T.C.
KONYA VALILIGI
iL KOLTOR MODORLOGO
MİLLETLERARASI NASREDDİN HOCA
- - ·- .SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ
8 TFMMUZ 1991 - AKŞEHiR
Kapak-Dizgi-Baskı-Cilt:
SEBAT OFFSET MATBAACILIK .
® 518864 -KONYA -· 1992
NASREDDİN
HOCA
TÜRBESİ'NİN GEÇİRDİGİ DEVRELERDr. Tahsin SAMUR (*)
Akşehir ilk çağlardan beri Orta Anadolu'nun önemli yerleşim mer- kezlerinden biri olmuştur. Özellikle Selçuk, Beylik ve Osmanlı dö- nemlerinde siyasi ve ekonomik açıdan olduğu kadar, kültür ve sanat ba- k1mlanndan da,önemli bir merkez haline gelmiştir. Bu kültür değerlerinin büyük bir kısmı, Nasreddin Hoca dönemine isabet etmektedir.
Özellikle, 14. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış, tarihi belli türbeler ve
diğer yapılarla beraber, hat sanatı ve figürlü mezar taşlarının zengin ör- nekleri bu dönem ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
İslam dünyasında en etkili şekilde gelişen yapı lann türbeler olduğunu
söyleyebiliriz. Diğer yapılar yerleşim bölgelerinin belli yerlerinde top-
lanırken, türbeler şehir, mezarlık, yol, köy, tepe gibi daha dağınık olarak
geniş bir alana yayılmıştır.
Anadolu' da türbe mimarisi sade· bir tarzda yapılmakla beraber, mimari bakımdan form çeşitleri meydana getirmişlerdir. Muhtemelen tür- belerin bu· kadar çeşitli olmalarına da gelenek, istek ve zevkin amil ol-
duğunu söyleyebiriz.
Rivayete göre "En iyi mezar çabuk kaybolamd1r" hadisi dikkate alı
mrsa, anıtsal mezar fikrinin İslam anlayışı ile bağdaşmadığı akla gelebilir.
Muhtemelen bu yüzden İslam kültürünün temellerinin atıldığı bölgelerde, 10. yüzyıla kadar türbelere pek ender rastlanmaktadır.
İslam dininin yaygınlaştığı Arabistan'da ilk türbe 862 yılında Ab- basiler dönemine ait olan Kubbet'üs Süleybiye inşa edilmiştir. Buna göre
(*) S.Ü. Eğitim Fakiiltesi Öğretim Görevlisi
73
İslam aleminde türbe geleneği ancak, 9. yüzyıldan itibaren önem ka- zanmaya başlamış, bu gelişim daha sonralan devam etmiştir.
Türklerde ise bu gelenek ancak 10. yüzyılda revaç bulmakta ve ilk türbe örneği Buhara'da 907 tarihli İsmail Samani karş1mıza çıkmaktadır.
Bu erken mezar anıtlan, kübik bir alt yapının, kubbe ile örtülmesi gibi ~e
zepotamya'dan Orta Asya'ya kadar, İslam öncesinden beri bilinen bir ku-
ruluş esasına dayanıyor (1).
Anadolu'nun Türkleşmesinden sonra bu anıtsal mezar geleneği devam
etmiş, 13. yüzyılın ikinci yansından itibaren yaygm1aşm1ştır. Artık bu dö- nemden itibaren türbe tiplerinde de çeşitli varyasyonlarla karşılaşmaktayız.
Bilinen Selçuklu türbelerinin çoğu 13. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir.
Orta Anadolu'da yer alan Akşehir'de tipoloji bakımından, balda)cen tipi ile kübik gövdeli ve üzeri kubbe ile örtülü iki ayn form gelişmiştir. Bun- lardan baldaken karakterli en eski türbe 1358 tarihli Şeyh Eyyüb (Yağlı dede) Türbesidir. Döneminde tamir edilen Seyyid Mahmud Hayrani ve ya-
kın ilçe Ilgın' da Handev1 -Gandevi Türbeleri ile bir benzerlik görülmektedir.
Akşehir'de Türk Mimari Eserleri konulu doktora çalışmalanrn es-
nasında yakinen tetkik etme imkanını bulduğum, Nasreddin Hoca Türbesi de, Anadolu'da Erken Beylikler döneminde inşa edilen, türbeleri ha-
tırlatması açısındari dikkat çekmektedir.
TÜRBENİN TANITILMASI Yeri ve Bugünkü Durumu:
Nasreddin Hoca Mahallesinde, kuzeyden Tekke Deresi, güneydoğu ve babdan Yalvaç ve Konya yollan ile çevrili türbe, kendi adı ile anılan 80 dö- nümlük bir mezarlık içerisinde bulunmaktadır. Türbenin inşa tarihini gQs- teren bir kitabesi yoktur. Ancak Hocanın baş ucunda sonradan dikildiği sa- mlan mezar taşında H. 386 tarihi okunmaktadır. Bu tarih (M. 996) yılma
tekabül eder. Halbuki bu tarihlerde Apadolu daha Türklerin eline geç-
memiştir. Burada Nasreddin Hoca'nın nükte yönünü göstermek için ra- k.amlar ters yazılmış olup sağdan sola doğru yani tersinden okunursa H. 683 (M. 12Ş4-85) tarihi ortaya çıkmaktadır. Bu da hocanın vefat ettiği tarihi gös-
terdiği kaynaklarla belirtilmektedir (2). Fakat türbenin Selçuklular za- mamndaki durumu hakkında kesin bir bilgi sahibi değiliz. Ancak eski sü- tunlar üzerinde Yıldırım Beyazıd'm sipahilerinden Mehmed'in M. 1393 tarihinde türbeyi ziyaret ettiğine dair yazı bulunmaktadır. Buna göre tür- benin bu tarihlerde var olduğu ortaya çıkmaktadır.
Mimari ve Tezyini Özellikleri:
İç içe iki kısımdan oluşan türbenin, ilk yapılan iç bölümü altı köşeli
olup, burası altı adet silindirik. taş sütun ve bunlar arasına atılan ke- merlerin taşıdığı küçük bir kubbe ile örtülüdür (Çizim: 1).
Altıgen planın köşelerine yerleştirilen silindirik gövdeli sütunlar ve çanak biçimli başlıklarla bunların arasına uzatılan sivri kemerler taştan olup bugün kemerlerin üstü harçla sıvalıdır (Resim: 1).
Kemerler üzerine oturan basık formlu kubbe de harçla sıvanmıştır.
Yapının bu ilk kısmı eski taş baskı resimlerde de dikkati çekmektedir (Resim: 2).
Ortada, güney-kuzey istikametinde yerleştirilmiş, Hocanın mezarı bu-
lunmaktadır. (Resim: 3) Mermerle kaplanmadan önce, mezarın üzerinde bir tahta parçası oyulmuş "Hoca Nasreddin Veli 683" diğer yüzünde ise "Ma-
şaallah, Allah'dan bir yardım ve yakın bir fetih mü'minlere müjdele ya Mu- hammed" diye okunan bir yazı bulunmaktadır (3).
Hocanın mezan taş baskı resimlerde basit ahşap bir sanduka gö- rünümünde olmasına rağmen, 1955 yılında mermerle kaplanarak düzgün bir sanduka haline getirilmiştir (Resim: 4).
,.
Baş tarafın yukarısına dilimli ve .mezardan 0.64 m. yüksekliğinde mermer bir kavtik yerleştirilmiştir. Bu kavuğu yaşadığı devirde kullandığı
ya da meşhur kavuk hikayesinden dolayı konulduğu akla gelmektedir. Me-
zarın baş tarafında 0.22x0.50 m. ölçüsünde bozuk bir nesih ile "Hoca" adı
geçmeyen beş satırlık mermer kitabesi bulunmaktadır (Resim: 5).
Kitabe ve okunuşu şöyle:
r
J>- ) \ ~;ıı o~·~
JI
,,~ı.
.-ıı. .
!!.il~ _,-J J.r-
~.J.) ~.cjl
~ A "\ ...:- ~t,
"Hazihi't-Türbetü el-merhum El mağfur ila-abdihi
El gafü.r Nasrıl'd-din
Efendi ruhuna Fatiha sene 386"
Mana itibariyle gariplik gösteren bu yazı türkçeye şöyle tercüme
edilmektedir: ·.
75
"Bu türbe merhum ve mağfur affedici kuluna (muhtaç) Nasreddin Efendi'nindir. Ruhuna Fatiha 386"
Burada Nasreddin Hoca affedici olarak gösterilmesi ile büyük gün~h işlenmiştir. Halbuki bu ifade şöyle olması gerekirdi.
"Bu türbe affedici olan Rabbine muhtaç Nasreddin merhumun tür- besidir. Ruhuna Fatiha H. 386"
Yeteri kadar Arabca bilgisi olmayan birisi tarafından yazıldığı an-
laşılan bu mezar taşının sonradan dikildiği ve sanat tarihi bakımından bir
değeri bulunmadığı anlaşılmaktadır. Sandukanın ayak ucunda 0.lOx0.50 m.
ölçüsünde ve başkasına ait olduğu bildirilen iki satırhk bir kitabe daha bu-
lunmaktadır. Ayrıca, kubbenin oturduğu sütunlardan kuzeydeki ikisinin başlıkları arasına yerleştirilmiş bir tamir kitabesi de mevcuttur (Resim: 6):
Güzel bir nesih ile yekpare mermere nakşedilmiş yazının metni ve okunuşu
şöyle:
~
..:..:W-
··~;I .;l~.J.! j -1. ... ~-lL.>.A..·
..:,.,;)&.;.. uJI .. :. rU.. .;1)1 ;jJJ~~
-~
.
.fa~ V.-..c;I J~· ~\i.. ~· .Y,.ı~~ > ujWI ~Uaı....11. ~\W..11 j.I ı,J~I" )
. ..,,.
.~-.;).,,.i
,,:.:..ı cl.. _,,...~ ~.ıll_rai ~ı.,;. Ö.J~ ~ .. _ ~l..~ .;~~· '° ..f:*
J"~'~ı,., ~·,; .;~
"
. ..
.;.J.:..t.')JI
\.!.il
ı~_.J.f ;l ... ~~ • .ı..:,j._.;_,.L. ~l...j ~};~ .;.cil ~ ~~#}as.
'T'YT' ....:... ':""~) '\' 1- "Revnak-efza-yı makam-1 mu'alla-yı hilafet-i mukaddese-i İsla
miyye ve şeref-bahşa-yı erike-i saltanat-1 azime-i Osmaniye
2- Es-sultan ibn Es-sultan, Es-sultanü'l-gazi "Abdülhamid" Han-1 sanı
efendimiz Hazretlerinin
3- Asar-1 müteberrike-i La-tuhsa-yı şahanelerine ilaveten Hoca Nas- reddin merhumun işbu türbeleri dahi Konya Valisi
4-UtUfetlü Faik Beyefendi hazretlerinin zaman-1 me'muriyetinde bi't- teberrük tecdiden inşa olunmuştur. 12. Receb sene 1323.
Tercümesi: _
"Saltanatı Osmaniyye'ye şeref veren mukaddes İslamın · yüce hilafet makamının parlaklığını artıran Sultanzade Sultan Gazi II. Ab- dülhamit Han Efendimiz Hazretlerinin sayılamayacak kadar çok mü- barek eserlerine ilaveten, Hoca Nasreddin merhumun işbu türbeleri dahi Konya Valisi Şefkatli Faik Bey Efendi Hazretlerinin memuriyeti
zamanında teberruken yeniden inşa olunmuştur. Sene 1323 Recebin 12'sinde"
Buna göre türbenin ikinci klsmı 1905 yılında II. Abdülhamid'in hü-
kümdarlığı zamanında Konya Valisi Faik Bey tarafından yaptırılmıştır.
Türbenin zaman zaman çeşitli kişiler tarafından ziyaret edildiği bu- raJl çevreleyen sütunlardaki yazılardan anlaşılmaktad1r. Bunlardan tam okunabilenlerden birisi Yıldırım Beyazıd'm sipahilerinden Mehmed'e ait
sülı1s yazıdır (Resim: 7). Tarihlemeye yardımcı olan bu yazının metni ve
okunuşu şöyle:
ut..-.'~' ~· .ı~ ~.;..11 u~ ~ u LAt
~..;.J.,' cl.... fa
1 ~t.-.'
~ t;
.r---1
ı_,J
~.:h.&.-11 cİ~'"=")~ "'°~ ~~
.Jr!jıt ~ ~.J ..ı.l:
;
~'
~ ~~~'~
US; ..a...- y 'l ı d.;..., ~ ~ ' ~.J b -"!"Bu gün kudret var iken eyle ihsan
İhsan eylersen olmazsın pişman
El-hattü baki ve'l-umrü fani Ve'l-abdü asi ve'r-babbu afi
..
Ketebehu'l-hak.ir Mehmed an
Cema'at-i Sipah-ı Hazret-i Yıldırım ·
Bayezıd bu tarihte vaki sene 796"
77 :
Yazının ilk beyiti Türkçe, dört satın Arabça, son satır ise yine Türkçe olarak, aynı üslup, aynı kalem ve mürekkeple yazılmıştır. Tercümesi şöy
ledir:
"Bu gün kudretli ve zengin iken muhtaçlara yardım et
Yarın bu kudretin elden gittiği zaman pişmanlık duyma
Yazı baki, ömür fanidir kul asi (günahkar)
Tanrı affedicidir. Bunu Yıldmm Beyazıd Hazretleri askerlerinden Fakir: Mehmed 796 yılında yazdı" şeklinde ifade edilmektedir.
Hocanın mezarını çevreleyen sütunların arası, doğu, batı ve kuzey yönleri açık olduğu halde, güneye bakan iki sütun arası demir parmaklıklı
bir kapı ile kapatılmış ve üzerine de bir asma kilit takılmıştır (Resim: 8).
Türbenin İkinci Kısmı: 1905 yılındaki tamirden önce fotoğraflarda da görüldüğü gibi, bu kısım oniki kenarlıdır. Üstü köşelerde yükselen kare
planlı ahşap destekler ve bunlann arasına atılan basık kemerlerin taşıdığı
alaturka kiremit kaplı piramidal bir çatı ile kaplanmıştır (Resim: 9). Sü- tunlar arası aşağı kısımlan demir, yukarısı ahşap parmaklıklarla tak- simatlanclırılmıştır. D.oğu yüzünde ahşaptan yapılmış basık kemerli bir de
kapısı bulunmaktadır. Bu görünüşü ile eski Türk çaclırlannı ha-
tırlatmaktadır. Bu kısım, tamir kitabesinde de belirtildiği gibi, 1905 yılında yenilenmiştir.
Tamirden Sonraki Durum: 1. m. Yüksekliğinde ve 0.18 m. ka- lm hğında inşa· edilen duvar, 12 gen bir plan üzerine oturtulmuş ve mer- merle kaplanmıştır (Resim:. 10). Duvarın yukan kenarında, 1.54 m. ara- hklarla mermer sütunlar sıralanmaktadır. Bunlar üzerine ilave edilen 12
ahşap destek ve aralanna atılan bağdadi kemerlerin taşıdığı, pramidal külah giydirilmiştir. Dışan taşan saçağın kenarında ise, mu ve İmaret
Camii şaclırvanlannda olduğu gibi, t~stere dişi şeklinde işlenmiş bir firiz do-
laşmaktadır.
Bu kısmın çevrelediği alan içerisinde iki mezar bulunmaktaclır. ;Muh- temelen sonradan yapılan tamirle saçak altında kalmış, bu iki mezardan
batı kenar:ı.n~a yer alan, Mehmed Çelebi'nin kızı merhume Habibe'ye aittir (Resim: 11). Baş ucunda kenarları üçgen ve baklava motiflerle tezyin edil-
miş bir bordür ile çevrili taşın dış yüzü ortasına kadar rılmi ve kıvrık bitki motifleriyle süslendiğini görüyoruz. Aşağısında ise yuvarlak bir serlevha içe- risinde girift bir sülus ile şu yazı okunmaktaclır:
"Merhum Çelebi'nin kızı Merhume Habibe'.nin vefatı," daha aşa
ğıda da altı köşeli bir çerçeve içerisinde "Ölüm bir tastır. Her insan ondan içer" yaz1sı okunmaktadır. Taşın arka tarafında ise:
"Sana ecel geldiği zaman hasretin ne büyük" şeklinde açıklanmak-
tadır. ·
. Aynı şekilde süslenmiş ayak ucundaki şahide ise tarih taşıdır. Or-
tasındaki dikdörtgen çerçeve içerisine işlenen sülus yazının okunuşu şöyle:
"Ettarih senet'ün hamsin ve tis'emie"
Tarih 905 senesi .
. Taşın dış yüzünün ortasında ve yuvarlak bir çerçeve içerisinde "Ahü'l mevtü eyyühel gafilun" Ey gafiller ölüm ah yazılıdır (4).
Nasreddin Hoca'nın ayak ucunda yer alan ikinci mezarın ise, kime ait
olduğu bilinmemektedir. · ·
DEGERLENDiRME
Hocanın yaşadığı devri tesbit etmek için araştmnacıların ilk mü- racaat kaynağı mezar taşındaki kitabe ve letfilfleri olmuştur. Bunun için de, O'nu 13 ve 14-15. asırlarda yaşamJş sayarlar. Böylece bazı çelişkilerle kar-
şılaşılmaktadır.
Nasreddin Hoca'nın fıkralarının yazılı olduğu en eski kaynak Cem
Sultan'ın emriyle 1480 yılında Ebul Hayr-ı Rumi tarafından yazılan Sal- tukname olduğu bildirilmektedir (5). Eserde San Saltuk'la Hoca'mn kar-
şıl~şmaları ve aralarında bazı konuşmaların geçtiği söylenmektedir. Sarı
Saltuk'un 14. yüzyıl içerisinde yaşadığı bilinmektedir.
Hoca'mn türbesi mimari açıdan incelendiği zaman tipoloji bakımından etrafı sütunlarla çevrili yanlan açık olan baldaken .tarzındaki Selçuklu tür- belerinden ayrılmaktadır. Fakat Beylikler dönemine ait Ahlat Emir Ba-
yındır Türt>esi'nin güney tarafında basit tıknaz sütunlu cephesi, aynca erken 14. yüzyıla ait olan İzQik'teki San Saltuk ve Trabzon Hamza Bey (1394-1421), Bitlis Üç Bacılar Türbesi arasında bir benzerlik görülmektedir.
Bunların yanında Akşehir'de Şeyh Eyyüb 1358, 1409-1410 tarihleri ara-
sında yenilenen Seyyid Mahmud Hayrani ve Ilgın'da Handev1-Gandev1 Tür- beleri ile mimari özellikler bakımından yakınlıklar mevcuttur.
Akşehir yaklaşık; 1375 yıllarma kadar Hamit Oğu11an'mn ve zaman· zaman da Karamanoğullan'nın eline geçmiş~ir.
79 .:
Eski şekli kesin olarak bilinmeyen yapının çok basit sütun başlıkları
ile, Selçuklu Türbeleri geleneği dışında, daha ziyade beylikler dönemi ya-
pıları arasında bir benzerlik göze çarpmaktadır.
Diğer yönden bazı araştırıcılar, mezar taşı ve letföflerine dayanarak, Nasreddin Hoca'yı 13. i1a 15.-yüzyıla dahil etmektedirler. Bazı kaynaklarda ise Hoca'nm Osmanlı değil, Selçuklu devrinin sonlarında yaşadığı ileri sü- rülmektedir. Başka bir kaynakta da Kayseri Müzesi'nde ve 1048 numarada
kayıtlı üzeri hafif tahrip olm.asına rağmen, H. 611 tarihli, adı Nasreddin Hoca olarak okunan bir lahdin bulunduğu bildirilmektedir (6). Halbuki bu ismin "Emiruddin" olduğu ispatlanmıştır. Fuad Köprülü ise, Hoca'yı 13. yüz-
yıla tarihlemektedir (7).
Bazı kaynaklarda Seyyid Mahmud Hayranı ve Hacı İbrahim vak- fiyelerinde, Nasreddin Hoca'nm şahit sıfatı ile hakim huzurunda bulunduğu şeklinde ileri sürülen vakıfname H. 665-776 (M. 1374) yılında tanzim edil-
miş, üstelik bunda Hoca'mn isminin de geçmediği beyan olunmaktadır (8).
Yine bir kaynakta Seyyid Nesim] (öl. 1404) ve Hallacı Mansur (öl. 1584) ola- rak anlatılan meşhur kuzu kesme hikayesinde şahısların tarihleri ile sütun üzerindeki 1393 ziyaret tarihine göre Hoca hayatta değildir.
Hoca'nm 14 ile 15. asırlarda yaşadığını söyleyenler de bulunmaktadır.
Bunlardan Bayburtl.u Osman (öl. 988 - M. 1580) dan sonra Tevarih-i Mir'at-
ı Cihan adlı eserinin ikinci-böfümünde "Nasreddin Hoca AkŞehirde yatur, ulemadan ziyade nüktedan kimse idi." Bazan da Timurleng'e çağdaş gös-. terilmektedir (9).
Evliya Çelebi de Hoca'nm Yıldmm Beyazıd ve Timurleng ile muasır olduğundan bahsetmektedir (10). Ayrıca Hoca'nm 1320-1362 Sultan Orhan . ve I. Beyazıd devirlerinde hayatta olduğu ileri sürülmektedir (11).
Görülüyor ki, daha açık ve kesin deliller elde edilinceye kadar,
Hoca'nın hayatı hakkmda bilgilerimiz fütimallerden öte geçmiyor. Böylece farkh görüşlerin sonunda değişik tarihler ortaya çıkmaktadır.
Bilim dünyasında eserlerin inşa tarihlerini gösteren kitabeler bu- lunmasa da, devrin mimari özelliklerine dayanarak tarihlemede yaklaşım sağlanır. Bu ve benzeri düşüncelerden yararlanarak, yukardan beri yapılan
inceleme ve araştırmalar sonunda türbenin en çok değişikliğe uğrayan ye- rinin, sonradan tamir edilen ikinci kısım olduğu resimlerde de gö- rülmektedi'r.
Esas üzerinde durduğumuz, bu değişikliğin dışında kalan ilk ve or- jinal kubbeli kısımdır.
Netice olarak benzer örnekler göz önüne ahmrsa, türbenin 14. yüz-
yılın ikinci yansında inşa edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.
NOTLAR
1- M. Oluş Ank, "Erken Devir Anadolu Türk Mimarisinde Türbe Bi- çimleri" Anadolu, C. 11, Aİıkara-1969, s. 57-59
2- F. Köprülü, "Nasreddin Hoca Maddesi" İ.A., C. 9, İstanbul-1977 s.
112.
3-İ.H. Konyalı, Nasreddin Hoca'mn Şehri Akşehir (Tarih ve Turistik Klavuzu) İstanbul-1945, s. 475.
4- Bursa Yeşil Türbede yatan Çelebi Mehmed'in 7 kızı olduğu bi- linme}stedir. Buı:ılardan Karaman fline gelin gitmeyen iki klZlnın
isimleri Bursa Tahrir Defterlerinde geçmemektedir. Bu mezarın da ismi geçmeyen ve Yıldırım Beyazıd'ın torunu olan Habibe'ye ait ol-
duğunu düşünmekteyiz. (İ.A., C. 7) (İstanbul-1972) s. 506.
5- M. Duman, "Güvahl'nin Pend-Namesinden Nasreddin Hoca" Tarih ve Toplum Dergisi, sayı: 63 (İ"stanbul-1989) s. 143-145:
6- Pertev N. Boratav "Nasreddin Hoca'nın Kimliğini Belirtme Yolunda Bazı Teşebbüsler Üzerine" (Nasreddin Hoca Antolojisi, C. 1, (Ak-
şehir-1946), s. 17
7- F. Köprülü, "Nasreddin Hoca Maddesi" İ.A., C. 9., İstanbul-1977, s.
112.
8- M. Akar "Nasreddin Hoca" Lale, sayı. IV, (İstanbul-1986) s. 22. · 9- M. Akar, a.g.m., s. 23.
10- Evliya Çelebi Seyahatnamesi, C. IV, (Z. Damşman'ın Tercümesi)
İstanbul-1970, s. 210-212 11- M. Akar., a.g.m., s. 23
81
Çizim 1: Nasreddin Hoca Türbesi Planı.
o
50 100 150 200 aso cmResim 1: Nasreddin Hoca'mn Türbesinin ilk kısmı.
Resim 2: Türbenin ilk şekli (Burhaneddin'in Letaif-i Nasreddin Hoca adb eserinin taşbask1s1 nüsh~sından)
83 :
Resim 3: Nasreddin Hoca'mn mezartaşı ve sandukasının eski hali (Loytved; Konia, Ber1in, 1907'den).
Resim 4: Nasreddin Hoca'nın mezartaşı ve sandukasmın bugünkü durumu.
Resim 5: Türbenin mezartaşı üzerindeki kitabe.
Resim 6: Türbenin 1905 yılında yapılan onanma ait kitabe.
85
Resim 7: Türbenin içinde ziyaretçilerin hatlra yaz1lan.
-
i.
~ .1 ·
fJ ~ -
!
Resim 8: Türbenin eski kilidi.
- -
Resim 9: Türbenin onarımdan önceki şekli (Loytved'den).
. ~
·--~~--.---... -~..._ ___ - -· -;.;l
Resim 10: Türbenin son durumu.
87
Resim 11: Türbenin içinde kalan Habibe Hanım mezarı.