• •
VAHIY VE PEYGAMBERLIK
KURAMER
İstanbul29 Mayıs Üniversitesi Kur'an Araştırmalan Merkezi Yayınları
KURAMER Yaymlnrr: 33 Vahiy ve Niibiivvet Serisi: 2
VAHİY VE PEYGAMB ERLİK
Proje Sorumlusu/Editör Yusuf Şevki Yavuz
Yayın Koordinatörü M. 1\ıran Çalışkan
imla, Transla-ipsiyon ve Dizin Zeynep Sülün Kan
Kapak ve Sayfa Tasarımı
Furkan Selçuk Enargin
Basım ve Cild: Asya Basım Yayın Sanayi Tic. Ltd. Şti.
Tevfikbey Malı. Halkalı Cad. No: 162/7 Küçükçekmece İstanbul . Tel: 0212 693 00 08
Sertifika No: 36150
Birinci Basım: İstanbul, Ağustos 2018 ISBN 978-605-9437-27-1
C Her hakla mahfuzdur.
Yayıncının izni olmadan hiçbir yoUa çoğalnlamaz.
Kaynak gösterilmek şartıyla iJ.:tibas edilebilir.
KURAMER
isıanbul29 Mayıs Üniversitesi Kur'an Araşnnnalan Merkezi
Kısıklı Cad. Haluk T"urksoy Sok. No: 4 Kat: 2 Osl,üdar/isıanbul Tel: +90 (216) 474 08 60/1910 www.ku.ramer.org
Kur'an Metafiziği : Vahyin İmkanı
Prof. Dr . Mehmet Sait R eçber*
Kur'an'ın Allah'ın kelamı
olup, insanlara
doğruyolu göstermek üzere kulu ve elçisi Hz. Muhammed' e belli bir zaman ve melcin dahil inde gönderi- len son ilahl Kitap
olduğu inancı, İslaınlKur'an rasavvurunun temel çerçeve- sini
oluşrurur.Böyle bir Kur'an tasavvurunun, bir dizi merafiziksel
varsayıma dayandığıve bu konuda reaüst bir
doğruluk iddiasındabulunabilmek için bu
varsayımların
bir
şekilde temellendirilınesininhayati bir öneme sahip
olduğu açıktır.Bu noktadaki enrelekrüel bir faaliyetin temel
amacı,öncelikle böyle bir
inancın doğruluğu
için
dayandığıkavramsal çerçeveyi ortaya koymak ve buna
bağlı
olarak epistemik
değerinibelirlemeye
çalışmak olacaktır.Bir inanem
nasıl
bir metafiziksel zemine
dayandığıya da hangi felsefi çerçeveyi öngördü-
ğü
her zaman
açıkolmayabilir, ancak bu, onun böyle bir zemine
dayanmadığıveya felsefi bir çerçeveyi
i:?ngörmediği anlamın~gelmez. Bu
yazımııdailahl kelam olarak
Kur'an'ıngenel bir temellendirmesi ya da
haklılaştırılmasıgibi
geniş
bir konuya
girmeyeceğiz,burada 'Kur' an
metafiziği'1 başlığıalunda daha
..
Ankara Üniversitesi İlahiyar Fakültesi Öğretim Üyesi.'Kıır'an merafiziği' kavramı farklı ç:ağnşımlara ve yorumlamalara :ıçık görünmektedir.
Böyle bir kavr:ıırun öncelikJe Kur'-an'ın içerdiği temel bir takım unsurların öngördü- ğü ontolojik çerçeveyi :ıkla gerirmesi doğaldır. Kur'an'ın gerçeklik t:ısavvurunun temel dinamiklerini if.ıde eden ve çoğunlukla mer:ıfuiksel karakterli olan bu unsurların -ki
Kur'an'ın kendisi de bu unsurlardan biridir- mantıksal statüsünü ve ontolojik yapısını belirlemek, birbirleriyle olan ilişkilerin modalitelerini ortaya koymak Kur'an metafiziği çerçevesinde ele alınması gereken hususlardır. Burada böyle bir kapsamlı (geniş) araştır-
..
249. .
Vahiy ve Peygamberlik
250
ziyade Kur'an'a Allah'ın
kelarru diyebilmek için hangi transandantat ko;ullann
karşıtanmış olması gerektiği2
ile ilgili
doğruluk koşullarıüzerinde
duracağız.Esasen Kur'an
metafiziğiçerçevesine dahil edilebilecek
konularınönem- li bir
kısmı, İslam düşüncesininerken dönemlerinden itibaren ciddi bir
şekilde tartışılmaya başlanmıştır.
Günümüz felsefi teolojisi ile dil felsefesinin
örtüştüğü
alanda
önemlibir
takımkonular,
geçmişteilaru
kelim'ın ezellliğiile
Kur'an'ın yaratılmışolup
olamayacağı soruları bağlamındaele
alınmıştır.Böyle bir entelektüel hassasiyecin erken bir dönemde ortaya çıkmış
olma-
sı
dini
sezgilerile felsefi
sezgilerinne denli iç içe
bulunduğunu,birincilerin
anlaşılmasında
ve
temellendirilınesindeikincilerin ne kadar gerekli
olduğunugöstermesi açısından
önemlidir. Kur'an
metafiziğinedahil
edilebilecekbütün
bu hususlarıtarihsel
açıdanincelemenin, bu konulardaki
farklı yaklaşımların dayanaklarınıtek
tekele
alıp değerlendirmeninböyle bir
yaıınm sınırlarını aşacağı açıktır.Bu sebeple, burada ele
alacağımııkonu veya
konuları,tarihsel
bağlamda belli bir görüşün (yaklaşımın) doğruluğunu ortaya koymak için ileri sürülen kanıtlarve
karşı-kanıtiara bağlı olarak değerlendirmekyerine, daha
doğrudan ve sistematik bir şekilde Kur'an'ın Allah'ın
kelarru
olduğuinancma
realist ve bilişselbir içerik atfetmek için transandanral anlamda gerekli gö- riinen ontolojik, semantik ve
epistemolojik koşullarınkavramsal bir analizini
yapmaya çalışacağız.Bunu
yaparken tartışmaların tarihselboyuruna zaman
zaman referansra bulunmakla birlikte konunun analitik ve sistematik bütünlü-ğüne
öncelik vermeye
çalışacağız.Bir
şeyin imkanının, o şeyin gerçekliğinimanuksal ve hatta ontolojik
açıdan
öncelediği iddiası, doğrubir metafiziksel sezgi gibi görünmektedir; çünkü
ma yerine Kur'an'a Allah'ın kel5.mı demeyi miimkiin ve doğnt kılan koşulların ne olduğu
sorusu üzerinde duracağız. Ancak bu iki düzlernin (deyim yerindeyse, 'Kur'an metafiziği'
ile 'Kur'~'ın metafiziği'nin) nihai anlamda birbirinden ayrı düşünülemeyeceği, birine iliş
kin anlam ve doğruluk koşuUarının diğerini etkileyeceği göz ardı edilmemelidir. İslam metafiıiğine ilişkin genel bir değerlendirme için bkz. Mehmet Sait Reçber, "İslam Me- caliziği: Kavramsal Bir Çerçeve", İslam'a Giriş: Ana Kanıı/ara Yeııi Yakl/lfımlar, Ankara:
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2007, s. 103-113.
2 Çağdaş felsefede daha çok Kanr'la birlikte gündeme gelen transandanral kanıt(lama) bir
şeyin (X) imkanını zorunlu olarak başka bir şeyin (Y) gerçekleşmesine dayandıran alu1 yürüane biçimidir. X'in gerçekleşmesini Y'nin gerçekleşmesine dayandıran böyle bir id- dia metafiziksel ve a priori bir karaktere sahiptir. Bkı.. Robert Srem, "Incroduction",
Traııscendental Arguments: Problems and Prospects (ed.) Robert Stern, Oxford: Ciarendon Press, 1999, s. 3.
Kur'an Metafiziği: Vahyin İmkfuu . . 251
bir şeyin var olabilmesi ya da gerçekleşebilmesi için evvela
mümkün
olmasıgerekir.- Öyle ki gerçekleşmesi i.mkfuı dahilinde olmayan, örneğin 'yuvarlak kare' gibi çelişkili bir ifadenin bir gerçekliğe iş~et etmesinin i.mlclnsız olduğu
apriori olarak bilinebilir. Aynı şekilde Kur'an'ın Allah kelimı olduğunu kabul ede,n bir kimsenin onun ~ını öngörmesi, onun yarlığı veya inzali önün- de herhangi bir imlci.nsızlığın -yani çelişkili bir durumun-bulunmadığını da öngörmesi kaçınılmaz görünmektedir. Böylece Kur'an'ın mümkün olduğu
nu söylemek, en temelde, Kur'an'ın mahiyetinin (nelik) herhangi bir çelişki içermediğini söylemekle eşdeğerdir. Yine 'Kiır'an'ın Allah'ın kelarru olduğu' şeklindeki düşünce, Allah'ın kelam sıfatını öngördüğü gibi böyle bir kelWıın
(insana veya başka bir varlığa) vahyini ve anlaşılabilirliğini gerekli kılınakta
dır.3 Birbirleriyle yakından alakah olmakla birlikte bu
iki
husus birbirindenayrı düşünülebilir; kelam sıfatını Allah'a izafe etmenin metafiziksel im1cinı
bir şeydir, böyle bir kelanun başka varlıklara vahyinin ve onlar tarafindan an-
laşılabilirliğinin
irnlclru
başka bir şeydir.4 Benzer şekilde vahyin metafizikselbağlamdaki im1cinı ile onun muhatapları tarafindan canınabilirliğine ilişkin
epistemolojik
im.lciruru
da birbirinden ayrı hususlar olarak görmek mümkün- dür.5 Genel olarak, vahyin realist bir tasavvuru konusunda bir tür kuşkuculuğagötüren şey, çoğu kez böyle bir şeyin salt imkanından ziyade hangi koşullarda gerçekleşebileceğinin veya gerçekleşmiş olabileceğinin bilinebUeceği sorusu
olmuştur.
3 Yani, Görgün'ün de işaret ettiği gibi, Kur'an'ın 'Allah ke.lamı' olması mürekelliro, kelam ve muhatap ekseninde gerçekleşen ve bir iletinin anlaşılabilirliğini temin eden ön-ko- şulları içeren bir durumu gerekli kılmaktadır. Bu konuda bkz. Tahsin Görgün, "I<ur'an:
Vahyin Özü", İslam'a Giriş: Aııa Koıııılara Yeııi Yaklllflmlar, Ankara: Diyanet İşleri Baş
kanLğl Yayınları, 2007, s. 55-56.
4 Vahiy, peygamberlik ve mucizeterin iınlcl.nı felsefi ve kelami açıdan birbiriyle atakalı genel bir tartışmanın konusudur. İslam düşüncesinde bu konudaki felsefi' ve kelami tartışmalar için bkz. Fazlur Rahrrian, Propbecy i1ı Islam: Philosopby aııd Orthodoxy, Chicago: The University of Chicago Press, 1958. Bu konuda bir başka değerlendirme için yine bkz.
Hakan Gündoğdu, " "Vahy"in İmlwu Üzerine Felsefi Bir Çözümleme", Felstfo Dünyası, 31 (2000), s. 103-112.
5 Modern dönemlerde vahyin·imkanını kabul etmekle birlikte bunun insanlar tarafından ranınabilirliğine ilişkin kuşkusunu açık bir şekilde dile getirenlerden biri K.anr'tır. Bkz.
"The ConHict ofFaculties" (İng, çev. M.
J-
Gregor, R. Anchor), Religion and Ratioııal Theology (içinde), ed, A W Wood, G. Di Giovanni, Cambridge: Cambridge University Press, 1996, s. 283. Vahye ilişkin böyle bir episternik kuşkuculuğun nasıl hertaraf edi- lebileceği sorusu önemli olmakla birlikte, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bu yazının sınırlarını aşoğı için üzerinde durmayacağız.. . Vahiy ve Peygamberlik
252
Kur'an'ın realisr bir merafiziksel tasavvuru için kaynağınin, onu (vahyi) alan kimseden (yani Peygamber'den) bağımsız olması da aynı şekilde zorunlu- dur. Nasıl ki önümde duran bilgisayara veya bir arkadaşurun sesini duyduğuma ilişkin inancıının doğru olabilmesi için böyle bir şeyin ilgili inancımdan ya da
algımdan bağımsız bir şekilde var olması gerekiyorsa, aynı şekilde vahye ilişkin bilişsel bir. iddia da onun, kişinin (vahyi alan muhatabın) algısal ve bilişsel sü- reçlerinden bağımsız olması gerekmektedir. Vahyin kaynağının, vahiy alandan
bağımsız bir gerçekliğinin olması kadar, aradaki nedensel ilişkinin realist bir tasavvuru da Kur'an'ın metafiziğinin cemellendirilmesi açısından kaçınılmaz
görünmektedir. Vahyin kaynağı ile muhatabının, yani vahyi alan kişinin biliş
sel süreçleri arasında (ontolojik) bir ayrıma gidilemiyorsa, bir vahiy iddiasının,
o kimsenin zihinsel süreçlerinin öresinde (bağımsız) bir gerçekliğe delalet et-
tiği söylenemez. Aksi takdirde, vahiy almak ile vahiy aldığını düşünmek veya böyle bir şeyi tahayyül etmek arasında gerçek bir ayrıma gidilemeyecektir.6
Dolayısıyla Kur'an vahyinin bilişselliği için 'vahyin dışsal koşulu' olarak acilan-
dırabilecek böyle bir şartın7 sağlanmış olması gerekli görünmektedir.8 Nasıl
6 Burada meseleye eleştirel açıdan bakan Thomas Bobbes'un Tanrı'nın bir insana rüyasında konuşması iddiasının, o kimsenin böyle bir şeyi {Tanrı'nın kendisine rüyasında konuşması) rüyasında görmeyi düşünmesinden F.ırklı olamayacağı sözleri hatırianabilir (bkz. Thomas Hobbes, Leviatbaıı, ed. C. B. Macpherson, Harmondsworth, Middles~: Penguin Bo- aks, 1968, s. 411). Ancak bu gerçekte yanlış olabileceği gibi, doğru da olabileceğinden,
Bobbes'un dediği sonuca varabümek için böyle bir şeyin rüyada görülmesinin imkfuısıı olduğunu ortaya koymak gerekir ki bu pek mümkün görünmemektedir. İlkbakışta rüyada da olsa görülen/ duyulan bir şey rüyanın ötesinde bir gerçekliğe/ doğruluğa işaret ettiği
sürece bunun bitişsel bir durum olmadığını düşünmek için bir neden olmayacaktır. Dola-
yısıyla, bu yoUa edinilen bir inanç doğru olduğu sürece bir kimsenin rüya yoluyla böyle bir
şeye bilişsel olarak erişim sağlamaması için herhangi bir engel görünmemektedir. Çünkü böyle bir durumda söz konusu inanç doğru olduğu sürece onun, dışsal bir kaynak tarafin- dan doğru bir şekilde ned~nlenmediğini göstermek oldukça zordur, imlcl.nsıı. değilse.
7 Kur'an vahyinin bllişselliği açısından hayati bir öneme sahip olan böyle bir koşulun zaman zaman yeterince doğru aniaşılmadığı söylenebilir. Fazlur Rahman Ehl-i Sünnet'in bu ko- nudaki yaklaşunını vahyi bürünüyle Hz. Peygamber'in işitmesi gibi dışsal bir zeminde ele
alıp, böylece vahyi onun kalbine indiren melek veya ruhun da bütünüyle dışsal bir (ger- çeklik) şekilde rasavvur etmeleri noktasında eleştirmektedir. (Bkz. Fazlur Rahman, Islam, Chicago: University of Chicago Press, 1979, s. 31-32). Tabü ki burada dışsallıkla neyin
kastedildiği önem arz etmektedir. Eğer böyle bir eleştiride dışsallık bir tür fizikali.zmj ön- görüyorsa bu yanlış olacaktır, çünkü bir şeyin dışsal olması ile fiziksel olması aynı değildir.
Dolayısıyla vahyin melek tarafindan Hz. Peygamber'in kalbine indirilmesinin fiziksel bir olgu olmayışı onu dışsal bir f.ı.il tarafindan nedenlenen bir gerçeklik olmakcan çıkarmaz.
8 Nitekim Kur'an da Hz. Peygamber'in vahiyle ilişkisinin bu anlamda dışsal-bllişsel bir cemele dayandığını, onun hevasından kaynaklanmadığını (Necm 53/3) açık bir şekilde
dile getirmektedir.
Kur'an
Metafiziği: Vahyin İmlcinı. .
253
ki
Kur'an'ınilaru kelim
olduğunusöyleyip,
Allah'ınkelim
(konuşma) sıfatınasahip
Qlmadığını düşünmekbir
çelişki doğuruyorsa,böyle bir
ketamın kaynağıitibariyle
dışsal (Hı.Peygamber'in
bilişselsüreçlerinden
bağımsız) olmadığını.söylemek de
aynı şekilde çelişkili olacaktır..
Diğeryandan Allah ile
irısan arasında gerçekleşı;:nböyle bir iletinin ne- dense! (referans)
zirıcirirıirı doğruluk koşullarını,yani hangi
koşullar altında gerçekleştiğirıiveya
gerçekleşebileceğinigöstermek de Kur'an
metafiziğinincemellendirilmesi
açısından kaçınılmazgörünmektedir. Çünkü
vahyirıkayna-
ğının
sadece
dışsal olmasıkadar, böyle bir kaynakla
doğru(uygun, gerekli) bir nedensel
ilişkinın gerçekleşmiş olmasıda önemlidir. Deyim
yerirıdeyse,vahyin
mekanizmasını oluşturannedensel referans
ıincirinin9nihai anlamda vahyin
kaynağıolan
Allah'ın kel3ıruylason
bulmasıkavramsal bir zorunlu- luk gibi
durmaktadır. Kuşkusuz Allah'ınbir
beşerle doğrudan konuşmaması10,böyle bir nedensel referans
zirıcirirıinO'nun
kelimıyla neticelenmediğiveya böyle bir zincirde bir
kırılma olduğu anlamınagelmez. Öyle ki, y'nin x'den
işittiği
s sözünü z'ye
aktarmasıs'yi x'in sözü olmaktan
çıkarmıyorsa, aynı şekilde Allah'ınbir elçi (melek)
vasıtasıyla konuşması (kelimınıiletmesi) onu
Allah'ın kelimıolmaktan
çıkarmaz.Biçimsel bir düzlemde
Kur'an'ın Allah'ın kelimı olmasının,kavramsal olarak ne
tür koşulları gerektirdiğinedair bu
kısairdelemeden sonra
Kur'an'ınmahiyetiyle ilgili
tartışmayageçebiliriz. 'Kur'an nedir?' sorusunu
'Allah'ıııkefil-
mıdır'veya
'İlahi kelô.mdır' şeklinde cevaplandırdığımızda 'Allah'ın kelô.mı'veya
'ilahı
kelam'
kavramlarının (dola}rısıyla tanımlayıcı,özsel
niteliklerirıin) tutarlı olduğunu,yani herhangi bir
çelişki içermediğirıiortaya
koymanın,onun var-
lığının
önünde herhangi bir apriori engelin
bulunmadığınıgöstermek
açısından önem ·arz
ettiğine değindik İlarukelim
olmanın, Kur'an'ın malıiyeriniifade
ettiğirıive böyle bir mahiyetin de
dnsve
fasıfdan oluştuğu düşünüldüğünde
burada
kelimın Kur'an'ın dnsi olduğuve fakat onunAllah'a mahsus, yani
ilahı
olmak noktasmda
diğerkelamJ.ardan
aynidığı(bunun
dolayısıylaonun
9 Burada çağdaş dil felsefesinde Kripke'nin başta özel adlar için geliştirdiği (rivayet man- ağına benzer} nedensel referans kurarnma dikkat çekilebilir. Buna göre herhangi bir
adlandınn:ının gösrerimsel ve becimJemesel bir şekilde ilk def:t belirlenmesinden sonra
gerçekleşen iletişim zincirinde bu adı daha sonra duyan bir kimsenin adı duyduğu kim- seyle ayru referansla kullanması gerekir. Bkz. Saul A. K.ripke, Namiııg aııd Necessity, Oxford: BlackweU, 1972, s. 96.
10 eş-Şiiri 42/51.
. .
Vahiy ve Peygamberlik
254
faslı olduğu)
sonucuna
vanlacaktır.Bu
durumda Kur'an'ın ilahıolmak
vekelam olmak gibi iki özsel
niteliğeya da
bileşenesahip olup, bu özsel nitelik veya bi-
leşenlerden
her biri, tek
başınaKur' an'
ı tanımlamak için gerekli olmakla bir-likte yeterli
olmayacaktır.11Yani
Kur'an'ınilahikelam
olduğunusöyleyebilmek için Allah'a atfedilen özsel nitelikler ile bir
şeyekelam demenin gerekli
kıldığızo("4nlu niteliklerin en
azındanbirbirlerini
dışlamadıklarıru, onların (bağdaşannitelikler olarak) bir arada
bulunabileceğini düşünmek kaçınılmaz olacaktır.Tabü ki bunun ötesinde
diğerilahi niteliklerin kelam
niteliğini gerektirdiği.nigöstermek, ilahi
kelimın gerçekliğine dair kavramsal bir doğruluğuda ifade edecektir.
'Kur'an bizatihi ve bütünüyle Allah
kelarmdır' şeklindekibir tasavvurda onun
vahyedilmişbütün
unsurlarıylailaru
olduğu öngörüldüğüiçin, vahye dayanan teizm için
kaçınılmazgörünen ilahi kelam
sıfatının, İslam teizmiaçısından daha
da hayati
biryere sahip
bulunduğunugörmek zor olmasa gerektir.
Dahası,Gazzili'nin de
işaret ettiğigibi,
Allah'ınkelam
sıfatına sa- hip olmasıile bir peygamberin elçi
oluşu arasındakavramsal bir zorunluluk
bulunduğu
da
söylenebilir;öyle ki
ancakbirincisinin
doğru olmasıduru-
munda ikincisinebir anlam verilebilirY Burada da ilalll kelama
ilişkin realist sezgilerimizin korunabilmesi için Allah ile elçi arasında gerçekleşenböyle bir
ilişkide,
ikincisinin birinasinin sözünü aynen
ilermesi kaçınılmaz olacaktır.Aksi takdirde bunun,
Allah'ınbir elçiyi kendi
adına konuşmasıiçin yetki-
lendirmesi ve konuşturması şeklinde anlaşılması, ilarukelama
ilişkinrealist bir
anlayışla bağdaşmayacaktır.13Muhtemelen Kur'an'a
ilişkin böylebir re-
l l Cinsin burada bir ortaklığı {müşareketi) ifade ertiğini faslın da bir hususiyeti dile getir-
diğini düşündüğümüzde Kur'an'ın kelim olmak cihetiyle diğer {bcşcri gibi) kelimlarla
paylaştığı ortak bir niteliğe sahip olmakla birlikte ilahi olmak ciheriyle onlardan ayrıla
caktır. Bu durumda Kur'an hem ilahi olmanın içerdiği! gerektirdiği özsel niteliklere hem de kelim olmarun içerdiği/ gerektirdiği özsd niteliklere sahip olmalıdır, farklı öbeklerde toplanabilecek bu niteliklerden herhangi birisine sahip olmamak ya da bu nitelik.lerle çelişen bir başka niteliğe sahip olmakl olduğunu düşünmek Kur'an'ın mahiyetiyle bağ
daşmayacaktır. İlahi ve be.şeri kclima ilişkin bir irdeleme için bkz. İbrahim Bor, İlahi Kelôm'ııı İmkliıı ve Tabiatı, Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2011, s. 50-63.
12 Bkz. Gazz.ali, İriluıdda Orta Yol {tl-İ~d ji'l-i'tilpid), nşr. ve tre. Osman Demir, İstan
bul: Klasik, 2012, s. 104.
13 İlahi kelarrun doğrudan Tanrı'nın sözü olmak yerine O'nun kendi adına konuşma yerki- sine sahip bir başka öznenin elçi veya sözeünün (çifte failli) faaliyeti veya Tanrı'nın kendi
adına başkasını konuşturmak olarak rasavvur edildiği böyle bir yaklaşım için bkz. Nicho- las Wolrerstorff, Divine Discoıme: Philos-ophical Rt}ltctioTZS on the Cia im that God Sptaks,
Kur'an Metafiziği: Vahyin İmk3.ru . .
255
alist
doğruluk iddiasısebebiyledir ki, daha önce de
belirttiğimizgibi,
İslam düşüncc;sininerken dönemlerinden itibaren Kur'an
metafiziği başlığıalunda
doğrudan
ve
dolaylıolarak ele
alınabilecekbirçok soru ciddi ve
ayrıntılı sayılabilecek bir
şekilde irdelenmiştir.14Kur'an'ın doğrudan Allah'ın
kelanu
olduğuna iliş~bir temellendirmede en önemli
hususların başında, Allah'ınkelam
sıfannasahip
olmasının(yani mütekellim
oluşunun)ne ölçüde mümkün veya zorunlu
olduğusorusu gel- mektedir. Bu
bağlamda haklıolarak Allah'a bütün mükemmellikleri atfetmek ve O'nu bütün
noksanlıklardantenzih etmek ile O'nun kelam
sıfatınasahip ol-
ması arasıoda
analitik bir
bağkurulmaya
çalışılmıştır.15Böyle bir gerektirme,
Allah'ın
sahip
olduğu diğer sıfatiarınkelam
sıfatınıbir
şekilde gerektirdiğiya da
içerdiği şeklindekibir
akılyürütmeye ve O'nun mükemmel
varlık olduğu,kelam
sıfatınında mükemmellik ifade
ettiği-aksi takdirde O'na bir noksan-
lık atfedilmiş olacağı-şeklindekibir
çıkanma dayanmaktadır.Öyle ki kelam
sıfatını, Allah'ın
mutlak bilgisinin ve kudretinin
doğal(zorunlu) bir sonucu olarak görmek mümkündür. Marurid.i'nin ifadesiyle, "ilim ve kadir
olduğuhalde
konuşmayanherkes, aciz bulunmak veya engelli olmak türünden bir afet sebebiyle
konuşmamışolur. Allah Teala bundan münezzeh
bulunduğunagöre O'nun mütekellim
olduğuortaya
çıkar."16Yarti, mutlak bilgi ve kudret sahibi olan Allah dil ya da kelam için gerekli herhangi bir
şeydenyoksun olamayaca-
ğı
gibi, böyle bir fiili
gerçekleştirmesininönünde herhangi bir engel
olamaı.Cambridge: Cambridge Universicy Press, 1995, s. 37-57; 114-129. Kidi Abdulcebbar'ın şu sözlerinin de böyle bir yaklaşunı anınısattığı düşünülebilir: "Eğer denilirse ki, Al- lah Terua başkasında bulunan bir kel3m ile nasıl mütekellim oluyor? Cevap olarak şöyle deriı: Başkasında mevcut olan bir nimetle mün'im, başkasında mevcut bir rızıkla rizık olduğu gibi, başkasında bulunan bir keliim!a da mürekellim olur. Çünkü mütekellim, kelamm failidir. Failin şartı içinde de muhakkak fiilin kendi üzerinde olması yokrur."
Şerhu'l-Usıili'l-Hamse: Mu'tezile'nin Be1 İlkesi, (metin-çeviri), çev. İlyas Çelebi, İstanbul:
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2013, c. ll, s. 390.
14 Bu konudaki beUi başlı yaklaşımlar için bkz. H. Ausuyn Wolfson, Kel!im Felsifeleri, çev.
Kasım Turhan, İstanbul: Kirabevi, 2001, s. 179-232.
15 Gazilli'nin işaret ertiği gibi, yaraoldarda yerkinlik ifade eden sıfırların Zorunlu Varlık
olarak Yarancı'da bulunması gerektiği düşüncesi dikkate alındığında bir noksanlık değil,
aksine yetkinlik ifade eden ke13.rn sıfatının Allah'a iıafe edilmesi doğru bir sezgi olacakur (Bkz. a.g.e., s. 105). Dolayısıyla varlığı yetkinlik ifade eden, yokluğu da bir eksikliğe işaret eden kelam sıfatına Allah'ın sahip olmadığını düşünmek bir çelişki olacaktır.
16 EbO. Mans\ır el-Maruridi, Kitabıı't-TevbJd, çev. Bekir Topaloğlu, Ankara: İsam Yayınları, 2003, s. 74.
H Vahiy ve Peygamberlik
256
Dolayısıyla
kelam
sıfatınasahip olmak, olmamaktan daha fazla bir yetkinlik ifade
ettiğiiçin her
şeyibilen ve her
şeyegücü yeten bir
varlığınböyle bir
sıfatasahip
olmaması düşünülemez.Kur'an'ın
mahiyetine
ilişkinbir belirlemenin
ultı.h.iyettasavvuruna
bağlı kalacağı,bunun da ilahi
sıfatiarıntazammun ve
iltizamına ilişkinsezgilerimize
ôayanacağıdikkate
alındığında İslam'ın Tanrıtasavvurunun Kur'an tasavvuru- na önceük arz
ettiği açıktır. Kuşkusuzbu noktada bir kimsenin
varlık,bilgi, dil vb. konulardaki sezgi ve
düşüncelerininetkili
olmaması düşünülemez,an- cak bütün bu
tasavvurlarındaha temelde
Tanrıtasavvuruyla
biçimlendiğigöz
ardıedilmemelidir. Bu
bağlamda İslam düşüncesindeketarn
sıfatını Allalı'aatfetmekte herhangi bir ihtilaf olmamakla beraber böyle bir
sıfatın içeriğive
gerektirdiği
hususlar
(tazammunve
iltizamı) noktasında farklısezgilerin
işbaşında olduğu,
özellikle ilaru
kelamın ezeliliğiile
Kur'an'ın yaratılmışolup
olmadığı
vb. noktalarda ciddi
ayrışmalarınortaya
çıktığıbilinmektedir. Bu- rada bu
tartışmalara ayrıntılıbir
şekildegirmek mümkün olmamakla birlikte bu
sorunlarınne
türbir metafiziksel çerçeveyi veya perspektifi ön gördüklerini . dikkate almak ve
bunların yukarıda değindiğimizulG.hiyet tasavvuru ile ne ölçüde
bağdaştığınıirdelemek Kur'an
meta.fiziğine ilişkinbir
takımkavramsal
doğruları
fark etmek
açısındanönemli görünmektedir. Metafiziksel konularda niha.l bir sonuca, çözüme
yada
uzlaşmayavarmarun
zorluğubir ölçüde ka- bul edilebilir, ancak sadece böyle bir kanaatten hareketle bu konudaki bütün
yaklaşımları aynı
kefeye koymak ve
onlarınher zaman birbirleiini
karşılıklıolarak
dışlayacaklarını düşünmek yanlış olacaktır.Burada verimli olabilecek yöntemlerden biri, bu
yaklaşımlarınöngörülen
ulıihiyettasavvuruyla ne öl- çüde
bağdaşrığını, ayrıcabir
takım çelişkiler doğurup doğurmadığıruortaya koymak olabilir. Bu yolla bir
görüşünne ölçüde
doğruya da rasyonel
açıdansavunulabilir
olduğugörülebilir.
Ulıihi'yet
tasavvuru
açısından bakıldığında Allah'ınilim
sıfatının,kelam
sıfatına mantıksal
ya da ontolojik
açıdanöncelik arz
ettiğigibi, birincisine
ilişkin sezgilerin ikincisine
ilişkintasavvurun
oluşmasındane denli erkili
olacağı açıktır.Öyle ki
Allah'ınilim
sıfaunaezell ve özsel olarak sahip
olduğu,bunun
da bilinmesi mümkün olan her
şeyiezel1 ve zorunlu bir
şekilde kapsadığı düşünüldüğünde,ilminin
kdamınacaalluk etmemesi, birincisinin ikincisini
bir
şekildeya da bir ölçüde içermemesi söz konusu olamaz. Bir
başkaifadeyle,
Kur'an Meta.fiziği: Vahyin İı:nlclru . .
257
Allah'ın
bilgisinin bir
başlangıcı olamayacağıgibi bilinebUecek her
şeyizo- runlu olarak
kuşattığı düşünüldüğünde,Uahl
kel3.ı:runtezahürü olarak vahiy zaman içinde
gerçekleşsebile, bunun,
kel3.ı:runa ilişkinbilgisinin {nerede, ne zaman, neyin iozal veya vahy
edileceğinedair bilgisi de dahil)
ezeliliğinebir
hal~l getirmeyeceği
görülecektir. Aksi halde,
Allah'ın.söz konusu Uroinin bir
başlangıcı olduğunu düşünmeyi
gerekecektir ki bu
daO'nun ne
diyeceğiniezeü olarak bUmeyip, daha sonraki bir zamanda
bildiğigibi kabul edilemez bir sonuca götürecektir. Bu, bir
başkaifadeyle,
Allah'ınilminin zaman içinde bir
gelişim sergilediği,
deyim yerindeyse O'nun
kelim.ı.na(ne
dediğine/ d.iyeceğine) dair bir
takım şeyleri öğrenmek(!),
dolayısıyla bUmediği bazı şeyleridaha sonra bilmek ve böylece bilgisine bir
şeylereklenmek gibi mutlak aLim olmakla
bağdaşması
mümkün görünmeyen garip sonuçlar
doğuracaktır.Buna
karşılıkbilinmesi mümkün olan bir
şeyin,her
şeyibilen bir
varlıktarafindan bilinmesi
noktasında
herhangi bir engel
bulurunadığıdikkate
alındığında,bütün bunla-
rın
Allah tarafindan ezeü bir
şekilde bilindiğini düşünmemekiçin bir gerekçe
olmayacaktır.
Burada gözden
kaçınlmamasıgereken hususlardan biri,
Allah'ın keliınıyla UgUi ezeü bilgisinin kavramsal ve anlamsal bir düzlemle
sınırlı olmayıp, keliınınteorik bütün
arka-planını kapsayacağı gerçeğidir.Yani böyle bir bilgi,
keliının
sadece anlamsal boyurunu
değil, aynızamanda herhangi bir anlamsal
içeriğin
hangi dilde ne tür sentaktik (söz-dizimsel),
lafı:!,pragmatik ve hatta fonetik niteliklere sahip
olacağınınbilgisini de içerecektir. Böylece ilahi bilgi-
ninbelli bir anlamsal veya önermesel
içeriğininhangi
(doğal)dilde
nasılifade
edUdiğine
dair bilgiyi zorunlu olarak
içerdiği düşünüldüğündeUahl
kelim.ı.nsadece anlam itibariyle
değil aynızamanda
lafızitibariyle de Allah tarafindan ezell olarak
bilindiğisonucuna
varılacaktır.17 DoJayısıylaUahl bilgi herhangi bir kavramsal ve önermesel
içeriğinhangi dilde
nasılbir sözdizimi (sentaks) ve ne tür lafiziarta ifade
edildiğini,bu lafizlar ile
onları oluşturanharflerin
nasılterkip
edileceğinide ezeü olarak içerecektir.
Örneğin,"Allah'tan
başkailah yoktur"
şeklindedile getirilen önermesel
içeriğinbilgisi kadar, böyle bir
içeriğin
hangi dilde veya dillerde
nasılifade
edildiğininAllah tarafindan ezeü olarak bilinmemesi
düşünülemez.17 Bu bağlamda İlahi kelam'ın İlahi bilgiyle ilişkisi ve eıeliliğiye ilgili daha geniş tartışroaJ:ır ve benzer değerlendirmeler için bkz. Bor, a.g.e., s. 103-135.
. .
Vahiy ve Peygamberlik
258İlahi
kelamm
ezellliğine bağlıolarak Kur' an'
ın yaratılmiş olmadığınıve
olamayacağını
savunan geleneksel Ehl-i Sünnet
18 yaklaşlillınagöre yaratmaya konu olmayan
şey ketam-ınefo olarak
ifadeedilen
manadır. Konuşmayıiki
şekilde
yorumlayan
bu anlayışagöre
bunlarınilki, sesler ve harfler ile gerçek-
leşen bir konuşma (kelô.m-ılafzt)
iken, ikincisinefite (zat}var olan mana'ya
delalet eden, harf ve ses içermeyen bir konuşmadır (kelam-ınefo).
İlk konuşma türünü Allah için
imlclnsızgören bu
yaklaşımiçin yetkin
konuşmaolarak görülebilecek ve Allah'a atfedilebüecek
konuşmatürü ses ve harf iç:ermeyen, hadis-olmayan
ketam-ıneftldir/
9Gazzall'nin de
savunduğugibi:
"Yüce
Allah'ın kelamımushaflarda
yazılmış, kalplerde korunmuş ve dillerdeokunmuştur. Kağıt,
mürekkep,
yazıve
harfieregelince
bunlarınhepsi
ha-distir. Çünkü bunlar cisirnlerden ve cisirnlerde bulunan
araılardanibaret olup, hepsi hadistir. Biz mushaflarda
yazılı olduğunu söylediğimizde,her
şeyden
yüce olan
Allah'ınkadtm
sıfatınıkastediyoruz.
Dolayısıylabu ifade-
den dolayıkadlm
olanında mushafta
bulunmasıgerekmez.
"Ateş mushafı:a yazılıdır" dediğimizde, ateşin zatınınmushafi:a
bulunmasıgerekmez. Çünkü
eğer, ateş mushafı:a olsaydı
onu
yakardı. Eğer ateşinzaa,
areştenbahseden bir kimsenin dilinde
olsaydı,onun dilini
yakardı. Ateş sıcakbir cisimdir ve kesik kesik seslerden
oluşan "nfın","elif',
"ci"harfleri ona delalet eder.
Burada
yakıaolan
sıcaklık,delalet eden
şeyin zaadır,yoksa delaletin ken- disi
değildir.Yüce
Allah'ın zatıUe lci.im olan ezell kelam
sıfatıda böyledir.
Bu kelam, delalet edilen
şeydir,delilin kendisi
değil.Harfler de bu_[kelama
delalet eden] delillerdir ve bu deliilere saygıgösterilmesi gerekir. Zira
şeriat onları saygıdeğer kılrruştır.Bu nedenle mushafa
saygıgöstermek zorunlu- dur, çünkü o yüce
Allah'ın(kelam)
sıfatınadelalet ermektedir."
20Bu
düşüncelerdenhareketle Gazzill, 'Kur'an' ile okunan
şeyinmana-
sı kastediliyorsa, bunun, Allah'ın kadtm (yaratılmamış) keliı:nına delalet
et-
tiği, buna ;karşılık başlangıcı
olan bir fiili ifade
ettiğinde okumanın (kıraat)18 Bu konuda Ehl-i Sünnet'in geleneksel yaklaşımı için bkz.
Taftazaru,
İslam Aktiidi: Şerbu'l-ilktiid, haz. S. Uludağ, İstanbul: Derg.i.h Yayınları, 2010, s. 137-144.
19 Gazzill, a.g.e., s. 105.
20 Gaı.zill, a.g.e., s. lll. Bur.ıda gerçek kel5.mın nif!i keldm olduğunu düşünen Gazzill la-
fizların da böyle ketama delalet etmeleri hasebiyle "ilim" veya "kelaro" olarak adlandırıla
bileceğini savunurken, ikindsinin çıkarımsal olduğunu düşünüyor görünmektedir. Yine
bkz. a.g.e., s. 114. ·
Kur'an
Metafiziği:Vahyin
İmk.anı . .259
hadis
olduğusonucuna
varmaktadır.21Kabul edilebilir görüninekle
beraberKur'an'ın Allah'ın
ezeü, yani
yaratılmamışkelarm
olduğunu düşünmekiçin bu
yaklaşunın
yeterli olup
olmadığıpek
açık değild}.r. Böyle bir tasavvur Kur'an'ın manasıitibariyle ezeü,
lanıyönüyle hadis
olduğusonucunu
doğurmaz mı?Kur:an'ın lafiziacının
hadis
olduğunusöylemek, onllll:
Allah'ın yaratılmamışezeü
kelanu
olduğu gör:üşüyle çelişmez mi? Buradakitemel sorun, öyle gö- rünüyor ki, harflerin ve
dolayısıyla lafiziarınhadis
olduğuna dair varsayımdır.Peki, bu
varsayımgerçekten
doğrumudur? Lafiziardan
soyutlanmışbir
şeye (kelam-ınefti) gerçek anlamda kelam demenin ne ölçüde mümkün veya
doğru olduğusorusu bir yana,
yukarıdada ifade
ettiğimizgibi,
Allah'ın ezeü bilgi-sinde
varlığı kabul edilen bu manaların, hangi dilde veya dillerde, hangiharf ve Jafizlarla ifade
edileceğine ilişkinbilginin
O'nunezeü bilgisi
kapsamında bulunmadığını düşünmek, ilahi bilginin mutlaklığınabalel getirmez
mi?Al-
lah'ın
ezeü bilgisine konu
olmasıhasebiyle bu harflerin ve
lafiziarın(konten- jan, yani olumsal
oldukları düşünüisebile) zamansal bir
başlangıcının(hadis)
olduğunu düşünmek
mümkün görünmemektedir.
Bu durumda, harflerinve
lafızların hangi
cihetle ezel1 ve hangi cihede hadis
olduklarıya da olabilecek- leri pelcila sorulabilir. Evvela,
Allah'ın ezeli bilgisinde olmaları açısındanon-
ların, başlangıçlarının olamayacağı noktasında
ezeü, buna
karşılıkinsanlar gibi hadis
varlıklartarafindan bilinmeleri ve
çeşitli şekillerde yazılmalarıveya telaf- fuz edilmeleri
açısından da hadis olduklarını düşünmekiçin bir engel yoktur:
Bu durumda
Kur'an'ınsadece
manasıyla değil, lahıylabirlikte
Allah'ınezeli bilgisine konu
olduğunu düşündüğümüzde,bunun daha sonra hadis
varlıklartarafi.ndan
okunmasının,bilinmesinin vb. ezeü
oluşoyla çelişeceğini düşünmek için de bir gerekçe
olmayacaktır.Bu
bağlamda,Gazzili'nin,
yukarıdakadimll ile hadis
arasındaki ilişkiyiveya
daha doğrusu ilişkisizliği dileg· erirmek için
verdiği ateş örneğininana- lojik
açıdanne kadar yerinde
olduğu sorusu bir yana, böyle bir yaklaşımınKur'an'a dair
doğruve uygun bir tasavvura
ulaşmak için yererliolup
olmadığıda
tartışılmaya değerdir. Kur'an'ınmushaflardaki
yazılışı, insanlar tarafından okunınasıveya
eıberlenmesihadis bir olgudur, ama bunun nedeni en temelde
bütün bunların yararılan(hadis) düzlemde
gerçekleşmesi değilmidir? Hadis
21 Gaııa!J, a.g.e., s. 112.
22 Bu yaııda 'kadim' ile 'eıeli' eş-anlamlı olarak kullanılmaktadır.
. . Vahiy ve Peygamberlik
260
varlıklar
tarafindan
gerçekleştirilenyazma, okuma veya ezberleme
fiilleri.i:ı.iı:iezeli
olmamasıelbette
yazılan,okunan veya ezberlenen
şeyin ·de hadis olduğu,ezeli
olmadığıveya .ezeli
bir şekilde bilinemeyeceği anlamınagelmez. Çünkü bir kimsenin Kur' an'
ı yazması, okumasıveya ezberlemesi ile
gerçekleşenfiilin, ezeli olan bir
şeyin varlığını(veya
doğruluğunu)öngörmesinde herhangi bir
nıtarsızlık.görünmemektedir.
NitcUkler ve benzeri soyut
varlıklarınontolojik statüsünün ne
olduğumeselesi ayn ve
ayrıntılıbir
tartışmanınkonusu olmak- la birlikte önümde duran
masanındikdörtgen
olması,yani böyle bir
niteliğisergUemesi
masanınkendisi gibi hadis bir
şeyolmakla birlikte bu bizzat (ma-
sanın dikdörtgenliğinden bağımsız)
dikdörtgenlik
niteliğininde hadis
olduğu anlamına gelmediğigibi
23, masanındikdörtgenlik
niteliğinesahip
olmadığı (örneksemediği) anlamınada gelmez.
DolayısıylaGazza.Il'nin bu
bağlamda ateşile
ateşinkitapta veya dildeki ifadesi
noktasındaçizmeye
çalıştığıanaloji de pek uygun görünmemektedir. Öyle ki kitaptaki
'ateş' sözcüğü yakıcıol-
madığı
gibi, böyle bir
sözcüğünilahi kelamda böyle
olmadığını,yani
yakıa olduğunu düşünmek de saçmadır.Gazza.Il'nin böyle
bir şeyi düşünmeyeceği açık olduğunagöre
hatayıanalojide aramak gerekir. Burada sorun, nitelikle;
rin kendi-kendilerini örnekseyip-örneksemediklerinden (self-exemplifjing olup
olroacWdarından24)ziyade
aynıtürden olan
kelamınkacüm ve hadis düzlemler- deki
varlıkları arasındaki ilişkininne
olduğusorusudur.
Allah'ınezeli kelanu olarak
Kur'an'ınhadis bir düzlemde insanlar
tarafından yazılması, okunınasıveya ezberlenmesi yoluyla örneksenmesi
(tıpkı yukarıdakidikdörtgenlik nite-
liğinin
örneksenmesinde
olduğugibi) böyle bir fiili kadtm
kılmayacağıgibi, onun
Allah'ınmana ve lafiz itibariyle ezel1
kelimının bir örneksenmesi ol-madığı anlamına
da gelmez. O halde mushaflarda
yazılı olan,okunan veya ezberlenen Kur' an'
ınm ana ve
lafzıylaAllah'
ınez eli
kelimını öngördüğünüya da
örneksediğinisöylemek pek ala mümkündür. Burada
Kur'an'ınmetafiziksel anlamda
~ngördüğü ilahi kelanun ezeliliğiile hadis bir düzlemde
gerçekleşen23 Örneğin, Plantinga'run da işaret ettiği gibi, insanın bulunmadığı bir zaman olmakla bir- likte insan olma niteliğinin ya da 'İIISanlar vardır önermesinin bulunmadığı, dolayısıyla var olmaya başladığı bir zamanın olduğıınu düşünmek pek mümkün görünmemektedir.
Bkz. Tann'nın Bir Tabiatı Var mı?, s. 13. Bu tür nitelik ve önermelerin Allah tarafindan ezeli olarak bilinmelerinden dolayı zamansal bir başlangıçlarının bulunmadıklarıru dü- şünmek oldukça makul görünmektedir.
24 Yani bizzat ateş niteüğinin sıcak veya yakıcı olup olmadığı veya dikdörtgenlik niteliğinin kendisinin dikdörtgen (dön kenarlı veya açılı) olup olmadığı.
Kur'an Meca6ıiği: Vahyin İm.kiru . . 261
örneksemelerinin bir ve
aynı(numerical)
olduğunu değil,ancak aralannda ger-
çek
bir·üişkinin olduğunuifade etmek istiyoruz. Bir ve
aynıolmak türünden
bir
özdeşüğin yazılıya da matbu iki Kur'an
~üshasıiçin de geçerli
olmadığı,fakat bunun
onlarınniteliksel olarak
(aynıkelanu ömeksemelerinden
dolayı) özdeş olmalarınabir engel
oluşturmadığı açıktır. D.olayısıyla yazılı,okunan veya ezberlenen
Kur'an'ın Allah'ınezeü kelanu
olmasıveya ona delalet etmesi için gerekli olan bir ve
aynı olması değil,niteliksel olarak
aynılafiz, mana ve
doğruluk koıullannı taşıyor olmasıdır.
Burada Gazzaü'oin
işaret ettiği"kadim
olanınhadis bir zara intikal et-
meyeceği"25 şeklindeki düşünce
akla gelebilir. Fakat burada söz konusu edi- len
im.lclnsızlıktam olarak nedir?
Örneğin,kadim olan
Allah'ınhadis olan bir
varlığın zatınaintikal
etmeyeceği açıktır.Peki, ama
Allah'ınkadim olan kelanurun hadis olan bir zara intikal
etmeyeceğindenne
anlamalıyız? Doğalolarak, denilecektir ki, kadim olan hadis
olanı öncelediğindenkadim olan oorolojik olarak daha temel olup, hadis olana intikal edemez.
Çünkükadirn
olanın kadlın-olmayana dönüşmesi,
yani bir
şeykadirn ise hadis
olamayacağıveya hadis ise .kadim
olmayacağı açıktır.öyleyse
Allah'ınkadim olan kelanu- run hadis bir zara veya düzleme intikal
edemeyeceğindenne
anlamalıyız?Ya da böyle bir
şeyin gerçekleşebilir olmasıüaru
kelimıkadim olmaktan
çıkarır mı?Şimdi
hadis
olanın kadlın tarafından(ezeü olarak) bilinmesinin, veya hadis
olanın
kadtm olan bir
şeyibUmesinin önünde herhangi bir engel bulunma-
dığına
göre, Allah
tarafındanezeü olarak bUineo bir
şeyin diğer bazı varlıklar tarafındanhadis olarak bilinmesi
(örneğin,"Ahmet rnümindir" önermesinin Allah
tarafındanezeü olarak bilinmesi ile "Allah
vardırve birdir" önermesinin Ahmet
tarafındanbilinmesi gibi) böyle bir intikalin bir
şekilde gerçekleşebildiğini
göstermez mi? Aksine, Allah tarafindan bilinen bir
şeyininsanlar
tarafından
da büinrnesi veya O'nun bunu
öğretmesi nasıl gerçekleşebilir?O halde ezeü olan bir
şeyinezeü olarak bilinmesi ile hadis olarak bilinmesi ara-
sında
bir
ayınma gidildiğinde Allah'ın keli.mını.n ezeüliği(O'nun
tarafındanezel1 olarak büinmesi) ile
insanlarınonu hadis olarak ya da hadis bir düzlemde bilmeleri
noktasındaherhangi bir
çelişki olmayacaktır.Burada Allah tara- findan bUineo bir
şeyininsanlar
tarafındanda büinebilmesi, bu iki bilmenin birbirleriyle
özdeşleştirilebileceği anlamına gelmeyeceğigibi,
aynı şekildeve
25 Gaı.ı5.ll, a.g.e., s. 112.
. . Vahiy
ve PeygamberUk
262
aynı
yolla
bilindiği anlamınada gelmez. Ancak bilinen
şeylerin mantıksalola- rak
eş-değer,yani ayru
doğruluk değerinesahip
oldukları düşünüldüğiisürece böyle bir epistemik intikalin
gerçekleşmediğinive
gerçekleşmeyeceğinidü-
şünmek için
bir neden görünmemektedir.
Kaldıki bunun ötesinde, bir ve
aynıolmak
şeklindekibir
özdeşlikesas
alındığındasadece kadim olandan hadis olana
değil,hadis olandan hadis olana (yani, iki
insanında bir ve
aynıinanca
yada bilgiye sahip
olamayacaklarına)intikali de mümkün
değildir. Dolayısıylabu intikalin, "Allah'tan
başkailah yoktur" ifadesinin la.fiz ve
manasıylaAllah'ınezelt ilminde
olmarnası düşünülemeyeceğigibi, böyle bir ezell hakikatin hadis
varlıklar
tarafindan da bilinebilmesi (veya on l ara
öğretilebilmesi) anlamında olduğu açıktır.O halde kadlm olan bir
şeyinhadis bir
şeydeörneksenmesi, yani kadlm olma
niteliğinikaybetmeksizin intikali pekali mümkündür. Böyle bir imkan
olmasaydı,nazil olan
Kur'an'ın Allah'ınkadim kelarm
olduğunusöylemenin ne
anlamıolabilirdi?
Kur'an
metafiziğine ilişkinanalizler,
görüldüğiigibi, bir yandan ilaru kel a-
mın
mahiyetiyle
yakındanilgili
olması bakımındanulUhiyet tasavvuruna daya- _
nırken diğer
yandan belli bir
'dil-anlam-doğruluk'rasavvurunu öngörmekte- dir. Dillerin
kaynağıve mahiyetine
ilişkin farklıbir
takımfe l sefl sezgiler ya da
yaklaşunlar
bulunmakla birlikte bu noktadaki sezgileri iki temel
başlık altında ı:oplarnakmümkün görünmektedir. Bunlardan ilki, dilleri belli bir
takımuz-
laşımların
neticesinde
oluşanbir
varlık alanıolarak görmektir ki buna göre, dilleri n niha1
kaynağıinsan veya insan
topluluk.larıdır. İkincisiise
beşeridilsel pratiklerde ifadesini bulan dillerin, ancak
insanı aşanbir imkan ve gerçeklik düzlemiyle
açıklanabileceğidir.Bir dilin
beşeridüzlemde
varlık kazanmasınaimkan
tanıyanve böylece dillerin
varlığınadair niha1
açıklamayı sağlayanböyle bir referans düz! emi, soyut
varlıklar alanıolarak
görülebileceğigibi
26, Tanrı'nın eıeübilgisi olarak da
düşünülebilir.Burada
ayrıncılıbir
tartışmayagirmeksizin dillerin
kayı:ıağını beşertbir
takım uzlaşunlarolarak gören
yaklaşunların,bu konuda niha1 ve tatmin edici bir
açıklama sunmalarınınönemli bir
takımzor- luklarla
karşı karşıya kalabileceğinikestirrnek mümkündür. Çünkü
insanlarınbelli bir dilin grameri ve sözcükleri etrafinda
uzlaştıklarıru düşünsekbile bu- rada
şusorular hala
açıklanmayamuhtaç görünmektedir: Bu
insanlarınböyle
26 Dilleri soyut varlıklara refer:ırısla açıklama çabası dilbilimde Platonculuk olarak bilin- mektedir. Böyle bir yaklaşım için bkz. Jerrold]. K:ıtz, Language and Otht!r Abstract Ob- jects, Torowa, New Jersey: Rowm:ırı & İ.irrlefield, 1981.
Kur'an Metafiziği: Vahyin İmlcinı . . 263
bir gramer ve sözcüklerin
kullanımıetrafinda
uı.laşmalarınaim1cln taruyan nedir? Neden
A değilde
Bgrameri
etrafında uzlaştılarveya
Bdili ya da grameri etrafinda
farklı şekilde uzlaşmalarımümkün
~labilirmiydi? Bir dilin mevcut gra.t?lerinden ve
kullanımındanbütünüyle
farklıbir
uzlaşımın im1clnınıön- gör . en böyle bir
yaklaşımda 'i..m.ka.n'ıntam olarak
ney~delalet
ettiğiyeterince
anlaşılır· değildir. Örneğin,
bir dilin mevcut gramerinden
başkabir grameri olabilir miydi?
Buna
karşılık Allah'ınbilgisinin, ezeü olarak her
şeyi kuşattığını düşündüğ\i.ı?üzde
bunun
beşeridilsel pratikleri
önceleyeceği açıktır. Kaldıki dillerin
beşeri uzlaşımların
bir sonucu
olduğunufarz ersek bile, bütün bu
uzlaşımlarınO'nun
tarafındanezell bir
şekildebilinmemesi söz konusu olamaz. Burada her halükarda daha önemli olan nokta, bunlardan hangisinin onrolojik
açıdan daha temel
olduğusorusudur. Bu noktada ilahl bilginin bu
açıdandaha temel
olduğuhususunda herhangi bir
kuşkubulunmuyorsa
beşeri uzlaşımların
dillerin
kaynağıve mahiyetine
ilişkinnihat
açıklama olmasıbeklenemez.
Çünkü Leibniz'in
haklıolarak
belirttiğigibi,
Tanrı'nın anlığı(bilgisi) sadece
varlıkların değil, aynı
zamanda bütün
i.mkanlarında nihat referans çerçevesi- dirP
Dolayısıyla beşeridüzlemdeki bir dilsel
uzlaşımadahi
imkantaruyan
şey, Allah'ınezeü bilgisi ve takdiri
olacaktır.Dillerin
kaynağına ilişkinböyle bir felsefi sezginin, Kur'an'da ifadesini bulan "Allah 'Adem'e bütün isimleri
öğretti"28 mealincieki ayetle
örtüşmesi,öyle görünüyor ki dillerin nihat
kaynağın.ıiı beşeri değil,ilahl
olduğunuifade
ettiğigibi, insana böyle bir
öğrenmeyerisini
bahşetmenin
de ötesinde
öğreceninde Allah
olduğunugöstermesi
açısındanda önem arz etmektedir. Bu durumda bir dilin
beşer tarafından kullanıyor olmasıile
'beşeri' olması arasındabir
ayrımagitmek
gerektiğinden, Kur'an'ın beşeribir dille veya
beşeribir dilde nazil
olduğu,yani
Arapça'nın beşeribir dil olup,
kullanımının beşeritopluluklarla
sınırlı olduğubir kabulün ötesinde,
temellendirilmiş
bir iddia gibi
durmamaktadır.Şimdi
bir taraftan ilahl
kelimı.nilalll ilimle olan
sıkı ilişkisi, diğertaraftan dilin
varlıkve
im.kinına ilişkinfelsefi ve dini sezgilerimizle
vardığımız"Kur' an
Allah'ın kelanudır" şeklindeki
bir
yargınınmetafiziksel arka
planı açısından27 Leibniz, Monadoloji, çev. S. K. Yetkin, İstanbul: MEB Yay., s. 9. Leibniz'in dilin kayna- ğına ilişkin görüşleri için bkz. Engin Erdem,"Leibniz'in 'Ademi' Dil Anlayışı Üzerine", Oı Devlet Üııivmiteri İlabiyat Fakiiiteri İl mi Dergisi, C. 1, S. ll (2007), s. 85-95.
28 el-Bakara 2/31.
. .
Vahiy ve Peygamberlik
264
ne kadar önemli olduğu açık
olsa gerektir. Ancak Kur'an
met3..6.ziğinin temel- lendirilmesinde Allah'm eıeübilgisinin ve
kel3.mınıngerekli olmakla birlikte yeterli
olamayacağı, böyle bir kel3.mıninzaline ve vahyine
ilişkinne
türunsur-
ların
ya da
koşulların sağlanması gerektiği;deyim yerindeyse,
nasılbir
iletişim mekanizmasının öngörüldüğügibi
soruların da cevaplandırılması gerekmek-tedir.
İlaru kel3.mın vahyi konusunda karşılaşılan en önemli sorulardan biri,zaman ve melcindan
müneı.zehve
uh1hiyeti niteleyen mutlak sıfaclarasahip olan
aşkın varlığınzaman ve mekanda yer alan,
sınırlıbir
takım sıfatiarasahip
bulunan insan gibi varlıklarahangi zeminde ve
nasıl vahyedebileceğisorusu- dur. Hayati bir ehem.miyete sahip olan böyle bir sorunun
cevaplandırılabilmesiiçin, Mutlak
varlıkolarak
Yaratıcıile yaranianlar
arasındaki aşılmazantolajik
farklılığa rağmen,
iki
varlık alanı arasında kısmende olsa
örtüşenbelli bir semantik
veepistemik düzlernin
bulunmasıgerekir.
Burada vahyingerçek-
leşmesinde Allah'ın peygamberle doğrudan değil de dalaylı
bir
şekilde,Melek (Cebrail)
vasıtasıyla bir iletişimegeçmesinin böyle bir düzlernin
gerekliliğiniortadan
kaldırmayacağı açıktır. DolayısıylavahyedUen
şeyin Allah'ın kelimı olduğusonucuna varabilmem.iz için
vahiy mekanizmasındaki ileti veya iletişim ıincirirıinrealist
bir sernancik ve epistemik sürekliliğiöngörmesi
kaçınılmazgörünmektedir.
Yine
Kur'an'ın öngördüğürealist bir vahiy
anlayışınınortakl
örtüşenbir semantik ya da epistemik düzlernin
varlığının Allah'ın aşkınlığınagölge dü-
şüreceğini
veya Yaratan ile
yaratılan ilişkisinebir halel
getireceğiri.i düşünrnekiçin bir neden görünmemektedir. Tabü ki Allah ile insan
arasındadilsel-bil- gisel bir
bağın olması, aralarındabir
türantolajik
bağa işaretedebilir. Ancak
Allah'ın, insanın konuştuğu
bir dili
bilmesi ve bu yolla vahyetmesi, kısaca in-sanın bildiği şeyleri bilmesi O'nu insan yapmayacağı
gibi,
aynı şekilde insanın Allah'ın bilgisindebulunan
bazı şeyleri öğrenipbilmesi ve
gönderdiğivahyi
anlaması
da onunla Allah
arasındakiantolajik
farklılığıortadan
kaldırmaz.Dolayısıyla Allah'ın
antolajik olarak
aş~ olması, ne O'nun melek veya insangibi
varlıklara bir şeyleri bildirmesine (onları bilgüendirmesine), nede böyle bir bildirime muhatap olan
varlıklarınonu
anlamasınaengel olabilir.
ÇürıküAllah ile insan arasmda dilsel- bilgisel bir
erişimeimkan
tanıyanböyle bir
düzlernin belli bir oneolajik alanı öngördüğünü düşünrnekbir
şeydir,Allah ile
insan
arasındakitemel
ve aşılması i.rnkansızolan antolajik
farklılığın olduğunu düşünmek başkabir
şeydir.Birincisi Allah ile insan
arasındaki iletişimei.mkin
Kur'an
Meta.fiziği: Vahyin İmk.anı. .
265
sağlayan
dilsel-bilgisel bir
varlık alanınıöngörürken, ikincisi Allah ile insan
arasındaki
mutlak ontolojik
farklılığı(yani Yaratan ile
yaratılanya da Mutlak
ile mutlak-olmayan arasındakitemel
varlıksal farklılığı)ifade eder. Nitekim her anlamdaAllah'a dayanan ve O'na muhtaç bulunan
insanın,böyle dilsel-bilgisel
imkanı da sınırlı bir şekilde erişimine balışeden
O'dur, Böyle bir dilsel-bilgisel
erişirne
imkan
tanıyanyetilerin temelinde ise
Allah'ın"ona
Ruh'un~anüfie- mesi"29 ve "bütün isimleri
öğretmesi" 30nin yattığı düşünülebilir.Diğer
taraftan
Allah'ınilminin,
kelammı-hangi
mananınhangi dilde hangi
lafızla ifadesini-içerdiğini düşündüğümüzde, Kur'an'ın hem manahem de
lafızyönüyle ilah!
olduğusonucuna
varılacaktır. Esasen sadece anlamsal birdüılemle sınırlı
bir
şeyetam olarak kelam demenin
doğutaeağızorluklar bir yana,
lafizdan bağımsızbir
mananınintikalinin
nederece
mümkün olduğuda
ayrıbir sorudur. Böyle bir intikalin mümkün
olduğufarz edilse
bile,ilalll
kelamolarak
Kur'an'ın başka bir varlık(Melek veya Peygamber)
tarafındanlafiziara büründürülmesi ciddi bir
takımsemamik ve epistemik
kınimalaraneden olabilir. Yine Kur'an vahyinin mana ve lafiz
açısından farklıöznelere hamledilniesi, onun Allah kelanu
olduğu düşüncesinede gölge
düşürebilir.Her
şeyibilen
varlıkolarak hangi
mananınhangi dilde hangi lafiz veya lafiziar-
la karşı.landığınımükemmel bir
şekilde bilen Allah' ın, ketimının la.fizland.ırılmasıru
bir
takım kırılmalaraneden olabilecek tarzda, deyim yerindeyse,
başka varlıklara havale etmesi pek anlamlıgörünmemektedir. Üstelik
Kur'an'ın heİnmana hem de lafiz olarak Allah'a ait
olmasınınönünde herhangi bir engel yoksa burada basitlik
ilkesı-31 uyarıncagerekli
olmadıkça varlıkları çoğaltınamak gerektiğidikkate
alındığındaKur' an'
ı,mana ve lafiz olarak
farklıöznelere at- fetrnenin
doğru olmadığısonucuna
varılacaktır.Böylece
Kur'an'ın, Allah'ın kelimıolarak
adlandırılması için hem mana bem de lafız yönüyle O'na ait ol-masının
kavramsal bir zorunluluk
olduğuve ancak bu
koşullar karşılandığındailah! vahye bilişsel bir anlam verilebileceği söylenebilir.
Burada
Kur'an'ınkacüm
olamayacağınayönelik dile getirilen itirazlardan birine
değinmekteyarar görünmektedir. Kad1
Abdulcebbar'ında
dilegetir-
diği
bu
itiraıagöre, Kur'an
çeşidiayetlerden
oluştuğuiçin ve
bunların bir29 el-Hicr 15/29; Sad 38/72.
30 el-Bakara 2/31.
31 'Ockham'ın Usrurası' olarak da bilinen basitlik ilkesine göre gerekli olmadıkça varlıkları çoğairmamak rasyonel bir açıklamanın gereğidir.
. . Vahiy ve Peygamberlik
266
kısmı diğer
bir
kısmını öncelediğindenveya herhangi bir
la.&ındakiharfle- rin
dizilişindebir
öncelik-sonralık ilişkisi olduğundankacüm olamaz.
32 Şimdi Kur'an'ın çeşitli kısımları(sureleri, ayetleri, kelimeleri ve harfleri)
arasındabir
öncelik-sonralık ilişkisi olduğu doğrudur,
ancak bunu, onun kadim
olmamasıiçin bir yeterli bir gerekçe olarak görmek pek makul
değildir. Çünküha- dis bir düzlemde
kısımlar arasındabir
türzamansal
öncelik-sonralık olduğu doğruolmakla birlikte,
Allah'ınezeli bilgisinde de
bunların aynıve benzer bir
öncelik-sonralığasahip
olduğu anlamınagelmez.
Allah'ınezeli bilgisin- de
Kur'an'ınbu
kısımlarınınzamansal bir
öncelik-sonralığa değil, mantıksalbir
öncelik-sonralığasahip
olduğu düşünülebilir.Öyle ki
Kur'an'ıhadis bir düzlemde yazarken veya okurken zamansal bir
öncelik-sonralıkgeçerli olmak- la birlikte
Allah'ınezell (hadis-olmayan düzlemdeki) bilgisinde bu
kısımlar arasındazamansal bir
öncelik-sonralığın olması düşünülemez. Tıpkı1,2,3,4 ...
sayıları arasındaki öncelik-sonralığın
zamansal
değil, mantıksal olmasıgibi, bu
sayıları
yazarken veya okurken bir zamansal
öncelik-sonralığınvar
olmasının, onlarınzamansal bir
öncelik-sonralığasahip
olduklarını gerektirmediğigibi..
Dolayısıyla
telafiUzun
öngördüğüzamansal
öncelik-sonralığın lafiınkendisi için de geçerli
olduğunu düşünmekiçin makul bir gerekçe
bulunmamaktadır.Kur'an'ı, Allah'ın
ezeli bilgisi ve
kel3.mıylatemellendirmenin neden ol-
duğu
sorulardan biri de böyle bir tasavvurun
doğurduğubir
takımmodalite- lerdir ki Ehl-i Sünnet ve Mutezile
kelamcıları arasında gerçekleşen Kur'an'ınyaratılmış
olup
olmadığı tartışması bunların başındagelmekted.ir.
İlk bakıştaKur'an'ın
il3.hl kelam
olmasıhasebiyle ezeli
oluşununyaratmaya konu ola-
mayacağına
dair güçlü bir sezgi bulunmakla beraber bunun tam olarak ne anlama
geldiğinibelirlemek önemli ölçüde 'yaratma'
kavramınaverilecek an- lama
bağlı kalacaktır.Her
şeydenönce
Kur'an'ınbelli bir zaman ve mekanda
vahyedilmiş olması
elbette onun
yaratılmış olduğu anlamınagelmez; onun
varlığı
bir
.şeydir;vahyedilmesi
başkabir
şeydir.Metafizikte geleneksel ola- rak 'ezelllik' ile 'zorupluluk'
kavramlarınıbirbirleriyle
ilişkilendirmekve bu
kavrarnların
birbirlerini
gerektirdiğini düşünmek yaygınbir kanaat
olmasına karşın,bunu bütün
bağlarnlara teşmiletmek bir
takım yanlışlıklaraneden olabilir. Konumuz
açısındanilahi bilgi ile
ilil:ıl kel3.mı ilişkilendirdiğimizdebirincisinin ezeü ve zorunlu
olmasıikincisinin de ezell ve zorunlu
olmasınıge-
32 Kid.i Abdulcc:bbac, a.g.e., s. 374, 402.