UÇAN YATAK ODASIYLA NEW YORK A GECE UÇUfiU

Tam metin

(1)

109

ir kar tanesini seçebildi¤im kadar yüksek bir mesafe- den izlemeye al›p yere dü- flene kadar gözledim. Bunu çocukken de yapard›m.

Seçti¤im tane, cam›n önündeki saks›ya düflünce bir di¤erini izlemeye baflla- d›m, ard›ndan bir di¤erini… Bir süre sonra odan›n insan› saran s›cakl›¤› ve

battaniyenin yumuflak dokunufllar›n›n etkisiyle uykum geldi. Kapanmak üze- re olan gözkapaklar›m› aç›k tutmak için ciddi bir mücadele vermeye bafl- lad›m. Akflam inerken havaalan›n›n yolunu tuttum. Bir grup yazarla birlik- te davetli oldu¤umuz kitap fuar›na kat›lmak üzere New York’a uçacakt›k.

Heyecanl› ve telafll›yd›m. Gece saat-

UÇAN YATAK ODASIYLA NEW YORK’A GECE UÇUfiU

‹nsanlar Yaflad›kça

Mehmet Ünver

Kar ya¤›fl›n›n beklenenden saatler önce ‹stanbul’u esir ald›¤› gün evdeydim. Rüzgârla savrulan kar tanelerinin

a¤açlar›n dallar›nda masals› görüntüler oluflturmalar›n› izlemek için battaniyemi s›rt›ma al›p, cam kenar›ndaki kanepeye oturdum.

B

Bir grup yazarla birlikte

New York’a

uçacakt›k.

(2)

lerinde kalkacak olan New York uça-

¤›nda uyumaya devam edebilece¤imi düflünüyordum. Alana vard›¤›mda birlikte uçaca¤›m›z yazarlar› ortada göremeyince epeyce flafl›rd›m. Bir gö- revli beni küçük bir kap›dan ç›kart›p uça¤a götürdü¤ünde ise daha büyük bir flaflk›nl›k yaflad›m. Büyük bir Air- bus, ya da Boeing beklerken karfl›mda en fazla on yolcu tafl›yabilecek bir Golf Stream jeti duruyordu. Görevliye neden böyle küçük bir uçak seçildi¤ini sordu¤umda ald›¤›m yan›t daha da flafl›rt›c›yd›:

“Maalesef di¤er yazarlar son anda kat›lmaktan vazgeçtiler. Havayolu fir- mas› biletleri geri almad›. fians›m›z varm›fl. Bu jet, iki gün önce New York’tan baz› ifl adamlar›n› getirmiflti.

Bu gece bofl olarak geriye dönecek.

Sizi de onunla yollayaca¤›z. Zaten tek yolcusu sizsiniz.

Ne diyece¤imi flafl›rm›flt›m. Sevin- sem mi, yoksa üzülsem mi karars›zl›-

¤›n› yaflarken görevli memur, pilotun bir süre sonra gelece¤ini söyleyerek

beni uça¤a bindirdi. ‹lk kez özel bir jete biniyordum. Merakla etraf›ma bak›nd›m. Kabin s›cac›kt›. Nereden geldi¤ini anlayamad›¤›m hafif bir mü- zik insan› rahatlat›yordu. As›l flaflk›nl›-

¤› ise, içeride hiç koltuk olmad›¤›n›

gördü¤ümde yaflad›m. Koltuklar›n hepsi sökülmüfl, yerlerine kabinin iç flekline uygun olarak yekpare bir flilte konulmufltu. Evlerimizi duvardan du- vara kaplayan hal›lar› gözünüzün önüne getirin. Uça¤›n içi, yatt›¤›n›z yerden d›flar›s›n› rahatl›kla görebilme- nize olanak sa¤layacak yükseklikte tek parça bir flilteyle kaplanm›flt›.

nca yorgunluktan son- ra insan› uykuya davet eden yata¤› görünce el- biselerimi ç›kar›p, yata-

¤›n kenar›na b›rak›lm›fl pijamay› giydim. Ne de olsa uça¤›n tek yolcusu bendim. Sonra da büyük bir sevinçle yumuflac›k yorgan›n içine gömüldüm. Bebek gibi uyumuflum.

Ne kadar süre geçti¤ini bilemiyorum.

Bir v›nlama sesiyle uyand›m. Yast›k hiza- ma gelen camdan d›- flar›ya bakt›¤›mda on binlerce y›ld›z›n ço- cuklu¤umuzdaki yal- d›zl› y›lbafl› kartlar›na benzer flekilde karan- l›k gökyüzünde ›fl›lda- d›klar›n› gördüm. Bü- yüleyici bir manzaray- d›. ‹ster inan›n, ister inanmay›n; ben uyur- ken pilot gelmifl, uça¤›

havaland›r›p, ‹stanbul

BD MAYIS 2013

O

(3)

111

semalar›n› kaplayan kar bulutla- r›n›n üzerine ç›karm›flt›. Jet mo- torlar›ndan ç›kan ses, son tekno- lojiyle tasarlanm›fl kabinin içinde sadece hafif bir v›nlama gibi du- yuluyordu. Kalk›fl esnas›nda uyan- may›fl›m›n nedeni de o sessiz tek- noloji olsa gerekti.

K›p›rt›lar›mdan uyand›¤›m›

anlayan pilot, kap›ya yak›n bir yerde duran dolab› göstererek oradan istedi¤im içkiyi alabile- ce¤imi söyledi. Bunu duyar duy- maz dolab› aç›p, malt viski flifle- sini kapt›m. Yataktan baflka otu- racak yer olmad›¤› için yorgan›

omzuma al›p cam›n kenar›na yerlefltim. Pilot çok sempatik bir adamd›.

“Bir saat sonra Viyana üzerin- den geçece¤iz. Kentin ›fl›klar›n›

rahatl›kla görebilirsiniz” dedi.

erçekten de bir saat son- ra alt›m›zda bir ›fl›k de- nizi belirdi. O yüksek- likten kenti ikiye ay›ran Tuna nehrindeki tekne- lerin, hatta Viyana’n›n simgesi haline gelmifl olan dev dönme dolab›n ›fl›kla- r›n› görebildim.

Yaklafl›k bir saat sonra, sempatik pilotum, “fiu an ›fl›klar kenti Paris’in üzerindeyiz” deyince bak›fllar›m› afla-

¤›lara çevirdim. Bol ›fl›kl› bir rüyan›n üzerinde uçuyorduk sanki. Bir ara di¤er yap›lardan çok farkl› olarak ›fl›k- land›r›lan Eyfel Kulesi’ni bile seçtim.

Bir süre sonra ›fl›klar azald› ve sonsuzmufl gibi görünen bir karanl›k alt›m›zda uzanmaya bafllad›. Nerelerde

oldu¤umuzu düflünürken pilot, koltu-

¤unu terk edip, biraz ilerime yat›verdi.

O yatarsa uça¤› kim kullanacakt›?

Panik içindeydim. Halimi anlam›fl olacak ki, hemen bir aç›klama yapt›:

“fiu an Atlantik Okyanusu üzerin- deyiz. Geçiflimiz yaklafl›k dört saat sürecek. Otomatik pilota ald›m. Biraz

G fiu an Atlantik

Okyanusu üzerindeyiz.

Geçiflimiz yaklafl›k dört

saat sürecek. Otomatik

pilota ald›m. Biraz

uyuyaca¤›m.

(4)

uyuyaca¤›m.”

Bunlar› söyledikten sonra s›rt›n›

döndü. Birkaç dakika sonra m›fl›l m›fl›l uyumaya bafllad›. Onun rahatl›¤›n›

görünce ben de yata¤a uzan›p, yumu- flac›k yorgana sar›ld›m. Karfl› konul- maz bir gevfleme duygusu tüm benli¤imi kaplad›. Öyle tatl› bir uyku bast›rm›flt› ki, ne uçak, ne uyuyan pilot, ne de binlerce metre alt›m›zda uzanan karanl›k okyanus umurum- dayd›. Koskoca pilot, uça¤› b›rak›p uyudu¤una göre güvendi¤i bir fleyler olmal›yd›. Bu rahatlamayla kendimi uykunun tatl› kollar›na b›rakt›m.

ir sars›nt›yla uyand›¤›mda sabah›n alacakaranl›¤›n- dayd›k. Pilot flaplar› aç- m›fl, inifle geçmiflti. Tam o anda üzerimdeki yorgan yavaflça bedenime yap›flt›. Bunun amac›n›n yatakta uzanan yolcular› inifl ve kalk›fl esnas›nda güvenli¤e almak oldu¤unu anlay›nca rahatlad›m.

New York’a indi¤imizde korkunç bir kar f›rt›nas› hüküm sürmekteydi.

Uça¤a yanaflan bir limuzinle al›n›p, yak›ndaki yüksek bir binaya götürül-

dük. Üniformal› bir k›z, bizi en üst katta genifl bir salona ç›kard›. Tüm cephesi camla kapl› salondan Brook- lyn ve Manhattan bir kartpostal gibi görünüyordu. Hemen önümüzdeyse camambert peynirinden, chorizo sucu-

¤una, somon fümeden, yaban mersini reçeline kadar say›lamayacak kadar bol çeflitli kahvalt›l›kla dolu bir sofra vard›. Buyur edilmeyi beklemeden oturup yemeye bafllad›k. Yedik, yedik, yedik yedik... Bay›lacak hale gelene kadar t›k›nd›ktan sonra otelimize git- mek üzere ayr›ld›k.

Muhteflem bir Central Park manza- ras›na hâkim odama yerlefltikten bir süre sonra kap› çal›nd›. Kendisini otel yöneticisi olarak tan›tan kibar bir bey içeri girer girmez çok güzel bir haberi oldu¤unu müjdeledi. Heyecanlanm›fl-

BD MAYIS 2013

B Tüm cephesi camla kapl›

salondan Brooklyn ve Manhattan bir

kartpostal gibi

görünüyordu.

(5)

113

t›m. Yönetici, gözlerinin içi gülerek müjdesini aç›klad›:

Kitap fuar›n› düzenleyen organi- zasyon, son anda kat›lmaktan vazge- çen di¤er yazarlar›n yolluklar›n› da bir jest olarak bana takdim etme karar›

alm›flt›. Bunu söyledikten sonra on bin dolarl›k çeki elime tutuflturup gitti.

Sevinçten hoplamamak için kendimi zor tutuyordum. ‹yi ki, di¤erleri gel- mekten son anda vazgeçmifllerdi.

Çeki cüzdan›ma koyup, Madison Avenue’nin yolunu tutum. ‹lk olarak Gucci’ye dald›m. Alpaka yünü kumafl- tan muhteflem bir palto sat›n al›p üç bin dolar sayd›m. ‹stanbul’a döndü-

¤ümde millete nas›l hava ataca¤›m›

düflündükçe, o üç bin dolar heâl olsun diyordum. Baz› dostlar alpaka yününü seçemeyip: “Kaflmir mi?” diye sora- caklard›. Ben de ma¤rur bir ifadeyle,

“Hay›r can›m, alpaka. Hani flu laman›n küçü¤ü olan hayvan var ya, iflte onun yünü” diyecektim.

Cebimde harcanmay› bekleyen yedi bin dolar›m daha vard›. Spor pan- tolonlar, kazaklar, ayakkab›lar almak için sab›rs›zlan›yordum. Öyle ki, yeflil

›fl›¤› beklemeden kendimi caddeye atas›m geldi. Mutluluk içinde bunlar›

düflünürken cep telefonum çald›. Hat- t›n öbür ucundan kardeflimin aceleci sesi geldi:

“Hâlâ uyuyor musun? Yar›n sana kahvalt›ya gelece¤im. Adam gibi

kahvalt›l›¤›n var m›?”

Ne diyordu bu böyle? Ne uykusu?

Ne kahvalt›s›? O esnada tuhaf bir fley oldu. Karfl› kald›r›mda s›ralanan bir- birinden haval› vitrinler bir sis perde- sinin ard›nda silinmeye bafllad›lar.

fiaflk›nl›k içinde olanlara bakarken kardeflim konuflmaya devam ediyordu:

“Senin dolap kesin tamtak›rd›r.

Gelirken marketten kahvalt›l›k al›p, deftere yazd›r›r›m. ‹ndi¤inde paray›

toslars›n”

eler oluyordu böyle?

fiimdi de dünyan›n en pahal› ma¤azalar›n›n s›ra- land›¤› Madison Avenue, bir sis perdesinin ard›nda silinip yok olmaya bafllam›flt›. Derken tamamen kayboldu. Hemen ard›ndan bahçemizin en ars›z kedilerinden Lucy ile göz göze geldim. Lucy sab›rs›z miyavlamalarla “Hadi kalk da flu ma- mam›z› vereceksen ver” diyordu.

Bana ne olmufltu? Madison Ave- nue nereye kaybolmufltu? Üç bin dolarl›k muhteflem alpaka paltomu kim kapm›flt›? New York’ta de¤il miydim? Yar›m dakika önce Manhat- tan’dayken, bir anda ‹stanbul’daki evime nas›l ›fl›nlanm›flt›m?

Sonunda ac› gerçek kafama dank etti. Manhattan’da filan de¤il, ‹stan- bul’da, evimdeydim. Kar ya¤maya bafllad›¤›nda s›rt›ma battaniyeyi sar›p cam kenar›na oturmufltum. Büyük bir keyifle uçuflan kar tanelerini izlerken uyuya kal›p, bu güzel rüyay› görmüfl- tüm. Ne diyeyim. Bir gün gerçek olur inflallah. •

mehmetunver@butundunya.com.tr

BD MAYIS 2013

Çeki cüzdan›ma koyup, Madison

Avenue’nin yolunu tutum.

N

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :