2. DEBÛSÎ VE GAZZÂLÎ’NİN DELİLLERDEN HÜKÜM ÇIKARMA

2.2. KULLANILDIĞI MÂNA BAKIMINDAN LAFIZLAR

2.2.1. Hakikat ve Mecaz

Debûsî hakikati şu şekilde tanımlamaktadır: Vaz‘edildiği mânada kullanılarak, konuşmada kastedilen lafızdır. Zira bu, lafzın vaz‘edildiği şekil üzerine gerçek mânasında kullanılmasıdır. Kelam mutlak olarak bırakıldığı zaman, mecaz olduğuna dair delil bulununcaya kadar, kastedilen mâna hakikattir. Çünkü hakikat asıldır.

Mecazsa ârızî olup, ancak bir delille sabit olabilir.536

Mecaz, lafzın vaz‘edildiği mânanın dışında kullanılmasıdır. Zira vaz‘ itibariyle, bu şekilde kullanılması doğru değildir. Ancak istiare yoluyla, aslî mânasından bu mecazî mânaya geçişi caiz olmaktadır. Örnek olarak, “Senin bana olan sevgin mecazdır.” sözü gibi. Yani burada kişi şunu ifade etmek istiyor: senin bana olan sevgin, sevginin kaynağı olan kalpte değil, dildedir. Burada kullanılan mâna, lafzın vaz‘edildiği aslî mânası açısından gerçek değildir. Bu sebepten ötürü mecaz, müsteâr diye isimlendirilmiştir. Sanki sözü söyleyen kişi bu mânayı, kastettiği mâna için ödünç almıştır. Bu kullanım insanların konuşmalarında, Kur’an’da ve Arap şairlerinin şiirlerinde sıkça görülmektedir.537

Mecaz lafız o kadar çok sık kullanılmaktadır ki, neredeyse hakikat lafızdan daha fazla konuşmalarda geçmektedir. Hakikat ve mecazın tanımlarından anlaşıldığı üzere, hakikat lafız ancak işitilerek bilinebilir. Bunun yolu ise vaz‘ olup, ancak dili vaz‘

edenden nakil ile kendisi üzerine vâkıf olunabilir. Aynı şerîatteki nas gibi, zira nas

536 Debûsî, Taḳvîmü’l-edille, s. 119.

537 Debûsî, Taḳvîmü’l-edille, s. 119-120.

131

ancak yalan söylemesi düşünülemeyen kişiden nakille delil olur. Ancak mecazın kullanılabilmesi için, işitilmesine gerek yoktur. Bilakis konuşan kişi tarafından söylendiği anda sabit olur.538

Nitekim Araplar lafzı, vaz‘edildiği mânanın dışında her hangi bir alâkadan dolayı mecaz yoluyla kullanmışlardır. Bu alâka da “cesaret” anlamında, “aslan”

kelimesinin kullanılması gibi, lafzın mânasından dolayı olabilir. Ya da aralarındaki bir alâkadan sebep, lafzın bizatihi kendisinden dolayı kullanılabilir. Örneğin, “Yağmur”

lafzının “gökyüzü” anlamında kullanılması gösterilebilir. Nitekim yağmur, gözlerin apaçık gördüğü üzere gökyüzünden inmektedir. Âyette de, “Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şarap sıktığımı gördüm” dedi.”539 şeklinde geçmektedir. Yani burada kastedilen üzümün suyudur. Nitekim üzüm suyu, sıkılma anında şarap değildir. Lakin bu vasıfla alâkalandığından dolayı, kelamda bu şekilde kullanılmaktadır. 540

Bazı müteahhirîn âlimler, mecazın umum mâna ifade edemeyeceğini düşünmüşlerdir. Fakat bu görüş Debûsî’ye göre yanlıştır. Zira mecazdaki istiare, kendisiyle mecaz yapılan lafzın hakikat yerine koyulmasıdır. Şayet umum mâna olmasaydı, mütekellim kişi maksadını ifade edemez ve bu sebeple konuşması güzel olmazdı. Bu anlatılanlardan ortaya çıkmıştır ki, bir lafız hakikat ve mecazı aynı anda kapsayamaz. Nitekim bu iki mâna birbirine zıttır, dolayısıyla bir araya gelemezler. 541

Hanefîler bu yüzden, kadına dokunmayı abdesti bozan unsurlardan saymamışlardır. Zira “Kadınlara dokunduğunuzda (lems) teyemmüm edin…”542 âyetinde kastedilen cimâdır. Bu lafız mecaz olduğundan, hakikat mânasının kastedilmesi batıl olmuştur. Burada kastedilen hakikat mânası da, dokunmaktır (lems).543

Gazzâlî hakikat isminin, müşterek bir isim olduğunu belirtmiştir. Zira hakikat ismiyle, bir şeyin bazen tanımı ve bazı durumlarda da hakikat mâna kastedilebilir.

538 a.g.e. , s. 118-119.

539 El-Yûsuf, 12/36.

540 Debûsî, Taḳvîmü’l-edille, s. 119.

541 a.g.e. , s. 119-120.

542 Nisâ Sûresi, 4/43.

543 Debûsî, Taḳvîmü’l-edille, s. 120.

132

Ancak hakikat lafızlarda kullanıldığında, vaz‘edildiği anlamda kullanılan lafız kastedilir. Mecazsa, bir ismin vaz‘edildiği anlamının haricinde kullanılması olup, üç çeşittir;

Birincisi; meşhur bir özellik sebebiyle, birbirine benzer olmalarından dolayı kullanılan isim mânasındadır. Örneğin, Arapların cesaretli insana “aslan”, aklı zayıf kişilere “eşek” lafızlarını kullanmaları bu şekildedir. Ancak ağzı kokan kişiye, mecazî olarak “aslan” denilmesi ise doğru olmaz. Nitekim bu özellik insanlar tarafından bilinmemektedir. 544

İkincisi; ifadeye bir mâna kazandırmayan, ziyade mânasındadır. Örneğin Kur’an’da ki, “Hiçbir şey O’nun gibi değildir.”545 âyeti bu şekildedir. Çünkü “gibi”

anlamındaki “kef” harfi, bir mâna beyan etmek üzere vaz‘ olunmuştur. Bu harfin, bir anlam beyan etmeyecek biçimde kullanılmasıysa, lafzın vaz‘ına aykırıdır. 546

Üçüncüsü; ifadeyi etkilemeyen eksiklik, mânasındadır. Meselâ “Bulunduğumuz kente ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”547 âyeti bu şekildedir. Âyetin ifade etmek istediği mâna, “kent halkına sor” anlamındadır.

Bu çeşit eksiklikler, Araplar tarafından âdet haline gelmiştir. Buradaki amaç, serbestlik ve mecaz anlamındadır.548

Hakikat ile mecaz mânaların bazen anlaşılması zor olabilir. Mecaz, dört alametten birisiyle bilinebilir;

a) Hakikat lafız, benzerleri üzerinde de umum mâna şeklinde geçerlidir. Yani bir lafız şayet benzerleri üzerinde, umum olarak geçerli olmuyorsa mecazdır. Örneğin,

“Âlim” lafzı gibi. Bu kelimeyle bilgili kişi ifade ediliyorsa, bu lafzı bütün bilgili kişiler için kullanmak mümkündür.

b) Mecaz lafzın kendisinden isim türetilmesi mümkün değildir. Nitekim “emir”

kelimesi, hakikat mânasında olduğunda “âmir” ismi kendisinden türeyebilir. Ancak mecâzen emir sözcüğü, “iş” mânasında kullanılırsa, kendisinden isim türetilemez. Misal

544 Gazzâlî, el-Müstaṣfâ, C. I, s. 341.

545 Eş-Şûrâ, 42/11.

546 Gazzâlî, el-Müstaṣfâ, C. I, s. 342.

547 El-Yûsuf, 12/82.

548 Gazzâlî, el-Müstaṣfâ, C. I, s. 342.

133

Allah Teâlâ’nın “Firavunun emri düzgün değildi.”549 âyetinde, emir kelimesi “iş”

mânasında kullanılmıştır. Aynı şekilde “Bizim emrimiz geldiğinde…”550 âyetinde, kullanılan “emir” sözcüğü de bu anlamdadır.551

c) İsmin, çoğul yapılma şeklinin değişmesi de lafzın anlaşılması için bir alamettir. Yani isim çoğul yapılırken, değişiklik gösteriyorsa bu mânalardan birinin mecaz olduğu bilinir. Zira emir kelimesi hakikat anlamında kullanıldığında, “evâmir”

şeklinde çoğul yapılır. Şayet iş anlamında mecaz olarak kullanılırsa, çoğulu “umûr”

şeklinde olur.

d) Hakikat lafız, alâkalı olmadığı bir mânada kullanılıyorsa, hiçbir müteallakı bulunmaz. Meselâ “Kudret” lafzı ile vasıf anlamı, yani güç yetirmek kastediliyorsa, bu kudretin sonucunda ortaya çıkan bir netice olur. Eğer kudret sözüyle, güç yetirilen şey kastediliyorsa, lafzın bir müteallakı olmaz. Misal; kişi çok güzel bir çiçek gördüğünde,

“Allah’ın kudretine bak!” der. Burada kastedilen, “Allah’ın gücüyle ortaya çıkan muazzam şey” anlamındadır. Kullanılan bütün mecazların, bir hakikati olmak zorundadır. Ancak her hakikatin, bir mecazının olması gerekli değildir.552

Belgede İSLAM HUKUK METODOLOJİSİNDE DEBÛSÎ VE GAZZÂLÎ’NİN FARKLI BAKIŞ AÇILARI (sayfa 142-145)