159 numaralı Ayntab Şer`iyye Sicili`nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi: H. 1322-1323, M. 1904-1905; sayfa 368-499

341  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TARİH ANA BİLİM DALI

159 NUMARALI AYNTAB ŞER‘ÎYYE SİCİLİ’NİN TRANSKRİPSİYONU VE DEĞERLENDİRMESİ

(H.1322-1323, M.1904-1905; SAYFA 368-499)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

AHMET DEMİR

GAZİANTEP ŞUBAT 2012

(2)

T.C.

GAZĠANTEP ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

TARĠH ANA BĠLĠM DALI

159 NUMARALI AYNTAB ġER‘ÎYYE SĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEĞERLENDĠRMESĠ

(H.1322-1323,M.1904-1905; SAYFA 368-499)

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ

AHMET DEMĠR

Tez DanıĢmanı: Yrd. Doç. Dr. Celâl PEKDOĞAN

GAZĠANTEP ġUBAT 2012

(3)
(4)

ÖZET

159 NUMARALI AYNTAB ġER‘ÎYYE SĠCĠLĠ’NĠN TRANSKRĠPSĠYONU VE DEĞERLENDĠRMESĠ (H.1322-1323.M.1904-1905; SAYFA 368-499)

DEMĠR, Ahmet

Yüksek Lisans Tezi, Tarih Ana Bilim Dalı Tez DanıĢmanı: Yrd. Doç. Dr. Celâl PEKDOĞAN

ġubat 2012, … sayfa 368-499

Hicri 1322- 1323 (M.1904-1905) tarihli, 159 Numaralı Ayntap ġer‟iyye Sicili Toplam 250 varaktan oluĢmaktadır. Bu çalıĢmada son 125 varağın son 60 varagının trankripsiyonu yapılmıĢtır. Bu tarih 5 Rebiülevvel 1322‟de baĢlayıp 1 Rebiülevvel 1323 tarihinde son bulmaktadır. Bu kısımda toplam 166 dava tespit edilmiĢtir. Bu davalar; tereke, müderris, imam, vekâlet, vasi tayini, nafaka, alım-satım, gasb, hırsızlık gibi konuları ihtivâ etmektedir. Bu konular da hüküm konuları baĢlığında okuyucuya tablolar halinde sunulmuĢtur. ÇalıĢılan ġer‟iyye sicilinden haraketle Ayntab‟ın sosyal, siyasal, ekonomik hayatı hakkında okuyucuya bilgi sunulmak amaçlanmıĢtır. Hükümler içinde tespit edilen köy, mahalle, askeri bölükler tespit edilerek Ayntab‟ın o dönemki coğrafyasına ıĢık tutulmuĢtur.

Ayrıca 159 Numaralı Ayntab Ģer„îyye sicili içerisinde Ermeni isimleri tespit edilmiĢtir ve bunlar toblolar halinde okuyucuya sunulmuĢtur. Bunun yanı sıra Ermenilerinde sorunlarını ġer‟i Mahkemeler kanalı ile çözdükleri de tespit edilmiĢtir.

Anahtar kelimeler: Ayntab, ġer„îyye sicili, Ġ„lâm, Kassâm, Hüccet, Vakfiye

(5)

ABSTRACT

TRANSCRIPTION AND ASSESSMENT OF THE ŞER’IYYE REGISTRY (H.1322-1323.M.1904-1905; PAGES 368-499)

DEMĠR, Ahmet

Post-graduate thesis, Department of History Advisor: Asst. Prof. Dr. Celâl PEKDOĞAN

february 2012, … pages 368-499

The transcription and evaluation of Ayıntap Islamic law‟s registry number 159. (Muslim calender 1322-1323, gregorion calendar 1904-1905. Pages 368-499)

Ayıntap‟s Islamic law‟s registry numbered 159 between 1322-1323 (g.1904- 1905) in Muslim calendar consists of 250 sheets.

In this study, transcriptions of 125. This date started in 5 Rebiülevvel and ended in 1 Rebiülevvel 1323. In thıs section 166 cases have been identified. These cases consist of inheritance, proffesor, imam, attorneyship, determination of vast, alimony, shopping, extortion and theft. These topics are presented in the tables for readers under title of provision of subjects. The aim is to give hence information for about Ayıntap‟s social, political, economical life occanting to Islamic law registry geography of Ayıntap has deeply been lighted by identifying villages, neighborhood, military troops in the provisions.

Furthermorse, in Islamic law egistry numbered 159, Armenian names have been identified and these names were given for readers in the tables. Also it was identified that Armenian problems had been solved in the Islamic courts.

Keywords: Ayntab, Islamic registly, Decision(Ġ‟lam), Kassâm, Script(Hüccet), Endowment(Vakfiye)

(6)

ÖN SÖZ

Osmanlı Devletinde hukuk alanında merkeze bağlı olarak çalıĢan, yorucu ve zahmetli görevler üstlenen Kadı, Osmanlı Devletinin taĢradaki hukuk merci‟i olarak görev yapmıĢtır. Bu zahmetli görevi üstlenen Kadı, Osmanlı hukuk sisteminin taĢrada nasıl uygulandığını anlamamız için bize ıĢık tutmaktadır. Kadı‟nın mahkeme sırasında tutmuĢ olduğu kayıtlar yani ġer‟iyye Sicilleri (Mahkeme Kayıtları) o bölgenin; sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel alanlarda nasıl Ģekillenme içinde olduğunu göstermesi açısında da önem arzetmektedir.

Bu yüzden 159 Numaralı Ayntab ġer„îyye Sicili‟nin (Hicri 1322-1323-M.

1904-1905) transkripsiyon ve değerlendirmesini yaparken; Ayntab‟ın sosyal, siyasl, ekonomik ve kültürel hayatının nasıl teĢekkül ettiğini öğrenmiĢ olmak ve bilimsel anlamda tarihçiliğe katkıda bulunmuĢ olmak çok anlamlı geldi.

Ayrıca bir ömür minnettar kalacağım babam Mustafa DEMĠR`e ve anneme, çok zahmetli dönemlerinde benden yardımlarını ve sabırlarını esirgemeyen sevgili eĢim Fethiye DEMĠR‟e, çalıĢmam sırasında benden yardımlarını esirgemeyen ve sürekli beni her konuda destekleyen hocam ve tez danıĢmanın Yrd. Doç. Dr. Celal PEKDOĞAN‟ a teĢekkürü bir borç bilirim.

Gaziantep Ahmet DEMĠR

ġubat 2012

(7)

ĠÇĠNDEKĠLER

Sayfa No ÖZET………..……...I ABSTARCT……….……….……II ÖNSÖZ………..…….…..III ĠÇĠNDEKĠLER………...…………IV TABLO LĠSTESĠ ………...VI

KISALTMALARIN LĠSTESĠ………...……… ...VII

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

1.GĠRĠġ………...……….…………1

1.1.Osmanlı Devletinde Kadı ve Görevleri……….….1

1.2.Mahkeme………..………1

1.3.ġer‟iyye Sicilleri...………..……….….1

ĠKĠNCĠ BÖLÜM 2.ġER‘ÎYYE SĠCĠLLERĠNE GÖRE BELGE TÜRLERĠ……….……….3

2.1.1.Hüccet(senedât-ıĢer'iyye) ) ………..…………..….3

2.1.2.Ġ‟lam……….………...4

2.1.3.Maruz………...……….…..….5

2.1.4. Murasele………..5

2.1.5. Vakfiye………..………...5

2.1.6. Berat………...5

2.1.7.Buyruldu…………..………...5

2.2.AYNTAB‟IN TARĠHÇESĠ………...6-15 2.3. AYNTAB‟IN ÇALIġILMIġN ġER‟ĠYYE SĠCĠLLERĠ……….16

2.4.159 NUMARALI ANTAB ġER‟ĠYYE SĠCĠLĠNĠN TRANSKRĠPSĠYONU.18- 304 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. MATERYAL VE YÖNTEM……….……..….305

(8)

3.1 159 NUMARALI AYNTAB ġER‟ĠYYE SĠCĠLĠNĠN

TRANSKRĠPSĠYONUNDA TAKĠP EDĠLEN YÖNTEM…………..………..….305

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 4. BULGULAR……….……..307

4.1.Ġdari,Sosyal ve Ekonomik Yapılar………..…..307

4.1.1.Ġdari Yapılar………..…..307

4.1.1.1.Köyler,Nahiyeler,Kazalar,Sancak ve Bulundukları Ġller………...307

4.1.1.2.Mahelleler ve Bulundukları Ġller.………...309

4.1.1.3.Resmi Görevliler ve Görev Yerleri………...311

4.1.2.Sosyal Yapılar……….312

4.1.2.1.Cami,Mescit ve Bulundukları Yerler………...312

4.1.2.2.Kilise Adları ve Bulundukları Yerler………...313

4.1.2.3.Protestan Adları ve Meslekleri……….313

4.1.2.4.Suryani Adları………..313

4.1.2.5.Ermeni Adları ve Meslekleri……….313

4.1.2.6.Musevi Adları………...315

4.1.2.7.AĢiret Adları ve Bulundukları Yerler………...315

4.1.2.8.Müessese Adları ve Bulundukları Yerler………...316

4.1.2.9.Vakıf Adları,Bulundukları Yerler ve Mütevelli Adları………316

4.1.2.10.Â‟yan,EĢrâf ve Hânedan Adları………..317

4.1.3. Ekonomik Yapılar………...………318

4.1.3.1.ÇarĢı Adları ve Bulundukları Yerler……….318

BEġĠNCĠ BÖLÜM 5.159 NUMARALI GAZĠANTEP ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ’NĠN DEĞERLERNDĠRĠLMESĠ ……….……....,320

5.1. Ġdari Yapı………..………320

5.2. Sosyal Yapı………..………...…..321

5.3. Ticari ve Ekonomik Hayat………...…..………...322

5.4. Zanaat Dalları Ve Meslek………...……..322

6. SONUÇ………....…323

KAYNAKÇA……….………...325

EKLER………..…..327

TRANSKRĠPSĠYONU YAPILAN AYNTAB ġER’ĠYYE SĠCĠLĠNDEN ÖRNEKLER………...328

(9)

ÖZGEÇMĠġ………330

TABLO LĠSTESĠ Safya Tablo 4.1.1.1.Köyler,Nahiyeler,Kazalar,Sancak ve Bulundukları Ġller……….. 307

Tablo 4.1.1.2.Mahelleler ve Bulundukları Ġller.……….. 309

Tablo 4.1.1.3.Resmi Görevliler ve Görev Yerleri………... 311

Tablo 4.1.2.Sosyal Yapılar……….. 312

Tablo 4.1.2.1.Cami,Mescit ve Bulundukları Yerler……… 312

Tablo 4.1.2.2.Kilise Adları ve Bulundukları Yerler……… 313

Tablo 4.1.2.3.Protestan Adları ve Meslekleri……….. 313

Tablo 4.1.2.4.Suryani Adları……….. 313

Tablo 4.1.2.5.Ermeni Adları ve Meslekleri………. 313

Tablo 4.1.2.6.Musevi Adları………... 315

Tablo 4.1.2.7.AĢiret Adları ve Bulundukları Yerler………... 315

Tablo 4.1.2.8.Müessese Adları ve Bulundukları Yerler………. 316

Tablo 4.1.2.9.Vakıf Adları,Bulundukları Yerler ve Mütevelli Adları……….... 316

Tablo 4.1.2.10.Â‟yan,EĢrâf ve Hânedan Adları………. 317

Tablo 4.1.3.1.ÇarĢı Adları ve Bulundukları Yerler………... 318

(10)

KISALTMALAR LiSTESi

Adı geçen eser a.g.e.

Adı geçen makale a.g.m.

Adı geçen tez a.g.t

BOA : BaĢbakanlık Osmanlı ArĢivi

Bkz. Bakınız.

Cilt c

Çeviren Çev.

D.Ġ.A Türkiye Diyanet Vakfı Ġslam Ansiklopedisi.

Ġ.A Ġslam Ansiklopesi

Hicri H.

Miladi M.

Milli Egitim Bakanlıgı M.E. B.

m metre

Sayfa/sayfalar s./ss.

Türk Tarih Kurumu T.T.K.

Kilometre km

v.b ve benzeri

(11)
(12)

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

GĠRĠġ

1.1. OSMANLI DEVLETĠ’NDE KADI VE GÖREVLERĠ

Osmanlı Devleti‟nin ilk dönemlerinden itibaren kazalara iki tür görevli tayin olunurdu. Bunlardan birisi seyfiye sınıfından gelen ve yürütme yetkisine sahip olan bey, diğeri ise ulema sınıfından olan ve yasama yetkisini kullanan kadı idi.1

Osmanlı Devleti‟nde kadı çok geniĢ yetkilerle donatılmıĢ en yüksek mülkî amir ve yargıç2, mutlak otoritenin kazada temsilcisi idi. Kadılar halk ile doğrudan temas halinde olup, halkın her türlü iĢleriyle ilgilenirlerdi.

Kadılar her türlü davaya bakmakta idiler. Cami, vakıf, divandan gelen emirleri uygulama ve bugünkü anlamda noterlik gibi görevleri hâizdiler. Kadılar görevlerini yerine getirirlerken sancakbeyi, beylerbeyi, subaĢı, nâib, imam, kâtib, mübâĢir ve muhzırlardan yardım alırlardı. Bulunduğu yerin mutemed kiĢileri ve esnaflar da mahkemede hâzır bulunarak Ģâhidlik ederler ve “Ģuhûdü‟l-hâl” kısmında isimleri zikredilirdi.

1.2. Mahkeme

Osmanlı mahkemesi bağımsız bir yapıya sahipti. Kadı, hukuku temsil eder ve bu karara sultan dâhil herkes tarafından uyulması icab ederdi.3 Mahkemede görülen davaların kaydedilmesi zorunluluğu vardır. Böylece Ģer„iyye sicilleri oluĢmuĢtur.

1.3. ġer‘iyye Sicilleri

Osmanlı Devleti‟nden günümüze kalan kaynakların büyük bir kısmını Ģer„iyye sicilleri teĢkil etmektedir. Osmanlı‟da çok önemli bir yere sahip olan kadılar Ģer‟iyye sicili kayıtlarını tutmakla mükelleftiler. Günümüze yaklaĢık 20.000 Ģer„iyye sicili ulaĢmıĢtır. Bu defterlerden yaklaĢık 9.000‟i Ġstanbul dıĢındaki mahkemelere,

1 Halil Ġnalcık, (1994), Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. RuĢen Sezen, Ġstanbul, 2003, s.108.

2 Ġlber Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti’nde Kadı, Ankara, s. 7.

3 Ortaylı, a.g.m, s. 26.

(13)

174 adedi Aytab‟a aittir. Bu siciller üzerinde çeĢitli üniversitelerde çalıĢmalar yapılarak ait olduğu dönemlerle ilgili veriler çıkarılmaktadır.

ġer„iyye sicilleri her alanda çok önemli bilgileri muhtevîdir. Bu kaynaklarda her türlü toplumsal olay ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Alacak- borç davaları, alım- satım, katl, zina, hırsızlık, köle, kefâlet, vekâlet, ihtidâ konulu hüccetler ile ferman ve beratları da içerir.

ġer„iyye sicilleri birçok sahada tarihin biriktirdiklerini günümüze getiren kaynaklardır. Hukuk, dil, sosyal, sanat, Ģehircilik, askeri ve kültür alanlarında araĢtırma yapan araĢtırmacılar için en önemli kaynaklardır.

Bu kaynakların önemini Ģu baĢlılar altında belirtebiliriz:

- Hukuk tarihi için önemlidir. Hukukla direk bağlantılı olmasından dolayı eĢsiz bir hukuk külliyâtı anlamına gelmektedir. Osmanlı Devleti‟nin hukuk sistemi, anlayıĢı ve iĢleyiĢi ġer‟iyye sicillerinden öğrenilebilir.

- Dil konusunda araĢtırma yapanlar için önemli bir kaynaktır. Çünkü yıllara göre sicillerde kullanılan dil de değiĢiklik göstermiĢtir.

- Sosyal açıdan, insanların birbirleriyle her türlü münasebetlerini günümüze getiren en canlı kaynaklardır. Ġnsanların birbirleriyle alıĢ-veriĢ, alacak borç iliĢkilerini, toplumda hangi dönemde hangi suçların iĢlendiğini ve bunların nedenlerini Ģer‟iyye sicillerinde bulmak mümkündür.

- Sanat tarihi açısından da, sicillerde cami, türbe, medrese, hamam gibi binaların yapılması ve tamiratı ile ilgili hükümler de mevcuttur.

- Kültür tarihi bakımından siciller içinde bulunan terekeler ve bunların içindeki kitapların tespiti önemlidir.

- Askerî sahada ise sefer zamanında yapılması istenen iĢler ilgili olarak kadılara yazılan fermanlar sicillere kaydedilmiĢtir.

(14)

ĠKĠCĠNCĠ BÖLÜM

ġER’ĠYYE SĠCĠLLERĠNDE BELGE TÜRLERĠ 2.1.1. Hüccet

Arapça bir kelime olan hüccet sözlük anlamı olarak delil, sened anlamlarına gelir. Eskiden bir hükmü ihtivâ etsin veya etmesin hâkim tarafından düzenlenen her türlü belgeye hüccet denirdi. Sonraları, kadı huzurunda ikrâra ve tâkrire, akidlere, vâsi nasbı ve izin verilmesi gibi hüküm ihtiva etmeyen hususlara dair düzenlenen belgeler için de kullanılmıĢtır.4 Bu tür belgelerde çoğunlukla kadının imza ve mührü üst kısımda; kadı tarafından verilmiĢ bir hükmü ve kararı ihtiva eden i‟lâmlarda ise bu imza ve mühür düzenlenen belgenin alt kısmında bulunur.5

Verâsetin sübutu, nafaka takdiri, vâsi tayini vs. iĢlemlere ait belgelere hüccet denilmesi, saklanıp gerektiğinde hakkı isbat edici belge olarak kullanılmalarındandır.6

Kadı huzurunda görülen dava neticesinde hüccetin aslı taraflara verilirken bir sureti de sicil defterine kaydedilirdi.

Kadılar tarafından düzenlenen hüccetler girizgâh, metin ve hâtime olarak üç kısma ayrılırlar. Girizgâh kısmı; tasdik ibaresi, kadının imzası ve mühründen ibaret olup hüccetlerin üst kısmında bulunur. Sicillere kaydedilen hüccet suretlerinde genelde bu girizgâh kısmı yoktur. Ancak bazı hüccet sûretlerinde bulunur.7

4 Ömer Nasuhi Bilmen,(1950),Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, Cilt. VIII, Ġstanbul, s.175.

5 Mustafa Oğuz, (1988), Hüccetlerin Diplomatik Yönden Tahlili (XVII. Yüzyıl), BasılmamıĢ Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat AraĢtırmaları Enstitüsü, Ġstanbul s. VIII.

6 Mustafa Oğuz, a.g.t, s. VIII.

7 Mustafa Oğuz, a.g.t, s. X.

(15)

Metin bölümünde; baĢlangıçtan sonra, birinci taraf tanıtılır. Ġkametgâhları, kendilerinin ve babalarının isimleri ve çok defa Ģöhretleri zikredilir. Daha sonra Ģeriat mahkemesine atıfta bulunulur. Ġkinci taraf tanıtılır. ġahıs isimlerinden evvel

“iĢbu hâmilü‟l-kitâb”, “iĢbu sâhibü‟l-kitâb”, “iĢbu bâ„isü‟l-kitâb” gibi ifadeler yer alır. Bütün bunlar hüccetin sahibi olan kiĢiyi ifade eder.8 Daha sonra “beyân edilmektedir” anlamına gelen “takrîr-i kelâm idüp” “ikrâr-ı sahîh-i Ģer„î ve i„tirâf-ı sarîh-i mer„î kılup” gibi ifadeler kullanılır.

Konunun bildirilmesi bölümünde ise, önce davacı olan taraf dava konusunu ve neden Ģikâyetçi olduğunu beyan eder. Sonra davalı kabul veya inkâr eder. Davalı inkâr ettiği takdirde davacıdan davasına uygun “beyyine” yani delil istenir. ġâhid veya beyyine olmadığı zaman, davalının yemin etmesi istenir. Eğer davalı yemin etmez ise “yeminden nükûl idüp” ifadesiyle yemin etmeye yanaĢmadığı ifade edilir.

Son bölümde tarih ve Ģahitler yazılır. ġahitler, davanın hak ve adalet üzere görülmesinin en önemli unsurlarıdırlar ve genellikle, kadı, hatib, imam ve müezzin, sanatkâr ve askerî teĢkilata mensub Ģahıslardan oluĢurdu. Ancak çoğu kere isimlerinin karĢılarına görevleri yazılmamıĢtır. Sicillerde Ģahitler bir önceki dava ile aynı ise, isimleri zikredilmez ve “es-sâbikûn”, “mâ-sebak”, “el-mezbûrûn”

ifadeleriyle belirtilir.

2.1.2.Ġ’lâm

Osmanlı diplomatik biliminde i‟lâm kelimesi, yaygın anlamıyla, kadılar tarafından hazırlanan ve Dîvân‟a arz edilen belge türünü tanımlar. Fakat i‟lâm kelimesi, Ģerî belge türlerinden birini niteleyen bir terim olarak hususî bir anlam ve hukukî bir mahiyet kazanmadan önce bütün idarî merciler tarafından Dîvân‟a veya resmî birimlere yazılan arzları içine alan ve daha umumî bir anlam ifade eden bir terim olarak da kullanılıyordu. Daha sonra i‟lâm terimi sadece kadılar tarafından düzenlenen bir belge türüne mahsus olarak kullanılmıĢtır.9

UzunçarĢılı i‟lâmın bir tahkikat sonucu düzenlendiğini ve merciine arz edildiğini ifade eder:

8 Mustafa Oğuz, a.g.t, s. XIV.

9 Ekrem Tak, (2010), Diplomatik Bilimi Bakımından XVI- XVII. Yüzyıl Kadı Sicilleri ve Bu Sicillerin İhtiva Ettiği Belge Türlerinin Form Özellikleri ve Tanımlaması, BasılmamıĢ Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat AraĢtırmaları Enstitüsü, Ġstanbul, s. 147.

(16)

“Î‟lâm bildirmek, bildirilmek demektir. Kadının herhangi bir mesele hakkında yaptığı tahkikatın kendi imzası altında merciine veya vâki„ suale cevaben arz eylemesine (i‟lâm) denilir. Î‟lâmlar re‟sen veya vaki sual üzerine bildirilir. Meselâ bir kaza halkının yolsuz bir meseleden Ģikâyet yollu kadıya müracaat ile dertlerini hükümete arz etmesini istemeleri gibi.

Eğer kadı bu Ģikâyetteki haksızlığa Ģahid olmuĢsa i‟lâmda onu da zikr ederdi.” 10

Ġ‟lâm konusunda bir baĢka değerlendirme ise Abdülaziz Bayındır‟a aittir.

Bayındır, UzunçarĢılı‟nın tanımından çok farklı bir tanım yaparak i‟lâmı “hâkimin bir davada Ģeriata göre verdiği hükmünü ve üstünde imza ve mührünü taĢıyan bir vesika” Ģeklinde tanımlar ve i‟lâmın bir hüküm ihtiva ettiğini belirtir.11

2.1.3.Ma‘ruz

Mahkemelerde yapılan Ģikâyetler, hâkimin emriyle görevliler tarafından hazırlanan keĢif ve tahkîkat raporları ve nâiblerin, daha çok ceza konularında yürüttükleri soruĢturmalar ve hâkimin onayına sundukları kararlar ile üst makamlara arz ettikleri konulardır.12

2.1.4. Mürâsele

ġer‟iyye Sicilinde yer alan ve kadının kendisine denk veya kendisinden daha üst ya da alt rütbedeki makamlara yazdığı yazıya denir.13

2.1.5. Vakfiye

Bir malın belli bir amaca tahsis edilmesine vakıf, bu vakfın Ģartlarını ihtiva eden belgeye de vakfiye denir.14

2.1.6. Berat

Herhangi bir görev veya memuriyete tayin edilenlere görevlerini yapma yetkisini veren ve üzerinde padiĢahın tuğrasını taĢıyan atama emirlerine berat denir.15

2.1.7. Buyrultu

10Ġsmail. H.UzunçarĢılı, İlmiye Teşkilatı, s.108.

11 Abdülaziz Bayındır, İslam Muhakeme Hukuku, s.3-11.

12 Bayındır, a.g.m. s. 672.

13 Ahmet Akgündüz, (1998), Şer’iyye Sicilleri, Türk Dünyası AraĢtırmaları Vakfı, Ġstanbul, s. 38.

14 C. Üçok-A.Bozkurt, (1999), Türk Hukuk Tarihi, SavaĢ Yayınevi, Ankara, s. 126.

15 Yılmaz Kurt, (1997) ,Osmanlıca Dersleri, Akçağ Basım ve Yayım Pazarlama A.ġ. 2. Baskı, Ankara, s. 171.

(17)

PadiĢahtan sonra Ģer‟î ve kânûnî hükümleri icra ve takip ile görevli olan makam sadrazamdır. Sadrazam padiĢahın emrine dayanarak kadılara emirler yazardı.

Bunlara buyrultu denmektedir.16

2.2. AYNTAB’IN TARĠHÇESĠ

Gaziantep; ġuan 36o 281 ve 38o 011 doğu boylamlarıyla 36o 381 ve 37o 321 kuzey enlemleri arasındadır. 6 216 km2 yüzölçümü il merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 850 metre olmasına karĢın yer yer yükseklik 250 ile 1.250 metre arasında değiĢir. Yüzey alanının % 52‟sini dağlar, %27‟sini ovalar kaplamaktadır. Kentin doğu kesimindeki topraklar 500-700 m. yükseklikteki platolar halindedir. Güneye ve doğuya doğru yüksekliği giderek azalan ovalar, birçok akarsu vadileriyle yarılarak az çok tepelik görünümü alır17.

Coğrafi konum itibariye yüzyıllardan beri önemini koruyan Gaziantep, Akdeniz Bölgesi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi‟nin birleĢtiği noktada yer almaktadır.

Güneyde Suriye ile komĢu olan Gaziantep‟in büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi‟nin batı kesimindedir. Gaziantep; doğuda ġanlıurfa‟nın Birecik ve Halfeti, kuzey doğuda Adıyaman‟ın Besni, Kuzeyde KahramanmaraĢ‟ın Pazarcık, batıda Adana‟nın Osmaniye ve Hatay‟ın Hassa ilçeleri güneyde ise Kilis il sınırı ile çevrilidir18.

Kentte genellikle dalgalı ve engebeli araziler yaygındır. Güneyde Hatay ve Osmaniye il sınırını oluĢturan Amanos (Nur) dağları yer almaktadır. Burada tepeler 1.527 m‟ye kadar yükselmektedir. Ġlin diğer dağlık kısmı ise bir yandan Nur dağlarına paralel, Ġslâhiye ilçesi ile Kilis ili arasında, güneyde Suriye‟den baĢlayıp kuzeyde KahramanmaraĢ sınırına ulaĢmakta, il topraklarını Akdeniz‟den ayıran Amanos dağları, Ġslâhiye ilçesinin doğusunda yükselen Sof dağı 1.496 m‟lik doruğuyla kentin en yüksek noktasıdır. Kentin yaklaĢık dörtte birini baĢlıca ovalar; Ġslâhiye, Barak, TilbaĢar (Oğuzeli) Araban ve Yavuzeli‟dir. Kentteki en önemli akarsu Fırat ırmağıdır19.

16 Akgündüz, a.g.e. s.44.

17.Bilgehan Pamuk. (2009). Bir Şehrin Direnişi Antep Savunması, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ġstanbul, s.25.

18. Pamuk, a.g.e, s.25

19 .Türkiye Ġstatistik Kurumu.(2009).Bölgesel Göstergeler TRC1 2008 Gaziantep, Adıyaman, Kilis Türkiye Ġstatistik Kurumu Matbaası, Ankara, s.IX.

(18)

Gaziantep yarı karasal bir iklim yapısına sahip olduğundan yazları oldukça kurak geçmektedir. Haziran aynın son haftası baĢlayıp Temmuz ve Ağustos ayları oldukça kurak geçer ve Eylül ayının son haftasına kadar devam eder20.

Bölgenin bilinen en eski adı “Dülük” olarak geçmekte olup, Ayntab adına ilk döneme ait belli baĢlı kaynaklarda rastlanmamaktadır. Ayntab isminin eski Arap coğrafyacıları tarafından zikredilmemiĢ olmasından dolayı, ilk sıralarda buranın önemli bir Ģehir olmadığı ve asıl ehemmiyetinin Dülük‟e ait olduğu söylenmektedir.

Antik dönemde “Dolichenus” olarak geçen Dülük Ģehri, Antik Kommegena bölgesi sınırları içerisinde yer almakta olup, Ayntab‟ın 12 km kuzeyinde, KahramanmaraĢ yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu Ģehir Asurlular tarafından Babigu, Bilabhi, Doluk;

Yunanlılar ve Romalılar tarafından, Dolichenus adıyla anılırken, Bizanslılar ise, Tolonbh Ģeklinde zikretmiĢlerdir. Diğer taratan eski kaynaklarda geçen (Diba, Diva )‟nın aynı Ģehir olabileceği vurgulanarak, Antiochia ad Taurum Ģehrinin de yine burada bulunabileceği tahmin edilmektedir. Doliche Ģehrinin adı ortaçağ kaynaklarında Teluk, Tulupa Ģeklinde geçerken Arap kaynaklarında da Dülük olarak geçmektedir21.

ġehrin ismi muhtelif kaynaklarda zikredilmektedir. Yakût‟a göre; Ayntab‟a

“Dülük” denilirken, Ayntab adına ilk defa rastlanılan haçlı seferlerine aid kroniklerde ise, “Hamtam” kelimesi kullanılmıĢtır. Ayntab ismi “Hantab”, “Entab”, “Hamtab”,

“Ayıntâb” olmak üzere değiĢik isimlere anılmakla birlikte, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de kullanıldığı bilinmektedir22.

Rivayetlere göre; Ayıntab Ģehri ismini, burada hüküm süren Ayni adındaki bir kraldan almıĢtır. Kelimenin aslı “Hantab”tır. “Han” hükümdar, “Tab” ise eti dilinde arazi demektir. Buna göre “Hantab”ın manası “Han arazisi” demektir. ġehrin eski adı

“Entab”tır. “Tab” Geldanî lisanında “güzel ” demektir. Buna göre Entab “En güzel”

demektir. ġehre suyunun iyiliğinden dolayı “Aynî Tab” adı verilmiĢtir. “Ayin” pınar, kaynak “Tab” iyi, güzel demektir. Buna göre ”Aynitab” veya “Ayıntab” güzel kaynak, iyi pınar manasını ifade etmektedir. Ayıntab adı suyunun bolluğundan kinayedir. Burada “Tab” sözü Farsçadır. Tâkat, kûdret manasındadır. Ayrıca

“Alleben” için kullanılan “Aynü‟l-leben” kelimesinin de parlak pınar manasına

20 Türkiye Ġstatistik Kurumu, a.g.e, s.IX

21 Ġsmail Altınöz. (1999). Dulkadır Eyaletinin Kuruluşunda Antep Şehri (XVI. Yüzyıl) ,Cumhuriyetin 75. Yılına Armağan GAZĠANTEP, Gaziantep Üniversitesi Vakfı Kültür Yayınları Gaziantep, ss. 95- 96

22 Altınöz, a.g.m, s.97

(19)

geldiği savunulmaktadır23.Ayntab‟ta güneĢ baĢka taraflardan daha parlaktır. Bunun sebebi Ģudur; Ģehrin evlerinin hemen hemen tamamı beyaz taĢlarla yapıldığından, güneĢ ıĢığı akis yapmaktadır. Bu yüzden Ģehre “Ayni Tab” denilmiĢtir. Ayni: tıpkı, Tab: sıcaklık ve ziya verici ( Farsça ) demektir. Buna göre Ayintab “ziya ve sıcaklık verici, güneĢ gibi parlayan Ģehir” demektir. Yaygın olan kanata göre, Ģehrin isminin menĢe‟i Arapçadır. Suyunun tatlılığından, pınarlarının bolluğundan dolayı “Ayntab”

denilmiĢtir. Osmanlıca kaynaklarda da hep bu isimle yâdedilmiĢtir24. Gaziantep ġehri'nin adı, Osmanlı döneminde Ayntap, Cumhuriyet döneminde Ayntab ve Antep, 8 ġubat 1921'den itibaren de Gaziayıntab ve Gaziantep olmuĢtur25.

Anadolu‟nun en eski Ģehirlerinden biri olan Ayntâb, tarih boyunca birçok devletin hâkimiyeti altında yaĢamıĢtır. Ġlk çağlardan itibaren tarihi kaynaklarda bugünkü Gaziantep‟in 12 km kuzeyinde Dülük antik kentinin mevcut olduğu görülmektedir. Ancak Ayntab‟ın bulunduğu yerde bir yerleĢim birimi bulunmamaktaydı. Tarihi kaynaklar bu yerleĢim yerinin ismini vermemektedir26.

Ayntab ve çevresi Ġlk çağda Hitit, Asur, Pers, Ġskender, Selefkoslar, Kommagene, Roma; Ortaçağda Bizans, Sasanî, Müslüman Araplar, Hemadanîler, Selçuklular, Haçlılar, Eyyubîler, Moğollar, Memlûkler ve Dulkadıroğulları gibi beylik, devlet ve imparatorlukların hâkimiyet sahası içinde kalmıĢtır27.

XI. yüzyılın sonlarına doğru Büyük Selçuklu Devleti zamanında Ayntab ve havalisinde Türk-Ġslam hâkimiyeti kurulmaya baĢlandı. Selçukluların Anadolu‟ya yönelik harekâtı sırasında uç komutanlarından AfĢin Bey, Fırat‟ı geçerek Ayntab‟ın kuzeybatısındaki Karadağ‟da geniĢ fetih harekâtında bulundu. 1167 senesinde AfĢin, Ayntab ve Rabân‟ı aldığı gibi fetih harekâtları için Dülük‟ü askeri üs haline getirdi28. AfĢin Bey daha sonra Antakya dukalığı arazisine girerek pek çok ganimet ve esir toplayarak Suriye hâkimiyetini de elde etmiĢ oldu29.

1071 yılında Malazgirt zaferi ile Selçuklu Sultanı komutanlarına Anadolu‟nun fethi emrini verdi. Bu bağlamda Anadolu Selçuklu Devletinin

23 Altınöz, a.g.m, s.99.

24 Burhan Bozgeyik. (2000). Her Yönüyle Gaziantep, Tarih/Kültür/ Folklor, Gaziantep ġehit Kamil Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayınları No: 4, Gaziantep, ss. 33-34

25.Celal Pekdoğan, (1999), Antep’de Türk- Ermeni İlişkileri: 1895- 1922. Avrasya Stratejik AraĢtırmaları, Ermeni AraĢtırmaları Enstitüsü Yayını, Ermeni AraĢtırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri, c. III, Ankara, s. 143- 462.

26 Ġlyas Gökhan.(2000). Gaziantep Ve Yöresinin Osmanlı Hâkimiyetine Geçmesi, Osmanlı Döneminde Gaziantep Sempozyumu (22 Ekim 1999), Gaziantep Valiliği Ġl Özel Ġdare Müdürlüğü, Gaziantep s.59,

27 Gökhan, a.g.m. s. 59.

28 Pamuk, a.g.e. s.42

29 Hüseyin Özdeğer. (1996). “Gaziantep” Diyanet İslam Ans.c. XXIII, Ġstanbul, s. 466

(20)

hükümdarı olan Süleyman ġah‟ın komutanlarından GümüĢ Tekin, Ayntab ve çevresinde tekrar Selçuklu hâkimiyetini tesis ettiyse de Bizans‟ın etkili olduğu görüldü. Bizans ile Selçuklu mücadelesinin yoğun Ģekilde yaĢandığı Ayntab havalisi, 1085‟den sonra Süleyman ġah tarafından tekrar ele geçirildi30. Fakat 1096 Haçlı Seferleri sırasında Kudüs‟e ilerleyen Haçlılar Suriye‟ye geldiklerinde Ayntab, Selçuklu elinde idi. Bölgeye Haçlıların hâkim olmasıyla birlikte Ayntab, 1098‟de Boudoin de Boulogne‟nin idaresindeki Edessa (Urfa) Latin Kontluğuna daha sonra da Josselin de Courtenai yönetiminde ki MaraĢ senyörlüğüne tabi oldu31.

Haçlı seferleri Ģiddetini kaybedince, I.Mesud‟un damadı olan Atabeg Nûreddin Mahmud Zengî 1149 yılında düzenlediği bir seferle Ayntab, TelbâĢir ve Azâz‟ı geri aldıysa da kuvvetleri mağlup oldu. Bunun üzerine Sultan Mesud, oğlu Kılıçarslan‟la beraber kuzey Suriye‟ye sefer yaptı ve MaraĢ'ı kuĢatarak aldı. Franklar savaĢa cesaret edemeyince, bundan sonra Sultan Mesud Kılıçarslan‟la beraber 1150 yılında Haçlıların iĢgalinde bulunan Göksun, Behisni, Göynük, Ra‟bân ve Ayntâb Ģehir ve kalelerini zaptetti32. Bu sırada Fatımî Devleti kısa süre Ayntâb‟a egemen olsa da bölge, Haçlıların kontrolündeydi33.

1155 yılında Sultan I.Mesud‟un ölümü ile Haleb Atabeyi Nureddin Mahmud Zengî, Ayntab ve Rabâ‟ı idaresi altına aldı. Babasının yerine geçen Sultan II.

Kılıçarslan, eniĢtesi Nureddin‟den aldığı Ģehirleri iade etmesini istediyse de Nureddin teklifi kabul etmediği gibi akınlarını sürdürdü. Bunun üzerine Kılıçaslan, 1157 yılında ordusuyla gelerek Ayntab‟ı kuĢattı ve ele geçirdi. Nureddin Mahmud Zengî ise Haleb‟e çekildi. Kılıçaslan ile Nureddin Mahmud Zengî arasındaki mücadele ilerleyen süreçte de devam etti. 1160‟lı yıllarda Kılıçaslan‟ın DaniĢmendli Yağı-Siyan ve Ġmparator Menuel ile uğraĢmakta olduğu sırada Nureddin Mahmud, Ayntab ve havalisine taarruzda bulundu. Nureddin Mahmud, 1172‟de Ayntab ve havalisini iĢgal ettiyse de bir yıl sonra ele geçirdiği yerleri Sultan Kılıçaslan‟a iade etti34.

XII. yüzyılın sonlarına doğru Ayntab ve havalisi, Eyyübî Devletinin idaresine geçti. 1183 yılında Salâhaddin Eyyübî zamanında bayındırlık faaliyetlerinin yoğun Ģekilde devam ettiği Ayntab‟ı geri almak için Selçukluların birtakım

30 Pamuk, a.g.e. s.43

31 Pamuk, a.ge. s.44

32 Özdeğer, a.g.e. s. 466

33 Pamuk, a.g.e. s.44

34 Pamuk, a.g.e. s.45

(21)

teĢebbüsleri oldu. Selçuklu Sultanı Ġzzeddin I.Keykavus, Eyyübî Devletinin himayesi altındaki Haleb Atabeyliği topraklarını almak istedi. Gayesi doğrultusunda harekete geçen Selçuklu birliklerine Eyyübî‟lerin Samsât emiri Melikü‟l-Efdal‟de katıldı.

Ancak Melikü‟l-Efdal‟ın ihaneti üzerine Selçuklu kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalınca Ayntab, yine Haleb Atabeyliği‟nin idaresi altında kaldı. Eyyübî‟ler zamanında Ayntab‟taki imar faaliyetleri dikkat çekmekteydi. Melik Salih Ahmed‟in Ayntab valiliği döneminde kentin çevresini çiçek ve meyve bahçeleri kuĢattığı gibi halk için evler yaptırarak Ģehir adeta Küçük ġam‟a dönüĢtürüldü35.

Anadolu‟yu sarsan Moğol istilası önce bu bölgede etkili oldu. 1259‟da Hülâgû Suriye seferine çıkıp Haleb‟i alınca Baycu Noyan‟ın 1258‟de baĢlattığı harekât tamamladı ve Ayntab bölgesi Moğollar‟ın eline geçti. Ancak az sonra Memlûk Sultanı Kutuz Moğollarla mücadeleye giriĢerek 1260 yılında Aynicâlût‟ta onları yendi. Böylece Ayntab ve bölgesi Memlûk nüfuzu altına girdi. Moğolları tamamıyla Kuzey Suriye‟den uzaklaĢtırmak isteyen I.Baybars 1277‟de Ayntab‟tan geçerek Elbistan ovasında Muînüddin Süleyman Pervâne idaresindeki Selçuklu- Moğol ordusunu mağlup ederek Kuzey Suriye‟yi Moğol baskısından kurtardı36

Bundan sonra Ayntab ve bölgesi Memluk Sultanlığı ile MaraĢ ve Elbistan‟a hâkim Dulkadıroğulları arasında ihtilaf konusu oldu. Dulkadır Beyliği‟nin kurucusu olan Zenüddîn Karaca Bey Dulkadır ulusunu bir beylik haline getirmiĢ, aynı zamanda Bozoklar‟ın ve Haleb Türkmenlerinin de reisi olmuĢtu. Ayntab ve çevresi ise daha fazla Dulkadırlı Türkmenleri ile meskûndu. Bu yüzyılda Memluk-Dulkadır çatıĢmaları bölgede etkili oldu. Mücadeleler sırasında Atabeg Berkuk 1381 yılında büyük bir orduyu Dulkadırlılar üzerine sevk etti. Ayntab ve Haleb bölgesi Memluk denetimine geçti. Dulkadır ile Memluklar arasında Kuzey Suriye arasındaki hâkimiyet mücadelesi devam ederken Timur da ordusu ile G. Doğu Anadolu‟ya gelerek Mardin‟i kuĢattı ve Diyarbekir‟i zaptetti. 1400‟de önce Behisni‟yi ele geçirip Ayntab‟a yöneldi ve Ģehri muhasara altına aldı37. Timur, halkın bir kısmını bağıĢladı ise de çoğunu kılıçtan geçirdiği gibi Ģehirdeki pek çok binayı da tahrip etti38.

Timur istilasının ardından Ayntab tekrar Memluk idaresine geçti. Fakat Ģehir 1418 yılında Akkoyunlu beyi Karayülük Osman Bey, Karakoyunlu topraklarına

35 Leslie Peirce.(2005). Ahlak Oyunları-1540-1541 Osmanlı’da Ayntab Mahkemesi ve Toplumsal Cinsiyet, (Çev. Ülkün Tansel), Tarih Vakfı Yurt Yayınları 148,Ġstanbul, s. 57

36 Özdeğer, a.g.m. s.467

37 Özdeğer, a.g.m. s. 467

38 Pamuk, a.g.e. s.47

(22)

girerek Mardin‟i kuĢatıp civarını yağmalamıĢ, Kara Yusuf‟un üzerine gelmesiyle de kaçarak Memluklu topraklarına sığınmıĢ, bunun üzerine Karakoyunlu kuvvetlerinden Kara Yusuf‟un oğlu Pîr Budak‟ın idaresindeki bir kısım askerler Ayntab üzerine yürümüĢlerdi. Bunun üzerine Memluk baskısından çekinen Karakoyunlu kuvvetleri geri çekilirken Ayntab çarĢı ve pazarlarını yaktığı gibi Ģehri de askerlerine yağma ettirdi, ayrıca Ayntab halkından 100.000 dirhemle 40 at aldı. Bu tarihten sonra yeniden baĢlayan Dulkadırlı – Memluk mücadelesi Osmanlıların da devreye girmesiyle farklı bir safhaya büründü ve Ayntab‟ı da etkiledi. 1467‟de doğrudan Memluklarla savaĢa giriĢerek önce ġam Nâibi Berdi Bey kumandasındaki orduyu Turnadağı eteklerinde yenen Dulkadirli Beyi ġehsüvar Bey, Memluk Sultanı Kayıtbay‟ın Emîr Canıbek Kulaksız idaresindeki ordusunu da Ayntab yakınlarında bozguna uğrattı (30 Mayıs 1468) ve Ayntab dâhil Haleb‟e kadar olan yerleri kontrolü altına aldı. Ancak az sonra Emîr YeĢbek kumandasındaki bir Memluk ordusuna Ayntab yakınlarındaki savaĢta yenildi. Bunun üzerine Ayntab yeniden Memluk Sultanlığı idaresine girdi. Alâüddevle‟nin beyliği sırasında ise Ayntab Dulkadiroğulları‟nın hâkimiyetinde bulunuyordu. Dulkadıroğulları‟nın çok önem verdiği bu Ģehir, daha önce olduğu gibi Alâüddevle Bey tarafından imar edildi.

Alâüddevle burada kendi adıyla anılan bir cami ile bir maslak (büyük su hazinesi) yaptırdı, bunların masrafları için vakıflar kurdu. Dulkadır Beyliği, Osmanlı himayesi altında ġehsüvaroğlu Ali Bey‟in idaresine verilirken Memluklar bu fırsattan faydalanarak Ayntab Ģehrini tekrar iĢgal ettiler. Yavuz Sultan Selim‟in Ġran seferi sırasında ve sonrasında Memluk Sultan‟ı Kansu‟nun ġah Ġsmail‟i desteklemesi, Memluk tebaası Sünnî halkın memnuniyetsizliğine neden oldu. Yavuz Sultan Selim bu hususta geniĢ bir propagandaya baĢlayarak Sünnileri Osmanlı tarafına davet etti.

ġam ve Haleb Nâibleri yanında Ayntab Nâibi de bu davete olumlu yanıt verdi.

Nitekim Osmanlı Ordusu Memluk topraklarına doğru ilerleyerek Behisni üzerinden gelip Ayntab yakınlarında ki Merzüban suyu kenarında ordugâh kurduğu sırada Memlukların Ayntab Nâibi Yunus Bey Osmanlı hizmetine girdi. Yavuz Sultan Selim 20 Ağustos 1516‟da Antep‟e gelerek üç gün konakladı. Bu surette Ayntab ġehri Osmanlı Devletine katılmıĢ oldu39.

Osmanlı idari yapılanması içerisinde Ayntab Sancağı; Suriye, Mısır, Filistin ve Hicaz‟ı içine alan “Vilayet-i Arab” eyaletinin sınırları içerisinde yer aldı. Kanuni

39 Özdeğer, a.g.m. s.467

(23)

döneminde Arab vilayetlerinin yapısında değiĢiklikler yapıldığından Ayntab, Haleb vilayetine bağlandı. Ancak daha sonra 1531 yılında teĢekkül edilen Dulkadir Eyaletine bağlı bir sancak haline getirildi. Ayntab‟ın idari statüsü, XVI. yüzyıl sonlarına kadar devam etti. 1598 yılında Ayntab sancağı, Haleb Beylerbeyliğine bağlandı. Haleb Beylerbeyi Hacı Ġbrahim PaĢa, Haleb Defterdarı ve Ayntab kadısının müracaatları üzerine, Ayntab sancağı, MaraĢ Beylerbeyliği‟nin Ayntab sancağından

“mâl-ı mîrîyi” tahsilde zorluk çekmesi ve halka eziyet etmesi üzerine idari yapıda zorunlu bir değiĢiklik yapıldı. Ancak bu durum geçici surette yapılan bir düzenlemeydi. Nitekim daha sonra Ayntab, MaraĢ Eyaleti sınırları içerisinde de yeraldı40.

XVI. yüzyılda Ayntab güçlü ve görkemli değilsede bölge ölçeğinde kozmopolitik bir merkezdi. Osmanlı barıĢı kapsamnındaki Ayntab, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye arasındaki bölgeyi meydana getiren iktisadi, kültürel, yönetimsel ve hatta suç da olabilen çeĢitli ağların içinde önemli bir bağlantı olarak iĢlev görüyordu. Ayntab alım-satım merkezi olmuĢ, bununla birlikte oldukça büyük bir göçebe ve aĢiret nüfusunu geçindirmekte deneyimliydi. Hem bir kale ile güçlendirilmiĢ, hemde istihkamlarala sağlamlaĢtırılmıĢ daha küçük yerleĢimlerin arasında merkezi bir yer olmuĢtur. Dahası Ayntab, din ve hukuk öğrenimi alanında ünlü olmuĢ ya da yakın yüzyıllarda ünlenmiĢtir41.

Yine bu yüzyılda sancak sınırları içinde 1543 sayımına göre, büyük olasılıkla 9.000 ila 10.000 arasında değiĢen nufusuyla oldukça büyükbir sancak olmuĢtur. XVI. yüzyılın ortalarında nüfusu büyük olasılıkla 13.000 ile 20.000 arasında olan Bursa, Ankara ve Kayseri gibi kuruluĢu eskiye dayanan sancaklardan hemen sonra gelmiĢtir42. 1536 ve 1574 yıllarına ait tahrir defterleri Ayntab‟ta vergilendirilebilir hane sayısının 1.865‟ten 2.998‟e yükseldiğini göstermiĢtir43. Ayntab‟ın bu yüzyılda ki demografik yapısına baktığımızda, Müslüman olmayan nufus oldukça az görünmektedeydi. Genellikle hristiyan Ermeniler bunlunmakta idi.

Ayrıca Ayntab‟ta Yahudi nufusu da yok denecek kadar azdı. Bununla birlikte, büyük olasılıkla Halep‟te oturmakta olan Yahudi sarrafların Ayntab‟ın iktisadi ve yönetsel

40 Özdeğer, a.g.m. s.467-468

41 Peirce, a.g.e. s.5-6

42 Peirce, a.g.e, s.68

43Hülya Canbakal. (2009).17.Yüzyılda Ayntâb-Osmanlı Kentinde Toplum Ve Siyaset, (Çev.Zeynep YELÇE ), ĠletiĢim Yayınları, Ġstanbul,s.43

(24)

yaĢamında önemli rolde oynamıĢlarıdır44. Ve 1543 sayımına göre Ayntab‟ın dokuz mahallesinden bir Ermeni mahallesiydi ve tapu sayımlarında mahalle-i Ermeniyan olarak belirtilmiĢ ama mahkeme tutanaklarında Heyik olarak geçmiĢ ve XX. yüzyıla kadar bu adla kullanılmıĢtır45.

XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı idaresi sırasında Ayntab‟ta önemli bir olay meydana gelmedi. Yalnız Anadolu Ģehirleri gibi burası da XVII. yüzyıldan itibaren Celali Ġsyanlarına uğradı; yöredeki bazı nüfuzlu Ģahsiyetler ve mütegallibenin etkisi altına girdi46. Celali isyanları diğer bölgelerde olduğu gibi Ayntab‟ta da etkili oldu. 1599‟da Halep ile MaraĢ arasında kalan bölgenin tümü Ayntab yakınlarında imparatorluk güçleriyle çatıĢan asi Kara Yazıcı‟nın neden olduğu askeri galeyana maruz kalmıĢtır. 1609 yılında yazılmıĢ bir ermeni kroniğine göre, Kara Yazıcı‟nın ardından bu kezde Köse Sefer PaĢa yedi yıl boyunca binlerce insanı emri altında toplayarak Ayntab yöresini bir birine katmıĢtır. 1606 yılına gelindiğinde Ayntab Canbulaoğlu Ali Ġsyanı ile çalkalanmıĢ, ardından 1624-1639 Ġran savaĢlarından nasibini alan Ayntab daha sonra 1626 Ayntab-Halep Civarını etkileyen büyük bir depremi yaĢamıĢtır47. Bu isyanlardan sonra Ayntab, XVII yüzyılın II. yarısından sonra toparlanmıĢtır. Evliya Çelebi ilkkez 1648‟de daha sonra da 1671-1672 „de Ayntab‟ı ziyaret ettiğinde, Ayntab‟ın büyüdüğünü, artık daha fazla han, daha fazla camii ve daha fazla dükkân bulunduğunu kaydetmiĢtir. Bu dönemde ayntab‟ın Celali Ġsyanları sırasında nufusunun düĢüp daha sonra artıĢa geçtiği ve 1680‟lerden sonra 14.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. 1697 yılına gelindiğinde Ayntab‟ta 45 mahalle varken, 1735 „te 52 yükselmiĢ, 1817 „de iki mahalle daha eklenmiĢtir48.

XVIII. yüzyılda Osmanlı Devletini sarsan ekonomik sıkıntılar Ayntab‟ta da etkili oldu. Bu durum yerel seçkinler tarafından kurulan hayri vakıflarında yansıttığı üzere, yapı faliyetlerinde büyük bir artıĢa Ģahit oldu. Gerçektende de Ayntab‟ta en önemli vakıf binalarından bazıları bu dönemde yapıldı. Hüseyin PaĢa Külliyesi (1718-1720),AyĢe Bacı (1722), Karagöz (1724-1755?) ve Karatarla (1775) Camileri, Ahmet Çelebi Külliyesi (1713-1727?) ve Nuri Mehmet PaĢa Camii (1785) bunlara

44 Peirce, a.g.e. s.78

45 Peirce, a.g.e. s.79

46 Pamuk, a.g.e. ss.51-52

47 Canbakal, a.g.e. s.44

48 Canbakal, a.g.e. ss.47-48

(25)

örnek gösterilebilir. Ve Ayntab‟ın nüfusu bu yüzyıl için 14.000 olduğu tahmin edilmektedir49.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti çok sancılı ve buhranlı dönemler yaĢamamıĢtır. Kırım savaĢı, Ġngiltere ile 1838 „de Balta Limanı antlaĢması, Macar isyanı, sonra Rusyanın Hasta Adam ifadesi özllikle Ġngiltere, Fransa‟nın dikkatini çekmiĢ, Trablusgarb ve hemen ardından Balkan SavaĢlarını yaĢamıĢtır. Budurum Ayntab‟da bir takım sorunları beraberinde getirmiĢtir50. XIX. yüzlın II. yarısında 1832-1840 yılları arasında Mısırlı Ġbrahim PaĢa ordularıyla savaĢılmıĢ daha sonra 1853 kırım savaĢında Ayntab‟tan Osmanlı ordusuna asker alımı sürmüĢtür51.

1847 yılında Ayntab sancağı Halep‟e bağlı üç sancaktan birisiydi. Yine 1862‟de Ayntab yine Halep‟e bağlı bir sancak merkezi olarak görünmekteydi52. Ancak; 1864‟te Ayntab Halep merkez sancağına bağlı bir kaza merkezi halinde teĢkilatlandırılmıĢ bu durum 1918‟e kadar sürmüĢ ve 1918 „de müstakil sancak olmuĢtur53. O dönemde Ayntab‟ta 5001 hane bulunmakta, bunun 3907‟si Müslim, 1094 „ü ise gayrimüslim idi. Gayrimüslim hanelerin 67‟si Yahudi kalanı ise Hristiyandı54.

Ayntab‟ın nufusu XIX. ve XX. yüzyılda farklılık gösterdi. Ayntab‟ın toplam nufusu 57.976 idi. Bunun 47.599‟u Türk-Ġslam, 9.833 Ermeni-Hristiyan, 544‟ü Musevi idi. 1906‟ya gelindiğinde toplam nufusunun 89.994 olduğu bunun 69.920‟sinin Türk-Ġslam, 19.378‟nin Ermeni-Hristiyan 696‟sının ise Musevi olduğu görülüyordu. Bu rakamlar incelendiğinde 1871 „den 1906‟ya kadar geçen 35 yıl Türk nufusu ortalam %46.9 artmıĢ bir yıllık artıĢ oranı ise %0 12.3 olmuĢtur. Ermeni nufusu ise, bu süre içerisinde %96 artmıĢ bir yıllık nufus artıĢ oranı %0 28 olmuĢtur.

Buna göre Ayntab nufusunun XIX. yüzyıl sonunda 65.085 i Müslüman olmak üzere 86.988 olduğunu belirtmektedir55. Bunun yanında XX. yüzyıl baĢlarında Ayntab Ģehri ticari, sanayi ve zirai varlığının yarıdan vazlası Ermenilerin eline geçmiĢtir.

49 Canbakal, a.g.e .s.48-49

50 Hale ġıvgın.(1997). 19.Yüzyılda Gaziantep, Gaziantep Büyük ġehir Belediyesi Yayınları, Ankara, s.50-51

51 ġıvgın, a.g.e. s.91

52 ġıvgın, a.g.e. s.67

53 ġıvgın, a.g.e. s.69

54 ġıvgın, a.g.e. s.68

55Adem ÇalıĢkan. (2011). 159 Numaralı Ayntab Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyonu Ve Değerlendirmesi (H.1319-1323,M.1903-1907),BasılmamıĢ Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Gaziantep s.10

(26)

Bunun nedeni hem nufus bakımından artıĢların olması hemde ayntab‟ta Ermenilerin büyük bir misyonerlik faliyeti içinde bulunmuĢ olmalarıdır56.

Ayrıca Ayntab‟ta XIX. ve XX. yüzyıllarada yıkıcı olmasa da, korkuya neden olan depremler yaĢanmıĢtır. 1852 diğeride 1875 „te olmak üzere iki defa kolera salgını yaĢanmıĢ, bu hastalık sebebiyle birçok insan yaĢamını yitirmiĢtir57.

56 ġıvgın, a.g.e. s.71

57 ÇalıĢkan, a.g.t. s.11

(27)

2.3. AYNTAB’IN ÇALIġILMIġ ġER’ĠYYE SĠCĠLLERĠ

Adem ÇalıĢkan.(2011).159 Numaralı Ayntab Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyonu Ve Değerlendirmesi (H.1319-1323,M.1903-1907),BasılmamıĢ Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Gaziantep.

Ahmet Yılmaz. (1997). 19. Yüzyılın Ġlk Çeyreğinde ġer'iyye Sicilleri ve Tereke Defterlerine Göre Medine-i Aymtab 'ın Ġktisadi ve Ġçtimai Durumu. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara,

Cemil Cahit Güzelbey ve IIulûsi Yetkin. (1970). Gaziantep Şer'i Mahkeme Sicillerinden Örnekler. M. 1729-1825. c.81-141, Gaziantep.

Cemil Cahit Güzelbey. (1966), Gaziantep Şer 7 Mahkeme Sicilleri, M. 1828 ilâ 1838. c. 142-143, Fasikül 3, Gaziantep.

Cemil Cahit Güzelbey. (1966). Gaziantep Şer i Mahkeme Sicilleri M.1886 ilâ 1909. c. 153-160, Fasikül 1, Gaziantep, 1966.

Cemil Cahit Güzelbey. (1966). Gaziantep Şer'i Mahkeme Sicilleri, M. 1841- 1886. e. 144-152,Fasikül 2, Gaziantep.

Fuat Yıldırım. (1995). 108 Numaralı Gaziantep Şer 'iyye Sicili. Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ.

Galip Eken. (1088). Gaziantep'in 113 Numaralı ġer'iyye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme (H. 1168-1169 M. 1755-1756). Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

H. Adnan ArslantaĢ. (1997), Antep'in 141 Numaralı H. 1261-1270 Tarihli Şer'iyye Sicilinin Transkripsiyon ve Katalogu. Yüksek Lisans Tezi, Ġnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya.

Handan Bozkurt. (2002). Gaziantep 17 Numaralı Şer'iyye Sicili. Yüksek Lisans Tezi, Ġnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya.

Hüseyin Çınar. 18. Yüzyılın Ġlk Yarısında Ayıntab ġehri nin Sosyal VB

Ekonomik Durumu. Doktora Tezi, istanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ġstanbul, 2000.

(28)

Rabia Sultan Timbil. (2003). 19 Numaralı Gaziantep Şer'iye Siciline Göre Mülk Satışları (1647-1648) Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Koııya.

Yüksel Babanınoğlu. (2004). 155 Nolu (H.1308-1310) Gaziantep Şer'iyye Sicilinin Transkripsiyon ve Değerlendirmesi. Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep.

Zeynel Özlü. (1999). Gaziantep 'in 120 Numaralı Şer 'iyye Sicili (Transkripsiyon ve Değerlendirme). Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Zeynel Özlü. (2002). Kassam Defterlerine Göre XVIII. Yüzyılın İkinci Yansında Gaziantep. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara,

Bu tez çalıĢmasında Ayntab'ın 159 Numaralı ġer'îyye Sicili'nin H. 1322- 1323 yıllarınına ait belgenin ikinci kısmının son 60 varağının transkripsiyonu yapılarak değerlendirilmiĢtir.

(29)

2.4. 159 NOLU AYNTAB ġER’ĠYYE SĠCĠLĠ’NĠN (252-499 SAYFALARI) TRANSKRĠPSĠYONU

Sayfa Nu : 368

Hüküm Nu : 375'in devamı

Belgenin Özeti : Elife Hatunun Ahmed Kâhya’nın terekesinden alcağı mehir ve nafaka talebi.

[...] ibn-i Hacı Ahmed Efendi ve muhtârı Mahli ibn-i Hoca Mehmed ve ihtiyârı Ali ibn-i Hacı Emin Hoca ve ġehreküsdü'de Kocaoğlan Mahallesi imâmı Mehmed ġakir Hoca bin Hacı Mehmed ve muhtârı Hamud'un oğlu Mehmed Ağa ibn-i Mehmed nâm kimesnelerden sırren ve mârrü'l-beyân Kızılcamescid Mahallesi ahâlîsinden Serrâc Abdi ibn-i Ali Bey ve KefĢger Kadri bin Hallâc Hüseyin nâm kimesnelerden bi'l-muvâcehe alenen lede't-tezkiye adl ve makbûlü'Ģ-Ģehâde idükleri iĢ„âr ve ihbâr olunan sâlifü'z-zikr Kocaoğlan Mahallesi ahâlîsinden Molla Yusuf ibn- i Hâfız Abdülkadir ibn-i Hâfız Hüseyin ve mezkûr Delbes Mahallesi ahâlîsinden Serrâc Kanberoğlu Hacı Ali ibn-i Mustafa bin Ahmed nâm kimesneler Ģehâdetleriyle ġamlı Ahmed Kahya demekle ma„rûf Ahmed Kahya ibn-i Hasan Kahya bundan takrîben beĢ sene mukaddem zevce-i menkûha-i medhûlün-bihâsı olan iĢbu müdde„iyye-i mezbûre Elife'yi ba„de't-tatlîk beĢ yüz guruĢ mehr-i mü‟eccel-i müsemmâ ile ancak be-tekrâr akd-i nikâh etdiğini ba„de'l-isbât ve'l-hilf yalnız ziyâde müdde„âsına asla Ģâhidi olmamağla ityân-ı beyyineden izhâr-ı acz ile tâlib-i tahlîf olmağın mûcibiyle müdde„â-bihâsı olan meblağ-ı mecmû„-ı mezkûr bin guruĢdan akd-i evvel için lâzım gelen beĢ yüz guruĢ hakında müvekkil-i asîl ibn-i merkūm Hasan ile verese-i sâirenin tahlîfllerine ta„lîk birle akd-i sâniyye tesmiye olunan meblağ-ı mezkûr beĢ yüz guruĢu müvekkil ibn-i merkūm Hasan'a izâfetle mûrisi müteveffâ-yı merkūm Ahmed Kahya'nın tereke-i vâfiyyesinden olmak üzere müdde„iyye-i mezbûre Elife Hâtun'a hâlâ edâ ve teslîme müvekkil-i merkūma

(30)

izâfetle vekîl-i mûmâ-ileyh Mahmud Efendi'ye gıyâben hüküm ve tenbîh olunduğu tescîl ve Ayntâb Mahkeme-i ġer„iyyesi'nden i„lâm olundu.

Tahrîren fi'l-yevmi'l-hâmis min Ģehri Rebî‘ılevvel li-seneti isnâ ve ıĢrîn ve selâse mi’e ve elf.

Sayfa Nu : 368 Hüküm Nu : 376

Belgenin Özeti : Leylekyan Makdis Kirkor ve Makdis Artin ve Makdis Kiğork evlâd-ı Nersiz veled-i Aleksan adlı tacirlerin vekili olan Kara Manukyan Agob Efendi'nin kendi yerine Nizibliyan Kirkor Efendi veled-i Artin Ağa veled-i Serkis Ağa'yı vekil tayin ettiği

Haleb Vilâyet-i Celîlesi dâhilinde merkez-i kazâ olan medîne-i Ayntâb mahallâtından Tarla-yı Atîk Mahallesi'nde mütemekkin teba„a-i Devlet-i Aliyye'nin Ermeni milletinden Kara Manukyan Agob Efendi veled-i Kiğork veled-i Manuk nâm kimesne medîne-i mezbûre mahkeme-i Ģer„iyyesine mahsûs odada ma„kūd meclis-i Ģer„-i Ģerîf-i enverde bi't-tav„ ve'r-rızâ ikrâr-ı tâm ve takrîr-i kelâm edip teba„a-i müĢârun-ileyhânın millet-i merkūmesinden ve medîne-i Ayntâb'ın Ġbn-i Eyyüb Mahallesi sâkinlerinden ve tüccârândan Leylekyan Makdis Kirkor ve Makdis Artin ve Makdis Kiğork evlâd-ı Nersiz veled-i Aleksan nâm kimesneler taraflarından hâmil olduğum yüz altmıĢ sekiz numarasıyla murakkam ve bin üç yüz on sekiz senesi Ģehr- i Rebî„ulâhiri'nin yirmi birinci günü târihiyle müverrah medîne-i mezbûre nâib-i sâbıkı fazîletlü Ahmed Hilmi Efendi imzâsıyla mümzâ ve hatemiyle mahtûm ve zahrı Ayntâb Bidâyet Mahkemesi ve Haleb Ġstînâf Mahkemesi hey‟etleri taraflarından musaddak bir kıt„a hüccet-i Ģer„iyye ile âheri tevkîle me‟zûniyetim hasebiyle vekîl-i umûmîleri olduğum müvekkillerim merkūmûnun her birerlerinden münferiden ve müĢtereken ve müctemi„an lehlerinde ve aleyhlerinde ikāme olunmuĢ ve olunacak bi'l-cümle umûr-ı Ģer„iyye ve hukūk-ı âdiyye ve ticâriyye ve sâir her türlü de„âvîden dolayı müdde„î ve müdde„â-aleyh ve Ģahs-ı sâlis sıfatıyla bi'l-umûm mehâkim-i Ģer„iyye ve nizâmiyye ve hukūkiyye ve ticâriyye ve cezâiyye ve sâir mehâkim ve mecâlis-i saltanat-ı seniyye ile makāmât-ı âliyye ve devâir-i resmiyyenin âmme-i derecât ve kâffe-i kısmında bidâyeten ve istînâfen ve temyîzen ve itirâzan ve iâdeten ve tashîhan ve vicâhen ve gıyâben taleb ve da„vâ ve husumet ve redd-i cevâba ve

(31)

muhâkeme ve murâfa„a ve müdâfa„aya ve ta„yîn-i merci„ ve vazîfe ve salâhiyet-i mehâkim ve nakl-i da„vâ ve sükūt-ı müdde„âya ve ikāme-i Ģühud ve istimâ„ına tahlîf ve istihlâfa ve redd-i a„zâ ve iĢtikâ ani'l-hukkâm mümeyyiz ve hakem ve ehl-i hibre ve ehl-i vukūf ve muhammin ve senedin ta„yîn ve azline ve konkordato akd ve feshine bi'l-cümle mu„âmelât-ı iflâsiyyenin taleb ve icrâsına ve kendi imzâsıyla her nev„ müsted„ayât ve levâyih ve protesto ve hacznâme ve beyânnâme ve evrâk-ı sâire tanzîm ve devâir-i âidesine takdîme teblîğ ve tebellüğe lehlerindeki i„lâmâtın tenfîz-i ahkâmına ve aleyhlerindeki i„lâmların taleb-i fesh ve ibtâline ve icrâya mürâcaat ve hacz-i emvâl ve fekkine ve mutlakan bâtten ve vefâen bey„ ve Ģirâya ve ferâğ ve tefvîz ve tefevvüze îcâr ve istîcâra ve ahz u kabza ve makbûzâtını müvekkillerim merkūmûna irsâl ve îsâle ve'l-hâsıl husûsât-ı mezkûrenin müteferri„ ve mütevakkıf olduğu umûrun küllîsini son dereceye kadar ale'l-usûl ta„kīb ve îfâya vilâyet-i müĢârun-ileyhâ dâhilinde Kilis Kazâsı'nın Vâiz Mahallesi'nde mukīm teba„a-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye'nin Ermeni milletinden Nizibliyan Kirkor Efendi veled- i Artin Ağa veled-i Serkis Ağa'ya kabûlüne mevkūfe vekâlet-i âmme-i mutlaka-i sahîha-i Ģer„iyye ile tarafımdan vekîl ve nâib-i menâb nasb ve ta„yîn eyledim dedikde mâ hüve'l-vâki„ bi't-taleb ketb ü imlâ olundu.

Tahrîren fi'l-yevmi'r-râbi‘ min Ģehri Rebî‘ılevvel li-seneti isnâ ve ıĢrîn ve selâse mi’e ve elf.

Sayfa Nu : 368 Hüküm Nu : 377

Belgenin Özeti : Firdevs Hanım ve oğlu Mehmed Sadık Bey'in miras hususunda Hacı İsa Ağazâde Abdülkadir Efendiyi vekil tayin ettikleri

Tahakkuk-ı özr-i Ģer„îye binâ‟en zikri atî husûsun mahallinde bi'l-istimâ„ ketb ve tahrîri iltimâs olunmağla kıbel-i Ģerî„at-ı garrâdan me‟zûnen irsâl olunan mahkeme-i Ģer„iyye ketebesinden Mevlânâ Vahîd Efendi ibn-i Salih Efendi Haleb Vilâyet-i Celîlesi dâhilinde merkez-i kazâ olan medîne-i Ayntâb mahallâtından Ammu dâiresinde vâki„ ġeyhcan Mahallesi'nde kâin Kethüdâzâde Mehmed Necati Efendi ibn-i el-Hâc Taha Efendi'nin hânesine varıp [s. 369] akd-i meclis-i Ģer„-i âlî eyledikde hâne-i mezkûrda müsâfereten sâkine ve zâtı zîr-i hüccetde muharrerü'l- esâmi müslimîn ta„rîfleriyle mu„arrefe olan Firdevs Hânım ibnet-i el-Hâc Mehmed Taha Efendi ile mûmâ-ileyhânın sadrî kebîr oğlu Mehmed Sadık Bey ibn-i Kadir Bey

(32)

ibn-i Emin Bey'den her biri meclis-i ma„kūd-ı mezkûrda medîne-i mezbûre mahallâtından Müzellefhâne Mahallesi'nde mukīm Hacı Ġsa Ağazâde Abdülkadir Efendi ibn-i Mehmed Ağa mahzarında bi't-tav„ ve'r-rızâ ikrâr-ı tâm ve takrîr-i kelâm edip bundan çend mâh mukaddem birbirini müteâkib vefât eden mûrisimiz Küçük Hâfız Efendizâde Süleyman Efendi ibn-i Hacı Nuh Efendi ile mûmâ-ileyhin sulbiye kebîre kızı Fatma Hâtun terekelerinden alacak ve verecek ve hisse-i irsiyye talebiyle sâir lehimizde ve aleyhimizde ikāme olunmuĢ ve olacak bi'l-cümle de„âvîden dolayı cemî„-i hukūkumuzu mehâkim-i Ģer„iyye ve nizâmiyye ve ticâriyye ve cezâiyyede mehâkim-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye'nin kâffe-i derecât ve âmme-i kısmında bidâyeten ve istînâfen ve temyîzen ve itirâzen ve iâdeten ve gıyâben ve vicâhen ve tashîhan taleb ve da„vâ ve husûmet ve redd-i cevâba ve kendi imzâsıyla her nev„

müsted„ayât ve levâyih ve evrâk tanzîm ve devâir-i âidesine takdîme ve teblîğ ve tebellüğe ve muhâkeme ve murâfa„a ve müdâfa„aya ve iĢhâd ve istiĢhâda ve tahlîf ve istihlâfa ve mümeyyiz ve hakem ve ehl-i hibre ve senedin nasb ve ta„yîn ve azline ve itirâz ale'l-hükm ve ale'l-gayra ve Ģahs-ı sâlis sıfatıyla gayrın muhâkemesine duhûle ve sükūt-ı muhâkeme talebine ve redd-i a„zâ ve iĢtikâ ani'l-hukkâma ve protesto ve ciro ve konkordato tanzîm ve keĢîde ve redd-i yemîn ve kabûle ve tatbîk-i hat ve hâtem ve rü‟yet-i muhâsebeye ve her nev„ karâr ve i„lâm istihsâl ve ahzına ve icrâya mürâcaat ve hacz-i emvâl ve fekkine ve ifrâz ve taksîm ve ta„yîn-i mevki„ ve tashîh-i kuyûd ve tahdîd-i hudûda ve mârrü'l-beyân hukūkumuzu ahz u kabza ve makbûzâtını bizlere i„tâ ve îsâle ve'l-hâsıl husûsât-ı mezkûrâtın müteferri„ ve mütevakkıf olduğu umûrun küllîsini son dereceye değin ale'l-usûl ta„kīb ve îfâya hâzır-ı mûmâ-ileyh Abdülkadir Efendi'yi her birimiz münferiden ve her ikimiz müctemi„an tarafımızdan vekîl ve nâib-i menâb nasb ve ta„yîn eyledik dediklerinde ol dahi vekâlet-i mezkûreyi ber-minvâl-i muharrer kabûl edip hidemât-ı lâzımesini kemâ yenbeğī edâya ta„ahhüd ve iltizâm eylediğini mevlânâ-yı mûmâ-ileyh mahallinde ba„de'l-istimâ„ ketb ve tahrîr ve ma„an meb„ûs olan ümenâ-i Ģer„le meclis-i Ģer„a gelip vukū„-ı hâli bi- tamâmihâ inhâ ve beyân ve takrîr etmekle kıbel-i Ģer„den dahi tenfîz olunmağın mâ hüve'l-vâki„ bi't-taleb ketb ü imlâ olundu.

Tahrîren fi'l-yevmi'l-hâdî ve'l-ıĢrîn min Ģehri Saferi'l-hayr li-seneti isnâ ve ıĢrîn ve selâse mi’e ve elf.

Sayfa Nu : 369

(33)

Hüküm Nu : 378

Belgenin Özeti : Cided köyünden vefat eden İsmail’in küçük çocukları Ökkeş ve Emine'nin ihtiyaçlarını gidermek için vasileri olan halaları oğlu Mustafa Efendi'nin çocuklara ait binaları aynı köyden Mustafa Ağa'ya satışına izin verildiği.

Haleb Vilâyet-i Celîlesi dâhilinde merkez-i kazâ olan medîne-i Ayntâb'a tâbi„

Cided (Cadad) karyesi sâkinlerinden iken bundan mukaddem vefât eden Ġsmail bin Ġbrahim'in sulbî sagīr oğlu ÖkkeĢ ile sulbiye sagīre kızı Emine'nin bâ-hüccet-i Ģer„iyye vasî-i mansûbları olan ammeteleri oğlu Mustafa Efendi ibn-i Hacı Nuh Efendi medîne-i mezbûre mahkeme-i Ģer„iyyesinde ma„kūd meclis-i Ģer„-i Ģerîf-i enverde karye-i [mezkûreden] Mustafa Ağa ibn-i Memo Kahya mahzarında bi't-tav„

ve'r-rızâ ikrâr-ı tâm ve takrîr-i kelâm edip vasîleri olduğum sagīrân-ı mezbûrânın babaları müteveffâ-yı merkūmdan müntakil olup karye-i mezkûrede vâki„ tarafları kıbleten iĢbu hâzır-ı merkūm Mustafa Ağa'nın Ģirâen mülkü olan nar bağçesi ve Ģarkan tarîk-i âmmı fâsıl hark-ı mâ‟ ve Ģimâlen Topuz'un oğlu Mehmed menzili ve garben Buharavî Hacı Ömer Ağa vereselerinden kerîmeleri Hadice ve Hacce ġakire hâtunların tarlaları ile mahdûd olup ve mûmâ-ileyh Hacı Nuh Efendi'nin oğlu Ahmed Efendi'nin mülkü olan arsa üzere mebnî bir bâb hâneden mâ„adâ aslâ mâlları olmayıp ve sagīrân-ı merkūmân dahi nafaka ve kisve-bahâya eĢedd-i ihtiyâc ile muhtâc olduklarına ve mârrü'z-zikr arsa üzerinde bulunan ebniye dahi müĢrif-i harâb ve mâil-i turâb olmağla bedel-i icâresi masârıfât-ı vâkı„asına kâfî olamadığına binâ‟en semen-i misliyle tâlibine bey„ olunmak üzere kıbel-i Ģer„den bana izin verilmiĢdi. Ol vechile binâ-i mezkûr kāim olduğu hâlde mecma„ mahallerde ale'l-usûl iki mâh mikdârı bi'l-müzâyede ve ba„de inkıtâ„ı'r-rağabât sekiz yüz guruĢa hâzır-ı merkūm Mustafa Ağa üzerinde karârgîr olup ziyâdeye tâlib-ı âheri dahi zuhûr etmeyip ve meblağ-ı mezkûr dahi sâlifü'l-beyân menzil-i mahdûd-ı mezkûrdan mârrü'z-zikr ebniyenin semen-i misli idüğü zeyl-i hüccetde muharrerü'l-esâmi müslimînin ihbârlarıyla lede'Ģ-Ģer„i'l-enver zâhir ve mütehakkık olmağla [arsa-i] mahdûd-ı mezkûr dâhilinde kāim bulunan ebniye-i mezbûreyi medîne-i mezbûrenin ferâğ komisyonu huzûrunda meblağ-ı mezkûr semen mukābelesinde hâzır-ı merkūm Mustafa Ağa'ya bâtten ve sahîhan bey„ ile semeni ahz u kabza ve ber-vech-i muharrer bey„-i mezkûru ve kabz-ı semen ile istîfâ-yı hakkı ikrâr ve takrîre ve mu„âmele-i nizâmiyyesini tamâmen ve kâmilen edâ ve îfâya ve me‟hûzu olan

(34)

meblağ-ı mezkûru sagīrân-ı mezbûrânın nafaka ve kisve-bahâ ve sâir havâyic-i zarûriyyelerine harc u sarfa vasî-i mûmâ-ileyh Mustafa Efendi'ye kıbel-i Ģer„den izin verilmeğin mâ hüve'l-vâki„ bi't-taleb ketb ü imlâ olundu.

Tahrîren fi'l-yevmi'l-gurreti min Ģehri Rebî‘ılevvel li-seneti isnâ ve ıĢrîn ve selâse mi’e ve elf.

ġuhûdü'l-hâl: Cided karyesinden (silik), karye-i mezkûre ahâlîsinden Halil ibn-i merkūm Memo Kâhya ve gayruhum.

Sayfa Nu : 370 Hüküm Nu : 379

Belgenin Özeti : Safa hatunun Ahmet'ten boşandımasına ve 1000 kuruş mehr-i kendisine ödenmesine karar verildiği

Ma„rûz-ı dâ„îleridir ki

Haleb Vilâyet-i Celîlesi dâhilinde merkez-i kazâ olan medîne-i Ayntâb mahallâtından Bostancı Mahallesi'nde sâkine mu„arrefetü'z-zât Safa ibnet-i Hâfız Ġbrahim bin Ahmed nâm hâtun medîne-i mezbûre mahkeme-i Ģer„iyyesine mahsûs odada ma„kūd meclis-i Ģer„-i Ģerîf-i münîrde zevci Abdülvehhâb ibn-i Ahmed ibn-i Dellak Bekir muvâcehesinde üzerine da„vâ ve takrîr-i kelâm edip makbûzum olan bin guruĢ mehr-i mukaddem ve yine bin guruĢ mehr-i mü‟eccel tesmiyesiyle merkūm Abdülvehhâb zevc-i dâhilim olduğu hâlde iĢbu târihden takrîben yirmi beĢ gün mukaddem kendisiyle miyânemizde vukū„a gelen münâza„a üzerine beni talâk-ı selâse ile tatlîk edip ol vechile ben merkūmdan boĢ olup ol târihden Ģimdiye değin merkūmdan ayrı hânede sâkine olmamla hâlâ zimmetinde mukarrer mârrü'l-beyân bin guruĢ mehr-i mü‟eccelim ile kendi mâlım olup merkūmun nezdinde bulunan bir kat yatak ve bir küpür ve bir kadife ve bir çit entari ve bir sandık ve bir aynadan ibâret olan eĢyâlarımı bi-gayrı hakkın zabt ile bana red ve iâdeden imtinâ„ eder olmağla suâl olunup îcâbı icrâ olunmak matlûbumdur deyu ba„de'd-da„vâ ve's-suâl ol dahi cevâbında ol mikdâr mehr-i mü‟eccel tesmiyesiyle mezbûre Safa kendisinin taht-ı nikâhında hâlâ zevce-i menkûha-i medhûlün-bihâsı olduğunu tâyi„an ve kat„iyyen ikrâr ve i„tirâf edip ancak mezbûre Safa'nın mâ„adâ ziyâde müdde„âsını ba„de'l-inkâr müdde„iyye-i mezbûre Safa'dan müdde„â-yı meĢrûhasına mutâbık beyyine taleb olundukda usûl-i mevzû„asına tatbîkan evvelen bâ-varaka-i mestûre her biri mensûb oldukları Karasakal Mahallesi imâmı Hamanoz? Fakı'nın oğlu Molla

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :