C. BİÇİM ÖZELLİKLERİ

2. Vezin ve Kafiye

30

hikâyenin bitişini bildiren ve büyük oranda Farsça beyitlerden oluşan bir bölümle son bulur.

Burada şairin kendine, sözündeki içtenliğe, söyleyişindeki güce ve özgünlüğe dikkat çekmeye çalıştığı ve eserine verdiği ismi kaydettiği mısralar vardır. En sondaki birkaç beyit ise Sultan I.

Ahmed’e ve Murad Paşa’ya edilen duaya ayrılmıştır (7329-7427) ve son beyit şöyledir:

Şeb ü rūz eyledikce devri bu deyr

Ol olsun devlet-ile Ǿāķıbet ħayr (7428)

31

kaçınılmaz kılar. Eseri irdelendiğinde Fürûğî için de durumun farklı olmadığı anlaşılabilmektedir.

Fürûğî eserini mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün kalıbıyla yazmıştır. Siyâveş-nâme’de aralara serpiştirilmiş gazeller de bulunmadığı için, önceki şairlerden alıntılanan bir iki beyit dışında eserin tamamına hâkim olan bu kalıp, aruzun en çok benimsenen bahirlerinden biri olan Hezec bahrine ait müseddes bir kalıptır ve Türk edebiyatı tarihinde bu kalıbın uygulandığı eserler arasında Çarh-nâme, Risâletü’n-Nushiyye, Şeyhî’nin Husrev ü Şîrîn’i ve Muhammediyye gibi ünlü örnekler bulunur 84. Uygulanan veznin Siyâveş-nâme’de ne tür işleyiş ya da aksamaları sonuç verdiği, aruzla birlikte mutlaka gündeme gelen şu terim ve başlıklar çevresinde değerlendirilebilir:

(1) İmale

Yazıldığı dönem yönünden ele alınırsa, imalenin Siyâveş-nâme’deki kullanım yaygınlığı beklenebilecek ölçüdedir. Aruz kusurları arasında bulunduğu gerçeğine karşın, şairlerin imaleden kaçınmakta her zaman titizlik gösterdikleri pek söylenemez. Hattâ yerinde yapılması şartıyla hoşa giden bir tasarruf olarak görüldüğü dahi söylenebilir85. Bir imalenin yerli yerince ve makbul sayılabilmesi için Türkçe kökenli kelimelerde uygulanması, onda da daha çok ı, i, u, ü seslerinde yapılması86, yine bu ünlülerde veya diğerlerinde olsun anlamca vurgulanmak istenen hecelere denk getirilmesi87 gerekir.

Siyâveş-nâme’de hemen hemen her beyitte veznin mecbur ettiği bir arızi ses uzamasına rastlanabilir. Bunlar yukarıda belirtildiği üzere, büyük çoğunlukla veznin işleyişi bakımından çok ciddi bir ağırlığa veya aksamaya yol açmayan ı, i, u, ü seslerinde, daha az olmak üzere de a, e, o, ö seslerinde karşımıza çıkar (aşağıdaki beyitlerde imaleli sesler koyu harfle gösterilmiştir):

Semek virdüñ deñizde Yūnus’a hem Çıķardı erbaǾįn anda bulup nem (23)

84 Haluk İpekten, a.g.e., ss. 170-179.

85 Tâhirü’l-Mevlevî, Edebiyat Lügatı, İstanbul: Enderun Kitabevi, 1994, s. 62.

86 Cem Dilçin, Süheyl ü Nev-bahâr İnceleme-Metin-Sözlük, Ankara: AKM Yayınları, 1991, s. 136.

87 Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara: TDK Yayınları, 1999, s. 14.

32

Anı bildi ki ol mühr-i Süleymān İrişdi ins ü cinne ķıla fermān (345)

Güzįn itmek diler cānum seni hem

Ki reşk itsün ferüñe cümle Ǿālem (738)

Ve gernį yoķ müsirr-i semt-i Ǿiśyān Olup rāżī olursañ dökile ķan (1830) Cebe cevşen özüme bir kefendür

Baña ħāyil senüñ vaśfuñda tendür (2795) Derūn-ı pāki her jeng-i kederden

Ola sāde pür olup naķş-ı ferden (3271)

Yine konunun girişinde açıklanan biçimiyle, imalenin yapıldığı yerin anlamdaki vurguyla örtüştüğü, bütünleştiği beyitler de Siyâveş-nâme’de önümüze sık sık gelir. Aşağıdaki örneklerde sırasıyla, işaret zamiri, soru eki ve bağlacın ikinci ögesi olan ne kelimelerindeki vurgu imaleyle desteklenmiştir:

RücūǾ it bu hevā ile hevesden

Ki gelmez kār-ı ǾAnķā çün megesden (1912)

Olur mı çün Hümā śayd-ı kebūter

Fürū-māye olur mı ħan-ı kişver (1913)

Ne resm-i ĥaddi vardur ne şumārı

Yem-i aǾžam döker mevci kenārı (5368)

Arapça ve Farsça yapılarda ise kelimenin özgün yapısını bozacak herhangi bir tasarruf pek hoş karşılanmaz. Söyleyiş dilinin imkân ve etkileri göz ardı edilmezse, Siyâveş-nâme’de de Arapça ve Farsça kelimelerde imale çok az görülür:

Eger dādār-ı Ǿālem bir dem emān Vire şįr-i ecelden iy kec-iźǾān (1838)

33

Eger Büzürcmihr-i kāmil-iźǾān

Osa rāyuñda bir dem eyler efġān (3169)

Ķılur mı ħande hįç merd-i cihān-bįn İki üç sāǾat içre āh u enįn (3853)

Ancak tamlama i’si (izafet kesresi) ile ve bağlacı (atıf vâvı) bulunan yerlerde imale yapılması neredeyse âdet olmak derecesinde yaygındır ve bu durum kulak tırmalayıcı bir uygulama olarak değerlendirilmez88. Fürûğî’de de bunun örnekleri çoktur:

Uran fer gün gibi rūy-ı cihāna

Odur bāǾiŝ olan kevn ü mekāna (44)

Çerāġ-ı dįn-i İslām’ı fürūzān

Ķılup ķalb-i Ǿadūyı itdi sūzān (658)

Şehinşeh emrine cān u dil u gūş

Dut itme ĥaķķ-ı şāhı sen ferāmūş (1922)

Son olarak, eski metinlerin incelenmesinde imale söz konusu olunca en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, Anadolu Türkçesine Eski ve Orta Türkçeden devreden ünlü uzunluklarıdır. Diğer lehçe ve şivelerde olduğu gibi Eski Anadolu Türkçesi’nde de bu uzunluklar bir anda yok olmamış, açık veya örtük, zayıf veya güçlü biçimde varlıklarını korumuşlardır89. Özellikle 13 ilâ 15. Yüzyıl arasında yazılan birçok metinde, hareke ve harfin kullanımına bağlı tutumlar yoluyla imlâda da karşılık bulabilen bu seslerin90 imaleyle ilişkileri ilgiye değer bir konudur91. Klasik Osmanlı Türkçesinin oluşumu ve imlânın kalıplaşmış bir yapıya bürünmeye başlamasıyla birlikte, Türkçedeki ünlü uzunluklarının durumu takibi güç bir

88 Beyhan Kesik-Özer Şenödeyici, Aruz Teori ve Uygulama, Kesit Yayınları, İstanbul, 2015, s. 23.

89 Zeynep Korkmaz, “Eski Anadolu Türkçesinde Aslî Ünlü (Vocal) Uzunlukları”, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, C. I, TDK Yayınları, Ankara, 2005, s. 445.

90 Ali Nihad Tarlan, “Bir İmlâ Hususiyeti”, Türkiyat Mecmuası, C. III, İstanbul, 1935, ss. 229-232.

91 Bu bahiste öncü ve önemli bir değerlendirme için bkz. Bernt Brendemoen, “Osmanlı ve Çağatay Şiirinde İmale ve Asli Uzun Ünlüler”, Uluslararası Türk Dili Kongresi 1992, TDK Yayınları, Ankara, 1996, ss. 435-456.

34

meseleye dönüşmüştür. Manzum metinler bu gözle incelendiğinde, eskiden beri Türkçede gerek birincil (=asli) gerekse ikincil (=tali) ünlü uzunluğu taşıyan hecelerin imaleyle kullanılmalarında ciddi bir yoğunluk göze çarpar. Klasik Osmanlı metinleri de buna dayanak olabilecek ve çok sayıda gösterge sunabilecek bir yapı sergilemeyi sürdürür. 17. Yüzyıl metni olan Siyâveş-nâme’nin buna dair zengin bir malzeme içerdiği söylenmelidir.

Metindeki birincil veya ikincil uzunluk barındıran iki örnek, kan ile kamu (˂kamıg) kelimeleri eksene alınırsa görülür ki, ilk kelimenin a sesindeki birincil uzunluk, diğer kelimenin de u sesindeki ikincil uzunluk, Siyâveş-nâme’de istisnasız bir biçimde her zaman kapalı hece olarak değerlendirilmiş, imale yapılmıştır. Aşağıdaki örnekler bunlardan yalnızca birkaçıdır:

Bu ĥaśletlü şehinşāhuñ vezįri

Boyar ķana niçe biñ nerre-şįri (1570)

Ciger ķanın gözinden ķıldı ġalŧān

Seĥer durdı yirinden zār u giryān (2716)

Nişįb ile firāzı eyleyen fark

ǾAdūsın gendü ķana eyleyen ġarķ (5232)

Senüñ fermān-berüñ olsun ķamu milk Saña maħśūś ola hem tįġ u hem kilk (745)

Ķamu fermān-beridür hep gedā şāh

Olupdur KaǾbe-i maķśūd o dergāh (1813)

Didiler iy dilįr-i Ǿālem-ārāy

Öküş sende ķamumuzdan yine rāy (4831)

(2) Zihaf

Arapça ve Farsça kökenli kelimelerdeki uzun ünlülerin vezin gereği kısa ses değeri almasından kaynaklanan bir aruz kusuru olan zihaf, imale gibi yaygın görünen ve hoş görülen bir durum değildir. Siyâveş-nâme’deki örnekler de sınırlı sayıdadır ve îmân, ârâyiş, şemşîr,

35

vahşî gibi bazı kelimelerde istisnai olarak, ama meselâ Allâh kelimesinde ise her zaman zihaf yapılmıştır (metinden seçilmiş aşağıdaki örneklerde zihaflar koyu harfle gösterilmiştir):

Niçeler geldi ol demde įmāna Niçeler od eliyle urdı cāna (128)

Göñül āyįnesinde ol nümāyiş

Virüp ķılmış göñül levĥın ārāyiş (552)

Mücevher şemşįr ü zerrįn cevşen

MülemmaǾ zįr gevher tįr ü āhen (843)

Ķatı ser-keş be-sān-ı vaĥşį maĥbūb

Velį ķadd-i cüvāndan yine maĥcūb (2043)

MuŧįǾ[dur] emrüme hep cümle Ǿālem Olur maķśūd-ı aślį Allāh aǾlem (2014)

Śadā-yı Allāh Allāh’dan cihān cūş

Olup pür gerdişin gerdūn ferāmūş (3291)

Eski dönemlerden bu yana Arapça ve Farsça kelimelerin bazı seslerinde görülen kısalma ve bunların uzun seslendirilmeme tutumunun büyük oranda bugün de geçerli oluşu92, zihafın mutlaka bir kusur olduğu yönündeki yaklaşım için düşülmüş bir çekince notu gibidir. Siyâveş-nâme’de de bunun çeşitli örnekleri görülebilir:

Görür kim źümre-i Ħallāķ-ı maǾnį Meşāyıħ ķāżı-Ǿasker cümle aǾnį (176)

Bi-ĥamdi’llāh ki olduñ idi mihmān

Ķalanın sen bilürsin bāķı fermān (3813)

92 Dilçin, Süheyl ü Nev-bahâr, s. 137.

36

Pes andan her ne ise emr ü fermān Rıżāya rāżıyam ol demde ol ān (4528)

Farsların aruzda yaptıkları kendilerine özgü birtakım uygulamaların etkisiyle, Farsça tamlamalardaki tamlanan ögesinin “î” sesiyle bittiği durumlarda birçok kez bu ses için zihaf yapılabilmektedir:

Aña tevfįż idüben tįġ ile kilk

Anı ķıldı umūr[a] vāli-yi milk (835)

Nažar ķıl gör ne dir Firdevsi-yi pāk

Ki oldur śāhib-Ǿaķl ü śāĥib-idrāk (1793)

Pes andan rāvi-yi merd-i suħan-dān Beyān eyler bu nevǾa kārı ol ān (6086)

Bir de vezin gereği şeddeli bir harfin şeddesiz gibi okunmasını gerekli kılan bir zihaf şekli vardır ki buna tahfîf veya kasr denir:

Çıķar gel baĥr-i dilden bir dür-i pāk Ola ĥakkinde Ǿāciz çarħ u eflāk (160)

Ümįźüm bu senüñ devrüñde iy şāh Ĥaķ emriyle Ǿadāletle dutam rāh (806)

Gelür pįş-i vezįre bir suħan-dān

Ħaŧı Yāķūt ü Firdevsį-yi devrān (6131)

(3) Med

Arka arkaya bir uzun ünlü ve bir ünsüzle ya da iki ünsüzle biten hecelerin, bir uzun ve bir kısa sesten oluşan iki ayrı hece olarak değerlendirilmesi, aslında bir imale türüdür: imâle-yi memdûde. Ancak aruzda kusur sayılmadığı gibi şairlerce özellikle bir ahenk unsuru olarak

37

kullanılması93 ile ilgili olsa gerek, bağımsız bir biçimde ele alınması yaygınlık kazanmıştır.

İmale kadar olmasa da, Siyâveş-nâme’deki kullanım yoğunluğu sayıya gelecek cinsten değildir.

Örnek sadedinde şu beyitler gösterilebilir:

Ķamunuñ vāķıf-i esrārısın sen

Yaratduñ çār Ǿunśur eyledüñ ten (20)

Kemāl-i luŧfuña çün Ǿaķl irmez

Emirsiz naħl hergiz behr[e] virmez (34)

Egerçi dillerini nār-ı ġayret

Alupdı lįk başdan baĥr-i ĥayret (6797)

Meddin bir kusur sayılmayışı bir yana, aksine böyle hecelerde imale yapılmaması hata sayılmış ve bir tür zihaf olarak değerlendirilmiştir94. Ne var ki aşağıdaki örneklerde olduğu üzere, başka birçok eser gibi Siyâveş-nâme’de de bunun görülmesi mümkündür:

Kimi vaśfuñla oldı miŝl-i bülbül Kimi şeydā kimisi nāzenįn gül (28)

Eger bir sāl olursa milke vālį

Bize gerdūn ķılur rūy-ı melālį (1148)

MelāǾįn ħayline olduñ mı ġam-ħˇār

Geyüp sāz ü seleb ol rāha reh-vār (3829)

Türkçe kökenli kelimelerde med yapılması hoş karşılanan bir durum olmasa da, her dönemde bunun örneğine rastlamak mümkündür. Bundan olabildiğince kaçınmayı yeğleyen Fürûğî, görebildiğimiz kadarıyla “Türk” kelimesinde buna bir kez başvurmuştur:

Görür naķş-ı diger ol Türk-zāde

Muķarrer eylemiş meylin fesāda (3547)

93 İpekten, Nazım Şekilleri ve Aruz, s. 151.

94 İpekten, Nazım Şekilleri ve Aruz, s. 151.

38 (4) Hece düşmeli ulama (=Liyezon)

Ulama aslında Türkçede bir kelimenin sonundaki ünsüz harfin sonra gelen kelimenin başındaki ünlü harfe katılması, bağlanmasıyla oluşan ve yaygınca karşılaşılan ses olaylarından biri olarak, şiir dilinde de olağan bir biçimde yer bulur. Hecelerin kapalılık ve açıklık düzenini de etkileyen bu olay aruz ilminde vasl terimiyle karşılanır. Koşulu sağlayan herhangi iki ses arasında yaşanması mümkündür:

Çün ol nā-dān-ı nā-āsūde pür-kįn Ħaber ser-dāra irsāl itdi ol ĥįn (2021)

Dir imiş and içüp dāyim şeb ü rūz

İre evvel-bahār eyyām-ı nev-rūz (4523)

Ħurūş-ı cūş-ı Ǿaskerden nüh eyvān

Pür oldı ķan ķaşandı ħıng-i gerdān (6469)

Eski yazım düzeninde sessiz harf kimliği taşıyan “ayn” harfinin bu niteliğinin konuşma dilinde bir karşılığı bulunmaması sebebiyle, şairler zaman zaman bu harfle başlayan kelimelerde de ulama yapmışlardır. Sanat ve ilim yönünden pek hoş karşılanmayan böyle örneklere vasl-ı ayn denmiştir:

Ki günden ažher ü mehdendür Ǿayān Ki bāŧın Ǿayna vü žāhir nümāyān (677)

Murād ismi anuñ vefķinde mużmer

Anuñ-çün oldı devletle ser-Ǿasker (1575)

Sen Ǿadli serverā elden ķoma hįç

Bu devlet rūyını itmez özüñ pįç (3864)

Bundan ayrı olarak bir de hece düşmesiyle sonuçlanan bir ulama türü vardır ki, o da özellikle aruzun oturmaya başladığı çağlar içinde şairler tarafından bile isteye kullanılan bir ses ve söz oyunudur. Kuşkusuz bu durumda en çok görülebilen unsur ki bağlacıdır:

39

Ħudā birdür k’aña çūn u çirā yoķ

Şumārı Ǿaķla śıġmaz ĥikmeti çoķ (2083)

Cihāna ĥükm idelden Āl-i ǾOŝmān

K’olardur şehriyār-ı ħan bin ħan (3107)

Kerem luŧf it bize iy śāhib-i cān

Nümāyān eyle bir cā k’ola mihmān (3768)

Şiirde bazen de ustalık göstermeye dönük bir tasarrufa dönüşen hece düşmeli ulamalar, birkaç örneğine sahip Siyâveş-nâme’de daha çok tamlama içinde ve kelimeyle ekin bağlandığı noktada görülebilmektedir:

Cevāhir ħancer ü tįr ile şemşįr

Alam rüşvet diyü boynumd’ola yir (808)

Cihān fermānuma b’emr-i şehinşāh

Dutup cān u göñülden ķaŧǾ idüp rāh (4028)

(5) Vezne bağlı diğer değişmeler

Klasik şiirin mutlaka belli bir biçim ölçüsü gözetilerek yazılmasını gerektiren anlayış, kimi zaman dil ve imlâ yapısını kendi gerekleri doğrultusunda dönüştürebilmekte, hattâ bozabilmektedir. Bir de yerel etkilerin ve konuşma dilinin böylesi değiştirmelere elverdiği durumlarda bu etki daha kolay uygulanabilmekte, daha yaygın sergilenebilmektedir. Kökeni ne olursa olsun her kelime için dilin bu tür tasarrufları kendine işlerlik alanı bulabilir. Bunun örneklerinden biri Türkçe kelimelerde ses ya da hece düşmesidir:

Senüñ nāmuñ idem eylik ile gūş

Olam deryā-yı raĥmet gibi ħāmūş (735)

Ķıla tā devr-i eyyām-ı cihānbān

Şehinşāhān osun emrine fermān (5252)

40

Muħālifden ħaber şįr-i dilįrān

Getürlerdi alup āśafdan iĥsān (5554)

Bazen buna benzer ses ve hece düşmeleri, fesahate çok da uygun bulunmayacak biçimde Arapça ve Farsça asıllı kelimeler için de geçerli kılınabilmektedir (Zekeriyyâ˃Zekeryâ, Kur’ân˃Kurân, Mehmed˃Memed, re’âyâ˃râyâ):

Źekeryā’ya şu deñlü ķılduñ iĥsān Ser-ā-pā biçdiler ķılmadı efġān (25)

Yüzinüñ nūrı śan ħurşįd-i raħşān

Ķurān’dan el yumazdı degme bir ān (76)

Yel-i cedd-i Ǿižāmum Ħan Süleymān Ne ķıldıysa Memed Paşa’ya iĥsān (778)

Ve gernį Ǿasker ü rāyā vü tüccār Zebūn olup elinden olısar zār (4021)

Ne var ki, Farsça kökenli bazı kelimelerdeki imlâ çeşitlenmesinin kaynak dildeki kurala dayandığı örnekler ise, bir yozlaştırma olarak görülemez. Zira o kelimelerin doğduğu dilde de var olan ve dile aykırı düşmeyen hafifleştirilmiş (muhaffef/mürahham) biçimleri, vezinde esnekliği sağladıklarından şairlerin rağbetinden mahrum kalmamışlardır. Bunların Siyâveş-nâme’de iki biçime de uyan örneklerine rastlanmaktadır:

Günāhuñ Ǿafv ider kān-ı mürüvvet

Ki var anda şecāǾat hem fütüvvet (1828)

Ki ben cürm ile Ǿāciz bir günehkār Dirįġ-ı luŧfuñ itme baña her bār (15)

İder bir kār-ı dįger ol füsūn-sāz

Gör imdi sen ne yirden virdi āvāz (3751)

41

Diger nesne ķomazlar ālet-i ceng

Zirih cevşen hüyūn-ı raħş-ı gül-reng (6326)

Şehinşeh devleti olduķca ābād

Bu āśaf Ǿadl ile bulsun nikū ad (3149)

Ķılup pāy-ı şeh[e] mālįde hep rū İdüp ĥāśıl cihānda nām-ı nįkū (4673)

Bazen de veznin gerektirmesi durumunda bazı Arapça kelimelerde bir ses türemesi görülebilmektedir. 18. Yüzyıl’da yaygınlaştığı belirtilen95 bu uygulamanın, Siyâveş-nâme’deki çok sayıda kelimede görülebildiğini belirtmemiz gerekir. Örneğin:

Ben ol bir źerre-i nāçįzem iy şāh Beni ķılma Ǿadil rāhında gümrāh (31)

Niyāyiş eyleyüp Dādār’a dāyim

Keremden ķıl śadırda anı ķāyim (478)

Ufuķdan çıķdı mihr-i Ǿālem-ārā

Zümürrüd taħtı üzre hem-çü Dārā (2478)

Vezinli söyleyişin (tabii buna sık sık katılan kafiyenin de) cümle dizgisini haylice etkilediği durumlar da olabilmektedir. Siyâveş-nâme’deki devrik yapının sınırlarının epey zorlandığı aşağıdaki örneklerde, “Bu nüh iķlįm aña yedi gām oldı” ve “Getürsün aña bį-ĥad iĥsān ķılam” ifadeleri şöyle bir kılığa bürünmüştür:

Ħaŧı peyk-i śabāya ķıldı teslįm

Yedi gām aña bu nüh oldı iķlįm (314) Ki her kimde var ise gizli segbān

Ķılam bį-ĥad getürsün aña iĥsān (3721)

95 Beyhan Kesik-Özer Şenödeyici, a.g.e., s 22.

42

Yine böyle bir etki “rûh-ı revân” tamlamasını ters yüz ederken, diğer örnekte de şahıs ekinin yüklemden özneye taşınarak “ben bendeyem” yerine “benem bende” gibi bir yapının ortaya çıkmasına yol açmıştır:

Revān-ı rūĥ-ı ān ecdād-ı aǾžam

Cihān içre bulardur śāĥib-i nām (727) Sizüñ gibi benem bir bende şāha

Ki ħāliś muħliśem žıll-i İlāh’a (4654)

Aşağıdaki beyitte ise “bir elinde, birinde” gibi ifadelerin doldurabileceği yer için şair, vezin tarafından “birde” kelimesiyle yetinmeye zorlanmıştır:

Bir elde tįġ u birde nān ile kilk

ǾAdālet eyleyüp maǾmūr ola milk (749)

b. Kafiye

Siyaveş-nâme, gerek eserde kullanılan kafiye türleri, gerekse yazarın bu kafiyelerle ilgili çeşitli tasarrufları bakımından oldukça hareketli ve renkli bir yapıya sahiptir. Elbette türü gereği uzunca bir eser oluşu, bu konuda ortaya çıkan çeşitlilik için uygun bir zemin ve zengin bir ortam oluşturduğu gibi, belli yapıların sıklıkla tekrarını da kaçınılmaz kılar. Kemalpaşazade’ye ait Kâfiye Risâlesi başta olmak üzere96, Türk edebiyatındaki ilk örneklerden beri kafiye ilmi etrafında söylenegelenler ve Osmanlı şiirinde asırlar boyu şairlerce kafiye konusunda uygulanagelenler ışığında, kafiyenin Siyaveş-nâme’deki görünümleri ve çeşitlerine dair bazı noktalar, köken (etimoloji), biçim (morfoloji) ve anlam (semantik) yapıları yönünden, birçok örnekleriyle birlikte değerlendirilecektir.

(1) Köken incelemesi

Eser boyunca kafiyeyi sağlamak üzere tercih edilen yapılar, tamamına yakını oranında Farsça ve Arapça kökenli kelimelerden oluşmaktadır. Eser bu yönüyle dönemindeki yaygın eğilimleri yansıtan bir görüntü içindedir. Siyâveş-nâme’de yalnızca Türkçe kökenli kelimelerle

96 Başta sayılması, Türk edebiyatında kafiyeye dair bilinen ilk eser olmasındandır. Bkz. M. Yekta Saraç-Mustafa Çiçekler, “Kemalpaşazâde’nin Kâfiye Risâlesi”, İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. XVIII, İstanbul, 1998, ss. 445-477.

43

örülmüş kafiyelerin sayısı 46 olup, metnin bütünü içindeki oranı “yüzde bir” (%1) dolaylarını bile bulmaz. Bunun yanı sıra, yine seyrek olsa da zaman zaman Türkçe kelimelerin Farsça ve Arapça kelimelerle ortaklaşa kurduğu kafiye yapıları ve Farsça ve Arapça kelimelerin kendi içinde ya da karma biçimde düzenlenmesiyle ortaya çıkan diğer kafiyelerle birlikte, Siyâveş-nâme’deki kafiye çeşitleri şöylece örneklendirilebilir:

Türkçe isimlerle yapılmış kafiyeler:

ǾAdālet levĥine tā gice gündüz

Žafer resmin ķıla naķş ile düpdüz (33)

Süvār oldı pes andan Refref’e ol

Tek ü tenhā dutuban dostına yol (114)

Bu yad ilde ķoduñuz rāhuma baş İdüben ħāki pister yaśduġı ŧaş (4652)

Türkçe fiillerle yapılmış kafiyeler:

Kemāl-i luŧfuña çün Ǿaķl irmez

Emirsiz naħl hergiz behr[e] virmez (34)

Hemān reg-i Ǿinādı ol dem azdı

Cehālet ħāmesiyle nāme yazdı (1895)

Zamānuñda felek kām üzre dönsün

Saña yavuz śa[na]nuñ boynı śınsun (2372)

Türkçe isim ve fiillerle yapılmış kafiyeler:

Fürūġį sen özüñ devşir nažar ķıl Döner emriyle gerdūn ay-ıla yıl (38)

Yirüñde sen hemān ŝābit-ķadem ol

Hücūm itsün dilįrān cümle ķol ķol (1639)

44

Türkçe ve Farsça kelimelerle yapılmış kafiyeler:

Ķamunuñ vāķıf-ı esrārısın sen

Yaratduñ çār Ǿunśur eyledüñ ten (20)

Göñül mirǿātını bir ŧūb-ı altun

İder andan görinür naķş-ı gerdūn (981)

Elinden kimse gözden dökmedi ķan Meger evvel-bahāra ebr-i bārān (1565)

Türkçe ve Arapça kelimelerle yapılmış kafiyeler:

Açarsam ger ħıyānetle Ǿuyūnum Ķılıcuñ işte vü işte boyunum (820)

Dilerse luŧf ider bir Ǿabde Settār

Dilerse ķahr ider cümle ne ki var (3887)

Ķomazlar ġayret-i şįrānı elden

Çeküp el geçmeyüp ceng ü cedelden (6806)

Farsça kelimelerle yapılmış kafiyeler:

Ki rūyum tįredür bu dįde nemnāk

İrişdür feyż-i luŧfuñ itme ġamnāk (10)

Girift oldı zemįne nūr-ı rūşen

İrişmez teng ü tįre oldı gülşen (1754)

ǾAyān itse eger bir mūyı segbān

Virürdi bir ħadengden niçesi cān (3290)

45 Arapça kelimelerle yapılmış kafiyeler:

Yarın Ǿāśįlere eyler şefāǾat

Olısar ŧaġ u ŧaşı cümle ümmet (47)

Śabā gül ħırmenin ne resme ġāret İderse ol ider ħaśmı ĥaķāret (1419)

Śanasın baĥr-i bį-pāyān-ı pür-mevc Dilįr-i ġāziyān-ı fevc-der-fevc (7313)

Farsça ve Arapça kelimelerle yapılmış kafiyeler:

Olasın Ǿışķ-ıla tā mest ü medhūş Yedi deryā ola yanuñda ħāmūş (42)

ǾAyān cūdından itdi genc-i pinhān

Yanında ķaŧre gelmez baĥr-i Ǿummān (2252)

Ceseddür Ǿasker ü ser-dār çün cān

Olar leb-teşnedür ol āb-ı ĥayvān (3204)

(2) Biçim ve tür incelemesi

Eski manzum metinlerin kafiye türleri yönünden değerlendirilmesinde birtakım yanlışlara düşülebilmektedir. Bunların başında da, kafiye türünü belirlerken kelimelerin eski harfli özgün biçimlerini ve ilgili dönemdeki kavram dünyasını göz ardı etmek, gelir. Osmanlıda kafiye ilminin ilke ve özellikleri dikkate alınırsa, iki kelime arasındaki görüntü/ses ortaklığını oluşturarak kafiyenin gerçekleşmesini sağlayan ilk veya tek harf olan revî merkezî bir yer tutar.

Kafiye biçimleri bu harfin niteliklerine ve çevresiyle ilişkilerine göre ayrışır. Bu yolla ortaya çıkan kafiye türlerinin Siyâveş-nâme’deki kimi örnekleri şu biçimde sıralanabilir:

46

Yalnızca revî harfinden oluşan ve günümüzdeki yarım kafiye ile benzeşen kafiye-i mücerrede’nin Siyâveş-nâme’de çokça örneği bulunur. Aşağıdaki örneklerde sırasıyla dâl, sîn ve lâm harfleri kafiyeyi oluşturur:

Şu resme dutdı ķuvvet dįn-i Aĥmed Olur küffāra tįġ-ı muǾcizi sed (62)

Zehį devlet ki Ǿadl issi ola kes

Ĥabįbu’llāh ola feryād-res pes (3870)

Velįkin ġayret-i merdānı elden

Ķomam ebrūya çįne āhı dilden (7110)

Revîden önceki harfler arasında kimi ortaklıklar bulunmasıyla oluşan kafiye türü ise kafiye-i mürekkebe olarak adlandırılır. Revîden önceki kafiye harflerinin durumuna göre de mürekkeb kafiyenin alt türleri sınıflanır. Epeyce ayrıntıları bulunan bu kafiye çeşidinin Siyâveş-nâme’deki örnekleri sayıca yüksek düzeylere ulaşır:

Rıżā-yı Ĥaķķ içün eyle ķamu kār

Rıżā-yı nefsden eyle muttaśıl Ǿār (772)

Seĥerden mihr-i gerdūn ile nāzil Olur ol ķalǾaya ol şįr-i Ǿādil (3232)

Tefekkür baĥrine ŧaldı olup ġarķ

Derūn ile birūnın itmeyüp farķ (4959)

Siyâveş-nâme’de, ses ortaklığından çok imlâ ortaklığına dayanan göz kafiyesi örnekleri de bulunmaktadır:

Yaradılmış tamāmı dün ile gün

İder şükri döner emrüñle gerdūn (19)

Cenāb-ı Ĥaķķ’a dutsa bir kişi yüz Aña Ǿayn-ı hidāyetden açar göz (979)

47

Ķamusı eyleyüp cenge kemer berk

Getürmez Ǿaynına bir źerrece merg (6459)

Hattâ şairin kimi zaman göz kafiyesini sağlamak için kelimelerin özgün yazımlarını değiştirme yönünde tasarrufları olabilmektedir. Örneğin aşağıdaki beyitlerde sırasıyla; sūrāħ kelimesi “güzel h” ile (خاروس ˃ هاروس), menāśıb kelimesi “menāsib” olarak (بصانم ˃ بسانم) ve müdārā ise “müdāre” biçiminde (ارادم ˃ هرادم) yazılmıştır:

Virüp Eyyūb’a śabrı itmedi āh Serāpā cismini ķurd itdi sūrāh (24)

Mežālim ħayline virme menāsib

Degül mārı ıśıtmaķ pes münāsib (370)

Muķābil var mı itmek aña çāre

Dimişler ħaśma çün ħoşdur müdāre (4828)

Bunların yanında, kafiyede tamamen söyleyişi esas alan ve böylece göz kafiyesinin şekle dayalı yapısını halklılaşma eğiliminin etkisiyle dikkate almayan örneklerin yer aldığı beyitler de göze çarpar:

Meger kim bundan evvel ol ruħı māh ǾAdūnuñ cānibin ķılmışdı ıślāĥ (394)

Bu deñlü devlet ü dürr ü güher zer Alup elden derūnum ķıla āźer (1221)

Zebān açdı o dem ol merd-i güstāħ Didi gūş it sözüm iy āśaf-ı şāh (3801)

Metnin bütünü göz önüne alınınca yüksek sayılara varmadığı söylenebilirse de, ses uyumunun redifle sağlandığı beyitler de vardır:

Belgede KUYUCU MURÂD PAŞA’NIN CELÂLÎ SEFERİ ÜZERİNE BİR MESNEVİ: FÜRÛĞÎ’NİN SİYÂVEŞ-NÂME’Sİ (İNCELEME-METİN) (sayfa 43-65)