Dost T a y in lin Sayı 17 Ayda U r çıkar
•
Sahibi : Sogm ŞEN GÎL
•
Yazı İçlerini Fiilen İdare Eden N. ŞENGİL
•
Kapak Resmi Rauf AEAZAN
Doğuç Matbaasında 1959 Ekim ayında 5000 adet olarak basılmıştır1.
D U V A R
başlangıçta daima şairler vardı
DTJVAR’daki şiirler belki harbi etiyle kemi
ğiyle yaşamamış am a gazete, radyo ve sinema .yoluyla bir yandan; fırında kaybolan ekmek, se
ferber edilmiş ordu, pasif korunma ve karartm a
lar yoluyla öbür yandan; onun sertliğini ve ha
inliğini ‘etinde duymuş' bir harb delikanlısının şiirleri. Onbeş yıl sonra bu daha açık görülüyor, daha iyi anlaşılıyor: Harb her yanımızda id i:
sahillerimize asker cesedleri vuruyordu. Her dalga üzerinden bombardıman şehirlerinin ba
rut ve yangın kokusunu ahyorduk. Bütün bi
rinci sahifeler kaybedilmiş ülkelerin, havaya uçu
rulmuş köprübaşlannın, batırılmış kruvazörlerin adlarını afiş harfleriyle veriyorlardı. B ir büyük delirmekti, bul Ortaklaşa, dev ölçüleriyle tutul
muş ve haksız bir delirmekl En küçük sağduyu, en ufalt akıl ilk harb resmî tebliğinden itibaren elbet insanlığın hâline doğru eğilecekti: Kaba ve acıtıcı bir yoketme tekniğinin çetrefil baskısı altında bunalan tek insana ve topluma; hoyratça
ezilen mutluluk hayallerine; en önemlisi de, hart) sofrası toplandıktan sonraki günlerin kargılıktı sevgi ve saygı, devamlı bir hürriyet ve eşitlik dü
zenine göre tutulmasına1
Şair madem ki kalabalık yağıyor, madem M herkestir; zulmün, haksızlığın ve kör diktanın krallık ettiği o karanlık günlerde elbette hürri.
yetin, hakkın ve demokrasinin şarkılarını söyle
meğe savaşacaktır. Söylemiş işte. Söylemeğe ça
lışmış hiç olmazsa. İnsanın yığınlar halinde har
candığını görmüş büsbütün insana ve insanlık fikrine sarılm ış; zulmün, işkencenin en vahşice- sini duymuş, hürriyete ve mutluluk fikrine sarıl
m ış; bütün kayıpların ve ölümlerin günün birin
de hiç değilse harbsiz akşam lar getireceğini, in
sanoğlunun kendi aklı ve emeğiyle yarattığı bi
limleri ve tekniği kendi kendini yoketmek için değil yüceltmek için kullanabileceğini kulağına koymuş. Yalnız bu m u î Dünyayı sarm ış harb ağrısının ağırlığına Türkiye’yi kuşatan başka bir kahrı niye katm am alıf DUVAR şiirleri tek parti diktasının en faşizan baskılara başvurduğu yu
lardan savrulup geliyo r: Sıkı yönetim’den, a s
keri mahkeme sanıklığından, Sansaryan Bant’n- ddki dar hücrelerden geliyor. B ir şairler kuşağı nice eziyet, yokluk ve çarpıntıyı göze alarak de
mokrasi mücadelesinde sonraki siyasî kütle mü
cadelesine öncülük etmeğe uğraşmışlardır. Bunu epeyce de pahalı ödemişlerdir. Biz harb çocukla
rıyız. Bunalımların anaforundan geliyoruz. Yük
sek gerilimler yaşadık. Dünyanın, ülkemizin, ken
di kendimizin devrimlerini, değişimlerini gördük.
Bu sancılar ve çarpıntılar sonunda şiirimiz de bazı bir yumruk kadar sert ve haşin, bazı bir to
kat gibi çatlayıcı, bazı da yoksul bir yürek gibi içil ve mahzun oldu. F ak at daima şu çizgiyi tut
masını bilerek : Yurd ve dünya için banş, bütün insanlar için hürriyet ve mutlulukt Evet, bunlar iki bin yıllık özlemler. Evet, bunlar için yüzyıl
lar boyunca çok şair eskidi ve ufalandı. Belki biz de eskidik ve ufalandık. Ama bunlar için. Az şey m itDUVAR’daki öz beraberliğinin yanısıra dik
kati çeken bir deyiş ikiliğinin alt* çizilebütr. Bunu da o günlerin çerçevesi içinde düşünmeli.
Garip 'çilerin batı kırması ya da kenar mahalle ağzı şiirine karşı halkçı ve toplumcu şiir halk yı
ğınlarını sarabilecek geniş soluklu bir koçakla
ma şiiri tutturmak istiyordu. Böylelikle yeni Türk Şiiri yeni koşullara yerleşirken hem yüzyıllardır değişe değişe sürdürüp getirdiği milli sesi koru
muş olacak, hem de halk şiiri geleneği aydın şa
irlerin işe karışmasıyla yeni bir kan kazanıp de- ğerlenecekti! Bu noktadan baktınız mı Enver Gökçe'ni», K&muran Bozkır’ı» ve Ahmed Arif'in bazı şiirlerini unutamazsınız. DUVAR şiirlerinin de hemen hemen yarısı bir köşesinden Köroglu, Dadaloglu, Kul M ustafa; bir köşesinden Dertli, Gevheri, Zihni; bir köşesinden de Yunus Emre, P ir Sultan Abdal, Bayramı, Kaygusuz ve ben
zerlerine yaslanan bir üçgen üzerinde kurulmuş
lardır. Bu bizim Garip ’in tatlısu frengi alafran
galığına ve snobça tekerlemeciliğine karşı milli, yeni ve halka ait ve yerleşik olanı bulabilmek;
dakikalık alaya, anlamsız tekerlemeye doğru hızla yozlaşan şiire beşeri ve sosyal derinliğini verebilmek çabamızdı. Oldu oldu, olmadı olmadı!
Ne var ki bu ara, sorumsuz yaşam ayı ve zaaflar hnt yöntem edinmeyi bir yaşam a şekli sanan gü
nümüz türedilerinin tadına belki de hiç bir za
man varam ıyacaklan çeşidi kendinin, öğeleri milletin olan engin bir şiir dokundu. Duvar, bir bakıma artık susmuş olan bir koronun şarkila- nndan bazı örnekler aktarıyor. İlk iki bölümü bu aysbergin suyun dışında görünen parçası sayılsa da olur. H attâ böyle sayılırsa belki daha doğru fakat bir o kadar da hazin olur
DUVAR şiirlerinin öbür yan sı toplumcu yö
nü kuvvetli bir estetik, bileşime katılmak istiyor
lar. Buna özcü bir bileşim demek daha doğru, tik serbest şiir çıkışlarından bu yana denenmiş, tutunmuş ve Türk şiir geleneğinin zincirinde sa ğ lam bir halka olmuş bir bileşimdir bu. O günler
de A_. Kadir, ö . P. Toprak, Akmcıoglu, Oahid Irg at gibi şairler bir yandan Garip üçgenine öteyandan da Muhip Dıranas ve Oahid Sıtk ı tara-
tından işlenilen Baudelaîre'ci şiire bu bileşimin çeşitli ve güçlü tertipleriyle karşı çıkıyorlardı.
Temelli bir mısra ve image köküne oturan bu şiir gidişi Düvar’daki şiirler yazıldığı sıralarda gün
lük ve ömürlük yaşantımızın problemlerini he
men daima hürriyet ve saadet ideallerinin ışığı altında ele alıyor; toplumcu bir gerçekçiliğin ya
nı sıra bir de gelecek iyi günlerin iyimser raman- tisme’im yapıyordu. B a n ş büyük değişiklikler, büyük hayal yıkıntıları ile geldi, öyle ki biz Sis*
ler Bulvan’ndon başlıyarak ayni şiir bileşimini hürriyet ve mutluluk idealleri için ölmüşlerin ha
tırası önünde duyulan suçluluk kompleksine; bir de barışla birlikte başlıyan yeni yeni baskıların getirdiği kötümserliğe takılıp başka bir yönde gelirtişmeğl denedik. Toplumsal gerçekçilik tar
tışmaları, daha sonra ayni yönde beliren yeni im.
tadar birinci deyişin tersine bu İkincisinin canlı
lığını ve yaşarlığını açıkça gösterdi. Yenilerin bir bölümü ayni özcü ve image’ci yoldan giderek harbertesi kuşağının bunalımını vermek istiye- dursunlar; bir başka bölümü de yöntemi saçm a
ya (absunie) indirgiyerek ‘ikinci yeni’ tuhaflığı*
na bulaştı.
BU bir ustura üstünde yaşamak. Hele bir şair için. Kendini dünya ile ve dünya halkları ile her saniye aralığında bir ve beraber duymak. Ta
rih olmak sonra. Halkın derinliklerinden gelip hürriyetlere, yüceliklere çıkmak. Tek parti dik
tası ile uğraşm ak ilk kime nasip olmuştur T Yer
yüzünde ve Türkiye'de hürriyet ve saadet kav
ramları kirletilmiş, eskitilmiş ve atılmışken baot
*mangal yürekli şairler Namık Kemal’i» ve Tev- fik F ik ret’in namuslu geleneğini bu ülkede merd- çe yürütmeğe savaşm ışlardır: Kalemleri ktnî*
rmştır. Küçük belki ve fakat gönüllerince değerli hayalleri çarmıha çekilmiştir. Umidleri bozul
muştur. Olsun! Bu memleketin halkı ve tarihi elbet onları bilecek, adını saygıyla anacaktır.
Değil mi kî M ustafa Kemal’in o sözünün doğru
luğunu bir kere daha gösterdiler : Hani : "Sanat
kâr, cemiyette uzun cehd ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır’’ dediğinin,
Demokrasinin ve hürriyetin ışığı ilk şairlerin al
nına vurdu. Bütün kusurlarına ve acemiliklerine rağmen DUVAR’m yeniden basılmasını bunun için istedim. İnsanlar’m. Hürriyet’!«, Teblig’i», Bu Şehrin Çoculdarı’nm ve Rüzgârlarım Konu- puyor’un, Yaşadükça’ntn ve Sımf’t» da basılması
nı istediğim gibi. Başlangıçta daima şairler var
dı. Başlangıçta dalma şairler olacak.
A tillâ İLHAN M art 1989 îatambul
gâvardağları'adan rivayet
— 1. döşem e
İşte evvel baharın üç a y la n yetişti
şimdi göçmen kuşlann tebdil mekân çağıdır bir yol sökün eyledi mi dizi dizi turnalar hasanbeyli yaylaları can bulup yeşerdi mİ kınalanır elvan elvan yeryüzü
örencik'in yam acında m eclis kurulur Bira sıra cezv eler köze sürülür
talim eder 'geldi m -ola’ türküsünü sa n ökkeş
— geldi m-ola şu bahçenin yazları kulağımdan gitmez oldu sözleri alev alev yanaklı kaman kızlan
deli gönül hayran oldu cemâlinize —
batıy a yıkılırken gün yalap yalap g a y n dağlar sıradan dumanlıdır garbi yeli pek reyhanlıdır fermânı kâr etmez erkânın
türküler yakılır d ağlar taşlar aşkına tekmil ormanlar tutuşmuş gibi a! olur korkunç korkunç bakar yüceleri gâvurdağları'na bir hal olur sıcak temmuz geceleri
nasibini almış da bereketinden bahçe kazasından azimet eylemiş garib âşık nâdim hareketinden hayaller her seher vakti o âfâka ser çekmiş dağları
şok ağlam ış çok gülmüş çok dert çekmiş dağlan
— 2. ce b b a r oğlu m ehem m ed
— 1016 gür armağanı üdacim —
k an an civarına bah ar gelince yıkılır ovadan apdal çadırları yücesinde pâre pare duman tutmuş düdüldağ'm yaylasında mekân kurulur hoş gelmişsin evvel bah ar
nisan ay ı İçinde donanır dağlar donanır yeşilinden alından istasyon deresi kabarm ıştır hacıdağ'ın selinden
dağlar sıra sıradır eylim eylim dağlar uzanır bir uçtan bir uca dağlar bir birinden yüce yam açlarında kireç yakılır bir ömür boyunca kahrı çekilir kimse anlamamış sırrım hikmetini bu bereket nerden gelir
başınızdan duman eksilmesin gâvurdağları siz hikâyet eylediniz b an a
bah çe kazasının kaman köyünden cebbar oğlu mehemmed'in hikâyesini yılların yücesinden şöyle bir seyran edelim bir avuç toprağıma çöreklenmek için yürümüş selâmsız sabahsız
destursuz girmiş memleketime yedi çeşit frenk askeri
uğursuz bir hava çökmüş üstüne memleketimin uğursuz ve karanlık çocuklar gülmemiş artık
«essiz sessiz ağlam ış an alar oduna giderken vurulmuş ve yahut harman yerinde
avuçları buğday kokan delikanlılar ve nice gâvurdağı kızlarının
birer birer ırzına geçilmiş yalvarmış ihtiyarlar a lla h 'a
— rivayet şöyledir kim — dumanlı bir güz akşamı şu mor d ağlar efendim destur demiş de yürümüş silkinip kalkmış a y a ğ a
gel h ab eri öteden verelim çıkm ış d a ğ la ra kendiliğinden c e b b a r oğlu mehemmed fran sız'a silâh çekm iş hür yaşam ak u ğruna ırz u ğruna nam us u ğruna a n a için b a b a ve kard eş için şu m übarek top raklar
şu m übarek v a ta n için derken efendim
b ir gün kam an’dan öte uğrun uğrun h a b e r ulaşm ış urfa'nın an te b 'in köylerine gözü kan lı m araş b ey lerin e
ceb b a r oğlu mehemmed
burcu burcu çam kokan b ir yaz akşam ı omuz verm iş b ir a ğ a ç gövdesine usul usul türkü söylüyor
— h asret kuşun kan ad ın d a deli ku şlar uçun gay rı yazım ız b öy le yazılm ış bu d iyardan göçün g ay rı — kirveleri durdu ve süleym an
on sekiz adım gerisinde
şah in gibi tünem işler k a y a la rın üstüne a v u çları sıcak b a k ışla rı ok gibi
deliyor her dokunduğu yeri biri doğu ya b akıyor diğeri b a tıy a ip tid a durdu görüyor gelen i yel midir toz mudur anlam ıy or lâkin b ıy ık la n terlem eden çeteci o lan garip ökkeş
çok geçm eden getiriyor h aberi tabu r tab u r üstümüze v arıyor düşm an y ö la çıktı sav ran lı'd an hem en m evzie sokuldu mehemmed y an ıb a şın d a durdu ve gerisind e süleym an çeteler yer tutup pusu kurdular
kan lı geçit b oyu na
düşm an y an aşırk en kam an köyüne bekletm eden y aylım a te ş açıld ı mermi kurşun yağm ur gib i saçıld ı
ilk seferde on beş kişi vurdular ve b ir h ay li düşm an kırd ılar y am a çla rd a koptu k ızılca kıyam et cesaretlerin e söz yoktu am a
neyleyip n itsin ler düşm an d ah a çoktu düştü birer b irer bütün y iğ itler
gürültüler b oğazda sustu nihayet demek diz üstü düşmüş mehemmed kirvesi durdu'nun y a n ıb a şm a k an lar a k a r y arasın d an a l a l olmuş çevresinden
köpük köpük gözlerini doldurur
b ir b a şın a mehemmed yedi düşm an öldürür m avzerinin nam lusu h â lâ sıcak
tutulmaz
ölümün derdi büyük yiğenim çâre bulunm az
ayni akşam doğurmuş karısı döne mavi gözlü bir çocuk sarışın bir avuç toprak sarm ışlar a ltın a ve kem al koym uşlar adını
— 3. sığ ırtm aç
karacaören'd en bu taraf karpuzları kütür kütür y arılan dört mevsimde dört yüz türlü çiçeğ i y a y la sın d a sümbülü yam acınd a kekiği eğbez eğbez yeşeren
yüz y aşam ış bin yaşam ış g âvu rd ağ ları'm n kuzey kanadıdır m eydan okunmaz
zam an zam an konuşacak sanırsın
günü m avi g ecesi k ara bir göz gibi b ak ar in san ları d ağ m isali d alyan boyludur b ıy ık la n tütün kokar
kim isi u ysald ır kimi deli huyludur bir yol gönül verdi mi ferm an dinlem ez gâvu r d ağı insan ı ölür bre kahrından ölür am a inlem ez
b ir ince dum an mı sara r c ıv a n b ir ince duman mı b a k ar göremez olursun
topuzdağ'ın topuz topuz yücesi
nihan mı olur civanım gözümüzden nihan mı gün yıkılıp u zanınca boylum boylum gölgeler sürü d ö n e i
buru nları buğu lanm ış b ir kaç inek b ir kaç öküz istasyon yolundan d ağ ılır d am ların a
sığırtm aç henüz on dört yaşın dad ır okumak yazm ak bilm ez am a b ilir dağ türkülerinin en güzellerini şimdi a y vardır gökte güneş m isâli şavkı vurur y a m a çla ra zirvelere öteden kav al mı ç a la r sığırtm aç h ayır öğrenm em iş k av al çalm asın ı yalnız uzanıp sırtüstü dam b a şın a sever düşünm esini
ta b a n la rı sızlar yorgunluktan m intanı sığır kokar ter kokar kirpikleri toza bulanm ış elleri kocam an kocam an yüzü yanm ış
ku lağınd a d a n aların gevrek ¿esi u ykuya v arır sığırtm aç
sab ah m asm avi ak ın ca gözlerine unutup yıldızların hikâyesin i uyanır u yanır uykudan lâkin
koyduğu gib i bulur d evranı karşısınd a sürü usul usul toplanm aktadır
bu lu tlar yine ırak yin e p erişan
yine kuşlar c ığ a lla m r yine in cirler b a lla n ır yine sevinilir yine dövünülür
in san lar devam eder eski m acerasın a
— 4. ümmiihan
■— Annem’e —
k ızılaç'tan öte geçtin mi can kardeşim varıp ulu çın arın dibine
ay ran suyu'nu içtin mi soğuktur
dişlerine kem ane çald ırır hep böyle oluk oluktur
ünü Seyh an 'a varm ış Ceyhan'a varm ış ark asın d a yükselir b ir peh livan h eybet ilen sa b a h olur sislenir akşam olur pu slanır om uzlan b u lu tlara b u lu tlara y asla n ır şaştım bu p eh liv an a n asıl kıym ışlar kıym ış b ağ rın ı oym uşlar
adını tünel koym uşlar ay ra n tüneli
şim diyedek kimse an latm am ış h ikâyesin i âşık dilinden
n asıl su g ib i serindir a k şam ları nam ı büyük zümrüt a y ra n 'ın n asıl kardeşim n asıl g arb i yelin d en ığ ranır u ğuldar çam ları
pınarı n asıl gümüş güm üştür n asıl m avi ça k a r şim şeği
in san ları n asıl doğmuş n asıi büyüm üştür nasıl k ara topraktan y a ra tır ekm eği akşam g elip konar yem işinin d a lın a tüyleri dağılm ış telek leri siy a h ta n duru gözlü b ir şa h an b ir şa h a n gibi işte o zam an b ir san cı girer b e lin e ve yorgunluk vurur ce y lâ n g ö z e rin e k ara bir duman gib i
erkeği toprak derdine dövüşüp
cerh ile otuz sekiz a y a m ahkûm olan
dal bovlu d alv an vücudlu çile k e ş ümmühan ın
otuz sekiz a y dile kolay kardeşim k a ra top rakla güreşti p eh liv an gibi kömür s a ç la rı terden a ln ın a yapışm ış iki k aşı b irb irin e bitişm iş
d u d aklarınd a kıvrak b ir d ağ türküsü
— oy d a ğ la r siz ne büyük n e şan lısın ız — gözlerinin a y n a sın d a v eli'n in çopur yüzü n am u slu y la y aşam ak beklem ek diledi erkeğini nâm erde m uhtaç olm adan
otuz sekiz a y dile kolay kardeşim
gün dediğin nedir g eçer dersin geçm edi k alb in e dert vurdu deli b ir umman gibi se ller a ld ı kan gitti gözlerinden
küçüldü küçüldükçe ta rla la r d a ğ la r büyüdü ekin yeri harm an yeri yum ak yum ak iş k a sa b a y a varıp g eliş pazar günleri çırpı çırpm ak döven dövmek b ir b a şın a y a n g ın la r içinde sıtm a deyip d ayanm ak çırpındı g arip turna çırp ında am a nidelim üm m ühan'ın gücü yetm edi
artık bir yol kah b ey e çıkm ış adı v eli ister dönsün ister dönmesin kırılm ış hasret kuşunun kanadı g ay rı uçam az
zam an zam an b ir k aç sarhoş toplanır
ay ra n suyu'nun b a şın d a üm m ühan'ı oynatır oyn ar am a içi kan a ğ la r
n eylesin deli gönül v eli'sin d en geçem ez şimdi b ir türkü yakılm az mı ad ın a
d al boylu d aly an viicudlu çilek eş üm m ühan'ın pehlivan ile birleşm iş m acerası
birinin b ağ rı oyulmuş diğeri üryan kılınm ış derken ağızd an a ğ ız a yayılm ış türküsü
eksilm ez d a ğ ların y a ğ a n köz düşmüş y an ar ciğeri v ar m -ola bundan beteri p ehlivan yıkıldın ümmühan gibi düştün mü ümmühan p eh liv an gibi
— 5. göçm enler
h arm an lar devşirilip mevsim güze yetin ce g ay rı yağm ur mevsimi b aşlam ış dem ektir şim şekler ç a ta lla n ır, ça k a r gömgök çelik rengi ard ın ca gök güm bür gümbür güm bürlenir oy yiğenim göçtü san ırsın şu d a ğ la n sonra n asıl se lli sulu indirir
dört b ir yanı d e ry a la ra döndürür çok geçm eden coşkunlaşır selleri coşku nlaşır köpürür
y ık anır d ağ ların tozumuş havası çam lar ıslak ıslak kokar
gök yıkanm ış toprak kokar karderesi b a şla r yine h ikâyesin e
benden sa n a selâm olsun h a sa n b e y li y a y lâ sı bilirim koynunda y a şıy a n on sekiz hane göçm eni vardım birisin e sordum sual eyledim
hilâfsız a n la ttı m aceraların ı
şimdi erkân ile ben d ahi nakledeyim a n a sıl b u lg a ry a lı im işler
kimisi filibe'd en kimi Sofya'dan toprakları b ire yirmi verirm iş k a n la rı hünerli çocu kları kıvrak erkekleri bin türlü m arifet bilirm iş gel o ta ra f b u lgarlık o la lı beri bir gariplik sinmiş içlerin e altın kafesteki bülbül m isâli yurt h asreti işlem iş iliklerin e gözleri hiç b ir şey görmez olmuş ta rla y ı toprağı satıp savm ışlar
b alk a n d ağ ların d a şafak sökerken bir sa b a h usul usul yola çıkm ışlar an ay u rd a doğru göçm en k afileleri yeni bir h ay at bekliyorm uş on ları tun ca'n ın ard a'n m m eriç'in gerisinde taksim edilm iş kızanları
bölük bölük m em leketin dört b u cağ ın a h a sa n b e y li'y e düşmüş on sekiz h an esi b ir türlü sığm am ış gözbebeklerine
ilk seferde büklüm büklüm gâv u rd ağ ları bir h eybet ki d a lg a d a lg a dağılm ış görmüş çarp ılm ışa dönm üşler o eşk iy a d ağ ların k a ra ku cağında ne kad ar küçülm üşler
ve ne kad ar y a b a n cı gelm iş ilkin an lam am ışlar toprağın dilini n asıl yer fıstığı n asıl çeltik
n asıl yazm a y ap rak lı tütün yetiştirir yeni in sa n la r girm iş h a y a tla rın a erkekleri sap ın a kad ar erkek
k ad ın la n b ak ır yüzlüdür a la gözlüdür
ço b an ları h eyh eylen ir h a y v a n la n tez h uylanır
b ir b a ş soğan b ir yum rukta ezilir güzellere güzellem e düzülür çok sual sorulmaz dost olm ak için çiler gönül n ey lesin h atırlam ak bu efk ârlan ır içinde bir türkü kım ıldar m eriç'i geçerken k u lak ları sağ ır olan öğretm en eskisi düğme gözlü receb 'in yağm ur h o y ratça b öler h a tıra la rın ı gözleri büsbütün küçülür
neden sonra b a k ışıy la ku cak lıy arak
g âv u rd a ğ la n 'n ın b irb irine çarp a çarp a a çıla n dev yelpazesin i
bir tek kelim e söyler am a güç duyulur lâkin tarife sığm az lü g â ta sığm az o kad ar büyük m an alar k azan ır ki şu çetrefil k ıraca toprağım derken
h asan b ey li köyünün göçm en sağ ır receb 'i
— 6. deli süleym an
Çukurova'nın nih ayetin d e tutm uşlar cüm le ufku pervasız yücesinde kuş barınm az gdvurdağları uçm a şah an uçm a garip düşersin m araş'tan bu y a n a geçit bulunm az bu d a ğ la r gâv u rd ağ ları'd ır
karşı durulmaz
yaz g eceleri toprak sıcaktır günde on saat ça lışa n köylüler u ykuya varm ıştır dam b a şla rın d a
b u rk aşlı'd an garb i eser eğbez eğbez çam kokulu sırası geceye kalm ış deli Süleym an'ın
su veriyor fıstık ta rla sın a
gerçi Süleym an'ın d eli'y e çıkm ış adı hem -v eb ali kendi boynuna- senelerce kaçak çılık da yapm ış
lâkin h ay li zam andır vukuat çıkarm adı gay rı bir şah an gibi yaşam ıyor kocam ış olm alı kocam az gönül yalnız vakit vakit ağzın d a dolaşıyor eskiden çağ ırd ığ ı b ir eşk iy a türküsü
— hakkım ızda devlet etm iş ferm anı ferm an p ad işah ın d a ğ la r bizim dir — şimdi yaslanm ış küreğinin sapına
elinde feneri
ve kırçıl b ıy ık ları diken diken bilinm ez bir yere batm ış gözleri yıldızların ta rla sı üzerinde çiçek çiçek ç a k a lla r seslen iyor dereden
am a süleym an hiç bir şey anlam ıyor
şimdi sad ece geçm işi yaşam aktad ır
— bir güz g ecesi göz gözü görmüyor ortalık duman duman ve zifirikaranlık ça k a l b ile çıkm am ış ininden
ve lâkin üç yüklü k a tırla b erab er İslah iy e'y i geçm iş a y ra n 'a gelm ektedir bizim deli süleym an
gözleri k aran lık ta u çan iki kıvılcım b ıy ık ları yine diken diken
dudaklarında ay n i eşk iy a türküsü
— ferm an p ad işah ın d ağ la r bizimdir y aslan ıp topuzdağ'ın y am acın a
u ykuya varm ış am an uzun tüylü b ir h ayv an gibi
hem tem bel hem siyah hem kocam an seksen beş h an eli b ah çe k a sa b a sı karan lık kör etm em iş gözlerini gözlerini am an
şaşırm am ış bulmuş izlerini çm gıraksız k açak çı katırların ın kaybetm em iş yolu süleym an
hele ki ta n la r atm ış hu deyi yıld ızlar batm ış eserken ılgıt ılg ıt seher y elleri
evine v arıp d a deli süleym an yık ın ca k atırların yükünü sokulmuş v alid esi y an ın a alm ış kelâm ı görelim ne demiş
— benden sa n a h ab er olsun tosunum yedi düvel erkân ile divanda
üstümüze seferberlik açm ışlar
büyük kıyam olacakm ış yakında cümle fransız hücuma geçmişler bugün gibi hatırlar süleyman gelirse göreceği vardır dediğini senin için rahat olsun anam çok şükür ölmesini biliriz hür ve pervâsız yaşam ak için ve bir şahan gibi yaşam ış gerçek altında doru civan elinde martin bu dağ benim bu dağ senin diyerek iletmiş köyden köye hürriyet şarkısını o günden bu güne bunca yıl geçti eski kaçakçı sonraki vatansever hürriyet âşığı deli süleyman bol bol hayal eder o günleri gayrı bir şahan gibi yaşamıyor
kocamış kocamaz sandığı divâne gönül kesildi birden bire suyun şırıltısı başka bir tarlay a çevirmiş olm alılar çak allar sesleniyor dereden
yıldızların bahçesi çiçek çiçek elinde fener küreğini omzuna atmış yürüyor ark boyunca süleyman gölgesini çiğniyerek
dağlar taşlar böcek ve kuş uykuda büyüyor a ğ a çla r sessiz sedâsız kemikleri sızlıyor çeltik ırgadının ve dünya daim eyliyor devrini
— 7. ökkeş
böcekler kaybolup ocak çekirgeleri gecenin cam larını tırmalamaz oldu mu bir hasretlik çöker leyleğin gözlerine
turnalar katar katar leylekler eğrim eğrim cemolur göçer artık arabistan illerine menzil görüp y aylaları ovaları bir garip gelir insana
hazin şeyler düşündürür terkedilmiş yuvaları
hırçınlaşır tozutur gazelleri döndürür toz ilen toprak ilen arşa değin
evvel ahir bildiğin
gayrı yağmursu kokan garbı yelleri
istasyondan çıkar arşın arşın uzanır bir o yana bir bu y ana telgrafın telleri biri bahçe'ye gider biri ırağa gider trenler hasret taşır selâm götürür tekerinde tıkırtı bacasın d a duman İslahiye'den gelir Osmaniye'den gelir trenler dört bucaktan yolcu getirir getirir istasyon'a bırakır
bazı gece sinsi bir yağmur atar bazı sabah a karşıdır
doğmasına vakit vardır daha güneşin üç çeyrek tutan kasaba yolunu göze alam ıyan yolcular biner o çift atlı çıngıraklı arabasına arabacı ökkeş'in
ökkeş çopur yüzlü mavi gözlü bir adam söver gibi güler döver gibi konuşur günde iki seferi var civanım
para tutmak konusunda hüneri var cümlemizce meşhurdur
k asabay a yeni gelen mülkiye müfettişine arab ay a binmeden '— paraları gevşe' demesi lâkin böyle sıkı tutmasaydı elini
a ra b a sahibi adam mı olurdu günlük postasını kazânın sırtında getiren çakır ökkeş her sabah üç çeyreklik mesafeden bazan yağışlı bir kış gecesi
karanlık bir bez gibi ıslak ve siyah yapışır sakalları uzamış yüzüne inadına tehirli gelir toros ekspresi yol boyunca beygirleri sürerken görmeğe savaşır harab köprünün h âlâ yıkılıp yıkılmadığını
sulardan civanım sulardan
gözlerine kaçar cıgarasının dumanı rüzgârdan
bu günlerde keyfi yerinde değil çopur yüzlü çak ır gözlü ökkeş'in kendi h alind e b ak k allık ederken O sm aniye'den b ir fayton uydurup
‘rek ab et'e girişm iş a k ra b a sı b ilâ lik 'li k av al boylu yusuf a k sa y işte sab ah ortalık toz pem peden şimdi ay az gözlerini dondurur y a k ar y ak ar ateşin i söndürür
ağzınd a cıg a ra sı b ey g irlere küfreden gök gözlü çopur ökkeş’in
derken y ab a n cı tekerlek sesleri y a k la şır y a k la şır destur diyerek geçiverir dingili eğri fayton ökkeş'i körüklüyerek
a teş gibi b ir küfür y a n a r cıg a ra sı gözlerini devirir k ırbacın ı savurur şim şek gibi ça k a n b ir an içinde
h a tırlıy a ra k b ir b a şın a sa lta n a t sürdüğü ister yürüdüğü ister durduğu
isterse a ra b a y ı kuş gib i uçurduğu o geçm iş geri gelm ez günleri
leyleği yollamıştık gâvurdağı’ndan kanatları telli pullu turnalar ile kıyamete kadar böyle gidip gelecekler kuzey'den güney'e güney'den kuzey'e bu hikâye böyle devam edecek kimbilir kaç arab a kaç çopur ökkeş ömrünü tamamlayıp yollarda eskiyecek insana kafa tutan , dağ yollarını
benzin ile çalışan k ayalarla güreşen dağ yapılı arab alar yeninceyedek
Şubat. 1945 - Mart. 1946.
hürriyet yürüyor
m ektup
— Cengiz’e... —
mektubum yazılsın biraderime bâd-ı sab â tarafımdan selâm eylesin haber uçurulsun dostuma düşmanıma tekmil vukuatım bilinsin
iptida namımız kayıt düştü deftere âhiren okundu fermanımız
kilitlendi üstümüze kale kapıları ne var ki boynumuz kıldan incedir değil mi bunu devlet böyle buyurmuş kaderdir alnımıza kara yazı yazılmış yâ sabır yâ sabır dedik
bekledik günlerce bekledik gam kervanı ikmâl edip yükünü bir ezan vakti düştü yollara cümle muharipler silâhsızdı gel zaman git zaman varıldı mihnet ülkesinde meçhul yerlere
deli gönül içlenir birden umud kırılır kervan gözden nihan olur görünmez gelir çan sesleri gelir yalnız
gelir çan sesleri ıraktan gelir vakit ve saat gelince
karanlık gurbette bir gece yıldızlar düşerken ağlanır
gözyaşı yürekten gelir gel gelelim yıkılmaz gam sarayı kale k ap ılan açılmaz
vurursun duvar sağır vurursun kapılar sağır
bakarsın dört taraf kara kapanıp yüzü koyun taşlara mahzun düşünürsün
farzet ki hürsün
açılır birdenbire kale kapıları birden bire yıkılır duvarlar dökülür mahpuslar dışarı
taze bir somun gibi bölünür hayat alır herkes kendi nasibini
sıbyan tayfası şarkı çağırır
— yere b atsın
yalnız düğün dernek olsun hey ca n ın a yandığım ın insan o ğu lları gülsün
derken kap an ır yeniden k ale k a p ıla n ve zemin sim siyah olur
b ir m ahpus öksürür b itişik hücreden buz tutmuş m üdüriyet'in ta v a n cam ları a celesiz b ir kar y ağ ıy o r kardeşim kervan g aip olmuş sa h ra la rd a m uharipler ca n vermiş
g ay rı bizden umud kalm ıyor kardeşim ahvalim iz malûmun olsun b öy lece cüm lenize selâm ederim
ag it
nihayet bu derde düçar olduk derdimiz dağlardan yücedir
devası bulunmaz tarifi müşkül dedik bir ağıt yakmak diledik
sorup sual edilmeden canına kıyılan insan oğluna işte yine geldi baharın yazı lâkin çobanaldatanlar tarla kuşları destur alıp yeni baştan öter m-ola açmaz bağdem çiçekleri
namı büyük şanı büyük şu dağlar kahrından yarılıp yıkılır göçer m-ola
gökyüzünü karartmaz mı acab a yetimlerin ve dulların tasası kardeşim ne zaman dolacak söyle insan oğlunun çilesi
ne zaman herkes alacak payını hürriyetten ne zaman pervasız söyleyecek şarkısını maraş bağlarında salkım salkım üzüm var ey gözü kanlı zalim sana bir çift sözüm var şahan gibi hür geldik hür gideriz bu dünyadan hürriyetten geçmeyiz geçsek bile yârdan
iki şahan geliyor karşıdan beri birini kan tutmuş biri yaralı
gayrı pervaz eylem işler yangın yerinden lisan-ı hâl ile söylerler bize
m em leketlerine giren y a b an cıların hürriyeti n a sıl kurşuna dizdiklerini
n asıl dövüşüldüğünü şehir şehir sokak sokak ne k ad ar kan döküldüğünü
hürriyetsever d elik an lıların y aşam ak için n asıl öldüğünü iki şa h an geliyor y av a şta n yav aş yüreğim kan ağ lıy o r içerim ateş
düşünürüm d elik a n lıla r n asıl gitm iş sılad an k a ra n lığ a karşı n asıl dövüşülmüş
am a şimdi kim isi elsiz ayaksız dönmüş o rad a kalm ış kim isi g a y rı yaşam az k arlar y a ğ s a a rk a sın a üşümez oy anam oy garip anam derdimiz âlem derdidir d a ğ la r taşım az
dünyakâri
ı.
seni ben hep rüzgâra karşı düşünürüm sana fakir canım kurban olsun hürriyet ben şairim şairlerden her hangi biri büyük çan lar gibi çınlam alı mısralarını gökyüzünün katıksız mavi dairesinde coşkunum körük gibi göğsüm rüzgârla dolu a koca dünya a benim canım san a meylim var harmanların ormanların insanların
inşaat tezgâhları mektepler fabrikalar gönül verdim hürriyet şampiyonlarına suyu kandan verilmiş çelik yüreklilerim hürriyetli efeler volkan yavruları
yaşarız can gülüm yaşarız dünya aşkına şahlanır içimizde dev h eyecanlan
dünya sofrasında bir alev şarab içtik şarkılar bölük bölük şarkılar tabur tabur kış gelmiş kılıç gibi gelsin varsın
ııasib almışız üşümekten yana korkumuz yok ölçüsüz sevdi bu gönül dünyayı insanları pulat gibi şarkılar yazdı hürriyet için
benim gönlüm şarkıcıdır şarkı yakar aşk üstüne şarkılarım deniz nefes şarkılarım pehlivan kanat vurur rüzgâra şahan gibi doğan gibi hey gümbür gönül şarkımız dünyakâridir söyle koro söyle dört ses üstünden
genç efeler tosun tosun gerdan kırıp yürüsün sevinçli çığlıklar fışkırsın yıldızlara
civanım can nedir hürriyet yaşasın
savrul kahram an rüzgârım savrul dünya üstüne savrul gümüş yağmurum iri taneliden
yıkansın burcu burcu yunsun şarkılar harmandalı eser esmesin mi başımızda vur dizini zeybek toprak inlesin sakınma gök mavişim sakınma kelepçeli deyişler havada bulut
şarkıman bu gönül mısradan ve beyitten şarkıman aşk derdine dünya derdine vur dizini zeybek toprak inlesin mızrak gibi çevir ufka bakışlarını civanım can nedir hürriyet yaşasın
2.
hey
özüm nur gibi vardım denizler başın a sisler almış aktülbent sisler almış bürümcek güneşler cevahir cevahir karşıdan
bir karanfil gibi sevdâlı kalbim
deste deste asker şarkıları sonbahar ve sabah ve kuşlar ipekten gök a tla sa uçmuşlar
özüm nur gibi vardım denizler başına verdim terk ile rüyaları rüyaları vardım düşünürek dünyaları dünyaları memleketim âşık garip karacaoğlan yol geçen hanları derya kuşu limanları ağ lar gibi dövünüp şarkı söyliyen karaşın kürdler lorke de lorke saman saçlı keman kaşlı göçmenler İstanbul narin İzmir ille de aydın tokat bir bağ içinde gülü bardak içinde
hasretlik çeken tatvan'lı kemankeş isa sıtmalı sıfırnumara traşlı tosunlarımız açıldı mı güllerin canım gülüm manisa ve dünyamız kâinat içinde bir canlı selâm afy on lu sâlim'in hısımı meksiko'lu pedro aragon'u usta bilmiş şair attilâ ilhan ve tekmil demir m ısralılar bayraktar körük göğüslüler mızrak şarkılılar budapeşte roma ille de paris
hey dünya olup bitesiye memleketimiz özüm nur gibi vardım denizler başın a nur gönül nurludur yağmurlu pehlivanlıdır bir beste buldum ki köpük köpük çağlıyan şanlıdır hem şanlı hem insanlıdır
insanlı çakır efem insanlı vurdukça er sesli erbab davul mendil tutup sıradağlar oynamalı oy dağlar sıra dağlar kara dağlar şahlanın şu çıngırak yıldızlara dağlar
lilişan
y an g ın lar alevind en geçip de gelen dost y a n a r olmuş yü reğin n ar olmuş lilişa n sen in sansın sen in san sın sen in san m ey d an lara seni h eykel heykel dikmişiz her d estan a dökülmüş boyd an b o y a ad ın kahram an demişiz m eçhul ask er demişiz ism in m übarek cism in m übarek
alk ış alk ış k asid eler sarm ış boyunu a ğ ır b a şlı k itap lar senin a d ın a en yiğit b estele r seni söyler
kuyruklu yıldız gib i nutuklar çekilm iş hem nam ına hem şan ın a b ayram günleri m ızıkalar a y a k vurmuş b este b este örülmüş çelen k ler a ld a n yeşild en lâled en süm bülden karanfilden
sen in san sın lilişa n iki m ily ar can sın gem ici ve ren çb er çırak ve uzman elinde dümen yekesi süngü ve orak d ünyad a şa rk ıla r m isâli y aşıy an sın sen in sansın sen insansın sen insan
y a n g ın lar alevind en geçip de gelen dost yelken gib i açılm ışsın zâlim rü zgâra harb demiş vurmuş ^vurmuş lilişa n ölüm ler götürmüş zulüm ler götürmüş deniz gözlü gök a lın lı kirvelerim izi k alb i yıkanm ış çam aşır gib i temiz çeh resi yan ık yanık b akırsı
ablam ız süt anam ız biraderim iz em ekçiler pam uk işçileri kürekçiler
y an gın yerlerinde y a şıy a n a b b a s ve h aşan ırzını b u ğ d ay la değişm iş kızlar lilişa n hey lilişa n lilişan gülmüşem ağlam ışam
bir tuhaflık olmuş dünyanın h âli
çatkı çatm ış k a ra la r b ağlam ışam n eylersin çakı bıyıklım stelyo'm kar sepeler sep eler çıp lak döşüne norveç'te kış yavuz gelm iş buz gelm iş ölen a ğ la r ita ly a 'lım ölen a ğ la r h in d istan 'd a m üslüm anlar hindular çin'd e sefalet y u n an 'd a h arb -i d ahili grev ciler linç ed ilen zenciler
yumruk gibi sıkılm ış sanki dünyamız ölüm lerden ölüm b eğen lilişan sen insansın iki m ilyar cansın fransız ve slovak arnavut ve alam an kalbinde pırıl pırıl ümidler taşıy arak dünyada b u lu tlar m isâli y aşıy an sın sen insansın sen insan sın sen insan
m erh ab a gökyüzü
m erh ab a gökyüzü m erh ab a uçsuz bucaksız m erh ab a bu lu tlar bu lu tlar b u lu tlar
hey canım gökyüzünde yıld ızlar gurup gurup alnım ızın üstünde k âin atın türküsü
devr-i daim
yald ızlı b ir tülbent gib i Sam anyolu yıldız türküleri yıldızdan türküler san iy ed e 3 0 0 . 0 0 0 kilom etrelik hız a te ş bu lu tları m adde ve kuvvet
ve başım ı döndüren h ariku lâd e görünüş o h ey ecan o ihtişam o azam et
o d ev âsâ pırıl pırıl gümüşten bir salkım üzüm gib i kuyruklu yıldız o san iy e şaşm aksızın g arb tan şark a dönüş
kıvılcım kerv an ları can dizi dizi yıld ızlar yağm u rlanır nur diye diye a te ş ku şlar u çar u çar fezadan geçer in ciler in ciler sedef in ciler
her sirius hey v eg a a lfa orion benim çifte güneşlerim ay n alılarım ve yıldızlar benek benek kuş gibi ve bir avu ç inci savrulm uş gibi
aydın lık nebülözler k aran lık nebülözler parsek p arsek m esafeler
ışık y ılları güneşler
boğum boğum ateşler
hududsuz ve mahdut kâinatım ız
devr-i daim
ışıklı b ir teşbih güneş sistemi y an ar mı y a n a r söner mi söner büyüklü küçüklü gümüş küreler şah güneşim
hey benim p ad işah güneşim yedi renk eflâtu n ve kızıl ve gözle görünmez gizli ışın lar hem kızıl ötesinde hem mor ötesinde alev d a lg a la rı fışkırm alar lekeler m ıknatıs fırtınası
hidrojen ve demir
büyüklü küçüklü gümüş küreler merkür küçümen venüs güzeldir a te ş sa k a llı jüpiter uranüs ve neptün ve a le v ler içinde velinim etim iz y şr
türkiye
türkiye türkiye d ağ ların ı duman alm ış üzümler m em leketi tütünler m em leketi türkiye türkiye çok gülmüş çok ağlam ış sab ırlı b ağ rıy an ık in san lar m em leketi bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi p eh liv an d a ğ ların d a şa fa k la r büyümüş y a o n ehirler delirip gür gür gelirler b ir şarkı gibi dağdan denize yürümüş
sen türkiye'sin sağdıcım kirvem türkiye insanların insanların ah senin insanların morca gözlerinden öpsem namuslu gözlerinden asiye'm işveli hatice fistanı dal işlemeli •
sen kırk köyün içinde şanlı zeyneb'im
şahan'ı vurdular yirmi yaşında köprü başında gel yılmaz mahmud'um gel bilâloğlan
arabam ın atları deh deh deh aman da h a burası karadeniz gemiler yatar limanda deryalar aslanı şems-i bahri kâmil reis bu insanlar senden gelir sana gider tarlay a savrulmuş buğday gibi türkiye sen türkiye'sin ekmeğim tuzum türkiye omzumda mavzer koynumda çevresin ve kil heybemde taze lor peyniri gök rengi süt karanfil rengi şarab batan güneş gibi bakır taş kömürü
ve rüzgâra vermiş saçlarını nefti ormanlar ve köylere karşı sarışın harmanlar
ferik elm ası kavun karpuz dut ve kayısı fındık d a sende ceviz de sende' badem de sende alnım ın teri gözlerim in nuru türkiye
sen türkiye’sin evim barkım köyüm obam türkiye o senin çifte ça rşılı h arb görmüş şehirlerin sâh ild e m ersin y a y la türküsü konya
a d a n a ’nm y o lla n taştan yola çıkıp m araştan ez a n la b irlikte vardık b ir akşam u rfa'y a bursa'n m y a b u rsa'n ın ufak tefek ta ş la n u çan yıldızı dondurur a rd a h a n ’ın k ış la n
erzin can 'd a bir kuş v ar kanad ı gümüş pul pul ve göğe kılıç gib i çekilm iş m inarelerini
şehirler p ad işah ı canım İstanbul türkiye türkiye a y 'lı yıld ız'lı türkiye
sen m ehm ed'sin om uzların an ad olu y a y la sı a la d a ğ la r toroslar dev gib i gövden
sen şehid oğlu şehid b a b a sı
sa n a selâm olsun dünyadan hürriyetten
d e ry a la r
d ery alar d ü n y alar içinde m aviş kutuplar iklim ler m ed arlar içinde d ery alar d erya değil de d ü nyalar muhteşem b ir h ayat su lar içinde enginden engin derinden derin tuzlu su su ve sodyum klorür atlan tik pasifik hind okyanusu er m eyd anları gibi boydan b oy a rüzgâr a lır d a lg a la n ır d a lg a d a lg a bir nam uslu alın gib i ufukları ak hem tuzlu bol hem suyu bol d a lg a sı bol y a d erinler derinlerde g lo b ijerin ler bir dam lacık h ay at tek hücreli n ebat yen geçler deniz yıld ızları böcekler ve y eşilsi bulanık b u lanıksı yeşil
k ay g an yosunum sen deste yılan yosunum d ery alar içinde bir d ery alı kâinat
yelilâm .b alık lar hey y arışçı b a lık la r k ırb açlısı ateş pullusu dal kılıçlısı k ırlan gıç gibi u çan ı istav iriti m ercanı yü zgeçleri pul pul gümüş gözleri nurlu bir a y n a b ıçak gibi gelip g eçen ler yaldızlı yap rak g ib iler kalk an gib iler ham sicik m inicik h ay lâz köpek b alık la rı cıv an yunus ve b a lin a b aşı yağm urlu fok ve mors b alık laşm ış m em eliler
yelildin bu d ery a ki ne deryadır yağm ur içm iş nehir içm iş k ar içmiş koynunda küçük büyük y ıld ızlarca m ahlûk . yıld ızlarca n eb at erim iş oksijen
hoy deyuben v aktaki g a z a b a gelm iş b u lanık m avi gözleri yıld ızlard ad ır
rüzgâr vurur d a lg a la r kudurdukça kudurur yelilâm d a lg a la r kan at k an at feryat uluyan d a la g la r deste deste köpük ne h eyb ettir püskürdükçe öfkesini b ak arsın dağ g elir d a ğ ılır darm adağın b ak arsın volkan doğar volkan doğar k ırb açlı rüzgârlı bir y arış içre coşkun dururlar dönerler koşarlar koşarlar b ir sav aş şarkısıdır d ery a la rın dilinde bir sav aş şarkısı hey h e y â lisa heyâm ol lâh zad a yerlerdedir lâh zad a göklerdedir dökülür köpürür de sellim se lâ li
kuzeylerden g elir güneylerden g elir bir b a şk a âlem dir onun gazap lı h âli hele ki rüzgâr su sar m eltem v arır serinden sütlim andır d a lg a la rı yum uşak yum uşak ve
küçüm endir n asıl da can uzanır m eydan m eydan
m ercan rengi sa b a h la r boy verir sinesinde gü neşler a ç a r sisler a lır kalbim i sisler alır bir avuç yelken ki m artılar h avai
ak şam lar olur m edar akşam ları m avili ev altın sah ilin e karşı altın sı yıldızlar
delişm en bir ay doğar doğar karşıdan gözü gönlü açılm ış yüzü n eşeli
vurur d e ry a la ra sa h illere a d a la ra
d ü n yaya b a k a r d ery a y a b a k a r yaldız yaldız sanki dev gözüdür görür a h v a l-i âlem i m em leket memleket şehir ve şehir fa b rik alar elektrik tesisleri ta rla la r ve gem iler mi d ery alar koynunda yüzen y elk en liler mi m otorlular mı kürekliler mi h ele tran satlan tik h ele dağ h ele yüzen d ağ yüzen şehir cıv ıl cıv ıl ışık ve sevinç
g o eletler görmüş geçirm iş ih tiy a r şileb ler b eş kıtanın m ahsulü a rp a ve buğday ve a n a n a s ve pirinç ve se y lâ n 'lı çay a y la r boyun ca sefer sefer b oyu n ca deniz deniz boyu n ca sem â sab ah ve akşam her dilden d u alar küfürler şark ılar
ve lim an yedi deryanın yedinci pervazı m arsilya sidney rotterdam bom bay londra doklar liw erpool pam uk b a ly a la n anw ers dem ir İzmir üzüm ve in cir ve napoli b a şı dum anlı vezüv ih tiy a r gem iciler ve rıhtım h am alları b en düşünürüm d ery aları görürüm okyan u slar kuzey denizleri buzlar köpüklü y aşay ıp köpüklü söyliyen m aviş mi m aviş gönlü sevd âlı su
akdeniz yeşilden p ortakald an m andalinden gask on ya körfezi m ala k a boğazı
ve b altık k araip ler kuzey denizi hortum ları deli rü zgârları deli yelilâm d ery alar yelilâm d ery alar d ery alar d ery a la r d ü n y alar kadar
diliyâr
döne hey gece bayrak gibi rüzgâra karşı dağbaşları yıldız böcek ovalar çın çın öter kayalar kayalar sarı kayalar
şövalye başlarını yere çalıp ağlıy alar gönül dertmekân delim delim deliresi dağlar diz dövüp ağlar ulum ulum uluyası gök yıldızcıl garipsemiş garip ovalar sen ve ben dünyalı şair ve dünyalı balerin neyleyim hürriyetliyiz hürriyete sevdalıyız biz şair kişiyiz insanlardan söyleşiriz haydi hovarda gençlik hey alev kanlım cehennemi m arşlar uçuşmuş başımızda seferiyiz demiş yedi iklimi gezmişiz
dağ şarkıları mavilik salkım salkım arzular aziz insan sebil sebil hürriyet
ve barış hem biricik hem kocaman hem yahşi hem yahşi am an hem baştacı arzumuz
ban a yakın gel hey can a yakın gel canım benim ebâbil kuşum gel mayısım
aşk bildik insanı kitaplara geçsin aşkımız satır satır mısra mısra yazılsın
dağlar mor bir şarkı gibi ufka uzanmış sen ve ben dünyalı şair ve dünyalı baletin kıvılcımlı yüreklerimiz kıvılcım püskürüyor yıldız kıvılcım yıldız kıvılcım
ölüm vurmuş vurmuş nice kardeşlerime ağlamışım ağlam ış dert bağlamışım suya gitmiş anasının hurma gözlüsü elmas yüreklisi şakrak sözlüsü
yalınkılıç gibi dövüşenlerim düşenlerim kahram anlar dünyalı hemşehrilerim ./
ne cengâver ne bahadır ne yiğitsiniz ban a yakın gel hey sana yakın gel canım gel döne'm gel rüzgârım rüzgârlıyım dağlar mor bir şarkı gibi ufka uzanmış gök yıldızcıl garipsemiş garip ovalar döne hey kim anlar hasretlik dilinden k ayalar kayalar sarı kayalar
şövalye başlarını yere çalıp ağ lıy alar dili yar dili de dili yar gezmişiz diyar diyar zincire vurulmuş ne ülkeler kalebent
polonyalar İransalar rusyalar
kayalarda kayalaşm ış kalakalmışım saat mevcutdatın uykuya vardığı saat külrengi kumrular gibi karanlıkta saniyeler yine geçip gidiyor zaman kervanı
kulaç kulaç insan çığlıkları
candan geçenler has bahçenin gülleri merhametsiz açlıklar insafsız kıtlıklar elin bağlı gözün bağlı dilin bağlı can zincire vurulmuş ne ülkeler kalebent haydi hovarda gençlik hey alev kanlım biz şair kişiyiz insanlardan söyleşiriz beş kıtayı kucaklamış bakışlarımız dünya işgal altında hey dili yar dili yar kaybedilmiş şehirler yenik ordular
gözümün bebeği sen yaslanıp ağlar mısın ağlaşm a döne hey sen döne hey döne hey derdim varsa ölmem dertliyim diye can siperdir dövüşmek alın yazısı karanlık denizlerde hürriyetli gemiler kilometrelik insan tarlaları
her lâhza kapımızı çalan bir komşu ölüm kurşuna dizilmek toplama kampları ve kızgın ve kudurmuş güneşini çölün
sırça bir taç gibi başında taşıyan o can erik gözlü canım askerler
karşı dağlara vurmuş kiraz rengi bir akşam havada yanık bir ekin kokusu
ve çok uzaklardan gelip çok uzaklara giden bir turna sürüsü gibi bitkin esirler
yangın yeri yanar gelinim ağlar hâne harab olmuş hacet görülmez dev papatyaları gibi beyaz çadırlar ve insanlar ve insanlar ve insanlar m acarlar slovenler boşnaklar
gürül gürül seslenen dağlar gibi yaslanan temiz kendi halinde yürecikleri
m intanlılar poturlular yaşm aklılar yedi iklimin yetmiş çeşit milleti
dili yar dili de dili yar gezmişiz diyar diyar zincire vurulmuş ne ülkeler kalebent
polonyalar İransalar rusyalar kayalarda kayalaşm ış kalakalmışız
sen ve ben dünyalı şair ve dünyalı balerin beş kıtayı kucaklamış bakışlarımız
gönül dertmekân delim delim deliresi d ağlar diz dövüp ağlar ulum ulum uluyası kayalar kayalar sarı kayalar
şövalye başlarını yere çalıp ağ lıy alar önümüz karanlık yanımız karanlık ddryalar uykuda yıldızlar suda
ban a yakın gel hey can a yakın gel canım süngü tak hücuma kalkalım artık
şubat 1945 - aralık 1947
karanlıkta kaynak yapan adam
mümkün mü
— Zehra’ya... — mümkün mü can kardeşim mümkün mü
içlenmemek yağmur atm ağa b aşlay ın ca şöyle inceden
inceden bilmem nedir ne vardır koynunda şu akşamın mevsim sonbahar ağ açlar yeşilden sarıya
dönmüş saat yedi sularında caddeler cıvıl cıvıl insan mümkün mü can kardeşim mümkün mü
içlenmemek dertlerimiz varken târife sığmaz
saadetten nasibsiz insanlar yaşarken mümkün mü 'yârın serv-endamına’ şiir
söylemek
elden ne gelir hem ağlam ak kifayet etmez ne kadar cömert olsa gönül bir şeyimiz yok ki
verelim sizi ancak mısralarımız teselli edecek
şehrin kenar semtlerinde oturan insanlar mümkün mü can kardeşim mümkün mü
içlenmemek düşündüğümüz andan itibaren sokaklar dolusu kimsesiz çocuğu evet ben de şairim bahsetmek isterim saadetten am a neyleyim bir türlü dilim varmıyor
aç karnına aç karnına türkü BÖylemeğe
bense körüm gözlerim ölüm gibi karanlık ben papatya gözlü kız genelevde sermâye alıştım tütün gibi vücudumu vermeye
ben sarhoşum anam da şarab babam da şarak ben üç aylık terkedilmiş insan yavrusu
başımızın altın a yastık olmuş ıstırap biz fakir fukara evsiz ocaksız
yangın yerleri ve arsalar dolusu
ya sizler ne zaman içmekten bıkacaksınız m ısralarını yok p ahasına satan şair
meyhanelerde m eyhanelerde kan kusan ressam neden karmakarışık böyle ömrümüz
kimseler bulmadı derdimize çâre bilinmez ki nedir kimdedir kerâmet hazin geldi hazin gitti gece ve gündüz gözlerimiz yollarda kaldı
nerdesin nerdesin nerdesin saadet
9 4 1 ’de İzmir
941'de İzmir sâhil boyu karanlık sevdâlı bulutların hâli
yağmur da ne kadar tembel yağıyor kendimizi akan suya bıraktık
serseriler misâli 941'de İzmir
İzmir şehrinin ışıklan yanıyor çıktı şair namzedi attflâ ilhan çıktı yelken gibi sokaktan ban yolar'a doğru şöyle uzanıyor bir cebinde kiralık ihtiyar bir kitap bir cebinde kehribar kuru üzüm ve incir sâhilde iki ahbap
kardeşim İhsan ahmed
İzmir şehri yağmurlu bir şehirdir yağmur çilerken çocuk gibi içlenir yum gözlerini hele bir tahayyül et
hani - derd-ü-gam içre perişan - yıldızlar gökte hani görmüş geçirmiş a tlı tram vaylar
hani her akşqm bostanlı'dan öte kardeşim cemşld hun
hoş geldin hayırlı akşam lar
gözlerinden mi yaktın söyle cıgaranı
tütün değil y a dünyalar dağıtamaz efkârını hem sabahtan çarşıda yoktun
ekmek alabildin mi fırından yine g alib a kıyamet kopmuş yine pir aşkına kırılmış cam lar 941'de İzmir
herşey nasıl geçmiş nasıl kaybolmuş rüyada gibi hiç farkına varmadan
şimdi ben burdayım sen İzmir'de o bağdad'da ve daha başımızdan neler geçer kimbilir kimbilir kardeşim h ayatta
cem şid hun’la hasbıhal
karanlıkta bağdaş kurmuş arablstan yıldızların altında bağdad şehri bağdad şehrinde ramazan
iftar vaktinden sonra sokaklar hengâmede sabahlara kadar gece sohbetleri
ve şehnâz makamından taksim geçiyor trahomlu bir fellâh
ışık lan yanmış dumanlı bir kahvede
cemşid hun oturmuş tavşan kanı çay içiyor gözleri yıkanmış kara üzüm gibi siyah rezil etmiş gecesini şehnâz makamı sinesi pâre pâre hasretten
— bu akşam bayram akşamıdır h atıralar bırakmadı yakamı
seninle hasbihale geldim memleketten ramazan bayram ı
ümmed-i muhammed'in mübarek bayram ıdır
— bayram da bağdad şehri kalabalık mıdır
bizde din tâifesl boş buldu meydanı hem bunlar hazret-i âkıf'e rahmet okutuyor sabi sübyan için din mektebi açmak ve yirminci asır
hava sıcak
ısınmış kum kokuyor
bu nefes cehennemi sam rüzgârıdır davudi sesli bir hafız kur'an okuyor ağlam ış sakalında yıldız taneleri
— haram iler götürsün trahomlu fellâh aklım a getirdin buhranlı günlerimi yine akşam yine sabah
yine bir çift çelik mermi gözlerim yine bir yumrukta soğan gibi ezmek kalbimi
— bağdad'lı ruhi'yi bilirsin demek
— yuf h ân n a dehrin
gül-ü-gülzârına hem yuf ağyarına yuf
yâr-ı vefakârına hem yuf
gökyüzü akıp gidiyor başımızın üstünden ağır ağır pırıltılı bir nehir gibi
yıldızlar zilzurna sarhoş ve şehnâz makamı
— bir kaç yıl nedir ki insan ömründen
— işte akşam sürgünlerin akşamı
— yağmur mu sokakta çırılçıplak yağmur
— Bedreddin-i sim avi'yi h atırlar mısın
— insan nasıl unutur
— y a duvardaki m ısralar ne demişti serseri şair
— h âlâ ezberimdedir 'kişi' demişti
'kendi arzusuyla terk-i diyar etmez
sebebsiz gurbetin kahrını kimse ihtiyar etmez'
sa a d e t
geldin mİ şehrimize buğday benizli sonbahar gökyüzü yine bulutlar bağlam ış
deniz ürperiyor içini çektikçe rüzgâr
tarz-ı nevin yola çıkmış beşiktaş iskelesinden akıntı ters geliyor
mavi sisler içerisinde Üsküdar
İstanbul yakasında m inareler kalem gibi
yükseliyor
ikimiz denize karşı yanyona oturmuşuz
▼e plâkda eski bir meyhane şarkısı hıçkırıklı bir ses şikâyetçi sevgilisinden garson değiştir şunu kardeşim yok mu bir
başkası biz ümidle dolu bir şarkı istiyoruz
aldı bizi götürdü sonbahar havası gözlerin senin bademsi gözlerin gökte beyaz zambak gibi m artılar ve deniz boylu boyunca mavi görebildiğin boylu boyunca mavi aörebüdialn kadar
biz İnsanız in san lara saadet lâzım ve bir eylül akşam ı
yıldızların zenginliği titretirken insanı yasem inler gibi açılm ası hayatımızın ve bir yürek dünya örsünde dövülmüş ve bir dünya ışıklar içinde
çoluk çocuk sokaklara dökülmüş işte ninni gibi bir yağmur çiseliyor İstanbul şehri m inareler bulutlar içinde neden böyle mahzun kızkulesi
tarz-ı nevin yolda akıntı ters geliyor nasıl da kaybolmuşuz sonbahar içinde cehennem olup gitsin o bîvefa sevgilisi garson değiştir şunu kardeşim
allah aşkına yeter
yağmurla birlikte yağdı saadet için ölenler iırtma gözleriyle bulut bulut indiler göğüsleri kalbur gibi delik deşik delirmiş delirecekti kalbim iz canımıza yetmişti beklemek onlar konuştu biz dinledik
— saadet varolmanın büyük sebebi saadet asırlarca bitm iyen hasretimiz o size gelmezse siz ona gideceksiniz madem ki bir eylül akşam ı yaseminler gibi ve madem ki bir dünya
bir yürek
a r k a sokak
şairim benim şair gözlerim var bakanm ay va rengi bir akşam olmuş denizler kiremitler pirinç gibi parlak yaprakların araBinda kirazlar
yine çocuk çığlıkları dünyayı tutmuş ve yaslanıp çiçekli penceresine bisikletçinin oğlu armonik çalar sokakta m angal yakan sevgilisine belâlım off - kıvılcımlı ve kıvrak
sen bizim arka sokak
delikanlı bir kız gibi rüzgâra kargı durmuşsun boyunları terli, ayakları çıplak
âşıksın çapkınsın sarhoşsun etsiz ekmeksiz hayatın sere serpe
şimşek gibi bütün yüzünle birden gülüşün gündüz işe gitmen gece efkârlanıp içmen ve şırıl sıklam karakoldan dönüşün belâlım off - artık veter be
duvar
— bu şttr İkinci dlinya savaşı İsinde kahredilen bütün dünya duvarlnrı İşte yanılmıştır — '
ben bir duvarım hiç güneş görmedim sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar yüzümüz benek benek tahta kurusundan ve sinemiz baştan b a şa ak .üstünde karalar
— kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
— sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
— dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli
soğuk ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar
yüzündeki deniz p arlaklığıyla durur hatıramızda o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk o zaman m ayıs'tı yağm urlar başımızda bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi adeta birden bire aydınlandı zindan onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk sapından fırlamış bir b a lta gibi çehresi ve omuzlarında delikanlı gölgesi
o zaman m ayıs'tı yağm urlar başımızda o sırt üstü yatağında yatardı
sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır bir sana bakardı bir b an a bakardı
dışarda tdbiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır toprak an a bütün zincirlerinden çözülmüş sabahlar akşam üstleri m anolya gibi parlak tarlaların yüzü gülmüş
işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak ah işte annesi annesi sevgilisi
İşte biz dloliyen duyan düşünen, duvarlar işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli
soğuk o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvanz neyleyelim 'gözlerimiz ağlam ayı bilmez onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda o zaman m ayıs'tı yağm urlar başımızda y a biz idam duvarıyız karşımızda çok insan
öldürdüler onlar hep döküldü biz hep ay ak ta kaldık temelimiz kanla beslendi am a nedense uzamadık
öyle bakm ayın bu y aralar şerefli y ara değil
getirirler vururlar biz öyle dururuz yağm urlar gözyaşı bulutlar mendil elimizden ne geldi de yapmadık ah öyle bakm ayın utanırız kahroluruz onlar hep döküldü biz hep ay ak ta kaldık bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil yıldızlar küiür gibi yüzümüze tükürür gibi şafak sancılariyle iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir m anga ortasında siyaset m eydanına geldi dev yumruklu çocuk bulutlar eğilip alnının terini sildiler
ve mermiler birden bire ölümü getirdiler o düştü biz yine ay ak ta kaldık
halbuki ne kadar ne kadar yorgunuz
öyle bakmayın bu y aralar şerefli y ara değil ah Öyle bakm ayın utanırız kahroluruz