Siyâveş-nâme Müellifi Fürûğî’nin Kimliğine Dair Eserindeki İzler

Belgede KUYUCU MURÂD PAŞA’NIN CELÂLÎ SEFERİ ÜZERİNE BİR MESNEVİ: FÜRÛĞÎ’NİN SİYÂVEŞ-NÂME’Sİ (İNCELEME-METİN) (sayfa 30-36)

Yukarıda adı geçen tezkire niteliğindeki kaynakların hiçbirinde, herhangi bir Fürûğî hakkında, eseri bulunduğuna ilişkin bir bilgi yer almaz. Dolayısıyla bu biyografilerde Siyâveş-nâme’yi işaret eden bir belirti dahi mevcut değildir. Hattâ bu şairlerin hiçbiriyle ilgili, bu tür bir eseri yazmış olabileceğini ele verecek, Siyâveş-nâme ile doğrudan bağdaştırılabilecek açık bir

45 Bu tarih Sicill-i Osmânî’de 1023 olarak kayıtlıdır. Bkz. a.g.e., s. 15. Kayserili olduğu bilgisi ise Ahdî’nin tezkiresinde geçer. Bkz. Ahdî, Gülşen-i Şu’arâ (Tıpkıbasım), haz. Süleyman Solmaz, Ankara: TTK Yayınları, 2014, vr. 160b.

46 Beyâni Mustafa bin Carullah, Tezkiretü’ş-Şuarâ, haz. İbrahim Kutluk, Ankara: TTK Yayınları, 1997, s. 204.

47 Ahdî, a.g.e., vr. 160b.

48 Beyâni, a.g.e., s. 204.

49 Râmiz, Âdâb-ı Zurafâ, haz. Sadık Erdem, Ankara: AKM Yayınları, 1994, s. 240.

50 Mehmed Süreyyâ, a.g.e., s. 15.

18

göstergeye rastlanmaz. Bu bakımdan, eserin müellifi üzerine en zengin ve güçlü belirtiler, yine eserin kendinde aranmak durumundadır.51

Öncelikle, eserin yazılış tarihiyle (1609-1610) ilgili belirlemelerde de görüleceği üzere, Fürûğî’nin eseri yazdığı sırada hangi yaş dolaylarında bulunduğunu bilmek, onun ömür aralığını belirlemek bakımından önemlidir. Siyâveş-nâme’deki Farsça beyitlerden birinde, şair 75 yaşını aştığını söylemektedir:

Ki sālem mį-güźeşt heftād ü bā-penc

Zi-tü hergiz ne-dįdem miĥnet ü renc52 (2164)

Bu durumda şairin 1530’lu yılların ortalarında doğduğu ileri sürülebilir. Öte yandan, eldeki yazmanın zahriye sayfasında bulunan ve temellük kaydı belirten mühür de, müellifin kimliğine dair önemli bir ipucu olarak gözükmektedir. Hüseyin Hısâlî namıyla basıldığı anlaşılan bu mührün53 hemen üzerindeki notta verilen tarih, 8 Ramazan 1023’tür (12 Ekim 1614). Siyâveş-nâme’de anlatılan olayların 1608 yılının sonu itibarıyla bittiği göz önüne alınırsa, eserin yazılışıyla Hısâlî’nin eline geçmesi arasında çok küçük bir zaman aralığı bulunmaktadır. Siyâveş-nâme’nin şairi olan Fürûğî ile en azından yakın dönemde yaşadığı ortada olan Hüseyin Hısâlî, adının yanındaki bu unvanı mahlas olarak kullanan ve Metâliu’n-nezâir adıyla bir mecmuası da bulunan, aynı zamanda dîvân sahibi bir şairdir.54

Bu durum, şu sebeple önemlidir: O dönemde kendi de şiir çevrelerinde bulunan bir kişinin, eserini edindiği Fürûğî hakkında açık bilgilere sahip olması umulabilir. Üstelik Hısâlî herhangi bir şair değil, şiir muhitlerinin nabzını tutan nitelikteki edebî eserlerden mecmua türü bir kitabı kaleme almış bir şairdir. Mecmuaya bakıldığında görülmektedir ki, o dönemde veya önce, Fürûğî mahlasını kullanan şairleri Hısâlî dört ayrı biçimde kaydeder: 1. Fürûğî 2. Fürûğî-i Bursevî 3. Fürûğî el-Kâdî 4. Fürûğî-Fürûğî-i Kûçek. Bursalı Fürûğî’nFürûğî-in de kadılık yolunda ömür sürdüğüne dair bilgiler olsa da, kadılığı öne çıkarılan Fürûğî’nin başka olması gerektiği açıktır.

51 Görebildiğimiz kadarıyla yakın kaynaklar içinde de bu eserden tek söz eden Âgâh Sırrı’dır. Bkz. Âgâh Sırrı Levend, Gazavât-nâmeler, s. 2.

52 Ki yaşım yetmiş beşi aşmakta / Görmedim senden ne zahmet, ne eza

53 Eserin Millî Kütüphane’deki kaydında verilen bilgiler arasında bu isim Hasâî olarak gösterilmiştir. Düzeltilmesi yolundaki yazılı uyarımız henüz sonuç vermemiştir.

54 Bilgi için bkz. Bilge Kaya, “Peşteli Hısâlî”, DİA, C. XXXIV, İstanbul, 2007, s. 254. Ayrıca bkz. Özlem Ercan, Peşteli Hısâlî Divanı, Bursa: Gaye Kitabevi, 2008. Siyâveş-nâme’deki temellük kaydında geçen ve bu araştırmalarda bulunmayan bir bilgiye göre, o sırada Hüseyin Hısâlî, Vize’deki Ayas Paşa Sarayı’nda görevlidir.

19

Bu durumda, yine kaynaklarda kadılık yaptığı belirtilen Kayserili Fürûğî’yi işaret ediyor olsa gerektir.

Eğer 2 numarada zikrettiğimiz Bursalı, 3 numaradaki de Kayserili Fürûğî ise, yalnızca Fürûğî diye temyiz edilen şair bunlardan başka bir kişi olmalıdır.55 Üstelik şiirlerin yalnızca matla beyitlerine yer verilen mecmuada, en çok beyti örnek verilen Fürûğî de budur. İki ciltlik eserde ona ait toplam 12 beyit, Fürûğî-i Bursevî’ye ait 8 beyit, Fürûğî el-Kâdî’ye ait 2 beyit ve diğerine ait yalnızca 1 beyit örnek olarak alınmıştır.56 En çok şiiri verilen Fürûğî’nin mecmuada geçen beyitlerinin hiçbirine tezkirelerdeki Fürûğî maddelerinde örnek olarak rastlanmaz. O kaynaklardaki şiirler büyük oranda diğer Fürûğî’lere (Bursevî ve el-Kâdî’ye) ait örneklerle örtüşür. Bu da Hısâlî’nin dörtlü sınıflandırmasının rastgele olmadığına dönük destekleyici bir bulgudur.

Bursalı ve Kayserili Fürûğîler ile Siyâveş-nâme şairi Fürûğî arasında başta çağ uygunluğu olmak üzere kimi ortaklıklar gösterilebilirse de, bunlar hem kısmi kalmakta hem de aykırılıklar rahatsız edici seviyenin altına inmemektedir. Siyâveş-nâme, gerek coşkulu bir anlatımla dolu yedi bin küsur beyitlik hacmi, gerekse içeriğindeki olaylara vâkıf olabilmenin gerektirdiği bilgiyi derleme bakımından taşıdığı zorluklar sebebiyle, telif edilmesi oldukça zor bir eserdir. Şiirin hem hikmet, hem hamaset, hem de sanat unsurlarını kuşatan bir yetiye sahip olmasını şart kılar. Yine konusu gereği askerlik tabiatına yatkın olmak, hiç değilse erbabına yakın olmakla yazılabilecek bir hikâyesi vardır.

Kaldı ki Fürûğî bunu eserinin sonunda ima eder. Farsça beyitlerinden birinde, tarihî kahramanlardan Rüstem gibi bir yapıya sahip olmasının etkisiyle çok kere eserinde cenk ve cidalin parladığını söyler (7395). Sık sık da “râvî, nâkıl” gibi kelimeler kullanarak (Ör.

1205,2964, 6636), anlattığı savaşlarda bizzat yer almamışsa bile, çok yakından izleyenlerin ya da içinde bulunanların ağzıyla aktarıldığı belli olan ayrıntılar verir. Eserde Murad Paşa’nın mektuplarını yazan kâtiplere yönelik övücü sözler kullanılması, Fürûğî’nin rivayet dinlediği kişilerle bu kâtiplerden biri veya birkaçı arasındaki ortaklığı en azından bir ihtimal olarak akla getirmektedir.

55 Biz de bu şairi sıfatsız adlandırıp yalnızca “Fürûğî” diye imleyeceğiz.

56 Bkz. Bilge Kaya, Hısâlî Hayatı Eserleri ve Metâliu’n-Nezâir Adlı Eserinin Birinci Cildi (İnceleme-Metin), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2003. Abuzer Kalyon, Peşteli Hısâlî Metâliu’n-Nezâir ( II. Cilt) İnceleme-Metin, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2011.

20

Fürûğî’nin eserde sıkça kullandığı Klasik şiir unsurları arasında birinci sırayı kesinlikle gül-diken mazmunu alır. Osmanlı mülkündeki eşkıyanın durumunu betimlemek için en çok diken mecazına başvurur. Osmanlı şiirinde diken, düşmandır; Siyâveş-nâme’de düşman, dikendir. Çok yaygın olan bu mazmunun “adû-yı hâr” gibi açık bir terkibe dönüştüğü örnekler ise nispeten azdır ve onlardan biri de sadece Hısâlî’nin mecmuasında tespit edebildiğimiz

“Fürûğî”ye aittir. Aslında Hısâlî’nin mecmuasına aldığı matla beyitleri arasında bu terkip geçmez. Ancak biz yazma hâlindeki derleyicisi belirsiz başka bir şiir mecmuasında, o matlaın devamı olan şiirin bütününe tesadüf ettik. Hem söz konusu mazmunu ifade eden tamlamayı yerinde göstermek, hem de Fürûğî’nin üslûbundaki letafeti ve Siyâveş-nâme’dekiyle benzeşen konuşma dili rahatlığını örneklemek için, şiirin tamamını aktarmak yerinde olacaktır:

Gönülde lâle-veş dâğ-ı nihânuñ var besbelli Seni aşk âteşine yakmış ol ruh-sâr besbelli57

Harâmî gözlerüñdür nakd-i sabrum eyleyen yağmâ Gözüm nûrı sen anı eyleme inkâr besbelli

Meşâmm-ı dehri pür kıldı yine bûy-i dil-âvîzi Muʻanber kâkülini şâneler dil-dâr besbelli Beni aşk âteşine yakdı ol ruh-sârı âteş-nâk Derûnum sûzişin lâzım değül izhâr besbelli

Fürûğî andelîb-âsâ hezârân nâleler eyler O gül ruh-sâra takılmış adû-yı hâr besbelli58

Üslûbun ötesinde, Siyâveş-nâme’de göze ilişen bazı dil özelliklerine iyi bakılırsa, bu eseri yazan şairin Balkan kökenli olma ihtimalinin epeyce güçlü olduğu söylenebilir. Bunun için şu üç belirgin ses olayının eserdeki örnekleri ölçü kabul edilebilir:

57 Bu dizedeki “ruhsar” kelimesi Hısâlî’de “dil-dâr” olarak kayıtlıdır. Bkz. Abuzer Kalyon, a.g.t., s. 1179.

58 Mecmûʻa-i Eşʻâr, Ankara Millî Kütüphane, Nr: 06 Hk 110, vr. 86b.

21

1. Rumeli ağızlarında, “kırmızı” kelimesi göçüşme yoluyla “kırımzı/karımzi” biçimini alır.59 İmlâyla farkedilmesi mümkün olmayan bu değişimi Siyâveş-nâme gibi manzum metinlerde vezin ele verir:

Perįşān eyleyüp tūġını sünbül

Ķırımzı cāme geydi ceng içün gül (4510) Ķılup āħir olurlar vālih ü deng

Olur ķandan ķırımzı laǾl her seng (6859)

2. Kelime başında patlayıcı ünsüz ile r sesi arasında kalan dar ünlü belirgin bir biçimde düşme eğilimi gösterir.60 Siyâveş-nâme’de de sık sık geçen “bırak-“ fiili bunun yaygın örneklerinden biridir:

Muħālif ħayline rūz-ı sitįzi

Braġup eyler nümāyān rüsteħįzi (3009)

Çeküp braķmış miyāna tįġ-ı ħūn-rįz Olup şįr ü dilįrān āteş-i tįz (6261)61

3. Yine Rumeli Türkçesi’nde ünsüz benzeşmelerine dayanan ünsüz tekleşmesi olayına da örnek oluşturan bazı durumlarla karşılaşılır. Bunun başta gelen örneklerinden biri ol- fiiliyle ilgilidir; olsun˃ossun˃osun:62

Zebānın eyledi şemşįr-i ser-tįz

Kesik başın osun ħūnuña ġaltįz (3833)

Ķıla tā devr-i eyyām-ı cihānbān

Şehinşāhān osun emrine fermān (5252)

59 Gürer Gülsevin, XVII. Yüzyıl Batı Rumeli Türkçesi Ağızları, Ankara: TDK Yayınları, 2017, s. 52.

60 Gülsevin, a.g.e., s. 50.

61 Bizim bu kelimede bırak-˃brak- doğrultusunda geliştiğini belirttiğimiz ses olayını, bırak-˃bırk- biçiminde bir değişim olarak gösteren farklı bir değerlendirme için bkz. Süleyman Eroğlu, Âsafî’nin Şecâatnâme’si (İnceleme-Metin), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), 2007, s. 72.

62 Gülsevin, a.g.e., s. 66.

22

Siyâveş-nâme müellifi Fürûğî, eserinde kimliğine ve hayatına dair pek açık bilgiler vermez. Yaşadığı dönem yaklaşık olarak belli ise de, tezkirelerde anlatılan Fürûğî’lerden başka bir müelliften söz etmemiz durumunda, ölüm yılı konusunda kesin bir tarih öne süremeyiz.

Yukarıdaki değerlendirmeleri derli toplu bir hükme bağlamak için, gerek eserin bazı üslûp özellikleri bakımından gerekse içinde geçen birtakım ipuçlarından yola çıkarak, Siyâveş-nâme’yi yazan bir şairin taşıması beklenen vasıfları şöyle özetleyebiliriz:

Öncelikle bu şairin askerlik mesleğine ya bağlı, ya da en azından o çevreye yakın bir konumda olduğu anlaşılmaktadır. Derviş diye tanımlanan, münzevi bir tabiata sahip olması umulmaz; ama hikmet burcunun da uzağında değildir. Şairliği yönüyle ise, şiirin farklı anlatım imkânlarını, üslûp özelliklerini kullanabilen, hatırı sayılır düzeyde şiire yatkınlık taşıyan bir karakter olduğu söylenebilir. İçinde yetiştiği dil ortamının ağız özelliklerini zaman zaman eserinde yansıtan bu şair, bütün bu özelliklerin ortak noktasına göre, Rumelili bir şair olsa gerektir.

Eğer üçüncü bir Fürûğî’nin varlığına ilişkin mevcut olan zayıf işaretleri göz ardı edecek olup diğer ikisinden birini seçmek durumunda bulunsak, tercihimiz Bursalı Fürûğî olur.

Öncelikle, Siyâveş-nâme’de geçmiş padişahlardan bahsedilen beyitlerde, Fürûğî’nin özellikle Bursa’da medfun bulunan Osmanlı sultanlarının türbeleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi, hattâ Orhan Gazi’nin türbesindeki zaman zaman çalan bir davulun varlığından söz etmesi, kayda değer işaretlerdir. Ayrıca Yıldırım Han’ı anlatırken uzun uzun Emîr Sultan üzerinde durması da önemlidir (654-681). Bunun dışında Fürûğî, Canpolatoğlu ile Kalenderoğlu’nun Bursa yakınlarındaki görüşmelerini ele aldığı bölümde, başka kaynaklarda rastlanmayan bir belirlemede bulunur. Buna göre, iki isyancı başının buluştukları yer İnegöl’dür (3525). Bütün bunlar Bursa’yı bilmeyen, Bursa’da kalmamış biri tarafından vâkıf olunması pek yüksek ihtimal taşımayan ayrıntılardır.

Kınalızade, Bursalı Fürûğî’nin bir süre kadılık yaptıktan sonra uzlete çekildiğini belirtir63. Acaba bu durum ile, Siyâveş-nâme’de sık sık rüşvet konusunda göndermede bulunan ve yakınma içinde olan Fürûğî’nin (473, 637, 746, 805, 808, 5445, 2551), hakkı yendiği için umduğu mansıpları alamamış bir şair olması ihtimali arasında ilgi kurulabilir mi? Bu kolayca yabana atılacak bir ihtimal gibi görünmemektedir. Zaten Siyâveş-nâme gibi hacimli bir eser kaleme alabilmek için, uygun ortama ve daha da önemlisi yeterli zamana ihtiyaç duyulacağı

63 Kınalı-zade hasan Çelebi, a.g.e., s. 748.

23

açıktır. Son olarak, Siyâveş-nâme şairinin, eserinin yazım serüvenini anlattığı bölümde ısrarla herhangi bir mânâ hırsızlığına sapmadan kitabını hazırladığını söylemesi, bu yolda itham içinde olan varsa dillerini bundan temizlemeleri gerektiğini vurgulaması ve meydan okuması (7410-7416); bunun yanı sıra, eserine verdiği ismin tarihteki Siyâveş adlı bir kahramanla örtüşmesi, bu kahramanın da uğradığı haksız bir iftiradan alnının akıyla çıkması gibi noktalar üzerinden değerlendirme yapılırsa, daha önce tartıştığımız intihal meselesi ile birlikte Bursalı Fürûğî ile Siyâveş-nâme arasında belki ilişki kurulabilir.

Sayılan bütün bu niteliklerle birlikte, Siyâveş-nâme şairinin mutlaka tezkirelerde söz edilen Fürûğî mahlaslı 17. Yüzyıl şairlerinden biri olduğunu ya da kesinlikle onlardan herhangi biri olmadığını söyleyemeyiz. Biz çalıştığımız metne bakınca, her ne kadar Bursalı ve Kayserili Fürûğî’ler ile dönemce bir uyuşma söz konusu ise de ve Bursalı Fürûğî’ye dair yukarıda değindiğimiz önemli noktalar bulunmaktaysa da, Siyâveş-nâme müellifinin bu ikisinden biri olma ihtimalini öne çıkaracak kesin ve nihai dayanaktan mahrumuz. Hattâ Hısâlî’nin mecmuasındaki tasnif, bize tersi yönde düşünceler ilham eden ölçütlere de pay bırakmak mecburiyeti telkin ediyor.

Belgede KUYUCU MURÂD PAŞA’NIN CELÂLÎ SEFERİ ÜZERİNE BİR MESNEVİ: FÜRÛĞÎ’NİN SİYÂVEŞ-NÂME’Sİ (İNCELEME-METİN) (sayfa 30-36)