T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI 2000 YILINDAN SONRA RUSYA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI YÜKSEK LİSANS TEZİ Murad AIDINOV Ankara-2013

129  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI

2000 YILINDAN SONRA RUSYA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Murad AIDINOV

Ankara-2013

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI

2000 YILINDAN SONRA RUSYA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Murad AIDINOV

Tez Danışmanı Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Ankara-2013

(3)
(4)
(5)

I

İçindekiler………...I Kısaltmalar………...VI

GİRİŞ………..1

BİRİNCİ BÖLÜM YELTSİN’İN MİRASI I. İç Politikası……….……….………..17

II. Dış Politikası……….……….………19

III. Ortadoğu Politikası……….………….……….………21

IV. Putin’in İktidara Gelişi...……….………....25

A. Putin’in Devleti Güçlendirme Usulü 1. Devletin Bütünlüğünü Korumak…………..………...27

2. Oligarklara Karşı Mücadelesi..……….………...29

3. Güçlü Ordu İnşa Etmek……….……….30

4. Enerji Aracılığıyla Eksi Gücüne Kavuşmak……….………..34

5. Putin’in Avrasya Birliği Projesi………..………....37

B. Putin’in Dış Politikası’ndaki Öncelikleri 1. NATO’nun Doğuya Doğru Genişlemesini Önlemek………..38

2. NATO’nun Füze Savunma Sistemini Önlemek………..41

C. Putin’in Ortadoğu Politikası’ndaki Öncelikleri……….43

(6)

II

İKİNCİ BÖLÜM

ORTADOĞU DEVLETLERLE İLİŞKİLER

I. Rusya’nın İran Politikası

A. Siyasi Boyutu……….…...…………..46

B. Ekonomik Boyutu………....…………...51

C. Askeri Boyutu………....……….52

II. Rusya’nın Suriye Politikası

A. Siyasi Boyutu………..53

B. Ekonomik Boyutu………...54

C. Askeri Boyutu………...…..…55

III. Rusya’nın Irak Politikası

A. Siyasi Boyutu………...………...57

B. Ekonomik Boyutu………...60

IV. Rusya’nın Türkiye Politikası

A. Siyasi Boyutu………...………...62

B. Ekonomik Boyutu……….……..………64

C. Askeri Boyutu………...………..66

V. Rusya’nın Mısır Politikası

A. Siyasi Boyutu………..………....67

B. Ekonomik Boyutu………...………69

VI. Rusya’nın Suudi Arabistan Politikası

A. Siyasi Boyutu………….……….………...70

(7)

III

B. Ekonomik Boyutu………..………....71

VII. Rusya’nın İsrail ve Filistin Politikası A. İsrail Politikası……….………..72

B. Filistin Politikası……….……….….75

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM BÜYÜK GÜÇLER VE ARAP BAHARI I. Rusya’nın Ortadoğu Politikasına Büyük Güçlerin Yaklaşımı A. ABD………78

B. ÇHC………....81

II. Kremlin’de Rok Harekâtı A. Putin’in Üçüncü Dönem Başkanlığı……….………82

B. Ortadoğu’daki Son Gelişmeler ve Rusya’nın Yaklaşımı………...83

III. Rusya’nın Arap Baharı’na Yaklaşımı……….84

A. Tunus’daki Olaylara Rusya’nın Yaklaşımı……….…….…..86

B. Mısır’daki Olaylara Rusya’nın Yaklaşımı………...………….87

C. Libya’daki Olaylara Rusya’nın Yaklaşımı………..………...88

D. Suriye’deki Olaylara Rusya’nın Yaklaşımı………..……..89

E. Yemen ve Bahreyn’deki Olaylara Rusya’nın Yaklaşımı……….…...91

F. Arap Baharı’ndan Rusya’nın Kaybı……….……….……..92

(8)

IV

SONUÇ………..………94

ÖZET………...97

ABSTRACT………...98

KAYNAKÇA………...99

(9)

V

KISALTMALAR

AB Avrupa Birliği

ABD Amerika Birleşik Devletleri

ABF Anti Balistik Füze (Anti Ballistic Missile) AKKA Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması BM Birleşmiş Milletler

BDT Bağımsız Devletler Topluluğu

CIA Merkezi İstihbarat Teşkilatı (Central Intelligence Agency) FSB Federal Güvenlik Servisi (Federalnaya Sluzhba Bezopasnosti) FSS Füze Savunma Sistemi

FKÖ Filistin Kurtuluş Örgütü

GK Güvenlik Konseyi

İKÖ İslam Konferans Örgütü

KGB Devlet Güvenlik Komitesi (Komitet Gosudarstvennoy Bezopasnosti) KAÜİK Körfez Arap Ülkeler İşbirliği Konseyi

KGAÖ Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (Organizatsiya Dogovora o Kollektivnoy Bezopasnosti)

NATO Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization)

NTV Ulusal Televizyon Kanalı (Natsionalnaya Televidenya)

NPT Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (Nuclear Non- Proliferation Treaty)

(10)

VI

OPEC Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (The Organization of the Petroleum Exporting Countries)

ORT Rus Kamu Televizyon Kanalı (Оbshestvennıy Rossiyskiy Telekanal ) PKK Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistan)

RF Rusya Federasyonu

SSCB Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği

SSG Stratejik Savunma Girişimi (Strategic Defense İnitiative)

SIPRI Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (Stockholm İnternational Peace Research İnstitute)

ŞİÖ Şanghay İşbirliği Örgütü

UAEA Uluslararası Enerji Ajansı (İnternational Atomic Energy Agency) UNMOVİC Uluslararası Silah Denetim Komisyonu

(11)

1 GİRİŞ

Günümüzde kullandığımız Yakındoğu ve Uzakdoğu terimleri gibi, Ortadoğu terimi de bilimsel bir yaklaşımdan çok coğrafi yaklaşımı ifade etmektedir. Bilimsel açıdan bölgeye bakıldığında, Ortadoğu Asya kıtasının Güneybatısında yer almaktadır. Yani, Ortadoğu olarak tanımladığımız bölge ‘‘Güneybatı Asya’’ olarak geçmektedir.1

Ortadoğu, coğrafi bir kavram olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Avrupalılar tarafından ortaya atılmıştır. Özellikle, İngilizlerin o dönem dünya üzerindeki kontrol ve egemenlikleriyle ilgili olarak, Avrupa’dan Asya’nın doğusuna kadar olan uzaklıkları, belirli bölümlere ayırmak suretiyle, bölgesel olarak tanımlama ihtiyacından doğmuştur. Ortadoğu kavramının yaygın olarak kullanılması İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce daha çok

‘‘Yakın Doğu’’(Blijniy Vostok) olarak kullanılmıştır.2 İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kullanımı yaygınlaşan ‘‘Ortadoğu’’ (Sredniy Vostok) kavramı ilk kez 1902 yılında Amerikalı jeopolitikçi Alfred Thayar Mahan tarafından kullanılmaya başlanmıştır.3

Coğrafi anlamda en dar anlamı ile Ortadoğu Mısır, İran, Yemen ve Türkiye coğrafyası içerisinde yer alan ülkeleri kapsamaktadır. Ortadoğu’yu daha geniş anlamda tanımlayacak olursak, yukarda saydığımız ülkelere sınır olan ülkeleri yani

1 Gumer İsayev, ‘‘Chto Takoe Blizhniy Vostok?’’,

http://www.zvezda.ru/geo/2009/05/19/middleeast.htm, (Erişim tarihi: 29.08.2012).

2 Şadiye Deniz, ‘‘Ortadoğu’nun Yeniden İnşasının Yapı Bozumu: Büyük Ortadoğu Projesi Üzerine Bir Analiz’’ Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt:5, Sayı:20, Kış 2012, s.170.

3 Çağrı Erhan, Bizim Kırmızı Çizgimiz Vardı, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2006, s. 114.

(12)

2 Afganistan’ı, Kuzey Afrika’daki ülkeleri içine alacak şekilde tanımlanmaktadır.

Bugün Ortadoğu bölgesinin kesin olarak hangi bölgeyi kapsadığına ilişkin herhangi bir tanımlama bulunmamaktadır. Bu nedenle Ortadoğu coğrafyasının sınırları ve kapsamı tam olarak belli değildir. Ortadoğu bölgesinin içine aldığı coğrafya tarih boyunca değişik bölgeleri içeren bir coğrafya olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar sırasında her küresel güç kendi çıkarına göre sınır çizmiştir.4 Örneğin İngilizler, Birinci Dünya Savaşı’na kadar Ortadoğu terimini Balkanları ve Osmanlı İmparatorluğu’nu tanımlamak için kullanmıştır.5 Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra, Ortadoğu terimini genel olarak İslam dünyasını belirtmek için kullanmıştır.6 Bugün ABD için Ortadoğu bölgesi, Kuzey Afrika’nın batı kıyılarından doğuda da Pakistan’ı içine alacak şekilde çok geniş bir alanı kapsamaktadır.7

RF’nin bu konudaki kapsam anlayışı ise daha da farklıdır. Sovyet literatüründe Ortadoğu denildiğinde Türkiye, İran ve Afganistan coğrafyasını kapsardı. Günümüz RF’sinde Ortadoğu denildiğinde Batı’nın en dar anlamda tanımladığı coğrafyayı (Mısır, İran, Yemen ve Türkiye coğrafyası) kapsamaktadır.

Yalnız, RF bölgeyi tanımlarken ‘‘Orta Doğu’’ terimi yerine çoğunlukla ‘‘Yakın Doğu’’ terimini kullanmaktadır.8

Ortadoğu, üç bin yıllık tarihi boyunca tek bir otoritenin egemenliği altında kalmamış, her çağda büyük devletlerin kültürlerine ev sahiplik yapmıştır.

4 Yevgeni Satanovskiy, Rossiya i Blizhniy Vostok: Kotel s Nepriyatnostyami, Moskva, İzdatelstvo Eskmo, 2012, s. s. 6.

5 Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu, 61. Baskı, İstanbul, Küre Yayınları, 2011, s.132.

6 Satanovskiy, op.cit., s. 7.

7 Ekrem Memiş, Kaynayan Kazan: Ortadoğu, 1. Baskı, Konya, Çizgi Kitabevi Yayınları, 2002, ss.

6-7.

8 İsayev, op.cit., http://www.zvezda.ru/geo/2009/05/19/middleeast.htm, (Erişim tarihi: 29.08.2012).

(13)

3 Ortadoğu’nun çok sayıda kültüre ev sahipliği yapmasından dolayı uygarlığın beşiği olarak tanımlanmıştır. Uygarlığın beşiği tanımlanmasındaki nedeni; ilk hükümetlerin, ilk şehirlerin, ilk hukuk sistemin bu bölge sınırları içerisinde ortaya çıkmasıdır.

Ayrıca, insanoğlunun geleceğine yön veren yazının, matematiğin, astronominin, tıbbın ve diğer eğitimlerin anavatanı olmasıdır.9 Dahası, insanoğlunun tarihi çağlar boyunca günlük yaşamda kullandığı bronz, bakır, gümüş ve altın da ilk kez bu bölge içerisinde kullanılmasıdır.10 Öte yandan, insanların sosyal yaşam hayatını kökten değiştiren tarım ve hayvancılığın da ilk kez bu bölge sınırları içerisinde işletilmesidir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak şunu diyebiliriz ki, dünyanın ilk sosyal hayatı bu bölge sınırları içerisinde başlamıştır.11

Günümüzde Ortadoğu’nun en önemli kültür zenginliği hiç şüphesiz dindir.

Ortadoğu, eski dinlerin yanı sıra üç dinin (İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik) beşiğidir. Bugün Ortadoğu’nun göz bebeği konumundaki Kudüs’te 2000 yıl önce Hıristiyan dini ortaya çıktığı için, bölge Hıristiyan kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Yedinci yüzyılda, bugünkü Suudi Arabistan topraklarında yer alan Mekke şehrinde İslam dini doğduğu için Müslümanlar açısından kutsal sayılmaktadır.

Tevrat’ta, Allah’ın (Yehova) İbrahim’e ‘‘Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları senin milletine veriyorum’’ (Vaat Edilmiş Toprak) denildiğini iddia eden Yahudiler açısından da kutsal sayılmaktadır. 12

9 Davutoğlu, op.cit., s.130.

10 Bernard Lewis, Ortadoğu, çev: Selen Y. Kolay, 3- Baskı, Ankara, Arkadaş Yayınevi, 2006, s. 194.

11 Arthur Goldschmidt JR ve Lawrence Davidson, Kısa Ortadoğu Tarihi, çev: Aydemir Güler, İstanbul, Doruk Yayımcılık, 2008, ss. 35-36.

12 Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Ortadoğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, 3. Baskı, İstanbul, Alfa Yayınları, 2007, s. 115.

(14)

4 Bugün Ortadoğu kültürünün göz bebeği konumundaki Kudüs şehri, üç dinin mensupları açısından kutsal sayılmaktadır. Miraç olayının Mescid-i Aksa’da gerçekleştiğine inanan Müslümanlar için Kudüs şehrin kutsallığı ne ise, Hz. İsa’nın Yahudiler tarafından çarmıha gerildiğine inanan Hıristiyanlar açısından da kutsaldır.

Hz. Süleyman zamanında (Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yerde) yapılan ağlama duvarı Yahudiler için de bir o kadar kutsal sayılmaktadır.13 Bugün Ortadoğu kültünün göz bebeği Kudüs şehrin dışında bölgede daha nice kültüre zengin şehirler bulunmaktadır. Bunlardan ilkleri: Kahire, Bağdat, İstanbul, İsfahan, Şam’dır. Bu kültür şehirlerin Ortadoğu sınırları içersinde yer almaları bölgenin kültürel açıdan stratejik önemini artırmaktadır.14

Ortadoğu, tarih boyunca ekonomik açıdan stratejik bir bölge olmuştur. İlk başta Ortadoğu’nun ekonomik açıdan stratejik önemi bu bölgenin coğrafi konumuyla ölçülmüştür. Daha sonra bölgenin ekonomik açıdan stratejik önemi suyollarıyla ölçülmeye başlanmıştır. 1869’da ise, bölgenin ekonomik anlamda stratejik önemi Süveyş Kanalı’yla ölçülmeye başlanmıştır. Bu kestirme yol, tarihte en çok Avrupalıların işine yaramıştır. Daha önce, Uzakdoğu’ya ulaşmak için Afrika’nın en güneyindeki Ümit Burnu’nu dolaşmak mecburiyetinde kalan Avrupalılar, bu kanalın açılışıyla hem zaman açısından, hem de ekonomik açıdan büyük avantaj elde etmiştir. Süveyş Kanalı’nın ekonomik açıdan stratejik önemi, Ortadoğu’nun çöllerinde petrol bulunana kadar devam etmiştir.15

13 İbid., s.36.

14 Satanovskiy, op.cit., s.14.

15 Sadık Acar, ‘‘Orta Doğu’nun Dünya Ticareti bakımından Önemi ve Körfez Bunalımı Sonrası Beklentiler’’, Cilt: 7, Sayı: 1, D.E.Ü, İ.İ.B.F. Dergisi, 1992, s.150.

(15)

5 İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa ülkeleri sömürgelerinden vazgeçmişlerse de, ekonomik açıdan stratejik konumdaki Süveyş Kanalı’ndan asla vazgeçmemişler.

Öyle ki, 1952’de Mısır’da iktidara gelen Nasır hükümeti, 1956’da Süveyş Kanalı’nı kamulaştırdığını açıkladığında İngiltere, Fransa ve İsrail buna tahammül edememiş ve kanalı tekrar kendilerin hâkimiyeti altına almak için Mısır’ı işgal etmiştir. SSCB ve ABD’nin diplomatik baskılarıyla müdahale başarısızlıkla sonuçlanmıştır.16

Birinci Dünya Savaşı’na kadar bölgenin ekonomik açıdan stratejik önemi yukarıda bahsedilen Süveyş Kanalı’yla ölçülmüştür. 20. Yüzyılın ortalarına doğru Ortadoğu’da petrolün bulunması ile Süveyş Kanalı stratejik açıdan ikinci plana düşmüştür. Ortadoğu’da petrolün bulunması, bölge halkından çok dünyanın kaderini değiştirmiştir. Ortadoğu petrolü özellikle Batı ülkelerinin sanayileşen ekonomisine büyük katkı sağlamıştır. Sadece 1915-1950 yılları arası İngiltere’nin İran petrolünden elde ettiği kar 613 milyon dolar olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ekonomisinin Ortadoğu petrolüne olan ihtiyacı önemli derecede artmıştır. Öyle ki, İran’da 1951’de Doktor Musaddık İran petrolünü kamulaştırdığında, İngiltere buna katlanamamıştır. İran petrolünden vazgeçmeyi istemeyen İngiltere, ABD’nin (CIA) desteğiyle demokratik seçimlerle 1951’de iktidara gelen Doktor Musaddık’ı 1953’te bir darbe girişimi sonucu devirmiştir.17

16 Yevgeni Primakov, Rusyasız Dünya, çev: Aijan Esenkanova, 1. Baskı, İstanbul, Timaş Yayınları, 2010, s. 64.

17 Arı, (2007), op.cit., s. 250.

(16)

6 Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin de 1972’de Irak petrolünü kamulaştırdığı için Batı’nın hedef haline gelmiştir.18 RF’deki bazı siyasetçilere göre, ABD ve onun müttefikleri iki körfez savaşından askeri anlamda zayıflamış Irak’ı nükleer silah üretmekte suçlayarak ikinci kez işgal etmiştir.19 Hâlbuki nükleer silah üretmekle suçlanan Irak’ın, nükleer silahı bir kenara dursun, nükleer reaktörü bile yoktu.20

ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin Irak’ın dünyada Suudi Arabistan’dan sonra petrole zengin ikinci ülke olmasıdır tespiti ikinci körfez savaşından önce Saddam Hüseyin tarafından yapılmıştır. Saddam’a göre, ‘‘ABD’nin Ortadoğu’da ve özellikle Bağdat’a yönelik politikası, Irak petrolünü ele geçirerek Moskova’nın bölgedeki müttefiklerini sırasıyla yok etmektir’’.21 Yani, Irak’ta Saddam’ı, Suriye’de Esad’ı, İran’da İslam rejimini devirmektir. ABD’nin bu planı, 11 Eylül 2001 terör saldırısından sonra dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld tarafından hazırlanmıştır. Donald Rumsfeld tarafından hazırlanan plan, oğul George Bush tarafından öne sürülen ‘‘Büyük Ortadoğu’’ (The Greater Middle East) projesidir.22 Saddam’ın kendisi de Irak’ın ekonomik gücünü artırmak amacıyla 1980’de İran’ı ve 1990’da Kuveyt’i işgal etmiştir.23

Irak’ta Saddam’ı, Libya’da Kaddafi’yi devirerek bu ülkelerin petrolüne hâkim olan büyük güçler, bugünlerde İran’ın zengin petrolünü ele geçirmek için çaba

18 Valentin Prussakov, Tak Govoril Saddam, Moskva, İzdatelstvo Ultro-Kultura, 2004, s.17.

19 Shamsudin Mamaev, ‘‘Bitvı za Bagdat i Vashington’’, Moskva, Tsentır Strategicheskih Ocenok i Prognozov, 2010, s. 138.

20 Çağrı Erhan ve Ömer Kürkçüoğlu, ‘‘Ortadoğu’yla İlişkiler’’, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cilt II, 12. Baskı, İstanbul İletişim Yayınları, 2010, s. 150.

21 Prussakov, op.cit., s.92.

22 Stanislav Tarasov, ‘‘Blizhniy Vostok Pered Licaom Sunitsko-Shitskoy Voynı’’, M. Kolerova (ed), Tochka Vzırva: Rossiya, Kavkaz i Blizhniy Vostok, Moskva, İzdatelskiy Dom Regnum, Sentyabır 2012, s.26.

23 Howard Zinn, Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi, 1. Baskı, Ankara, çev: Sevinç Sayan Özer, İmge Kitabevi, 2005, s. 623.

(17)

7 harcamaktadır.24 Soğuk Savaş dönemi boyunca Ortadoğu’ya ideolojisini yayarak ABD’nin etkisini sınırlamakla uğraşmak zorunda kalan Moskova, bugün diğer ülkeler gibi, Ortadoğu petrolüne hâkim olmak için çaba harcamaktadır. Bugün eski gücünü enerji vasıtasıyla da geri kazanmayı amaçlayan RF açısından Ortadoğu petrolü son derece önemlidir.25

Ortadoğu bölgesine jeopolitik açıdan bakıldığında, dünyanın en önemli bölgelerinden biridir. Coğrafi konumu itibari ile Ortadoğu bölgesi üç kıtanın birleştiği ve tarih boyunca büyük imparatorlukların topraklarına katmak istedikleri bölge olmuştur.26 Özellikle 19. Yüzyılın sonlarına doğru İngiltere ve Fransa başta olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri zayıflamış Osmanlı İmparatorluğu’ndan jeopolitik açıdan dünyanın en önemli bölgelerinden biri olan Ortadoğu’yu paylaşmışlardır. Bu bağlamda Mısır, Irak, Filistin, Ürdün İngiltere’nin; Suriye, Lübnan Fransa’nın etkisi altına girmiştir.27

Ortadoğu bölgesinin bir diğer jeopolitik önemi, dünyada birinci derecede önem arz eden dokuz stratejik deniz geçiş yollarından beşinin (Süveyş Kanalı, İstanbul, Çanakkale, Babül Mendep ve Hürmüz Boğazı) bu bölgenin sınırları içerisinde yer almasıdır. Bu geçiş suyolları, bölgenin jeopolitik açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kestirme yolların sayesinde Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Birleşik Krallık dünya sahnesinde süper

24 Richard Bennett, ‘‘İran Gotovitsya Vstretit Bolshogo Shaytana’’, Moskva, Centır Strategicheskih Ocenok i Prognozov, 2010, s. 122.

25 Yekaterina Stepanova, ‘‘Russia’s Middle East Policy: Old Divisions or New?’’ PONARS Policy Memo, No. 429, Moscow, Institute of World Economy and International Relations, December 2006, p.4.

26 Lewis, op.cit., s.25.

27 Oral Sander, Siyasi Tarih: İlkçağlardan 1918’e, 12. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2010, s. 382.

(18)

8 güç olmuşlardır.28 Amerikalı jeopolitikçi Alfred Thayer Mahan’a göre, bir Dünya İmparatoru olmak için bu geçiş yollarının kontrol edilmesi şarttır.29

Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetindeki boğazlar, (Çanakkale ve İstanbul Boğazları) 1917’de Rusya’da meydana gelen ‘‘Ekim Devrimi’’ne kadar Moskova’nın ilgi alanı olmuştur. Ruslar, bu stratejik boğazları ele geçirmek için teşebbüste bulunmuştur. 1853’te Kırım Savaşı’nın çıkmasının asıl nedeni de, bu boğazlar üzerinde hâkimiyet kurmak olmuştur. Ancak stratejik açıdan önem arz eden boğazları Ruslara kaptırmayı istemeyen İngiltere ile Fransa, Kırım Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu tarafında savaşa girerek Boğazların Rus hâkimiyetine girmesini engellemiştir.30 Birinci Dünya Savaşı döneminde, bu sefer İngiltere ve onun müttefikleri Türk boğazlarını ele geçirmek için teşebbüste bulunmuştur. Fakat onlarda Ruslar gibi, amaçlarına ulaşamamıştır. Ortadoğu bölgesindeki bulunan Süveyş Kanalı da jeopolitik öneminden dolayı 1956’da savaşa tanık olmuştur.

Bugün, ‘‘Ortadoğu petrolünün çıkış kapısı konumundaki Hürmüz Boğazı, günde yaklaşık 17 milyon varil hacminde petrol akışı ile dünya petrol taşımacılığında en önemli konuma gelmiştir. Bugün günlük ortalama 14 büyük petrol tankeri Hürmüz Boğazından geçmektedir. 2011 yılında Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol, deniz taşımacılığın %35’ine denk gelmektedir.31

Ortadoğu’nun jeopolitik önemi, yukarıda da ifade edildiği gibi toprak ve kestirme suyollarıyla ölçülürken, Birinci ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra

28 Davutoğlu, op.cit., s.326.

29 Arı, (2007), op.cit., s.27.

30 Henry Kissinger, Diplomasi, çev: İbrahim Kurt, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 10.

Baskı, 2011, s.85.

31 Mariya Belova,‘‘İran Esli Zavtra Voyna’’, Moskva, Energeticheskiy Tsentır Moskovskoy Shkolı Upravlenya Skolkovo, İyul 2012, s.15.

(19)

9 Ortadoğu’nun jeopolitik önemi daha çok petrolle ölçülmeye başlanmıştır. Petrol sayesinde Ortadoğu, büyük güçlerin ilgi alanı haline gelmiştir. Örneğin, 1907’de Ruslarla yapılan anlaşmayla İran’ın güneyine hâkim olan İngilizler, 1951’de İran Başbakanı Doktor Musaddık’ın İran petrolünü millileştirme girişimine kadar bu ülkenin petrolü sayesinde dünya sahnesine jeopolitik üstünlüğünü korumuştur.32

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Ortadoğu petrolü Batı petrol üreticileri arasında rekabete neden olunca 1928 yılında Ermeni kökenli Türk vatandaşı Gurbenkian (İran ve Kuveyt hariç) Ortadoğu’da bir ‘‘kırmızıçizgi’’ çizmiştir.33 Bu kırmızıçizgi içerisinde ‘‘yedi kardeş’’ (BP, Shell, Mobil, Exxon, Socal, Gulf ve Texaco) olarak da bilinen petrol üreticileri kendi aralarında rekabete son vererek Ortadoğu petrolünü düşük fiyata satın alarak dünyadaki jeopolitik üstünlüklerini korumuşlardır.34

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ve Soğuk Savaş’ın da başlanmasıyla Ortadoğu petrolü Batı’nın ve özellikle ABD’nin dış politikası açısından en önemli konuma gelmiştir.35 Soğuk Savaş döneminde ABD’nin bölgedeki en önemli önceliklerinden biri, dünya petrolünün en çok bulunduğu Ortadoğu’yu SSCB’nin hâkimiyeti altına girmesinden korumak olmuştur. Bu doğrultuda ABD, Ortadoğu’yu SSCB’den muhafaza etmek amacıyla 1955’te ‘‘Bağdat Paktı’’36nı kurmuştur.37 1979’da SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesi ve 1979’da İran’da İslam Devrim’in gerçekleşmesi üzerine ABD, Ortadoğu ve özellikle Basra Körfezinden petrolün

32 Arı, (2007),op.cit., s. 255.

33 İbid., s. 145.

34 İbid., s. 385.

35 Deniz, op.cit., s.171.

36 1958’de Irak’ın Bağdat Paktın’dan çekilmesiyle bu blok’un adı CENTO ( The Central Treaty Organization) olarak değiştirilmiştir.

37 Erhan, op.cit., http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=541021#.UOiZ9OQbefk, (Erişim tarihi: 11.10.2012).

(20)

10 akışını güvence altına almak amacıyla 1980’de ‘‘Carter Doktrini’ni’’ ilan etmiştir.38 Bölgeye ise, ‘‘Çevik Kuvvet’’39 adında bir askeri güç göndermiştir.40

Ortadoğu petrolünün jeopolitik açıdan ne kadar öneme sahip olduğu 1973’te

‘‘Yom Kippur’’ olarak da bilinen üçüncü Arap-İsrail Savaşı sırasında ortaya çıkmıştır. ABD’nin Yom Kippur savaşında İsrail’e askeri destek vermesine cevap niteliğinde Arap ülkeleri ellerindeki petrolü siyasi bir koz olarak kullanmıştır. Arap ülkelerin Batı’ya karşı petrolü siyasi bir koz olarak kullanması sonucu, Ortadoğu petrolünün jeopolitik açıdan ne kadar stratejik öneme sahip olduğu anlaşılmıştır.41 1986’da SSCB’nin ekonomisini çökertmek amacıyla, ABD’nin talebi üzerine Suudi Arabistan petrol üretimini artırmıştır. Suudi Arabistan’ın petrol üretimini artırması sonucu, petrol tarihte ikinci kez siyasi koz olarak kullanılmıştır.42

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle karşısında büyük güç bulamayan ABD, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesini gerekçe göstererek savaşa müdahale etmiştir.

Netice de, ABD Kuveyt’in petrolünü ele geçirmiştir. 2003 yılında bu sefer nükleer silahı yok etme bahanesiyle Irak’ı ikinci kez işgal ederek bu ülkenin petrolünü de ele geçirmiştir.43 2011’de Libya’da Kaddafi’nin devrilmesindeki nedeni de, bu ülkenin de petrole zengin olmasıdır.44

38 Çağrı Erhan, Türk Dış Politikası’nın Güncel Sorunları, Ankara, İmaj Yayınevi, 2010, s. 98.

Detaylı bilgi için bkz, ‘‘Carter Doktrine’’,

http://www.presidency.ucsb.edu/ws/index.php?pid=33079, (Erişim tarihi: 22.09.2012).

391983’ten sonra ‘‘Ortak Çevik Kuvvet’’(Rapid Deployment Joyment Task Force), ‘‘Birleşik Devletler Merkezi Komutanlığı’’ (US Central Command CENTOM) olarak değiştirilecektir.

40 İlhan Uzgel, Çevik Kuvvet Kutusu, Baskın oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cilt II, 12. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2010, s. 46.

41 Arı, (2007), op.cit., s. 391.

42 Andrey Kreutz, Russia in the Middle East: friend or foe? London: Greenwood Publishing Group, 2007, p.128.

43 Yuri Borovskiy, ‘‘Soblazn, Neftyanogo Oruzhiya’’,

http://www.intertrends.ru/sixth/010.htm#note14, (Erişim tarihi: 25.11.2012).

44 Satanovskiy, op.cit.,. 27.

(21)

11 Bugün İran’a da git gide Batı’nın baskıları artmaktadır. İran tıpkı Irak gibi nükleer silah üretmekle suçlanmaktadır. Nedeni de, bu ülkenin de petrole zengin olmasıdır. Batı’nın Ortadoğu petrolüne olan bağımlılığı dikkate alındığında, Basra Körfezi’nden petrol teminini garanti altına alınmadığı sürece İran’a karşı askeri operasyonu gerçekleştirmeleri mümkün olmayacaktır. Bunun mümkün olabilmesi için, bugün Batı Suriye’deki Esad rejimini devirmek için büyük çaba harcamaktadır.

Nitekim Batı, Suriye üzerinden Akdeniz’e kadar uzanan petrol boru hatlar sayesinde Körfez petrolünü temin altına alacaktır.45

Görüldüğü gibi, bugün Ortadoğu olarak tanımladığımız bölge kuzeyde Türkiye’yi, batıda Mısır’ı, doğuda İran’ı, güneyde Yemen’i içine alan bir geniş coğrafyayı kapsamaktadır. Bu bölge, tarih boyunca gerek kültürel zenginliği, gerekse coğrafi konumu itibariyle stratejik bir bölge olmuştur. Bu cazibesi nedeniyle bölge geçmişte birçok mücadele, savaş ve güç oyunlarına tanık olmuştur. Zaman içerinde Ortadoğu Pers, Roma, Osmanlı tarafından yönetilmiştir.46 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra, bölge Avrupalıların sömürgeci politikalarına sahne olmuştur.

Ruslar ise, bu bölge ile daha yakından ilgilenmeye 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlamıştır. Ruslar, Osmanlı İmparatorluğunun kontrolündeki Ortadoğu topraklarında ikamet eden Ortodoks Hıristiyanlar üzerinde nüfuz kurmayı arzu etmiştir.47 Fransa ve İngiltere’nin direnmesiyle karşılaşan Ruslar, zayıflayan

45 Stanislav Tarasov, ‘‘Blizhniy Vostok Pered Litsom Sunitsko-Shitskoy Voynı’’, M. Kolerova (ed), Tochka Vzırva: Rossiya, Kavkaz i Blizhniy Vostok, Moskva, İzdatelskiy Dom Regnum, Sentyabır 2012, s.11.

46 Lewis, op.cit., s.25.

47 Kissinger, op.cit., s.85.

(22)

12 Osmanlı İmparatorluğu karşısında kısmen başarılı olmuşsa da, tarihi amacına bir türlü ulaşamamıştır.48

1917 yılında Rusya’da gerçekleşen ‘‘Ekim Devrimi’’n ardından Rusların Ortadoğu politikası büyük ölçüde değişmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rusların Ortadoğu politikası ideolojik içerik kazanmıştır.49 İkinci Dünya Savaşı’na kadar daha çok İngiltere’nin bölgedeki nüfuzunu sınırlamakla uğraşmak zorunda kalan Ruslar, İngiltere’nin bölgeden çekilmesiyle ABD’nin etkinliğini sınırlamak için çaba harcamıştır.50

1991’de SSCB’nin (Sovyetler Birliği) dağılması sonucu, Ruslar tarih boyunca kazandığı toprakları bir anda kaybedince ülkenin yüz ölçümü 22,5 milyon km²’den 17 milyon km²’ye kadar gerilemiştir. Buna rağmen RF (Rusya Federasyonu) dünyanın en büyük devleti olarak kalmıştır. Ayrıca SSCB’nin mirasçısı olması itibarıyla BMGK’deki (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi) yerini korumuştur.

Her şeyden önce, ABD’den sonra ikinci büyük nükleer güç statüsünün yanı sıra konvansiyonel gücünü koruyarak süper güç olmasa da, büyük güç olarak kalmayı başarmıştır.

SSCB’nin dağılmasından sonra, Yeltsin’in ilk başkanlık döneminde RF’nin Batı eksenli politikası Moskova’ya Ortadoğu’da bağımsız politika izlemeyi mümkün kılmamıştır.51 Özellikle 1994’te Yeltsin tarafından başlatılan ‘‘Birinci Çeçen

48 Çağrı Erhan, ‘‘Rusya, Suriye Konusunda Neden bu Kadar Direniyor?’’, 03 Temmuz 2012, http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=541021#.UOiZ9OQbefk, (Erişim tarihi:

11.10.2012).

49 Kreutz, op.cit., p.2.

50 Tayyar Arı, 2000’li Yıllarda Basra körfezinde Güç Dengesi, 4. Baskı, İstanbul, Alfa Yayınevi, 1999, s.81.

51 A.P. Tsigankov, Vneshnyaya Politika Rossii ot Gorbacheva do Putina: Formirovanie Natsionalnogo İnteresa, Moskva, Nauchnaya Kniga, 2008, s.93.

(23)

13 Savaşı’’ RF’yi Ortadoğu’dan uzaklaştırmıştır. Yeltsin’in ikinci başkanlık döneminden sonra RF’de yönetime Avrasyacıların gelmesiyle, Ortadoğu yeniden Moskova’nın dış politika açısından gündeme gelmiştir.52

İki dönem ardı ardına RF’nin Cumhurbaşkanı görevini üstlenen Yeltsin, görevinin bitmesine altı ay kala Başbakan koltuğuna Vladimir Putin’i getirmiştir.

1999 yılında Yeltsin tarafından Başbakan koltuğuna getirilen Vladimir Putin, ilk önce RF’nin iç politikasındaki durumu kontrol altına almaya karar vermiştir. Bu doğrultuda Putin, Dağıstan’daki ve ülke çapındaki patlamaları gerekçe göstererek RF’nin kontrolünden çıkan Çeçenistan’ı yeniden Moskova’nın kontrolü altına almak için İkinci Çeçen Savaşı’nı başlatmıştır. İkinci Çeçen Savaşı’nı başlatan Putin, Yeltsin’den farklı olarak Çeçenistan konusunda Batı ve özellikle Washington’un eleştirilerine maruz kalmamak için ABD’nin terörizme karşı savaşını desteklemekle kalmamış, tek kutuplu politikasını da görmezlikten gelmiştir.53

25 Mart 2000 yılından itibaren RF’nin yönetimini resmen eline alan Putin, önce ülkedeki dengeleri yerine oturtmuş,54 ardından RF’nin ekonomisini güçlendirmeye koyulmuştur. Bu bağlamda Putin, RF’nin petrol ve doğal gaz üretimine önem vermiştir. Zira enerji ihracatı Rusya’nın milli gelirinin neredeyse yarısını teşkil etmekteydi. Özellikle 2003’deki Irak krizinden sonra, dünya pazarında enerji fiyatının yükselmesiyle RF fazladan gelir sağlamıştır. Bu da RF’ye daha bağımsız dış politika izleme olanağı tanımıştır. Bu sayede RF yeniden etki alanlarına geri dönmeye başlamıştır. Ortadoğu’da bu anlamda istisna teşkil etmemiştir.

52 Bobo Lo, Russian Foreign Policy in the Post-Soviet Era: Realty, İllusion and Mythmaking, New York, Palgrave Macmillan, 2002, p. 36.

53 Geoffrey Kemp and Paul Saunders, ‘‘U.S., Russia, and the Greater Middle East: Challenges and Opportunities’’, The Nixon Center, Washington, DC November 2003, p. 4.

54 Çeçen direnişini bastırması, oligarklara karşı başarılı mücadelesi, Rus mafyasına son vermesi vs.

(24)

14 Dış politikada, NATO’nun 1999 yılında Yugoslavya’yı bombalamasından etkilenen Putin, iktidara geldikten hemen sonra yeni ‘‘Askeri Doktrin’’ ilan etmiştir.55 NATO ve AB’nin doğuya doğru genişlemelerinden rahatsızlık duyan Putin, Rus ordusunu yeniden güçlendirmeye koyulmuştur. Özellikle NATO ve AB’nin 2004’teki genişlemesi Putin’i endişelendirmiştir.56 Bugün Putin’i en çok rahatsız eden NATO’nun FSS (Füze Savunma Sistemi) projesidir. NATO’nun FSS’ye misilleme olarak Putin, Rusya’nın batı ve güneyindeki bölgelere kısa ve uzun menzilli füzeler yerleştirme kararı almıştır. 57

RF’nin Ortadoğu politikasına baktığımızda SSCB’nin dağılmasının ardından küresel anlamda süper gücünü kaybeden Moskova, tüm bölgelerden olduğu gibi, Ortadoğu’dan da uzaklaşmıştır. O dönem küresel anlamda rakipsiz hale gelen ABD’nin Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada tek taraflı politika izlemeye başlamıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki tek taraflı politikası 11 Eylül 2001 terör saldırısından sonra Moskova’yı rahatsız etmeye başlamıştır. Özellikle ABD’nin, BMGK’nin kararı olmaksızın 2003’te Irak’ı ikinci kez işgal etmesi RF tarafından endişeyle karşılanmıştır. Bugün ABD’nin, Suudi Arabistan başta olmak üzere Ortadoğu’daki müttefiklerine büyük ölçüde askeri silah satarak bölgede askeri blok

55 Bu doktrin, 1993’te kabul edilen askeri doktrinin geliştirilmiş ve genişletilmiş halidir. Detaylı bilgi için bkz, Ukaz Prezidenta RF ot 21.04.2000, N 706, ‘‘Ob Utverzhdenii Voennoy Doktrinı

Rossiyskoy Federatsii’’, Kremlin, 21 Aprelya 2000, s.1,

http://graph.document.kremlin.ru/page.aspx?651518, (Erişim tarihi: 10.11.2012).

56 ‘‘Kontseptsiya Veneshney Politiki Rossiyskoy Federatsii’’, 15 İyulya 2008, http://www.kremlin.ru/acts/785, (Erişim tarih: 03.01.2013).

57 Habibe Özdal, ‘‘Füze Kalkanında Yeni Perde: Rusya’nın Tedbiri’’, http://www.usakgundem.com/yazar/2310/f%C3%BCze-kalkan%C4%B1nda-yeni-perde-

rusya%E2%80%99n%C4%B1n-tedbiri.html, (Erişim tarihi: 03.11.2012).

(25)

15 oluşturmaya çalışması,58 RF’yi harekete geçirmiştir. Buna cevap niteliğinde RF, bölgedeki eski müttefiklerinden İran ve Suriye’ye askeri destek sağlayarak kendi blok’unu oluşturmaya çalışmaktadır.59

2010’da Arap dünyasında başlayan halk ayaklanmalarına hazırlıksız yakalanan RF, halk ayaklanmalarını ülkelerin iç politika meselesi olarak görmektedir. Dış müdahalenin de mümkün olduğunca engellenmesi yönünde çaba harcamaktadır. Bu bağlamda RF, BM nezdinde Suriye’deki Esad rejimini korumaya devam etmektedir. Nitekim RF, bu yaklaşımıyla en azından ülkesinin bölgedeki siyasi ve ekonomik çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Suriye’de Esad’ı korumadığı takdirde, RF bir kez daha Ortadoğu’da müttefik kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Suriye’yi kaybetmesi, RF’nin Akdeniz’den tamamen çekilmesi anlamına gelecektir. Ayıca Suriye’deki rejimin devrilmesinin ardından isyan etkisinin İran’a sıçrama olasılığı, RF’ye İran’ı da kaybetme olasılığı açacaktır. Tüm bunlar, RF açısından kabul edilemeyecek bir durum olduğu için, ne pahasına olursa olsun Esad rejiminin iktidarda kalabilmesi için var gücünü sarf etmektedir.60

Sonuç olarak, Putin’in başkanlık süreci boyunca siyasi, ekonomik ve askeri reformların hız kazanmasıyla özgüvenini yeniden kazanan RF, SSCB’nin etki alanlarından biri olan Ortadoğu’da yeniden nüfuz sahibi olmak için İran ve Suriye başta olmak üzere bölgede ağırlıklı gördüğü ülkelere yönelik aktif dış politika izlemeye başlamıştır.

58 Çağrı Erhan, ‘‘Bu Silahlar Ne İşe Yarayacak?’’, 04 Eylül 2012, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/haberdetay.aspx?NewsID=21944#.UOibr-Qbefk, (Erişim tarihi: 05 09 2012).

59 Erhan, op.cit., http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=541021#.UOiZ9OQbefk, (Erişim tarihi: 11.10.2012).

60 Kemaloğlu, İlyas, ‘‘Rusya Ortadoğu’daki Kalesini Kaybetmek İstemiyor’’, http://yenisafak.com.tr/Yorum/?i=393703, ( Erişim tarihi: 23.08.2012).

(26)

16 Çalışmamız ana başlık olarak üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde, Yeltsin’in miras dönemi ele alınmıştır. Bu doğrultuda, Yeltsin’in iç ve dış politikasının yanı sıra Ortadoğu politikasından söz edilmiştir. Özellikle Putin’in iktidara gelişiyle iç ve dış politikasındaki öncelikleri ele alınmıştır. Yani, Putin’in iktidara gelişi ve devleti güçlendirmeye yolundaki attığı adımlarından bahsedilmiştir.

Bu bağlamda, RF’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden Çeçenistan’daki direnişi ve Yeltsin döneminde ortaya çıkan oligarklara karşı verdiği mücadeleden söz edilmiştir.

Ayrıca, Putin’in NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ile NATO’nun FSS’nin yakın çevresindeki ülkelere konuşlandırılmasını önlemeye çalışması ele alınmıştır.

Tezin esas konusu ikinci bölümde yer almaktadır. Bu bölümde, 2000 yılından sonra Rusya Federasyonu’nun Ortadoğu politikası ele alınmıştır. Bu bağlamda, İran, Suriye ve Türkiye başta olmak üzere bölgede ağırlıklı görülen ülkelere yönelik RF’nin siyasi, ekonomik ve askeri politikasından söz edilmiştir.

Çalışmamın son üçüncü bölümünde ise, Özellikle ‘‘Arap Baharı’’ da olarak adlandırılan halk ayaklanmasında RF’nin siyasi yaklaşımından kısaca bahsedilmiştir.

Bu bölümde, RF’nin Arap Baharı’nın başlangıç noktası Tunus’a ve ardınca Mısır ve Libya’ya yönelik izlediği bekle gör politikası ile Suriye konusunda pragmatik politikası ele alınmıştır.

(27)

17 BİRİNCİ BÖLÜM

YELTSİN’İN MİRASI

I. İç Politikası

25 Mart 1991 tarihinde Gürcistan ve Baltık Devletleri hariç SSCB’de çapında referandum düzenlenmiştir. Referandum sonucuna göre, halkın %76,4’ü SSCB’nin devam etmesinden yana oy kullanmıştır.61 Ancak, 8 Aralık 1991 tarihinde RF, Ukrayna ve Beyaz Rusya yöneticileri arasında yapılan bir anlaşmayla SSCB’nin dağılması ve yerine Gürcistan ve Baltık devletleri hariç tüm Sovyet Cumhuriyetlerini içeren BDT’nin (Bağımsız Devletler Topluluğu) kurulması kararlaştırmıştır.

26 Aralık 1991 tarihinde ise SSCB kesin olarak dağılmıştır. 62 Tarihte bugüne kadar, hiçbir büyük dünya devleti herhangi bir savaş kaybetmeden SSCB gibi

61 Tsigankov, op.cit., s.65.

62 Günümüzde dahi, Sovyetler Birliği’nin dağılışını merak eden birçok insanın kafasında şu iki soru dolaşıp durmaktadır: Birincisi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasında kim suçluydu? İkincisi ise, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının nedeni neydi? İlk soruya gelince, insanların bir kısmı Sovyet Birliği’nin dağılmasında suçu Gorbaçov’un iktidarın başına geçmesini teklif eden Andrey Gromıko’dan, bir kısmı da Boris Yeltsin’i Rusya’nın başına getiren Gorbaçov’un kendisinden görmüştür. İkinci soruya gelince, Sovyetler Birliği’nin dağılmaya doğru giden süreç, sandığımız gibi Gorbaçov’un 1985’teki perestroykasıyla değil, Helsinki Anlaşması’nın en önemli kısmının, insan hakları konusundaki III. Sepeti ile başlamıştır. Kissenger, op.cit., s.737.

Brejnev’in ‘‘zastoy’’(durgunluk) dönemi ile 1979’daki Afgan Savaşı SSCB’nin ekonomisini zayıflatmıştır. ABD’nin, Sovyetler Birliği’ni dağıtmak için çeşitli yollarla (siyasi, ekonomik, ideolojik, psikolojik) çaba harcaması, ekonomik olarak zayıflamasına hız kazandırmıştır. 1985’te Gorbaçov tarafından öne sürülen ‘‘perestroyka’’ (yeniden yapılanma) ve ‘‘glastnost’’ (açıklık) politikaları da, ilk önce SSCB ekonominin yıpranmasına devamında da dağılmasında etkili olmuştur.

İgor Gali v.b., Sovyetler Birliği Neden ve Nasıl Yıkıldı?, çev: Arif Berberoğlu, Ankara,

Phoenix Yayınevi, 2008, s. 67.

Tüm bunlar, SSCB’nin dağılmasında etkili olmuştur, ancak SSCB’nin dağılmasının asıl nedeni, Sovyetler Birliği yöneticilerin uyguladığı yanlış politikalardan kaynaklanmıştır. Şöyle, ‘‘Marksist

(28)

18 dağılmamıştır.63 SSCB’nin Cumhurbaşkanı Gorbaçov, feshedilmiş devletin yöneticisi olarak devlet başkanı görevinden istifa etmiştir.64

SSCB’nin dağılmasından sonra, Boris Yeltsin Başkanlığı’ndaki RF hızlı bir şekilde serbest pazar ekonomisine geçmeyi başarmıştır. Yalnız, eski sistemden yeni sisteme geçiş yapmak çok da kolay olmamıştır.65 Sadece, 1992-1998 yılları arası yürütülen liberal politikaların RF ekonomisine zararı, Sovyet ekonomisinin İkinci Dünya Savaşı’ndaki zararının iki katından fazla olmuştur. Yeltsin’in liberal politikasının hızlı bir şekilde devam etmesi ülkeyi ilk önce şiddetli bir devalüasyona ardından da görülmemiş bir enflasyona sürüklemiştir. Enflasyonun gelmesiyle, günlük tüketilen tüm ürünlerin fiyatı, yaklaşık 26 kat artmıştır. Bu dönem yiyecek ve içecek yurtdışından ithal edildiği için her şey çok pahalıydı, halkın ise yurtdışından ithal edilen pahalı ürünleri satın alacak parası yoktu. Halkın, SSCB döneminden beri biriktirdiği paranın hiçbir değeri kalmamıştı. Ülkedeki işsizlik ve yolsuzluk yüzünden uyuşturucu, silah ve kadın ticareti ile uğraşan mafya grupları ortaya çıkmıştır.66

Yeltsin’in liberal reformlarıyla RF’ye bir anda giren kapitalist sistem, çok az bir kesimi fazlasıyla zenginleştirirken, halkın geri kalan kısmını yoksullaştırmıştır.67 Şöyle, 1996 yılında bankalar Grup Menatep’in uzmanları tarafından yapılan ideoloji ile Sovyetler Birliği’nin ulusal çıkarları arasında seçim yapmak gerektiğinde çoğu zaman ideolojinin ulusal çıkar uğruna feda edilmiştir’’. Örneğin, Saddam, Irak’taki komünistlere karşı güç kullanınca SSCB bu olaya sessiz kalmıştır. İran’da da aynı şey yaşanmıştır. Arı, (1999), op.cit., s.82.

63 Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası, çev: Yelda Türedi, 10. Baskı, İstanbul, İnkilap Kitabevi, 2005, s. 741.

64 V.İ. Korotkevich, İstorya Sovremennoy Rossi 1991-2003, S-Peterburg, İzdatelstvo S- Peterburskogo Universiteta, 2004, s. 6.

65 İbid.,

66 Primakov, (2010), op.cit., s.116.

67 Korotkevich, op.cit., ss.6-9.

(29)

19 araştırmaya göre, Yeltsin döneminde RF’deki yaşam şartları, halkı dört kategoriye ayırmıştır. Bunlar, % 1’i ‘‘Yeni Ruslar’’, % 8’i ‘‘orta sınıf insanlar’’, % 66’sı ‘‘işçi sınıfı’’ ve % 26’ı da ‘‘fakirler’’ oluşturmuştur.68

90’lı yılların ortalarına gelindiğinde ülkede SSCB’den kalan her şey neredeyse özelleştirilmiştir. Yeltsin ve onun yakın çevresi, SSCB’den kalan ekonomik değerleri istediği gibi kullanmıştır. Yeltsin’in reformlarıyla ortaya çıkan yeni zenginler büyük şirketleri, tesisleri, fabrikaları yok fiyatına satın almıştır. Bu yolla, RF’de ‘‘Forbes Dergisi’’69nde yer alan onlarca oligark ortaya çıkmıştır.

Bunlardan bazıları devlet yönetiminde önemli roller üstlenmiştir. Özellikle Gazprom, Lukoil, Rosvoorujeniye gibi büyük firmalar ülkenin iç ve dış politikasının gidişatını belirlemiştir.70 Bu arada şunu söylemek gerek, 90’lı yıllar boyunca RF’de olup bitenlerin daha beteri SSCB’den çıkan diğer on dört ülkede yaşanmıştır.

II. Dış Politikası

SSCB’nin dağılması Moskova’nın dış politikasını çok etkilemiştir. SSCB’nin dağılması sonucu, RF Kafkasya bölgesinde 1800’lerin başındaki haline, Orta Asya’da 1800’lerin ortalarındaki haline geri dönmüştür. Batı sınırındaki kayıp ise Moskova için en acı verici olmuştur. Bu bölgedeki gerilemesi, 1600’lerdeki Korkunç

68 Boris Kagarlitskiy, Russia Under Yeltsin and Putin, London, Pluto Press, 2002, s.133.

69 Dünyaca ünlü ABD’nin İş Dergisidir.

70 Erel Tellal, Rusya Federasyonunda Siyasal Gelişmeler, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cilt II, 12. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2010, s. 541.

(30)

20 İvan hükümdarlığındaki konumuna geri dönmüştür. Uzakdoğu’sunda ise toprak kaybı yaşamamıştır.71

Toprak kaybının yanı sıra RF Baltık, Karadeniz ve Hazar denizine çıkış sağlayan bazı önemli limanlarını kaybetmiştir.72 Özellikle bir zamanlar SSCB’nin dünyadaki jeopolitik konumunu güçlendiren Küba’daki radyo elektronik ve Vietnam’daki Kamran deniz askeri üslerinden çekilmiştir.73 SSCB’nin dağılması sonucu Moskova kendi toprağı dışında da stratejik noktalarını kaybetmiştir. Bu stratejik noktalardan bir de Ortadoğu olmuştur.

Tüm bu kayıplara rağmen RF yüz ölçümü (17 milyon km²) açısından dünyanın en büyük ülkesi olarak kalmıştır.74 SSCB’nin resmi varisi olması itibariyle BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üye olarak veto hakkını ve ABD’den sonra ikinci büyük nükleer güç statüsünü koruyabilmiştir.75 Bugün RF, büyük sanayisi gelişmiş, uzay teknolojisi konusunda tecrübeli, yer altı kaynakları açısından dünyada en zengin ülkelerden biridir. Her şeyden önce de, RF halkının büyük bir kısmının eğitimli olmasıdır. Tüm bunları göz önümüzde bulundurursak gerçekten şunu diyebiliriz ki, RF süper güç olmasa da, büyük güç olarak kalmıştır.76

71 Brzezinski, op.cit., s.129.

72 Gali, op.cit., s.59.

73 Aleksandır Bushakov, Vladimir Putin: Polkovnik Stavshiy Kapitanom, Moskva, Olma Media Grupp, 2008, s. 80.

74 Kreutz, op.cit., p.2.

75 V.L Hmılyov, Sovremennıe Mezhdunarodnıe Otnoshenie, Tomsk, İzdatelstvo TPTU, 2010, s.117.

76 Yevgeny Primakov, Mir Bez Rossii? K Chemu Vedet Politicheskaya Blizorukost, Moskva, Rossiyskaya Gazeta, 2009, s.5.

(31)

21 Yeltsin’in ilk başkanlık dönemi boyunca RF Batı yanlısı politika izlemişse de, ancak kaybettiği topraklardan asla vazgeçmemiştir. Bunun en bariz göstergesi, Yeltsin’in 1993 yılın Kasım ayında “Yakın Çevre” (Blijnee Zarubeje) olarak bilinen eski Sovyet coğrafyasını stratejik çıkarları açısından kendisinin nüfuz alanı olarak kabul eden “Ulusal Güvenlik Doktrini”ni ilan etmesidir. Aynı tarih içerisinde RF

“Karaganov Doktrini” adıyla da bilinen Askeri doktrin ilan etmiştir. Bu doktrine göre ise, RF ile BDT ülkelerin güvenliğini sağlamak için, gerektiğinde Rus askerlerinin sınır dışına konuşlanabileceği ilkesi kabul edilmiştir.77

III. Ortadoğu Politikası

SSCB’nin bir anda dağılışı, Moskova’nın Ortadoğu politikasını hem olumlu hem de olumsuz yönde etkilemiştir. Olumlu yönü, eskiden SSCB tehdidini bölgedeki ülkelere karşı rahatlıkla kullanabilen ABD’nin, SSCB’nin dağılmasıyla Ortadoğu ülkelerine karşı kullandığı ‘‘Sovyet Tehdidi’’ söyleminin inandırıcılığını yitirmiş olmasıdır. Olumsuz yönü ise, küresel açıdan siyasi, ekonomik, jeopolitik konumunu kaybeden Moskova, tüm bölgelerden çekildiği gibi, Ortadoğu bölgesinden de çekilmek zorunda kalmıştır.78

77 1993’te kabul edilen askeri doktrinin orijinal metni bulunmamaktadır. Ayrıca bkz, Erel Tellal,

‘‘Zumrudiyanka: Ruysa Federasyonu’nun Dış Politikası’’, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C:65, S:3, ss. 206-208.

78 Arı, (2007), op.cit., s.669.

(32)

22 Ayrıca, Yeltsin’in ilk başkanlık süreci boyunca Dışişleri Bakanı Andrey Kozyrev’in dış politikada Batı eksenli politika izlemesi,79 küresel pazara geçiş sürecinin beklenenden uzun sürmesi, ülkedeki ekonomik sorunların çözülmemesi ve bağımsızlıklarını yeni kazanan eski SSCB ülkeleriyle uğraşmak zorunda kalan Moskova, Ortadoğu’ya yönelik aktif politika izleyememiştir. Oysa Soğuk Savaş dönemi boyunca Moskova bölge ülkelerine siyasi destek sağlayarak bölgede aktif politika izlemiştir.80

Yeltsin’in ikinci başkanlık dönemine doğru RF Ortadoğu’dan neredeyse çekilmiş durumundaydı. Buna en güzel örnek, RF’nin Dış İşleri Bakanı Andrey Kozyrev iki defa, RF Devlet Başkanı Boris Yeltsin ise sadece bir kez Ortadoğu’yu ziyaret etmesidir. Bunun dışında RF Ortadoğu’ya her hangi bir üst düzey ziyareti yapmamıştır. Oysa o dönem Amerikalılar sürekli üst düzey ziyaretlerin yanı sıra ekonomik ve askeri anlamda Ortadoğu’da bulunmuştur.81

1996 yılına gelindiğinde RF’nin Batı eksenli dış politikasından memnun olmayan Yeltsin, Atlantikçi Kozyrev’u Dışişleri Bakanı görevinden alarak yerine Avrasyacı ve aynı zamanda Ortadoğu uzmanı olan Yvgeni Primakov’u getirmiştir.

Primakov’un Dışişleri Bakanı görevine gelmesiyle RF’nin Ortadoğu politikası stratejik açıdan yeniden gündeme gelmiştir. Örneğin, 1998’da ABD Irak’ı bombaladığında RF bu olayı şiddetle kınamıştır. Ayrıca, İsrail’e olan desteğini

79 Örneğin, 1992’de BM’nin Yugoslavya’ya karşı yaptırım uygulamasına oy kullanıldığında RF

‘‘evet’’ oyu vermiştir. İgır İvanov, Novaya Rossiyskaya Diplomatiya: Desyat Let Vneshney Politiki Stranı, Moskva, Olma Pres, 2002, s. 52.

80 E.M. Kojokin, ‘‘Osnovnıye Prioritetı Vneshney Politiki Rossii (1992-1999)’’, Torkunov (ed.), Vneshnyaya Politika Rossiyskoy Federastsı, Moskva, MGİMO, 2000, s.43.

81 Kulik Stanislav, ‘‘Blizhnevostochnaya Politika Rossii: İstoricheskiy Opıt 1996-1999’’, Nauchnıy Jurnal Kub GAU, N 1 (07), 2012, ss. 1-11.

(33)

23 azaltarak tekrar Araplara yönelmiştir.82 Aynı senede, BM’nin 1991’de Irak’a uyguladığı ekonomik yaptırımların kaldırılması için BM’ye başvuruda bulunmuştur.83

Yeltsin’in sekiz sene başkanlık süresi boyunca RF’nin Ortadoğu’daki ekonomik politikası da önemli derecede zayıflamıştır. Oysa Soğuk Savaşı dönemi boyunca Moskova, Ortadoğu’daki müttefiklerine ekonomik açıdan da destek sağlayarak bölgede nüfuzunu güçlendirmiştir. Bunun en çarpıcı misali, 20. Yüzyılda SSCB tarafından Mısır’da inşa edilen Asuan Barajı ve Nag Hamadi Alüminyum fabrikasıdır.84

Yeltsin dönemi boyunca RF, Suriye ve Irak’taki ekonomik kaybını bölgede ekonomik açıdan güçlü gördüğü İran ve Türkiye ile telafi etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda, 1997’de Türkiye ile doğal gaz alanında bir anlaşma imzalamıştır. Mavi Akım olarak da bilinen bu proje 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.85 İran’la ise, maliyeti 3,5 milyar dolar civarında olan üç nükleer reaktörün yapımı konusunda anlaşmıştır.86

Yeltsin’in iki dönem ardı ardına başkanlık döneminde RF’nin Ortadoğu’daki askeri politikası da önemli derecede zayıflamıştır. Oysa SSCB döneminde Moskova’nın bölgedeki askeri politikası Soğuk Savaş döneminde Ortadoğu

82 A.S. Protopopova, İstorya Mezhdunarodnıh Otnosheniy i Vneshney Politiki Rossii 1648-2005, 2.İzdanye, Moskva, İzdatelstvo Aspekt Press, 2008, s. 315.

83 Lo, op.cit., p. 36.

84 İvanov, op.cit., s. 53.

85 Erell Tellel, Mavi Akım kutusu, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cilt. II, 12. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2010, s. 548.

86 S.G. Luzyanin, Vostochnaya Politika Vladimira Putina: Vozvrashenie Rossii na ‘‘Bolshoy Vostok’’, Maskva, Vostok-Zapad, 2007, s.133.

(34)

24 konumunu güçlendiren en önemli faktörlerden biri olmuştur. Örneğin, Soğuk Savaş döneminde Moskova, İsrail ile yaşanan çatışmalarda Arap devletlerine büyük ölçüde askeri destek sağlamıştır. Özellikle, Altı Gün ve Yom Kippur savaşlarında Araplara büyük miktarda silah desteği sağlamıştır. 1982’deki savaşta da SSCB’nin verdiği silahlar sayesinde Arap ülkeleri İsrail ordusuna karşı direnebilmiştir.

Yeltsin dönemi RF’sinin Ortadoğu başta olmak üzere dış politikasının Batı’ya destek verme biçiminde yürütülmesi, askeri politikasını zayıflatmıştır. Bunun en çarpıcı örneği, Batı’nın Libya, Yugoslav ve Irak’a karşı ekonomik yaptırımlarını desteklemiştir. Batı’nın ekonomik yaptırımlarını desteklemesi sonucu, RF silah satışından gelen milyarlarca doları kaybetmiştir. Öyle ki, 1989 yılında 19,8 milyar dolar civarında olan Rus silah ihracatı, 1993 yılında 6,6 milyar dolara kadar gerilemiştir.87 O dönem İsrail ile yeniden diplomatik ilişkiler kuran RF, Ortadoğu’da eski müttefiklerinden sadece Suriye ve İran’a askeri destek sağlayabilmiştir. Yalnız, RF’nin bu ülkelere sattığı silahların büyük bir kısmı savunma amaçlıydı, saldırı amaçlı güden silah ise satmamıştır.88 Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerin SSCB döneminden birikip gelen Moskova’ya olan borçları ise,89 RF’nin bölgedeki askeri politikasının gelişmesi önünde en büyük engel olmuştur.90

Tüm bu saydıklarımız, RF’nin Ortadoğu’daki askeri politikasını zayıflatmışsa da, ortadan kaldıramamıştır. Zira Moskova’nın Ortadoğu’ya olan askeri desteği

87 Olga Oliker, Russian Foreign Policy: Sources and İmplications, Santa Monica, CA, RAND Corporation, 2009, p.76.

88 Nikolay Sergeeviç Leonov, Zakat ili Rassvet? Rossiya: 2000-2008, Moskva, Russkiy Dom, 2008, s.162.

89 Suriye’nin Moskova’ya olan borcu 3,5 milyar dolarken, Irak’ın 9 milyarı, Cezayir’in ise 4,7 milyar doları aşmıştı. Malashenko, op.cit., s.20.

90 Tsigankov, op.cit., s.94.

(35)

25 SSCB döneminde olduğu gibi, belirli bir düzeyde RF’nin dış politikasında siyasi faktör olarak kalmıştır. Yeltsin döneminde izlenen bu politika, Putin döneminde hız kazanmıştır.

IV. Putin’in İktidara Gelişi

Her kalp krizi sonrası aylarca görevinden uzak kalan RF’nin ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in, 1999 yılının 31 Aralığına kadar bu görevi iki dönem arka arkaya üstlendikten sonra yetkilerini kime devredeceği merak konusu olmuştur.

Herkes Yeltsin’in ona yakın olan kişilerden birine görevini devredeceğini tahmin ederken Boris Yeltsin, yetkilerini altı ay önce başbakan koltuğuna getirdiği eski KGB ajanı Vladimir Putin’e devretmiştir.91 Yalnız, Putin’i bulmak Yeltsin için çok da kolay olmamıştır. Yeltsin, Putin’i bulana kadar neredeyse dört başbakan değiştirmiştir.92

Doğu Almanya’da KGB istihbaratçısı olarak görev yapan Putin’in, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesiyle istihbarat görevi sona ermiştir. İstihbarattan ayrılan Putin, ülkesine döndükten kısa bir süre sonra doğup büyüdüğü St. Petersburg şehrindeki Jdanov adındaki Leningrad Devlet Üniversitesi’nde çalışmaya başlamıştır.93 Öğretmeni olarak gördüğü Hukuk Profesörü Anatoli Sobçak’ın yanında çalışmaya başlayan Putin, Sobçak’ın Leningrad Sovyet Başkanlığına yükselmesiyle

91 Oleg Morozov, Pochemu on Vıbral Putina?, Moskva, İzdatelstvo Rus Olimp, 2009, s. 4.

92 Yeltsin’in bir buçuk yıl içerisinde dört başbakan değiştirmesindeki nedeni; şimdiye kadar yaptığı siyasi değişiklikleri ve kendisinin istifası sonrası ailesini mahkeme davalardan koruyabilecek birisini bulamamasıdır. Leonov, op.cit., s.8.

93 Edward Lucas, The New Cold War: Putin’s Russia and The Threat to The West, First Published, New York, Palgrave Macmillan, 2008, 19.

(36)

26 onun danışmanlığını yapmıştır.94 Sobçak’ın St. Petersburg Belediye Başkanı seçilmesinin ardından Putin, St. Petersburg Belediye Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Fakat 1996’da Sobçak’ın Belediye Başkanlığı seçimlerini kaybetmesinin ardından belediye yönetiminden ayrılan Putin, 1996 Ağustos’unda Kremlin Sarayı Mülkiyet İdaresi Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir. 1997’de Devlet Başkanlığı Denetim İdaresi Ana Kontrol Bölümü’nün başına getirilmiştir.

Burada yasaların yürürlüğe konması ve tüm başkanlık genelgelerinin ülke genelinde uygulanmasından sorumlu olmuştur. Aynı dönemde Güvenlik Konseyi’nin ekonomik güvenlikten sorumlu üyesi görevini üstlenmiştir. 1998’de Devlet Başkanlığı Bölgelerle İlişkiler İdaresi’nde başkan yardımcısı olarak görev yapmıştır.95

Putin’in Kremlin’de üstlendiği bu görevlerin ardından 25 Temmuz 1998’de İngiltere’de sürgünde bulunan ve geçtiğimiz aylarda hayata göz yuman ORT televizyon kanalının eski sahibi Boris Berzizovsi’nin önerisi üzerine Yeltsin tarafından Rusya İç İstihbarat Servisi FSB’nin başkanlığına getirilmiştir.96 RF eski Maliye Bakanı Anatoli Çubays’ın isteği üzerine de Başbakanlık koltuğuna getirilmiştir. 31 Aralık 1999 yılında RF’nin ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in görevinden istifa etmesi97 üzerine Putin vekâleten başkanlık koltuğuna oturmuştur.

94 Roy Medvedev, Vladimir Putin: Chetıre Goda v Kremle, Moskva, İzdatelstvo Vremya, 2004, s.

10.

95 Bushkov, op.cit., ss. 9-10.

96 Steve Levine, Putin’in Labirenti: Casuslar, Cinayetler ve Yeni Rusya’nın Karanlık Yüzü, çev:

Mert Akcanbaş, 1. Baskı, İstanbul, Destek Yayınevi, 2010, s.106.

97 Yeltsin’in de kendi isteğiyle istifa ettiği söyleniyorsa da, gerçekte Rusya’nın iç politikasındaki istikrarsızlık Yeltsin’i istifa etmeye mecbur kılmıştır. Korotkevich, op.cit., s. 6.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :