• Sonuç bulunamadı

Bir asırlık ömrünü renklere veren harika ihtiyar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bir asırlık ömrünü renklere veren harika ihtiyar"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ARSEVENLER ESERLERİ Ö N Ü N D E — Evlerinin her tarafından tablolar taşıyordu âde­ ta. Bunlar Celâl Esat ve otuz yıllık üçüncü eşi Leman Arseven’ln eserleriydi. Ne- tekim resimdeki köşede de ikisinin en çok sevdiği tablolar yan yana asılm ıştı...

Bir Asırlık Omrünii

Renklere

Sanatın her dalında

renkli bir

geçit yapan

Celâl Esat Arseven,

bugiin

yüklü anıları ile

baş başa yaşıyor...

Y A Z I: EDİBE DOLU — FO TO Ğ R A FLA R : A TIL A Y GÜLEN

B

U N D A N yedi sekiz ay kadar ev­ veldi. Ilık bir bahar günü Kadıköy’ ün Yoğurtçu semtinde, beyaz boyalı ah­ şap bir eve gitmiştim. Burası, sanat alanında renkli ve ünlü bir kişiliği olan mimarlık ve sanat tarihi profesörü, res­ sam, yüksek mimar Celâl Esat A r- seven'in eviydi. O zaman bu beyaz saç­ lı, siyah elbiseli asırlık ilim ve sanat adamımız ile ünlü Italyan ressamı Zo- naro hakkında konuşmuştum. Çünkü Zo- naro'nun İstanbul'da bulunduğu yıllarda kendisinden özel resim dersleri almış­ tı ve ona ait pek çok anısı vardı. Pen­ cerenin önündeki koltuğuna oturmuş, sorularıma kolaylıkla cevaplar vermiş, hatta zaman zaman beni uyarmıştı da...

Geçenlerde o beyaz boyalı eve tek­ rar gittiğimde bu çok renkli ihtiyarı hiç de aynı şekilde görmedim. Beni hatırla­ madı bile... Yüzünde yılların izi iyiden iyiye belirmişti. Bakışlarımı odanın için­ de gezdirince, koltuğunun yanındaki pi­ yanonun kenarına yapıştırdığı, sigara kutuları üzerine yaptığı küçük resimleri de göremedim.

Bu defa Prof. Arseven'le kendisi hak­ kında konuşacaktım. Bir süre evvel Ya­ pı ve Kredi Bankası'nın Galatasaray'da­ ki Sanat Galerisi'nde onun bir asırlık renkli hayatını içine alan b ir sergi açıl­ mıştı. Onun bu renk dolu hayatını ba­ şından izlemek için ilk sergisini ne za­ man ve nerede açtığını sordum. O tur­ duğu koltukta biraz öne doğru eğildi. Cebinden bir sigara çıkardı, yaktı ve:

— Müşkül, çok müşkül, dedi... Hatırlayamamıştı. Otuz yıllık üçün­ cü eşi Leman Arseven müşfik bir ses­ le onun imdadına yetişti:

— Celâl Bey, ne demiştiniz. Beyoğ- lu’nda nerede açtım demiştiniz? diye deşti. Am a boşunaydı, hatırlayamıyordu. Biz ısrar ettikçe o kısa kısa, «Çok güç... Müşkül... Hatırlam ıyorum !..» şek­ linde tek kelimelik cevaplarla yetini­ yordu. Yalnız hatırladığı resme başla­ yışı, resim çalışmaları, boyası, tekni­ ği, resmin ustalarıydı.

Sultan Abdülâziz'ln Sadrazamlarından Ahm et Esat Paşa'nın oğlu idi. Daha son­ ra da kendisi Padişahın yaverliğinde bulunduğu için Saray'ın ve Beşiktaş'ta­ ki konaklarının renkli eşyalarına alış­

kındı. O renkler onun çocuk ruhunda etkiler yapıyordu.

— Henüz küçük bir çocuktum, diye kesik kesik konuşmaya başladı. Evde üzerinde renkli manzara resimleri bu­ lunan bir yemek tepsimiz vardı. Ona hayrandım. Bana resim zevkini veren işte bu tepsi oldu...

S U L U B O Y A Y I SEÇİŞ

Prof. Arseven başlangıçta karakalem çalışıyormuş. Suluboya ve yağlıbo­ yayı denedikten sonra suluboyada ka­ rar kılmış. Suluboyada daha bir ruh ve a n la tıp kolaylığı buluyordu. Ayrıca Paris'te bulunduğu gençlik yıllarında empresyonistleri yakından izlemiş, et­ kilerinde kalmıştı. Ya en çok beğendi­ ği ressam? «ingilizlerin büyük ressamı Turner» diye cevap veriyordu.

Konuşurken Celâl Esat Beyin bilhas­ sa Paris'e ait anılarının oldukça can­ lı kaldığını hissettim. Meselâ bir ara, bugün tablolarına yüzbinlerce lira­ nın üzerinde kıymet biçilen Fransız empresyonistlerinden Cözanne'ın, bir tablosunu beş franga alacak bir müşteri bulamadığını o anı yaşıyormuş gibi an­ latıyordu.

Bu dev sanatçının özel hocaları ara­ sında A li Rıza Hoca da var. Leman Hanıma göre ona peyzajı asıl sevdiren bu eski Türk ressamı olmuş. O ise şöyle diyor:

— Biraz da açık havada dolaşmayı sevişim ve her gördüğüm şeyin resmi­ ni yapma isteğimden peyzajı seçiyor­ dum...

Biz konuşurken Leman Hanım hiç ya­ nımızdan ayrılm amıştı. Eşinin hatırlaya­ madığı bir konuda hemen ona yardımcı oluyordu. Biraz da otuz yıllık beraber geçen hayatlarına dokundum. Leman Hanım onun önüne düşen saçlarını eliy­ le düzeltti:

— Gürültüden hiç hoşlanmaz. Çalı­ şırken rahatsız olmasın diye ben pi­ yano bile çalmam!.. Eskiden yattığı oda­ nın penceresine ses kesici özel kalıp­ lar koyardık. Şimdi önündeki balkonu camekâna çevirdik...

Biraz daha düşündükten sonra ekledi: — Pencereden halı silkilmesine ve şehri saran beton yığınlarına

(2)
(3)

taham-mûl edemiyor... Çok sıcak odada ya­ ta r... Yemeği İle giyimine hiç dikkat etmez...

ÇOK YÖNLO SANATÇI Prof. Celâl Esat Arseven’ln meslek hayatı da resimleri gibi renkli. Beşik­ taş'taki Askerî Rüştiyeyi, Galatasaray Sultanisini, Mülkiye, Harbiye ve Sa- nayl-i Nefise'yi bitirdikten sonra C e ­ mil Topuzlu zamanında Belediye Baş­ kanlığı, Belediye Fen ve istatistik Baş­ kanlığı, Darülbedayi Müdürlüğü yapmış. Avrupa'nın büyük şehirlerinde konserler ve sergiler düzenleyerek Türk Kültürü­ nü tanıtm ış. Daha sonra da Güzel Sa­ natlar Akademlsl'nde Mimarlık Tarihi ve Şehircilik profesörlüğü yapmıştır. 1950’den sonra İki devre milletvekili de seçilmiştir.

1875'te İstanbul’da doğan sanatçı, ki­ taplarıyla de ün yapmıştır. Kırkı geçen eserlerinin ilkini, «Resim Dersleri «ni 1897'de, henüz 22 yaşında yayınlamıştır. «Constantinople« İsimli Fransızca eseri birçok batı diline bu arada Rusçaya çevrilmiştir. Eserleri arasında en ünlüle­ ri sonradan Türkçesl yayınlanan «L 'A rt Tu rc - Türk Sanatındır.

Arseven'ln bir de beş ciltlik «Sanat Ansiklopedisi- vardır. 1943-1952 yılla­ rı arasında hazırladığı bu ansiklopediyi gören bazı batılı bilginler, bir kişinin bunu nasıl başardığına hayret ederek onu bizzat ziyaret etmek istemişler. Derhal ret etmiş.

— Çünkü, diyor benim mütevazı şart­ larımı görürlerse kitabımın değerini kay­ bedeceğinden korkuyordum.

TORBADA SAKLI MADALYALAR C8İâl Esat Beyin özellikleri arasında birbiri ardına sigara içmesi de vardı. Konu yine resim ve sanata dön­ müştü. Resmi ticarî gayeyle yapmıyor­ du sanatçı. Sonra bir şey hatırladı:

— B ir defa, bir tablomu Sultan Ab- dülhamit'e takdim etmiştim. Padişah tablomu beğendiğini bildirerek beni is­

ÇOK YÖNLÜ — Küçükken piyanoya başlamış, sonra viyolonsele yönelmiş. Üstte Ada'daki evlerinde (soldan) Yokanidis, Mart i no, Mabeyin mütercimi Rasîm Bey ve Celâl Esat Arseven. Kurdukları kuartetle sık sık konserler veriyorlardı.

mimi yazdığı altın bir madalya İle taltif etmişti, dedi.

Bu madalyayı görmek istedim. Orta­ larda görememiştim. Leman Hanım eşi­ nin arka cebinde gizlediği bir tomar anahtarı aldı, dışarıdaki dolaplardan bi­ rini açtı. Çelik bir kasayı çıkararak için­ den bir torba aldı ve yanımıza geldi. Bazı kutular çıkararak:

— Hangisiydi Celâl Bey, diye soru­ yordu.

Torbadan çıkanların hepsi madalya idi.

Y urt içinden ve dışından alınmıştı hep­ si. Gözlerime inanamıyordum. Başkası­ nın büyük bir övünçle teşhir edeceği bu kıymetli madalyaları Arsevenler ba­ sit bir torba içinde gizliyorlardı. Sayısı çok olunca kanıksamışlar mıydı acaba? Yaz başına kıyasla Prof. Arseven biraz daha halsizdi... Resimlerinden, ça­ lışmalarından iyice ayrılm ıştı... Fakat hâlâ çalışma azmini yltirmemlşti. Çok zengin arşivini sanat tarihinden anlayan bir hanıma düzenletiyordu.

Birden, 300'ü aşkın eserini ve geniş arşivini bir yere hibe etmeyi veya vakıf haline getirmeyi düşünüyor muy­ du, diye düşündüm.

Kesin cevap verdi:

— Hayır, düşünmüyoruml.. Herşeyln yerinde durması lâzım.

Anladığım a göre bu asırlık sanatçı her şeyini etrafında görmek istiyordu. O kadar ki, ev işlerini yapan kızın aile­ sini görmek İçin köyüne gitmesine bi­

le dayanamıyordu... ■

Referanslar

Benzer Belgeler

Akşam üzeri Şehzade- başı’ndakiÂşık’ın kahvesine gelir, bir gizli ev­ rak çıkarır gibi çantasından tom ar tom ar şi­ irleri ortaya dökerdi.. Bunlar incecik

Etkinliğin Adı Yaygın Eğitimden 23 Nisan Etkinlikleri kapsamında “Çocuk Resimleri Sergisi” Etkinlikte Yer Alanlar Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk

LOVE (feelings, poetry1, music...) and SOUL (life, motion, SEMA...) it is not possible to find these three components so tightly joined, thus supplement­ ing each other in thought

Pulmoner artere yerleşen trombüs damar duvarına yapışarak zamanla organize ve pulmoner arterde meydana gelen tıkanıklılığın derecesine göre pulmoner arter

Şarklı saz, A frikalı caza akıbet güzel bir ders vermişti: Cazlı vapurdakilerin dörtte üçü sazlı vapura geçtiler!. Güneş, altın bir dere renğine boya -

Halbuki bugünlerde eski hatanın daha yaman bir başka çeşidini yapmış bulunuyoruz: Halen mem­ leketimizde bulunan Amerikan Dış İşleri Bakan yardımcısı

As a result, a strongly statistically significant negative long-run effect of shadow economy on FDI was found for both the entire panel (i.e., group average

Meselâ lügatlerimizde pendentif karşı- lığı dört duvar üstüne bindirilen kubbele- rin köşelerde taşan kısımları altına müsel- lesi şekilde yapılan kemerler gibi uzun ve