler yaptırmıĢtır.12

Saruhanoğulları‟nın merkezi olarak geliĢme gösteren Manisa ilk defa Yıldırım Bayezid‟in 1389-1390‟da kıĢındaki askerî harekâtı sırasında Osmanlı idaresi altına alındı. Timur‟un Yıldırım Bayezid‟i yendiği Ankara SavaĢı‟ndan sonra yeniden Saruhanoğullarının idaresi altına girdi. Buradaki Osmanlı idaresi ancak 1415‟ten biraz önce tam olarak kurulabildi. Osmanlı hakimiyetine girmesinin ardından Ģehrin karĢı karĢıya kaldığı ilk olay 1437‟de ġeyh Bedreddin‟in müridlerinden Torlak Kemal‟in yakalanarakManisa‟da idam edilmesidir.13

ġeyh Bedreddin müridleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal‟in islamiyet adına zararlı bir takım faaliyetlerde bulunması ve zararlı fikirler yayması üzerine I.Mehmed, onu Rumeli Kadıaskerliği görevinden aldı.ġeyh Bedreddin ise müridleri olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile birlikte 1416 yılında Sakız adası‟nın karĢısında bir isyan çıkarttı. I.Mehmed sonunda isyanı bastırarak önderlerini idam ettirdi.14II.Murat‟ın, oğlu II.Mehmet‟le saltanat değiĢimi ve Manisa‟ya geliĢi ilk defa burayı bir siyasî merkez olarak Bursa ve Edirne‟nin önüne çıkardı. Manisa‟da tahttan çekilmiĢ bir padiĢah gibi davranmayan II.Murat Ģehrin imarında rol oynadı. Yeniden tahta geçince de oğlu Mehmed‟i tekrar Manisa‟ya yolladı. 1446‟da II.Mehmet burada iken oğlu Ģehzade Bayezid doğdu. Ġkinci defa tahta çıkınca da ortanca oğlu Mustafa‟yı Ģehre

10C.Cahen, Osmanlılardan önce Anadolu’da Türkler, İstanbul 1979, s. 300.

11Zekeriya Yurdoğlu, Manisa Tarihi (Kuruluşu’ndan Cumhuriyet’e kadar) Manisa Barosu Kültür Yayınları, Manisa 1994, s. 54.

12M. Ç.Uluçay, Saruhanoğulları ve Eserlerine Dair Vesikalar, Manisa Halkevi Yayınları, Sayı:6, İstanbul 1940, s. 135.

13Emecen, a.g.e, s. 3-4.

14Donald Edgar Pıtcher, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihi Coğrafyası, Yapı Kredi Yayınları, 3. Baskı İstanbul 2007, s. 96.

(16)

gönderdi.Daha sonra Manisa II.Bayezid‟in oğulları Abdullah‟a, ġehinĢah‟a, Korkut‟a, AlemĢah‟a ve Mahmut‟a ev sahipliği yaptı. Bu son iki Ģehzade Manisa‟da iken vefat etti. 1503 ve 1507 II.Bayezid‟in oğulları arasındaki taht kavgası sırasında Manisa tekrar ön plana çıktı. ġehzade Korkut bir oldu bitti ile gelip Ģehre yerleĢti. Yavuz Sultan Selim babasını tahttan indirip yeniden padiĢah olunca Manisa‟daki Korkut‟un üzerine yürüdü Ģehri kuĢattı. Korkut gizlice kaçtı. Yavuz Sultan Selim, Ģehirde ve bölgede bozulan düzeni yeniden sağlamak için oğlu Süleyman‟ı (Kanûnî) idareci olarak tayin etti.

ġehzade Süleyman yeniden tahta çıkıncaya kadar Ģehirde annesi Hafza Sultan ile birlikte kaldı. PadiĢah olunca da 1515‟ te Manisa‟da doğan oğlu Mustafa‟yı Ģehre yolladı. Onun 1541‟de Amasya‟ya nakli üzerine yerine 1542 de ġehzade Mehmet geldi.

Mehmed burada hastalanıp öldü. Bunun üzerine II.Selim 1544‟teManisa‟ya tayin edildi.

Burada iken annesi Hürrem Sultan ve kardeĢi Cihangir gelip onu ziyaret etti. 1546‟da Aynı yıl Selim‟in oğlu III.Murat Bozdağ yaylağında dünyaya geldi. Bir süre sonra babasının cülûsunun ardından O da artık veliaht Ģehzadelerinin makamı haline gelen Manisa‟ya gönderildi. 1562 „de on iki yıl Ģehirde kaldıktan sonra padiĢah oldu. ġehre yollanan son Ģehzade yine 1566‟daburada doğmuĢ olan III.Mehmet‟tir. 1584‟te tahta çıktığı 1595‟e kadar burada idarecilik yapmıĢtır.15

Manisa‟da görev yapan Ģehzadeler Ģunlardır: Yıldırım Bayezid‟in oğlu Süleyman Çelebi; II.Murat‟ın oğlu Mehmet (Fatih); Fatih Sultan Mehmet‟in oğlu Mustafa; II.Bayezid‟in oğulları Abdullah, AlemĢah, Korkut ve Mahmud; Yavuz Selim‟in oğlu Süleyman (Kanûnî); Kanûnî‟nin oğulları Mustafa, Mehmet ve Selim;

II.Selim‟in oğlu Murad; III.Murad‟ın oğlu Mehmed. Mehmed Manisa‟ya bizzat gönderilen son Ģehzadedir. Bu Ģehzadelerden padiĢah olanlar: Fatih Sultan Mehmet, Kanûnî Sultan Süleyman, II.Selim, III.Murad, III.Mehmed ve burada doğmuĢ olan Mustafadır. Osmalı Devletinde icraatlarıyla meĢhur olmuĢ ve tarihe damgalarını vurmuĢ olan en ünlü padiĢahlar bu usulle yetiĢmiĢ olanlardır. ġehzadelerin sancağa çıkarılma uygulamasına son verilmesinden sonra artık böyle dirayetli devlet baĢkanı yetiĢmemiĢ ve kafes usûlü uygulamasından bir müddet sonra buna paralel olarak devlette de duraklama dönemi baĢlamıĢtır. Bu gerçekler de sancağa çıkarılma usûlünde Ģehzadelerin aldıkları uygulamalı idarecilik eğitimini öne çıkarmaktadır. “ġehzadeler Ģehri”, “Fatihlerin, Kanûnîlerin yetiĢtiği Ģehir” gibi sıfatlarla anılan Manisa‟nın Osmanlı

15Emecen, a.g.e., s. 4-5.

(17)

Ģehzadelerinin padiĢah olmadan önce eğitim ve staj gördükler bir yer olduğu hep ifade edilegelmiĢtir.16

Manisa‟da bazı dönemlerde yoğun olmak üzere bir takım isyanlar baĢ göstermiĢtir. Buradakiönemli isyanlardan biri Cennetoğlu isyanıdır. Cennet oğlu;

Cennet isminde Birgili bir kadının oğlu olduğundan bu isimle anılmaktadır. Ġsyan ettiği sırada bir tımarlı sipahidir. Asker ve hükümet memurlarından fenalık gören halkın da desteğini alan Cennetoğlu; Aydın, Karesi, Saruhan ve Tire‟de isyan etmiĢtir. Bursa ve Tire taraflarını soyduktan sonra Turgutlu‟yu zaptetmiĢ ve Manisa‟ya yürümüĢtür.

Manisa‟da mağlup olan Cennetoğlu Denizliye firar ettiyse de yakalanmıĢ ve öldürülmüĢtür (1625). Diğer eĢkiyalık hareketlerinde de olduğu gibi Cennetoğlu isyanı sırasında da halk mal ve mülkünü bırakarak kaçmak zorunda kalmıĢtır.17Anadolu‟da merkezi otoritenin zayıflaması eĢkiyalık hareketlerinin çoğalmasına neden oluyordu.

Halk kendini eĢkiyalardan korumak için beylere ve eĢrafa sığınırdı. Bazı bölgelerde ortaya çıkan Ayanlar kendi bölgelerinde asayiĢi ve ekonomiyi kontrol altına aldılar.

Manisa çevresinde de Karaosmanoğulları ailesi önemli bir duruma geldi.

Karaosmanoğulları 1737‟den sonra Osmanlı tarihinde görülür.Manisa Karaosmanoğlu ailesinin nüfusu altına girdikten sonra Manisa‟da eĢkiyalık hareketlerine pek rastlanmaz.

Manisa 1922 Eylül‟üne kadar Yunan iĢgalinde kaldı. Yunan kuvvetleri çekilirken 5 Eylül Salı günü Ģehri ateĢe verdiler. AkĢam söndürülen yangın sabah çarĢı kesiminde tekrar baĢladı ve 8 Eylül‟de kendiliğinden söndü. Yangın sırasında halk dağlara kaçtı, bu büyük yangın neredeyse Ģehrin tamamını etkiledi. Manisa tam bir harabeye dönüĢtü. 8 Eylül‟de Türk birlikleri Manisa yakınlarındaki küçük bir çarpıĢmanın ardından Ģehre girdi.18Cumhuriyetin ilânından sonra sancaklara vilayet(il) ismi verilince “Saruhan” da il olmuĢ ve 1927‟de Ģehrin adı Bakanlar kurulu kararınca

“ManisaVilayeti” olarak değiĢtirilmiĢtir.

16Manisalı Padişahlar, (Cbü Tarih Bölümü Başkanlığı’nın Bilimsel Katkılarıyla hazırlanmıştır) Manisa Valiliği Yayını, Manisa 1999, s. 17.

17Ç.Uluçay, XVII. Asırda Saruhan’da Eşkiyalık Ve Halk Hareketleri, İstanbul 1944, s. 31-36.

18Emecen, a.g.e., s. 6.

(18)

B. Manisa’da Fiziki, Sosyal ve Ekonomik Durum

Manisa Ģehrinin merkez olduğu Manisa ili Ġzmir, Balıkesir, Kütahya, UĢak, Denizli ve Aydın illeriyle çevrilmiĢtir. Merkez ilçeden baĢka Ahmetli, Akhisar, AlaĢehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kırkağaç, KöprübaĢı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selenli, Soma ve Turgutlu adlı on beĢ ilçeye ayrılır.19 Vilayeti sulayan nehirlerin en büyüğü ve ehemmiyetlisi Gediz Irmağıdır. Bu su Murat çayı adıyla meydana gelen çay ile, Demirci çayını sağdan alarak büyür, sonra AlaĢehir suyu ile kuvvetlenir.20

Manisa ili Saruhan-MenteĢe eski kara kütlesi üzerinde yer almaktadır. Ġl alanı doğuda UĢak ve Kütahya, batıda Ġzmir kuzeyde Balıkesir, güneyde Aydın Denizli ve Ġzmir illeriyle çevrilidir. Doğal açıdan güneyinde yüksek Sipylos (Spil 1517 m) Dağı‟yla kapatılmıĢ, önü de Gediz Nehri ile kesilmiĢtir. Güneyde en yüksek kısım olan Bozdağlar (2160 m) yer alır bu dağların kuzey yamaçları Manisa Ġl sınırları içine girer.

Ġl topraklarının batıdan Spil Dağı, Yamanlar Dağı uzantıları, Menemen Boğazı ve Yund Dağı (1075), Dumanlı dağı (1098 m), kütlesinin doğu yarısını içine alır. Kuzey ve Kuzeydoğudan Demirci Dağları ve uzantıları, doğudan Kula, Gördes, UĢak platoları yer almaktadır.

Manisabugün olduğu gibi, eski çağlarda da doğu ile batıyı birbirine bağlayan bir bölgede yer almıĢ olması dolayısıyla canlılığını sürekli korumuĢtur. Özellikle kuzeydoğusundan geçen, Persler tarafından inĢa edilmiĢ olan Kral yoluna yakınlığı, denizden gelen korsanlık hareketine olan uzaklığı ve kapalılığı bu önemini artıran sebeplerin baĢında gelir. Küçük Asya‟nın iç kısımlarından ve doğudan gelenlerin batıya, denize ulaĢmak için geçmek zorunda oldukları uğrak yeri durumunda bulunmaktadır.21

Manisa‟nın fizikî durumu hakkında ilk ciddi bilgileri, XIV. Yüzyılından bugüne kadar ulaĢabilen tarihî eserlerin bulundukları mevkîler sağlar. Güneyinde yer alan surlarla çevrili kesimin ve iç kalenin Bizans‟tan intikal eden iskan alanını belirlediği Ģehir, Saruhanoğulları döneminde daha aĢağı bölgelere doğru geniĢleme göstermiĢtir.

Böylece geniĢleme kuzeye ovaya doğru yönelmiĢtir. ġehrin iskân mahallerini belirleyen coğrafî Ģartlara, dağdan aĢağı inen bir nevi sel yatağı durumunda bulunan üç dereyi

19Emecen, a.g.e, s. 14.

20Orkon, a.g.e., s. 30.

21Oktay Akşit, Manisa Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1983, s. 23.

(19)

eklemek gerekir. Bunlardan Akbaldır ve Serabad/Tabakhane dereleri Osmanlı döneminde de belirleyiciliğini sürdürmüĢtür. Saruhanoğulları devri Manisa‟sı, dağ eteklerinde kalenin alt kesiminde ince bir yerleĢme Ģeridi halindedir. Bu iskânda özellikle Ulu Cami‟nin bulunduğu yer dikkat çekicidir.22Hatta Ģehrin bulunduğu mevkînin bu hususiyeti, buraya gelen seyyah Tournefort‟un da dikkatini çekmiĢ;

Seyyah burayı Bursa‟ya benzeterek, Manisa Ģehrinin Bursa‟nın yarısından biraz büyük olduğunu, ancak tıpkı ona benzer Ģekilde, bir dağın güneyinde yer aldığını ve doğudan batıya gittikçe geniĢlemekte bulunduğunu bildirmiĢtir.23

Saruhanoğulları döneminde varlığı tespit edilen yerleĢme yerleri Câmi-i Kebir (Ulu Cami), ÇarĢı, Bölücek, Gürhane, Derehamam, Zindan, Çaprastlar, Narlıca, Serabad ve Girdeci (Yenice), adlı mahallelerdir. Aliağa, Cami-i Cedid (Sultaniye), Hacı Yahyaoğlu, Karayunus, Alaybey sonra ortaya çıkan yerleĢme alanlarıydı. Burada 1531‟de en kalabalık mahalle Karaköy idi. Buranın Ģehrin dıĢ mahallelerinden biri oluĢu iskanın yönü hakkında fikir verir. Yine Ulucami, Attar Ece Camii, Gürhane, Bölücek, Çaprastlar adlı mahalleler eski yerleĢim alanı üzerinde kalabalık bir nüfusu barındırmaktadır. 1575‟te en kalabalık mahalleler içinde Çaprastların yer alması nüfusun hala eski Ģehir dokusu üzerinde toplanmıĢ olduğunu gösterir. 24

“Mahalle veya köyün yönetiminde imam ve gayrimüslimler için papaz söz sahibiydi. MaaĢı mevcut vakıf gelirlerinden verilirdi ve bu meblağın miktarı ve kayıt usulleri de suistimale müsaitti. XIX.yy‟da bu nedenle muhtarlıklar kuruldu. TaĢrada ilk muhtarlık teĢkilatının Kastamonu‟da kurulduğunu söylemektedir.”25Osmanlı Devleti XV. ve XVI. yüzyıllarda fert fert değil vergi mükellefi olan erkek nüfus esas alınmak suretiyle, otuz kırk yılda bir, bazen daha sık aralıklarla nüfus ve vergi sayımları yapılmıĢtı. Bu iĢleme tahrir deniliyor; tahrir sonucu elde edilen verilerin toplandığı defterlere tahrir defteri adı veriliyordu. Gayrimüslimler içinse cizye defterleri tutulmuĢtu.”26

Saruhanoğulları ya da Osmanlı hakimiyeti altındaki Ģehirde XVI. yüzyıla kadar hıristiyan nüfus bulunmamaktaydı. XVI. yüzyıl boyunca ise tek gayrimüslim topluluğu

22Emecen, a.g.e., s. 6.

23 Feridun Emecen, XVI. Asırda Manisa Kazası, TTK Basımevi, Ankara 1989, s. 42.

24Emecen, a.g.e., s. 7-8.

25İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Timaş Yayınları, İstanbul 2010, s. 45.

26 Bahaeddin Yediyıldız, “ Klasik Dönem Osmanlı Toplumuna Genel Bir Bakış”, Türkler Ansiklopedisi C.10, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 186.

(20)

Ġspanyadan çıkarılıp 1500 yılından itibaren Ģehre yerleĢen Yahudi grupları oluĢturmuĢtu. Manisa yakınlarındaki Horos adlı köyde küçük bir Rum nüfusu 1531‟de yedi hane, 1575‟te yirmi iki hanedir. ġehzade sarayının hizmetinde istihdam edilmiĢti.

ġehirdeki Yahudiler 1531‟de seksen sekiz hane (yaklaĢık 500 kiĢi), 1575‟te 117 hanelik (yaklaĢık 700 kiĢi) nüfusa sahipti. Bunlar Ģehir içindeki bazı vakıflara ait odalarda ve Amalar adlı mahallelerde ikamet etmekteydiler. XVII. yüzyıldan itibaren Yahudiler‟in nüfusu azalırken Ģehirde Ermeni ve Rum yerleĢmeleri görülmeye baĢlandı.

XVII. yüzyılın ilk yarısında mahalle sayısı kırk dörde, ortalarında ise elli ikiye ulaĢtı. Bölgeyi sarsan Celâli Ġsyanları etrafı duvarla çevrilmiĢ Ģehre yönelik göçleri artırdı. Daha önce III.Murat döneminde Ģehir halkının bazı vergilerden (avârız türü) muaf olması da bu göçte etkili oldu. Celâli Ġsyanları dolayısıyla iç ve Doğu Anadolu‟dan kaçan Türk, Rum ve Ermeni gruplarının bir kısmı buraya yerleĢti. Bunlara XVII. yüzyılın ortalarında Ġran tebaası olup ipek ticareti yapan Ermeni tacirler de eklendi. 1606-61 tarihli resmî bir sayımda 1575‟tekine göre önemli ölçüde bir nüfus artıĢı olduğu belirlenmiĢtir. Manisa‟nın bu sırada nüfusu 3684 haneye ulaĢmıĢtı.27 XVII.yüzyıl ortalarında Manisa‟da müslüman ve zımmilerin mahalleleri ayrıdır. Fakat mahallelerin ayrı olması konusunda kesin çizgiler yoktur. Müslümanların yaĢadığı mahallelerde gayr-i müslim ailelerin yaĢadığı gibi gayr-i müslim mahallelerinde de müslümanların yaĢadığını görebilmekteyiz.28

Manisa‟da Osmanlı Ģehirlerinin hemen hepsinde rastlanıldığı gibi, çeĢitli meslek kollarının toplu olarak bulundukları büyük bir çarĢı, çeĢitli esnaf gruplarının birlikte bulunduğu, birbirine paralel, yek diğerlerini dikine kesen arasta ve sokaklardan meydana gelmekteydi. Muhtelif esnaf gruplarının, kendilerine has sokaklarda toplu olarak bulunduğu çarĢının nihayeti her PerĢembe Pazar kurulan bir meydana açılırdı.

Ayrıca büyük çarĢıda, iki bedesten, bir han ve kervansaray da bulunmaktaydı.1531 ve 1575 tarihli defterlere nazaran, Manisa esnafı kabaca Ģu dört baĢlık altında toplanmıĢtır.

1. Gıda maddeleri ve unlu mamüller satanlar, piĢirenler(habbaz, aĢçı, bakkal, kasab, kebabcı, pekmezci, bozacı, helvacı, macuncu gibi).

2. Dokumacılık ve onunla ilgili iĢ kollarında çalıĢanlar (çulha, hallâç, terzi, ipekçi, boyacı gibi).

27Emecen, a.g.e., s. 8.

28 Mehmet Günay, XVII.yüzyılın ikinci yarısında Manisa’nın Sosyal ve Ekonomik Durumu (1650-1675) Doktora Tezi, İstanbul 2000, s. 35.

(21)

3. Dericilik ve bunun yan iĢ kolları ile meĢgul olanlar (debbağ, saraç, papuççu, mutaf gibi).

4. ÇeĢitli alet imal edenler (bıçakçı, çilingir kalaycı, nalbant, tarakçı, iğneci, çömlekçi) ile inĢaat iĢleriyle uğraĢanlar (bennâ, taĢçı, nakkâĢ gibi).

Bu gruplardan hususiyle, tekstil ve deri sanayinin oldukça geliĢmiĢ olduğu anlaĢılmaktadır. Bölgede bilhassa pamuk ziraati oldukça ehemmiyetli bir yere sahipti.

Bol miktarda üretilen pamuk, öncelikle Ģehir esnafının ihtiyacı karĢılandıktan sonra tüccârlar tarafından satın alınıp baĢka memleketlere götürülebilirdi. Manisa dokumacı esnafı pamuk ipliğini iĢleyerek, ince pamuklu kumaĢ yani Boğasi, astarlık alaca, tülbent bez, makrama, gömleklik gibi kumaĢlar imal ederlerdi. Manisa‟nın özellikle Boğası ve Alacası oldukça meĢhurdu ve Ġstanbul piyasasında revâc bulmakta idi. Ayrıca dokumacılar, meslekî hususiyetlerine göre, kendilerine has malları imâl ile mükelleftiler. Terziler ve bez dokuyucuları, birbirlerinin sahası ile ilgili iĢleri yapamazlar, böyle bir hareket olursa derhal müdahale olunurdu.29Dokumacılık hammaddesine göre bitkisel kökenli olanlar; pamuklular ile hayvansal kökenli olan;

yünlü ve ipekliler olmak üzere üç kategoride incelenebilir. Osmanlı kaynaklarında pamuk, Pembe olarak geçer ve pamuklu dokumalar içinde en çok adı geçenler; bogası, kirpas, alaca, bez, mendil, dimi, yemeni, tülbent, basma çit, yazmadır. Pamuklu dokumacılık Ġç Batı Anadolu‟da çok önemli geliĢmeler göstermiĢtir. GeliĢmiĢ Denizli dokumacılığı baĢta olmak üzere Bergama, Akhisar, Tarhala, Manisa dolayları pamuklu bez dokurdu.30 Osmanlı‟da esnaflık da bu alanlarda geliĢme göstermiĢti. Osmanlı ekonomik hayatı bahsi geçen Ģehirlerde ve bahsi geçen ürünler ağırlıklı olmak kaydıyla teĢekkül etmiĢtir.

29Emecen, a.g.e, s. 67- 68.

30Hülya Tezcan, “ Osmanlı Dokumacılığı ” Türkler Ansiklopedisi, C.10, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 654.

(22)

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

A. ġER’ĠYYE SĠCĠLLERĠ

ġer’iyye Sicillerinin Genel Özellikleri

ġer'iyye sicili defterleri islam tarihinde ilk defa Emeviler zamanında (661-750) Mısır‟da tutulmuĢtur. Halife Muâviye tarafından Mısır kadısı olan Süleyman bin Itır‟ın daha önce hükme bağladığı bir miras davasının taraflar arasında inkâr edilmesiyle tekrar hükme bağlanması ve bir daha bu ve bunun gibi itirazların olmaması için Ģahitleriyle kayda geçirilmesi Ģer‟iye sicili geleneğinin baĢlangıcı sayılır.31 Osmanlı Devleti‟nde ilk kadı sicilinin Bir Numaralı Bursa ġer‟iye Sicili olduğu bilinmektedir.32

Kadıların verdikleri ilâm, hüccet ve cezalarla görevleri gereği tuttukları çeĢitli kayıtları ihtiva eden defterlere Ģer‟iyye sicilleri, kadı defterleri, mahkeme defterleri ve zabt-ı vekâyi sicilleri adı verilir. Bunların maruzlara, ilâmlara, hüccetlere, aile hukukuna, terekeye, izinnâmeye, emir ve fermanlara, vekâlet ve kefâletlere ait ayrı ayrı tutulmuĢ olanları olduğu gibi çeĢitli vesikaları bir arada bulunduranları da vardır.

Sicillerin çoğu karıĢık olarak tutulmuĢtur. Belgelerin isimlerinden de anlaĢılacağı gibi mahkemeler, bir yandan anlaĢmazlıkları çözmeye çalıĢırken diğer yanlardan da noterlik iĢleriyle uğraĢırlardı.33

Selçuklularda, Memlüklülerde ve özellikle Osmanlı Devleti‟nde kadıların verdiği kararlar ve defterlerdeki hüccetler, hakimi belli bir dava ve hukukî anlaĢmazlıktaki tesbit zabıtlarını; Ġlamlar, kadıların verdikleri hüküm suretlerini;

ma‟ruzlar, baĢta ceza hukuku olmak üzere daha ziyade kamu hukukuna ait kararlar ve zabıtları; fermanlar ise padiĢahların belirli konularda kadılara hitaben yazdığı yazılı

31M.Akif Aydın, Türk Hukuk Tarihi, Beta Yayınları, İstanbul 1996, s. 352.

32 Ahmet Akgündüz - A.Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, OSAV Yay.İstanbul 1999, s. 470.

33Abdülaziz Bayındır, “Osmanlıda Yargının İşleyişi”, Osmanlılar Ansiklopedisi, C. 6, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 671.

(23)

emirlerini ifade etmektedir. Bu belgeler arasında özel hukukun bütün dalları, kamu hukukunun ise ceza, usûl, vergi hukuku ve bazı idari kararlarla ilgili kadıların muhtesiplerin ve bir çeĢit icra memuru demek olan SubaĢıların resmî beyanlarını bulmak mümkündür.34

ġer‟iyye sicillerinden Osmanlı Devleti hakkındaki en temel bilgilere ulaĢabilmekteyiz. ġer‟iyye sicilleri bizlere Osmanlı Devletinin sosyo-ekonomik yapısı, dini durumu, askeri alanı, halkın Ģikayetleri, alınan vergiler; dönemi itibariyle mahkeme kayıtlarında iĢlenen suçların mahiyeti, meslek grupları, tarım ürünleri, hayvancılık ve daha birçok konu hakkında bilgiler verir.

ġer'iyye Sicilleri, XV. asır ile XX.asrın ilk çeyreğine kadar geçen 472 yıllık Türk tarihinin iktisadı, siyasi, sosyal, hukuk ve kültür tarihinin temel kaynaklarından birisidir. Bu önemli belgeler tetkik edilmedikçe, XV ile XX. asır arasındaki Türk kültür ve Tarihine ait verilecek bilgiler ve hükümler eksik kalacaktır. Mahkeme kararları her devirde ve günümüzde de ait olduğu devletin kültürünü ve tarihini yansıtan önemli belgelerdir.35

MANĠSA ġER’ĠYYE SĠCĠLLERĠNE GENEL BĠR BAKIġ VE 152 NUMARALI MANĠSA ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ HAKKINDA GENEL BĠLGĠLER

ÇalıĢmamız 152 numaralı Manisa Ģer‟iyye sicili üzerine bir çalıĢmadır.

ÇalıĢtığımız sicilden Manisa Ģehrine ait yer adları, coğrafi yapı, sosyo-ekonomik durum, gayrimüslim vatandaĢlarla olan iliĢkiler, 1681-82 yılında Manisa Ģehrinde iĢlenen suçlar gibi birçok alanla ilgili bilgilere ulaĢabilmekteyiz.

Manisa müzesinde 460 defterden meydana gelen Ģer‟iyye sicili bulunmakta iken 1990 yılında merkezî idarenin aldığı bir kararla Ankara‟daki Milli Kütüphaneye gönderilmiĢtir.36Bazı defterlerin bir araya toplanmasıyla günümüzde defter sayısı resmi rakamlara göre 432 olarak görülmektedir. Günümüz itibariyle “Manisa Ġl Halk Kütüphanesi” ya da “Kitap Saray” olarak bilinen kütüphanede sicillerin

34 Halil Cin –Ahmet Akgündüz, Türk-İslâm Hukuk Tarihi, C. 1, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, s. 98.

35Ahmet Akgündüz,Şer'iyye Sicilleri, C. 1, TTAV Yay, İstanbul 1988, s. 11.

36Ç.Uluçay, “ Manisa şer’iyye sicillerine Dair Bir Araştırma “ , Türkiyat Mecmuası, C. 10, İstanbul 1953, s.

288.

(24)

mikrofilmlenmiĢ kopyalarından birer nüsha bulunmakta ve bu belgelerin kopyaları özel izinle alınabilmektedir. Günümüz itibariyle sicillerin yer aldığı defterler Manisa Kitap Saraydan ayrı bir bina olan el yazması eserler birimi oluĢturularak buraya aktarılmıĢtır.

Tez çalıĢmam sırasında Manisa Ģehri üzerine detaylı çalıĢmaları bulunan bilgilerinden istifade ettiğimiki isim ön plana çıkmıĢtır. Bunlar: M.Çağatay Uluçay ve Ġbrahim Gökçendir. Bu kiĢilerbir dönem Manisa Lisesi‟nde görev yapmıĢ öğretmenlerdir. Manisa tarihinin aydınlatılması için emek vermiĢ, önemli çalıĢmalarda bulunmuĢlardır. Manisa hakkında değerli çalıĢmaları bulunan tez çalıĢmamda da sıkça baĢvurduğum diğer bir önemli isim Prof.Dr. M.Feridun Emecendir. Bunlardan baĢka Manisa hakkında yapılmıĢ doktora ve yüksek lisans tezleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; Tez danıĢmanım Mehmet Günay‟ın XVII. Yüzyılın Ġkinci Yarısında Manisa‟nın Sosyal ve Ekonomik Durumu (1650-1675), Önder Bayır‟ın XVIII. Yüzyılın ilk Yarısında Manisa‟nın Sosyal ve Ġktisâdi Durumu isimli tez çalıĢmasıdır. Bunlardan baĢka Manisaile ilgili yapılmıĢ olan yüksek lisans tezlerinden bazıları ise Ģunlardır:

Celal Bayar Üniversitesi‟nden Ömer KarataĢ 242 numaralı 1224/1808-1809 Manisasicil defteri, Masum Ocak 189 numaralı Manisasicil defterine göre Manisa`nın sosyal ve iktisadi durumu, Caner Yılmaz 100 numaralı 1060-1061/1650-1651 tarihli Manisasicil defteri, Adem Akdeniz 382 numaralı Manisasicil defteri,Fatih Bursa 14 numaralı H. 1002 tarihli Ģer`iyye sicil defteri, Turgut Uzun 6 numaralı 942-973/1535- 1565 tarihli Manisa sicil defteri, Ferdi Gökbuğa 124 numaralı 1075-1076/1665-1666 tarihli Manisa sicil defteri, Mehmet Çamlı 4 numaralı 959/1551 tarihli Manisa sicil defteri, Ġlker Mümin Çağlar 273 numaralı 1252-1253/1836-1837 tarihli Manisa sicil defteri, Mustafa Akbel 395 numaralı 1321-1323/1903-1905 tarihli Manisa ġer‟iyye sicil defteri, Zeynep Karateke 418 numaralı 1327-1328/1909-1910 tarihli Manisa sicil defteridir.

ÇalıĢmamızda yüksek lisans tezi olarak 152 numaralı (H:1092/ M:1681-82) Manisa Ģer‟iyye sicil defteri çalıĢılmıĢtır. Osmanlı hukuk yapısının iĢleyiĢine genel bir bakıĢla birlikte, tezim olan bu defterin tasnif ve değerlerlendirmesi yapılmıĢtır. Bu defter üzerinde yapmıĢ olduğum çalıĢmalar sırasında, defterin günümüze ulaĢıncaya kadar geçirmiĢ olduğu yıllar ve saklama koĢullarının olumsuzlukları göz önünde bulundurulacak olursa bazı sayfalarının kısmen tahrip olduğu görülmektedir.

Sayfalardaki bazı kısımlara ise fazla mürekkep akmasından ve dağılmasından kaynaklı

(25)

okuma kayıpları yaĢanmıĢtır. Okunamayan bu kısımlar ise, önsözde de açıklamıĢ olduğumuz üzere çeĢitli sembollerle gösterilmiĢtir. ÇalıĢmamız, Manisa‟da aile hukukuna dair konular baĢta olmak üzere; Ģahıs hukuku, ceza hukuku, borçlar hukuku, gayrimüslimler hukukuna dair belgeleri barındıran, konu çeĢitliliği gösteren bir çalıĢma olmuĢtur.

OSMANLI DEVLETĠ’NDE HUKUK VE HUKUKUN UYGULANIġ BĠÇĠMLERĠ

A. ġER’Ġ VE ÖRFÎ HUKUK

Osmanlı Devleti‟nde hukuk üç ana esasa dayanıyordu: Ġslâm hukuku (Ģeri‟at), örfî hukuk ve feth edilen bölgelerde daha önceden bir Ģekilde konulmuĢ olan kanun ve nizamlardır.

Osmanlı idaresi, islâm dininin toplum düzeni ve fertler arasındaki iliĢkiler konusunda koyduğu emir ve yasaklardan oluĢan Ģer‟i hukuku, temel hukuk sistemi olarak kabul etmiĢti. ġer‟i hukukun kaynakları ise Kur‟ân, hadisler, toplumun benimsediği görüĢler (icmâ‟) ve islam hukukçularının uygulamaları (kıyas) idi.37

Örfî hukukun kapsamında ise, Ģer‟i hukuka dokunmamak ona aykırı olmamak Ģartıyla Osmanlı padiĢahının yasama yetkisi vardır. PadiĢahın bu yetisine dayanarak koyduğu bu hukuka örfî hukuk adı verilmiĢtir. Örf deyiminin bugünkü gelenek görenek hukuku anlamında kullandığımız sözcüklerle doğrudan bir ilgisi yoktur;

Geleneği Osmanlılar daha çok âdet kelimesiyle belirtmiĢlerdir. Örf, padiĢahın Ģeriat dıĢı alanda aklına dayanarak islam yararına koyduğu kurallar anlamına gelirdi.

Bazen belli bölgelerde eski âdetleri padiĢah örfî yetkisine dayanarak hukuk kuralı ilan edilebilirdi ki, bu biçimde bugünkü örf sözcüğü, eskiden beri yaĢayan kuralların hukuk tanınması anlamına gelmiĢtir.38Hükümdarın sırf kendi iradesine dayanarak Ģerî‟atın Ģumûlüne girmeyen alanlarda devlet kanunu koyma yetkisi islam devletinde bu aĢamaya, daha Osmanlılardan önce kurulmuĢ olan Müslüman Türk

37Mehmet Ali Ünal, Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Fakülte Kitabevi, Isparta 2010, s. 102.

38 Murat Şen, “ Osmanlı Hukuku’nun Yapısı “, Osmanlılar Ansiklopedisi, C. 6, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 670.

(26)

Devletlerinde eriĢilmiĢ bulunuyordu. Meselâ, Hindistan‟da Türk Delhi Sultanları (1206- 1412) Ģerî‟at yanında zavâbit denilen devlet kanunları çıkarmıĢtır.39

Tanzimat dönemine kadar günümüzdeki anlamıyla bir Osmanlı Anayasası yoktur. Ancak her hukukî düzenlemede her çeĢit idarî tasarrufda ve bütün yargı görevlerinde göz önünde bulundurulması gereken iki önemli hukukî hükümler manzumesi mevcuttur. ġer‟i Ģerif ve Kanun-i münif, ġer‟i Ģerif islam hukukunun aslî kaynaklarıyla sabit olan ve fıkıh kitaplarında ifadesini bulan Ģer‟i hükümler demektir. Bütün Osmanlı kanunnâmeleri ittifakla her çeĢit hükmün ve idarî tasarrufun Ģer‟i Ģerife uygun olmasını Ģart koĢmuĢtur. Kanun-i münif ise, Ġslâm hukukunun ulü‟l-emre tanıdığı sınırlı yasama yetkisi sonucu Osmanlı hukukunda bir çeĢit anayasa mesabesinde kabul edilen Osmanlı Kanunnâmeleridir ki, bunlar da iki kısımdır: Birincisi, Ġdarî teĢkilatla ilgili kanundur ki, 400 sene çok az bazı tadilat dıĢında hiç değiĢmemiĢtir. Fatih‟in hazırladığı idarî teĢkilat kanununun Tanzimat dönemine kadar uygulandığını ve sadece XI. Hicri asırda Tevkiî Abdurrahman PaĢa tarafından kısman ta‟dil ile geniĢletildiğini görüyoruz. Her iki kanun da, yürütme gücü ve idarî teĢkilat alanında Osmanlı Devleti‟nin anayasası hükmündedir.

ÇeĢitli konularda meydana getirilen kanun ve nizamlara kanunnâme adı verilirdi.

Bunlardan ilk önemli kanunnâmeyi Fatih Sultan Mehmet yapmıĢtır ki, Fatih kanunnâmesi olarak bilinir.Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman‟ın da kendi adlarıyla anılan kanunnâmelerinin olduğunu biliyoruz.40Fatih dönemi gibi oldukça erken bir dönemde Osmanlı hukukunda ikili bir oluĢum tarzı kabul edilmiĢ ve yerleĢmiĢtir. Aslında böyle ikili bir yapı sadece Osmanlılara has da değildir. XIV.

yüzyıla ait olduğu anlaĢılan bir Ġlhanlı fermanı suçluların "ber vech-i Ģeriat ve yasa"

cezalandırılmalarından söz etmektedir. Örneğin Bağdat Mercaniye Medresesi'nde 758 (1357) tarihli bir kitabede "Dîvan li'l-kadayâ‟Ģ-Ģer'iyye ve'l-yerguciyye [ġer'î ve yergucî (örfi) davalarla ilgili mahkeme] ifadesi böyle ikili bir yapının ilhanlılar döneminde de var olduğunu göstermektedir. XVI. asırda Osmanlı idaresindeki Mısır'da yaĢayan bir haham Osmanlılarda ġer'î ve örfî olmak üzere iki hukuku sisteminin varlığından bahsetmektedir.41 Osmanlı hukuku klâsik yapısını XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda da sürdürmüĢtür. XIX. Yüzyılda Osmanlı hukukunun kaynakları

39Halil İnalcık, Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adâlet, Eren Yayıncılık, İstanbul 2000, s. 27.

40Ünal, a.g.e, s. 103.

41Aydın, a.g.m, s. 25.

(27)

arasına Batı hukuku da girmiĢtir. Tanzimat ve Islahat Fermanları‟nda batı hukukunun tesiri açıkça görülmüĢtür. Ayrıca yeni kanunlar hazırlanmasında Ģeriat‟a ve örfe dayanan yeni hukukun yanında Batı hukukuna ait unsurlardan da faydalanılmıĢtır. Özellikle kanun-i esasî‟de bu durum açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu dönemin en önemli hukuk eseri ise Mecelle‟dir.Ünlü tarihçi, hukukçu ve devlet adamı Ahmet Cevdet PaĢa tarafından hazırlanan bu kanunlar külliyatı, dünya çapında bir hukuk belgesi kabul edilmektedir.42

B. OSMANLI MAHKEMELERĠ

Eski hukukumuzda monarĢi ile yönetilen devletlerin hepsinde olduğu gibi yasama, yürütme, yargı fonksiyonlarını adı ne olursa olsun (halife, sultan, emir, padiĢah vs.) devlet baĢkanlarının uhdesindeydi. Ancak devlet baĢkanı bu fonksiyonlarını vekilleri vasıtasıyla kullanır; yargı fonksiyonunu da devlet baĢkanı adına onun tayin ettiği hakimlar yerine getirirdi.43Ġslamın ilk devirlerinde mahkeme terimi kullanılmayıp yargı kurumunu temsil eden kadı ve yargı kararı manasındaki kazâ/hüküm kelimeleri esas alınarak mahkemeyi karĢılayan kavramların üretildiği görülür.44

ġer‟iyye mahkemelerinin belli bir makam binası yoktur. Ancak bu Ģer‟i meclis adıyla yargılamanını yapıldığı belli bir yerin olmadığı manasına alınmamalıdır.Osmanlı Devleti‟nin kurulus yıllarında mahkemelerde yargı isine bakan kadıların belirli mekanı yoktu. Ancak bir vatandaĢ istediği zaman kadıya ulaĢabiliyordu. Bu mekanlar ev, cami, mescid veya medreseler olabilirdi. Bu durum kadılara pratiklik kazandırdığı gibi meselerin kısa zamanda çözülmesine yardımcı oluyordu.45Osmanlı Devletinde kadıları yetiĢtiren kaynak medreselerdir. Bu sebeple derece ve tayin açısından kadılarla medrese mezunları ve müderrisler içiçedirler ve ikisine birden ilmiye sınıfı denmektedir. Ġlmiye sınıfının ve dolayısıyla kazâ teĢkilatının da bir bakıma baĢı ve mercii ġeyhülislâmdır.

Bu noktada da kadıların müftülere ihtiyacı vardır.46Osmanlı Devleti‟nde vatandaĢların haklarını aramaları açık tutulmuĢtur. Bir vatandaĢ kadının verdiği hükmü bir üst

42Ünal, a.g.e, s. 104.

43Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Mahkemeleri, Arı Sanat Yayınevi, İstanbul 2004. s. 23.

44Fahrettin Atar, “ Mahkeme “ İslâm Ansiklopedisi, C. 27, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, s. 338.

45İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, 3.Basım, TTK Yayınları, Ankara 1988, s.

121.

46 Cin-Akdündüz, a.g.e, C. 1, s. 269.

(28)

mahkeme olan Divan-ı Hümayun‟a götürebilirdi. Eğer burada kadının hükmü yanlıĢ bulunursa sicilinden düĢülürdü.47

Osmanlı Devleti‟nde 19.yy‟da birçok reform ve ıslahat yapılmıstır. Özellikle Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla ülkede hukuk eĢitliği sağlanmıĢ ve bunu sağlamak için de üyelerin yarısı Müslüman, yarısı gayri müslim olan Nizamiye Mahkemeleri tesis edilmistir. Nizamiye Mahkemeleri için Fransa‟daki mahkemeler örnek alınmıĢtır.

Bunların görevleri ġer‟i, Cemaat ve Konsolosluk mahkemelerinin kapsam alanı dıĢındaki davalara bakmaktır.48Yargı gücünü büyük oranda tek baĢına kullanan ġer‟iyye Mahkemeleri'nin yetkileri, II.Mahmud‟dan itibaren azaltılmıĢtır. Bununla beraber yargı alanında yeni düzenlemeler yapılmaya baĢlanmıĢtır. Ġstanbul Kadılığı 1837‟de resmi bir binaya taĢınmıĢ ve 1838‟de kadıların yetkilerini kötüye kullanmalarını önlemek için

“Tarîk-i Ammi Ġlmiyeye Dair Ceza Kanunnâme-i Hümayunu” ismi ile bilinen kanun çıkartılmıĢtır. Uzun yıllar sadrazama bağlı olan kazaskerler, Tanzimat‟ın baĢında Ģeyhülislâmlığa bağlanmıĢtır. Dini iĢleri yürüten Ģeyhülislâmlık makamı da Meclis-i Vükelaya bağlanmıĢtır. 1837 yılında kazaskerlikler birer mahkeme haline getirilmiĢ ve kadıların idari yetkileri kaldırılmıĢtır.1847 yılında Osmanlı vatandaĢlarıyla yabancılar arasındakiceza davalarına bakmak için karma mahkemeler kurulmuĢtur.49

C. OSMANLI HUKUKU ĠLE ĠLGĠLĠ KAVRAMLAR

Kadı: Kaza iĢlerine bakan memurlara verilen ünvandır.50 Arapça‟da kazâ kökünden ism-i fâil olan kadı, fıkıh terimi olarak insanlar arasında meydana gelen çekiĢme ve davaları Ģer‟i hükümlere göre çözümlemek için yetkili makamlarca tayin edilen kiĢiyi ifade eder.51 Eski Türk Ġslam devletlerinde görülen kadılık müessesi, Osmanlı Devleti‟nde ilk defa Osman Gazi döneminde rastlanmıstır.

47Uzunçarşılı, a.g.e, s. 109.

48 Abdullah Saydam, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, Derya Kitabevi, Trabzon 1999, s. 300.

49Aydın, a.g.e, s. 352.

50Pakalın, a.g.e, s. 119.

51Atar, a.g.e, s. 66.

(29)

Ġlk kadı Dursun Fakih olup Bilecik‟in fethinden sonra Karacahisar‟a tayin edilmiĢtir.52XIV.yüzyılda veziriazam Çandarlı Kara Halil PaĢa, ordudaki davaların görülmesi için bir ordu kadılığı kurmuĢtu. Onun için buna kadıaskerlik denilir. Önceleri bir kadıasker varken Fatih devrinde Rumeli ve Anadolu kadıaskerliği olarak ikiye çıkarılmıĢtır. Rumeli tarafındaki Ġlmiye sınıfına ait bütün iĢler Rumeli kadıaskerliğince, Anadolu tarafındakiler de Anadolu kadıaskerliğince yürütülürdü. Rütbece Rumeli kadıaskeri daha yüksekti.53

Osmanlı Devleti'nde kadıların görev yerindeki süresi sınırlı idi. Bunun sebepleri Ģunlardı:Ġnsanlarla fazla yakınlaĢma olması hasebiyle tarafsızlığını yitirmesi ve kadıların uzun süre hakimlik yapmaları onların ilmi yönünün eksik kalmasına yol açması idi.

Osmanlı Devleti‟nde kadılar, bulundukları yerin hakimi, belediye baĢkanı ve halkın her konuda baĢvuracağı bir makam idi. Kazaskerlik müessesinin bu yapısı ve ifa ettiği fonksiyonlar, Tanzimattan sonra azalmıĢ ve Osmanlı Devleti‟nin son zamanlarına yakın yetkileri tamamen ellerinden alınmıĢtır. XVIII. Yüzyılın ortalarında teĢekkül eden heyet-i vükelâya Ģeyhülislâm dahil edilmiĢ, kazaskerler ise alınmamıĢtır. Tanzimattan sonra gelirleri de ilga edilen kazaskerler, yine kadı tayinine yetkilidirler; Ancak 1271/1854 tarihli Tecihât-ı Menâsıb-ı Kazâ Nizamnâmesi ile tayinleri Ģeyhülislâma arz mecburiyeti getirilmiĢtir. 1331/1913 tarihli bir Kanun-u Muvakkat ile kazaskerlik müessesi kaldırılarak yerine Rumeli ve Anadolu Kazaskerlik Mahkemeleri ihdas edilmiĢ ve 1332/1914 tarihli bir diğer Kanun-ı Muvakkatile de bu mahkemelerin sayısı bire indirilmiĢtir.54

Nâib: Sözlükte vekil demek olan naib terimi, kadıların kendi yerlerine davaya bakmak üzere görevlendirdikleri Ģahıslar manasını ifade eder. Kadılar tayin edildikleri yere bizzat gitmeyerek, naib görevlendirecekleri gibi, kaza merkezlerine tabi nahiyelere de naib tayin edebilirler. Nahiyelere tayin edilen naiblere kazâ naibleri denir. Ayrıca mevleviyet kadılarının tayin ettiği naiblere mevâli nâibleri arpalıklarda sahibi adına görevini yürütenlere de arpalık nâibleri adı verilirdi.55

52 Yusuf Halaçoğlu, XIV.-XVII. Yüzyıllarda Osmanlı Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK Yayınları, Ankara 1998, s. 110.

53Ünal, a.g.e, s. 107.

54Cin- Akgündüz, a.g.e, s. 273.

55Cin-Akgündüz, a.g.e, s. 279.

(30)

Kassam: Sözlük anlamı dağıtan, paylaĢtıran kiĢiler manasına gelir. Bu kisiler ölenlerin mallarınıferaiz ilmine göre paylaĢtırırdı. Kassâmlar bu görevi kadı adına yaparlardı.

Osmanlı adliye teĢkilatında iki çeĢit kassâm bulunmaktaydı. Birincisi; askeri sınıfın (kamu görevlilerinin) terekelerini taksim eden kazasker kassâmlarıydı. ikinci ise; ġer‟î Mahkemelerin bulunduğu yerlerdeki beledî kassâmlardı. Her kadılıkta hususi bir kassâm defteri bulunurdu. Kassâmlar taksim ettikleri terekelerden resm-i kısmet adıyla bir harç alırlardı. Bu harç binde belirli bir oran olmakla birlikte, kadı ve kazaskerlerin gelirlerinde önemli bir yer tutardı.56

Muhzır: Sözlük anlamı huzura getirmek demek olan muhzır, davacı ve davalıları mahkemeye celbeden ve savcının bazı görevlerini ifa eden bir memurdur. Küçük kazâ merkezlerinde hem mahkeme mübâĢirliği hem mahkeme katipliği hem de emniyet görevlisi ve savcının görevlerini, muhzırlar ifa etmekteydi. Hizmetleri karĢılığında ihzariye denilen ve taraflarca karĢılanan bir ücret alınırdı. Muhzır sayısı çok olan mahkemelerde bir de muhzırbaĢı bulunurdu. Ve muhzırların tayinleri bir seneliğine muhzırbaĢıları tarafından yapılırdı.57

ÇavuĢlar: Dergâh-ı Ali çavuĢları da denen adlî memurlar mahkeme ilâmlarının icrası, borçluların mallarını satarak borcunun ödenmesi görevini yapmaktaydılar.Günümüzdeki icra memurları ve kısmen de olsa savcıların ve emniyet görevlilerinin vazifelerini ifa ederlerdi. Osmanlı Devleti‟nin asırlarca icra memurluğunu yapan bu teĢkilât, 1252/1836 tarihli bir irade ile Divan-ı Deâvi Nezâretine çevrilmiĢtir. 1288/1871 yılında ise icrâ daireleri kurulmuĢtur.58

SubaĢı: Hükümet merkezinde çavuĢ teĢkilâtının görevlerini yaparlardı. TaĢrada ise sancak, kaza, nahiye ve köylerde emniyet iĢlerini yürütürlerdi. Sancaklarda; sancak beyinin ücretli adamı ve emniyet amiri olarak vazife yapan bu kiĢiler, kaza ve daha küçük merkezlerde ise, idare amiri, ġer‟i Mahkemelerde icrâ‟ ve infaz memuru olarak görev yaparlardı. Suçluların yakalanmasında en önemli vazife bu kiĢilerindi.59

56Aydın, a.g.e, s. 93.

57Pakalın, a.g.e, C. 2, s. 572.

58Cin-Akgündüz, a.g.e, s. 280.

59Cin-Akgündüz, a.g.e, s. 281.

(31)

MübaĢir: Sözlük anlamı, bir ise baslayan demektir.Mahkemede celb ve tebliğ vazifesinin yanı sıra, devlet adına soruĢturma iĢlerini yapan memurlardı. Bu görevikarĢılığı mübâĢiriyye denen bir ücret alırlardı.60

MüĢavir: Sözlük manası, kendisine danıĢılan, istiĢare edilen demektir. Kadıların gerektiğinde fetva istedikleri ve danıĢtıkları kiĢilerdi. Büyük mahkemelerde ihtiyaca göre bir veya iki müĢavir bulunurdu. MüĢavirler; kadılık yapabilecek sahıslar arasından seçildiği için bazı kadıların müĢavirleri tek baĢına hüküm verme yetkisine sahipti.61 Katip: Güvenilir, sağlıklı, davaları yazma ve ilâmları düzenleme usulüne vâkıf bir kiĢi mahkemeye katip olarak tayin edilir.62

Hademe: DuruĢma güvenliğini sağlayan görevlidir. Bunlar lüzumsuz söz ve uygunsuz davranıĢa engel olurlar.63

Kapıcı: Kapının önünde durup mahkemeye baĢvurmak isteyenleri sıraya koyan görevlidir.64

60Pakalın, a.g.e, s. 592.

61Develioğlu, a.g.e, s. 754.

62Bayındır, a.g.m, s. 676.

63Bayındır, a.g.m, s.676.

64Bayındır, a.g.m, s.676.

(32)

ĠKĠNCĠ BÖLÜM

152 NUMARALI 1092/ 1681-82 TARĠHLĠ MANĠSA ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU

152/1-1 Alacak-Borç

sebt iden seksen ikiĢer buçuk guruĢ hisse-i Ģer„iyyelerimizden mezbûr Mustafa Halife Ģerâyit-i muamelesi alâ tarîkı‟t-ticâretü‟Ģ-Ģer„î nakd ve eĢyâ-i ma„lûme ve bâğ min haysü Ģer‟illah birer buçuk esedî guruĢ nakd ve eĢyâ ve bâğ min haysü‟l-mecmû„

mezbûr Mustafa halife yedinden bi‟t-tamâm ve‟l-kemâl ahz ve kabz eylediğimizden sonra müteveffât-ı mezbûrenin asl-ı dâhil der-defter ve eğer hâric ez-defter hukûk-ı ma„lûme ve mechûle sene-i müta„allıka âmme-i da‟va ve mutâlebât ve eymân ve muhâsamâtdan mezbûr Mustafa Halife‟nin zimmetini ibrâ-i âmm (…) nizâ„la ibrâ ve iskât eyledik ba„de‟l-yevm yedinden bâkî kalan emlâk-i sâire müstakillen hakk-ı sarîhi olmuĢdur bizim min ba„d bi-vechin fi‟l-vücûh ve sebeben fi‟l-esbâb ve alâka medhalimiz kalmamıĢdır didiklerinde gıbbe‟t-tasdîkı‟Ģ-Ģer„ mâvaka„a bi‟l-isbat ketb olundu fi‟l-yevmi‟s-sâbi„ ve‟l-iĢrîn fî Ģehri Rabî„ül-evvel sene isneteyn ve tis„în ve elf.

ġuhûdü‟l-hâl:

El-hâc Hüseyin bin Hasan, Hüseyin bin Mustafa, Sarraç Ma‟den bin Abdullah, Mehmed Çelebi bin Abdullah Efendi, Abdullah bin Mehmed el-muhzır, Bahtlızade, Kadri bin Hasan, Ahmed bin Hasan, Ebubekir bin Osman

152/1-2 Miras

Medîne-i Mağnisa‟da BektaĢ-i Kebîr Mahallesinde sâkin Mustafa bin El-hâc Himmet nâm Ģâb-ı emred husûs-ı âtiyü‟l-beyânı da„vâya vekîl olduğunu yine mahalle-i mezbûre sâkinlerinden Mehmed bin Ali nâm kimesneler Ģehâdetleriyle sâbit olan iĢbu râfi„u‟l-kitâb Es-seyyid Mehmed bin ġâhin nâm kimesne meclis-i Ģer‟i Ģerîf-i enverde yine mahalle-i mezbûre sâkinlerinden Mehmed beğ BeĢe Ali nâm râcil mahzarında bi‟l-

(33)

vekâle üzerine da„vâ ve takrîr-i kelâm idüb müvekkilim mezbûr Mustafa târih-i kitâbdan bir gün mukaddem müslimîn beyninde medîne-i mezbûre fenâsında vâki„

bâğlardan Bekir Efendi bağı kurbünde dimeğle müte„ârif bâğ kurbünde bârgirin da„vâ iderken merkûm Mehdi BeĢe‟ye gâib-i ani‟l-meclis Osman nâm kimesne ile müvekkilim mezbûr Mustafa‟ya cebran ahz ve mâru‟z-zikr bâğın kurbüne varub kezâlik cebren ve kerhen fi„l-i Ģenî„ kasd eyledik ol dahi tahlîs-i nefs içün kurbünden aĢağını atub her ferd ve bend olmağla merkûm Mehdi bin BeĢe‟den suâl olunub hakîkat-i ahvâle ahâlî-i mahalle senden istifsâr olunub emr-i Ģer„iyyede beyan idilsin didikde gıbbe‟s-suâl merkûm Mehdi bin BeĢe husûs-ı mezbûra ahvâle ahâlî mahalle-i mezkûresinden istifsâr olunduk da merkûm Ġsmail ibni Süleyman ve sâir garaz müslimînden Himmet bin Ġvaz hâliyesinden kezâlik Ģâyi„an iki bin üç yüz seksen dört bin Ahmed ve Mustafa bin Hamza vesâirleri hazıran olub fi‟l-vâki„ merkûm yahûdî merkûm Mustafa hissesine tahsîl olunan meblağın bâkîsi mukâbelesinde ve mâ„adâsı hisse-i hâliyeden müntakil hissem mukâbelesinde mezbûr Mehmed hissesine ta„yîn ve tahsîl olunan ve kezâlik Ģâyi„an iki yüzü arsa-i hâliyesi üç yüz seksen dört zirâ„ arsa-i mülkü ve yüz yirmi zirâ„ ber‟nehc-i muharrer mersûm Mustafa hissesine tahsîs olunan benâmlı zemînden sümün hissesi ve sekiz yüz beĢ zirâ„ dahi arsa-i hâliyeden hissesi mukâbelesinde kezâlik cümle mezkûr rızâlarıyla mezkûre Fâtıma‟nın hissesine ta„yîn ve tahsîs ve mezbûrân Mehmed ve Fâtıma vech-i mezkûr üzere hisse-i merkûmeleri ale‟l- iĢtirâ mutasarrıf olmak üzere hisse-i hâliyeden ba„de‟n-nizâ„ ve‟l-ifrâz mâbeyne‟l-mâlik Fâzıl ve Cafer olmağın bedeline teslîm eylediğimizden hükm-i hisse-i mu„ayyene el- mahdûde-i mezkûreye müta„allık âmme-i de„âvî ve husûsâtdan mezbûrân Mehmed ve Fâtıma‟nın zimmetlerini ibrâ ve iskât eyledik ba„de‟l-yevm zikr olunan hisseleri vech-i mezkûr üzere ale‟l-iĢtirâk merkûmân Mehmed ve Fâtıma‟nın mülk-i muhâfızları olub ber-vech-i mine‟l-vücûh bizim alâka ve medhalimiz kalmamıĢdır keyfemâ yeĢâân ve yahtârân-ı mutasarrıfân olsunlar didiklerinde gıbbe‟Ģ-Ģehâdetü‟Ģ-Ģer„ mâvaka„a bi‟l- ittifâ ketb ve Ģetb olundu tahrîran fî Ģehri Rabî„i‟l-evvel li-sene isneteyn ve tis„în ve elf.

ġuhûdü‟l-hâl:

El-hâc Himmet Efendi bin Ġsmâil, Mustafa Efendi ibni Hacı Hüseyin, Musa Efendi ibni Osman el-imâm, Hacı Mehmed Sefer, Mustafa bin Abdülkerim, Mehmed Çelebi bin

(34)

Halil Efendi, Hacı Ömer bin Ali, Ġsmâil ÇavuĢ Hüseyin, Abdülaziz Hasan Efendi, Mustafa Ağa bin Kethüdâeri Ģehri, Veli Hüseyin Dede bin Abdullah ve gayruhum.

152/2-1

Miras Taksimi

Husûs-ı âtiyü‟l-beyânın mahallinde keĢf ve tahrîri iltimâs olunmağın bu fakîr bi‟z-zât Mahmiyye-i Mağnisa‟da Seydi Hoca sıyyenetü ani‟l fitne ve be‟se mahallâtından Ayn-ı Ali Mahallesinde sâkin iken bundan akdem fevt olan El-hac Hüseyin bin Abdülmennan‟ın zikri âtî menziline varub zeyl-i vesîkada muharrerü‟l- esâmî müslimîn huzurlarında akd-i meclis-i Ģer„i Ģerîf-i nebevî ve mahfel-i dîn-i münîf-i Mustafavî eyledikde müteveffâ-yı mezbûrun verâseti zevce-i metrûkesi Fatıma hatun ibnete Mehmed ile sulbî kebîr oğulları Mahmud ve Mustafa‟ya ve sulbiye kebîre kızı Saliha‟ya münhasıra ve tashîh-i mes‟eleleri kırk sehimden olmağla menzil-i mezkûrun beĢ sehmi mezbûre Fatıma‟ya ve on dörder sehmi merkûmân Mahmud ve Mustafa‟dan her birine ve yedi sehmi mezbûre Saliha‟ya isâbet eylediği lede‟Ģ-Ģer„ü‟l-mu„teber zâhir ve mütebeyyin oldukdan sonra mezbûr Mehmed asâleten ve zâtları ma„rifet-i Ģer„iyye ile ârifân olan yine mahalle-i mezbûre sükkânından El-hac Mehmed bin Sefer ve Ali bin Bali ta„rîfleriyle mu„arrafân olan mezbûretân Fatıma ve Saliha dahi asâleten meclis-i ma„kûd-ı mezbûrda merkûm Mustafa mahzarında her biri ikrâr ve takrîr-i kelâm idüb mevrûsumuz müteveffâ-yı mezbûrun terekesinden olub bir taraf-ı tarîk-i âmm ve bir tarafı bazen Kasabavî Mehmed ve bazen Halil bin Veli ve bazen ġeyhzâde Mehmed mülkleri ve taraf-ı sâlisi bazen Nalbandzâde Mustafa ve bazen Hasan El-hac Ahmed ve bazen El-hac Musa menzilleri ve taraf-ı râbi„i bazen El-hac Ömer ve bazen El-hac Himmet ve bazen Mustafa ibni El-hac Receb ve bazen Ali bin Bali ve bazen Habib bin Bayram ve bazen Hüseyin BeĢe menzillerine müntehî ve tûlen ve arzan bi-hesâb-ı terbî„i sekiz yüz on iki zirâ„ arsa üzerine mebnî tahtânî altı bâb odayı ve üç bâb ahurı ve bir bâb saman damını ve bir mâi ve dört sofayı ve zât eĢcâr-ı müsmire ve gayr-ı müsmire tûlen ve arzan bi-hesâb-ı Ģatmenci beĢ bin altmıĢ dört zirâ„ arsa-i hâliyeyi muhtevî iĢbu mülk menzilden mevrusumuz müteveffâ-yı mezbûr El-hac Hüseyin hâl-i hayatında etrâf-ı erba„ası iĢbu tarîk-i âmm ve mezbûrûn Hüseyin BeĢe ve Ali ve Habib menzilleri (belgenin bu kısmı yırtıktır) Ģâyi„i ile mahdûd tûlen ve arzen bi-hesâb-ı terbî„i arsa (belgenin bu kısmı yırtıktır) üzerine mebnî üç bâb tahtânî beĢ yüz doksan

(35)

zirâ„ arsa-i hâliyeyi muhtevî iĢbu (belgenin bu kısmı yırtıktır) meĢa‟an hibe ve temlîk itmekle biz dahi müverrisimizin(belgenin bu kısmı yırtıktır) lakin mezbûr Mustafa meĢâ„-ı makbûmun kable‟l-nez„ Keyfe mâ yeĢâü ve yuhtâr mutasarrıf olsun didiklerinde gıbbe‟t-tasdîkü‟Ģ-Ģer„î merkûm Mustafa ve Mehmed ve Fatıma ve mezbûr-u merkûm Saliha mahzarında her biri ikrâr ve takrîr-i kelâm idüb merkûmân Mehmed ve Fatıma yedlerine tahsîs olunan odalardan mersûm Ali bin Bali menzili cânibinde vâki„ oda ve sofa hizâsında vâki„ El-hac Ahmed menzili duvarına müntehî olub ve etrâf-ı erba„ası yine merkûmân Fatıma ve Mehmed hisselerine tahsîs olunan menzil ve mezkûre Saliha‟nın zevc-i mezbûr Ali merkûmûn El-hac Ömer ve El-hac Receb ve Himmet ve Mustafa ve El-hac Ahmed menzilleriyle mahdûd olub yüz altmıĢ sekiz zirâ„ı mezbûr Mustafa hissesine tahsîs olunan seksen dört zirâ„ bin âma„a zemînden hissesi mukâbelesinde ve yedi yüz elli iki zirâ„ı arsa-i hâliyeden hissesi olmak üzere min haysü‟l-mecmû„ tûlen ve arzan bi-hesâb-ı terbî„i dokuz yüz yirmi zirâ„ arsa-i hâliye ba„de‟n-nez„ ve‟l-ifrâz kezâlik cümlemizin rızâlarıyla merkûme Saliha hissesine ta„yîn ve tahsîs ve alâmet-ı fâsıla vaz„ olunub yedine teslîm eylediğimizden sonra hisse-i mezbûreye müte„allika âmme-i de„âvî ve mutâlebeden mezkûre Sâliha‟nın zimmetini ibrâ ve ıskât eyledik ba„de‟l-yevm arsa-i mahdûde-i mezbûre mülk-i sahîhi ve hakk-ı sarîhi olmuĢdur min ba„d bizim alâka ve medhalimiz kalmamıĢdır didiklerinde gıbbe't- tasdîkü'Ģ-Ģer„î merkûmân Mustafa ve Saliha dahi meclis-i mezbûrda mezkûrân Mehmed ve Fatıma mahzarlarında bi-tav„ihâ ikrâr ve takrîr-i kelâm idüb ve yine etrâf-ı erba„ası tarîk-i âmm ve Hüseyin BeĢe ve Habib ve Ali bin Bali ve merkûme Saliha hissesine va‟z olunan hisse-i hâliye ve Nalbandzâde Mustafa ve El-hac Ahmed ve merkûm Mustafa hissesine ta„yîn olunan mezil ile mahdûd ve üç yüz elli zirâ„ arsa üzerinde beynimiz tahtânî üç bâb oda ve üç sofa ve bir saman damını ve muhtevî binâ ve eĢcâr ve mühemmid üç bin altı yüz otuz bir zirâ„ arsa-i hâliyemi müĢtemil ve mârü‟z-zikr olan mâbeynlerinde kezâlik müĢterek olub ve tarîk-i âmm tarafına müceddeden zokak kapusu binâ ve ihdâs olunmak üzere iĢbu hudûd-ı muhkiye-i hâviye ve müĢtemilât-ı merkûmeler muhtevi menzilin zemîninden yüz otuz dört zirâ„ı ve arsa-i hâliyesinden kezâlik Ģâyi„an iki bin üç yüz yirmi iki zirâ„i ki altmıĢ sekiz zirâ„i merkûm Mustafa hissesine tahsîs olunan otuz dört zirâ„ binâ ma„a zemînden hisse-i bâkiyesi mukâbelesinde ve mâ„adâsı arsa-i hâliyeden müntakil hissesi mukâbelesinde mezbûr Mehmed hissesine ta„yîn ve tahsîs olunan ve kezâlik Ģâyi„i iki yüz on altı akçe zirâ„

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :