• Sonuç bulunamadı

3. SEMENİN ÖZELLİKLERİNDE DEĞİŞİME SEBEP OLAN UNSURLAR

3.1. Ribâ

Hem klasik dönemde hem de günümüzde akitlerin sıhhati açısından karşılaştığı en büyük problem kuşkusuz ribâ yasağıdır. Akitlerin hemen hepsinde az veya çok ribâ konusu geçtiği için geniş bir yelpazeye sahip olduğu aşikârdır. Bizim bu başlık altında ele alacağımız yönü ise ribâ yasağına dair genel hükümler ile semen açısından öne çıkan noktaları olacaktır.

Bütün mezheplerin ribâ görüşlerinin temelinde eşya-yı sitte hadisi olarak bilinen altı sınıf malın zikredildiği hadis yer almaktadır. Fakat bu hadisteki malların illeti konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. İlk olarak Hanefîlerin ribâ anlayışından bahsedecek olursak, ribânın tarifinde bazı farklılıklar bulunmakla birlikte genel anlam itibariyle benzer hususlar zikredilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

Ribâ, bedelli akitlerde malın mal ile değişimi durumunda (taraflardan birine) bedelsiz olarak fazla malın kalmasıdır.322 Bütün ölçü ve tartıyla değişilen şeylerde kendi cinsiyle satım yapıldığında oluşan fazlalık ribâdır.323 Bedelli akitlerde taraflardan biri için şart koşulmuş maldaki karşılıksız fazlalıktır.324 Bedelli akitlerde

322ٍلامب ٍلام ةضواعم يف ٍضوع لاب ٍلام لضف وه” Ebu'l-Berekat Hafızüddin Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd

en-Nesefî, Kenzü’d-dekâik fi'l-fıkhi'l-Hanefi (thk. Naim Eşref Nur Ahmed), İdâretü'l-Kur'an ve'l- Ulûmi'l-İslâmiyye, Karaçi 2004, II/53.

323 "لاضافتم هسنجب عيب اذإ نوزوم وأ ليكم لك يف مرحم ابرلا" Merğınânî, Hidaye III/1002. 324 لا

َمِب لاَم ةَضواَعُم يِف نيدِقاَعْلا دحلأ طرَش ضوع نَع لاَخ لاَم لضف َوُه Burhaneddin İbrâhim b. Muhammed b. İbrâhim Halebî, Mülteka’l-Ebhur, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 1989, II/37.

taraflardan biri için şart koşulmuş aynı cins mallardan birinin diğerine karşı bedelsiz olarak şer’i ölçüler dâhilinde fazla olmasıdır.325

Tariflere bakıldığında ufak nüanslarla tarih içinde daha açıklayıcı hale geldiği görülmektedir. Hemen hepsinde yer alan mübadele akitleri lafzı ile karz da dâhil karşılıklı bedelin olduğu her akit ribâ kapsamına alınmıştır. Ayrıca muamele tarzı hibe gibi akitlerde faiz cereyan etmeyeceği de belirtilmiş olmaktadır.

Yine özellikle şer’î ölçüler kelimesinin sıkça geçtiğini görmekteyiz. Zira Hanefîlere göre şer’i ölçüye ulaşmayan örneğin bir avuç buğday gibi fazlalıklar faiz kapsamına girmemektedir. Günümüzde bu tarifler göz önünde bulundurularak faiz, “ödünç işlemlerinde veya alış-verişte ortaya çıkan, karşılığı bulunmadığı veya eşitsiz paylaşıldığı için iki taraftan birini zarara sokan, gerçekleşmiş veya gerçekleşme potansiyeli bulunan fazlalık veya karşılıksız bir değer transferidir.” şeklinde tanımlanmıştır.326

Tariflerin hemen ardından ilk olarak illetin “cins” ve “kadr” olduğu söylenmektedir. Kadr ile keylî ve veznî malların kastedildiği de açıklanmaktadır. İki illette birleşen mallar değişilirken peşin ve eşit, tek illette birleşenler ise sadece peşin olma şartını taşımalıdır. Vezn ve keyl haricindeki ölçü birimlerinde mesela mezruat ve adediyatta ribe’l-fadl cereyan etmeyeceği kabul edilmiştir. Fakat vadeli değişimde yine ribâ söz konusudur. Yine kıyemî mallarda da fiyat sabitliği olmadığı için ribâ meydana gelmez denilmiştir.327 Ribâyı müstakil olarak ele alan bütün Hanefî eserlerinde bu açıklamalar standart olarak yer almaktadır. Vadeden dolayı oluşan faize ribe’n-nesîe denirken fazlalıktan dolayı meydana gelene ribe’l-fadl denmiştir. Hanefîlerin genel anlayışına göre işçilik, yenilik-eskilik dikkate alınmayacak vasıflardır. Eski buğdayla yeni mahsül buğdayın eşit ve peşin değişilmesi sahihtir. Yine altındaki ayar farkı da işçilik gibi dikkate alınmamaktadır. 20 ayar altınla 22 ayar altının eşit ve peşin değişimi caizdir demişlerdir.328

325 ِةَض َواَعُمْلا يِف ِنْيَدِقاَعْلا ِدَحَ ِلأ َط َرَش ٍض َوِع ْنَع اًيِلاَخ ِ يِع ْرَّشلا ِراَيْعِمْلاِب ِرَخ ْلْا ىَلَع ِنْيَسِناَجَتُمْلا ِدَحَأ ُلْضَف Hüsrev Mehmed

Efendi Molla Hüsrev, Dürerü’l-Hukkâm fî şerhi Gurerü’l-Ahkâm, Şirket-i Sahafiyye-i Osmaniyye 87 numaralı matbaası, İstanbul 1901, II/186.

326 Özsoy, “Fıkıh Doktrininde Para ve Faiz” Fıkhî Açıdan Finans ve Altın İşlemleri (ed. Halit Çalış),

s.79.

327 Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu, VI/106; Çeker, Fıkıh Dersleri I, s.115. 328 Merğınânî, el-Hidâye, III/1003,1004; Meydânî, el-Lübâb, s.230, 231, 238.

Hanefîlerin ribâ mantığını yansıtması bakımından felslerle ilgili ihtilaflar önemlidir. Zira ilk bölümde felslerden bahsederken ifade edildiği üzere Şeyhayn’a göre felsler semeniyet unsurunu asli olarak taşımamaktadır. Sadece revaçta olduklarında tarafların belirlemesi ile değişime konu olabilmektedir. Aslen semeniyet özelliği taşımayan felsler revaçta olmadıklarında adediyat sayılarak sayı hesabı değişilmektedir. Bu görüşün uzantısı olarak ribâ gerçekleşmeyeceğini düşündükleri adediyat gurubunda eşit olmaksızın değişime onay vermişlerdir. Bu sebeple Şeyhayn bir felsin iki fels karşılığı değişimi caizdir görüşünü benimsemiştir. İmam Muhammed ise felslerin semen olma özelliğini aslî olarak taşıdıklarını ve revaçta olduklarında altın ve gümüşten herhangi bir farkı olmadan değişime konu olacaklarını düşünmektedir. Altın ve gümüşün illeti olan cins ve vezn, felste de var kabul edildiğinde peşin ve eşit değişim şart olacaktır.329

Faizin illeti noktasında Hanbelîlere nisbet edilen ve yaygın olan görüşe göre Hanbelîler, Hanefîlerle aynı görüştedir. Diğer iki görüşte ise Hanbelîlerin, Şâfiî ve Malikilerle aynı görüşte olduğu ve sadece altın, gümüş ve yiyecek olan maddelerde faizin gerçekleşeceği görüşü zikredilmektedir. Hanbelîlerin birinci görüşü kabul edildiğinde, aynı cins ribevi malların değişiminde yanına bir şey eklemenin geçerli olmadığı, felsler konusunda İmam Muhammed gibi düşündükleri ve felslerle altın- gümüş alımında kabzedip karşı tarafın mülkiyetine geçmeyi şart koştukları görüşünde oldukları gibi bazı farkların ortaya çıktığı görülmektedir.330

Normal şartlarda semen işaret edilebilecek durumda bir bedel olup “elimdeki kuruşlar karşılığı bir metre kumaş satın aldım” demek semenin malum olması için yeterlidir. Fakat ribevî mallar söz konusu olduğunda özellikle bedellerin eşit miktarda olması gereken durumlarda işaret etmek yeterli olmayıp bütün özellikleri belli olacak şekilde tayin etmek gerekmektedir.331

329 Merğınânî, el-Hidâye, III/1007; Kâsânî, Bedâi‘u’s-Sanâi‘, VII/92,93; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr,

VII/407,408.

330 Abdülbaki Deniz, İslam Hukukunda İllet Kavramı ve Faizin İlleti (Yüksek Lisans Tezi), Uludağ

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa 2006, s. 129,130; Selim Çimen, İslam Hukukunda Faizin

İlleti ile İlgili İhtilaflar(Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara

2010, s.121,122.

Şâfiî ve Malikiler ribanın illeti konusunda birbirlerine yakın görüş belirtmişlerdir. Zira Hanefîlerin altın ve gümüşte belirlediği vezn ölçüsü bu iki mezhepte semeniyet olarak ele alınmıştır. Yani altın ve gümüş sırf diğer malların değerini tespit etme aracı olup özünde para özelliğini barındırması sebebiyle ribevi mallardan olur. Felsler özellikle Şâfiîlere göre semeniyeti özünde taşımadığı için ribâ konusuna girmemektedir. Ayrıca işçiliğe Şâfiîlerde itibar etmemektedir.332 Diğer bir illet ise özünde para özelliği olmayan malların yiyecek maddesi olan mallardan olması (tu’miyet) şartıdır. Eğer aynı cins mallar semeniyet veya tu’miyet özelliklerinden birinde birleşiyorsa peşin ve eşit, sadece cins veya sadece semeniyet yahut da sadece tu’miyet illeti bulunursa peşin değişim şart koşulmuştur.333