Küreselleşen dünyada, hızlı bir şekilde artan nüfusun gıda, sağlık, eğitim, huzur gibi ihtiyaçları gelişen teknoloji ve sanayi ile karşılanmaya çalışılmıştır. Ancak, bu gelişmeler yapılırken üretilen çözümlerin girdi ve çıktıları fazla kontrol edilmeden çoğunlukla günü kurtarmak için yapılmaktadır. Özellikle, sanayi atıklarının geri dönüşümleri yapılmamış ve doğaya atılmıştır. Bu atıklar, içme sularının kirlenmesine, tarım arazilerinin kuraklaşmasına, solunan havanın kirlenmesine ve iklim değişikliği gibi sorunlara, yaşamsal kaynakların etkilemesine sebep olmuş; insanlar için tehdit kaynağı oluşturmuştur. Ayrıca, çevre kirlenmesinin doğada yaptığı tahribat, bioçeşitliliğin azalması ve artan nüfusa bağlı çarpık şehirleşmenin oluşturduğu sorunları insanları etkileyen olaylı ikincil tehditler oluşturmaktadır.
Soğuk Savaş’ın sona ermesi, tüm dünyada sürekli barışın sağlanmasına yönelik umutları da beraberinde getirmiştir. Devletlerarasında iş birliğine ve ortaklaşa
15
hareketine dayalı yeni bir ittifaktın oluşması; demokrasi, barış, refah ve silahsızlanma gerçekleşeceği ideali, dönemin Amerika başkanı George H. W. Bush’un tabiri ile “yeni bir dünya düzeni” kurulması ile sağlanacaktır. Ancak, bir süre sonra bu iyimser yaklaşımların gerçekleri yansıtmadığı ortaya çıktı. Hatta yeni güvenlik tehditlerinin çok daha endişe verici olduğu görülmeye başlandı.37Bu yeni tehditlere çözüm bulmak için
yeni çözümler yeni teorileri geliştirilmiştir.
Barry Buzan, People, States and Fear: The National Security Problem in
International Relations, isimli kitabında; güvenlik kavramını siyasi, ekonomik, sosyal,
çevresel ve askeri boyutlarını açıklamıştır.38 Buzan 1991’de yayınladığı bir makalede
güvenlik kavramına yeni bir açılım getirmiş, güvenliği devletlerin ve toplumların tehditlerden kurtulma arayışları ve rakip güçlere karşı bağımsız kimliklerini ve işlevsel bütünlüklerini koruma yetenekleri olarak tanımlamıştır.39 Buzan; güvenliği beş
başlıkta da almış ve bunların birbirinden ayrı çalışamadığını belirtmiştir. Bu başlıkları şu şekilde sıralayabiliriz.40:
Askeri güvenlik: devletin silahlı saldırı ve savunma yeteneklerinin iki seviyeli etkileşimiyle ve devletlerin birbirlerinin niyetlerine ilişkin algılamalarıyla ilgilidir.
Siyasi güvenlik: devletlerin örgütsel istikrarı, hükümet sistemlerini ve onlara meşruluk kazandıran ideolojileri ilgilendirir
Ekonomik güvenlik: kabul edilebilir refah düzeylerini ve devlet iktidarını sürdürmek için gerekli kaynaklara, finanse ve piyasalara erişimi ilgilendirir.
Toplumsal güvenlik: toplumların dil, kültür, birliktelik, dini ve ulusal kimlik ve geleneklerin geleneksel kalıplarını evrim için kabul edilebilir koşullar altında çoğaltma becerileri ile ilgilidir.
Çevresel güvenlik: diğer tüm insan girişimlerinin bağımlı olduğu temel destek sistemi olarak yerel ve gezegen biyosferinin korunması ile ilgilidir.
37 Emine Akçadağ, Yeni Güvenlik Tehditleri, Avrupa Birliği’nin Geleceğine İlişkin Sonuçları ve Türkiye Faktörü, Bilge Strateji, 2010, Cilt 2, Sayı 2, s. 74.
38 Barry Buzan, People, States and Fear: The National Security Problem in International Relations, A Member of The Harvester Press, UK, 1983, s. 214–242.
39 Barry Buzan, “New Patterns of Global Security in the Twenty-First Security”, International Affairs 1991, 67 (3), s. 433.
16
Bu beş başlığın ilki; askeri güvenlikle korunan güvenlik ya da devlet iken, diğer dört başlıkta (siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel güvenlik) korunan güvenlik ise insandır. Bu başlıkların ayrımı askeri ve askeri olmayan güvenlik şeklinde de yapılmaktadır.
Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik tehditleri önemli ölçüde değişikliğe uğramış, realist düşüncenin alçak politika olarak tanımladığı sosyo-ekonomik konular, askeri-güvenlik sorunlarına oranla daha ön plana çıkmıştır. 2003 yılında yayımlanan Avrupa Güvenlik Stratejisi’ne göre bu yeni tehditler; terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel çatışmalar, başarısız devletler ve organize suçlardır.41 Soğuk
savaş sonrası literatüre yeni güvenlik kavramları gibi yeni tehditler de girmiştir. Uluslararası sistemde aktörlerin güvenlik algılamaları ve politikaları farklılık göstermektedir. Kim için, ne için, nerede, nereye kadar ve nasıl güvenlik soruları çerçevesinde alternatif güvenlik çalışmaları gündeme gelmektedir. Bu kapsamda eleştirel, postmodern, feminist ve yapısalcı kuramların güvenlik anlayışları geleneksel güvenlik olgusunu sorgulamaktadır.42 Küresel sisteminde güvenlik ve tehdit
kavramları da dönüşüme uğramakta ve yenilenmektedir.
İtalya Genel Kurmay Başkanı Giampaolo di Paola’nın 2006’da Londra’da yapılan “Royal United Services Institute” konferansında yaptığı “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünün (North Atlantic Treaty Organization – NATO) Dönüşümü: Towards The Riga Summit and Beyond” konulu sunumunda; güvenlik kavramının geçirdiği dönüşümü çeşitlenen güvenlik aktörlerini, gündemi ve küresel yönetişimle ilişkisini açıklamıştır:
“Kavramsal açıdan, her şeyden önce, güvenlik konularında devletlerin ağırlığının azaldığını, buna karşılık BM, NATO, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi uluslararası örgütlerin ağırlığının ise arttığının bilincine varmalıyız. Aynı şekilde, örneğin sivil toplum örgütleri ve tüzel şirketler gibi diğer aktörlerin de rolünün artacağını anlamalıyız. Ayrıca, yeni tehditler ve risklerin tipolojisini dikkate alarak,
41 Akçadağ, a.g.e., s. 74.
42 Atilla Sandıklı ve Bilgehan Emeklier, Güvenlik Yaklaşımlarında Değişim ve Dönüşüm, Ed: Atilla Sandıklı, Teoriler Işığında Güvenlik, Savaş, Barış ve Çatışma Çözümleri, Bilgesam Yayınları, İstanbul, 2012, s. 26.
17
artık güvenlik kavramının iç ve dış güvenliğin birbirinden ayrı tutulamadığı ve sınırları olmayan bir dünyayı ima etmekte olduğunu anlamalıyız.”43
Giampaolo di Paola; yeni tehditler ve riskler kaynaklı sorunlar sebebiyle iç ve dış güvenliğin birbirinden ayrı tutulamadığı, sınırları olmayan bir dünya yani uluslararası toplumun değer kazanması ve güvenlik konusunda devletlerin etkisinin azalıp uluslararası örgütlerin etkisinin artığını vurgulamıştır. Örgütlerin değerinin artması ile örgütlerin taraflı veya tarafsız olması, amaçlarının ve hedeflerinin bilinmesi; üyeleri ve yönetimi arasındaki ilişkilerin önemli olduğunu paylaşmıştır. Güvenliğini sağladığı düşünülen bir örgütün kontrolü yapılmazsa tarafsızlığını kaybederek zamanla kendisinin bir güvenlik sorunu oluşturabileceğine değinmiştir.
Yeni güvenlik çalışmaları güvenliğin siyasallığını ön plana almıştır. İnsan güvenliğini ön plana alan yeni güvenlik anlayışı devlet güvenliğini tamamen geri plana attığı söylenemez. Devlet güvende ise yurttaş da güvendedir düşüncesi halen mevcuttur.44 Güvenlik tedbirlerini devlet alırken, devleti veya devletleri bu tedbirleri
almaya, devlet kendi mekanizmaları yanında insanlar, STK’lar gibi yeni aktörler de etkin olmaktadır.